Yazılar

Umut Oran’dan Suriye sınırından dış politika uyarısı



Image processed by CodeCarvings Piczard ### FREE Community Edition ### on 2014-03-04 19:21:15Z | http://piczard.com | http://codecarvings.com

Image processed by CodeCarvings Piczard ### FREE Community Edition ### on 2014-03-04 19:21:15Z | http://piczard.com | http://codecarvings.com

Hatay’dan uyarıyorum: AKP hükümetini Suriye konusunda uyarıyorum: bulanık suya acele balıklama dalmayın !

Hataylı kardeşlerim, barış için, kardeşlik için, dostluk, komşuluk için ” tek adam rejimine” hayır demeli

Lütfen unutmayın! 1 Hayır 1 vatan kurtarır! 1 Oy 1 Vatan Kurtarır!   

Anadolu’yu karış karış gezen CHP’li Umut Oran, bugün Hatay’a giderek çalışmalarda bulundu. Suriye’deki son durumu değerlendiren Umut Oran, “Hataylı Kardeşlerimi uyarıyorum: Bakın ABD’nin Suriye’ye BM kararı olmadan vurmasına kimler evet dedi? İsrail-Sudi Arabistan-Katar, başka? Barzani-PKK-YPG, başka? Binali bey, Devlet bey! Hataylı kardeşlerime soruyorum: Kim kimlerle beraber? İşte Hataylı kardeşlerim, barış için, kardeşlik için, dostluk, komşuluk için ” tek adam rejimine” hayır demeli” diye konuştu.

Hatay’da CHP PM Üyesi ve Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu ile birlikte çalışma yürüten Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Umut Oran, Erzin ve Dörtyol’da esnaf ve vatandaşların yanı sıra esnaf, sanatkar, ticaret ve sanayi odalarını da ziyaret ettiler. Hatay çalışmalarında açıklamalarda bulunan Umut Oran şöyle konuştu:

Referanduma katılım yükseliyor

Türkiye’nin her anlamda varlığını ve birliğini tehdit eden “tek adam rejimine” karşı “hayırlı mücadelemiz devam ediyor. Yurdun dört bir yanında her partiden yurttaşlarımız hayır oyu yönündeki kararlılığı, tüm anketlerde referanduma katılım oranlarının hızla yükseliyor olması AKP hükümetinin dengesinin bozulmasına sebep oluyor.

Bu sebepten olacak ki Amerikan gemilerinden komşumuz Suriye’ye fırlatılan füzeler AKP hükümeti tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanmış ve ortada uluslararası bir karar olmamasına rağmen “savaş çığırtkanlığı” başlatılmıştır.

Hatay’da sınırdan hükümeti uyardı

Hatay’dan uyarıyorum: AKP hükümetini Suriye konusunda uyarıyorum: bulanık suya acele balıklama dalmayın ! Hataylı Kardeşlerimi uyarıyorum: Bakın ABD’nin Suriye’ye BM kararı olmadan vurmasına kimler evet dedi? İsrail-Sudi Arabistan-Katar, başka? Barzani-PKK-YPG, başka? Binali bey, Devlet bey! Hataylı kardeşlerime soruyorum: Kim kimlerle beraber? İşte Hataylı kardeşlerim, barış için, kardeşlik için, dostluk, komşuluk için ” tek adam rejimine” hayır demeli”

Vekalet Savaşına hayır

Türk Milleti bilmelidir ki Irak’ta ve Suriye’de akan kan Müslümanların kanıdır. Batılı emperyalist güçlerin destekledikleri IŞID, YPG, PKK ve Nusra gibi terör örgütleri tüm insanlığa karşı suç işlemektedirler. Mazlum milletlerin üzerine silahla ve bombayla salınan terör örgütlerinin tamamına hem Türkiye içinde hem de sınırlarımızda müsaade edilmemeli, vekâlet savaşı adı altında emperyalist devletlerin hizmetine girmiş olan bu gruplara karşı Türk devletinin ve komşu devletlerin bütünlüğü savunulmalıdır.

