Yazılar

2023 Popülizmi Balon Gibi Patladı…



Ne vaat ettiler, ne oldu?

Tüm hedefler karavana çıktı

CHP’li Umut Oran, TBMM’ye sunulan ve cumhurbaşkanlığı sisteminin ilk kalkınma planı olan 11. Kalkınma Planı’nın tek adam sisteminin AKP’nin ekonomide hiçbir hedefini gerçekleştiremediği gibi tüm hayallerinin bile gerçek dışı olduğunu kanıtladığını bildirdi.

Yani aslında  yeni kalkınma planı malumu ilan ederek, tek adam rejiminin ekonomiyi tam bir gerileme dönemine geçirdiğini gözler önüne serdiğini kaydeden Umut Oran, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk kalkınma planı olan ve 2019-2023 dönemini kapsayan 11. Kalkınma Planı ile AKP’nin yıllardır halkın gözünü boyayıp oyunu almak, iktidarını sürdürmek uğruna ortaya attığı 2023 hedeflerinin tamamen yalan ve balon olduğu net biçimde ortaya çıkmıştır” dedi.

Konuyla ilgili olarak bu sabah yazılı açıklama yapan Umut Oran, AKP’nin 2011 yılında Cumhuriyetin 100. yılı olan 2023 için oldukça iddialı ekonomik hedefler ortaya koyduğunu anımsatarak, şunları kaydetti:

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, hükümetin ve partisinin 2023 yılına kadar hedeflerini ilk olarak Ocak 2011’de düzenlenen“Türkiye 2023’e yürüyor, Ankara AK Parti’de Buluşuyor” programında açıklamıştı. Erdoğan’ın Ankara Spor Salonu’nda düzenlenen törende duyurduğu bu hedeflere 2014’teki 10.Kalkınma Planı’nda da yer verildi.

2023 için en iddialı 5 hedef şöyleydi:

Gayri safi yurt içi hasıla (milli gelir) 2 trilyon dolara,

Kişi başına milli gelir 25 bin dolara,

İhracat 500 milyar dolara ulaşacak

İşsizlik yüzde 5’e inecek.

-Dünyanın ilk 10 ekonomisine girilecek.

Yıllardır AKP, hayali “2023 hedefleri”ni her fırsatta temcit pilavı gibi ısıtıp halkın önüne getirdi. Bunların hayali ve gerçek dışı olduğunu söylemeye kalkanlar, “Türkiye’nin kalkınmasını istemeyen vatan hainleri” olarak yaftalandı.

2023 HEDEFLERİ KÜÇÜLÜVERMİŞ

Şimdi; Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk kalkınma planı olan ve 2019-2023 dönemini kapsayan 11. Kalkınma Planı, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından onaylanarak, TBMM’ye sunuldu.

Fakat, o da ne? Yeni Plan çerçevesinde Erdoğan’ın; yıllardır dilinden düşürmediği, toplantılarda halka vaat ettiği, bununla meydanları coşturduğu o iddialı 2023 hedeflerini yarıya indirildiği görüldü. Yeni Plan’a göre 2023 için temel hedefler şöyle:

Gayri safi yurt içi hasıla 1 trilyon 80 milyar dolar

Kişi başına düşen milli gelir 12 bin 484 dolar

İhracat 226.6 milyar dolar

İşsizlik yüzde 9.9

BIRAK 2023’Ü, 2018’İ BİLE ÖNGÖREMEDİLER

AKP, 2023 için mesnetsiz, göz boyayıcı afaki hedefleri durmadan dillendirirken, 2014 başında beş yıllık bir dönem için açıkladıkları 2018 hedefleri de tamamen havada kaldı.

2014-2018 dönemi için hazırlanan 10. Kalkınma Planı’nda 2018 için;

• GSYH hedefi 1 trilyon 285,5 milyar dolar öngörülürken, gerçekleşme 784,1 milyar dolar oldu. (Küçülme sürüyor)

• 2018 yılı için kişi başına milli geliri 15 bin 996 dolar hedeflediler, ancak o yıl 9 bin 632 dolara geriledi ve gerileme halen sürüyor.

• 2018 yılı için işsizlik hedefi ise yüzde 7.2’ydi, gerçekleşme yüzde 11 oldu. (En son alınan Mart 2019 verisine göre yüzde 14,1)

• Yıllık ihracat için “2018’de 277 milyar dolar olacak” dediler, ancak gerçekleşme 167,9 milyar dolar oldu.

Ne dediler ne oldu?

YENİ 2023 HEDEFLERİ 2018’İN DE GERİSİNDE

AKP’nin 2023 hedefleri diye açıkladığı büyüklüklere erişmek imkansızdı ve bunu kendileri de biliyordu. Bugün ise Yeni Kalkınma Planı’nda yıllardır dillerinden düşürmedikleri bu hayali hedefleri bile yarıya indirirken halka hiçbir açıklama yapma gereği de duymadılar.

İşin daha vahimi; 2023 için açıklanan yeni hedefler 2014 başında oluşturulan ve 2018 sonunu kapsayan 10. Plan’da yer alıp da gerçekleşemeyen 2018 hedeflerinin bile gerisinde.

• 10. Plan dönemi başında plan dönemi sonu (2018 yılı) için 1,3 trilyon dolar dolayında milli gelir öngörüldü (gerçekleşme 784 milyar dolar), şimdi 2023 için 1 trilyon 80 milyar dolar öngörülüyor

• 2014 başında 2018 yılı için 16 bin dolara yakın kişi başına milli gelir hedeflenmişti (gerçekleşme 9.632 dolar oldu), şimdi 2023 için 12.5 bin dolar hedefleniyor.

• 2018 için 277 milyar dolar ihracat hedeflenmişti (Gerçekleşme 168 milyar dolar), şimdi 2023 için 227 milyar dolarlık ihracat öngörülüyor.

• 2018’de yüzde 7,2’ye düşürülmesi öngörülen işsizlik (yüzde 11 oldu, bu yıl yüzde 14’ü aştı); bugün ise 2023’te işsizliğin yüzde 9,9 olması hedefleniyor.

NE ADALET KALDI NE KALKINMA…

2023 hedefleri tamamen göz boyamaya yönelik, mesnetsiz ve hayali idi. Ancak ülkenin demokrasi birikimi budanıp, kuvvetler ayrılığı ilkesi ve hukuk devleti ortadan kaldırılarak geçilen keyfi tek adam yönetiminde Türkiye, mevcut ekonomik potansiyelini de kullanamadı, olası performansını da gerçekleştiremedi, hızla kan kaybetti.

Adı “Adalet ve Kalkınma” olan siyasi parti, Türkiye’de ne adalet bıraktı, ne de kalkınma!..

17 yılda dağ gibi büyüyerek 500 milyar dolara yaklaşan dış borca; önümüzdeki bir yıl içinde gereken 200 milyar dolarlık dış kaynak ihtiyacına karşılık, hukuki güvencenin ortadan kaldırılması, ülke riskinin büyümesi nedeniyle Türkiye’ye yatırım ve dış kaynak girişi bıçak gibi kesildi, borçların çevrilmesi tehlikeye girdi.

Zaten Ar-Ge, inovasyon, teknoloji yatırımını artıramayan, buluş yapamayan Türkiye, katma değerli üretimde iyice geriye gitti.

Türkiye, yatırım ve sermaye çekme ekonomisini, ihracatını büyütme açısından tarihinin en kötü dönemini yaşıyor.

Çünkü demokrasiden, hukuk devleti olmaktan uzaklaşan ülke, her alanda geriye gitti. Bilimi dışlayan, ezberciliğe dayalı eğitim sistemi; imam hatipleştirilmiş okulları ile Türkiye; sorgulayan, araştıran, analiz yapabilen nesiller yetiştiremez halde.

Artık AKP’nin ekonomide, siyasette, dış politikada sorunları çözme, ülkeyi büyütme, geliştirme yönünde yapacağı hiçbir şeyin kalmadığı gün gibi ortadadır.

Türkiye artık 21. Yüzyıl gerçeklerine uygun yeni bir başlangıç yaparak, ya yeni bir yol bulmak ya da yepyeni bir yol açmak zorunda

2023 yılı için yani Cumhuriyetimizin 100. Yıldönümü için hala bir umut var…

Ekonomi Can Yakıyor, AKP Populizmi Halkı Aldatıyor



umutoran

Umut Oran

Basın Açıklaması

19.3.2017

 

Terör, darbe girişimi, OHAL ile alarm veren turizm, dış ticaret ve doğrudan yabancı sermaye verileri işsizliği patlattı. Ülke borçlarını çevirememe noktasına geldi, yüksek dış kaynak ihtiyacına rağmen, dışarıdan para gelmiyor. OHAL KHK’leri ile kamu bankaları, Şans Oyunları, Milli Piyango, At Yarışları vb. daha birçok kamu varlığı, mantığına aykırı biçimde oluşturulan Varlık Fonu’na devredildi. Yasal denetim mekanizmalarının yetki alanı dışına çıkarılan bu kuruluşların varlıkları,dışarıdan borç bulmak için ipotek gösterilecek. Bir çeşit Düyûn-u Umumiye oluşumu peydahladılar. Borçlarını çeviremezse Türkiye’nin iflas riski var! Bu durum sürdürülemez bir siyasi kriz. Daha iyi bir Türkiye mümkün, Ekonomide rejenarasyona ihtiyaç var. Bu düzen değişecek, ekonomi en öncelikli ve önemli gündem olacak. Daha çok iş daha çok aş ve sosyal barış egemen olacak. Oysa Daha hayırlı bir Türkiye mümkün, bunu da birlikte başaracağız.

TURİZMDE CİDDİ KAN KAYBI!

  • Rejim değişikliğine yönelik anayasa değişiklik paketi dayatması ile siyasi riskin tavan yaptığı 2016 yılında Türkiye’ye gelen turist sayısı ve elde edilen turizm gelirinde dramatik düşüşler yaşandı.
  • Önceki yıla göre turist sayısıyaklaşık % 25 düşerek 41 milyon 617 bin 530 kişiden 31 milyon 365 bin 330’a geriledi. Geçen yıl Türkiye’ye 2015’e göre 10 milyon 252 bin 200 daha az yabancı turist geldi.
  • 2016’da turizm geliri, önceki yıla göre yaklaşık % 30azalarak 31,5 milyar dolardan 22,1 milyar dolara geriledi, turizm gelirinde yıllık bazda 9,4 milyar dolarlık bir kayıp yaşandı.

EN ÇOK TURİST GÖNDEREN 10 ÜLKE

  • Türkiye’ye en çok turist gönderen ülke olan Almanya’dan gelenlerin sayısı geçe yıl % 30 oranında yaklaşık 1 milyon 424 bin kişi azaldı. 2015’te 4 milyon 724 bin 787 olan Alman turist sayısı, 2016’da 3 milyon 300 bin 838’e geriledi.
  • Toplam turist sayısında % 43 pay alan en çok turist gönderen 10 ülkeden gelen turistlerin toplam sayısı geçen yıl % 24,3 oranında 4 milyon 309 bin 22 kişi azalarak 17 milyon 700 bin 335 kişiden, 13 milyon 391 bin 313 kişiye geriledi.
  • En hızlı düşüş ise Rusturist sayısında yaşandı. İlk on ülke arasında yer alan Rusya’dan gelen turistlerin sayısı geçen yıl % 76 azaldı.
  • 2015’te 2 milyon 842 bin 972 kişi ile Türkiye’ye en çok turist gönderen 2. ülke olan Rusya, 2016’da 683 bin 335 turistle 8. sıraya indi.
  • Bu gelişmede, 24 Kasım 2015’te düşürülen Rus uçağı nedeniyle bu ülkeyle bozulan ilişkiler ve uzun süre yaşanan gerilimin 2016 yılına damga vurması etkili oldu.
  • Geçen yıl Ruslardan sonra en hızlı düşüşler; % 56,8’le Avustralyalı, % 55,3’le İtalyan, % 54.9’la Japon, % 53,6 ile İspanyol ve % 50,4’le İsveçli turistlerin sayısında yaşandı.  

