Yazılar

Demokrasicilik Oyununun Parçası Olmayacağım



“Şipşak Kurultay Israrı Partiye Zarar Veriyor”

“Partinin eski bir yöneticisi, Enternasyonal’in eski yöneticisi olarak davet edilmediğim, konuşma hakkımın dahi olmadığı Kurultay’a katılmayı doğru bulmuyorum.”

“Kurultay’da herhangi bir göstermelik yarışın parçası olunmasını da yanlış bir tavır olarak değerlendiriyorum. Doğal olarak bu kurultayda hiçbir biçimde adaylığım da söz konusu olmayacaktır.”

CHP’li Umut Oran, dünyanın Covid-19 pandemisi yaşadığı, Türkiye’nin tarihin en büyük ekonomik krizlerinden birinin ortasında olduğu, iktidar bloğunun tüm gücüyle kendinden olmayana saldırdığı bir dönemde Cumhuriyet halk Partisi’nin tüm içeriği “açılış-seçimler-kapanış” olan bir “Şipşak Kurultay”a gitmesini eleştirdi. Kurultaya katılmama kararı aldığını da açıklayan Umut Oran, “Delegeleri de önemsizleştiren Şipşak Kurultay ısrarı partiye zarar veriyor. CHP’nin eski milletvekili olarak, Partinin eski bir yöneticisi, Enternasyonal’in eski yöneticisi olarak davet edilmediğim, konuşma hakkımın dahi olmadığı Kurultaya katılmayı doğru bulmuyorum. Demokrasicilik oyununun parçası olmayacağım. Kurultayda herhangi bir göstermelik yarışın parçası olunmasını da yanlış bir tavır olarak değerlendiriyorum. Doğal olarak bu kurultayda hiçbir biçimde adaylığım da söz konusu olmayacaktır. Mevcut CHP üst yönetimini kendi yanlışlarıyla baş başa bırakıp, tarihin herkes hakkında vereceği hükmü beklemeyi uygun görüyorum. Kimsenin kuşkusu olmasın daha iyi bir Türkiye için, daha güçlü bir CHP’yi yaratacağız. CHP içindeki bu değişimi de er ya da geç yapma azim ve kararlılığıyla çalışmalarımıza devam edeceğiz” diyerek kurultaya dair görüşlerini açıkladı.

CHP, 100 Yıllık Geleneği Temsil Etmektedir

Umut Oran, konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklamada şunları ifade etti:

Cumhuriyet Halk Partisi, kurtuluş mücadelesi veren ve devlet kuran kadroların partisi olarak, yaklaşık 100 yıllık bir geleneği temsil etmektedir. Kurucu parti olması sebebiyle, aldığı oy oranlarından bağımsız olarak siyasal alanda büyük bir etkinliğe ve ağırlığa sahiptir. CHP, baraj altında da kalsa tek başına iktidar da olsa “denge oluşturucu” parti olma özelliği asla değişmeyecektir. Bu özgün durumu sebebiyle, her yaştan Cumhuriyet çocuğu için CHP, büyük Türk devriminin ve Türkiye Cumhuriyeti’ni gelecek kuşaklara geliştirerek taşıma görevinin de tek başına sahibidir. Bu görev, Genel Başkanlardan da parti yöneticilerinden de bağımsız olarak kuşaktan kuşağa aktarılan kutsal bir vazifedir. Doğaldır ki Cumhuriyetimizi ilelebet yaşatmak için CHP’nin “tek başına iktidar olması” ve “Cumhuriyet çocuklarının yüzünü güldürmesi gerekmektedir.

Ancak özellikle 18 yıllık AKP iktidarında, CHP geleneğine ve fedakâr seçmenlerinin taleplerine aykırı olarak “iktidar bloğu referans alınmış, parti içi demokrasi tüzük ve yönetmelikler eliyle zaafa uğratılmış, üyelerin ve seçmenlerin karar alma süreçlerine katılımları engellenmiş ve ittifak zorunluluğu bahane edilerek partinin kendi yol ve çizgisini oluşturması sürekli olarak engellenmiştir.

Gelinen noktada, 18 yıldır tek başına iktidar olmayı başaran AKP’ye karşı hiçbir mevzi kazanılamadığı gibi, rejim de değişmiş ve devlet tüm kurum ve kurallarıyla beraber “Yeni Türkiye” isimli bir anlayışın hâkimiyeti altına sokulmuştur.

