Yazılar

Milletin aklıyla dalga geçen Cumhuriyet davası sembolik bir dava

 

“Türkiye’de sansürün gerçekten kaldırılıp kaldırılmadığı bugün yapılacak Cumhuriyet duruşmasıyla ortaya çıkacak 

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, 267 gündür tutuklu olan Cumhuriyet yazar, karikatürist ve çalışanlarının basında sansürün kaldırılışının yıldönümünde ilk kez duruşmalarının yapılacağını anımsatarak, ““Bombadan tehlikeli” dedikleri FETÖ kitabını yazan Ahmet Şık’ın FETÖ’cü diye tutuklanması dahi bu davanın, Türk Milletinin aklıyla dalga geçildiğinin kanıtıdır. O kadar sembolik bir dava ki 9 aydır tutuklu olan gazetecilerin ilk duruşma günü olarak dahi 24 Temmuz belirleniyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde sansürün gerçekten kaldırılıp kaldırılmadığı bugün yapılacak Cumhuriyet duruşmasıyla ortaya çıkacak. Gazetecinin yeri gazetedir, kanıt olarak sadece haberlerin dosyaya girdiği, yayın çizgisinin bile savcı tarafından eleştirildiği bu dava; hiç kimse kusura bakmasın basın davasıdır” dedi.

Milletin aklıyla dalga geçiliyor

Bugün yapılan ilk duruşmaya da katılan CHP’li Umut Oran, konuyla ilgili olarak şu açıklamayı yaptı:

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet gazetesi 93 yaşında ama 12 gazetecisi 267 gündür cezaevinde. Geçmişte birçok yazarını radikal terör örgütlerinin saldırılarına kurban vermiş olan ve bütün yayınlarında çağdışı zihniyete karşı uyarılarda bulunan Cumhuriyet’i, FETÖ’cü diye yaftalamaya çalışanlar tam bir akıl tutulması içerisindeler. “Bombadan tehlikeli” dedikleri FETÖ kitabını yazan Ahmet Şık’ın FETÖ’cü diye tutuklanması dahi bu davanın, Türk Milletinin aklıyla dalga geçildiğinin kanıtıdır.

Duruşma günü özel sembolik dava

O kadar sembolik bir dava ki 9 aydır tutuklu olan gazetecilerin ilk duruşma günü olarak dahi 24 Temmuz belirleniyor. Ne acıdır ki Abdülhamit’in istibdadına son verdiği için Basın Bayramı, Sansürün kaldırılışının yıldönümü olarak kutlanan 24 Temmuz’da bu davaya tanıklık edeceğiz. Bugün yine çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünü tüm dünyaya tanıtan Lozan Zaferimizin de yıldönümü.

Sansürün kaldırılıp kaldırılmadığı bugün belli olacak

Atatürk’ün kurduğu gazeteyi yargılayanlar ilk duruşmayı basında sansürün kaldırılmasının yıldönümünde, yıllardır sistematik olarak zihinlerde karartmaya çalıştıkları doğrudan Atatürk’ü eleştiremedikleri için İsmet İnönü’yü hedefe koymalarını sağlayan Lozan’ın yıldönümünde yargılayacaklar. Türkiye Gazeteciler Sendikasına göre halen 160’ın üzerinde gazetecinin tutuklu olduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde sansürün gerçekten kaldırılıp kaldırılmadığı bugün yapılacak Cumhuriyet duruşmasıyla ortaya çıkacak.

Tahliye olursa basın bayram edecektir

Gazetecinin yeri gazetedir, kanıt olarak sadece haberlerin dosyaya girdiği, yayın çizgisinin bile savcı tarafından eleştirildiği bu dava; hiç kimse kusura bakmasın basın davasıdır. Eğer basında sansür yoksa, bugün basın bayramıysa 12 Cumhuriyetçinin bugün tahliye edilmesini bekliyorum, ancak o zaman bugün Türk basını bayram edecektir, ancak o zaman gerçekten de Türk yargısı geç de olsa bağımsız kararlar alıyormuş diyebileceğiz. Aksi takdirde bu dava Atatürk’le, Cumhuriyet rejimiyle hesaplaşma davasına dönüşür. Aslında cumhuriyet gazetesi üzerinden yapılmak istenen şey Cumhuriyet rejimiyle, cumhuriyet tarihiyle hesaplaşmaktır, çünkü Atatürk’ün, İnönü’nün kurucusu olduğu, elinin değdiği her kurum ve kuruluştan adeta intikam alınıyor