KAN KAYBI BU YIL DA SÜRÜYOR

  • Turizmde kan kaybı bu yılın Ocak ayında da devam etti. Avrupa ülkeleri içinde en fazla azalış % 47,7 ile Lüksemburglu turistlerde yaşandı. Bunu % 33,9’la İrlandalı, % 33,6 ile Macar, % 31,9’la Danimarkalı, %31’le Alman, % 30,5’le İzlandalı, % 30,4’le Çek, %29,8’le Finli, % 28’ye Yunan, % 27,6 ile İspanyol turistler izledi.
  • OECD üyesi Avrupa ülkelerinden gelen turistlerin toplam sayısında % 26.9 azalma yaşandı. Toplam yabancı turist sayısı ise yaklaşık % 10 geriledi.  

TURİZME DARBENİN BÜYÜĞÜ YOLDA!…

  • Rejim değişikliği yolunda artan iç siyasi gerilim ve Ortadoğu’daki savaşta izlenen yanlış politikaların yansıması olarak ülkemizde zirve yapan terörün yol açtığı güvenlik kaygıları, dış politikada izlenen yanlış tutumla birçok ülkeyle iplerin gerilmesi, Türk turizmine kan kaybettirmeye devam ediyor.
  • 2016 sonlarında, dünyanın en büyük seyahat acentesi olan Carnival Corporation’ın sahibi olduğu üç şirket birden güvenlik endişeleri nedeniyle 2017 yazındaki rotalarından Türkiye’yi çıkarmıştı.
  • Son günlerde hükümetin, iç mevzuata aykırı olması ve ilgili devletlerin izin vermemesine rağmen, referandumda “evet” kampanyası için korsan yollarla Avrupa ülkelerine girme girişimleri ile yaşanan gerilim ve bozulan diplomatik ilişkiler de turizme olumsuz yansıyor.
  • Bu kapsamda ilişkilerin en fazla gerildiği iki ülkeden Almanya, Türkiye’ye en çok turist gönderen ülke; Hollanda ise geçen yılki 24’lük düşüşe rağmen 7. sırada.
  • Hollanda, Almanya ve sırayla diğer Avrupa ülkelerinden art arda tur, tatil iptalleri geliyor. Bu gelişmeler böyle giderse Türk turizminin bu yıl yeni bir dip yaşayacağını gösteriyor. Avrupa ve dünyada ülkemiz hakkında oluşan negatif algı, bu yıl Türk turizmine çok daha büyük bir darbe indirmeye aday.

YÜKSELEN İŞSİZLİK

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) en son Kasım 2016dönemi itibariyle açıkladığı verilere göre;

  • İşgücüne dahil nüfus son bir yılda 980 bin kişi artarken, bunların net bazda sadece 391 binine istihdam sağlanabildi, iş gücüne katılanların yarıdan fazlası işsiz kaldı.
  • Dar tanımlı (standart) işsiz sayısı, bir yıl önceye göre (Kasım 2015 dönemi) 590 bin kişi artarak 3 milyon 715bin kişi ile tüm zamanların en yüksek düzeyine ulaştı.
  • Dar tanımlı işsizlik oranı Kasım 2015’e göre 1.6 puan artarak % 12,1’eyükseldi. (İşsizliğin % 12,8 olduğu Mart 2010’dan bu yana en yüksek oran)
  • Genç (15-24 yaş) işsizliği önceki yılın aynı dönemine göre 3,5 puan artarak % 22,6’ya  çıktı. Özellikle genç kadın işsizlik oranı 2015’in Kasım dönemine göre 6,9 puan artarak 28,6’ya kadar yükseldi. Tarım dışı işsizlik bir yıl önceye göre 1,9 puan yükselerek % 14,3 oldu. Tarım dışı genç işsizliği ise % 25,4 düzeyine ulaştı. Tarım dışı kadın işsizliği 3,5 puan artarak 20,7’ye yükseldi
  • Ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranı toplamda 0,6 puan artışla % 23,9’a çıktı. Bu oran erkeklerde 0,4 puan artışla % 14,3, kadınlarda 0,9 puan artışla % 33,6 olarak gerçekleşti.

İŞSİZLİĞİN GERÇEK BOYUTLARI

TÜİK’in dar tanımlı işsizlik verileri, buzdağının ucunu gösteriyor. İşsizliğin gerçek boyutları bunun çok ötesinde bulunuyor.

  • Resmi tanıma göre 3 milyon 715 bin kişiolarak açıklanan işsiz sayısında, sadece aktif iş arayan işsizler bazı baz alınıyor. Bu kişilerin 2 milyon 897 bini bir yıldan az, 818 bini ise bir yıldan uzun süredir iş arıyor. Erek işsizlerde % 18 olan bir yıldan fazla süredir iş arayanların oranı, kadın işsizlerde % 28’e ulaşıyor.
  • Bunların dışında, iş bulma umudunu yitirerek iş aramayı bırakmışkadın ve erkek toplam 2 milyon 286 bin işsiz kişi bulunuyor. Bunların da 1 milyon 368 bin kişi ile büyük bölümü kadın…
  • Bu iki sayıyı topladığımızda 6 milyonunüzerinde bir işsiz sayısı ve % 18,1 düzeyinde işsizlik oranı ortaya çıkıyor.
  • Öte yandan TÜİK’in anket yoluyla belirlediği işgücü araştırmasının referans haftasında herhangi bir işte 40 saatten az (bir saat bile olsa) çalışmış olan, mümkün olsa tam zamanlı çalışmak isteyen 507 binkişi de “Zamana bağlı eksik istihdam” tanımına dahil ediliyor (İşsizler ordusuna dahil edilmiyor).
  • Ayrıca, yılın belli döneminde çalışıp diğer zamanlarda işsiz kalan mevsimlik işsizlerin sayısı da Kasım 2016 itibariyle 103 bindüzeyinde bulunuyor.
  • Bu kategorilerdeki işsizleri de eklediğimizde en geniştanımlı işsizler ordusu olarak 6 milyon 611 binsayısına ulaşıyoruz. Buna göre işsizlik oranı da % 20 düzeyinde bulunuyor.  

İŞSİZLER ORDUMUZ 89 ÜLKENİNNÜFUSUNDAN FAZLA

Türkiye’de en geniş tanımla 6 milyon 611 bine ulaşan işsiz sayısı, dünyadaki belli başlı 190 ülkenin 89’unun nüfusundan daha fazla. Ki bu sayıya ülkemizdeki 4 milyona yakın Suriyeli göçmen dahil değil. 

PEKİ İŞSİZLİK NASIL ÖNLENİR?

  • Sadece ekonomik değil aynı zamanda sosyal bir sorun olan işsizlik, ülkemizin bir numaralı ulusal sorunuolmaya devam ediyor. İstihdama katılımı artırmak, işsizliği azaltmak, ülkemizin, uzun yıllardır değişmeyen başlıca gündem maddesi…
  • Bir ekonominin istihdam yaratma becerisi, toplumsal refah ve huzurun güvencesini oluşturur. Nüfus ve işgücündeki artışla orantılı istihdam yaratamayan ülkelerde büyüyen işsizlik, beraberinde yoksullaşmaile birlikte birçok toplumsal, yönetsel, adli, kriminal, kültürel, psikolojik ve etik sorunu beraberinde getiriyor.
  • Ekonominin istihdam yaratma kapasitesi ise sürdürülebilir büyümeyebağlı.
  • Türkiye artan siyasi riskin ekonomiye olumsuz yansımalarının etkisiyle son dönemde yatırımlar ve büyüme hızındaki yavaşlama paralelinde işsizlikte kaygı verici hızlı bir artış yaşanıyor.
  • Açıklanan işgücü verileri, işsizlikte son beş yılın en kötü tablosunu ortaya koyuyor.
  • Artan iş gücünü üretken hale getirerek ekonomik ve sosyal güvenceye bağlamak, işsizliği azaltmak, gelir dağılımını düzeltmek, toplumsal huzuru tesis etmek için ekonomik sürdürülebilir büyümeye ihtiyacımız var.  

HOLLANDA – ALMANYA –TÜRKİYE

  • AKP’nin referandum arifesinde ilişkileri gerdiği iki ülke; Almanya ve Hollanda, uzun yıllardır Türkiye’nin en fazla ticaret yaptığı ülkeler arasında yer alıyor.
  • Almanya, Türkiye’nin toplam ihracatında yaklaşık % 10 payla ilksırada, Hollanda ise 10’uncu sırada bulunuyor.
  • İthalatta ise Almanya % 10’un da üzerindeki payla Çin’in ardından 2’nci; Hollanda ise 20’nci sırada yer alıyor.

ÜÇ ÜLKENİN DIŞ TİCARETİNDE KİM KİMİN İÇİN DAHA ÖNEMLİ!

  • 2016 yılında Almanya, 1 milyar 311,7 milyon dolarlık ihracat, 1 milyar 44 milyon dolarlık ithalat yaptı ve 267,7 milyar dolarla Türkiye’nin toplam ihracatından daha büyük bir dış ticaret fazlasıverdi.
  • Aynı yıl 570 milyar dolarlık ihracata karşılık 513,8 milyar dolar ithalat gerçekleştiren Hollanda 56,3 milyar dolarlık dış ticaret fazlasıelde etti.
  • Türkiye ise 2016’da 142,6 milyar dolarlık ihracata karşılık 198,6 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirdi ve 56 milyar dolarlık dış ticaret açığıverdi.
  • Almanya’nın geçen yıl 2 trilyon 355,7 milyar dolara ulaşan toplam dış ticaret haddi içinde Türkiye ile yaptığı 35,5 milyar dolarlık ticaret (ihracat+ithalat) sadece % 1,5 paya sahip. Buna karşılık Türkiye toplam dış ticaretinin % 10,4’ünü tek başına Almanya ile yapıyor.
  • Hollanda’nın 2016’da 1 trilyon 83,9 milyar dolar olan toplam dış ticareti içinde de Türkiye ile yaptığı 6,6 milyar dolarlık ticaretin payı sadece % 1. Türkiye ise toplam dış ticaretinin % 2’sini bu ülkeyle gerçekleştiriyor.
  • Yüzölçümü Konya kadar olan 17 milyon nüfuslu Hollanda’nın 2016’da yaptığı sadece tarım ihracatı 94 Euro (yaklaşık 100 milyar $) dolar. 80 milyon nüfuslu ve Hollanda’nın 7 katı tarım alanına sahip olan Türkiye’nin aynı yıl yaptığı tarım ihracatı ise yaklaşık 18 milyar dolarla bunun beşte birinden de az.

BİRKAÇ ÖNEMLİ HUSUS…

Ülke olarak ciddi bir ekonomik kriz yaşıyoruz!

Bunun kaynağı; AKP’nin yıllarca uyguladığı yanlış politikalarla meydana çıkan yapısal koşulların üzerine son yıllarda alevlenen tek adamlık hırsı ile Cumhuriyeti yıkıp yerine otoriterlik kurma girişiminin yol açtığı siyasi risklerdir. Ortaya çıkan demokrasi-hukuk açığı ve  ekonomide kriz giderek derinleşecek, aklıselim galip gelmezse çöküş hızlanacaktır!

Dövizdeki oynaklık, gizli faiz artırma operasyonlarına rağmen kontrol edilemiyor, özel sektörde her gün artan iflaslar ve işsizlik bir çığ gibi büyüyerek üzerimize gelecektir!

Ülke borçlarını çevirememe noktasına geldi, yüksek dış kaynak ihtiyacına rağmen, dışarıdan para gelmiyor.

OHAL KHK’leri ile kamu bankaları, Şans Oyunları, Milli Piyango, At Yarışları vb. daha birçok kamu varlığı, mantığına aykırı biçimde oluşturulan Varlık Fonu’na devredildi. Yasal denetim mekanizmalarının yetki alanı dışına çıkarılan bu kuruluşların varlıkları, dışarıdan borç bulmak için ipotek gösterilecek. Bir çeşit Düyûn-u Umumiye oluşumu peydahladılar. Borçlarını çeviremezse Türkiye’nin iflas riski var!

