Yazılar

Filistin Halkının Geleceğine Trump Karar Veremez

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Umut Oran, ABD Başkanı Trump’ın “Kudüs’ü İsrail’in başkenti” olarak ilan etmesine tepki göstererek “Filistin halkının geleceğine Trump karar veremez!” dedi. Yaptığı basın açıklamasıyla sorunun ancak “başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin Devleti’nin tanınmasıyla” çözülebileceğini söyleyen Oran, İslam coğrafyasında yaşayan her bireyin ve siyasi partinin de yüzyıllardır yapmadıkları “özeleştirileri” yapması gerektiğinin altını çizdi. Aklı egemen kılacak, insanı özgürleştirecek, her türlü baskı kurumunu ortadan kaldıracak yeni bir anlayışın temelleri atılmadığı müddetçe “kaos düzeni” kuran ABD’ye karşı mücadele edilmiş olmayacağını anlatan Oran, Sosyalist Enternasyonal’in Filistin halkının yanında olduğunu söyledi.

Umut Oran’ın yayınladığı basın bildirisinde şu görüşler paylaşıldı:

Ortadoğu’nun kronik hale gelmiş olan pek çok sorunu; başkenti Doğu Kudüs olan ve tüm dünya tarafından egemen bir devlet olarak tanınan “Bağımsız Filistin Devleti” kurulmadığı müddetçe çözülemeyecektir. Bu anlamda Amerikan Başkanı Trump’ın kendi kişisel ajandasına uygun olarak aldığı ve Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak niteleyen “keyfi karar” her anlamda yanlış ve tek taraflıdır. Filistin halkının geleceğine Trump ya da bir başkası karar veremez. Başkentler de uluslararası hukuk ve tarihsel gerçekler göz ardı edilerek tespit edilemez.

Trump’ın Kararı Keyfi Bir Karardır

Ancak Trump’ın aldığı “keyfi karar”, dünyanın içinde bulunduğu anti-demokratik iklimi açığa vurması ve nefret üzerinden “rant devşiren” anlayışın halkları birbirine kırdırmaktan çekinmeyeceğini göstermesi açısından uyarıcıdır. ABD’ye yön veren güç odakları, “tek kutuplu dünya” dayatmasına uygun olarak çatışma alanlarını kaşımaya ve savaşları yaygınlaştırmaya devam etmektedir. Bu durum bir yandan “medeniyetler çatışması” tezlerine uygun hassasiyetler üzerinden kendi iç kamuoylarını uyuturken diğer yandan da “potansiyel tehdit olarak” görülen devletleri “meşgul ederek” ABD’ye karşı yükselecek gücü çatışma alanlarında parçalara ayırma amacı gütmektedir. Irak’ın, Suriye’nin, Ukrayna’nın, Libya’nın bu denli tarumar edilmesi; Kuzey Kore’nin, Filipinler’in sürekli gündemde tutulması; enerji zengini İslam coğrafyasının da ne idiği belirsiz “krallarla, prenslerle, sözde aristokratlarla” kontrol edilmesi ABD merkezli “kaos düzeninin” yansımaları olarak görülmelidir.

İslam Coğrafyası Özeleştiri Yapmalı

Öte yandan meselenin tüm ezilen halkları ilgilendiren boyutu da gözden kaçırılmamalıdır. İslam coğrafyasında yaşayan her bireyin ve siyasi partinin yüzyıllardır yapmadıkları “özeleştirileri” yapması artık bir zorunluluktur. “Cehennemin kapıları açıldı!” gibi daha önce de onlarca defa yapılan ve hiçbir sonuç doğurmayan açıklamaların, histerik bayrak yakma seanslarının ya da gerçeği göz ardı eden duygusal çıkışların Filistinlilere de, ezilen dünya Müslümanlarına da faydası yoktur. Zira bu ve benzeri tepkiler “kaos düzenine” hizmet etmek demek olacaktır.

Doğru Tavır: Yıkıcı Kapitalist Düzeni Tartışmaya Açmaktır!

Gelinen noktada doğru tavır: “Uluslararası ittifakları yeniden gözden geçirmek, yıkıcı kapitalist düzeni tartışmaya açmak ve aklı egemen kılacak, insanı özgürleştirecek, her türlü baskı kurumunu ortadan kaldıracak yeni bir anlayışın temellerini atmak olacaktır.” Aksi her durumda bugün tepki gösteren devlet yöneticileri yarın Trump’la “samimi pozlar vermek” için kuyruğa girecekler, birkaç dakika telefonda konuşabilmek için milyarlarca dolarlık Amerikan malı satın almak zorunda kalacaklardır.

Sosyalist Enternasyonal Bağımsız Filistin’in Yanındadır

Bu bakış açısıyla, tüm yurttaşlarımızı ve İslam dünyasını mazlum Filistin halkıyla dayanışma içinde olmaya ve gerçek bir “özeleştiri” yapmaya çağırıyorum. Sosyalist Enternasyonal’in ve üye partilerin, “İsrail’le barış içinde yaşayacak, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin Devleti’ne” destek olmaya devam edeceğini de bir kez daha kamuoyunun bilgisine sunuyorum.

 

Umut Oran’dan Suriye sınırından dış politika uyarısı

Image processed by CodeCarvings Piczard ### FREE Community Edition ### on 2014-03-04 19:21:15Z | http://piczard.com | http://codecarvings.com

Image processed by CodeCarvings Piczard ### FREE Community Edition ### on 2014-03-04 19:21:15Z | http://piczard.com | http://codecarvings.com

Hatay’dan uyarıyorum: AKP hükümetini Suriye konusunda uyarıyorum: bulanık suya acele balıklama dalmayın !

Hataylı kardeşlerim, barış için, kardeşlik için, dostluk, komşuluk için ” tek adam rejimine” hayır demeli

Lütfen unutmayın! 1 Hayır 1 vatan kurtarır! 1 Oy 1 Vatan Kurtarır!   

