Yazılar

Yabancı Düşmanlığını Yükselten Siyaset Dili Reddedilmelidir!

Fransa’nın Mulhouse kentinde 2 Ekim’de gerçekleştirilen bir kundaklama sonucu çocuk yaştaki 3 yurttaşımızın da aralarında olduğu 5 kişinin hayatını kaybetmesi, sorumsuz siyasetçilerin sürekli yükselttiği yabancı düşmanlığının acı bir sonucudur.

Başta Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa olmak üzere, dünyanın dört bir yanındaki sağ ve popülist politikacılar tarafından kullanılan nefret dili, geniş halk kesimleri için artan tehlikeler barındırmaktadır. Seçim kazanmak uğruna göçmenleri ya da farklı etnik/dini kökene sahip olanları hedef gösteren siyaset anlayışı geçmişte olduğu gibi gelecekte de masum insanların acı çekmesi dışında sonuç doğurmayacaktır.

Ne yazık ki ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının sürekli yükseldiği bu dönemde özellikle Avrupa’da yaşayan gurbetçilerimiz için durum çok daha tehlikeli bir hal almaktadır. Zira Avrupa’nın her yanında oylarını arttıran ırkçı partilerin “öteki” olarak tanımladıkları arasında Türkler de vardır.

Bu noktada hükümetin ve dışişlerinin hiç vakit kaybetmeden tüm olayların takipçisi olmak ve yaşanan bu tip saldırıları dünya gündeminde tutmak gibi bir zorunluluğu bulunmaktadır. Gurbetçilerimiz, Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünü her an yanlarında hissetmeli ve haklarının en üst seviyede korunacağına dair güven duygusu hissetmelidir. Kundaklama gibi vahşi eylemlerden sorumlu olanlar ve arkalarındaki odaklar cezalandırılıncaya kadar tüm süreç takip edilmelidir. Ancak en az bunlar kadar önemli olmak üzere ırkçılığı ve yabancı düşmanlığını yükselten siyaset dili tamamen reddedilmeli ve geçmişte yapıldığı gibi, seçim uğruna düşmanlaştırma söylemlerine girişilmemelidir.

Hatırlanmalıdır ki şiddet şiddeti, yabancı düşmanlığı da benzer düşmanlıkları doğuracaktır. Dünyanın her türlü yıkımla, çatışmayla ve savaşla yüzleştiği bu dönemde geniş halk kesimlerinin ihtiyacı olan şey düşmanlık değil adalet, barış, kardeşlik ve dayanışmadır. Siyasilerin göreviyse seçim uğruna gericiliğe prim vermek değil şartlar ne olursa olsun barışı ve kardeşliği tesis etmeye uğraşmaktır. Sorumluluk makamında olan hükümetler için de ana görev budur.

Üç masum evladımızı kaybettiğimiz bu üzücü olay sebebiyle Türk milletine baş sağlığı diliyor, hükümet edenlerin sorumluluklarını hatırlayarak üstlerine düşen görevleri yapmalarını diliyorum. Bir daha benzer olayların yaşanmaması için tüm siyasileri de yabancı düşmanlığına ve ırkçılığa karşı barışı, kardeşliği ve dayanışmayı ön plana çıkarmaya davet ediyorum.

Saygılarımla,

PKK’nın AKP’li Yöneticileri Katletmesi Vahşettir

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, PKK’nın, AKP Özalp İlçe Başkan Yardımcısı Aydın Muştu ve AKP Dicle İlçe Başkanı Deryan Aktert’i katletmesinin büyük bir vahşet olduğunu ve asla kabul edilemeyeceğini bildirdi. “Bu itibarla, şiddeti politik bir araç olarak gören, kalabalıkları hedef alan ve şimdi de siyasilere yönelen PKK’yı ve PKK’yı mazur göstermeye çalışanları şiddetle kınıyorum” diyen Umut Oran, öldürülen AKP’li yöneticilere Allah’tan rahmet, ailelerine ve parti yönetimine başsağlığı ve sabır diledi.

VAHŞETTİR KABUL EDİLEMEZ

Umut Oran, konuyla ilgili olarak bu sabah yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:

Önceki gün AKP Özalp İlçe Başkan Yardımcısı Aydın Muştu’nun,  dün de AKP Dicle İlçe Başkanı Deryan Aktert’in bölücü terör örgütü PKK’ya bağlı gruplar tarafından katledilmesi, hangi ölçü temel alınırsa alınsın, büyük bir vahşettir ve asla kabul edilemez.

İNSANLIĞI DA ÖLDÜRDÜLER

Sadece bir partinin yöneticisi ya da bir belediyeye kayyum atananların yardımcısı olduğu gerekçesiyle ev basarak, pusu kurarak cinayet işleyenler sıktıkları her kurşunla birlikte insanlığı da öldürmüşlerdir.

SİYASİ CİNAYETLERİN BAŞLAMASI ÇOK AÇIK BİR KANA SUSAMIŞLIKTIR

Terör örgütünün son dönemde artan şekilde canlı bomba eylemi yapması, kalabalık alanları seçmesi ve tonlarca patlayıcı kullanarak çevrede kim varsa hepsini öldürmeye çalışmasıyla beraber düşünüldüğünde şimdi de siyasi cinayetlerin başlaması çok açık bir kana susamışlıktır. Ancak kör terörle bir sonuç elde edebileceklerine inananlar bilmelidir ki terör çıkmaz yoldur. Ankara, Güvenpark’ta olduğu gibi tek suçu otobüs beklemek olan yurttaşları öldürmek ya da Şemdinli’de olduğu gibi tek kabahati yoldan geçmek olan insanları katletmek başka sorunların çözümü değildir ve asla olmayacaktır.

