Yazılar

Sağlık Bakanlığı Eczacılara Bayram Müjdesi Veremedi



Korona nedeniyle yaşamını yitiren eczacıların sayısının giderek artması üzerine 15 Nisan’da Sağlık Bakanlığı’na başvuran CHP’li Umut Oran, acil önlem alınmasını ve eczacılara da maddi destek verilmesini talep etti. Ancak Sağlık Bakanlığı, teşvik paketinde eczacılara da yer verilmesi ve düzenli olarak Covid19 testinden geçirilmeleri taleplerini görmezden geldi.

Eczacılık Bayramı dolayısıyla bakanlıktan gelen yanıtı değerlendiren Umut Oran, “Eczacılık Bayramında binlerce eczacıya da teşvik paketi müjdesi verilseydi ben de mutlu olacaktım, en azından SGK ödemeleri öne çekilebilirdi ama maalesef gerçekleşmedi. Sağlık sisteminin ayrılmaz parçası olan ve ilaca ulaşmamızı sağlayan eczacılara gönülden teşekkür ediyorum, iyi ki varsınız” dedi.

Eczacılar İçin Üç Bakanlığa Seslenmişti Ama . . .   

CHP’li Umut Oran, konuyla ilgili olarak Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya 15 Nisan 2019’da yaptığı bilgi edinme başvurusunda “Korona mücadelesi veren sağlık ordusunun başındaki kişi olmanız nedeniyle bu süreçte büyük zorluklar yaşayan eczacılarla ilgili sorunların da ancak sizin koordinasyonunuzda Çalışma ve Ticaret Bakanlıkları ile yapacağınız işbirliği ile çözülebileceğine inanıyorum” demesine karşın, verilen yanıtta diğer iki bakanlıkla ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmaması da dikkat çekti.

Nisan Ayında 5 eczacı yaşamını yitirdi

13 Nisan 2020 tarihi itibariyle 4 eczacının hastanede tedavi gördüğünü, 12 eczacının evinde karantinada olduğunu; 3 eczane çalışanının hastanede tedavi gördüğünü, 25 eczane çalışanının ise evinde karantinada olduğuna dikkat çeken Umut Oran, “Nisan ayında yaşamını yitiren eczacı sayısı ise 5’e ulaştı. Bu nedenle bazı soruların doğrudan size yöneltilmesi eczacılarla ilgili tıkanan ve yaşam tehlikesine yol açan sürecin açılmasını sağlayacaktır” diyerek Bakan Fahrettin Koca’ya seslenmişti.

Bakanlığa Önermişti, Yapıldı

Umut Oran’ın başvurusunda dile getirdiği kimi öneriler ise süreç içerisinde yaşanan maske dağıtımı karmaşasının ardından bakanlık tarafından uygulamaya sokuldu. Oran’ın taban ve tavan fiyat belirlenmesi önerisi şöyle idi:

“Eczanelerde eldiven ve ateş ölçerlerin satış fiyatları nedeniyle vatandaşlarla yaşanan tartışmaların, fahiş fiyatların önüne geçebilmek için ecza depolarına satış yapan firmalara bu ürünler için taban ve tavan fiyat ilan edilemez mi? Türkiye genelinde zaten 3 ecza deposu bulunduğu ve ilaç takip sistemi (İTS) üzerinden maske, eldiven, ateş ölçer fiyatları dahi SGK tarafından takip edilebildiği için bu ürünlerin ecza deposuna satışı aşamasında taban-tavan fiyat belirlenmesi için Ticaret ve Çalışma Bakanlıkları ile görüşecek misiniz?”

Eczaneler De Birinci Basamak Sağlık Kuruluşu

Umut Oran’ın “COVID-19 mücadelesinde Sağlık Bakanlığı eylem planına göre eczaneler korona mücadelesinde hangi statüdedir, bu süreçte eczaneler neden görmezden geliniyor?” sorusuna verilen yanıtta, “Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından 11 Kasım 2019’da yayınlanan 6528 (2019/18) sayılı genelge ile eczanelerin de “birinci basamak ayaktan teşhis ve tedavi hizmeti sunan sağlık kuruluşu olarak” tanımlandığı bildirilmekle yetindi. Yanıtta, “Ülkemiz genelinde özveriyle faaliyet gösteren eczacılarımızın, eczane çalışanlarının ve hastaların sağlığının korunması amacıyla” Pandemi Tedbirleri Kılavuzu hazırlanarak sağlık müdürlüklerine gönderildiği de belirtildi.

Antiseptik Formülü Paylaşılmış !

El antiseptiği hazırlama formülünün eczacılarla paylaşıldığı belirtilen yanıtta, bu amaçla eczanelerin ecza depolarından tıbbi kullanım amaçlı etil alkol teminine getirilen sınırlamanın ikinci bir emre kadar durdurulduğu da anımsatıldı.