Irak’ın düzmece olduğu kabul edildi

Tıpkı 2003’te düzmece kimyasal silah iddialarıyla Irak’ın işgal edilmesi olayında yaşandığı gibi Suriye’nin toprak bütünlüğünü ortadan kaldıracak ve tüm güney sınırımızda bir PKK devleti kuracak olan her türlü oldu-bittiye karşı bölge devletleriyle işbirliği içinde olmak tarihin ve aklın dayattığı zorunluluklardır.

Amerikan askerleri PKK ile kolkola

Gelinen nokta her anlamda tehlikelidir. Özellikle AKP’nin henüz ispatlanmamış bir kimyasal saldırı iddiaları üzerinden, Amerikan askerlerinin yerine Mehmetçiği gözden çıkarma hevesi asla kabul edilmemelidir. Fırat Kalkanı Operasyonunda net olarak görüldüğü üzere PKK-YPG terör örgütleri Afrin’de Rus’larla, Menbiç’te ve Rakka’da Amerikan askerleriyle kol koladır ve kendilerine sağlanan modern silahlarla beraber IŞID’a karşı savaş adı altında Suriye’nin bütünlüğüne karşı savaşmaktadırlar.

Türkiye’nin bütünlüğü tehlikeye atılıyor

Soğuk Savaş sonrasında Amerikalı stratejistler tarafından hedef tahtasına oturtulan “güçlü ulus devletler”, Irak’ta ve Suriye’de olduğu gibi tehdit altındadır. Bu devletlerin bölünmesine yol açacak herhangi bir projeye ya da operasyona destek vermekse Türkiye’nin bütünlüğünü de tehlikeye atmak demektir. Bu anlamda sorun sadece Irak, Suriye’nin ya da İran’ın sorunu değil emperyalizmin kendisine rakip olarak gördüğü “güçlü ulus devletlerin” tamamıdır. AKP’nin açıklamaları ve “savaş çığırtkanlığı” Türkiye’nin ve bölgenin gerçekleriyle uyuşmadığı gibi milli bir politika da değildir.

Milli Duruş Barzani’ye karşı olmaktır

AKP’nin topluma dayattığı “tek adam rejimi”ne Türk milletinin “hayır” diyeceği açık ve net olarak görüldüğü için AKP, savaşçı bir dil kullanarak ve bunu milli bir dava gibi göstermeye çalışarak toplumu etkilemeye çalışmaktadır. Oysa çok açıktır ki milli duruş Musul’un ve Kerkük’ün bir oldu-bittiyle Barzani’ye teslim edilmesine engel olmakla mümkündür. Milli duruş, Suriye’nin kuzeyinde kurulmak üzere olan PKK devletine karşı mücadeleyle mümkündür. Mehmetçiği Amerikan planları için pazarlık masalarına sürmek milli bir duruş değildir. Türk Milleti, başta medeniyetler şehri Antakya olmak üzere bu savaş çığırtkanlığına hayır demelidir. Bu anlamda 16 Nisan, “savaş naraları” atanlara karşı “güçlü bir hayır” demeyi zorunlu kılmaktadır. Artık AKP’nin iflas etmiş, sürekli sorun yaratan “dış politikasına” ve milletin gerçek sorunlarını öteleyerek kendi kişisel sorunlarına odaklanan siyaset anlayışına “hayır” deme vakti gelmiştir.

Unutmayın, 1 Hayır 1 vatan kurtarır! 1 Oy 1 Vatan Kurtarır!   

16 Nisan’a sayılı gün kala tüm yurttaşlarıma tekrar çağrıda bulunmak istiyorum. 17 Nisan’da Hayır’lı bir sabaha uyanmak için sadece 1 kişiyi ikna etmek yeterlidir. Oy vermeyi düşünmeyen sadece 1 kişinin kolundan tutup onun sandığa gitmesini sağlamak ülkemize yapılacak en büyük iyiliktir. Lütfen unutmayın! 1 Hayır 1 vatan kurtarır! 1 Oy 1 Vatan Kurtarır!