Evrensel Beyannameyi anımsattı

Bugün mahkemenin, sansürün kaldırılmasının yıldönümünde İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini ve özellikle “Her ferdin fikir ve ifade hürriyetine hakkı vardır” diyen 19. Maddesini hatırlayarak gazeteciliğin suç olmadığı yönünde karar vermesini bekliyorum.

Bu vesileyle devlet ve millet olarak Türkiye’yi bütün dünyaya tanıtan Lozan’ın mimarı İsmet İnönü’yü ve her daim yanında olduğu Mustafa Kemal Atatürk’ü saygıyla selamlarım.

FETÖ Darbesi 2010 Referandumundan Kaynaklanıyor, Uyardık Dinlemediler

malatya

O ZAMAN EVET DİYENLER GELİN BU KEZ ‘HAYIR’ DİYİN

CHP’li Umut Oran, Anadolu’yu karış karış gezerek “bu bir referandum değil memleket meselesi diyerek vatandaşı uyarmaya devam ediyor. Malatya’da ilçe ve beldelerde çalışan Umut Oran, “15 Temmuz’da Türkiye büyük bir darbe girişimi yaşadı. Bunun sebebi nedir, ta 2010’daki referanduma kadar uzanıyor. O zaman da uyardık yapmayın yargıyı bağımlı hale getirmeyin yoksa tuz da kokacak dedik uyardık dinletemedik iktidara. O zaman Evet diyenlerin vicdanına sesleniyorum, gelin bu kez ‘hayır’ deyin aynı hatayı tekrarlamayın” diye konuştu.

CHP’li Umut Oran ve CHP İl Başkanı Enver Kiraz, Malatya Doğanşehir ve Akçadağ’daki yoğun çalışma nedeniyle programın sarkması üzerine basın toplantısını il başkanlığı yerine Esnaf ve Sanatkar Odaları Başkanlığında düzenledi.

Eski bir işadamı olduğunu anımsatan Umut Oran, 30 yıldır bu ülkeye vergi ödemiş birisi olarak bir şeyler söylemek istediğini kaydetti. Geçmişte Anadolu’ya gittiğinde parti ayrımı yapılmaksızın siyasetçilerin bir araya gelerek o bölgenin nasıl kalkınacağın tartıştığını, sonuç da alındığını, GAP’ta dahi bu yolun izlendiğini anımsattı. “Atatürk’ün her fabrika bir kaledir” sözünü anımsatan Umut Oran, “Ne oldu da bugün bu noktaya geldi ülke?” diye sordu. Siyasetle ticaretin bir arada olamayacağını düşündüğü için ticaretten ayrıldığın artık tamamıyla siyasetin içinde Türkiye’yi nasıl ileri götüreceğini insanların tamamının nasıl mutlu ve kalkınmış olabileceğine çalıştıklarını söyledi. Umut Oran şöyle konuştu:

SOMALİDE TARIM ARAZİSİ KİRALADILAR

Ülkede tarımı bitirdiler gittiler Somali’de tarım arazisi kiraladılar. Böyle bir şey kabul edilebilir mi, Türkiye nasıl bu hale getirilebilir. Türkiye tarım arazilerinin üçte birini artık ekip dikemiyor çiftçinin borcu nedeniyle ya banka bu arazilere el koymuş ya da çiftçi mazot tohum ilaç alamıyor.