Koruyucu Ekipman Yerine USHAŞ’a Yazı Gönderildi

Umut Oran’ın “Eczacılar ve eczane çalışanlarının koruyucu ekipman temini konusunda neden acil yardım sağlanmıyor, bu konuda hangi önlemleri alacaksınız? Eczacılar ve çalışanlarının sadece kendilerini koruyabilmeleri için maske satın almalarına neden izin verilmiyor? Kendini koruyamayan eczacı ve çalışanları, virüsü yayan kişiler haline gelmez mi?” sorularına ise sadece ilgili yere yazı gönderildiği belirtilmekle yetinilen şu yanıt verildi:

“Eczacılar ve eczane çalışanlarının koruyucu ekipman temini konusunda Kurumumuz tarafından, Bakanlığımızın yayınlamış olduğu COVİD-19 rehberine uygun tekrar kullanılabilir özellikte koruyucu gözlük, tıbbi maske (cerrahi maske), steril olmayan sıvı geçirimsiz uzun kollu önlüklerin Türk Eczacıları Birliği ile koordineli çalışılmak suretiyle eczacı ve eczane çalışanlarının kullanımı amacıyla yeterli miktarda temin edilmesine yönelik gerekli desteğin sağlanması hususunda USHAŞ Uluslararası Sağlık Hizmetleri A.Ş’ye yazı gönderilerek Türk Eczacıları Birliği ile koordinasyonu sağlanmıştır. “

İlaç Fiyatı İçin Cumhurbaşkanlığı kararnamesi gerekiyor!

İlaç fiyat kararnamesinin 5 yıldır niye çıkarılmadığı sorusu ise yanıtsız bırakılırken, “Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılması Hakkında Tebliğ 2017 yılında yürürlüğe girmiştir. Bilindiği üzere kararname çıkarma yetkisi Cumhurbaşkanlığı makamındadır ve gerekli görülmesi durumunda ilaç fiyatlandırılması ile ilgili kararname çıkarılması değerlendirilecektir” denilerek topun Cumhurbaşkanlığı’na atılması dikkat çekti.

Eczacıya Teşvik Paketi Yok

“İlgili birimler tarafından değerlendirilecektir” denilerek yanıtsız bırakılan ve eczacıların neden parasal teşvik paketleri içerisine dahil edilmediğiyle ilgili soruları ise şöyle:

1)     Eczanelere özellikle 11 Mart 2020 tarihinden bu yana Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak hangi yardım, teşvik veya kolaylıklarda bulundunuz? Yardımınız söz konusu değilse bu konuyu ne zaman gündeme alacaksınız?

2)     COVID-19 mücadelesinde sağlık çalışanları de enfekte oluyor ve yaşamlarını yitiriyor. Mücadelenin ilk gününden bu yana ön safta mücadele eden eczacılar ve eczane çalışanlarının da maalesef hastalık ve vefat haberlerini alıyoruz. Bu nedenle tüm eczacılarımızın ve eczane çalışanlarının düzenli aralıklarla testten geçirilmesi mümkün değil midir, bunu neden yapmıyorsunuz?

3)     Hükümetinizin açıkladığı ekonomik paketlerde eczacılara da yer verilmesi mümkün değil mi, bu konuda hangi girişimde bulundunuz/bulunacaksınız?

4)     Eczanelerin hastalara verdikleri ilaçlar için Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 90 gün içinde yaptığı geri ödemelerin bu süreçte 30 güne çekilmesi sağlanamaz mı?

5)     Eczanenin cirosuna bağlı olarak SGK’nın her ilaçta yaptığı yüzde 0,75-2,75 oranındaki indirimin bu süreçte sıfırlanması mümkün değil mi?

Bu Kez de Eczacıların Sesi Oldu



Korona nedeniyle yaşamını yitiren eczacıların sayısının giderek artması üzerine konuyu masaya yatıran CHP’li Umut Oran, Sağlık Bakanı Koca’ya başvurarak acil önlem alınmasını istedi.

Covid19 virüsü nedeniyle giderek artan olumsuzlukların yansımalarının azaltılması için özel çaba harcayan CHP’li Umut Oran, bu kez de eczacıların sesi oldu ve giderek artan sorunlarını gündeme taşıdı. 

Eczacılar için üç bakanlık birlikte çalışmalı 

Konuyla ilgili olarak Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya bilgi edinme başvurusu yapan CHP’li Umut Oran, “Korona mücadelesi veren sağlık ordusunun başındaki kişi olmanız nedeniyle bu süreçte büyük zorluklar yaşayan eczacılarla ilgili sorunların da ancak sizin koordinasyonunuzda Çalışma ve Ticaret Bakanlıkları ile yapacağınız işbirliği ile çözülebileceğine inanıyorum” dedi.

5 eczacı yaşamını yitirdi

13 Nisan 2020 tarihi itibariyle 4 eczacının hastanede tedavi gördüğünü, 12 eczacının evinde karantinada olduğunu; 3 eczane çalışanının hastanede tedavi gördüğünü, 25 eczane çalışanının ise evinde karantinada olduğuna dikkat çeken Umut Oran, “Bugüne dek yaşamını yitiren eczacı sayısı ise 5’e ulaştı. Bu nedenle bazı soruların doğrudan size yöneltilmesi eczacılarla ilgili tıkanan ve yaşam tehlikesine yol açan sürecin açılmasını sağlayacaktır” dedi. Umut Oran, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya şu soruları yöneltti:

1)     COVID-19 mücadelesinde Sağlık Bakanlığı eylem planına göre eczaneleri 1. Basamak sağlık kuruluşu olarak mı görüyorsunuz, eczaneler korona mücadelesinde hangi statüdedir, bu süreçte eczaneler neden görmezden geliniyor?

2)     Eczanelere özellikle 11 Mart 2020 tarihinden bu yana Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak hangi yardım, teşvik veya kolaylıklarda bulundunuz? Yardımınız söz konusu değilse bu konuyu ne zaman gündeme alacaksınız?

3)     COVID-19 mücadelesinde sağlık çalışanları de enfekte oluyor ve yaşamlarını yitiriyor. Mücadelenin ilk gününden bu yana ön safta mücadele eden eczacılar ve eczane çalışanlarının da maalesef hastalık ve vefat haberlerini alıyoruz. Bu nedenle tüm eczacılarımızın ve eczane çalışanlarının düzenli aralıklarla testten geçirilmesi mümkün değil midir, bunu neden yapmıyorsunuz?