Ermenistan’ı kazanırken, Azerbaycan’ı Kaybetmemeliyiz



Öncelikle Türkiye’nin komşuları ile arasındaki sorunların asgari düzeye indirmesinin bütün Türk siyasetçiler için ortak misyon olması gerektiği inancındayız. Bu bağlamda Ermenistan’la ilişkilerin normalleşmesini ilkesel olarak destekliyoruz. Ancak, bu normalleşme sürecinde Türkiye’nin tarihsel hakları garanti altına alınmalı, yeni dönemde kurulacak ekonomik ilişkiler ülkenin çıkarlarına azami ölçüde hizmet etmelidir. Yine bu süreçte ABD ve AB’nin hangi düzeyde yer aldığını ulus olarak bilme hakkına sahibiz. Bu bağlamda pratik anlamda birkaç noktaya değinmek gerekiyor. Öncelikle Türkiye ile Ermenistan arasında paraf edilen anlaşmalarda Ermenistan’ın bağımsızlığını kazandığı tarihten itibaren tanımadığını ilan ettiği Kars Antlaşması’nın adının protokolde açıkça belirtilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu Ermenistan’ın Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tanıdığını ortaya koyması adına vazgeçilmezdir. Her ne kadar Ermenistan Başbakanı Sarkisyan sınırı tanıdığı yönünde –herhangi bir bağlayıcılığı olmayan- bir açıklama yapmış olsa da, “Türkiye toprakları içinde yer alan ve 1915 öncesi Ermeni ahalinin mülkleri olan bölgeyle ilgili mesele bitmiyor.” demeyi de ihmal etmedi. İkinci olarak Türkiye’nin, sınırın açılmasıyla birlikte doğacak ticari hareketlilikten sınır bölgesinde yer alan Kars-Iğdır ve Ardahan illerinin azami ölçüde istifade etmesi amacıyla gerekli hazırlıkları yapması gerekmektedir. Bu doğrultuda başta bu üç ilimiz olmak üzere bölgeye gerekli ticari, turizm altyapı yatırımlarının yapılması, sınır ticaret bölgesinin kurulması gibi hazırlıkların yapılması gerekmektedir.

İki somut sonuç

* 10 Ekim Cumartesi günü Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan 2 protokolün 2 pratik sonucu bulunuyor: İki ülke arasında diplomatik ilişkilerin başlaması ve sınırın açılması… Eğer bu protokoller iki ülke parlamentoları tarafından onaylanırsa Kafkasya coğrafyasında siyasi, ekonomik ve sosyal boyutları olan önemli değişimler yaşanacak.
* Türkiye – Ermenistan ilişkilerinin ekonomik boyutuna bakıldığında, sınırın kapalı kalması Türkiye’den ziyade Ermenistan ekonomisine belirleyici zararlar vermektedir. Amerika Ermeni Ulusal Komitesi (ANCA) verilerine göre, Türkiye-Azerbaycan ambargosunun Ermenistan ekonomisine yıllık 570-720 milyon dolarlık bir maliyeti bulunuyor. Sınır kapılarının açılması durumunda Ermenistan’ın ulaşım masrafları yüzde 30-50 azalacak, ihracatı ikiye katlanacak, GSMH’sı yüzde 30-38 artacaktır. Dünya Bankası verilerine göre sınır kapılarının açılması hâlinde Ermenistan’ın ulaşım tasarrufu 6,4-8,4 milyon dolar, enerji tasarrufu 45 milyon dolar olacak ve ihracatı da 270-340 milyon dolar artacaktır. Böylece, sınır kapılarının açılmasının Ermenistan’a toplam faydası 320 – 400 milyon dolara ulaşacak.
Hedef Kafkaslarda istikrar olmalı
* Türkiye ile Ermenistan arasında gerçekleştirilen doğrudan ticaret rakamlarına baktığımızda Türkiye açısından çok da önemli olmadığı görülüyor. Bu ticaret Gürcistan ve İran üzerinden gerçekleşiyor. Resmî olmayan verilere göre iki ülke arasındaki dış ticaret hacminin 50 ile 200 milyon dolar arasında. Öte yandan Ermenistan’daki işsizlik sorunun etkisiyle Türkiye’de Ermenistan vatandaşı yaklaşık 30 bin kişi kaçak olarak çalışmaktadır. Türk ve Ermeni işadamları tarafından 20 civarında ortak şirket faaliyet gösteriyor. Ermenistan’da sadece son 8 yılda ekonomik sorunlar nedeniyle nüfus yaklaşık 200 bin kişi azalarak 2 milyon 967 bine indi. Aslında Ermenistan açısından sınırın kapalı olmasının görünmeyen daha büyük zararları söz konusudur. Kafkas ve Orta Asya coğrafyasına yönelik gerçekleşen ihracat sınır kapısının kapalı kalması nedeniyle Ermenistan yerine farklı ülkeler üzerinde gerçekleşmektedir.

