Yazılar

​Umut Oran’dan 4 Eylül çıkışı



– CHP’nin temelinin 4 Eylül 1919 tarihinde toplanan Sivas Kongresi’nde atıldığını anımsatan Umut Oran, “Cumhuriyet Halk Partisinin 100. doğum gününde, Cumhuriyet çocuklarına açık çağrımdır: Yok olmamak için birleşmek zorundayız” diye seslendi.

– Cumhuriyet çocuklarının Kırmızı Çizgilerinin altını çizen Umut Oran, parti yönetiminin dile getirdiği “uzmanlar” aracılığıyla programın güncelleneceği açıklamasını eleştirerek, “Altı Ok, CHP’dir. Değiştirilemez; tarihsel köklerinden koparılarak atanmış birkaç ‘uzman’ eliyle yoruma tabi tutulamaz. Altı Ok’un sahibi Türk milletinin tamamıdır. Bundan tam 100 yıl önce Sivas’ta Kongre toplayarak kararları “ortak akılla” alan bir gelenek, aradan geçen 100 yılın sonunda ‘her şeyi birkaç kişinin iki dudağının arasına’ teslim edemez” dedi.

– “Cumhuriyet Halk Partisi’nin 100.yılında, 4 Eylül 1919 ruhuyla hayata ve siyasete bakan Cumhuriyet Halk Partililer olarak ‘Gelecek 100 yılda da Türk Milletinin Öncüsü’ olma misyonumuzun farkındayız.”

CHP’li Umut Oran, Cumhuriyet Halk Partisi’nin temellerinin atıldığı Sivas Kongresi’nin 100. Yıldönümünde “4 Eylül ruhuna inanan parti neferleri adına” tarihi bir çağrıda bulunarak “Cumhuriyet Halk Partisinin 100. doğum gününde, Cumhuriyet çocuklarına açık çağrımdır: Yok olmamak için birleşmek zorundayız” dedi. CHP’nin 100.yılında, 4 Eylül 1919 ruhuyla hayata ve siyasete bakan Cumhuriyet Halk Partililer olarak ‘Gelecek 100 yılda da Türk Milletinin Öncüsü’ olma misyonlarının farkında olduklarını vurgulayan Umut Oran, parti yönetiminin dile getirdiği “uzmanlar” aracılığıyla programın güncelleneceği açıklamasını eleştirdi. Umut Oran, “Altı Ok, CHP’dir. Değiştirilemez; tarihsel köklerinden koparılarak atanmış birkaç ‘uzman’ eliyle yoruma tabi tutulamaz. Altı Ok’un sahibi Türk milletinin tamamıdır. Bundan tam 100 yıl önce Sivas’ta Kongre toplayarak kararları ‘ortak akılla’ alan bir gelenek, aradan geçen 100 yılın sonunda ‘her şeyi birkaç kişinin iki dudağının arasına’ teslim edemez” dedi.

Gelecek 100 Yılda da Türk Milletinin Öncüsü Olacağız!” başlıklı bir broşür hazırlayarak bugün tüm CHP örgütlerine gönderen Umut Oran, bu çalışmasını kişisel web sitesi olan umutoran.com üzerinden de yayınladı.

Söz konusu çalışmasına “Cumhuriyet Halk Partisinin 100. doğum gününde, Cumhuriyet çocuklarına açık çağrımdır: Yok olmamak için birleşmek zorundayız!” mesajıyla başlayan Umut Oran, “4 Eylül 1919’da Sivas’ta icra edilen kongre, aynı zamanda CHP’nin 1.Kurultayı olarak tarihe geçmiştir. Ancak aradan geçen 100 yıl içinde Atatürk Cumhuriyeti’nden geriye sadece anılar kalmıştır. ‘Karşı devrimci odaklar’ 1950’den itibaren güç kazanmış ve 2002’de ‘tek başına iktidar olmuştur” dedi.

Her partide ‘tek adamlık’ geçerli

Tek adam rejimine geçilerek, tüm sistemin tek adama göre şekillendirilmesinden sonra siyaset adına yapılan şeylerin neredeyse tamamının anlam yitirdiğini, hiçbir seçimin, rejimin değiştiği ve tek adamın her şey demek olduğu gerçeğini değiştiremediğini vurgulayan Umut Oran, “Hâlâ farklı adlarda siyasi partiler vardır, ancak isimleri ne kadar farklı olursa olsun hemen her partide az ya da çok ‘tek adamlık sistemi geçerlidir’ ve geniş toplum kesimleri hiçbir suretle siyasi partilerin söz ve karar mekanizmalarında yer bulamamaktadır” dedi.

“4 Eylül ruhuna inanan parti neferleri adına”

4 Eylül ruhuna inanan parti neferleri adına bu çalışmayı yaptığını belirten Umut Oran, broşüründe özetle şunları kaydetti:

Öyleyse 4 Eylül ruhuna sahip Cumhuriyet çocukları için “kırmızı çizgiler” bellidir:

·                 Cumhuriyet Halk Partisi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderi aynıdır! Biri zayıflarken diğerinin güçlenmesi mümkün değildir. Bu anlamda Türkiye Cumhuriyeti’ni de Cumhuriyet Halk Partisini de aynı kararlılıkla savunmak boynumuzun borcudur.

·                 Altı Ok, değiştirilebilir “ilkelerden” değildir. Altı Ok, Cumhuriyet Halk Partisi’nin “ruhudur”; değiştirilemez! Yorumlama adı altında “özünden ve kökünden” kopartılamaz. (…) Altı Ok, CHP’dir, değiştirilemez; tarihsel köklerinden koparılarak atanmış birkaç “uzman” eliyle “yoruma tabi tutulamaz.” Altı Ok’un sahibi Türk milletinin tamamıdır.