24 YAŞINDA 8 ÇOCUKLU SURİYELİ

4 milyon Suriyeli Türkiye’de misafir ediliyor, dünyada en yüksek sayıda Türkiye’de bulunuyorlar. Ülkemizin eti ne butu nedir, bunun sonu nereye varacak? Geçen hafta Bursa’daydım bir doktor yanıma geldi söyledi geçen hafta 24 yaşında Suriyeli bir kadının doğumunu yaptırmış 8. Çocuğu dünyaya gelmiş … Bu ülkenin sonu nereye varacak?

FETÖ DARBESİ 2010 REFERANDUMUNDAN KAYNAKLANIYOR

15 Temmuz’da Türkiye büyük bir darbe girişimi yaşadı. Bunun sebebi nedir ta 2010’daki referanduma kadar uzanıyor. O zaman da uyardık yapmayın yargıyı bağımlı hale getirmeyin yoksa tuz da kokacak dedik uyardık dinletemedik iktidara. O zaman Evet dilenlerin vicdanına sesleniyorum, gelin bu kez ‘hayır’ deyin aynı hatayı tekrarlamayın.

ESNAF KARA LİSTEDEN ÇIKAMIYOR

Bütün esnaf kara listeye girmiş batmış kredi istiyor ama bir türlü kara listene çıkamıyor. Biz bunları konuşacağımız yere gelmişiz evet mi hayır mı dalatılan bir konuyu görüşüyoruz. Vatandaşımızı koruyup sorunlarını çözmemiz gerekirken iktidarın dayattığı bir konuyu konuşup.

TURİZMCİ BİTTİ

Antalya kan ağlıyor turizmciler rezervasyon iptalleri nedeniyle inanılmaz kötü günler yapıyorlar. Ama birileri Eyy Almanya ey Hollanda diyor. Bu sorunlar bu şekilde çözülmez. Turizmde bir önceki yıla göre 2016’de yüzde 25 turist sayısı kaybı var, gelirde ise yüzde 30 düşüş var. Rusya ile zaten düzelmedi ilişkiler. Bu durumda turizmci 2017’yi bırakın 2018’i bile karamsar görüyor. Türkiye’nin her yanı yangın yeri gibi cayır cayır yanıyor.

GELİŞMİŞ 20’NİN 18’İNDE PARLAMENTER SİSTEM VAR

Bu ortamda biz de dedik ki kişileri tartışmayalım ülkenin geleceğini konuşalım. Gelişmiş ilk 20 ülkenin 18’inde parlamenter sistem var tek başkanlık örneği ABD’de ama orada da sistemin nasıl işlediğin gördünüz. Trump geldi astı kesti ama hukuk durdu yapamazsın dedi. Öbürü de yarı başkanlık olan Fransa ki orası da demokrasinin beşiği. Bizim cumhuriyetçi parlamenter sistemimiz Atatürk’ün işaret ettiği muasır medeniyet çizgisidir, eksiklikleri olsa da buradan gitmemiz gerekiyor. En kötü durumdaki 20 ülkenin ise 19’u başkanlıkla yönetiliyor ve buralarda iç savaş var bölünme var. Allah bana akıl fikir vermiş yolumuz hangisi olmalı? Yönetim sistemimizdeki eksiklikleri gideriz düzeltiriz ama başkanlık olmaz, bizi geri götürür.

YÜZDE 10 SEÇİM BARAJI OLMAZ

Yüzde 10 seçim barajı olmaz. 2002’de oyların yüzde 44’ü baraj nedeniyle çöpe gitti. Şimdi de kalkmış iki parti olsun daha iyi diyorlar. Hayır doğru değil. Çoğulcu demokrasi daha iyidir. İstikrar yok diyorlar şimdi. Ben iktisatçıyım, geçmişte 11 hükümetle çalıştım, masanın her tarafında bulundum. Geçmiş cumhuriyet hükümetlerine bakınca büyüme, işsizlik, enflasyon her rakam geçmişten iyi değil. 15 yıldır tek parti var durum iyi değil, istikrar sürsün Türkiye büyüsün diyorlar ama böyle değil gerçekler.

GÜVENİLEN KİŞİDEN SONRA NE OLACAK?