Türkiye’nin Doğu’suna 1 milyar dolar katkı
Türkiye’nin 2008 yılında toplam 333 milyar dolara ulaşan dış ticaret hacmi içinde Ermenistan ile gerçekleştirilen ve maksimum 200 milyon dolar büyüklüğündeki dış ticaretin payı yüzde 0.05’i ancak aşıyor. Türk-Ermeni İş Geliştirme Konseyi’nin (TABDC) projeksiyonlarına göre sınırların açılması halinde Türkiye’nin bu ülkeye ilk etapta yılda 400 milyon dolar ihracat gerçekleştirecek. Yine yılda Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesine 200-300 bin dolayında Ermeni turistin gelmesi bekleniyor. Bu rakamlar bir arada değerlendirildiğinde sınırların açılması Türkiye ekonomisine 1 milyar dolar düzeyinde bir katkı sağlayabilir. Bu rakamın özellikle sınır bölgesinde yer alan Kars-Iğdır-Ardahan illeri için çok önemli. Bu illerin azami düzeyde istifade etmesi için bölgede gerekli ticaret ve sanayi altyapısının oluşturulması gerekmektedir.
Ermenistan’la olası gelişmelerin Türkiye Azerbaycan arasındaki ekonomik ilişkilere etkisi de yine doğrudan dış ticaretten ziyade stratejik boyutta yaşanacaktır.
Türkiye Azerbaycan arasındaki 2.2 milyar dolarlık dış ticaret hacmi Türkiye’nin dış ticaret hacminin sadece yüzde 0.65’i düzeyindedir. Ancak, Türkiye’nin uluslararası enerji ticaretinde stratejik bir geçiş ülkesi olma hedefi açısından Azerbaycan büyük önem taşıyor. Örneğin, önümüzdeki 10 yıllarda AB’nin enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılaması beklenen Nabucco Projesi için gerekli gazı tedarik edecek ana ülke Azerbaycan’dır.

Kürt açılımı ile Ermeni açılımı aynı sürecin parçası
Diğer taraftan, Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan iki protokol ile birlikte başlayan süreçte dış dinamiğin belirleyici olduğu görülüyor. Halen tartışmakta olduğumuz Kürt açılımın hazırlanmasında ABD’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından Atlantik Konseyi’nde David Phillips’in direktörlüğünde hazırlandığı kaydedilmişti. Bir çatışma çözümü uzmanı olarak tanınan David Phillips ve Atlantik Konseyi, 2001 yılında faaliyete geçen “Türk-Ermeni Uzlaştırma Komisyonu”nun kurucusuydu. Yine 2004 yılında yabancı basında bu komisyonun ilgili raporunu hazırlayacak Türk ve Ermeni hükümetlerine sunduğu ortaya çıkmıştı. Bu bağlamda, Kürt açılımının yurtdışında tasarlayan fikir merkezinin Ermenistan meselesinde de önemli payı olduğu söylenebilir. Bir anlamda iki açılımda da dış dinamiğin etkili olduğunu söyleyebiliriz.