İktidarın Hukuk Tanımazlığına Boyun Eğmek Siyaset Üretmek Değildir

İktidar bloğu, rejimi değiştirene kadar yargı, Türk ordusu ve örgütlü toplum kesimleri başta olmak üzere, tüm devlet kurumlarını ve muhalefet potansiyeline sahip kesimleri “düşman” olarak kodlamaktan geri durmamış; Anayasa Mahkemesi kararları başta olmak üzere yargının neredeyse tüm kararlarını “hukuksuz bir şekilde” tartışma konusu yapmıştır. Yasama, yürütme ve yargı üzerinde tam hâkimiyet sağlanmasının ardındansa gerek kumpas davalarıyla gerekse de “mühürsüz oyların geçerli sayılması gibi” hukuk dışı uygulamalarla tam bir baskıcı yapıya bürünmüştür. Tüm bunlar olurken muhalefet bloğunun “aman bizi suçlamasınlar” ana başlığı altındaki tepkisizliği, Cumhuriyet kurumlarının tasfiyesini hızlandırmak dışında bir sonuç doğurmamıştır. Samimi Cumhuriyet çocuklarının tüm uyarılarına rağmen her türlü yasa dışılığa “boyun eğme” davranışı kitlelere “büyük strateji” olarak pazarlanmıştır. Oysa tarihin hiçbir döneminde rakip partinin her türlü zorbalığını kabul ederek iktidar olabilen bir parti görülmemiştir.

CHP, Kendi Tabanına Rağmen İktidarın Yeni Düzenine Uyum Sağlamıştır

Parti tabanını genişletmek, üye sayısını arttırmak, örgütlenme faaliyetlerine ağırlık vermek, öz evlatlarıyla ve öz değerleriyle siyaset yapmak yerine CHP üst yönetimi, Ekmeleddin Faciasında, dokunulmazlıkların kaldırılmasına onay verme ve açık hukuk ihlallerini sineye çekme konularında iktidarla uyum içinde pozisyon almaktan asla çekinmemiştir. Yaşanan onca seçim yenilgisine rağmen “başarısızlıklar” göz ardı edilmiş ve her seçim sonrasında fatura il-ilçe başkanlıkları başta olmak üzere tüm örgüte kesilmiş, ancak üst yönetim kadrolarında “sorumluluk üstlenen” görülmemiştir. Ancak son yerel seçimde Büyükşehir Belediye Başkanlıklarının kazanılmasındaki tüm başarı ise “CHP üst yönetimi” tarafından sahiplenilmiştir. Oysa kazanılan belediye başkanlıklarının asıl mimarları başta CHP örgütleri ve seçmenleri olmak üzere, belediye başkan adaylarının bireysel çalışmalarıdır. Alınan belediye sayısının artmasının bir diğer sebebi de iktidar bloğunun kendi iç çelişkilerinin yükseldiği bir dönem yaşamış olmasıdır. Bu açık gerçek ortadayken parti üst yönetiminin tüm hikâyeyi “Genel Merkez odaklı bir zafer olarak yansıtması” tam anlamıyla haksızlıktır. Zira 18 yılda kaybedilen tüm seçimlerin sorumlusu ana kademe yönetimi değilse son yerel seçimdeki kısmi başarının sahibi de ana kademe yönetimi değildir.

CHP Üst Yönetimi Kitlelerin Taleplerini Göz Ardı Etmeye Devam Ediyor

Ancak her şeye rağmen, yerel seçimlerde bir başarı olduğu kabul edilse de bu başarının “köklü sonuçlar doğurabilmesi için” yapılması gereken pek çok yenilik vardır. Bu yeniliklerin ilki “özeleştiri mekanizmaları” oluşturmak ve geçmişten ders almaktır. Üzücüdür ki dünyanın Covid-19 pandemisi yaşadığı, Türkiye’nin tarihin en büyük ekonomik krizlerinden birinin ortasında olduğu,  iktidar bloğunun tüm gücüyle kendinden olmayana saldırdığı bir dönemde tüm içeriği “açılış-seçimler-kapanış” olan bir Kurultay’a gitmektedir. Partinin en yüksek karar alma organı olan Kurultay’ın ve Kurultay Delegelerinin bu derece “önemsizleştirilmesi” hem parti geleneğimize aykırıdır hem de yaşanan gerçeklikleri hiç anlamamak demektir. Her yaştan Cumhuriyet çocuğunun sonu gelmez kaygılar ve korkular içinde olduğu bir dönemde 1.370 kurultay delegesini bile sağlıklı bir ortamda bir araya getiremeyecek bir Kurultay’ın “yangından mal kaçırır gibi” yapılmak istenmesi anlaşılır bir durum değildir. Partiye ömrünü vermiş eski milletvekillerinin, yöneticilerin, parti üyelerinin ve halkın katılamayacağı bir Kurultay’dan beklenebilecek bir “yapısal çözüm” yoktur. Bu haliyle Kurultay, kitlelerin taleplerine cevap bulmaktan uzak olacaktır.