PKK’YI VE ONU MAZUR GÖSTERENLERİ KINIYORUM

Bu itibarla, şiddeti politik bir araç olarak gören, kalabalıkları hedef alan ve şimdi de siyasilere yönelen PKK’yı ve PKK’yı mazur göstermeye çalışanları şiddetle kınıyorum.

MÜCADELEDE HATA YAPMA LÜKSÜ YOK

Ancak şu da bilinmelidir ki terörle mücadelede en büyük silah “hukuktur”. Terör örgütleri ne kadar hukuksuzluk yaparlarsa yapsınlar hükümetlerin hukuktan asla uzaklaşmaması gerekir. Hamasete yönelmek, olayları birbirine karıştırmak ya da hukuk kurallarının dışına çıkmak, terör örgütlerine yardım etmekle eşanlamlıdır. Ülkemizin her anlamda gerildiği, kutuplaşmanın, kamplaşmanın en üst seviyeye ulaştığı, çatışmaların ve kaosun toplumun her bireyine kadar ulaştığı bir dönemde hata yapma lüksü yoktur. Zira yapılan her hatanın bedelini toplum ödemektedir ve hükümetin “sorumluluk üstlenmek” gibi bir alışkanlığı bulunmamaktadır. Oysa sadece aklı ve bilimi referans alarak bile pek çok sorun aşılabilir.

RAHMET VE SABIR DİLİYORUM

Acı olayların peş peşe geldiği bu süreçte, katledilen AKP’li yöneticilere bir kez daha Allah’tan rahmet, ailelerine ve parti yönetimine başsağlığı ve sabır diliyorum.

İndir (PDF, 183KB)

Ya Terörü Bitir, Ya Görevi Bırak !

10“HÜKÜMET FARKINA VARMAK İSTEMESE DE DEVLET DÜZENİ ÇÖKMEKTEDİR. AKILA, BİLİME VE CUMHURİYET İLKELERİNE GÖRE YENİDEN YAPILANMA DERHAL BAŞLATILMAZSA ÇÖKÜŞ KAÇINILMAZDIR.” 

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, OHAL koşullarında dahi giderek artan terör saldırıları ve kayıpları nedeniyle hükümete “Ya terörü bitir ya da görevi bırak” çağrısında bulundu. Oran, “Kınama yayınlamak, terörü lanetlemek, ‘misliyle karşılık vereceğiz’ demek halka yalan söylemektir. Hükümetin görevi bahane bulmak değil yurttaşlarımızın güvenliğini sağlamak, çözüm üretmek ve terörü bitirmektir. Halkımız huzur ve güvenlik içinde yaşama hakkına sahiptir. Bu gerçeği anlamamak ve sorumluluk üstlenmemek için sürekli düşman yaratmak, her şeyi komplo teorisiyle açıklamak, toplumu kutuplaştırmak siyaset değildir. Hükümet farkına varmak istemese de devlet düzeni çökmektedir. Akıla, bilime ve Cumhuriyet ilkelerine göre yeniden yapılanma derhal başlatılmazsa çöküş kaçınılmazdır. Koltuk, makam, unvan ve söz sahibi her bir yurttaşımızın bu hakikate göre hareket etmesi artık zaruridir” dedi.

HERŞEY KÖTÜYE GİTMEKTEDİR

Umut Oran, konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:

Devletin en temel görevlerinden biri vatandaşların can ve mal güvenliğini sağlamak ve huzuru tesis etmektir. Bu görevi yerine getirme sorumluluğuysa hükümete ve bağlı kurumlara aittir. Ancak yerel, bölgesel ve küresel denklemleri bir türlü kavrayamayan, anlamak istemeyen ve yanlışı başka yanlışlarla ortadan kaldırabileceğine inanan zihniyet sebebiyle her şey kötüye girmektedir.

KATLİAM ANMA GÜNLERİNDE BİLE SALDIRI

Türkiye öyle bir noktaya gelmiştir ki artık büyük patlamaların, tüyler ürperten katliamların anma günleri bile başka büyük patlamaların ve katliamların haberleriyle unutulmak zorunda kalmaktadır. Bir yıl önce bugün, Ankara Garı’nda katledilen 100’den fazla yurttaşımızın ve yaralanan 500’ün üzerindeki insanımızın anma gününden hemen önce bu sefer Şemdinli’den 10 asker 8 sivil vatandaşımızın şehit haberi gelmiştir.

ACININ GÖLGESİNE DÜŞEN YENİ ACILAR

Bir büyük acı, başka bir büyük acının gölgesine düşmüştür ve ne acıdır ki devletin tüm işleyişini bozan zihniyet iktidarda olduğu sürece bugünkü acılar da başka büyük acıların gölgesine düşecektir. Acıları anmayı bile OHAL’e sığınarak yasaklayan, şehit ve gaziler arasında dahi ayırım yapan bir iktidar var karşımızda.

PATLAYAN HER BOMBANIN SORUMLUSU HÜKÜMETTİR

İktidar bloğu, yasaları dikkate almadan devlet mekanizmasını kendi lehine kullanıp, rakipsiz olmanın verdiği güçle ekranları kapatabilir, muhalif sesleri bastırabilir ya da gerçekleri tersyüz edebilir. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar yurttaşların can ve mal güvenliğini sağlamak gibi vazgeçilmez bir görevleri olduğunu unutturamazlar. Hükümetin, patlayan her bombanın, yiten her canın sorumlusu olduğu gerçeğini saklayamazlar.