Anadolu’yu karış karış gezen CHP’li Umut Oran, bugün Hatay’a giderek çalışmalarda bulundu. Suriye’deki son durumu değerlendiren Umut Oran, “Hataylı Kardeşlerimi uyarıyorum: Bakın ABD’nin Suriye’ye BM kararı olmadan vurmasına kimler evet dedi? İsrail-Sudi Arabistan-Katar, başka? Barzani-PKK-YPG, başka? Binali bey, Devlet bey! Hataylı kardeşlerime soruyorum: Kim kimlerle beraber? İşte Hataylı kardeşlerim, barış için, kardeşlik için, dostluk, komşuluk için ” tek adam rejimine” hayır demeli” diye konuştu.

Hatay’da CHP PM Üyesi ve Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu ile birlikte çalışma yürüten Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Umut Oran, Erzin ve Dörtyol’da esnaf ve vatandaşların yanı sıra esnaf, sanatkar, ticaret ve sanayi odalarını da ziyaret ettiler. Hatay çalışmalarında açıklamalarda bulunan Umut Oran şöyle konuştu:

Referanduma katılım yükseliyor

Türkiye’nin her anlamda varlığını ve birliğini tehdit eden “tek adam rejimine” karşı “hayırlı mücadelemiz devam ediyor. Yurdun dört bir yanında her partiden yurttaşlarımız hayır oyu yönündeki kararlılığı, tüm anketlerde referanduma katılım oranlarının hızla yükseliyor olması AKP hükümetinin dengesinin bozulmasına sebep oluyor.

Bu sebepten olacak ki Amerikan gemilerinden komşumuz Suriye’ye fırlatılan füzeler AKP hükümeti tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanmış ve ortada uluslararası bir karar olmamasına rağmen “savaş çığırtkanlığı” başlatılmıştır.

Hatay’da sınırdan hükümeti uyardı

Hatay’dan uyarıyorum: AKP hükümetini Suriye konusunda uyarıyorum: bulanık suya acele balıklama dalmayın ! Hataylı Kardeşlerimi uyarıyorum: Bakın ABD’nin Suriye’ye BM kararı olmadan vurmasına kimler evet dedi? İsrail-Sudi Arabistan-Katar, başka? Barzani-PKK-YPG, başka? Binali bey, Devlet bey! Hataylı kardeşlerime soruyorum: Kim kimlerle beraber? İşte Hataylı kardeşlerim, barış için, kardeşlik için, dostluk, komşuluk için ” tek adam rejimine” hayır demeli”

Vekalet Savaşına hayır

Türk Milleti bilmelidir ki Irak’ta ve Suriye’de akan kan Müslümanların kanıdır. Batılı emperyalist güçlerin destekledikleri IŞID, YPG, PKK ve Nusra gibi terör örgütleri tüm insanlığa karşı suç işlemektedirler. Mazlum milletlerin üzerine silahla ve bombayla salınan terör örgütlerinin tamamına hem Türkiye içinde hem de sınırlarımızda müsaade edilmemeli, vekâlet savaşı adı altında emperyalist devletlerin hizmetine girmiş olan bu gruplara karşı Türk devletinin ve komşu devletlerin bütünlüğü savunulmalıdır.

Irak’ın düzmece olduğu kabul edildi

Tıpkı 2003’te düzmece kimyasal silah iddialarıyla Irak’ın işgal edilmesi olayında yaşandığı gibi Suriye’nin toprak bütünlüğünü ortadan kaldıracak ve tüm güney sınırımızda bir PKK devleti kuracak olan her türlü oldu-bittiye karşı bölge devletleriyle işbirliği içinde olmak tarihin ve aklın dayattığı zorunluluklardır.

Amerikan askerleri PKK ile kolkola

Gelinen nokta her anlamda tehlikelidir. Özellikle AKP’nin henüz ispatlanmamış bir kimyasal saldırı iddiaları üzerinden, Amerikan askerlerinin yerine Mehmetçiği gözden çıkarma hevesi asla kabul edilmemelidir. Fırat Kalkanı Operasyonunda net olarak görüldüğü üzere PKK-YPG terör örgütleri Afrin’de Rus’larla, Menbiç’te ve Rakka’da Amerikan askerleriyle kol koladır ve kendilerine sağlanan modern silahlarla beraber IŞID’a karşı savaş adı altında Suriye’nin bütünlüğüne karşı savaşmaktadırlar.

Türkiye’nin bütünlüğü tehlikeye atılıyor

Soğuk Savaş sonrasında Amerikalı stratejistler tarafından hedef tahtasına oturtulan “güçlü ulus devletler”, Irak’ta ve Suriye’de olduğu gibi tehdit altındadır. Bu devletlerin bölünmesine yol açacak herhangi bir projeye ya da operasyona destek vermekse Türkiye’nin bütünlüğünü de tehlikeye atmak demektir. Bu anlamda sorun sadece Irak, Suriye’nin ya da İran’ın sorunu değil emperyalizmin kendisine rakip olarak gördüğü “güçlü ulus devletlerin” tamamıdır. AKP’nin açıklamaları ve “savaş çığırtkanlığı” Türkiye’nin ve bölgenin gerçekleriyle uyuşmadığı gibi milli bir politika da değildir.

Milli Duruş Barzani’ye karşı olmaktır

AKP’nin topluma dayattığı “tek adam rejimi”ne Türk milletinin “hayır” diyeceği açık ve net olarak görüldüğü için AKP, savaşçı bir dil kullanarak ve bunu milli bir dava gibi göstermeye çalışarak toplumu etkilemeye çalışmaktadır. Oysa çok açıktır ki milli duruş Musul’un ve Kerkük’ün bir oldu-bittiyle Barzani’ye teslim edilmesine engel olmakla mümkündür. Milli duruş, Suriye’nin kuzeyinde kurulmak üzere olan PKK devletine karşı mücadeleyle mümkündür. Mehmetçiği Amerikan planları için pazarlık masalarına sürmek milli bir duruş değildir. Türk Milleti, başta medeniyetler şehri Antakya olmak üzere bu savaş çığırtkanlığına hayır demelidir. Bu anlamda 16 Nisan, “savaş naraları” atanlara karşı “güçlü bir hayır” demeyi zorunlu kılmaktadır. Artık AKP’nin iflas etmiş, sürekli sorun yaratan “dış politikasına” ve milletin gerçek sorunlarını öteleyerek kendi kişisel sorunlarına odaklanan siyaset anlayışına “hayır” deme vakti gelmiştir.