4)     Eczacılar ve eczane çalışanlarının koruyucu ekipman temini konusunda neden acil yardım sağlanmıyor, bu konuda hangi önlemleri alacaksınız?

5)     Eczacılar ve çalışanlarının sadece kendilerini koruyabilmeleri için maske satın almalarına neden izin verilmiyor? Kendini koruyamayan eczacı ve çalışanları, virüsü yayan kişiler haline gelmez mi?

6)     Hükümetinizin açıkladığı ekonomik paketlerde eczacılara da yer verilmesi mümkün değil mi, bu konuda hangi girişimde bulundunuz/bulunacaksınız?

7)     Eczanelerin hastalara verdikleri ilaçlar için Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 90 gün içinde yaptığı geri ödemelerin bu süreçte 30 güne çekilmesi sağlanamaz mı?

8)     İlaç fiyat kararnameleri 5 yıldır neden çıkarılmıyor?

9)     Eczanenin cirosuna bağlı olarak SGK’nın her ilaçta yaptığı yüzde 0,75-2,75 oranındaki indirimin bu süreçte sıfırlanması mümkün değil mi?

10)  Eczanelerde eldiven ve ateş ölçerlerin satış fiyatları nedeniyle vatandaşlarla yaşanan tartışmaların, fahiş fiyatların önüne geçebilmek için ecza depolarına satış yapan firmalara bu ürünler için taban ve tavan fiyat ilan edilemez mi

11)  Türkiye genelinde zaten 3 ecza deposu bulunduğu ve ilaç takip sistemi (İTS) üzerinden maske, eldiven, ateş ölçer fiyatları dahi SGK tarafından takip edilebildiği için bu ürünlerin ecza deposuna satışı aşamasında taban-tavan fiyat belirlenmesi için Ticaret ve Çalışma Bakanlıkları ile görüşecek misiniz?

İşte Pandemi Çöküşünü Önleyecek Yol Haritası



CUMHURBAŞKANI, BAKANLAR VE MİLLETVEKİLLERİ NİSAN AYI MAAŞLARINI SALGIN FONU’NA AKTARARAK TOPLUMA ÖRNEK OLMALI.

SALGINLA MÜCADELEDE TAM KATILIMLI ORTAK AKIL ŞART

ÜLKE ÇAPINDA KARANTİNA ARTIK KAÇINILMAZ

Corona salgınının mücadelesinde ortak akıl işletilmeden başarı sağlanamayacağını vurgulayan Umut Oran, Salgınla Mücadele Fonu oluşturulması gerektiğini ve bunun için hükümetin görmediği 100 milyar TL’lik paranın bütçede hazır olduğunu bildirdi. Pandemi Türkiye’de pik noktasına geldiği için bu haftanın çok önemli olduğunu vurgulayan Umut Oran, “Cumhurbaşkanı, bakanlar ve milletvekilleri nisan ayı maaşlarını Salgın Fonu’na aktararak topluma örnek olmalı” dedi. 31 Mart’ta şirketlerin ödemesi gereken SGK primlerinin acilen ertelenmesi gerektiğine işaret eden Umut Oran, ayrıntılı çalışmasında hükümete şu saptama ve önerilerde bulundu:

·       Bugüne kadarki süreçte hükümet ortak akılı çalıştırmadığı ve birlikte hareket edilmediği için önemli hatalar yapıldı.

·       Mücadelede geç kalınmış da olsa, tam katılımla Türkiye olarak büyük bir organizasyonu gerçekleştirmek ve akılcı bir planlamayla etkili önlemleri zaman yitirmeden uygulamaya koymak zorundayız.

·       Sağlık Bakanlığı, diğer bakanlıklar ve kamu kurumları, TTB, üniversite ve sektör temsilcilerinden oluşan bir “Salgınla Mücadele Kurulu” ve faaliyetlerin finansmanı için bir “Salgınla Mücadele Fonu” oluşturmalı.

·       Acil ve hayati olmayan kamu yatırımları ile mal ve hizmet alımları ertelenmeli, bunlara ayrılan ödenekler Fon’a aktarılmalı. Kamuda temsil, ağırlama, tören gibi tüm harcamalardan vazgeçilmeli, israftan kaçınılmalı, örtülü ödenek kullanımı minimuma indirilmeli, tüm alanlarda tasarrufa gidilmeli.

·       Cumhurbaşkanı, bakanlar ve milletvekilleri nisan ayı maaşlarını Salgın Fonu’na aktararak topluma örnek olmalı.

·       31 Mart’ta ödenmesi gereken Şubat 2020 dönemine ait işçi ve işveren SGK primleri en az 6 ay ertelenmelidir.

·       Vatandaşın ‘evdekal’ması için internet ücretsiz olsun, kotalar artırılsın, EBA TV bağlantısı kotayı düşürmesin 

Tüm dünya gibi ülkemiz de olağan dışı günler yaşıyor. Çin’de ortaya çıkan ve tüm dünyaya yayılan yeni tip Corona virüsü (Covid 19), tüm ülkeler gibi bizi de olumsuz etkiliyor. Salgın, hem insan sağlığı ve yaşamını hem de ulusal ve küresel ekonomik, ticari ilişkileri tehdit ediyor. Maalesef dünyayı corona salgını sonrası yeni bir salgın daha bekliyor: İşsizlik salgını. 1929 buhranından daha yıkıcı bir ekonomik kriz uyarısı yapılırken, Uluslararası Çalışma Örgütü, önlem alınmadığı takdirde tüm dünyada 25 milyon insanın işini kaybedeceğini bildirdi. Bunun Türkiye’ye yansıması da olacak ve hükümet işten çıkarmaları önleyecek mekanizmayı kurup desteği sağlayamazsa ülkemizde maalesef 1 milyon vatandaşımız daha işsiz kalacak.