TERÖRİSTLER IŞINLANARAK BOMBA PATLATMIYOR

Ortada siyasi bir sorumlu olmak zorundadır. Patlatılan bomba uzaydan gelmemiştir, teröristler bir anda olay yerine ışınlanmamıştır, saldırı planları telepatiyle hazırlanmamıştır. Teröristler bir yerlerde örgütlenmişler, patlayıcıları bir yerlerde imal etmişler, aralarında haberleşmişler, planlar yapmışlar, inceleme ve araştırma yapmışlar ve evlatlarımızı şehit etmişlerdir. Hükümetin görevi, tüm bu olaylar olurken fark etmek, tedbir almak, engellemek ve Mehmetçiğimizi korumaktır. Eğer bunların hiç biri olmuyor ve bombalar patlıyorsa en hafif deyimiyle ortada bir “görev ihmali “vardır.

DEVLET DÜZENİ ÇÖKÜYOR

Bu gerçek göz ardı edilerek kınama yayınlamak, terörü lanetlemek, ‘misliyle karşılık vereceğiz’ demek halka yalan söylemektir. Hükümetin görevi bahane bulmak değil yurttaşlarımızın güvenliğini sağlamak, çözüm üretmek ve terörü bitirmektir. Halkımız huzur ve güvenlik içinde yaşama hakkına sahiptir. Bu gerçeği anlamamak ve sorumluluk üstlenmemek için sürekli düşman yaratmak, her şeyi komplo teorisiyle açıklamak, toplumu kutuplaştırmak siyaset değildir. Hükümet farkına varmak istemese de devlet düzeni çökmektedir. Akıla, bilime ve Cumhuriyet ilkelerine göre yeniden yapılanma derhal başlatılmazsa çöküş kaçınılmazdır. Koltuk, makam, unvan ve söz sahibi her bir yurttaşımızın bu hakikate göre hareket etmesi artık zaruridir.

Basın Açıklaması:

İndir (PDF, 192KB)

 

153 Ülkeye İstanbul Çağrısı

Sosyalist Enternasyonal (SE) Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, İstanbul’da dün yaşanan vahşi terör saldırısının insanlık ailesine boyun eğdiremeyeceğini belirterek, tüm dünyada 153 üyesi bulunan SE’ye “teröre karşı Türk halkıyla beraber olma çağrısında” bulunduğunu bildirdi. Oran, 1-2 Temmuz’da Cenevre’de yapılacak SE Konsey toplantısında uluslararası dayanışma için girişime başladığını açıkladı.

İstanbul saldırısı nedeniyle yazılı bir mesaj yayınlayan Umut Oran mesajından şunları kaydetti:

“Terörizm, vahşi yüzünü bir kez daha göstermiştir. Atatürk Havalimanı’nda masum yolculara saldıran teröristler sadece Türkiye’yi değil, tüm insanlığı da hedef almışlardır. Ancak İstanbul üzerinden tüm dünyaya korku mesajları vermek isteyenler bilmelidir ki hangi kanlı örgütten gelirse gelsin; insanlık ailesi, teröristlere boyun eğmeyecektir.

Terörizme karşı bir arada durmak; din, dil, ırk farkı gözetmeksizin kardeşçe bir dayanışma göstermek ve yaşanan büyük acılara rağmen asla teslim olmamak bir zorunluluktur.

Bu anlamda ben de ülkemin ve insanlığın bu acılı gününde, Başkan Yardımcısı olduğum Sosyalist Enternasyonali ve 153 üyesini, vahşi teröre karşı Türk halkıyla beraber olmaya çağırdım. Benim de katılacağım Cenevre’de Birleşmiş Milletler’de 1-2 Temmuz’da yapılacak olan Sosyalist Enternasyonal Konsey Toplantısı’nda da uluslararası dayanışma için en üst seviyede tavır alınması adına girişimlere başladığımın bilinmesini isterim.

Vahşi terörün bizlerden çaldığı masum insanlara Allah’tan rahmet, yaralanan kardeşlerimize acil şifalar diliyorum. Halkımız bu günleri de mutlaka aşacak; barbarlığa karşı insanlığın ortak değerlerini mutlaka yükseltecektir. Dayanışma duygularımla”

İndir (PDF, 264KB)

 

Ey PKK Derhal Silah Bırak Ve Şiddeti Terk Et

 

CHP’li Umut Oran, PKK’ya silah bırakma çağrısında bulunurken, kazılan hendeklerin AKP’nin baskıcı anlayışına hizmet ettiğini belirtti. Umut Oran, “PKK’nın yarattığı vahşet ortamından faydalanmak için her türlü baskıyı arttıran ve hukuksuzluğu sıradanlaştıran AKP iktidarına karşı mücadele etmek de zorunludur” dedi.

“Bu millet ve bu ülke AKP parti-devletinin zulmü altında acı çekmektedir. Halkımız bu büyük tehlikeyi bir an evvel görmek, yeniden umutlu yarınların hayalini kurabilmek için örgütlenmek ve mücadele etmek zorundadır. Başka bir kurtuluş yolu yoktur. Türkiye, AKP’nin otoriter zihniyetini de PKK’yı da aşmak zorundadır.”

Basın Açıklaması için:

İndir (PDF, 192KB)

Türkiye terörle yaşamaya A-LI-ŞA-MAZ !

Umut Oran

14.3.2016

 

Türkiye terörle yaşamaya a-lı-şa-maz, #alışamayız! 