Unutmayın, 1 Hayır 1 vatan kurtarır! 1 Oy 1 Vatan Kurtarır!   

16 Nisan’a sayılı gün kala tüm yurttaşlarıma tekrar çağrıda bulunmak istiyorum. 17 Nisan’da Hayır’lı bir sabaha uyanmak için sadece 1 kişiyi ikna etmek yeterlidir. Oy vermeyi düşünmeyen sadece 1 kişinin kolundan tutup onun sandığa gitmesini sağlamak ülkemize yapılacak en büyük iyiliktir. Lütfen unutmayın! 1 Hayır 1 vatan kurtarır! 1 Oy 1 Vatan Kurtarır!

Kayseri saldırısı Malaga’dan ses getirdi

 

malaga

PKK’ya Enternasyonal kınama

 “Ama Erdoğan…” diyen Suriyeliyi Umut Oran susturdu 

“Önce vatanım” diyen Umut Oran, Erdoğan ve AKP hükümetini gündeme aldırmadı 

PKK’ya YPG’ye giden AB ve ABD silahları da konuşuldu 

Sosyalist Enternasyonal (SE) Akdeniz Komitesi’nin 16-17 Aralık 2016 tarihlerinde İspanya’nın Malaga kentinde yaptığı toplantıda CHP’li Umut Oran tarafından Kayseri saldırısının da gündeme getirildiği öğrenildi. Umut Oran’ın AB ve ABD’nin PKK bağlantılı gruplara kontrolsüz verdiği silahların Türkiye’de masum insanları öldürmesinden duyduğu rahatsızlığı anlattığı toplantıda, o sabah yaşanan Kayseri saldırısını da gündeme getirdiği kaydedildi. SE Başkan Yardımcısı Umut Oran’ın ”PKK’nın kınanması ve örgüt mensuplarının yakalanıp yargılanması konusunda Türkiye ile aktif işbirliği yapılması” çağrısı üzerine Suriyeli temsilcinin, “Türkiye’nin tutarsız politikaları uluslararası arenada bu konudaki samimiyeti etkiliyor. Uluslararası politika Erdoğan’a göre şekillendirilmez” itirazına sert çıkan Umut Oran, “Söz konusu olan vatandaşımın canıysa söz konusu olan vatanımsa gerisi teferruat. Bu konuda gereğini derhal, amasız fakatsız yapın. Bugün bu ortamda ülkemde yas varken, bu konuyu Erdoğan ya da AKP politikalarıyla bir araya getiremezsiniz, buna izin veremem” dedi. Bunun üzerine Sosyalist Enternasyonal, PKK’yı kınayan bir bildiri yayınladı.

AB ve ABD silahları Türk vatandaşlarını öldürüyor!

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı CHP’li Umut Oran’ın, Malaga’daki toplantıda cuma günü yaptığı konuşmada, “Özellikle AB üyeleri ve ABD’nin Suriye ve Irak’ta IŞİD’le mücadele edilmesi için muhaliflere ve Kürt gruplara, PKK’ya bağlı PYD ve YPG gibi örgütlere kontrolsüz biçimde verdikleri silah ve mühimmat Türkiye’de benim vatandaşlarımı vurmakta güvenlik güçlerimiz şehit edilmektedir. Bundan çok büyük rahatsızlık duyuyoruz” dediği öğrenildi.

Umut Oran, Halep’te yaşanan insanlık dramı karşısında uluslararası kurumların daha fazla sessiz kalmamaları gerektiğini belirterek, katliamın bitirilmesi için bir an evvel harekete geçilmesi gerektiğini vurguladı.

Türkiye adına sizden büyük bir ses bekliyorum

Cumartesi günü ise Kayseri’de askerlere yönelik saldırı haberini alması üzerine Umut Oran’ın bir kez daha söz alarak SE üyelerine şu çağrıda bulundu:

“Bu sabah Türkiye’de Kayseri’de bombalı saldırı yapıldı masum insanlarımız can verdi. Terör insanlık suçudur, iyi terörist ya da kötü terörist olmaz. Teröre doğrudan veya dolaylı olarak hizmet eden teröristtir ve mutlaka cezalandırılması gerekir. Bakın bugün ülkemde olmam ve yurttaşlarımın acısını paylaşmam, beraber yas tutmam ve terörle mücadeleye destek olmam gerekirken burada Enternasyonal toplantısındayım. Sizler de terörle mücadele konusunda samimi iseniz açıkça bu terör örgütlerini deşifre edin, en sert şekilde kınayın. Bu nedenle sizlerden Türkiye adına büyük bir ses bekliyorum. Bu teröristlerin yakalanıp yargılanmaları, Türkiye’ye iade edilmeleri için aktif bir işbirliği, büyük bir kınama ve dayanışma bekliyorum.”

Suriyeli’den Erdoğan itirazı geldi

Ancak SE’ye üye olmamasına rağmen Suriyeli Ezidileri temsilen Londra’dan gelen bir katılımcı, “Saldırılar nedeniyle çok üzgünüm, masum insanların ölmesini ben de kınıyorum. Ama Türkiye de kendi iç politikalarını gözden geçirmeli. 4 yıl boyunca başbakanınız PKK ile ortak çalışma yaptı ve müzakere ederek barış sürecini sürdürdü sonra da birden fikir değiştirerek PKK’yı düşman ilan etti. Bu tutarsız politikalar uluslararası arenada Türkiye’nin bu konudaki samimiyetini etkiliyor. Uluslararası politika Erdoğan’a göre şekillendirilmez” diyerek itiraz etti.