OHAL’de seçim süreci olmaz, burada referandumunu konuşmamamız gerekiyordu. Emeklilerin sorunu esnafın sorunu gençlerin işsizliği bunlar nerede? 18 maddenin hiçbirinde bunlar yok. Bütün yetkiyi tek kişiye veriyor! 80 milyonun her yetkisini bir kişiye veriyor. Buün o kişiye güvenebilirsiniz ama o kişinin başına bir şey gelirse kim gelecek yerine? O kişi isterse yerine eşini getirebiliyor, ki Azerbaycan’da örneğini yaşadık, çocuğunu getirebilenler dahi var.

REJİM DEĞİŞİNCE AKAN SULAR DURUYOR

Anayasa mahkemesinin 15 üyesinin 12’sini atayacak, e bu kişiler bir durum olursa onu yargılayabilir mi? Başbakan yok o makamı yok ediyorlar. TBMM’nin içini yetkisini boşaltıyorlar. Rejimi değişiyor, rejim değişikliği dediğiniz zaman akan sular duruyor. 15 yıldır birçok şeyde beni yanılttılar aldattılar dedin. E şimdi ortalık cayır cayır yanarken yangına körükle gidip toplumu ayırmanın hayırcıları darbece hain olarak nitelemek kabul edemiyorum, üzülüyorum.

KARIŞ KARIŞ GEZİYORUM DAHA İYİ BİR TÜRKİYE MÜMKÜN

Daha iyi bir Türkiye mümkün, herkesin mutlu olduğu Türkiye’yi birlikte yaratacağız. İnşallah 16 nisanı cumhuriyetimizi koruyarak daha da yükselterek geçireceğiz. Ama hemen ertesi gün oturup parlamenter sistemi nasıl daha iyi çalıştırabiliriz oturup ona çalışmamız lazım. Çalışıyorum Anadolu’ya karış karış geziyorum gittiğim yerleri gördükçe de umut oranım artıyor.

malatya

13

YSK’da toplam 298 hâkim ve zabıt katibi FETÖ’cü çıktı!

Umut Oran sordu YSK Başkanı açıkladı:

Yüksek Seçim Kurulu’nda toplam 298 hâkim ve zabıt katibi FETÖ’cü çıktı!

“Seçim güvenliği için acilen bağımsız bir denetim komisyonu oluşturulmalı”

ANKARA

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Sadi Güven, 24. Dönem CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın sorusu üzerine, aralarında 3 Kurul üyesinin de bulunduğu toplamda 298 hâkim ve zabıt katibi personelin Fetullah Terör Örgütü (FETÖ) mensubu olduğu gerekçesiyle görevden uzaklaştırıldığını, tutuklu olarak yargılamalarının sürdüğünü bildirdi. Umut Oran, bundan sonra da YSK’da benzeri bir yapılanmanın olmayacağının garantisini kimsenin veremeyeceğini belirterek “Gerekirse TBMM’de bağımsız bir denetim komisyonu kurularak şimdiden gerekli önlemler alınmalı ve gelecek seçimlerin tartışmasız, tarafsız sonuçlanması sağlanmalı” dedi.

298 HAKİM VE ZABIT KATİBİ FETÖ’CÜ

CHP’li Umut Oran, Bilgi Edinme Yasası kapsamında YSK’ya başvurarak, kurumda FETÖ’cü olduğu için hakkında inceleme yapılan YSK Üyesi, personel bulunup bulunmadığı, varsa bu kişilerin isimlerinin ne olduğu ve haklarında hangi işlemlerin yapıldığının açıklanmasını istedi.

Başvuruyu yanıtlayan YSK Başkanı Sadi Güven, 11 Yüksek Mahkeme üyesinden oluşan Yüksek Seçim Kurulunda görev yapan 3 üyenin tutuklandığını, il seçim kurulu başkanlarından 11, il seçim kurulu üyesi 59, ilçe seçim kurulu başkanı 210 hâkimin de görevden uzaklaştırıldığını, tutuklandığını bildirdi. Sadi Güven, YSK’da toplam 523 seçim müdürü, 1254 zabıt katibi ve 158 hizmetlinin görev yaptığını belirterek, bu personelden 15 zabıt katibinin de FETÖ gerekçesiyle görevden uzaklaştırılarak tutuklandığını bildirdi.