Bu durum sürdürülemez bir siyasi kriz.

Daha iyi bir Türkiye mümkün, Ekonomide rejenarasyona ihtiyaç var

Bu düzen değişecek, ekonomi en öncelikli ve önemli gündem olacak

Daha çok iş daha çok aş ve sosyal barış egemen olacak.

Oysa Daha hayırlı bir Türkiye mümkün, bunu da birlikte başaracağız.

Basın Açıklaması:

AKP POPULİZMİ HALKI ALDATIYOR AMA EKONOMİNİN GERÇEKLERİ CAN YAKIYOR (002)

 

Bakan Zeybekçi seyirci değil, icraatçı olmalı!



Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, “Türkiye ekonomisi çatırdıyor, acil önlem şart. Bakan Zeybekçi seyirci değil, icraatçı olmalı. sorunu masaya yatırıp acil önlem almalı” dedi.  

Oran yaptığı yazılı açıklamada, Eylül ayı ihracat verilerinin çok vahim bir gerçeği gözler önüne serdiğini savunarak, “Türkiye ekonomisi çatırdıyor, acil önlem şart! Yılbaşından bu yana dövizdeki artış yüzde 30’larda iken Eylül ayı ihracatındaki düşüşün yüzde 20’leri bulması, tüm sektörlerde  ve neredeyse tüm ülkelerde ihracattaki düşüşün mutlaka masaya yatırılması ve önlem alınması gerekmektedir. Bakan Nihat Zeybekçi’nin yılsonu ihracat kaybının yüzde 10 olacağı söylemi kabul edilemez. Bakan gözlemci, seyirci değil icraatçı, eylemci olmalı, bu düşüşe bir son vererek, gerekli önlemleri almalıdır” dedi.

Umut Oran

Basın Açıklaması

02.10.2015 

– “Türkiye ekonomisi çatırdıyor, acil önlem şart”

– Bakan Zeybekçi seyirci değil, icraatçı olmalı!

TİM’in dün açıkladığı Eylül ayı ihracat verileri çok vahim bir gerçeği gözler önüne serdi: Türkiye ekonomisi çatırdıyor, acil önlem şart! Yılbaşından bu yana dövizdeki artış yüzde 30’larda iken Eylül ayı ihracatındaki düşüşün yüzde 20’leri bulması, tüm sektörlerde  ve neredeyse tüm ülkelerde ihracattaki düşüşün mutlaka masaya yatırılması ve önlem alınması gerekmektedir. Bakan Nihat Zeybekçi’nin yıl sonu ihracat kaybının yüzde 10 olacağı söylemi kabul edilemez. Sayın bakan gözlemci, seyirci değil icraatçı, eylemci olmalı, bu düşüşe bir son vererek, gerekli önlemleri almalıdır.

Aylık ihracat geçen yıla göre yüzde 19,8 düşerek 10,6 milyar dolarla dibe inmiştir. Tarımda yüzde 17,7, kimyevi ürünlerde yüzde 27, sanayi mamullerinde yüzde 18,1, madencilikte yüzde 26,1 oranında ihracat düşüşü yaşanmıştır. Sanayinin alt sektörlerine baktığımızda mücevher ihracatında yüzde 63’e, çelikte yüzde 30’a, iklimlendirmede yüzde 28’e, demir ve demiş dışı metallerde yüzde 21’e varan, makinede yüzde 17’yi, hazır giyimde yüzde 16’yı aşan ihracat düşüşleri görüyoruz. Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı ilk 5 ülkeden Almanya’ya Eylül’de ihracat yüzde 14, İngiltere’ye yüzde 11, Irak’a yüzde 32, İtalya’ya yüzde 2 ve ABD’ye yüzde 8,0 gerilemiştir.

İhracattaki düşüş giderek hızlanmaktadır. Bu yıl Ocak ayında yüzde 0.8, Şubatta yüzde 6.3, Mart’ta yüzde 14.7, Nisan’da yüzde 0.1, Mayıs’ta yüzde 19, Haziran’da yüzde 7.1, Temmuz’da yüzde 16.5 gerileyen ihracatta Ağustos ayında da yüzde 2.8 düşüş yaşanmıştı. Eylül ayında ise en sert düşüş meydana geldi. İhracatta Ocak-Eylül dönemi itibariyle yüzde 10, son 12 ayda yüzde 7,6 düşüş meydana geldi. 2015 için 173 milyar dolar öngörülen ihracat hedefinin tutması imkânsız hale geldi. Öyle görünüyor ki geçen yıl 157 milyar dolar olan ihracat bu yıl 140 milyar doların da altına inecek.

Türkiye ekonomisi üretim gücünü yitirmiş, ihracat kapasitesi hızla geriliyor. Yılbaşından bu yana TL karşısında yüzde 30 değerlenen dolar 3 TL’nin üzerinden inmiyor. İhracattaki kan kaybı dövizdeki hızlı artışa rağmen yaşanıyor. Ulusal paranın değer yitirmesi Türk ürünlerine dış pazarlarda fiyat avantajı ve rekabet gücü kazandırarak ihracatı artırması gerekirken, tam tersi yaşanıyor. AKP politikalarının yol açtığı ithal girdi bağımlılığı yüzünden, yıllardır üretim ithal girdiyle yapılıyor, ihracatın katma değeri düşük kalıyordu. Şimdi ise dövizdeki yükselme nedeniyle hızla artan girdi maliyetleri yüzünden üretim ve ihracat yapmak hepten zorlaştı. Döviz yükseldikçe ihracat düşüyor, ekonomi yavaşlarken cari açık büyümeye devam ediyor. AKP döneminde yerli ara malı sektörleri geriledi, sanayide ithal ara malına dayalı montajcılık güçlendi. Ar-Ge, inovasyon ve üniversite-sanayi işbirliği geliştirilemedi, ileri teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ihracatı içindeki payı düştü.

Türkiye’nin, en büyük döviz kapısı olan ihracattaki hızlı düşüş, zirveye çıkan iç ve dış güvenlik zafiyeti yüzünden turizmde yaşanan kan kaybı ile birleşmiştir. Bu gelişmeler Türkiye için, dış ödemeler dengesinde sorun, cari açığın finansmanında ve dış borçların çevrilmesinde zorluk, reel sektör ve bankacılık başta tüm ekonomide kan kaybı, milli gelirde küçülme ve işsizlikte patlamanın işaretini veriyor. Zaten ciddi yapısal sorunların olduğu ekonomi siyaset nedeniyle hepten başıboş ve sahipsiz kalmıştır. Demokrasi açığı, otoriterleşme, hukuksuzluk, keyfi yönetim nedeniyle Türkiye’ye güven tükenmiş, ülke riski artmış, dış sermaye gelmez olmuştur.

Türkiye’nin demokrasisini onaracak, hukuk sistemini rayına oturtacak, ekonomide yapısal sorunlara ve konjonktürel risklere karşı acil ve etkili çözümler üretecek, kalkınma ve gelişmenin önünü açacak yeni bir hükümete ihtiyacı vardır. Ekonomide acil etkili önlemler alınması gerekiyor. Ülke ekonomisini çöküşten kurtaracak yegâne güç ise CHP’dir. 1 Kasım seçimleri bu nedenle hayati önemdedir, vatandaşlarımızın da bu bilinçle sandığa gideceklerine inanıyorum.

Basın Açıklaması:

İndir (PDF, 190KB)

 

İhracat düşüşü kronikleşti – Birgün



Lira değersizleşti ama ihracat artmıyor…
Lirada yaşanan değer kaybının dün de devam etmesine rağmen düşük ihracat rakamlar ekonomiye dönük endişeleri artırıyor. CHP’li Oran, ihracattaki düşüşün kronikleştiğini söyledi Erken seçimin kasımda yapılacağının açıklanması üzerine Türkiye’nin önündeki kısa vadeli en büyük siyasi belirsizlik ortadan kalkmasına rağmen lira değer kaybetmeye kaybı sürüyor devam ediyor.

birgün

AKP ihracatta imkansızı başardı, dolar yüzde 26 arttı, ama ihracat yüzde 9 düştü !



Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı CHP’li Umut Oran, AKP ekonomi yönetiminin bir imkansızı daha başardığın belirterek, doların 8 ayda TL karşısında yüzde 26 değer kazanmasına rağmen aynı dönemde ihracatın yüzde 9 düştüğüne dikkat çekti. Dünyada ham petrolün fiyatının düşmesine rağmen Türkiye’de pompa fiyatlarının yüksekliğinin de ihracatçının ayağında pranga olduğunu belirten Umut Oran ekonomi yönetimine, “Petrole zam yapma vergiyi düşür, benzini-mazotu ucuzlat ekonomi canlansın” çağrısında bulundu.

Umut Oran

Basın Açıklaması

02.09.2015 

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı CHP’li Umut Oran: 

  • AKP ihracatta imkansızı başardı, dolar yüzde 26 arttı, ama ihracat yüzde 9 düştü 
  • Fındık ve mücevher dışında bütün sektörler tepetaklak! 
  • Ekonomi yönetimine acil çağrı: Petrole zam yapma, vergiyi düşür, benzini-mazotu ucuzlat ekonomi canlansın. 

Türk Lirası’nda giderek hızlanan devalüasyona rağmen Türkiye’nin hızla tepe aşağı gitmeye devam eden ihracatı alarm veriyor.

Bu yıl Ocak ayında yüzde 0.8, Şubatta yüzde 6.3, Mart’ta yüzde 14.7, Nisan’da yüzde 0.1, Mayıs’ta yüzde 19, Haziran’da yüzde 7.1, Temmuz’da yüzde 16.2 gerileyen ihracatta TİM verilerine göre Ağustos ayında da yüzde 4.9 düşüş yaşandı. İhracat düşüşü kronikleşti. Aylık ihracat hacmi son yılların en düşük düzeylerinde… İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 61’lere düştü. İhracat “alarm” veriyor. Bu gidişat Türkiye için hayati bir tehlikenin işaretidir.

AKP hükümeti bir başka ‘rekoru’ daha kırarak 35 ihracat kalemi arasında fındık ve mücevher dışında hepsinin eksi bakiyeye inmesini sağladı! 2014’ün Ocak-Ağustos dönemi bu yılını aynı dönemi ile kıyaslandığında bütün sektörler tepetaklak olduğu görülüyor.

İhracattaki kan kaybı, dövizdeki hızlı artışa rağmen yaşanıyor. Dolar yılbaşından bu yana TL karşısında yüzde 26 değer kazandı. Ulusal paranın değer yitirmesi ihraç ürünlerini diğer ülke dövizleri cinsinden ucuzlattığı için dış pazarlarda fiyat avantajı ve rekabet gücü kazandırıp ihracatı artırırken, bizde tam tersi oluyor. Bunun nedeni AKP politikalarının ekonomide yol açtığı hastalıklardan biri olarak üretimdeki aşırı ithal girdi bağımlılığıdır. Türkiye, 100 dolarlık ihraçlık ürün üretebilmek için ortalama 62 dolarlık ara malı ithal ediyor. Yerli ara malı sektörlerinin gelişimi engellenmiş, ithal ara malına dayalı “tak-yapçılık” güçlenmiş, Ar-Ge, inovasyon ve üniversite-sanayi işbirliğinin geliştirilememesi yüzünden ileri teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ihracatı içindeki payı artırılamamıştır. AKP ekonomi politikalarının yol açtığı ithal girdi kolaycılığı, ihracatın katma değerini düşürmüştür. Şimdi ise TL hızla değer yitirirken, artan girdi maliyetleri yüzünden üretim ve ihracat yapmak hepten zorlaşmıştır. Döviz yükseldikçe ihracat düşüyor, ekonomi yavaşladığı halde cari açık büyümeye devam ediyor.

Öte yandan siyasi belirsizlik ortamında sahipsiz kalan Türkiye ekonomisinde ağırlaşan yapısal sorunları ile akut bir kriz riski giderek artarken, akaryakıta yapılan zamlar tüm kesimleri olumsuz etkiliyor, can yakıyor.