Umut Oran sesini yükseltti: Toplantıyı terk ederim!

Bunun üzerine yeniden söz alan Umut Oran’ın ise yüksek sesle şu konuşmayı yaparak başlamadan tartışmayı bitirdiği öğrenildi:

“Gündemimiz Erdoğan’ın siyaset anlayışı değil. Ortada terör örgütü PKK’nın yaptığı bir terör olayı, bombalı saldırı bir katliam var, masum insanlarımız ölüyor. Ya PKK’yı en sert şekilde kınayıp deşifre edersiniz ve bizimle aktif işbirliğinde bulunursunuz ya da ben bu toplantıyı terk ederim. Söz konusu olan vatandaşımın canıysa söz konusu olan vatanımsa gerisi teferruat. Bu konuda gereğini derhal, amasız fakatsız yapın. Bugün bu ortamda ülkemde yas varken, bu konuyu Erdoğan ya da AKP politikalarıyla bir araya getiremezsiniz, buna izin veremem.”

Enternasyonal PKK’yı kınadı

Umut Oran’ın bu konuşmasının ardından Malaga Bildirisine PKK’nın kınanmasıyla ilgili şu ifadeler oybirliğiyle eklendi:

“İstanbul’dan Paris’e, Brüksel’den Tunus’a kadar tüm Akdeniz boyunca gerçekleştirilen terör saldırıları hepimizi dehşete düşürmüştür. Geçtiğimiz haftalarda PKK tarafından gerçekleştirilen ve onlarca masum insanın hayatını kaybetmesine sebep olan terör saldırılarını şiddetle kınıyoruz.  Hükümetlerimiz, bu tarz tehditleri küresel düzeyde ele almalı ve yalnızca sahada mücadele etmek yerine radikalizmin sebepleriyle de mücadele etmelidir.” 

15 Temmuz eleştirisi de var 

Bu arada bildiride 15 Temmuz askeri darbe girişimi kınanırken sonrasında yaşanan hukuksuzluklara da şu şekilde dikkat çekildi:

“Bizler, Türkiye’deki 15 Temmuz askeri darbe girişimini kınadığımız gibi o tarihten beri hükümetin baskıcı ve antidemokratik yönelimini de derin bir üzüntüyle karşılamaktayız. Türk halkını, sivil toplum örgütlerini, gazetecileri ve insan hakları savunucularını ayrıca demokratik değerleri ve fikirleri savundukları için baskı altına alınan CHP ve HDP’yi de güçlü şekilde desteklediğimizi ve hepsiyle dayanışma içinde olduğumuzu ifade ediyoruz. “

 

Nitelikli Sanayi Bölgesi (QIZ)

OBAMA ZİYARETİ, ABD İLE ‘SMART’ İLİŞKİLERE KAPI AÇSIN…

Hem küresel ölçekte hem de bölgemizde yeni dengelerin, yeni yapıların oluştuğuna şahit oluyoruz. Böylesi bir değişim döneminde ABD Başkanı Obama’nın Türkiye’ye yapacağı ziyaret kuşkusuz Türkiye ve içinde bulunduğu coğrafya için büyük önem taşıyor. Obama’nın ABD olarak 2010 yılına kadar Irak’taki muharip güçlerini çekeceklerini ve bölgenin istikrarına büyük önem verdiklerini açıklamış olması bu noktada olumlu işaretler olarak değerlendirilmeli.

Diğer taraftan ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un, ABD olarak bundan sonra dünya genelinde ‘askeri güce karşılık gelen ‘hard power-sert güç’ politikası izlemek yerine, ekonomik ve diplomatik ilişkiler ile askeri gücün bir arada değerlendirildiği ‘Smart Power – Akıllı Güç’ stratejisi izleyeceklerini açıklamıştır.

Bu yaklaşım ABD’nin yeni dönemdeki uluslararası ilişkiler politikasının genel hatları konusunda değerli işaretler veriyor… Kısacası yeni ABD yönetimi, Bush dönemin kötü hatıralarını silmek noktasında oldukça istekli görünüyor. Bu durum, yeni dönemde Türkiye-ABD ilişkilerinde yapıcı bir siyaset oluşturulması fırsatı veriyor.

Yeni dönemde Türk-ABD ilişkilerinin yapıcı bir zemine oturması için Türkiye’nin proaktif davranarak siyasal insiyatifi eline alması gerektiği inancındayım. Bunun için iki ülkenin siyasal ilgi alanlarının kesişim noktalarına odaklanmalıyız. Bu bağlamda iki ülke arasındaki ilişkilerin stratejik hedefi olarak ‘ekonomiyi’, ilgili alanı olarak Kuzey Irak başta olmak üzere Ortadoğu bölgesini işaret etmeliyiz.

İlişkilerin kaldıracı NSB ve GAP olmalıdır

Bu stratejik hedefin iki kaldıracı ise Nitelikli Sanayi Bölgeleri (NSB) ve GAP projeleri olmalıdır. Öncelikle ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerin bugüne kadar askeri ve güvenlik odaklı ilerlediğini, ekonomik ayağının yetersiz olduğu ve bu anlamda ilişkilerin bir ayağının topal kaldığını kaydedelim. Sadece Türkiye’nin ABD’ye yaptığı ihracatın son 8 yıldaki değişim trendi dahi bu durumu somut bir şekilde ortaya koymaktadır. Aradan geçen 8 yılda Türkiye’nin toplam ihracatı içinde ABD’nin payı %9,9’dan %3.3’ye inmiştir.