ÜLKE ÇAPINDA KARANTİNA ARTIK KAÇINILMAZ

Ülkemizde 11 Mart’ta açıklanan ilk Corona vakasının ve 16 Mart’ta yaşanan “Corona’dan ilk ölüm” olayının ardından 28 Mart itibariyle açıklanan verilere göre toplam doğrulanmış vaka sayısı 10 bin kişiye yaklaşırken 108 kişi ise yaşamını yitirdi. Bilim insanları COVİD19 virüsünün yol açtığı ölümlerin ve bulaşıcılığın bu hafta pik yapabileceği uyarısı karşısında artık hükümet cesur davranarak YURT GENELİNDE KARANTİNA kararını almalıdır. 65 yaş ve üstündeki vatandaşlarımızın oranı nüfusun yüzde 8,5’ini oluşturması karşısında sorumluluk sadece onların omuzlarına yıkılamaz. Bu sebeple 30 Mart-6 Nisan arasında sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi artık kaçınılmazdır, yoksa ABD’nin İtalya’nın gecikme nedeniyle yaşadığı acı tecrübe bizim hükümetin de siciline, tarihe kara bir dönem olarak geçecektir!

Salgınla mücadele; sadece ilgili bakanı ya da siyasi iktidarı değil; tüm kurum, kuruluş, parti ve bireyleriyle 83 milyonu ilgilendiren, katılımcılık ve ortak akılla hayata geçirilecek bir konudur. Bugüne kadar olan süreçte bu anlayışla hareket edilmediği için önemli ihmaller, yanlışlar yaşandı. Tehlikenin boyutunu zamanında kavrayarak etkili idari, bilimsel, toplumsal organizasyona gidilemedi, mücadele adeta salt Sağlık Bakanı’nın üzerine yıkılırken konuya, Bakanın mücadelede “başarılı” olup olmadığı şeklinde bakıldı. Bu yaklaşım yüzünden ciddi eksikler, hatalar ve sorunlar yaşandı. Diyanet İşleri Başkanlığı, dünyada salgın hızla yayılırken 21 bin kişiye Umre izni verdi. Dönüşte bu kişileri sınırda karşılayıp karantinaya almak yerine, ülke içine dağılmalarına yol açtılar. Sonra kamuoyu baskısıyla bu kişilerden sadece 6 bini yurtlara yerleştirilerek  kontrol altına alınabildi. 

Virüs yayılımına karşı insanlara iktidar tarafından “evden çıkma” denirken, açıklanan pakette uçak biletinde vergiyi aşağı çekme, konaklama vergisini erteleme, konut alımlarında peşinatı indirme gibi anlamsız önlemlere yer verildi. Salgınla mücadelede başarı için ilk günlerde daha çok test yapılması gerekirken, test sayısı hemen artırılamadı. 

Çok köklü siyasal, sosyal süreçlere yol açan Büyük Veba Salgınından sonraki en büyük küresel felaketi yaşadığımız için bu salgına karşı ortak akılla ve bilimsel yöntemlerle küresel mücadele gerekmektedir.

Suriyeliye 40 milyar dolar harcandıysa vatandaşına da vereceksin!

Mücadelede geç kalınmış da olsa, tam katılımla Türkiye olarak büyük bir organizasyonu gerçekleştirmek ve akılcı bir planlamayla etkili önlemleri zaman yitirmeden uygulamaya koymak zorundayız. Ancak Cumhurbaşkanı ve kabinesinin salgın ile ilgili sürekli olarak çelişkili kararlar aldıkları, işin ekonomik yıkım boyutunu önlemek için gerekli ciddi yaklaşımı sergilemediği görülmektedir. Türkiye sadece, doğrudan olmasa bile dolaylı olarak ancak 100 milyar TL’ye (15 milyar dolar) ulaşacağı öne sürülen bir paketten, yani bütçesinin sadece yüzde 10’undan söz ediyor. ABD, Kanada, Almanya ve Fransa ise 107 milyar dolar ile 2,2 trilyon dolar gibi akıl almaz meblağları vatandaşın hizmetine sunarak, onların geçim derdini düşünmeden gönül rahatlığıyla evde kalmalarını sağlamaya çalışıyor. 

9 yılda Suriyeli için 40 milyar dolar harcamakla övünen hükümetin, tüm gelişmiş büyük ülkelerin yaptığı gibi böylesi bir pandemi döneminde kendi vatandaşını; çalışan, çalışmayan, emekli, sokakta yaşayan , işten çıkarılan ayrımı yapmaksızın, sahip çıkarak en azından 3 ay boyunca asgari ücret düzeyinde desteklemesi gerekmektedir. Bu süreçte Türkiye’yi pandemi çöküşünden kurtaracak acil adımlar şunlardır: 

·       Ekonomik ve Sosyal Konsey tam katılımla toplanarak, bir Salgınla Mücadele Yol Haritası oluşturulmalı.