İhracatçının ayağındaki prangalardan birisi de aşırı pahalı akaryakıttır. Dünyada ham petrol fiyatlarında yaşanan yüzde 55’lik düşüşe rağmen Türkiye’deki petrol fiyatlarındaki artış da ihracatçıyı vuruyor.

1 Eylül’den itibaren benzine litrede 8, motorine ise 13 kuruş zam yapıldı.  95 oktan benzinin litresi İstanbul’da 4,41 TL’den 4,49TL’ye  Ankara’da 4,43 TL’den 4,51 TL’ye yükseldi. Litre fiyatı 3.78 TL olan motorin ise yapılan zam sonrası 3.91 TL’ye ulaştı.

Ekonomi yönetimine acil çağrıda bulunuyorum: Petrole zam yapma, vergiyi düşür benzini-mazotu ucuzlat, ekonomi canlansın.

Basın Açıklaması:

İndir (PDF, 205KB)

 

 

İhracatta Yüzde 19'luk Sert Düşüş



Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Umut Oran, ihracatta yüzde 19’luk bir sert düşüşün yaşandığını, ihracattaki bu tablonun bir “alarm” işareti olduğunu söyledi.

Oran konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:     “Yılbaşından bu yana Türk Lirası’nda yaşanan ciddi devalüasyona rağmen dış ticarette hızla kan kaybeden Türkiye, Mayıs’ta en sert ihracat düşüşüne tanık oldu.

Bu yıl Ocak ayında yüzde 0.8, Şubatta yüzde 6.2, Mart’ta yüzde 14.6 düşüş gösteren, Nisan’da yüzde 0.2 ile yerinde sayan ihracatta, TİM’in açıkladığı verilere göre Mayıs’ta yüzde 19’la ciddi bir düşüş yaşandı. Aylık ihracat 10,8 milyar dolarla son yılların en düşük düzeyine indi. İhracattaki bu tablo bir “alarm” işaretidir.

Umut Oran

Basın Açıklaması

02.6.2015 

EKONOMİYİ BİTİREN 4’LÜ:

DEMOKRASİ AÇIĞI, İSTİKRARSIZLIK, BELİRSİZLİK VE HUKUKSUZLUK 

İHRACATTA YÜZDE 19’LUK SERT DÜŞÜŞ 

  • Yılbaşından bu yana gerileyen ihracatta Mayıs ayında % 19’la en sert düşüş yaşandı.
  • Türkiye’nin, en büyük döviz kapısı olan ihracatın hızla gerilemesi, dış borçların çevrilmesinde zorluk, ekonomide küçülme, milli gelirde azalma ve işsizlikte artış demektir.
  • Bir ülkede demokrasi, hukuk, öngörülebilirlik, dış politikada saygınlık ve tutarlılık olmazsa ekonomide de istikrar ve sürdürülebilir büyüme olamaz.
  • AKP geride, yapısal sorunları ağırlaşmış, üretemez, ihracat yapamaz bir ekonomi bırakmaktadır. Ekonomide ciddi bir restorasyon; tam demokrasi içinde yeni bir ekonomi modeli ve kalkınma öyküsü Türkiye için en acil ihtiyaçtır.

Yılbaşından bu yana Türk Lirası’nda yaşanan ciddi devalüasyona rağmen dış ticarette hızla kan kaybeden Türkiye, Mayıs’ta en sert ihracat düşüşüne tanık oldu.

Bu yıl Ocak ayında yüzde 0.8, Şubatta yüzde 6.2, Mart’ta yüzde 14.6 düşüş gösteren, Nisan’da yüzde 0.2 ile yerinde sayan ihracatta, TİM’in açıkladığı verilere göre Mayıs’ta yüzde 19’la ciddi bir düşüş yaşandı. Aylık ihracat 10,8 milyar dolarla son yılların en düşük düzeyine indi. İhracattaki bu tablo bir “alarm” işaretidir.

Türkiye’nin en fazla ihracat gerçekleştirdiği 10 ülkeden 8’ine Mayıs ayında yapılan ihracatta sert düşüş yaşandı. Birinci sıradaki Almanya’ya ihracat Mayıs’ta yüzde 26.1 gerilemiştir. Rusya’ya ihracat yüzde 40,7, Irak’a yüzde 38, İtalya’ya yüzde 22, İspanya’ya yüzde 21.5, Fransa’ya yüzde 21.3, İngiltere’ye ihracat yüzde 15.7 düşüş gösterdi. Türkiye’nin en fazla ihracat yapan illerinin Mayıs ayı ihracatları tepe üstü çakıldı. Birinci sıradaki İstanbul geçen yıla göre yüzde 16,  Kocaeli yüzde 16.2, Bursa yüzde 29.4, İzmir yüzde 24.5, Ankara yüzde 18,8, Gaziantep yüzde 5.9, Manisa yüzde 25.9, Denizli yüzde 21.7, Hatay yüzde 14,7, Sakarya yüzde 39,4 daha az ihracat yapabildi.

Geçen yılın ilk beş ayında 70 milyar dolara yaklaşan ihracat, bu yıl aynı dönemde 60 milyar dolar civarında kaldı. Böylece yılın tümü için öngörülen 173 milyar dolarlık ihracat hedefini tutturmak artık hayal olmuştur. İhracattaki düşüş ivmesi, 2014’te 157 milyar dolar olan yıllık ihracatın 2015’te 140 milyar dolarlar seviyesine ineceğini göstermektedir.

İHRACATTA DÜŞÜŞ TÜRKİYE İÇİN HAYATİ RİSK…

Normalde bir ülkenin parasının değer yitirmesi ihraç ürünlerini diğer ülke dövizleri cinsinden ucuzlattığı için dış pazarlarda rekabet gücü kazandırır ve ihracatı artırırken, bizde tersi yaşanıyor. AKP döneminde izlenen yanlış politikalarla, aşırı biçimde ithal girdiye bağımlı hale gelen Türkiye, 100 dolarlık ihracat yapabilmek için ortalama 62 dolarlık ara malı ithal etmektedir. Yanlış politikalar sonucu yerli ara malı sektörlerinin gelişmesi engellenmiş, ithal ara malına dayalı “tak-yapçılık” güçlenmiş, Ar-Ge, inovasyon ve üniversite-sanayi işbirliğinin geliştirilememesi yüzünden ileri teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ihracatı içindeki payı yüzde 3’lerde kalmıştır. AKP ekonomi politikalarının yol açtığı ithal girdi kolaycılığı, ihracatın katma değerini düşürmüş; şimdi ise üretim ve ihracat yapmak iyice zorlaşmıştır. Bu bağımlılık ortamında dövizdeki yükseliş, üretimi pahalandırmakta, ihracatı baskılamaktadır.

AKP döneminde aşırı borçlandırılan Türkiye’nin, en büyük döviz kapısı ihracattır. Türkiye’nin ihracat kapasitesinin hızla düşmesi, dış borçların çevrilmesinde zorluk, başta reel sektör ve bankacılık olmak üzere ekonomide kan kaybı, milli gelirde küçülme ve işsizlikte artış demektir.

EKONOMİDE RESTORASYON VE YENİ MODELE İHTİYAÇ VAR…

Seçimler için son haftaya girilirken, AKP’nin ekonomiyi getirdiği nokta ortadadır.  Bu tablo sadece yanlış ekonomi politikalarının sonucu değil, aynı zamanda demokrasiden uzaklaşma, otoriterleşme, hukuksuzluk, keyfi yönetim ve yolsuzlukların da eseridir. Türkiye’ye güven tükenmiş, ülke riski artmış, dış sermaye gelmez olmuştur. Ekonomide daralma, işsizlikte artış ve enflasyon hızlanmıştır.

İhracattaki kan kaybının bir başka nedeni de AKP’nin izlediği yanlış dış politikadır. Türkiye’yi tüm komşuları ve dünya ile sorunlu hale getiren bu dış politika nedeniyle ülkenin neredeyse tüm ihracat kanalları tıkanma noktasına gelmiştir.

Bir ülkede demokrasi, hukuk, öngörülebilirlik, dış politikada saygınlık ve tutarlılık olmazsa ekonomide de istikrar ve sürdürülebilir gelişme sağlanamaz.

7 Haziran seçimlerinde Türkiye, 13 yılını tüketen bu iktidardan kurtulacaktır. AKP, seçimler sonrası kurulacak yeni hükümete, yapısal sorunları ağırlaşmış, kötü bir ekonomi tablosu bırakmaktadır.

Türkiye’nin demokrasisini onarıp, hukuk sistemini rayına oturtarak, kalkınma ve gelişmesinin önünü açacak yeni bir ekonomi modeli ve kalkınma stratejisine ihtiyacı bulunmaktadır.

Basın Açıklaması:

İndir (PDF, 215KB)

 

 

İhracatta Yüzde 19’luk Sert Düşüş



Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Umut Oran, ihracatta yüzde 19’luk bir sert düşüşün yaşandığını, ihracattaki bu tablonun bir “alarm” işareti olduğunu söyledi.

Oran konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:     “Yılbaşından bu yana Türk Lirası’nda yaşanan ciddi devalüasyona rağmen dış ticarette hızla kan kaybeden Türkiye, Mayıs’ta en sert ihracat düşüşüne tanık oldu.

Bu yıl Ocak ayında yüzde 0.8, Şubatta yüzde 6.2, Mart’ta yüzde 14.6 düşüş gösteren, Nisan’da yüzde 0.2 ile yerinde sayan ihracatta, TİM’in açıkladığı verilere göre Mayıs’ta yüzde 19’la ciddi bir düşüş yaşandı. Aylık ihracat 10,8 milyar dolarla son yılların en düşük düzeyine indi. İhracattaki bu tablo bir “alarm” işaretidir.

Umut Oran

Basın Açıklaması

02.6.2015 

EKONOMİYİ BİTİREN 4’LÜ:

DEMOKRASİ AÇIĞI, İSTİKRARSIZLIK, BELİRSİZLİK VE HUKUKSUZLUK 

İHRACATTA YÜZDE 19’LUK SERT DÜŞÜŞ 

  • Yılbaşından bu yana gerileyen ihracatta Mayıs ayında % 19’la en sert düşüş yaşandı.
  • Türkiye’nin, en büyük döviz kapısı olan ihracatın hızla gerilemesi, dış borçların çevrilmesinde zorluk, ekonomide küçülme, milli gelirde azalma ve işsizlikte artış demektir.
  • Bir ülkede demokrasi, hukuk, öngörülebilirlik, dış politikada saygınlık ve tutarlılık olmazsa ekonomide de istikrar ve sürdürülebilir büyüme olamaz.
  • AKP geride, yapısal sorunları ağırlaşmış, üretemez, ihracat yapamaz bir ekonomi bırakmaktadır. Ekonomide ciddi bir restorasyon; tam demokrasi içinde yeni bir ekonomi modeli ve kalkınma öyküsü Türkiye için en acil ihtiyaçtır.

Yılbaşından bu yana Türk Lirası’nda yaşanan ciddi devalüasyona rağmen dış ticarette hızla kan kaybeden Türkiye, Mayıs’ta en sert ihracat düşüşüne tanık oldu.

Bu yıl Ocak ayında yüzde 0.8, Şubatta yüzde 6.2, Mart’ta yüzde 14.6 düşüş gösteren, Nisan’da yüzde 0.2 ile yerinde sayan ihracatta, TİM’in açıkladığı verilere göre Mayıs’ta yüzde 19’la ciddi bir düşüş yaşandı. Aylık ihracat 10,8 milyar dolarla son yılların en düşük düzeyine indi. İhracattaki bu tablo bir “alarm” işaretidir.