Kurultay Israrı Partiye Zarar Veriyor

O halde Korona salgınının ortasında, hiçbir önemli konuyu konuşmadan Kurultay yapma ısrarının sebebi ne olabilir? Bu sorunun “fırsattan istifade” etmek dışında bir sebebi görünmemektedir. Ancak anti-demokratik tüzük ve yönetmelik değişikliklerinin ardından Kurultay’ın da “anlamından” uzak bir şekilde ele alınması, parti tabanında mevcut olan rahatsızlıkları arttırmaktadır. CHP’nin fedakâr örgüt üyeleri ve seçmenleri kendilerini “yalnız, değersiz ve hırpalanmış” hissetmektedir. Yükselen bir “siyasi hesaplaşma” eğilimi Anadolu’yu dolaşan her partili için kolaylıkla görülebilecek bir tepkiye dönüşmüştür. Tüm hayatını CHP’ye adamış aileler ve çocukları, ciddi bir zihinsel kopuş yaşamaktadır. Bugüne kadar iktidar bloğuna yönelmiş olan öfke, artık parti içine ve yönetimine de kaymış durumdadır. Beklentilerle, yaşanan acı deneyimler, yarınlar için kaygı verici olmanın ötesinde “yıkıcı bir tepkinin” habercisidir. Ancak tüm bu sorunlara rağmen “şip şak” Kurultay ısrarı, partiye tahmin edilemeyecek kadar zarar verme kabiliyetindedir. Mevcut koşullarda neredeyse hiçbir üyenin kendisini delegelere tanıtamayacağı ve aday olmak için gereken imzaları asla toplayamayacağı bir Kurultay’ın bugüne kadar biriken sorunları arşa çıkaracağı bilinmelidir.

CHP İç Cephesini Birleştiremezse İktidar Alternatifi Olması Mümkün Değildir

İl ve ilçe kongrelerinde “tek aday dayatması” büyük kırgınlıklara sebep olmuştur. Kongrelerde görev alacak “divan başkanlarının dahi” Genel Merkez’den tespit edilmesi, parti örgütlerini yaralamıştır. Çarşaf liste yerine hemen her yerde “blok liste” uygulamasının yapılması parti tabanında “tek sesli, tek renkli, tek fikirli” bir yönetim oluşturulmak istendiğine dair büyük kuşkular yaratmıştır. Benzer şekilde “kavga görüntüsü vermemek bahanesiyle”, partinin yararına gördüğü fikirleri beyan eden herkese gösterilen “ihraç sopası” tabanın tüm enerjisini yok etmiştir. Gelinen noktada parça parça olmaya doğru giden bir taban oluşmuştur. Oysa rejimin değiştiği ve CHP’nin artan şekilde “hedef haline getirildiği” bir ortamda parti tabanının “birleştirilmesi yani seferberlik ruhuyla tüm Cumhuriyet çocuklarının ortak mücadeleye dâhil edilmesi” dışındaki her yol iktidar mücadelesinde geriye düşmek anlamına gelecektir. 

Bunca Yanlışın Bir Parçası Olmak İstemiyorum

Gelinen nokta, 100 yıllık şanlı tarihimize yakışmayan bir dayatmayla karşı karşıya olunduğunu göstermektedir. Bu nedenle;

-Tabansız, örgütsüz, halksız bir Kurultay’ın, hem de pandemi koşulları altında yapılmasını doğru bulmuyorum. 

-Kimsenin partinin geleceğine dair söz söyleme hakkına sahip olamayacağı bir “parti içi seçim Kurultayını” doğru bulmuyorum. 

-Partiye ömrünü vermiş sembol isimlerin davet edilmediği bir Kurultay ortamına katılmayı doğru bulmuyorum. 

-Ama en önemlisi “demokrasi görüntüsü altında” bir dayatmanın parçası olmayı da doğru bulmuyorum. 

-Bu anlamda eski bir milletvekili, eski bir Genel Sayman, eski bir Genel Başkan Yardımcısı, Sosyalist Enternasyonal Eski Başkan Yardımcısı olmama rağmen “davet edilmediğim ve konuşma hakkımın dahi olmadığı” bir Kurultay’a katılmayı da doğru bulmuyorum.

Kendisini sadece ve sadece Cumhuriyet Halk Partisi’ne, Türkiye Cumhuriyeti’ne ve büyük Türk milletine karşı sorumlu hisseden bir parti neferi olarak, hiçbir önemli sorunu çözme amacı taşımayan 37.Olağan Kurultay’da herhangi bir “göstermelik yarışın” parçası olunmasını da yanlış bir tavır olarak değerlendiriyorum. Doğal olarak bu kurultayda hiçbir biçimde adaylığım da söz konusu olmayacaktır. 

Parti Yönetimini Yanlışlarıyla Baş Başa Bırakıyorum

Bu itibarla, mevcut CHP üst yönetimini kendi yanlışlarıyla baş başa bırakıp, tarihin herkes hakkında vereceği hükmü beklemeyi uygun görüyorum. Bu tavrımın da tek güç kaynağım olarak gördüğüm Cumhuriyet çocukları tarafından “her yönüyle anlayışla karşılanacağını biliyorum.” 