-Cumhurbaşkanına bu kez katılıyorum:  “Biz siyasiler ülkemizde işlenen cinayetlerden sorumluyuz. Çünkü halk size oylarını, ‘Benim can ve mal güvenliğimi sağlayacaksın’ diye veriyor”… “Öldürenler kim? (Türk) vatandaşı. Bu insanları neden takip etmediniz? Takip etmeniz lazım. İstihbarat teşkilatınız çalışmıyor mu?”

Ankara’da 5 ay içinde 168 vatandaşımız bombalı saldırılar nedeniyle yaşamlarını yitirdi, yüzlerce vatandaşımız yaralandı. Kızılay saldırısında ölenlere rahmet ailelerine yakınlarına başsağlığı ve yaralılara acil şifalar diliyorum. Biliyorum ateş düştüğü yeri yakıyor, başsağlığı veya teröre lanet mesajları sevdiğini kaybeden için hiçbir şey ifade etmiyor, bir süre sonra yapayalnız gidenin anılarıyla tek başına kalıyorlar!

Böyle zamanlarda birlik beraberliğimizi korumak çok önemli. En az birlik beraberlik kadar önemli olan bir diğer önemli unsur ise hükümetin, kendisine bağlı olan istihbarat ve güvenlik güçleri marifetiyle sorumluları bulup en ağır cezaya çarptırılmaları için yargıya teslim etmesi, benzeri saldırıların yinelenmesini önlemesidir. Halen il emniyet müdürü dahi bulunmayan Başkent Ankara’da hiçbir istihbarat, kolluk yöneticisinin siyasilere öykünerek sorumluluğu üzerine almaması dikkat çekicidir, herkes sorumluluğu birbirinin üzerine atıyor.

ABD hükümeti binlerce kilometre öteden dahi Ankara’daki vatandaşlarını uyarıyorsa yerli istihbarat kurumlarının da artık her saldırı sonrasında ‘biz uyarmıştık’ açıklamasını yapmaktan utanması, tepedeki isimin de işini yapamıyorsa o koltuğu boşaltması gerekir! Örneğin Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı ne işe yarar sadece İmralı ile görüşme için mi kuruldu ki 200 metre ötesindeki korkunç patlamaya rağmen gece boyunca zifiri karanlıkta kalır karargahı?

Saraylarda, köşklerde konutlarda içi boş güvenlik zirvesi toplamak, sürekli taziye yayınlamak, ölü sayısı açıklamak, ‘şu kadar dakikada ambulanslar gitti’ açıklaması yapmak başbakanın, bakanın görevi değildir! “Seyir halinde” olsa da o bombalı araçlar bulunarak terör saldırıları önlenmeli, artık hiçbir mazeret kabul edilemez. Hükümetin en temel görevi içi boş büyük sözlerle hamaset nutukları atmak değil vatandaşının can ve mal güvenliğini sağlamaktır.

Basiretsiz siyasi iktidar da onun kalemşorları da bize bu vahim saldırıları kanıksatamaz. Türkiye terörle yaşamaya a-lı-şa-maz, #alışamayız! Hiç kimse basiretsizliğinin üstünü hamasi söylemlerle örtme aymazlığına sarılmasın.

Bu kez Cumhurbaşkanının aşağıdaki söylemine katılıyor ve bu sözleri hem kendisine hem de bu ülkeyi 15 yıldır yöneten siyasi iktidara anımsatarak, sorumluluklarının gereğini yapmalarını istiyorum:

“Biz siyasiler ülkemizde işlenen cinayetlerden sorumluyuz. Çünkü halk size oylarını, ‘Benim can ve mal güvenliğimi sağlayacaksın’ diye veriyor”… “Öldürenler kim? (Türk) vatandaşı. Bu insanları neden takip etmediniz? Takip etmeniz lazım. İstihbarat teşkilatınız çalışmıyor mu?”

Sosyalist Enternasyonal ve Papandreu’dan dayanışma mesajları geldi

Umut Oran: Türkiye’nin dışarıda sürekli bu konularla anılmasından hicap duyuyorum

Sosyalist Enternasyonal (SE) Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, Ankara Katliamı dolayısıyla SE Yönetimi ve SE Başkanı Yorgo Papandreu’nun Türk Halkıyla dayanışma mesajı yayınladıklarını bildirdi.

Umut Oran, “Türkiye bugün artık demokrasi standartları, insan hakları ve can güvenliği açısından rol model olmaktan çıkmış durumda. Maalesef Türkiye’nin yurt dışında her seferinde bu şekilde anılmasından hicap duyuyorum” dedi. Umut Oran’ın verdiği bilgiye göre SE Yönetimi ve SE Başkanı Yorgo Papandreu’nun Ankara Katliamına ilişkin mesajları şöyle:

Sosyalist Enternasyonal Ankara’daki büyük çaptaki terör saldırısını kınamakta ve ayrıntılı bir soruşturma çağrısı yapmaktadır.

11 EKİM 2015

Sosyalist Enternasyonal, 10 Ekim Cumartesi günü Ankara’da barışçıl bir mitingde gerçekleştirilmiş olan ve yüz kişiyi aşkın kişinin ölümü ile daha birçoklarının yaralanmasına neden olan büyük çaptaki terör saldırısını şiddetle kınamaktadır.

Kurbanların ailelerine en derin taziyelerimizi bildirmekte ve özgürlüklerin savunulması, hakların kullanılması ve demokratik yollarda kalmaya kendini adamış ve şiddetin karşısında duran Türkiye’deki tüm insanlarla dayanışma içerisinde olduğumuzu bildirmekteyiz.