Türkiye’nin ihracatında ABD’nin payı

ABD (bl$)

Toplam ($)

Pay (%)

2001

3,1 31,3 9,9
2002

3,4 36,1 9,4
2003

3,7 47,3 7,8
2004

4,8 63,2 7,6
2005

4,9 73,5 6,7
2006

5,1 85,5 5,9
2007

4,2 107,2 3,9
2008

4,3 131,9 3,3

İki ülke arasında her geçen gün irtifa kaybeden bu ekonomik ilişkinin güçlendirilerek ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un ifadesiyle ‘Smart-Akıllı’ bir yapıya kavuşturulması gerekiyor. ABD yönetimin yeni dış politikasının ‘Smart Diplomasi olarak belirlenmesi bize büyük avantaj sağlıyor.

Bu çerçevede ABD Başkanı Obama’nın Türkiye ziyareti kapsamında kendisine ekonomik ilişkilerin altının doldurulması adına bir ekonomik paket sunmalıyız. Bu pakette Nitelikli Sanayi Bölgeleri (NSB) ve Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) ana ayakları oluşturmalıdırlar.

Hatırlanacağı üzere, Türkiye ile ABD arasında gerçekleştirilecek bir NSB projesi ilk olarak 1999 yılında gündeme gelmişti. 2002 yılında ise, Ecevit’in başbakan olarak ABD’ye düzenlediği ziyaret esnasında Türk tarafı konuyu tekrar masaya taşımış ama olumlu bir sonuç alınamamıştı. İlerleyen dönemde de konu iki ülke arasındaki ilişkilerin gündeminden düştü.

Bugün, Türkiye ile ABD arasındaki ticaretin Türkiye’nin aleyhine geliştiği bir ortamda bu proje daha büyük önem taşımaktadır. Öte yandan bilindiği üzere Mısır, 2004 yılında ABD ile imzaladığı anlaşma uyarınca, kurulan nitelikli sanayi bölgelerinde (NSB) üretilen ürünleri ABD’ye gümrük vergisinden muaf ihraç edebilmektedir. Bugün Mısır’daki tekstil ve hazır giyim sanayinin dinamosu bu anlaşmadır. Benzer şekilde NSB uygulaması Ürdün’de de gerçekleştirmektedir. Bu iki ülkede gerçekleşen NSB projelerinin başarısı modelin doğruluğunu ispatlamıştır.

Benzer şekilde Türkiye ile ABD arasındaki NSB projesi yeniden gündeme getirilebilir. Böylece Türkiye’nin Güneydoğusu’ndaki terör merkezli istikrarsızlık zamanla ortadan kaldırılabilir.

Türkiye ABD ve Irak arasında bir barış projesi…

Hatta projeye Irak da dahil edilerek bu ülkenin savaşın yaralarını biran önce sarmasına katkı sağlanabilir. Böylece ABD’nin pazar imkanları, Türkiye’nin sanayi gücü ve bölgesel avantajı ile Irak’ta ekonomik temelli bir ‘barış ve kalkınma projesi’ hayata geçirilebilir.

Türkiye ile ABD arasındaki ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi noktasındaki ikinci kaldıraç Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) olacaktır. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) desteklediği, GAP İdaresi ve bölgedeki yerel yönetimlerin inisiyatifindeki GAP Rekabet Gündemi’nin 2007 sonunda tamamladığı çalışma, projenin gelişimine yeni bir ivme vermiştir. GAP projesi kapsamında bölgede, yenilenebilir enerji, organik tekstil ve tarım gibi sektörlerde kümelenme odaklı bir kalkınma stratejisi ortaya konmuştur.

GAP Rekabet Gündemi kapsamında edinilecek deneyimler ve ulaşılacak başarılar,  sadece Türkiye için değil başta Kuzey Irak olmak üzere bütün Ortadoğu ekonomisi için önemli bir kazanım olacaktır.

Yukarıda anlattığımız üzere NSB ve GAP projesi ekseninde Türkiye ve ABD arasındaki ekonomik ilişkiler zenginleştirilerek ‘Smart –Akıllı’ hale getirilmelidir. Bölgede Türkiye ve ABD marifeti ile oluşturulacak bu akıl zamanla Irak coğrafyasına da geliştirilerek bölgesel kapsamlı bir ‘barış ve kalkınma’ projesi kimliğine kavuşmalıdır.

Türkiye ABD İlişkilerinde Yeni Hedefler

ABD dış politikasında Başkan Obama yönetiminin görev başına gelmesiyle birlikte önemli bir vizyondeğişimi yaşandığı gözleniyor. Bush döneminin hard power olarak tabir edilen askeri gücü ön planda tutan dış politika yaklaşımı yerine bu dönemde ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un ifadesiyle ‘‘Smart Power’’ hakim olacaktır. Smart Power, sadece askeri değil, diplomatik ilişkilerde ekonomik, politik, hukuki ve kültürel ögeleri içerisinde barındıran yeni bir anlayış olarak tanımlanmıştır. Bu değişimin Türkiye – ABD ilişkileri üzerinde de temel yansımalarını gözlemliyoruz. Başkan Barack Obama, Türkiye ziyareti sırasında ABD ve Türkiye arasındaki ilişkilerin Model Ortaklık çerçevesinde geliştirilebileceğini açıklamıştı.
“ Model ortaklık “ vizyonu idealleri ve değerleri temel olan bir dış politika vizyonudur. Bize düşen bu vizyonun altını somut projelerle doldurmaktır. Güneydoğu Anadolu Bölgemizde hayata geçecek Nitelikli Sanayi Projesi, bu vizyonun somut bir yansıması olacaktır. 31 Mayıs’ta Washington’da düzenlenen geleneksel ATC/AFOT/Türk-Amerikan İş Konseyi (TAİK) Yıllık Konferansının 28.sine katıldım. Bu toplantıda iki ülkeden de siyasi liderlerin, kamu yöneticilerinin katıldığı bir ortamda görüşlerimi paylaştım. ABD tarafının QIZ’ye ilgisinin olduğunu söyleyebilirim, ancak Türkiye olarak bu konuda bir hedefimiz ve planımız olmalıdır.