SEÇİM İŞLEMLERİ SORUSU YANITLANMADI

YSK Başkanı Sadi Güven’in, Umut Oran’ın, “İlişiği kesilen FETÖ’cü personeliniz varsa bu kişiler seçim iş ve işlemlerinde hangi yetkilere haiz olarak görev yaptılar? Varsa FETÖ mensubu personelinizin seçim iş ve işlemleriyle ilgili olarak geçmişe dönük herhangi bir inceleme yapıldı mı, yapıldıysa sonuçları nedir?” sorularını yanıtsız bırakması ise dikkat çekti.

BUNDAN SONRA DA OLMAYACAĞININ GARANTİSİ YOK!

Bu yanıtı değerlendiren Umut Oran, “Bundan sonra da benzeri yapıların oluşmayacağının garantisini kim verebilir? Acilen gelecek seçim ve halkoylamalarının tartışmasız ve tarafsız sonuçları ortaya koyması için gerekli önlemler şimdiden alınmalı. TBMM’de oluşturulacak bağımsız bir komisyon da denetim amacıyla devreye sokulabilir” açıklamasını yaptı.

ysk

ysk

Devlet Düzeni Çöküş Sürecindedir! Çöküş Ancak Atatürkçü Milli Duruşla Engellenir

 

umut-oran11

Beşiktaş’ta onlarca polisimizi ve masum insanımızı hedef alan terör saldırısı, Kayseri’de gerçekleştirilen ve kahraman Mehmetçiklerimizi toprağa düşüren hain girişim ve hemen ardından Rusya Büyükelçisi’nin öldürülmesi; çöküş sürecine giren devlet düzeninin yarattığı dehşet verici sonuçlardır.

İktidara geldiği günden beri ortak aklı reddeden zihniyet, yaşanan acı olaylardan hiçbir şekilde ders almadığı gibi sorumluluk da kabul etmemektedir. Son yıllarda sürekli olarak tedavüle sürülen ve temelinde “kıskançlık” olduğu ileri sürülen “uluslararası komplo” iddialarıysa iç kamuoyunun bir kısmını tatmin etse de, “kıskançlık merkezli bir uluslararası ilişkiler teorisi” yoktur.

Benzer şekilde iktidar bloğunun kazanım olarak gördüğü her şey devlet düzeninin çökertilmesi anlamına gelmektedir. Örneğin vesayeti yıkmak olarak tanımlanan süreç; Türk ordusunun emir komuta zincirinin kırılması, laik karakterinin zayıflatılması ve mezhepçi kadrolaşmanın önünün açılmasıdır.  FETÖ’yle mücadele ediyoruz denilense daha önce FETÖ’ye teslim edilen kadroların “başka tarikatlara ve yandaşlara” verilmesinden başka bir şey değildir. Tüm kamu gücünü elinde toplayan iktidar; personel seçiminde ve kariyer basamaklarının tırmanılmasında liyakat yerine sadakati, yetenek yerine parti ya da fikir aidiyetini esas almaktadır.

Yaşanan onca acıya ve saldırıya rağmen iktidar bloğunun herhangi bir çözüm önerisi de bulunmamaktadır. İktidar bloğu, kendileri dışında herkese “şehitlik ve gazilik” önererek halkın kutsal duygularını istismar etmekten başka bir vaat sunmadığı gibi her olaydan sonra özeleştiri yapmak yerine adeta hatalarını bastırarak daha yüksek sesle tehditler savurmayı  ve de  “yayın yasağı” koymayı siyaset sanmaktadır.

Sadece son bir haftada yaşananlar bile yarınlarda yaşanabilecek çok daha acı olayların habercisidir. Çünkü iktidar bloğu yaşananlardan ders çıkarmamaktadır, özeleştiri yapmamaktadır, sorumlu aramamaktadır, aklın ve bilimin ışığında kurumsal çözümler düşünmemektedir. Tam aksine tüm enerjisini kendine göre “düşman” olarak kodladığı muhalif çevreleri ve kurumları yok etmeye harcamaktadır.