Türkiye’nin en fazla ihracat gerçekleştirdiği 10 ülkeden 8’ine Mayıs ayında yapılan ihracatta sert düşüş yaşandı. Birinci sıradaki Almanya’ya ihracat Mayıs’ta yüzde 26.1 gerilemiştir. Rusya’ya ihracat yüzde 40,7, Irak’a yüzde 38, İtalya’ya yüzde 22, İspanya’ya yüzde 21.5, Fransa’ya yüzde 21.3, İngiltere’ye ihracat yüzde 15.7 düşüş gösterdi. Türkiye’nin en fazla ihracat yapan illerinin Mayıs ayı ihracatları tepe üstü çakıldı. Birinci sıradaki İstanbul geçen yıla göre yüzde 16,  Kocaeli yüzde 16.2, Bursa yüzde 29.4, İzmir yüzde 24.5, Ankara yüzde 18,8, Gaziantep yüzde 5.9, Manisa yüzde 25.9, Denizli yüzde 21.7, Hatay yüzde 14,7, Sakarya yüzde 39,4 daha az ihracat yapabildi.

Geçen yılın ilk beş ayında 70 milyar dolara yaklaşan ihracat, bu yıl aynı dönemde 60 milyar dolar civarında kaldı. Böylece yılın tümü için öngörülen 173 milyar dolarlık ihracat hedefini tutturmak artık hayal olmuştur. İhracattaki düşüş ivmesi, 2014’te 157 milyar dolar olan yıllık ihracatın 2015’te 140 milyar dolarlar seviyesine ineceğini göstermektedir.

İHRACATTA DÜŞÜŞ TÜRKİYE İÇİN HAYATİ RİSK…

Normalde bir ülkenin parasının değer yitirmesi ihraç ürünlerini diğer ülke dövizleri cinsinden ucuzlattığı için dış pazarlarda rekabet gücü kazandırır ve ihracatı artırırken, bizde tersi yaşanıyor. AKP döneminde izlenen yanlış politikalarla, aşırı biçimde ithal girdiye bağımlı hale gelen Türkiye, 100 dolarlık ihracat yapabilmek için ortalama 62 dolarlık ara malı ithal etmektedir. Yanlış politikalar sonucu yerli ara malı sektörlerinin gelişmesi engellenmiş, ithal ara malına dayalı “tak-yapçılık” güçlenmiş, Ar-Ge, inovasyon ve üniversite-sanayi işbirliğinin geliştirilememesi yüzünden ileri teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ihracatı içindeki payı yüzde 3’lerde kalmıştır. AKP ekonomi politikalarının yol açtığı ithal girdi kolaycılığı, ihracatın katma değerini düşürmüş; şimdi ise üretim ve ihracat yapmak iyice zorlaşmıştır. Bu bağımlılık ortamında dövizdeki yükseliş, üretimi pahalandırmakta, ihracatı baskılamaktadır.

AKP döneminde aşırı borçlandırılan Türkiye’nin, en büyük döviz kapısı ihracattır. Türkiye’nin ihracat kapasitesinin hızla düşmesi, dış borçların çevrilmesinde zorluk, başta reel sektör ve bankacılık olmak üzere ekonomide kan kaybı, milli gelirde küçülme ve işsizlikte artış demektir.

EKONOMİDE RESTORASYON VE YENİ MODELE İHTİYAÇ VAR…

Seçimler için son haftaya girilirken, AKP’nin ekonomiyi getirdiği nokta ortadadır.  Bu tablo sadece yanlış ekonomi politikalarının sonucu değil, aynı zamanda demokrasiden uzaklaşma, otoriterleşme, hukuksuzluk, keyfi yönetim ve yolsuzlukların da eseridir. Türkiye’ye güven tükenmiş, ülke riski artmış, dış sermaye gelmez olmuştur. Ekonomide daralma, işsizlikte artış ve enflasyon hızlanmıştır.

İhracattaki kan kaybının bir başka nedeni de AKP’nin izlediği yanlış dış politikadır. Türkiye’yi tüm komşuları ve dünya ile sorunlu hale getiren bu dış politika nedeniyle ülkenin neredeyse tüm ihracat kanalları tıkanma noktasına gelmiştir.

Bir ülkede demokrasi, hukuk, öngörülebilirlik, dış politikada saygınlık ve tutarlılık olmazsa ekonomide de istikrar ve sürdürülebilir gelişme sağlanamaz.

7 Haziran seçimlerinde Türkiye, 13 yılını tüketen bu iktidardan kurtulacaktır. AKP, seçimler sonrası kurulacak yeni hükümete, yapısal sorunları ağırlaşmış, kötü bir ekonomi tablosu bırakmaktadır.

Türkiye’nin demokrasisini onarıp, hukuk sistemini rayına oturtarak, kalkınma ve gelişmesinin önünü açacak yeni bir ekonomi modeli ve kalkınma stratejisine ihtiyacı bulunmaktadır.

Basın Açıklaması:

İndir (PDF, 215KB)

 

 

Kur Zirvede Ama İhracat Dipte



CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran ihracat rakamları ile ilgili yaptığı yazılı açıklamada “Yılbaşından bu yana Türk Lirası’nda ciddi bir devalüasyon yaşanırken; böyle durumlarda artması gereken ihracat, tam aksine tepe üstü çakılmaktadır. İhracatta dört aydır sert düşüş yaşanmaktadır. Bu yıl Ocak ayında yüzde 0.7, Şubatta yüzde 6.2, Mart’ta yüzde 14.4 düşüş gösteren ihracat, TİM’in açıkladığı verilere göre Nisan’da da hızla gerilemeye devam etmiştir. Yılın üçte birinde ihracat, geçen yıla göre yüzde 8 dolayında azalarak 50 milyar doların altında kalmıştır. Böylece tüm makroekonomik hedefler gibi ihracat hedefi de şimdiden sapmış, yılın tümü için hedeflenen 173 milyar dolarlık ihracat çoktan hayal olmuştur” dedi.

Umut Oran

Basın Açıklaması

02.05.2015 

TÜRKİYE ÜRETEMİYOR VE İHRACAT DÜŞÜŞTE 

·  Türk Lirası’nda ciddi devalüasyon yaşanmasına rağmen ihracat dört aydır sürekli geriliyor. Kurdaki yükseliş Türk ihraç malları için dış pazarlarda fiyat avantajı yaratıp ihracatı artıracağı yerde, sert düşüşlere yol açıyor. Bunun nedeni üretimdeki aşırı ithal girdi bağımlılığı. Türkiye 100 dolar ihracat yapabilmek için ortalama 62 dolarlık ithal girdi kullanıyor. Bu oran, bazı sektörlerde yüzde 80’e yaklaşıyor.

·  Yıllarca ithal girdi kolaycılığı ile yerli ara malı sektörlerinin ihmali, ihracatın katma değerini düşürmüş; şimdi ise yükselen kurla üretim ve ihracat yapmak iyice zorlaşmıştır.

·  Ar-Ge, inovasyon ve üniversite-sanayi işbirliğinin geliştirilememesi yüzünden ileri teknoloji ürünlerinin imalat sanayii ihracatındaki payı sadece yüzde 3’tür.

·  Bu gidişin sonu ekonomide daralma, şirketlerde yaprak dökümü, işsizlikte patlamadır.

·  Yeni ekonomi modeli, yeni kalkınma stratejisi ve yeni bir hikayeye ihtiyaç var artık Türkiye’de. 

Yılbaşından bu yana Türk Lirası’nda ciddi bir devalüasyon yaşanırken; böyle durumlarda artması gereken ihracat, tam aksine tepe üstü çakılmaktadır. İhracatta dört aydır sert düşüş yaşanmaktadır. Bu yıl Ocak ayında yüzde 0.7, Şubatta yüzde 6.2, Mart’ta yüzde 14.4 düşüş gösteren ihracat, TİM’in açıkladığı verilere göre Nisan’da da hızla gerilemeye devam etmiştir. Yılın üçte birinde ihracat, geçen yıla göre yüzde 8 dolayında azalarak 50 milyar doların altında kalmıştır. Böylece tüm makroekonomik hedefler gibi ihracat hedefi de şimdiden sapmış, yılın tümü için hedeflenen 173 milyar dolarlık ihracat çoktan hayal olmuştur. 

İHMALİN FATURASI ÖDENİYOR 

Normal bir ekonomide ulusal paranın değer yitirmesi ithalatı pahalandırırken, ülkenin ihraç ürünlerini diğer ülke dövizleri cinsinden ucuzlatıp dış pazarlarda rekabet gücü kazandırır. Bu da ihracatı artırıp, ithalatı azaltır. Bizde ise ihracatta tam tersi olmaktadır. İlk dört ayda ihracatta ciddi bir kan kaybı yaşanmıştır. Bunun nedeni AKP döneminde aşırı artan ithal girdi bağımlılığıdır. Türkiye artık, 100 dolarlık ihracat yapabilmek için ortalama 62 dolarlık ara malı ithal etmektedir. Bu oran, demir çelik, elektronik, elektrikli makineler gibi bazı sektörlerde yüzde 80’e yaklaşmaktadır. İthal girdi maliyetinde kura bağlı artışlar, üretim maliyetini ve ihracat birim fiyatını yükseltmektedir.  Bu nedenle dış pazarda rekabet gücü azalmakta ve ihracat hızla düşmektedir. Yılbaşından bu yana kurdaki yükseliş ve ihracattaki düşüş paralel bir seyirle giderek hızlanmıştır. Yıllarca ithal girdi kolaycılığı ile yerli ara malı sektörlerinin ihmal edilmesi, zaten ihracatın katma değerini iyice düşürmüştü. Şimdi ise yükselişi kontrol edilemeyen kurla Türkiye’de üretim ve ihracat yapmak iyice zorlaşmıştır. Dolar yükselişe devam ederse, Türkiye üretimde kullanılan girdileri dahi ithal edemeyecek bir noktaya gelebilir. Bu gidişin kaçınılmaz sonu, ekonomide hızla daralma, şirketler kesiminde yaprak dökümü ve işsizlikte patlamadır. 

YERLİ ARA MALI KULLANIMI ÖZENDİRİLMELİDİR 

Türkiye’nin dış pazarlarda rekabet gücü kazanması ve ihracatın katma değerinin artması için ithal girdi bağımlılığından kurtulmak şarttır. Ancak bunu bir anda sağlamak mümkün değildir. Ülkemizde yeterince bulunmayan petrol, gaz gibi enerji ürünlerinde zorunlu olarak dışa bağımlıyız. Bunun dışındaki ara mallarında ise ithal ikamesi artırılabilir. Yerli ara malı kullanımının yaygınlaşması, cari açıkla mücadeleye, milli gelir ve istihdama önemli katkı yapacaktır. Üretim girdilerinin öncelikle yerli kaynaklardan karşılanması konusunda kamu ve özel sektörde ortak bilinç geliştirilmelidir. Yerli ara malı sektörleri desteklenmeli, etkin teşvik mekanizmaları uygulanmalıdır. Üretememekle birlikte üretebilme potansiyelimiz olan ara malları ile daha önce ürettiğimiz halde rakiplere kaptırılan ürünlerin ülkemizde üretimi ve kullanımı özendirilmelidir. Sektörlerin girdi tedariği konusunda karşılaştıkları sorunlar acilen çözülmelidir. 

İHRACATTA İLERİ TEKNOLOJİNİN ADI YOK 

Ar-Ge, inovasyon ve üniversite-sanayi işbirliğinin AKP döneminde geliştirilememesi yüzünden ileri teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ihracatı içindeki payı yüzde 3’lerde kalmaktadır. Bu oran Singapur ve Malezya’da yüzde 50’ye yaklaşmakta, Çin, Güney Kore ve Kazakistan’da yüzde 30’lar dolayındadır. İleri teknoloji ürünlerinin ihracattaki payı ile ülkelerin Ar-Ge harcamalarının GSYH’deki payı doğru orantılıdır. 