Stratejik Ortaklıktan “ Model Ortaklığa “ : Ortak Değerler ve İdealler…
Bu noktada Türkiye ABD ilişkilerinin geçmişine kısaca göz atalım. Soğuk Savaş döneminden bu yana özellikle askeri alanda oldukça önemli boyutta olan ABD Türkiye ilişkileri 1990’lı yıllarda daha da gelişmiş ve Başkan Clinton döneminde iki ülke arasındaki ilişkiler Stratejik Ortaklık olarak tanımlanmıştır. ABD’nin Irak’a müdahelesi sırasında iki ülke arasında ortaya çıkan görüş ayrılıkları ve gerilimler nedeniyle iki ülke arasındaki Stratejik Ortaklık oldukça yıprandı. 2008 yılında Barack Obama’nın başkanlığa gelmesi ile birlikte ABD dış politikası yaşanan değişimin bir yansıması olarak ABD Türkiye ilişkilerinde model ortaklık kavramı gündeme gelmiştir.

Obama’nın “ model ortaklık “  kavramı idealler ve değerler üzerine kurulan bir işbirliğini tarif ediyor. Bu yaklaşım ideal ve değerlerden hareketle ortak çıkarların ve işbirliği noktalarının tarifini işaret ediyor. Bu ortak değerler; laik, demokratik bir yönetim, hukukun üstünlüğü ve insan haklarıdır.

Bu ortak ideal ve değerlerin pratikte yaşam bulacağı bir dizi alan bulunmaktadır. Bunlardan biri Orta Doğu’da barışın sağlanması alanında Türkiye’nin bölgede arabulucu ve öncü rolüdür. Diğeri Türkiye’nin Güneydoğusu’nda kurulacak zamanla Irak’ı da kapsayacak Nitelikli Sanayi Bölgesi’dir. Bölgede 100 binlerce kişinin iş sahibi olmasını sağlayacak, bu anlamda bölge barışına ciddi katkı sunacaktır. Bu doğrultuda Smart Power olan ABD’nin bölgesel hedeflerine ulaşması için Türkiye gibi bir müttefiki ile model ortaklık üzerine ilişkilerini geliştirmesi büyük önem taşımaktadır.

İki ülke arasında ekonomik ilişkilerde ‘özel-privatization’ aşısı lazım
ABD ve Türkiye İlişkileri başta askeri olmak üzere enerji, politik, iktisadi olmak üzere birçok farklı boyuta sahip olmasına rağmen bu ilişkilerin ekonomik boyutunda niteliksel sorunlar vardır. İki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler çok büyük ölçüde devletten devlete niteliktedir. Oysa bu ilişkiler şirketler arasında da olmalıdır. Bu vizyonumu paylaştığım toplantıda özellikle
ABD eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman ve ABD Ankara Büyükelçisi James Jeffrey bu görüşümü desteklemişler ve ekonomik ilişkilerde ‘privatization’ ihtiyacına dikkat çekmişlerdir.
Türkiye’nin 2008 yılı dış ticaret verileri ABD’nin toplam dış ticaretimiz içerisindeki payının %5’den daha az olduğunu göstermektedir. Son 10 yıl içerisinde Türkiye’nin ihracatı 30 Milyar $’dan 130 Milyar $’a çıkmasına rağmen, toplam ihracatımız içerisinde ABD’nin payı %10’lar seviyesinden %3’lere kadar gerilemiştir.  Bu veriler de bize  iki ülke arasında hayata geçirilmemiş bir iki yönlü bir ticaret ve yatırım potansiyeli olduğunu göstermektedir.
Benim görüşüme göre; Türkiye ABD’li firmaların Orta Doğu ve Avrasya ülkelerine açılmalarını sağlayabilecek bir sağlam bir liman konumunda olmasına rağmen, ABD  Türkiye arasındaki ilişkilerin ekonomik boyutu eksik kalmış gözükmektedir. Eksik kalan ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi alanında sahip olduğumuz fırsatlardan bir tanesi de de Nitelikli Sanayi Bölgeleri Projesidir.
Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile Kuzey Irak arasında kurulacak olan bir Nitelikli Sanayi Bölgesi’nin yaratacağı sosyal faydalar ekonomik faydalar kadar önemlidir. Her seyden önce bu proje bu bölgede barışın sağlanmasına katkıda bulunacaktır. Barış ile birlikte bölgede demokratikleşme, istikrar, güvenlik ve kalkınma da sağlanacaktır. Binlerce insana iş imkanı sağlayacak olan NSB bölgeleri aynı zamanda bölgedeki iş yapabilme ikliminin gelişmesine de katkıda bulunacaktır. Kuzey Irak ve Türkiye arasında kurulacak olan NSB ile bölgede güvenlik alanında önemli kazanımlar sağlanacağı gibi, sosyal ve bölgesel kalkınma alanında da önemli çıktılar elde edilecek olup bu çıktılar hem Türkiye’nin hem de ABD’nin bölgedeki ortak çıkarlarını desteklemektedir.