Ancak dava arkadaşlarımla aldığım bu karar, Türkiye Cumhuriyeti’ni ilelebet payidar kılmak ve Cumhuriyet Halk Partisi’ni tek başına iktidara taşımak iddiamın sonu değildir. Kimsenin kuşkusu olmasın daha iyi bir Türkiye için, daha güçlü bir CHP’yi yaratacağız. CHP içindeki bu değişimi de er ya da geç yapma azim ve kararlılığıyla çalışmalarımıza devam edeceğiz. Her gün güneşin doğduğunu gördüğüm gibi Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu karanlık günleri de mutlaka aşacağını görüyorum. Üyesinden seçmenine kadar her bir Cumhuriyet çocuğuna bir kez daha hatırlatmak istiyorum: Başaracağız! Haklı olduğumuz bu davayı bir gün mutlaka biz kazanacağız. Yılmayacağız, geri adım atmayacağız ve hem CHP’yi hem de Türkiye Cumhuriyet’ini hep birlikte “hak ettiği yere taşıyacağız.” O gün geldiğinde tarihin bu günlere dair verdiği hükmü de herkesin yüzüne karşı okuyacağız!

Demokrasicilik-Oyununun-Parçası-Olmayacağım-1

CHP Kurultayının Seçim Dışında Bir Gündemi Olmayacak Mı?



“Halksız, Üyesiz, Örgütsüz, “İktidar Kurultayı” Olmaz”

“Sadece Yönetici Seçimi İçin Toplanan Kurultaydan İktidar Çıkmaz”

CHP’li Umut Oran, CHP’nin 37. Olağan Kurultayı’nın pandemi sürecinde, seyircisiz ve parti örgütlerinin katılamayacağı bir düzen içerisinde kapalı salonda, sadece Genel Başkan ve PM seçimi gündemiyle toplanacak olmasını eleştirdi. “CHP kurultayının seçim dışında bir gündemi olmayacak mı?” diye soran Umut Oran, “Halksız, üyesiz, örgütsüz, ‘iktidar kurultayı’ olmaz. Sadece yönetici seçimi için toplanan kurultaydan iktidar çıkmaz” dedi. 

Kurultay delegeliği gibi çok önemli bir makamın bu yanlış düzen yüzünden 2 yılda bir Ankara’da oy kullanan ve başka hiçbir konuda fikri sorulmayan bir üye noktasına düşürüldüğünü vurgulayan Umut Oran, “Parti tabanında yükselen tepkiler büyüyerek devam etmektedir. Rejimin bile değiştiği bir ortamda tüm ömrünü CHP’ye vermiş pek çok insan umudunu kaybederek partiyle 1999’da olduğu gibi hesaplaşmak istemektedir” uyarısında da bulundu. 

Umut Oran, “Bunca yaşanan soruna ve ulusal, küresel çaptaki krizlere rağmen CHP Kurultayı’nı sadece seçim gündemiyle ve kimsenin katkı sağlamasına imkân vermeden toplamak, daha büyük sorunların ortaya çıkmasına sebep olmak demektir. Her bir Cumhuriyet çocuğunun olduğu gibi, benim de tek umudum, bir an evvel kronik hale gelen yanlışlardan vazgeçilmesi ve CHP geleneğine yakışır adımların atılmasıdır. İlk Hedefler Beyannamesi’ni, Ak Günlere Seçim Bildirgesi’ni hazırlamayı başarmış; bir gelenek, hiç şüphe yoktur ki partiyi düzlüğe çıkaracak alternatif yollar inşa etmeyi de başaracaktır” dedi.

İktidar Alternatifi Olmak

CHP Kurultayı ile ilgili olarak yazılı basın açıklaması yapan Umut Oran şunları kaydetti:

Muhalefet bloğuna mensup bazı koltuk sahibi siyasilerin söylemlerinin aksine muhalefet partilerinin tek görevi “iktidarı eleştirmek” değildir. Muhalefet partileri, ama özellikle ana muhalefet partisi, “tek başına iktidar olmak için örgütlenmek, ideolojik çizgisini netleştirmek ve kitlelerin gözünde iktidar alternatifi olmak için gerekli yolları, sözleri, kadroları bulmakla mükelleftir.” Hele hele çok uzun süreler boyunca iktidardan uzak kalan partiler, “iktidara laf yetiştirmeye değil”, iktidar hedefine ulaşmak için sonsuz bir “arayışa” odaklanmalıdır.

Muhalefet partileri için arayış demek; iktidar olunmadan geçirilen her yılda, tekrar tekrar “özeleştiri“ yapmak, eksiklikleri tamamlamak, denenmemişi denemek, “ortak akıla“ yönelmek, dünyadaki örneklerden faydalanmak, yani kısaca “hedefe ulaşmak için seferber olmak” demektir. Bu da iktidara giden yolun planlanması, strateji oluşturulması ve bıkmadan, usanmadan yeni fikirler bulunması anlamına gelecektir. Siyasi partiler ancak bu şekilde topluma güven verebilirler ve umut olabilirler.