Türkiye’deki siyasi aktörlerle paylaştığımız değerleri kucaklayıp savunanlarla yan yana ve eşit şekilde durmaktayız ve özellikle sempatizanlarının bu nefret uyandıran saldırıda hedef alınmış olduğu ve bugün muhalefette olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile dayanışma içerisindeyiz.

Bu matem zamanında Türk insanına barışı ulusun geleceğinin merkezine koyma ve 1 Kasım 2015 tarihinde yapılacak seçimlere yaklaşıldığı şu günlerde barışın istikrarını bozmaya veya onu demokrasi yolundan saptırmaya yönelik herhangi bir girişimden onu koruma yolunda cesaret ve kararlılık dilemekteyiz Biz bu katliamın arkasında olanların tespit edilmesi için kapsamlı ve şeffaf bir soruşturma yürütülmesi hususunda Türk yetkililere çağrıda bulunuyoruz.

 

Sosyalist Enternasyonal Genel Başkanı George Papandreu’nun Ankara Katliamı Beyanatı

10 Ekim günü Ankara’da KESK, DISK, TMMOB ve TTB de dahil olmak üzere demokratik STK’lar tarafından düzenlenen barış mitingi sırasında yapılan terör saldırısını şiddetle kınıyorum.

Saldırı, seçim öncesi dönemde, vatandaşların toplanma ve ifade özgürlüğünü kullanmasının esas olduğu bir zamanda yapılmıştır.

Katılımcılar barış için toplanmışlardı.

Her gün savaş ve terörün sonuçlarına katlanan daha geniş bir bölge için birincil öneme haiz bir mesaj vermek için toplandılar.

Biz bu korkunç saldırının faillerinin adalete teslim edilmesini ve işledikleri suç için usulünce cezalandırılmalarını beklemekteyiz.

Türk makamlarının bu seçim öncesi dönemde toplanma ve ifade özgürlüğüne yönelik demokratik hakları korumak için gerekli tüm önlemleri almaları da son derece önemlidir.

Bu trajik zamanda, Türkiye vatandaşlarının terör ve şiddete karşı ve demokratik sürecin katılımcılarını yıldırmayı ve tahrik etmeyi hedefleyen eylemelere karşı seslerini birleştirmeleri gerekmektedir.

Ben, Sosyalist Enternasyonal Başkanı olarak, Türkiye halkına birlik ve beraberliğimizi ifade etmek ve kurbanların aileleri ve yakınlarına en derin taziyelerimi ifade etmek isterim ve bu saldırılarda yaralananlara acil şifalar dilerim.

 

İndir (PDF, 191KB)

İndir (PDF, 131KB)

 

MİT Müsteşarı ve İçişleri Bakanı Derhal Görevden Alınmalıdır

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Umut Oran, katliama karşı “Giderek artan bu tür saldırıları önlemekte yetersiz kaldıkları, görevlerini ihmal ettikleri, onlarca masum yurttaşın yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan birçok saldırıyla ortaya çıkmış olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve İçişleri Bakanı Selami Altınok derhal görevlerinden alınmalıdır!” dedi. Oran, Fidan ve Altınok’un derhal görevlerinden alınmaması halinde ‘Seçim Hükümetinin’ tek varlık nedeninin sadece iktidar mensuplarını korumak olduğu ve 78 milyon yurttaşın güvenliğinin umursanmadığını itiraf etmiş olacaklarını belirtti.

Umut Oran

Basın Açıklaması

10.10.2015

Emek, Demokrasi ve Barış mitingine katılmak için Ankara’ya gelenler ve mitinge katılmak isteyen DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve basın meslek örgütü üyelerinin yürüyüş başlangıç noktası olan Ankara Garı önünde bugün korkunç bir katliam yapıldı. İçişleri Bakanlığı, Ankara Valiliği’nin bilgisi ve izniyle gerçekleşen bu mitinge katılmak isteyen vatandaşlarımızdan 30’unun yaşamını yitirdiğini, 126 kişinin de yaralandığını açıkladı. Öncelikle yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyorum. 

Bu tür terör saldırılarının amacı toplumda yılgınlık ve korku yaratmak, gündelik yaşamı felç etmektir. Bu nedenle toplum olarak birliğimizi bütünlüğümüzü koruyacağız ama bunu söylememiz artık Başkent’te, kritik bir tesis olan merkez tren garının önünde dahi vatandaşlarının güvenliğini sağlayamayan hükümetin eleştirilmesini engellememelidir. Yanlış giden işleyişi eleştirerek sorun kaynaklarını teşhis edip çözüm önerilmesi, bu tür korkunç saldırıların tekrarının önlemesi için zorunludur. Yetkili ve sorumlu makamdaki isimler, üzüntü bildirmekle, saldırıyı kınamakla, sonu gelmez güvenlik zirveleri düzenlemekle olayı geçiştiremezler! 

Bu bağlamda giderek artan bu tür saldırıları önlemekte yetersiz kaldıkları, görevlerini ihmal ettikleri, onlarca masum yurttaşın yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan birçok saldırıyla ortaya çıkmış olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve İçişleri Bakanı Selami Altınok derhal görevlerinden alınmalıdır! Bu iki isim hemen bugün görevlerinden alınmadıkları takdirde, tamamıyla AKP’lilerden oluşan güya bağımsız ‘Seçim Hükümetinin’ tek varlık nedeninin sadece iktidar mensuplarını korumak olduğu, 78 milyon sade vatandaşın güvenliğinin umursanmadığı itiraf edilmiş olacaktır. 