ROZ’lar ve NSB’ler Ortak İdeale Hizmet Ediyor
2008 yılında ABD senatosu Pakistan ile Afganistan sınırında  Yeniden Yapılandırma Fırsat Bölgeleri (Reconstruction Opportunity Zones) ismini verdiği bir projeyi uygulamaya koymuştur. Bu proje Güneydoğu’dan Irak’a da uzanacak bir NSB projesi açısından umut vermiştir. ROZ’larda üretilecek mallar gümrüksüz olarak ABD’ye ihraç edilebilecektir. Bu proje ile bölgede yeni iş imkanlarının yaratılacak olup, binlerce insana iş imkanı sağlanacak ve bölgede sağlanacak ekonomik kazanımlar ile terörle mücadelede önemli bir aşama sağlanacaktır. Türkiye ile Kuzey Irak arasında yatırım imkanlarının doğmasına yardımcı olacak ve yeni iş imkanları sağlayacak NSB projesi de Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Irak’ta istikrarın sağlanması açısından ROZ projesi ile aynı doğrultuda faydalar sağlayacaktır. İki proje de büyük ölçüde benzer sosyoekonomik hedeflere ulaşmayı hedeflemektedir.
Bu noktada Türkiye ile ABD arasındaki NSB bölgeleri projesinin temelleri 1999 yılına kadar gittiğini anımsayalım. NSB bölgesi kurulması için Türkiye İle ABD arasında Başkan Clinton döneminde başlayan görüşmeler; ABD tarafından Temsilciler Meclisi’nden geçirilip senatoya sunulan yasa tasarısındaki hassas sektörler olan, emek yoğun sektörlerin anlaşma dışında bırakılması sebebiyle Türk tarafından kabul edilmemiş ve yeniden müzakereler açılmış fakat 1 Mart tezkere krizi  ve çuval krizi sebebiyle  sonuçlandırılamamıştır.
Öte yandan Ürdün’deki NSB projesi bütün üretim alanlarını kapsamasına rağmen, Türkiye için önerilen projede Türkiye’nin ABD’ye ana ihraç kalemleri olan tekstil, hazır giyim ve deri ürünleri kapsam dışında bırakılmıştır. Fakat Ürdün ve Mısır’daki NSB bölgesi projeleri üretim alanında hiç bir kısıtlama olmadan hayata geçirilmiş ve oldukça başarılı olmuşlardır.

Smart Power için Smart Projeler: NSB…
Ürdün ve Mısır’da kurulan NSB bölgelerinde İsrail, Mısır ve Ürdün tarafından ortak üretilen üretilen ürünler ABD’ye gümrüksüz girebilmektedir. Ürdün’de ilk NSB’si 1998 yılında açılmış olup Ürdün’ün 100 milyon dolar seviyesinde olan ABD’ye ihracatı bu proje’nin hayata geçirilmesi ile 2008 yılında 1.3 milyar dolara yükselmiştir. Bu ülkede yer alan NSB bölgeleri aynı zamanda 50 binden fazla istihdam yaratmıştır. Mısırda ise ilk NSB’si 2005 yılında kurulmuş olup, geçtiğimiz 3 yıl içerisinde Mısır’ın ABD’ye ihracatı neredeyse ikiye katlanarak 2008 yılında 2.3 milyar dolar olmuştur.
Bugün ABD ve Türkiye’nin önünde iki ülkenin ilişkilerinin geliştirilmesi alanında birçok fırsatla birlikte zorluklarda bulunmaktadır. Bu zorluklardan birisi Irak’ın normalleştirilmesi sürecinde karşılaşılan problemlerdir. ABD ve Türkiye’nin başlatacağı ve Kuzey Irak’ı da içine alabilecek olan bir NSB bölgesi projesi, yeni iş sahaları yaratacak, bölgede istikrarın yerleşmesine yardımcı olacak ve böylelikle Türkiye’nin terör örgütü PKK ile mücadelesine katkıda bulunacaktır. Bu proje aynı zamanda Irak’ta özel sektörün gelişmesi ve bölgede istikrarın sağlanması alanlarında da önemli faydalar sağlarken Türkiye ile ABD arasındaki ekonomik ilişkilerin güçlenmesine de yardımcı olacaktır.
ABD’nin yeni dış politika perspektifi olan Smart Power NSB bölgeleri gibi  Smart  Projeler ile hayata geçebilecek ve iki tarafında kazanan olduğu bu proje ise ABD bölgedeki Smart Power vizyonu ile kesişecektir.
ABD ve Türkiye’nin model ortaklık kurma yönünde önemli adımlar attıkları bu dönemde ekonomik bir bakış açısından yoksun olan bir ortaklık, model ortaklık haline ne yazıkki gelemiyecektir. Bu nedenle NSB projesi hayata geçirilmesi iki ülke arasında ilişkilerin karşılıklı olarak  daha ileri bir boyuta geçirilmesinin arzulandığı günümüzde oldukça büyük  öneme sahiptir. Bize ve sorumluluk sahibi siyasilere, kamu görevlilerine düşen NSB projesini, ısrarla Türkiye ABD ilişkilerinde üst gündem maddelerine taşımak olacaktır. Yine benzer şekilde ortak değer ve ideallere katkı sağlayacak projeler geliştirmeliyiz.
Hükümetin Güneydoğu ile ilgili sorunların çözümünde büyük fırsat olasılığından bahsettiği bu proje gerçekten sorunun çözümü açısından önemli bir fırsattır. Ancak, son açıkladığı Teşvik programında az gelişmiş bölgeler olan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri ile Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi’nin illerinin aynı teşvik paketinde değerlendirilmesi sorunun çözümünde ciddi bir çelişki yaratmıştır.
Yine Mayıs 2008 tarihinde Hükümetin iddialı “ GAP Eylem Planı ” hedefleri doğrultusunda açıklanan yeni teşvik paketinde GAP illerinden Adıyaman ve Gaziantep’in 3. Bölgede, diğer 7 ilin de 4. Bölgede olması ve GAP’ı bölmesi de sorunun çözümü konusunda ciddi bir tereddüt yaratmıştır.
Türkiye’nin resmin bütününü görebilen ve resmin arkasına bakabilen, vizyoner – akıllı (smart) politikalara ve yeni bir siyaset anlayışına sahip politikacılara ihtiyacı vardır.

Saygılarımla,
Umut Oran

Washington Post

Admirers, Hopeful of Change, Await U.S. President in Turkey

By Kevin Sullivan
Washington Post Foreign Service
Sunday, April 5, 2009; A01

ANKARA, Turkey, April 4 — Shoe shiner Kasim Kirsakal sat outside a mosque, directly across from a bank using a poster of President Obama to promote low-interest loans.

“Obama is trustworthy; that’s why people like those ads,” he said, referring to Garanti Bank’s poster campaign and its popular television spot, in which an Obama look-alike promotes the bank at a mock White House news conference.