CHP Üst Yönetimi Kurultayın Anlamını Hatırlamalı

Siyasi Partilerde “stratejik kararların” en üst seviyede alınacağı kurul, kurultaydır. Türk Dil Kurumuna göre Kurultay; “Bir kuruluşun, gündemindeki sorunları, temel konuları konuşmak ve yeni kurullar seçmek üzere belli sürelerle veya gerektikçe yaptığı genel toplantı, kongre” demektir. Bir başka deyişle, parti içi kurullar için seçim yapmak yani Genel Başkan ya da Parti Meclisi (PM) üyesi seçmek, kurultayların “tek amacı” değildir. En az seçimler kadar önemli olan şeyleri, gündemdeki sorunları ve temel konuları ele almak, konuşmaktır. Örneğin 2020 Türkiye’sinin gündemdeki sorunları; Korona pandemisi sonrasında neler yaşanacağı, sürekli artan hukuksuzluklar, gençlerin kâbusu olan işsizlik, Türk Milletinin geleceğe dair umutsuzluğudur. CHP’nin temel konuları ise ideolojik netleşme, yeni bir örgütlenme modeli, ortak akılı egemen kılma yol ve yöntemleri, teknolojik ve bilimsel gelişmeler ışığında yeni bir yönetişim anlayışının oluşturulması, belediyelerle koordinasyon ve her aşamada liyakate dayalı adil bir kurumsal yapının inşası vb’dir. Ancak 25-26 Temmuz 2020’de yapılacağı ilan edilen CHP 37.Olağan Kurultay’ının gündemindeki tek madde “seçimlerdir”. Yani “kurultay” kavramının anlamına aykırı olarak “sadece kim, hangi koltukta otursun” sorusuna odaklanılmıştır.

CHP’de Yöneticilerin İsmi Değişince Sorunlar Ortadan Kalkmayacaktır

Oysa CHP’nin uzun yıllardır devam eden “yapısal sorunları” vardır. Bu sorunlar çözülmediği için de CHP iktidar olamamıştır. Gelinen noktada kimin Genel Başkan olacağı da PM’ye kimlerin gireceği de önemsizdir zira isimlerin değişmesi “mevcut yapısal sorunları” ortadan kaldırmaya yetmeyecektir. Zaten bu yöntem sürekli denenmiştir. 

Ne yazık ki on yıllardır hiçbir CHP kurultayında “seçim dışında tek ciddi fikir” konuşulmamıştır. 

“Biz neden tek başımıza iktidar olamıyoruz?” sorusuna cevap aranmamıştır. 

“İttifaklara mahkûm muyuz?” sorusu parti tabanında tartışılmamıştır.

Anti-demokratik tüzük ve yönetmelik değişiklikleri gündeme alınmamıştır.

Tüm dünyada yaşanan “temsili demokrasi krizi” üzerine konuşulmamıştır.

Siyasetin ve siyasetçinin bu derece itibarsızlaştırıldığı bir ortamda kitlelerle yeni bağların nasıl kurulacağı ele alınmamıştır.

Ancak ısrarla ve inatla, sadece seçim gündemiyle yaklaşık 1250 delege Ankara’da toplanmış ve daha onlar ne olduğunu anlayamadan “anahtar listeler/maymuncuk listeler” gibi tamamen anti-demokratik alışkanlıklarla seçimler yapılıp bitirilmiştir. Çok acıdır ama Kurultay Delegeliği gibi çok önemli bir makam da bu yanlış düzen yüzünden 2 yılda bir Ankara’da oy kullanan ve başka hiçbir konuda fikri sorulmayan bir üye noktasına düşürülmüştür.

CHP parti içi demokrasiyi mükemmel çalıştırmadıkça, Türkiye’ye demokrasi getireceği söylemi inandırıcı olmayacaktır. CHP kurultay öncesi gerçekleşen il ve ilçe kongrelerinde de parti içi demokrasi çalıştırılmamış; birçok il ve ilçede tek aday ile ve çarşaf liste yerine blok listeyle seçime gidilmiş ve tek gündem seçime odaklanılmıştır. Şimdi de birkaç hafta yerine iki güne sıkıştırılan ve tek gündem maddesi seçim olan Kurultay toplanacaktır. Üstelik pandemi riski  nedeniyle toplanma kısıtlamaları sürerken ve 65 yaş üstü yurttaşların kısıtlı-süreli seyahat etme durumu devam ederken, 1 ay gibi kısa bir zaman içerisinde katılımcılığın ve çoğulculuğun sağlanamayacağı bir Kurultay gerçekleşecektir.