Türkiye, genelde emek yoğun ürünler ve hammadde ihraç edip, ileri teknoloji içeren ürünleri gelişmiş ülkelerden ithal etmektedir. Bu şekilde bir dış ticaret aleyhte sonuçlar doğurmakta, sürekli dış ticaret açığı verilmektedir. 200’e yakın üniversitesi bulunan Türkiye’nin ileri teknoloji ürünleri ihracatında dünyada esamisi dahi okunmamaktadır. Devlet, özel sektör ve üniversite işbirliği ile firmalar, teknoloji yoğun ürün geliştirme ve üretimine yönlendirilmeli, bu ürünlerde ihracat kapasitesi artırılmalıdır. Bunun için de Ar-Ge, test, kalibrasyon hizmetleri ve laboratuvar altyapısı güçlendirilmelidir. Potansiyeli olan il ve bölgelerin “Teknoloji Üretim Merkezleri” haline gelmesi sağlanmalıdır.

YENİ EKONOMİ MODELİ, YENİ KALKINMA STRATEJİSİ

Seçimlere az bir süre kala AKP, yapısal sorunların dağ gibi büyüdüğü ekonomiyi adeta kaderine terk etmiştir. AKP’nin izlediği ekonomi politikaları Türkiye’yi neredeyse üretim ve ihracat yapılamaz bir noktaya getirmiştir. Demokrasiden uzaklaşma, otoriterleşme, hukuksuzluk, keyfi yönetim, üstü kapatılan yolsuzluklar, Türkiye’ye güveni tüketmiş, ülke riski artmış, dış sermaye gelmez olmuştur. Kontrol dışı devam eden kur artışı dış borçların çevrilme riskini artırmış, Türkiye’ye ağır bedeller yüklemiştir. Ekonomik faaliyetlerde daralma ve işsizlikte artış hızlanmış, enflasyon azmıştır. Buna karşılık sanayi üretimi ve ihracattaki düşüş giderek hızlanmaktadır. Artık Türkiye’de yeni ekonomi modeli, yeni kalkınma stratejisi ve yeni bir hikayeye ihtiyaç var.

İhracatta 1 Nisan Şakası



CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, ihracat rakamlarında düşüş yaşandığını belirterek, “İhracatta 1 Nisan şakası” değerlendirmesi yaptı. Oran, “İhracatta her yıl yüzde 15’lik artış hedeflenirken, 2015’in ilk çeyreğinde yüzde 13 düşüş yaşandı. İlk çeyrekte ihracat 32-33 milyar dolarda kaldı. 2015’te 173 milyar dolarlık ihracat hedefi şimdiden şaştı. Türkiye’nin yeni bir hikayeye ihtiyacı var. Bu da ancak saydam, hesap verebilen hepbilen değil dinleyebilen bir demokrasi anlayışıyla mümkündür” dedi.

Umut Oran

Basın Açıklaması

01 Nisan 2015

– İhracatta her yıl yüzde 15’lik artış hedeflenirken, 2015’in ilk çeyreğinde yüzde 13 düşüş yaşandı. İlk çeyrekte ihracat 32-33 milyar dolarda kaldı. 2015’te 173 milyar dolarlık ihracat hedefi şimdiden şaştı. 

– Türkiye’nin yeni bir hikayeye ihtiyacı var. Bu da ancak saydam, hesap verebilen hepbilen değil dinleyebilen bir demokrasi anlayışıyla mümkündür.

İhracatta ŞOK düşüş Mart ayında da devam etti. İlk çeyrekteki ihracat 40 milyar dolara bile erişemedi. Böylece ihracatta 2015 yılı şimdiden kaybedildi. Yılın tümünde öngörülen 173 milyar dolarlık ihracat hedefi hayal oldu.

İhracat birlikleri kayıtlarına göre 1-30 Mart arasında Türkiye’nin ihracatı 10 milyar 839 milyon dolar olarak gerçekleşti. TİM, yarın Mart ayının tümündeki ihracat gerçekleşmesini açıklayacak. 31 Mart’taki bir günlük tutarla birlikte aylık ihracatın 11-11.5 milyar dolar arasında açıklanması muhtemel. Bu da geçen yılın aynı ayına göre yüzde 13-14’lük bir azalmayı gösteriyor.

TİM verilerine göre bu yıl (altın hariç) ihracat Ocak ayında yüzde 9.8 düşüşle 10.8 milyar, Şubat’ta da yüzde 13 düşüşle 10.5 milyar dolara gerilemişti. Buna göre altın hariç üç aylık ihracat 32.5 milyar dolarla geçen yılın ilk çeyreğindeki tutarın yüzde 12-13 altında kalmış bulunuyor.

TÜİK’in altın ihracatını da dahil ederek açıkladığı verilere göre de Ocak-Şubat döneminde toplam ihracat geçen yıla göre yüzde 3.4 azalışla 24.5 milyar dolar olmuştu. Martta 2 milyar dolar dolayında da altın ihracatı olduğu varsayılsa bile bu bazda da üç aylık ihracat 37-38 milyar dolarla geçen yılın yüzde 5-6 altında kalacak.

İhracat (Milyar dolar)

Altın hariç (TİM)Altın dahil (TÜİK)
20142015Değ.(%)20142015Değ.(%)
Ocak11.976,810.804,0-9,812.399,912.315,7-0,7
Şubat12.060,310.494,9-13,013.053,812.271,5-6,0
Mart13.014,011.250,0(*)-13,614.680,813.000,0(*)-11,4
Ocak-Mart37.051,132.548,9(*) -12,240.134,537.587,2(*)-6,3

(*) Tahmin

İHRACATIN DÜŞÜŞ NEDENİ…

Döviz kurundaki yükseliş normalde, Türk ihraç mallarını dış pazarlarda ucuzlatarak fiyat avantajı yaratması, dolayısıyla ihracatı artırması gerekirken, tersine düşürüyor. Çünkü ihracat yüzde 62 oranında ithalata bağımlı. Yani Türkiye, 100 dolarlık ihracat yapabilmek için 62 dolarlık ara malı ithal ediyor. Bazı sektörlerde üretimde kullanılan ithal girdilerin payı, ihracatın yüzde 80’ine yaklaşıyor. Döviz arttıkça, üretim maliyeti ve ihracat birim fiyatı yükseliyor, dış pazarda rekabet gücü azalıyor. Bunun sonucunda ihracat ithalattan da hızlı düşüyor. Kurlarda hızlı yükselişin devam ettiği Şubat ve Mart aylarında ihracatta yaşanan şok düşüşler de bunun bir sonucu. Dolar yükselişe devam ederse, Türkiye ihraçlık ürünlerin üretiminde kullanılan girdileri dahi ithal edemeyecek bir noktaya gelebilir.

AKP TÜRKİYE’Yİ YÖNETEMİYOR 

Bugün açıklanan 2014 GSYH verilerine göre, yılın başında yüzde 4 hedeflenip sonra yüzde 3.3’e revize edilen yıllık büyüme, yüzde 2.9’la revize hedefin de altında gelmiştir. 2013’te 823 milyar dolar olan GSYH, 2014’te 800 milyar dolara inmiştir. Kişi başına düşen gelir ise 10 bin 822 dolardan 10 bin 404 dolara gerilemiştir.

EKONOMİDE HEDEFLER TUTMUYOR

Yıllık yüzde 4 büyüme hedeflenen 2015’i ise çok daha kötü bir performans bekleniyor. İç talep hızla daralıyor. Yatırımlarda, sanayi üretiminde, ihracatta sert düşüş yaşanıyor. Yılın ilk yarısı seçim telaşı ve “Başkanlık sistemi” tartışmaları ile yönetim zafiyeti içinde kaybedilecektir. Haziran seçimleri sonunda kurulacak yeni hükümet ekonomide bir enkaz devralacak, ekonomideki yavaşlama bu gidişle küçülme sürecine dönüşebilecektir. 2015’te GSYH’nin 750 milyar doların altına, kişi başına gelirin de 9 bin dolarlı düzeylere inmesi muhtemeldir. Türkiye orta gelir tuzağını aşmak bir yana düşük gelir seviyesine doğru geri gitmektedir.

TÜRKİYE’NİN YENİ BİR HİKAYEYE İHTİYACI VAR

Türkiye’nin yeni bir hikayeye ihtiyacı var, Türkiye’nin yeni bir başarıya, yeni bir kalkınmaya, yeni bir ekonomi programına ihtiyacı var. Bu asla otoriter, tek adam, başkanlık sistemiyle olmaz. Bu ancak uzlaşmacı, barışçı, hep bilen değil dinleyebilen, saydam, hesap verebilir, herkesi kucaklayan demokrasi anlayışıyla olabilir.

Basın Açıklaması:

İndir (PDF, 202KB)

 

 

Mısır’a Üretime Hayır, Ticarete Evet – Mısır Dosyası



Yılın ilk ayında, ekonomi gündeminin ana konularından biri; Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün başkanlığında 170 dolayında iş adamından oluşan bir heyetin Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaret oldu. Farklı şekillerde ifade edilse de, ziyaretin ana amaçlarından biri, Türk yatırımcısını Mısır’da yatırıma yönlendirmekti. Bugün hali hazırda 100 dolayındaki Türk firmasının Mısır’da 1.5 milyar dolara ulaşan yatırımları bulunmaktadır.

İçinde bulunduğumuz ekonomik ve sosyal koşullar dikkate alındığında, Türkiye’nin üretim kapasitesini bu şekilde yurt dışına göçertmenin doğru olmadığı görülecektir. Doğru adımlar atıldığı, bölgesel kalkınma stratejisi izlendiği takdirde; Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri istihdam ve ihracat sağlayan yatırımlar açısından bir cazibe merkezi olacaktır inancındayız. Yine, Türkiye’nin mevcut sorunları dikkate alındığında, Mısır’da “Yatırıma hayır, ticarete evet” yaklaşımının doğru olduğu düşüncesindeyiz.

Mısır’a 1.5 milyar dolar yatırım

Bugün Mısır’a yatırım yapan Türk şirketlerinin sayısı 100’ün üzerindedir. Bunların 60’ı tekstil ve hazır giyim sektöründe faaliyet göstermektedir. Toplam yatırım büyüklüğü 1.5 milyar dolara ulaşmıştır. 300 dolayında Türk yatırımcının daha Mısır’da yatırım fırsatları ile yakından ilgilediği bilinmektedir.

Mısır’da, geçtiğimiz günlerde temeli Cumhurbaşkanı Gül tarafından atılan ‘Türk Sanayi Bölgesi’nin Türk yatırımlarının Mısır’a yönlendirilmesinde önemli bir çekim merkezi olması hedeflenmektedir. İlerleyen dönemde 1.5 milyar dolar yatırım yapılması planlanan bölgedeki sanayi tesislerinin 25 bin kişiye istihdam sağlayacağı açıklanmıştır. 25 büyük ölçekli 100 dolayında küçük ölçekli işletmenin faaliyet göstereceği bölgedeki yatırımlar, ağırlıklı olarak tekstil ve hazır giyim sektöründe gerçekleşecektir. Bu yatırımlar ile Türkiye’de tekstil ve hazır giyim sektöründeki sanayi altyapısının bir bölümü Mısır’a kayacaktır. Böylece, Türkiye’nin ihracat ve istihdam potansiyelinin bir bölümü daha Mısır’a taşınacaktır.

Diğer taraftan, Mısır ile aramızdaki ticaretin niteliğine bakmak gerekiyor. Halen küçük hacimlerde seyretse de, 2005 yılında iki ülke arasında imzalanan serbest ticaret anlaşması sonrasında, özellikle Mısır’dan gerçekleştirdiğimiz ithalat önemli bir artış gösterirken, bu ülkeye yaptığımız ihracat çok daha sınırlı oranda artmıştır. Mevcut trend devam ederse yakın bir zamanda Mısır’dan yaptığımız ithalatın ihracatımızı geçeceği görülmektedir. Diğer bir deyişle, imzalanan ticaret anlaşması Türkiye tarafından daha çok Mısır lehine işlemektedir. Yine de, bu serbest ticaret anlaşmasının doğru bir adım olduğunu, ancak bunu Türkiye’nin lehine çalıştıracak stratejiler geliştirmemiz gerektiği düşüncesindeyiz.