Azerbaycan parametresine dikkat edilmeli
Son olarak diplomaside mütekabiliyet (karşılıklılık) ilkesi gereğince Ermenistan’la imzalanan protokollerde bir şey veriyorsak karşılığında ne aldığımızın hesabını iyi yapmalıyız. Türkiye’nin Orta Asya’ya açılan en önemli müttefiki Azerbaycan’la ilişkilerde oluşabilecek zarar minimize edilmeli. Hatta orta vadede müttefikimiz Azerbaycan’ın da çıkarına olacak bir dış politika güdülmeli.

Umut Oran
İş İnsanı / CHP Üyesi

Nitelikli Sanayi Bölgesi (QIZ)



OBAMA ZİYARETİ, ABD İLE ‘SMART’ İLİŞKİLERE KAPI AÇSIN…

Hem küresel ölçekte hem de bölgemizde yeni dengelerin, yeni yapıların oluştuğuna şahit oluyoruz. Böylesi bir değişim döneminde ABD Başkanı Obama’nın Türkiye’ye yapacağı ziyaret kuşkusuz Türkiye ve içinde bulunduğu coğrafya için büyük önem taşıyor. Obama’nın ABD olarak 2010 yılına kadar Irak’taki muharip güçlerini çekeceklerini ve bölgenin istikrarına büyük önem verdiklerini açıklamış olması bu noktada olumlu işaretler olarak değerlendirilmeli.

Diğer taraftan ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un, ABD olarak bundan sonra dünya genelinde ‘askeri güce karşılık gelen ‘hard power-sert güç’ politikası izlemek yerine, ekonomik ve diplomatik ilişkiler ile askeri gücün bir arada değerlendirildiği ‘Smart Power – Akıllı Güç’ stratejisi izleyeceklerini açıklamıştır.

Bu yaklaşım ABD’nin yeni dönemdeki uluslararası ilişkiler politikasının genel hatları konusunda değerli işaretler veriyor… Kısacası yeni ABD yönetimi, Bush dönemin kötü hatıralarını silmek noktasında oldukça istekli görünüyor. Bu durum, yeni dönemde Türkiye-ABD ilişkilerinde yapıcı bir siyaset oluşturulması fırsatı veriyor.

Yeni dönemde Türk-ABD ilişkilerinin yapıcı bir zemine oturması için Türkiye’nin proaktif davranarak siyasal insiyatifi eline alması gerektiği inancındayım. Bunun için iki ülkenin siyasal ilgi alanlarının kesişim noktalarına odaklanmalıyız. Bu bağlamda iki ülke arasındaki ilişkilerin stratejik hedefi olarak ‘ekonomiyi’, ilgili alanı olarak Kuzey Irak başta olmak üzere Ortadoğu bölgesini işaret etmeliyiz.

İlişkilerin kaldıracı NSB ve GAP olmalıdır

Bu stratejik hedefin iki kaldıracı ise Nitelikli Sanayi Bölgeleri (NSB) ve GAP projeleri olmalıdır. Öncelikle ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerin bugüne kadar askeri ve güvenlik odaklı ilerlediğini, ekonomik ayağının yetersiz olduğu ve bu anlamda ilişkilerin bir ayağının topal kaldığını kaydedelim. Sadece Türkiye’nin ABD’ye yaptığı ihracatın son 8 yıldaki değişim trendi dahi bu durumu somut bir şekilde ortaya koymaktadır. Aradan geçen 8 yılda Türkiye’nin toplam ihracatı içinde ABD’nin payı %9,9’dan %3.3’ye inmiştir.