Ertelenmiş Siyasi Tepki Yükseliyor

Çok açık ve nettir ki her yaştan Cumhuriyet çocuğu kötü gidişatın farkındadır. Bugüne kadar onlarca, yüzlerce defa CHP’ye, Altı Ok’a ve Mustafa Kemal Atatürk’e olan sevgileri kullanılarak istemedikleri kararları onaylamak zorunda kaldıklarını artık herkes bilmektedir. Özellikle Ekmeleddin Faciası gibi, kimsenin sorumluluğu üstlenip gereğini yapmadığı konulardan ve 2018 seçimlerinde yaşatılan büyük ızdıraplardan sonra parti tabanında yükselen tepkiler büyüyerek devam etmektedir. Rejimin bile değiştiği bir ortamda tüm ömrünü CHP’ye vermiş pek çok insan umudunu kaybederek “partiyle 1999’da olduğu gibi hesaplaşmak istemektedir.” Ertelenmiş siyasi tepki olarak adlandırdığım bu eğilim sanılandan çok daha yüksektir. Bunca yaşanan soruna ve ulusal, küresel çaptaki krizlere rağmen CHP Kurultayı’nı sadece seçim gündemiyle ve kimsenin katkı sağlamasına imkân vermeden toplamak, daha büyük sorunların ortaya çıkmasına sebep olmak demektir. Her bir Cumhuriyet çocuğunun olduğu gibi, benim de tek umudum, bir an evvel kronik hale gelen yanlışlardan vazgeçilmesi ve CHP geleneğine yakışır adımların atılmasıdır. İlk Hedefler Beyannamesi’ni, Ak Günlere Seçim Bildirgesi’ni hazırlamayı başarmış; bir gelenek, hiç şüphe yoktur ki partiyi düzlüğe çıkaracak alternatif yollar inşa etmeyi de başaracaktır.

CcHP-Kurultayının-Seçim-Dışında-Bir-Gündemi-Olmayacak-mı

Omuz Verin! İstanbul’u Kazanabiliriz!



Umut Oran’dan Partililere Ekrem İmamoğlu çağrısı:

Omuz Verin! İstanbul’u Kazanabiliriz!

Umut Oran

Basın Açıklaması

25.02.2019

İktidar bloğunun 17 yıldır tek başına yönettiği Türkiye’nin geldiği nokta ortadadır: Poşetin bile parayla satıldığı, milletin ucuz patates-soğan alabilmek için kuyruklara girdiği, işsizliğin gencecik çocuklarımızı intihara sürüklediği, EYT mağdurlarının, atanamayan öğretmenlerin, uzman çavuşların seslerinin kesildiği ama her yerin kim olduğu belli olmayan Suriyelilerle doldurulduğu bir ülke.

Yurttaşlar çarşıda, pazarda ve ceplerde yaşanan yangını iliklerine kadar hissederken, iktidardakilerin lüks ve sefadan vazgeçmemeleri, eş-dost-akrabalarını kayırarak “yüksek gelirli makamlara” getirmeleri de herkesin bildiği ve rahatsız olduğu gerçeklerdir.

Artık iktidarın söyleyecek sözü ve anlatacak tek bir projesi kalmamıştır. Zira örneğin İstanbul’u “tam 25 yıldır” bu zihniyet yönetmektedir. Ve yurttaşlarımız 25 yılda çözülemeyen sorunların aynı zihniyet tarafından çözülemeyeceğini de çok iyi bilmektedir.

Gelinen nokta çok açık ve nettir: AKP, gidicidir! Türk milleti, büyük bir sağ duyuyla artık tüm sorunların sebebi olan AKP’yi “bu dönem dinlendirecektir.” Bizlere ulaşan tüm anketlerin işaret ettiği nokta aynıdır: Vatandaş ekonomik krizden çıkmak için “alternatif projeleri olan, yeni adaylara” oy verme eğilimindedir.

İstanbul özelindeyse Ekrem İmamoğlu, tüm toplum kesimlerinin oylarını almasının yanında gençliği ve dinamizmiyle AKP seçmenlerinin dahi oylarını alabilecek noktadır. En son Motto Research Consultancy/Bulgu Araştırma’nın yaptırdığı ve İmamoğlu’nun yüzde 6 önde olduğunu gösterdiği anketler de bu düşüncemizi teyit etmektedir. Halk, Ekrem İmamoğlu’nu bağrına basmıştır. İstanbul seçmeni, 2014’de “Beylikdüzü’nü AKP’den devralan İmamoğlu’nun 31 Mart’ta da İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni devralacağına inanmaktadır. Bugüne kadar bir kez bile CHP’ye oy vermemiş seçmenler dahi İmamoğlu’na oy vereceklerini söylemektedir.

Tek Sorun CHP’deki Küskünlük!

Ne yazık ki geçmiş seçimlerin aksine İstanbul’u kazanmamızın önündeki en büyük engel başka partilere oy verenler değil CHP tabanında yaşanan küskünlüktür. Bir kısım CHP’li haklı olarak CHP üst yönetiminin aralıksız devam eden yanlışlarına, özellikle 16 Nisan ve 24 Haziran’dan sonra yapılanlara tepki duymaktadırlar. Yine haklı olarak parti içi demokrasiyi yok sayan yöntemlerle adayların belirlenmesinden de rahatsızdırlar. Hatta bazı CHP’liler “koltuk ve bireysel ikbal siyaseti” yapan bir kısım yöneticiyle sandıkta hesaplaşacaklarını da dile getirmektedirler. Onların hepsine birden ve büyük kararlılıkla çağrı yapmak istiyorum: “CHP üst yönetimiyle hesaplaşacağımız yer seçim sandığı değil partimizin kurultayıdır!” Hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki yapılan her yanlış “tarihe geçmiştir ve tarihin terazisi herkese mutlak adalet” vaat etmektedir. Herkes yaptıklarının ve yapmadıklarının hesabını büyük Türk milletine ve Cumhuriyet çocuklarına verecektir. Ancak “hesaplaşma hevesiyle” uzun zamandır ilk kez bu kadar kazanmaya yakın olduğumuz bir seçimde CHP adayına oy vermemek ya da sandığa gitmemek kutlu davamıza yani Atatürk’ün yoluna hiçbir fayda sağlamayacaktır. Tam aksine AKP’nin iktidar ömrünü uzatacaktır.