Mısır’a gerçekleştirdiğimiz ihracat ve ithalat

Yıl

İhracat (ml$)

İthalat

(ml$)

İthalat /İhracat

(%)

2007

82762575
2006

70939255
2005

68726739
2004

47325554
2003

34618954

Mısır’ın avantajı değil, Türkiye’nin dezavantajı

İş adamlarımızın Mısır’a gösterdiği ilginin bir dizi rasyonel nedeni bulunmaktadır. Mısır, özellikle emek yoğun sektörlerdeki yatırımcılar açısından Türkiye ile kıyaslandığı birçok noktada yatırım avantajı sunmaktadır. Aşağıdaki tabloda belirtilen Türkiye ve Mısır’a dair bazı temel maliyet kalemleri dahi, Mısır’ın hangi noktalarda avantajlı olduğunu işaret etmektedir.

Maliyet kıyaslaması

Maliyet kalemleri

Türkiye

Mısır

İşçilik ($/saat)

20.4
Elektrik (sent/kw)

83
Doğal gaz (sent/m3)

262.5

Bunun yanı sıra Mısır, farklı pazarlara açılmak noktasında da yatırımcılara önemli avantajlar sunmaktadır. Örneğin, 2004 yılında ABD ile imzalanan anlaşma uyarınca, Mısır’da kurulan nitelikli sanayi bölgelerinden (NSB) ABD’ye gümrük vergisinden muaf ihracat yapma olanağı bulunmaktadır. Yine, Mısır ile diğer Arap ülkeleri arasında Gümrük Birliği anlaşması bulunduğu için Mısır’da üretilen ürünler 18 Arap ülkesine gümrüksüz olarak ihraç edilebilmektedir. Bunun yanı sıra, Mısır, Afrika’ya yapılacak ihracat açısından da yatırımcılara önemli avantajlar sunmaktadır.

Bu bilgiler dikkate alındığında, özellikle tekstil – hazır giyim gibi istihdam dostu sektörlerde faaliyet gösteren iş adamlarımızın Mısır’a yatırım imkanlarını değerlendirmeleri gayet anlaşılabilir. Sonuç olarak, Türkiye’de önlerini göremeyen sanayicilerimiz, rekabetçiliklerini korumak için her türlü alternatifi gündemlerine taşımaktadırlar. Ancak anlaşılması zor olan, Türkiye’nin atacağı adımlarla Mısır’a kıyasla rekabetçi koşullar oluşturabilme şansına sahip olmasına rağmen bu adımları atmaması durumudur. Yine, özellikle bazı sivil toplum (yarı resmi) kurumlarının yöneticilerinin, Türkiye’de üretimin önündeki engelleri kaldırma yönünde çalışmak yerine yatırımcımıza başka ülkeleri adres göstermesi de düşündürücü bir durumdur.

Oysa, yetkililerimizin Mısır’ın avantajlarını Türk yatırımcısına tanıtmak yerine, Türkiye’de üretimin önündeki dezavantajları kaldırmaya odaklanmalarının ülkemiz menfaatleri açısından daha doğru olacağı düşüncesindeyiz.

Türkiye’deki Mısır: Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri

Türkiye’nin yatırımcıya rekabetçi koşullar sunması için izlemesi gereken stratejinin ‘bölgesel kalkınma’ ve ‘girdi maliyetlerini düşürme’ eksenleri üzerine oturması gerektiği düşüncesindeyiz. Bu çerçevede atılacak adımlarla Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nin tekstil ve hazır giyim gibi istihdam dostu sektörlerde Mısır’a alternatif olabileceği görülmektedir.

Bu noktada öncelikle, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’ne dair temel sosyoekonomik koşullara göz atmak gerekiyor. TÜİK’in en son 2001 yılında yayınladığı illere göre kişi başı gelir istatistiği dikkate alındığında, Doğu ve Güneydoğu Bölgeleri’ndeki 21 il kişi başı gelir anlamında Mısır düzeyine yakın bir konumdadır. 2001 verilerine göre, bölgenin en yüksek kişi başına gelir rakamına sahip ili Elazığ bile kişi başı 1,704 dolar gelir rakamı ile Mısır’ın bugünkü kişi başı geliri olan 1,870 dolar rakamının altında kalmaktadır.

2001 yılından bugüne gelinceye kadar, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde kişi başı düşen gelirin Türkiye ortalamasına paralel arttığını düşünerek yaptığımız hesaplamalar da, bölgenin büyük bölümünün kişi başı gelir anlamında Mısır’la aynı kategoride bulunduğunu göstermektedir. Bugün, Mısır’da kişi başı gelir rakamı, Türkiye’deki kişi başı gelir rakamının yaklaşık yüzde 30’u düzeyindedir. 2001 yılındaki oranların korunduğu öngörülürse, bölgedeki 21 ilin kişi başı gelir rakamının aritmetik ortalaması Türkiye’de kişi başı düşen gelirin yaklaşık yüzde 45’i düzeyindedir. Bölgedeki en az gelire sahip 14 ilde ise bu oran yüzde 38’e düşmektedir. Kısacası, bölgedeki nüfusun çok ciddi bir miktarı Mısır’la aynı sosyoekonomik şartlarda yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadır.

Yatırımların rotasını değiştirecek 7 adım

Yukarıda ifade ettiğimiz bütün gerçekler, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ivedilikle aşağıda belirtilen 7 konuda adım atılmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır:

a) Bölgesel asgari ücret uygulamasına geçilmesi…

b) 10 yıl gibi bir süre için asgari ücret üzerindeki vergi ve primlerinin kaldırılması…

c) 10 yıl süresince enerji üzerindeki vergilerin kaldırılması…

d) 10 yıl süresince, istihdam ve ihracat sağlayan sektörlerin bölgede yaptıkları yatırımlardan vergi alınmaması (yatırım indirimi sunulması)…

e) Bölgeden istihdam yaratan, yerli malı kullanıp katma değer yaratan işletmelerin, daha düşük faiz ve uzun vadeli Eximbank ihracat kredileri ile desteklenmesi…

f) Doğu ve Güneydoğu Bölgeleri’nde nitelikli sanayi bölgelerinin (NSB) kurulması için ABD ile görüşmelerin başlatılması…

g) Özellikle İstanbul ve Kocaeli gibi kişi başı gelir düzeyi anlamında en yüksek konumdaki illerde, emek yoğun sektörlerde faaliyet gösteren sanayicilere, üretimlerini Doğu ve Güneydoğu Bölgeleri’ne taşıma kararı almaları durumunda ekstra taşınma teşviklerinin sunulması…

Bölgesel veya yerel asgari ücret, dünya ekonomisinin büyük bir bölümünü temsil eden, aralarında ABD, Japonya, Kanada, Meksika, Çin ve Hindistan gibi ülkelerin de bulunduğu birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkede uygulanmaktadır. Türkiye açısından ise, bölgesel asgari ücret uygulaması hem ekonomik hem de sosyal açıdan birçok faydalar sağlayacaktır. Bu faydalara Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri açından bakacak olursak şunları aktarabiliriz.

%3’ten vazgeç %17’i kazan

Bu raporun önceki bölümlerinde belirtildiği üzere; Türkiye nüfusunun yüzde 17’sinin yaşadığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki 21 ilin (Gaziantep hariç bırakılmıştır) çok büyük bir bölümü Mısır ile aynı gelir düzeyinde yaşamaktadırlar. Bu gelir yapısı, esnek bir işgücü politikası izlendiği takdirde bölgenin işgücü arz potansiyelinin Mısır’la aynı düzeyde olacağını işaret etmektedir. Bu potansiyelin realizasyonu için atılması gereken ilk adım bölgesel asgari ücret uygulamasına geçmektir. Bu adım atıldığında bir taraftan yatırımcılar, özellikle emek yoğun sektörlerde bölgede önemli yeni istihdam imkanı sağlayacak yatırımlara girişecekler; diğer taraftan bölgedeki kayıt dışı ciddi şekilde düşecektir. En önemlisi de on binlerce gencimiz iş bulacaktır.

Bölgenin yatırımcılar açısından cazibesinin artırılması noktasında atılacak ikinci adım, asgari ücret ve enerji üzerindeki vergilerin bölgede belirli nitelikteki (Bu kriterin Türkiye’nin cari açık ve işsizlik sorunundan hareketle; ihracat ve istihdam sağlayan yatırımlar olması gerektiği inancındayız) yatırımlardan alınmaması olmalıdır. Bugün, devletin bölgeden sağladığı gelir ve vergi rakamları ihmal edilecek düzeydedir. 2006 yılı bütçesine ait veriler değerlendirildiğinde Doğu ve Güneydoğu’daki 21 ilin (Gaziantep hariç bırakıldığında) merkezi bütçeye aktardığı gelirler (Ağırlıklı olarak vergi gelirleridir) 2.9 milyar YTL dolayındadır. Merkeze kaydedilen gelirlerden bölgenin payına düşen gelirler de eklendiğinde, bu rakam 5.8 milyar YTL’ye ulaşmaktadır. Bu miktar, 2006 yılında Türkiye’nin toplam bütçe gelirlerinin sadece yüzde 3.3’ünü ifade etmektedir. Bu durum, mevcut haliyle bölgenin Türkiye ekonomisine sağladığı katkının ihmal edilebilir düzeyde olduğunu göstermektedir. İşte devlet, bu ihmal edilebilir geliri 10 yıl gibi bir süre için gerçek anlamda ihmal etse, hem yatırımcımız Mısır gibi farklı ülkelerde yatırım yapmak zorunda kalmayacak hem de bölge gerçekten Türkiye ekonomisine ciddi katkı sağlayan bir merkez konumuna yükselecektir.

Diğer taraftan, bölgenin nispeten gelişmiş illerine karşılık gelen GAP Bölgesi’ndeki 9 ilde sanayi işletmelerinin sağladığı istihdam 81 bin dolayındadır. Gaziantep hariç bırakıldığında bu rakam sadece 29 bin düzeyinde kalmaktadır. Bu rakam, batı bölgelerimizde nispeten sanayileşmiş bir ilimizde sağlanan istihdamdan daha azdır. Mısır’da temeli atılan ‘Türk Sanayi Bölgesi’nin sağlayacağı öngörülen istihdamın 25 bin olması ise ironik bir durumdur.

Rakamlara kabaca da olsa bakıldığında, devletin asgari ücret üzerindeki yükleri kaldırması nedeniyle yaşayacağı gelir kaybı son derece sınırlı olacaktır. Buna göre, 2008 yılın ilk dönemi itibarıyla bir asgari ücretlinin işverene maliyeti 740 YTL düzeyindedir. Bu rakamın 305 YTL’si; diğer bir ifade ile yüzde 40’dan fazlası kesintilerdir. Eğer, GAP bölgesinde Gaziantep dışında kalan 8 ildeki sanayi yatırımlarından bu kesintilerin yapılmadığı düşünüldüğünde, 29 bin kişi (Bu kişilerin asgari ücretli olduğu kabul edilmiştir) için devletin feragat edeceği yıllık gelir sadece 9 milyon YTL düzeyinde kalacaktır.

Bu bağlamda bir fırsat maliyet analizi yapıldığında, bölgede belirli bir süre asgari ücret ve enerji üzerinden alınan vergilere muafiyet getirilmesi, devletin vergi gelirlerinde ciddi bir kayba neden olmayacaktır. Diğer taraftan, bölgede yüzbinlerce kişi iş bulacak; bu insanlar iş ve aş bulmak amacıyla batı illerine göç etmek zorunda kalmayacaklardır. Eğer, bu nüfusunun batı illerine göç etmesi sonucu batı illerimizin ihtiyaç duyacağı ekstra altyapı yatırım maliyetleri hesaplansa, bu rakamının devletin feragat edeceği cüzi gelirin kat ve kat üzerinde olacağı görülecektir.

Özetlemek gerekirse, devletin 10 yıl gibi bir süre için yaklaşık yüzde 3 oranındaki bir gelirden feragat etmesi durumunda, hem nüfusun yüzde 17’sinin yaşadığı Doğu ve Güneydoğu Bölgesi’ndeki 21 ilin vatandaşlarının devlete inancı yükselecek hem de bölgenin Türkiye ekonomisine katkısı kalıcı bir şekilde artacaktır düşüncesindeyiz.