·       Yürütülecek çalışmaları planlama, sevk ve idare ile görevli; Sağlık Bakanı başkanlığında Sağlık Bakanlığı, ilgili diğer bakanlıklar ve kamu kurumları, Türk Tabipleri Birliği, üniversite ve sektör temsilcilerinden oluşan bir Salgınla Mücadele Kurulu kurulmalı.

·       Salgınla mücadele kapsamındaki faaliyetlerin finansmanında kullanılmak üzere bir Salgınla Mücadele Fonu oluşturulmalı. 

·       Doğrudan salgınla mücadele kapsamında gerekli acil sağlık yatırımları başta olmak üzere 2020 yılına ilişkin tüm kamu yatırımları gözden geçirilerek acil ve hayati olanlar dışındakiler ötelenmeli, ertelenen yatırımlar için ayrılan ödenekler, doğrudan salgınla mücadele için oluşturulan Fon’a aktarılmalı. 

·       Mevcut 589 milletvekili ve Sağlık Bakanı dışında kalan bakanlar ile Cumhurbaşkanı’nın Nisan ayı maaşlarını bu Fon’a bağışlamaları da toplumda bu yönde bir duyarlılık yaratacaktır. 

·       1 trilyon lirayı aşan 2020 bütçesinde Sağlık Bakanlığı dışındaki kurumların ödeneklerinden yüzde 10 kesintiyle ilk etapta yaklaşık 100 milyar lira büyüklüğünde bir fon oluşturulabilir. Bunun da büyük bölümü bütçede “Sermaye Giderleri” ve “Sermaye Transferleri” kalemlerinde gözüken toplam 63 milyar liralık yatırım ödeneklerinden ilgili projelerin ötelenmesi ile tesis edilebilir.

·       2020 bütçesinde 75 milyar lira olarak öngörülen “Mal ve Hizmet Alımları” kaleminde; sağlık için alımlar dışındakilerden acil olmayanların ertelenmesi yoluyla 30-40 milyar liralık bir kaynak Fon’a tahsis edilebilir. 

·       Kamuda tören, temsil, ağırlama, tefriş malzemesi alımı ve tüm lüks harcamalardan vazgeçilmeli, israftan kaçınılmalı, örtülü ödenek kullanımı minimuma indirilmeli, tüm alanlarda tasarrufa gidilmeli.

·       Bütçe ödeneklerinin kaynağı esas olarak toplanacak vergi gelirleri olması, bu süreçte üretime, ticari faaliyete ara veren, kapanan işletmeler, daralacak ekonomik faaliyet hacmi ve zor durumdaki işletmelere sağlanacak vergi ertelemeleri dolayısıyla kamu gelirlerinde yaşanacak kayıplar nedeniyle, Fon’a özel kişi ve kuruluşlardan, STK ve TOBB, TÜSİAD, MÜSİAD gibi meslek kuruluşlarından katkı payı alınmalı, gönüllü bağışlar özendirilmeli.

·       Gerekirse Fon’u takviye amacıyla uzun vadeli, uygun faizli devlet iç borçlanma senetleri ihracına gidilmeli, Fon’un hacmini büyütmek için başka etkili yollar aranmalı.

·       Sağlık ordusu sayıca tahkim edilmeli, askeri hastaneler yeniden açılmalı, siyasi nedenlerle görevden uzaklaştırılan ve haklarında takipsizlik kararı verilmiş olan kamu sağlık personeli işe iade edilmeli.

·       Fon, salgınla mücadele kapsamında test, tanı, tedavi, ilaç, aşı vd sağlık araç gereci ve sarf malzemelerinin üretimi ve temininde kullanılmalı. Salgınla ilgili diğer sosyal organizasyonların giderleri ile bu süreçte işsiz, gelirsiz kalacak yurttaşlara yapılacak ayni ve nakdi yardımlar da bu Fon’dan karşılanmalı.

·       İşsizlik Sigortası Fonu’nun tüm birikimi, Fon’la koordineli biçimde, bu süreçte işini kaybedenlere yapılacak ödemeler için kullanılmalı. 

·       31 Mart’ta ödenmesi gereken Şubat 2020 dönemine ait işçi ve işveren SGK primleri en az 6 ay ertelenmelidir.

·       Temel gıdada yüzde 8, temizlik maddesinde yüzde 18 olan KDV 2020 yılı sonuna kadar kaldırılmalı, bu mümkün değilse en azından kesinlikle Nisan, Mayıs, Haziran aylarında bu oranlar sıfırlanmalıdır.

·       Vatandaşı evde tutabilmek için internet sağlayıcılarının tarife ücretlerini yarı fiyata çekmesi, abonelere tanıdıkları kotaları  ücretsiz olarak bir üst kademeye artırmalıdır. 

·       Milyonlarca öğrencimiz ve öğretmenimiz EBA TV ile eğitim uzaktan yaparak, internet kotalarını çabucak tüketmeye başladılar. Aylarca süreceği anlaşılan bu tablonun mali yükünü hafifletmek için EBA TV için yapılan internet bağlantıları nedeniyle abonelerin-ailelerin kotalarında eksilmeye yol açmayacak destek sağlanmalı.

·       Özel şirketlerin sahip olduğu internet sağlayıcılarla bu teşvikler sağlanamazsa Devlete ait olan TÜRKSAT’ın abone kotalarını artırarak, okullara ara verilen süre boyunca ücret almadan hizmet sunması sağlanmalıdır.