AKP Yerelden İktidara Geldi, İktidardan da Aynı Yolla İnecek

Asla unutulmamalıdır ki iktidar bloğunun yükselişi “yerel yönetimlerden” başlamıştır, hiç şüphe yoktur ki çöküş de aynı yoldan olacaktır. İstanbul Büyükşehir’i kaybeden bir AKP’nin ayakta kalması olası değildir. O halde sorulması gereken soru şudur: “Ey Cumhuriyet çocuğu! Cumhuriyetimizi geri almak, CHP üst yönetimine ders vermekten daha önemli değil midir?”

Benim için asıl olan tek şey “Atatürk’ün iki büyük eserine sahip çıkmaktır!” Bu emanetlere sahip çıkarken hiçbir unvana ve makama ihtiyacım da yoktur. Büyük Türk milletinin ve özel olarak da Cumhuriyet çocuklarının sevgisi benim mücadele etmem ve “bir oy fazla almak” için il il, ilçe ilçe çalışmam için yeterlidir. O halde beni seven tüm dava arkadaşlarıma bir çağrıda bulunmam gerekir: “Ey kıymeti bilinmeyen fedakâr Cumhuriyet çocuğu! Senin mücadeleni yok sayarak partiyi bireysel ikbal heveslerine aracı kılanlar olsa da sana düşen Türk milleti ve Cumhuriyetimiz için en doğru kararı almaktır. Bugünün doğrusu, tüm kırgınlıkları ve küskünlükleri bir yana bırakarak İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’nun bir oy fazla alması için gece gündüz çalışmaktır. Emin olunuz ki 1 Nisan günü farklı bir gün olacaktır. Kendisini büyük Türk milletinin üstünde görenler de Cumhuriyet çocuklarına tepeden bakanlar da o gün şapkalarını önlerine koymak zorunda kalacaklardır. Ancak o gün, çok daha gür bir sesle Cumhuriyet mücadelesini verebilmemiz ve 1919’un 100.yılını layık olduğu gibi tarihe yazabilmemiz için haydi, bir kez daha omuz verin! Gerçekten kazanabiliriz! “

Mahkeme kapılarıyla mücadelemi engelleyemezsiniz



“Sadece beğenilmeyen Başbakanlar değil seçmen tabanında karşılık bulacağı düşünülen muhalefet partilerinin Genel Başkan Adaylarının da binbir türlü yolla üstleri çizilmeye çalışılıyor.”

İSTANBUL

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı CHP’li Umut Oran, Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul milletvekili iken eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’u ziyaretinin ardından Silivri İlçe Başkanlığında yaptığı basın toplantısı nedeniyle hakkında açılan davanın ilk duruşmasına katıldı. Duruşma sonrasında basın toplantısı düzenleyen Umut Oran, “Sadece beğenilmeyen Başbakanlar değil seçmen tabanında karşılık bulacağı düşünülen muhalefet partilerinin Genel Başkan Adaylarının da binbir türlü yolla üstleri çizilmeye çalışılıyor. Kullanışlı paralel yapı savcılarından sonra kullanışlı TOMA’ların da olası muhalefet liderlerinin önünü kesmek için kullanılabileceklerini, yargı eliyle muhalefetin dizayn edilmek istendiğini gözlemleme fırsatı bulduk. İktidar güçlerine dayanarak muhalefet liderlerini susturmaya çalışanlar bilmelidirler ki beni mahkeme kapılarında uğraştırabilirsiniz ama mücadelemi asla engelleyemezsiniz” diye konuştu. 

HUKUK TARİHİNE GEÇECEK KARA LEKE

Duruşma sonrasında Silivri İlçe Başkanlığında basın toplantısı düzenleyen Umut Oran şöyle konuştu:

Bugün milletvekili olduğum dönemde açılan ve hukuk tarihine kara bir leke olarak geçecek bir dava sebebiyle Silivri’deydim. 2012 yılında dönemin Başbakanı’na hakaret gerekçesiyle açılan bu dava, bana göre, Türk yargısının AKP ve Fethullah Gülen Terör Örgütü eliyle nasıl bir keşmekeşe dönüştürüldüğünün ibret verici bir örneğidir. Bu dava dahi dokunulmazlığın özellikle muhalefet milletvekilleri için etkili bir muhalefet için ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. 