Umut Oran, Adıyaman ve IŞİD gerçeğinin fotoğrafını çekti

 

CHP’li Umut Oran, 25 yıldır yakından tanıdığı Adıyaman’a yaptığı son ziyarette bölgede herkesin bildiği ancak “Aman Adıyaman’ın adı lekelenmesin” denilerek gizlenen IŞİD gerçeğine dair bazı çarpıcı gelişmeleri, ekonomik göstergelerle birlikte rapor haline getirerek kamuoyuna açıkladı: 

“Adıyaman’da 6 aydır devam eden 200 şüphelisi olan gizli soruşturmada iddianame bir türlü hazırlanmıyor” 

“Örgüt elemanları başlangıçta 6 bin dolar verdiği gençleri kandırıyor daha sonra 1200’er dolar vermeye devam ediyor” 

“Adıyaman Emniyetine 18 aile ‘çocuğum kayboldu’ diye başvurdu, IŞİD’e eleman sağlayanların açık kimliklerini verdi hiçbir işlem yapılmadı” 

“2008’deki TEKEL özelleştirmesi ve getirilen tütün kotası 350 bin Adıyamanlıyı aç ve işsiz bıraktı” 

“İşsizlik nedeniyle çay ocakları ve kahvehane sayısı ildeki tüm işyeri sayısını ikiye katlamış durumda. Bu mekânların bazıları IŞİD için karargah haline geliyor”

Dünya sol partilerinin çatı örgütü olan Sosyalist Enternasyonal’in Başkan Yardımcısı da olan CHP’li Umut Oran, 26-27 Temmuz 2015’te Adıyaman’a yaptığı ziyarette halkın, partililerin IŞİD ile ilgili sıkıntılarını dinleyip, gizlenen bazı gerçekleri gün yüzüne çıkardı. Gözlemlerini hükümet nezdinde takip edilmesi için CHP Grup Başkanvekillerine de gönderen Umut Oran, konuyla ilgili yazılı basın açıklaması da yaptı. Oran’ın açıklaması şöyle:

ALEVİ YURTTAŞLARIMIZ AYLARDIR IŞİD NÖBETİ TUTUYOR

Adıyaman’da 26-27 Temmuz’da yaptığım temaslar sonucunda acı bir gerçek ile karşı karşıya kaldım: IŞİD Adıyaman için gerçekten de çok büyük bir tehdit. Merkez dışında dağlarda, yaylalarda yaşayan Adıyamanlılar, özellikle Alevi yurttaşlarımız evlerinin önünde, köylerinin dışında gece gündüz nöbet tutuyorlar. Üstelik bu yeni bir durum değil aylardır olabilecek bir IŞİD baskınına karşı bu şekilde yaşıyorlar.

6 AYDIR SÜREN GİZLİ SORUŞTURMA NEDEN BİTİRİLEMİYOR?

Alevi vatandaşlarımız bu kaygılarını bir yılı aşkın bir süre önce Adıyaman’ın güvenliğinden sorumlu olan kamu görevlilerine ve seçilmiş il yöneticilerine aktarıyor. Yine bu vatandaşlarımız IŞİD’in tuzağına düşürdüğü kendi yavrularını dahi ihbar ediyorlar, ama nafile kimseden ‘tık’ yok. Sanki yukarıdan IŞİD’i ‘görme’, ‘duyma’ ‘konuşma’ şeklinde emir gelmiş tüm kamu görevlileri de buna uyuyor gibi. Yeri gelmişken soralım Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı’nda 6 aydır devam eden ve 200’ü aşkın şüphelisi bulunan gizli bir soruşturma olmasına rağmen neden iddianame bir türlü hazırlanamamaktadır?

AMAN ADIYAMAN’IN İSMİ LEKELENMESİN!

Güya ülkeyi yönetenler böylelikle IŞİD’i koruyup kollarken, vatandaşı da “Adıyaman’ın ismi IŞİD ile anılmasın, Adıyaman’ın ismi lekelenmesin” yalanıyla baskı altına almaya çalışıyorlar. Peki, isimleri, yaşamları, gelecekleri lekelenen beyinleri çelinen gençlerimiz ne olacak, ya da hayatları kararmış, umutları sönmüş, gözü yaşlı aileleri ne yapacak?

İktidar olarak hem iş-aş verme, barışı sağlama, hem de IŞİD’e göz yum ondan sonra da çık ‘bu işin fıtratında var’ de. Hayır, Adıyaman’ın fıtratında IŞİD yok ama “öfkeli gençler, bizim çocuklar, benim teröristim iyidir’ diyerek teröre göz yummak birilerinin fıtratında hep vardı.

EMNİYETE 18 AİLE BAŞVURDU, AMA NAFİLE

Özellikle 2013 yılından bu yana Adıyaman’da 200’ün üzerinde gencin IŞİD terör örgütüne katıldığı belirtilmektedir. Diyarbakır bombacısı Orhan Gönder’in ailesinin 2014 yılı haziran ayında emniyet müdürlüğüne bizzat çocukları hakkında şikâyetçi olmasına rağmen salıverilmesi gibi birçok örnek var. Adıyaman İl Emniyet Müdürlüğüne çocuklarının kayboldukları iddiası ile 18 aile müracaatta bulunmuş, bu ailelerin taleplerinin gereği de yapılmamıştır. IŞİD’e eleman sağlayan kişilerin kimler olduğunu aileler çok iyi biliyor açık kimlikleriyle emniyete bildiriyorlar fakat bunların hiçbiri yine önlenmiyor. Adıyaman Merkez İlçeden,  Samsat ilçesi Bağarası Köyünde, Kâhta İlçesi Gülveren Köyünden, Çelikhan İlçesinden katılımların olduğunu sağır sultan bile duydu, bunları önlemek çok mu zor?