·       İnsanlar eve kapandığı internet dışında elektrik ve su tüketimleri de artmaktadır. Elektriğe üç ay zam yapmamak yetmez, madem ki tüm dünyada elektrik fiyatları düşüyor elektrik üretim-ağıtım şirketleri de elini taşın altına koyarak fiyatları düşürmek zorundadır. Elektrik, gaz, su, telefon, internet gibi temel tüketim mal ve hizmetlerinde KDV, ÖTV, ÖİV gibi dolaylı vergi oranları minimuma indirilmeli; hastalık ya da işsiz, gelirsiz kalma nedeniyle bu tüketimlerinin bedellerini ödeme gücü olmayanların tüketim bedelleri Fon’dan karşılanmalı.

·       Belediyeler, hastalıktan etkilenmiş ya da işsiz kalmış yurttaşların su tüketim bedellerini en az 6 ay süreyle almamalı. Benzeri biçimde Ankara Büyükşehir Belediyemizin yaptığı güzel uygulama diğer belediyelerde de örnek olmalı ve su faturasının 3-4 ay ertelenmesi, bu süreçte suya zam yapılmaması tüm Türkiye’de güvence altına alınmalı.

·       Bankalar, tüm tüketici, konut ve taşıt kredileri ile ticari kredileri; toplam vade (ay) sayısı ve faiz, taksit koşulları değişmeden ötelemeli, borçlulara ileride ödemelerini kaldığı yerden devam edecek şekilde 6 aylık bir “ödemesiz dönem” sağlanmalı.

·       KOBİ’lerin, çiftçilerin devlete olan kredi borçlarının geri ödemeleri, normal döneme geçilene kadar dondurulmalı.

·       Yol, köprü, havaalanı, şehir hastanesi gibi Yap-İşlet-Devret projeleri kapsamında verilen geçiş, hasta, yolcu vb. taahhütleri kapsamında girişimcilere kamu tarafından yapılan ödemeler, ilgili sözleşmelerde tadilata gidilerek “mücbir” sebep dolayısıyla iptal edilmeli. En azından 2020 yılında yapılacak ödemelerin ekstra yük getirmeden 2021 yılına ötelenmesi sağlanmalı. 

·       Petrol fiyatlarında uluslararası piyasalarda yıllık ortalama 35-45 dolar olması beklenen ham petrol fiyatı yaşanan şokla 20 dolar düşmesi sayesinde Türkiye’nin enerji ithalatı faturasını yaklaşık 12 milyar dolar aşağı çekeceği için bu rahatlama payı, Salgınla Mücadele Fonu’na aktarılmalı. 

·       Covid19 tanısı için Türkiye’de de kit üretimi yapıldığı belirtilmesine karşın test yapılan vatandaş sayısının elli bine dahi ulaşamamış olması kafaları karıştırmaktadır. O nedenle Türkiye’de hangi firmaların günlük ne kadar üretim yaptığı ve bunların hangi illere hangi planlamayla gönderildiği, Çin’den gelen test kitleri sayısıyla birlikte günlük olarak açıklanması mücadeleye duyulan güvenin artmasını sağlayacaktır. 

·       Salgın sonrasında tüm dünyada denklem değiştiği için yepyeni bir kalkınma planı hazırlanmalı. Hatta 12. Kalkınma Planı bu kez 2020-2030 dönemini kapsayan 10 yıllık plan şeklinde hazırlanmalı. Çünkü pandemi sonrasında küresel mal ticareti sekteye uğrayacak, ardından küresel birikim krizi ve küresel göç hareketlerinin gelmesi de bekleniyor.

·       10 yıllık yeni kalkınma planında yüksek teknoloji üretimi, kuantum mekaniği, nano teknoloji, uzay araştırmaları, ARGE, girişimcilik, yenilikçilik, yaratıcılık ve dijital dönüşüme çok büyük başlık açılması gerekmektedir. Bu amaçla yurt içi ve yurt dışındaki bütün bilim insanlarımızı Bilim Kurulu çatısı altında toplanmalıdır. Yeni planla birlikte Türkiye artık bilgi toplumuna geçişi sağlamalıdır. Çünkü corona krizi sonrasında eğitimden sağlığa, iş hayatından ulaşıma, adaletten güvenliğe dijital bir dünya bizi beklemektedir.

·       Yeni planda akıllı bilimsel tarıma da büyük başlık açılmalıdır, çünkü gıda artık stratejik bir ürün olacaktır, aksi takdirde samanı bile ithal eden Türkiye asla yarınlara güvenle bakamayacaktır. Tarım konusu acilen ele alınmalı çünkü nisan-mayıs ayında yapılacak plan dahilinde çiftçinin 1,5 milyar sebze fidesini toprakla buluşturması sağlanamazsa, bu kez yaz aylarından itibaren ülkemizde temel gıdaya ucuz ve güvenli şekilde ulaşma imkanı kalmayacak, açlık krizi tehlikesi ortaya çıkacaktır.

İŞTE-PANDEMİ-ÇÖKÜŞÜNÜ-ÖNLEYECEK-YOL-HARİTASI-1

14 Mart Tıp Bayramı



Dünyanın en saygın meslek gruplarından birine mensup olan “sağlık çalışanları”, sahip oldukları haklar ve yaşadıkları sorunlar bağlamında, vatandaşı oldukları ülkenin de aynası durumundadır. Sadece sağlık çalışanlarına bakarak bile sözkonusu ülkeye dair anlamlı bir yargıya ulaşılabilir.

Örneğin; hayat kurtaran, en zor anlarda hizmet üreten doktorların ve sağlık çalışanlarının “sistematik bir şiddet dalgasıyla” karşı karşıya olması, ülkenin içine düştüğü travmatik koşulların eseridir.