KUMPASÇI BAŞSAVCIDAN KOPYALA YAPIŞTIR

Fezlekeyi hazırlayan Silivri eski Başsavcısı Ali İşgören, kamuoyunda Fethullah Gülen Terör Örgütüyle bağlantılı olarak değerlendirilen bir şahıstır ve yargı gücünü terör örgütü lehine kullandığı öne sürülmektedir. Bu gerçek ortadayken ve AKP hükümeti “Paralel Devletle mücadele ediyorum” derken ilgili Cumhuriyet Savcısının iddianamesinde Fethullah Gülenci Başsavcı Ali İşgören’in fezlekesini aynen kopyalayıp iddianameye koyması hukuksuzluğun devam ettiğinin göstergesidir. Şayet “Paralel Devlet Yapılanmasıyla” mücadele ediliyorsa ve bugüne kadar onlarca kumpas davasının açıldığı kabul ediliyorsa o halde bu dava neden devam etmektedir? Fethullahçı olduğu tescillenen ve HSYK’da hakkında kapsamlı bir dosya bulunan eski bir başsavcının fezlekesi neden bir cumhuriyet savcısı tarafından aynı şekilde iddianameye konulmuştur? 

TÜRKİYE DAVALARLA SUSTURULMAK İSTENİYOR

Cevap, acı ama basittir! Yargı, tarafsız hareket etme kabiliyetini belli noktalarda kaybetmiştir. Özellikle Cumhurbaşkanı söz konusu olduğunda yargı mensupları kendilerini büyük bir baskı altında hissetmekte ve hukuk fakültelerinden aldıkları diplomalara ihanet etme pahasına otomatik olarak davalar açılmaktadır. Tüm Türkiye “dava tehdidiyle susturulmak istenmektedir.” Ancak geçen 14 yıl içinde yaşanan hukuksuzluklar düşünüldüğünde tüm bu yaşananlar şaşırtıcı olmamalıdır.  

YARGIYLA MUHALEFETİ DİZAYN ETMEK İSTİYORLAR

Daha dün, Milliyetçi Hareket Partisi’nin “olağanüstü kurultayının” nasıl yargı, polis ve siyasiler eliyle engellendiğine şahit olduk. Gelinen noktada sadece beğenilmeyen Başbakanların değil seçmen tabanında karşılık bulacağı düşünülen muhalefet partilerinin Genel Başkan Adaylarının da bin bir türlü yolla üstlerinin çizilmeye çalışıldığını görmüş olduk. Kullanışlı paralel yapı savcılarından sonra kullanışlı TOMA’ların da olası muhalefet liderlerinin önünü kesmek için kullanılabileceklerini, yargı eliyle muhalefetin dizayn edilmek istendiğini gözlemleme fırsatı bulduk.

Bütün hukuksuzluklara ve muhalefeti topyekûn susturma girişimlerine rağmen bir hakikatin altını çizmem gerekiyor. 14 yıllık AKP zulmü Balyoz, Ergenekon, Askeri Casusluk gibi kumpas davalarıyla ve sınav sorularının çalınması, torpil, adam kayırmacılık gibi yolarla pek çok vatandaşı mağdur etmiştir. Milyonlarca yurttaş sadece AKP’li olmadıkları için düşmanca davranışlara maruz kalmış, iş ve aile düzenleri bozulmuştur. 

MAHKEME KAPILARIYLA MÜCADELEME ENGELLEYEMEZSİNİZ

Böylesine dramatik gerçekler ortadayken malum zihniyetin benim gibi muhalif siyasileri hedef almalarını normal karşılıyorum. Ancak iktidar güçlerine dayanarak muhalefet liderlerini susturmaya çalışanlar bilmelidirler ki beni mahkeme kapılarında uğraştırabilirsiniz ama mücadelemi asla engelleyemezsiniz. 

CHP ÇATISI ALTINDA MÜCADELEYE ÇAĞIRIYORUM

Her ne olursa olsun Atatürk’ün emanet ettiği laik Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkmaya ve hakları gasp edilen yurttaşlarımız için en ön safta adalet savaşı vermeye devam edeceğim. Bugünler geçecektir. Bu karanlık mutlaka aydınlığa dönecek ve hak yerini bulacaktır. O gün geldiğinde hep beraber, el ele; daha adil, daha demokratik, daha zengin bir ülke kuracağız. Herkesin adalet bulduğu, kimsenin yargı eliyle susturulmaya çalışılmadığı o günler yakındır. Tüm yurttaşlarımıza yeni döneme hazır olma çağrısı yapıyorum ve herkesi CHP çatısı altında, benimle birlikte mücadeleye çağırıyorum.

İndir (PDF, 103KB)

 

 

Umut Oran bugün Arnavutkö’de



Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran bugün öğleden sonra Arnavutköy’e giderek CHP İlçe Başkanlığında partililerle buluşacak ve ardından ilçedeki bazı dernekleri ziyaret edecek. Umut Oran’ın bugünkü ziyaretinin ayrıntıları şöyle:

12