GECELERİ GİZLİ DEFİN YAPILIYOR

İŞID’e katılan ve Suriye’deki çatışmalarda öldürülenlerin geceleri Adıyaman’da gizlice defnedildiğini ildeki herkes biliyor. Böyle bir durum yetkililerin bilgisi onayı dışında yapılabilir mi?

ÖNCE 6 BİN DOLAR SONRA 1200’ER DOLAR DAHA

Örgüte çocukları katılan aileler ile yapılan görüşmeler sonucunda örgütün çok rahat bir şekilde çocuklara ulaştığı, devşirme sürecini aleni bir şekilde yaptığı ortaya çıkmaktadır. Örgütün eleman devşirmede değişik taktik ve yöntemler kullandığı belirtilmektedir. Bunlardan bir tanesi para vaadidir. ÖRGÜT ELEMANLARI BAŞLANGIÇTA 6 BİN AMERİKAN DOLARI, DAHA SONRA İSE 1.200 AMERİKAN DOLARI VEREREK GENÇLERİ KANDIRMAKTADIR.

ADIYAMAN’DA ÇÖKEN EKONOMİNİN GÖSTERGELERİ

Peki, IŞİD neden Adıyaman’da bu kadar aktif biraz ona da değinmek isterim. IŞİD Adıyaman’da kendisine zemin buluyor ÇÜNKÜ;

  • İl nüfusunun % 36,6’sı sosyal güvenlikten yoksun.
  • 2008’deki TEKEL özelleştirmesi ve TEKEL’in sözleşmeli üretimini sonlandırması ve kapatılan fabrikalar ve getirilen tütün kotası Adıyaman’da 50 bin aileyi yani 350 bin insanı aç ve işsiz bıraktı,
  • 2012 yılı il düzeyinde iş gücü göstergelerinde Adıyaman % 15,8’le işsizlik oranı en yüksek ilk 5 il arasında yer aldı.
  • Dünya Bankası 2011 verilerine göre Türkiye genelinde 15.340 dolar olan kişi başına milli gelirde Adıyaman 7.554 dolarla 64. sırada yer alıyor. Üstelik 2004’ten beri çıkarılan 4 teşvik yasasında da Adıyaman cezalandırıldı.
  • Kent ekonomisi olmadığı için Adıyaman’da işsiz gençler ve mevsimlik çalışıp yılın büyük bölümünde boş duranların daimi mekânları olan kahvehane ve çay ocakları, İldeki tüm işyeri sayısını ikiye katlamış durumda. Bu mekânlar, IŞİD vb. radikal örgütlere eleman temin eden odakların da yoğun faaliyet gösterdiği yerler.
  • Adıyaman ekilebilir arazilerden 470 bin hektarını,  1 ilçesini ve 85 köyünü Atatürk Barajına verdi ama buna karşılık GAP’tan ciddi bir katkı almadı. Sulama alanı ancak % 10’a ulaşabildi.

ORAN’IN CHP GRUBUNA AKTARDIĞI SORULAR

Adıyaman gözlemlerimi CHP TBMM Grubuna aktararak Adıyaman-IŞİD ilişkisinin, vatandaşın güçlüklerinin soru ve araştırma önergeleriyle hükümete karşı takip edilmesi için girişimde de bulunacağım. Bu nedenle öncelikle güya IŞİD’e operasyon yapan hükümetin şu sorulara yanıt vermesi gerekmektedir:

  1. Adıyaman’da 2013 yılından bu yana terör örgütü IŞİD’e kaç genç katılmıştır?
  2. IŞİD’e çocukları katılan ailelerin Emniyete yaptıkları şikâyetlerde eleman devşirdiklerini bildirdikleri şahıslar hakkında Adıyaman Valiliğince yapılan herhangi bir işlem var mıdır? Neden açık kimlikleri belli olan bu kişilerin örgütsel çalışmaları önlenememektedir?
  3. Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığında 6 aydır devam eden, 200’ü aşkın şüphelisi olan gizli bir soruşturma olmasına rağmen iddianame neden hazırlanmıyor, bu dava neden açılamıyor? İlde devam eden herhangi bir IŞİD soruşturması var mıdır?
  4. Jandarma ve Emniyet İstihbarat ile MİT’in IŞİD’e katılımların önlenmesi için yapmış olduğu herhangi bir çalışma var mıdır?
  5. Adıyaman da IŞİD’e yönelik olarak kolluk kuvvetleri herhangi bir operasyon yaptı mı, sonucu ne oldu, kaç kişi gözaltına alındı, kaçı tutuklandı?
  6. IŞİD’in Alevi köylerinde oturanları fişlediklerine dair herhangi bir istihbari bilgi valilikte, emniyette, MİT’te var mıdır, bu konu hakkında hangi önlemleri alıyorsunuz?
  7. Öldürülen IŞİD’lilerin şehir-köy mezarlıklarına son bir yıl içerisinde geceleri gömülmesi talimatını, iznini kim verdi? Bu şekilde kaç cenaze gömüldü?