Çok zorlu ve fedakarlık isteyen bir eğitim döneminden sonra doktorların “performans” adı altında fiziksel ve ruhsal olarak “ezilmesi” de geri kalmışlığın temel göstergelerinden biri olarak kabul edilmelidir.

Nufüsün hızlı artışı göz önüne alındığında “nitelikli sağlık çalışanlarına” olan ihtiyaç artarak devam ederken, öğretim elemanı sayısının aynı derecede artmaması ya da yeterli teknik donanıma sahip olmayan “Tıp Fakültelerinin” açılması da hükümetin “plansızlığı” bir yöntem olarak kabul ettiğinin göstergesidir.

Ne yazık ki, başta doktorlar olmak üzere tüm sağlık çalışanları, her anlamda “gelişmiş ülkelerle” rekabet edebilecek yeteneğe sahip olsalar da memleketin çok uzun zamandır “kötü yönetiliyor” olmasından kaynaklanan sorunlar çözülememiştir.

Oysa Türk sağlık çalışanları, Tıbbiyeli Hikmetlerin idealizmine sahip, her olumsuzluğu aşabilecek kadar fedakar ve kararlıdır. Geçmişte Türkan Saylan gibi öncü doktorların gerçekleştirdiği büyük sağlık atılımlarının benzerlerini bugün de gerçekleştirmek mümkündür.

Ancak devasa adımlar atmanın ve Tıp Bayramı’nı her anlamda bir ilerleme günü olarak kutlamanın ilk koşulu “aklın ve bilimin” ışığında yeni bir “sağlık anlayışını” egemen kılmaktır. Bu yeni anlayışın bir yanında doğumdan ölüme kadar “parasız sağlık hizmeti” anlayışı varken diğer yanında “toplumun geleceğini kurtarmak demek olan ulusal aşı programları ve idealist hekimleri yetiştirmek için “tıp eğitimi reformu” olacaktır.

Hele hele ülkemizin artan oranda “mülteci barınma ve geçiş” noktası olduğu düşünüldüğünde “önleyici” sağlık hizmetlerinin bugünle kıyaslanmayacak ölçüde geliştirilmesi konusu ciddiyetle ele alınmalıdır. Hiç unutulmamalıdır ki sağlık hizmeti almak bir hak, kaliteli sağlık hizmeti vermekse bir görevdir.

Tıp Bayramını idrak ettiğimiz bu günde başta doktor annem ve rahmetli doktor babam olmak üzere tüm tıp camiasının bayramını kutluyorum. Şu anda Afrin’de ve Mehmetçiğimizin görev yaptığı her yerde canla başla hizmet veren fedakar sağlık çalışanlarına da en derin şükranlarımı sunuyorum.

umut oran

Kanser tedavisi silbaştan değişiyor



 

İlaçları hastane verdiğinde doktor stoktaki ilaca göre mi tedavi yapacak? 

İlaçların ihalesi uzarsa, hastaneden çalınırsa hastanın mağduriyeti nasıl önlenecek? 

Sağlık Uygulama Tebliği’nde (SUT) son yapılan değişiklikle birlikte kanser ilaçlarının 1 Temmuz’dan itibaren eczaneler yerine doğrudan hastanelerden verilecek olması çok yönlü yeni bir tartışmayı balattı. Hastaların hastaneden güvenilir ilacı alacak olması değişikliğin olumlu yönü olsa da ilaçların alınacağı ihale sürecinin uzaması, hastanelerde yeterli eczacı istihdamı sağlanması, ilaç takip sisteminde yaşanacak sıkıntı nedeniyle hastaların mağdur olup olmayacağı, doktorların gerekli ilaca göre mi yoksa o sırada hastane stokunda bulunan ilaçlara göre mi tedavi yapacağı, hastanede bulunmayan ilacın karaborsada çok pahalı biçimde hasta yakını tarafından temin edilmek zorunda kalınması gibi olası sorunlar CHP İstanbul milletvekili Umut Oran tarafından TBMM gündemine taşındı.

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı da olan CHP’li Umut Oran, konuyla ilgili olarak Sağlık Bakanı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın yanıtlaması istemiyle TBMM’ye benzeri içerikte iki ayrı soru önergesi vererek, yaşanabilecek olası sorunlara şimdiden dikkat çekti.  Anne babası da doktor olan Umut Oran’ın yanıt beklediği sorular şöyle:

SUT neden değişti?

– Sağlık Uygulama Tebliği’nde (SUT) yapılan değişiklikle kanser ilaçlarının 1 Temmuz 2015 tarihinden itibaren eczaneler devre dışı bırakılarak sadece hastanelerden verilecek olmasının gerekçeleri nelerdir? 

Neden eski uygulamaya dönüyorsunuz?

– Zaten 2005 yılına kadar ilaçlar hastanelerdeki SSK eczanelerinden hastalara veriliyordu, o zaman neden bu sistemden vazgeçtiniz şimdi neden yeniden eski uygulamaya dönüyorsunuz?

Değişikliğin olumlu yönü de var ama

– Hastaların eczaneleri dolaşmadan doğrudan tedavi gördüğü hastanede güvenli kanser ilacına ulaşması pratik yarar sağlayacaktır. Ancak çok pahalı olan ilaçların güvenliği hastanelerde nasıl sağlanacak, her hastanede soğuk zincire uygun kilitli, kasa odalar var mıdır?

İlaçlar çalınıp karaborsada satılmaz mı?

– Hastanelerin soyulması, kanser ilaçlarını çalınması olasılığı nasıl önlenecek? Bu hastanelerden çalınabilecek kanser ilaçlarının karaborsada satılmasını engellemek için hangi önlemleri alacaksınız?