When Obama arrives in Turkey on Sunday night for a two-day visit to this capital city and Istanbul, he will find a nation of nearly 72 million Muslims almost giddy at the prospect of improved relations with the United States after years of tension with the Bush administration.

“Obama is going to just mesmerize people,” said Ali Carkoglu, professor of political science at Sabanci University in Istanbul. “He’s going to be a rock star.”

By making a high-profile visit to this proudly secular, predominantly Muslim nation on his first overseas trip, Obama is signaling Turkey’s strategic importance as a bridge between the West and the Middle East.

Turkey, which borders Greece and Bulgaria to the west and Syria, Iraq, Iran, Armenia, Azerbaijan and Georgia to the east, is an increasingly active player in nearly every major issue affecting U.S. relations in the region.

It is a member of NATO and the Group of 20 leading economies; it holds a rotating seat on the U.N. Security Council (for the first time since 1961); and it is pressing to join the European Union.

Prime Minister Recep Tayyip Erdogan’s government has been deeply involved in dialogue between Israel and Syria, and with Iran, Pakistan and Afghanistan, where it has about 1,200 troops deployed as part of a NATO force. Incirlik, a U.S. air base in southern Turkey, is a key staging area for operations in Iraq and Afghanistan.

Turkey is also a critical part of the supply route for energy reserves flowing from the Caspian Sea to Western markets. Dependent on Iran for much of its oil, Turkey is a valuable partner as Washington looks to engage Tehran.

“During the Bush administration, we had some different views. But now we have identical policies with the Obama administration,” said Ahmet Davutoglu, Erdogan’s chief foreign policy adviser, who called Obama’s visit “historic.”

“If you look at the agendas of the two countries, it is almost the same,” he said. “Our experience in the region and their new approach are very compatible.”

During his visit, Obama will address the Turkish parliament — the first U.S. president to do so since Bill Clinton in 1999 — and meet with religious leaders. He will also make high-profile visits to the tomb of secularist national founder Mustafa Kemal Ataturk in Ankara and the Blue Mosque in Istanbul, one of Islam’s most stunning sites.

Ahead of Obama’s arrival, several thousand demonstrators staged protests Saturday against the United States and NATO in Ankara and Istanbul, many of them shouting “Yankee, go home.” But, in interviews in the Bahceli neighborhood of Ankara, where smartly dressed shoppers sipped Starbucks coffee and the less well-to-do hawked fish from their trucks, nearly every mention of Obama was greeted with a smile.

Yurdagul Oguzman, 29, who works in a small food shop, said that Obama “seems peaceful.” And, like many people interviewed, she said her impressions of Obama were more positive than her views of the United States.

“I have a bad impression of America because they are so fond of making wars,” she said. “But I think Obama can change that.”

A recent poll by Infakto, a Turkish research firm, found that Turks viewed Obama as the most trusted foreign leader. Almost 52 percent had a “positive opinion” about Obama, although 23 percent viewed the United States favorably.

“People believe Obama has warmer feelings toward the Muslim world and the relationship will be different,” said Emre Erdogan, head of Infakto. “And his middle name is Hussein!”

On one of the highest hilltops of Ankara, near the stone walls of a citadel dating to Roman times, street sweeper Erdal Aydogan, 44, said Obama was exciting.

“He has a Muslim background, so when he was elected we were so happy — it was like he was elected for Turkey!” Aydogan said. .

Turks are fiercely proud of their separation of mosque and state, and many bristle when the country is referred to as a “moderate Muslim” nation rather than a “secular democracy.”

Carkoglu, the political scientist, said some Turks are suspicious that Obama sees Turkey mainly as a Muslim platform for repairing the battered U.S. reputation in the Islamic world.

“Obama is facing a subtle balancing act,” Carkoglu said. “He has to be careful not to call Turkey a Muslim country that is a role model for the Middle East. We don’t want to be a Muslim role model. We want to be a secular role model.”

Obama also must balance the question of how to handle the deaths of hundreds of thousands of Armenians 90 years ago as the Ottoman Empire collapsed. For years, Obama has called the incident “genocide” and promised to recognize it as such if elected president.

Turks vehemently deny any mass killings, and Erdogan, in a speech Friday in London, again dismissed the “so-called genocide.” Many people interviewed said their opinion of Obama would sour immediately if he mentioned Armenian “genocide.”

In a narrow alley of ancient wood-and-brick houses, Handan Tunc, 33, a mother of two, said she hoped Obama’s leadership could help reverse the global economic crisis. She said her husband’s small business selling socks and underwear had decreased by 70 percent.

“We don’t know yet what Obama will do, but there is something about him that makes us think he will do better,” she said.

Although Turkish banks, which were restructured after a crisis in 2001, have remained relatively stable, Turkish exporters have been battered as European markets have dried up. The country is seeking aid from the International Monetary Fund.

Umut Oran, a member of the opposition Republican People’s Party, or CHP, and head of the Turkish Clothing Manufacturers Association, said that in the past eight months, the Turkish stock market and the national currency, the lira, have lost 40 percent of their value.

Part of Turkey’s problem, Oran said, as he sipped cappuccino in the glitzy Sheraton Hotel, where Obama will stay, is that relations between Turkey and the United States “have been in the freezer” since the 2003 invasion of Iraq. He said Turkey’s exports have quadrupled since 2001, but exports to the United States have dropped from 10 percent of the total to 3 percent.

Oran said he hopes Obama will revive an idea, shelved in recent years, to create an industrial zone in southeastern Turkey, near the Iraq border, for production of tax-advantaged textiles and other goods for export to the United States.

Oran said mass job creation in that region could help calm Turkey’s long-standing battles with a Kurdish separatist insurgency that has frequently crossed from northern Iraq to attack targets in Turkey.

Osman Arolat’ın köşesi…

Dünya Gazetesi 06.04.2009