Basın Açıklaması:

İndir (PDF, 331KB)

 

 

Beştepe’nin seçim hükümeti tuzağına kimse düşmemeli

CHP’li Umut Oran, 45 günlük sürenin ardından erken seçim kararının Cumhurbaşkanı tarafından değil de TBMM’nin alması sağlanarak seçime mevcut hükümetle gidilmesi planları yapıldığını belirterek, “Cumhurbaşkanı erken seçim kararı alsa 4 partinin vereceği bakanlarla bir bağımsız seçim hükümeti kurulacak ve 13 yıllık usulsüzlükler, yolsuzluklar ortaya dökülecek, seçim döneminde AKP mahvolacak, tüm dertleri bunu önlemek. Buradan tüm milletvekillerinin dikkatini çekiyorum Beştepe’nin bu erken seçim tuzağına kimse düşmesin!” diye konuştu.

Adıyaman’a giden Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Umut Oran, CHP İl Başkanı Abuzer Tanrıverdi ve CHP İlçe Başkanı Hanifi Çavuş ile birlikte il başkanlığında basın toplantısı düzenledi.

Türkiye’de, sınır bölgesinde, Adıyaman’da özellikle son bir hafta içerisinde yaşanan terör olayları nedeniyle çok sayıda şehit verildiğini, birçok insanın yaralandığını belirten Umut Oran, “Terör bir insanlık suçu ve kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, gerekçesi ne olursa olsun, nefretle kınıyorum insan hayatı her şeyden üstündür” dedi. Şehitlere rahmet, ailelerine sabır dileyen Umut Oran şu mesajları verdi:

CUMHURBAŞKANI 45 GÜNLÜK PLANINI AÇIKLAMALI

“Aslında şu anda meşru olmayan bir hükümet işbaşında ve askeri operasyon ve üslerin yabancılara açılması gibi çok önemli kararları tek başına alması Anayasa’ya aykırıdır. Seçim biteli 51 gün oldu. Geç de olsa Cumhurbaşkanı hükümeti kurma görevini AKP’ye 18 gün önce verdi. 45 günlük süreyi sadece AKP ile mi geçirecekler? Cumhurbaşkanı kendi kafasındaki plana göre bu süreci yönetemez. Cumhurbaşkanı şeffaf bir şekilde açıklamalı, 45 günü nasıl değerlendirecek, yani bu 45 günde ne kadar hükümeti kurma görevi verecek? Hükümet kurma görevi muhalefete de verilmelidir. Türkiye’nin erken seçime gitme lüksü yoktur.

BEŞTEPE’NİN SEÇİM HÜKÜMETİ TUZAĞINA KİMSE DÜŞMEMELİ

Kafalarında planladıkları ülkeyi kaosa sürükleyip erken seçime gitme kurgusu ortaya çıkmıştır. Ama burada da bir hinlik peşindeler! Cumhurbaşkanı 45 günlük süreyi AKP ile ağırdan alarak doldurduktan sonra yine her zamanki gibi Anayasayı eğip bükerek erken seçim kararını kendisi alması gerekirken bu kararı TBMM’nin almasına mı zorlamak istemektedir? Erken seçim kararını Anayasa’ya göre Cumhurbaşkanı almak zorunda ama bu kararı TBMM’ye aldırırlarsa ne olacak, o zaman şu an mevcut zaten meşru olmayan hükümet ile seçime gidilecek. Cumhurbaşkanı erken seçim kararı alsa 4 partinin vereceği bakanlar bir bağımsız seçim hükümeti kurulacak ve 13 yıllık usulsüzlükler, yolsuzluklar ortaya dökülecek seçim döneminde AKP mahvolacak, tüm dertleri bunu önlemek. Buradan tüm milletvekillerinin dikkatini çekiyorum Beştepe’nin bu erken seçim tuzağına kimse düşmesin!

MHP’NİN BÖYLE BİR LÜKSÜ YOK

7 Haziran seçimlerinde halkımız iradesi ortaya bir tablo koydu, sandıktan çıkan bir sonuç var. Muhalefet için tek seçenek AKP değildir. Yüzde 60 arasındaki işbirliği Türkiye’nin geleceği için, halkın can güvenliği için, halkın güvenliği için zorlanmalı. Hiçbir partinin iradesi, hiçbir partinin liderinin iradesi, hiçbir partinin önceliği, milletin iradesinden güçlü değildir. Bu noktada MHP ‘ben kapıyı kapattım, ne olursa olsun, ben muhalefette kalacağım’ deme lüksüne sahip değildir. 7 Haziran sonuçlarına göre herkes masaya oturmalı, tartışmalı, ülkenin geleceği için bir araya gelmeli, halk bunu istemiştir. Türkiye bir taraftan IŞİD diğer taraftan PKK tehdidi ile karşı karşıya. Bu ortamda partilerin kendi öncelikleri işin teferruatıdır, önemli olan, halkın can güvenliği ve ülkemizin geleceğidir. Çünkü siyasetin çözüm üretmesi, insanlarımıza umut vermesi gerekmektedir.

HDP DE TERÖR KONUSUNDA TAVRINI BELLİ ETMELİDİR

Bu HDP için de geçerli, terörle ilgili artık kendi pozisyonunu netleştirmeli. Sandıktan duvar ördüler, barajı geçtiler. Halkın teveccühünü görsünler. O zaman onlar da terörle, insanlık suçuyla mesafesini koyabilmelidir. Dolayısıyla hükümet kurma çabası sadece CHP ile sınırlı kalmamalıdır. CHP bugün hükümeti kurma konusunda her çabayı göstermektedir, her yolu denemektedir.