İstanbul’da hangi hastanelerde uygulanacak?

– Her hastanede kanser tedavisi için gerekli ilaçların bulunması nasıl mümkün olacak? Örneğin İstanbul’da hangi hastanelerde kanser ilaçlarının hastaya verilmesi mümkün olacak, bu hastanelerin isimleri nedir?

Her hastanede eczacı mı çalıştırılacak?

– Her hastanede 1 Temmuz’a kadar eczacı istihdamı sağlanabilecek mi, bu konuda hangi altyapı çalışmalarını tamamladınız?

İTS arızası olursa ne yapacaksınız?

– İlaç Takip Sisteminde (İTS) yaşanabilecek olası sistem/elektronik arızalara karşı hangi önlemleri aldınız, İTS arızalarında hastaların mağdur olmasını nasıl önleyeceksiniz?

Hastaneler ayrı ayrı mı ihaleye çıkacak?

– Kanser tedavisi yapan her hastane her bir kanser ilacı için ayrı ayrı ihaleye mi çıkacak? Kanser ilaçları için yapılacak ihalelerin uzaması, dava konusu olması, iptal olması, ihalenin bitmemesi durumunda hastalar mağdur olmayacak mı, bunu nasıl önleyeceksiniz?

– Kanser ilaçlarının ihalesini bakanlık olarak siz mi yapıp hastanelere dağıtacaksınız?

Tedavi ilaca göre mi stoka göre mi yapılacak?

– Doktor her kanser hastası için gerekli ve zorunlu ilacı mı tedavide kullanacak yoksa hastane yönetimleri, sizler o sırada hastane stokunda bulunan muadil ilacın kullanılması için baskı mı yapacaksınız? Doktorlar stoktaki ilaca göre mi kanser tedavisi uygulayacak?

Hastanede olmayan ilaç dışarıdan mı alınacak?

– Doktorun kanser hastasının tedavisi için zorunlu gördüğü ilacın o sırada hastanede bulunmaması durumunda hasta yakınları ne yapacak, dışarıdan eczanelerden kendi parasıyla mı bu ilacı satın almak zorunda kalacak? Bu nedenle hasta yakınına siz bu ilacın parasını kesintisiz olarak ödeyecek misiniz?

Umut Oran’ın soru Önergesi şöyle;

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA 

Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı tarafından yazılı olarak yanıtlanması için gereğini arz ederim. 05.05.2015

Umut Oran

İstanbul Milletvekili

  1. Sağlık Uygulama Tebliği’nde (SUT) yapılan değişiklikle kanser ilaçlarının 1 Temmuz 2015 tarihinden itibaren eczaneler devre dışı bırakılarak sadece hastanelerden verilecek olmasının gerekçeleri nelerdir?
  2. Zaten 2005 yılına kadar ilaçlar hastanelerdeki SSK eczanelerinden hastalara veriliyordu, o zaman neden bu sistemden vazgeçtiniz şimdi neden yeniden eski uygulamaya dönüyorsunuz?
  3. Hastaların eczaneleri dolaşmadan doğrudan tedavi gördüğü hastanede güvenli kanser ilacına ulaşması pratik yarar sağlayacaktır. Ancak çok pahalı olan ilaçların güvenliği hastanelerde nasıl sağlanacak, her hastanede soğuk zincire uygun kilitli, kasa odalar var mıdır?
  4. Hastanelerin soyulması, kanser ilaçlarını çalınması olasılığı nasıl önlenecek? Bu hastanelerden çalınabilecek kanser ilaçlarının karaborsada satılmasını engellemek için hangi önlemleri alacaksınız?
  5. Her hastanede kanser tedavisi için gerekli ilaçların bulunması nasıl mümkün olacak? Örneğin İstanbul’da hangi hastanelerde kanser ilaçlarının hastaya verilmesi mümkün olacak, bu hastanelerin isimleri nedir?
  6. Her hastanede 1 Temmuz’a kadar eczacı istihdamı sağlanabilecek mi, bu konuda hangi altyapı çalışmalarını tamamladınız?
  7. İlaç Takip Sisteminde (İTS) yaşanabilecek olası sistem/elektronik arızalara karşı hangi önlemleri aldınız, İTS arızalarında hastaların mağdur olmasını nasıl önleyeceksiniz?
  8. Kanser tedavisi yapan her hastane her bir kanser ilacı için ayrı ayrı ihaleye mi çıkacak? Kanser ilaçları için yapılacak ihalelerin uzaması, dava konusu olması, iptal olması, ihalenin bitmemesi durumunda hastalar mağdur olmayacak mı, bunu nasıl önleyeceksiniz?
  9. Kanser ilaçlarının ihalesini bakanlık olarak siz mi yapıp hastanelere dağıtacaksınız?
  10. Doktor her kanser hastası için gerekli ve zorunlu ilacı mı tedavide kullanacak yoksa hastane yönetimleri, sizler o sırada hastane stokunda bulunan muadil ilacın kullanılması için baskı mı yapacaksınız? Doktorlar stoktaki ilaca göre mi kanser tedavisi uygulayacak?
  11. Doktorun kanser hastasının tedavisi için zorunlu gördüğü ilacın o sırada hastanede bulunmaması durumunda hasta yakınları ne yapacak, dışarıdan eczanelerden kendi parasıyla mı bu ilacı satın almak zorunda kalacak? Bu nedenle hasta yakınına siz bu ilacın parasını kesintisiz olarak ödeyecek misiniz?