Yüzlerce yıllık geleneği temsil eden GATA’nın, Askeri Okulların kapatılması iktidarın “düşman” algısının sonucudur. Oysa son olayda görülmüştür ki mesele kurumun adı değildir mesele topyekûn zihniyet meselesidir. Rus Büyükelçiyi katleden polis, bu iktidar döneminde Polis Okulu’na girmiş, bu iktidar döneminde “güvenlik soruşturmasından geçmiş”, bu iktidar döneminde polis olmuş, bu iktidar döneminde asaleti tasdik olunmuş ve yine bu iktidar döneminde görev almış biridir. Aynı şekilde AKP’nin hükümet olduğu dönemde okula gitmiş, AKP’nin “dindar ve kindar gençlik” yaratma iddiasının hayat bulduğu yıllarda eğitim görmüş, her kanalda AKP’lilerin konuştuğu bir iklimde yetişmiş ve nerdeyse tüm ömrünü AKP’nin tek başına iktidar olduğu bir dönemde geçirmiştir. Ve ne yazık ki kutuplaştırmanın, düşmanlaştırmanın, ötekileştirmenin, saldırganlaştırmanın egemen olduğu son 15 yılın bir parçasıdır. O; Taksim’de terör estiren “palalıların”, Ali İsmail’e tekme atan “fırıncıların” ve Kayseri’de olduğu gibi ana muhalefet partisine mensup gençleri “linç etmeye” çalışanların oluşturduğu “zorbalığın” bir parçasıdır Ülkemizin dört bir yanında Aleviden, Kürtten, spor yapan kadınlardan, şort giyen kızlardan yani kendileri gibi düşünmeyen herkesten nefret eden gençler vardır. Ve yaratılan “nefret iklimi” bu insanları provokasyona açık hale getirmektedir.

Şüphesiz ki yaşanan bu durum sürdürülebilir değildir. Hiçbir ülkede toplumun farklı kesimleri bir diğerini hain diye damgalayıp sonra da başarılı olamaz. Milli birlik, “makbul gruplar” yaratarak değil tüm yurttaşları “makbul” görerek ve ortak idealler etrafında toplayarak sağlanır. Türkiye özelinde birliğin formülüyse adil olmak, laikliğe sahip çıkmak, nefret söyleminden vazgeçmek ve her koşulda ATAMIZIN aydınlık mirasına sahip çıkmaktır. Ortaya koyduğu ilkeler bağlamında ATAMIZIN  görüşleri günceldir ve yaşadığımız her sorunu çözecek kadar nettir. “Yurtta barış dünyada barış!” ilkesine sarılmak, “Hayatta en hakiki yol gösterici bilimdir!” demek, “Bağımsızlığın bütünlüğü ancak mali bağımsızlık ile mümkündür!” sözünü rehber edinmek ülkemizi kurtuluşa götürecektir. Mezhepçilikte, etnikçilikte, nefrette, hurafecilikte, İslamcılıkta, piyasacılıkta, ötekileştirmede ısrar etmekse kan, gözyaşı ve ölüm getirecektir.

Dünyanın hızla kaotik bir ortama sürüklendiği bu dönemde bir kez daha tüm yurttaşlarımızı aklı, bilimi ve adaleti referans alarak “ATATÜRKÇÜ milli bir duruş” sergilemeye ve akılla, bilimle, adaletle ve gerçeklerle bağını koparmış görünen iktidar bloğuna karşı hayatın her alanında sesimizi yükseltmeye çağırıyorum. Çocuklarımızı bu yıkım ikliminden kurtarmak için dayanışma içinde birleşmekten, mücadele etmekten ve bir diğerimize yalnız olmadığını hissettirmekten başka bir seçenek yoktur… PKK’yı da, FETÖ’yü de, IŞİD’i de uluslararası komploları da yenecek olan güç: Laikliğe, demokrasiye, kardeşliğe ve barışa inanan halkımızdır.

Daha iyi bir Türkiye mümkündür