Bu noktada, bölgeye belirli emek yoğun sektörlerde sağlanacak bir teşvik paketi, Türkiye’nin diğer bölgeleri açısından haksız rekabete yol açmayacaktır. Çünkü, emek yoğun birçok sektördeki üreticiler, mevcut şartlar altında üretim yapamamakta, bu nedenle de yatırımlarını Mısır örneğinde olduğu gibi, farklı ülkelere kaydırma alternatiflerini değerlendirmektedirler. Böylece, farklı bir ülkede yatırım yapmanın birçok görünen ve görünmeyen maliyetini üstlenmektedirler. Oysa sanayici yatırımlarını Mısır yerine uygun yatırım ortamına sahip Doğu ve Güneydoğu’ya yönlendirmeleri şirketlerinin rekabetçiliği de artacaktır.

NSB yeniden gündeme taşınmalı

Bugün Mısır’a yapılan doğrudan yatırımların sağladığı bir başka avantaj olarak Mısır’ın ABD, Arap ve Afrika ülkelerine ihracatta sunduğu fırsatlar ifade edilmektedir. Oysa Türkiye, doğru adımları attığı takdirde yatırımcılara bu avantajlara paralel fırsatlar oluşturabilir. Örneğin Mısır, 2004 yılında ABD ile imzaladığı anlaşma uyarınca, kurulan nitelikli sanayi bölgelerinde (NSB) üretilen ürünleri ABD’ye gümrük vergisinden muaf ihraç edebilmektedir. Bilindiği üzere, Türkiye ile ABD arasında gerçekleştirilecek bir NSB projesi ilk 1999 yılında gündeme getirildi. 2002 yılında ise, Ecevit’in başbakan olarak ABD’ye düzenlediği ziyaret esnasında Türk tarafı konuyu tekrar masaya taşımış ama olumlu bir sonuç alınamamıştır. İlerleyen dönemde de konu iki ülke arasındaki ilişkilerin gündeminden düşmüştür. Bugün, özellikle Türkiye ile ABD arasındaki ticaretin Türkiye’nin aleyhine geliştiği bir ortamda bu proje daha büyük önem taşımaktadır.

Türkiye’nin geçtiğimiz yıl ABD’ye gerçekleştirdiği ihracatın toplam ihracatımız içindeki payı yüzde 3,8 olarak gerçekleşmiştir. Bu oran 2001 yılında yüzde 9,9 olarak gerçekleşmiş, her geçen yıl daha da azalarak 2007 yılında dip noktasına ulaşmıştır. Dünyanın en büyük pazarına yönelik ihracatımızdaki bu düşüş düşündürücüdür.

Türkiye’nin ihracatında ABD’nin payı

ABD (bl$)

Toplam (bl$)

Pay (%)

2001

3,1 31,3

9,9
2002

3,436,19,4
2003

3,747,37,8
2004

4,863,27,6
2005

4,973,56,7
2006

5,185,55,9
2007

4,0106,23,8

ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi yönündeki çalışmalarda, ekonominin ülkeler arasındaki ilişkilerde en kritik unsur olduğu dikkate alınmalıdır. Bu konudaki en somut adım da ABD ile Türkiye arasında imzalanacak bir NSB anlaşması olacaktır. Bu durumu somutlandırmak amacıyla aşağıda NSB projelerinin Mısır ve Ürdün ekonomilerine nasıl katkı yaptığı anlatmak amacıyla iki ülkedeki NSB anlaşmasının içeriği ve bu anlaşmaların somut sonuçları aktarılmıştır:

NSB Projesinin Ürdün Ekonomisine Katkısı:

Ürdün’de fiili olarak NSB’ler 1998 yılında faaliyete geçti.

Projenin amacı genel olarak hem bölge ülkelerinin kendi aralarında hem de bölge ülkelerinin ABD arasındaki ilişkilerin ekonomi yardımıyla geliştirilmesi olarak kabul edilebilir. Bu doğrultuda, en az yüzde 8 oranında İsrail girdisi kullanılarak Ürdün’deki NSB’lerde üretilmiş ürünler ABD’ye gümrüksüz ihraç edilebiliyor.

NSB’ler sayesinde, 1997 yılında Ürdün’den ABD’ye yapılan ihracat miktarı sadece 15 milyon dolar düzeyinde iken zaman içinde geometrik olarak arttı. 2006 yılı sonunda bu rakam 1.3 milyar dolara yükseldi. 50 binden fazla istihdam oluşturuldu.

NSB Projesinin Mısır Ekonomisine Katkısı

Mısır’da NSB projeleri fiili olarak 2005 yılında başladı.

– Mısır’daki NSB’lerde yüzde 11.7 oranında İsrail girdisi kullanılarak üretilmiş ürünler ABD’ye gümrüksüz ihraç edilebiliyor.

– Mısır’ın ABD’ye ihracatı 2004 yılında 1.3 milyar dolar düzeyindeydi. 2006 yılında bu rakam 2.4 milyar dolara yükseldi.

– Geçtiğimiz yılsonu itibarıyla Mısır’daki NSB’lerde toplam 270 dolayında şirket faaliyet gösteriyordu. Bu işletmelerin yaklaşık yüzde 80’i tekstil hazır giyim sektöründe faaliyet gösteriyor.

– Geçtiğimiz yıl NSB’lerden ABD’ye gerçekleştirilen tekstil ve hazır giyim ihracatı 700 milyon dolar düzeyinde gerçekleşti. Bu rakamın neredeyse sıfır düzeyinden başladığı dikkate alındığında gelişme çarpıcıdır.

Yukarıdaki bilgiler, ABD ile gerçekleştirilecek bir NSB anlaşması çerçevesinde Doğu ve Güneydoğu illerimize kurulacak NSB’lerin gerek bölge gerekse Türkiye ekonomisine büyük ivme kazandıracağını işaret etmektedir.

İşgücü niteliğimiz, emek yoğuna zorluyor

Bugün, Doğu ve Güneydoğu Bölgeleri’nde istihdamın önünü açacak bir yaklaşım, bazı kesimlerce ‘Anadolu’yu uzun emek kaynağı olarak görmek…” gibi ifadelerle eleştirilmektedir. Yine, Türkiye’nin ülke olarak topyekün emek yoğun sektörlerden çıkması yönündeki mantık dışı söylemler, bazı siyasiler tarafından örtülü bir şekilde ifade edilmektedir. Bu yaklaşımda oklar, öncelikle tekstil ve hazır giyim sektörüne yönelmektedir. Bu yanlış yaklaşım en iyi ihtimalle; Türkiye’nin işgücü yapısını ve/ya tekstil ve hazır giyim sektörünün niteliğini bilmemekten kaynaklanmaktadır.

Öncelikle, Türkiye’de tekstil ve hazır giyim sanayi geçmiş yıllarda yapılan yoğun teknoloji yatırımları sayesinde önemi bir teknoloji altyapısına sahiptir. Yine, Türkiye’de de hızla gelişmekte olan teknik tekstil ve organik tekstil gibi kategorilerde sektör, çok yoğun düzeyde know-how ve entelektüel sermaye girdisi kullanmaktadır. Örneğin, Almanya, ABD, Fransa, İngiltere ve Japonya gibi gelişmiş ülkeler, teknik tekstil üretiminde lider konumundadırlar. İlgili ülkeler, bu alandaki güçlerini artırmak için de iddialı çalışmalar gerçekleştirmektedirler. Örneğin, İngiltere’de Manchester ve Liverpool gibi şehirleri de kapsayan ‘Kuzeybatı Bölgesel Kalkınma Ajansı’nın stratejik hedefi, bölgeyi teknik tekstilde dünya lideri yapmak ve bu doğrultuda dünyanın dört bir yanındaki şirketlerin bölgeye yatırımlarını teşvik etmektir.

Diğer taraftan, Türkiye’nin işgücü stokunun niteliği değerlendirildiğinde ülkemizin belirli bölgelerinde en azından bir süre daha emek yoğun sektörlerde üretim yapmaya mecbur olduğumuz görülmektedir. Örneğin, ILO ve OECD gibi uluslararası kuruluşların verilerine göre; işgücü maliyeti anlamında Türkiye’nin dörtte biri düzeyinde yer alan Çin’de 25 yaşın üzerindeki nüfusun aldığı eğitim 5.74 yıl iken, Türkiye’de bu rakam 4.8 yıl düzeyindedir. Yine, istihdam maliyetleri Türkiye’nin yedide biri olan Hindistan’daki ortalama eğitim süresi Türkiye’ye yakın düzeydedir. TÜSİAD, Türkiye’de ortalama eğitim süresinin 5.3 yıla yükseldiğini açıklasa da hala ortalama eğitim düzeyimiz 1.3 milyar nüfuslu Çin’i yakalayamamaktadır. Doğu ve Güneydoğu Bölgeleri’ndeki ortalama eğitim düzeyi ise daha da olumsuzdur.

Bu rakamlar, 70 milyonluk büyük bir nüfusa sahip olan Türkiye’de, nüfusun belirli bir bölümünün emek yoğun sektörlerde istihdam edilmek zorunda olduğunu işaret etmektedir. Özellikle önümüzdeki yıllarda, tarımdaki çözülmenin devam edeceği düşünüldüğünde emek yoğun sektörlerin istihdama katkısı büyük önem taşımaktadır. Türkiye, sadece yüksek teknoloji altyapısı gerektiren sektörlere yatırım yapsın diyenler, Türkiye’nin binlerce niteliksiz işgücünü nerede istihdam edeceğini açıklamak durumundadır.

Diğer taraftan, son 2 yılda ülkemize rekor düzeyde yabancı sermaye girmesine rağmen, bu sermayenin niteliği incelendiğinde ileri teknoloji sektörlerinden greenfield (sıfırdan yatırım) olarak gelen sermayenin ihmal edilecek boyutlarda olduğu görülmektedir. Bunlar arasında, siyasilerin de birçok kez yüksek katma değerli olarak işaret ettikleri sektörlere ait sıfırdan yatırımın ise neredeyse bulunmadığı görülmektedir.

Bu da, Türkiye’nin sadece ileri teknoloji sektörlerine odaklı bir büyüme stratejisi izlemesinin maalesef bir popülizm olduğunu işaret etmektedir. Örneğin, bizimle aynı ortalama eğitim düzeyine sahip Hindistan’da, bir taraftan ICT (enformasyon ve komünikasyon teknolojileri) ve ilaç gibi sektörlerde gelişmeler yaşanmakta diğer taraftan da, tekstil ve hazır giyimde dünyanın önemli üreticisi konumunda yer almaktadır.

Bu bağlamda Türkiye, hem emek yoğun sektörlerin hem de teknoloji yoğun sektörlerin bir arada gelişmesini dikkate alan iki hatlı bir kalkınma stratejisini gündeme almalıdır.

Sonuç olarak…

Bu rapor kapsamında anlatıldığı üzere, Mısır’a gerçekleştirilen her yatırım Türkiye’nin en önemli iki sorunu olan cari açık ve istihdam sorunlarının ilacı niteliğindeki yatırımların ülkemizden kaçması anlamına gelmektedir. Yine, atılacak doğru adımlarla bu yatırımlar, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’ne yönlendirebilir. Bu sayede, hem bölge hızlı bir kalkınma sürecine girer hem de yatırımcılarımız rekabetçiliklerini artırır.

Diğer taraftan, eğer hedef Mısır pazarı ve Mısır üzerinden Afrika ve Ortadoğu pazarlarına açılmak ise, bunun için Mısır ile aramızdaki ticaret geliştirilebilir, Türk şirketleri bu ülkede ticaret merkezleri oluşturabilir, perakende zincirlerini geliştirebilir. Ancak, Mısır ile gerçekleştirdiğimiz dış ticarette son dönemdeki trend dikkate alındığında, Mısır pazarını ne kadar doğru değerlendirebildiğimiz ayrı bir tartışma konusudur.

Son söz olarak, ‘MISIR’DA TİCARETE EVET, YATIRIMA HAYIR’ diyoruz…

Saygılarımla,

Umut Oran