Türkiye’nin ihracatında ABD’nin payı

ABD (bl$)

Toplam ($)

Pay (%)

2001

3,131,39,9
2002

3,436,19,4
2003

3,747,37,8
2004

4,863,27,6
2005

4,973,56,7
2006

5,185,55,9
2007

4,2107,23,9
2008

4,3131,93,3

İki ülke arasında her geçen gün irtifa kaybeden bu ekonomik ilişkinin güçlendirilerek ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un ifadesiyle ‘Smart-Akıllı’ bir yapıya kavuşturulması gerekiyor. ABD yönetimin yeni dış politikasının ‘Smart Diplomasi olarak belirlenmesi bize büyük avantaj sağlıyor.

Bu çerçevede ABD Başkanı Obama’nın Türkiye ziyareti kapsamında kendisine ekonomik ilişkilerin altının doldurulması adına bir ekonomik paket sunmalıyız. Bu pakette Nitelikli Sanayi Bölgeleri (NSB) ve Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) ana ayakları oluşturmalıdırlar.

Hatırlanacağı üzere, Türkiye ile ABD arasında gerçekleştirilecek bir NSB projesi ilk olarak 1999 yılında gündeme gelmişti. 2002 yılında ise, Ecevit’in başbakan olarak ABD’ye düzenlediği ziyaret esnasında Türk tarafı konuyu tekrar masaya taşımış ama olumlu bir sonuç alınamamıştı. İlerleyen dönemde de konu iki ülke arasındaki ilişkilerin gündeminden düştü.

Bugün, Türkiye ile ABD arasındaki ticaretin Türkiye’nin aleyhine geliştiği bir ortamda bu proje daha büyük önem taşımaktadır. Öte yandan bilindiği üzere Mısır, 2004 yılında ABD ile imzaladığı anlaşma uyarınca, kurulan nitelikli sanayi bölgelerinde (NSB) üretilen ürünleri ABD’ye gümrük vergisinden muaf ihraç edebilmektedir. Bugün Mısır’daki tekstil ve hazır giyim sanayinin dinamosu bu anlaşmadır. Benzer şekilde NSB uygulaması Ürdün’de de gerçekleştirmektedir. Bu iki ülkede gerçekleşen NSB projelerinin başarısı modelin doğruluğunu ispatlamıştır.

Benzer şekilde Türkiye ile ABD arasındaki NSB projesi yeniden gündeme getirilebilir. Böylece Türkiye’nin Güneydoğusu’ndaki terör merkezli istikrarsızlık zamanla ortadan kaldırılabilir.

Türkiye ABD ve Irak arasında bir barış projesi…

Hatta projeye Irak da dahil edilerek bu ülkenin savaşın yaralarını biran önce sarmasına katkı sağlanabilir. Böylece ABD’nin pazar imkanları, Türkiye’nin sanayi gücü ve bölgesel avantajı ile Irak’ta ekonomik temelli bir ‘barış ve kalkınma projesi’ hayata geçirilebilir.

Türkiye ile ABD arasındaki ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi noktasındaki ikinci kaldıraç Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) olacaktır. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) desteklediği, GAP İdaresi ve bölgedeki yerel yönetimlerin inisiyatifindeki GAP Rekabet Gündemi’nin 2007 sonunda tamamladığı çalışma, projenin gelişimine yeni bir ivme vermiştir. GAP projesi kapsamında bölgede, yenilenebilir enerji, organik tekstil ve tarım gibi sektörlerde kümelenme odaklı bir kalkınma stratejisi ortaya konmuştur.

GAP Rekabet Gündemi kapsamında edinilecek deneyimler ve ulaşılacak başarılar,  sadece Türkiye için değil başta Kuzey Irak olmak üzere bütün Ortadoğu ekonomisi için önemli bir kazanım olacaktır.

Yukarıda anlattığımız üzere NSB ve GAP projesi ekseninde Türkiye ve ABD arasındaki ekonomik ilişkiler zenginleştirilerek ‘Smart –Akıllı’ hale getirilmelidir. Bölgede Türkiye ve ABD marifeti ile oluşturulacak bu akıl zamanla Irak coğrafyasına da geliştirilerek bölgesel kapsamlı bir ‘barış ve kalkınma’ projesi kimliğine kavuşmalıdır.