·                 Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti Misak-ı Milli sınırları içinde “bölünmez bir bütündür.” Hangi ad altında olursa olsun ülkeyi ve milleti ayırma, ötekileştirme, azınlıklaştırma amacı güden her türlü faaliyete ve söyleme karşı mücadele etme zorunluluğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin omuzlarındadır.

·                 Türkiye sınırları içinde veya etrafında farklı adlar altında “devletçikler” kurulamaz, kurulmasına göz yumulamaz, atılan hiçbir adım kabul edilemez. Türkiye Cumhuriyeti’nden “toprak” almayı hedefleyen her oluşuma karşı her türlü vasıtayla mücadele etmek temel vazifemizdir. Kimler tarafından desteklenirse desteklensin vatan toprağından ya da mavi vatandan pay almak isteyen her oluşum sonsuza kadar Cumhuriyet çocuklarını karşısında bulacaktır.

·                 Tam Bağımsızlık, Cumhuriyet Halk Partisi’nin vazgeçilmez ilkesidir. Adı ne olursa olsun egemenliğimizi ve bağımsızlığımızı kısıtlayacak her türlü talep, kategorik olarak reddedilmelidir. Bu anlamda vazgeçilmez olan hiçbir uluslararası örgüt yoktur. Hiçbir ulus üstü oluşuma “tam bağımsızlık ülkümüzden taviz verilerek” girilemez!

·                 Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesinin ötesine taşıma kararlılığının ilk ve vazgeçilmez kuralı “aklın ve bilimin” tartışmasız rehberliğini kabul etmektir. Cumhuriyet çocukları, bilim neredeyse oraya ulaşmayı ve insanlığa hizmet etmek için bilimin öncüsü olmayı vazgeçilmez bir hedef olarak görür.

4 Eylül Ruhu ve Ne Mutlu Türküm Diyene İttifakı!

Ancak 4 Eylül Ruhu sadece “kırmızı çizgiler” demek değildir. 4 Eylül Ruhu: Türk Milletini birleştirmek, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini planlamak, Türk yurduna sahip çıkmak ve “Ne mutlu Türküm diyene!” ittifakını oluşturmak da demektir.

Bu noktada görüşlerimiz nettir:

1)               Oy vermeyenlere açılma: Son günlerde dillendirilen ve CHP’yi başka partilere benzetmeyi amaçlayan “CHP’ye oy vermeyen kesimlere açılma planı” hem bilimsel hem ideolojik hem de siyasi olarak yanlıştır. Dünyanın hiçbir yerinde “oy vermeyenlere açılma” diye başat bir strateji yoktur. Her siyasi partinin olduğu gibi CHP’nin de amacı “CHP’ye oy veren kesimlerin arttırılmasına” çalışmak olmalıdır. Zira ilk durumda ilkesizlik, popülizm ve lümpenlik öne çıkarken ikinci durumda örgütlenme, iddia ortaya koyma ve sürekli büyüme esastır. CHP’nin oy tabanını genişletmesini amaçlamak doğrudur ancak partinin başkalarına benzetilerek oy alacağını varsaymak yanlıştır.

2)               İl-ilçede tek aday istemek tek adamcılıktır: Cumhuriyet Halk Partisi, özgürlük, demokrasi ve adalet anlayışını önce kendi içinde ve uygulamalarında göstermek zorunda olan bir partidir. Her il ve ilçede ‘tek adayla’ seçime girme tezi, tipik bir düzene uyma eğilimidir. Demokrasiye inanan hiçbir partide, il/ilçe başkanlığı seçimlerine “tek adayla” gidilmesi amaçlanmaz! Tek aday baskısıyla girilen seçimler “demokratik olarak da nitelendirilemez.” O halde başta tüzük ve yönetmelikler olmak üzere tüm anti demokratik uygulamalar değiştirilmelidir. Ancak en az bunun kadar önemli olmak üzere “tek adam zihniyetinin” yansıması olan “tek adaylı seçim” propagandasından derhal dönülmeli ve tam aksine her görev için “daha fazla adayın/fikrin çıkması teşvik edilmelidir. 4 Eylül Ruhuna inanan CHP’lilerin “talimatla adaylıktan çekilmesi” söz konusu bile olmayacaktır.

3)               Liyakat sadece CV değildir: Liyakat, Cumhuriyetimizin temel prensiplerindendir. Ancak liyakat sadece “kâğıt üzerinde değerlendirme” yapmak demek de değildir. Zira böyle bir bakış açısı, ülkede yaklaşık 20 yıldır hüküm süren adaletsizlikleri, adam kayırmacılığı ve yandaşlığı görmezlikten gelmek demek olacaktır. Hiçbir CHP’li belediye başkanı, 20 yıllık çürümeyi, yandaşların sınırsızca kollanmasını ve yandaş olmayan herkesin uğradığı sayısız haksızlığı göz ardı ederek liyakati ve adaleti tesis edemez. (…)  CHP’li belediyelerin “liyakat söylemi” tek boyutlu ve CV merkezli değil süreç ve adalet merkezli olmak zorundadır. Haksızlığa uğrayanların gasp edilmiş haklarının iadesine uğraşılmalı ve 17 yıl boyunca eziyet çektirilen, mağdur edilen insanlar arasında bir “değerlendirme” mekanizması oluşturulmalıdır.  

4)               Bir kişi veya grup değil CHP üyeleri bilir: Tek bir kişinin” ya da “tek bir grubun” her şeye karar vermesi, alınan kararlar ne olursa olsun, yöntem yanlışına işaret etmektedir. CHP, birkaç kişinin hazırlayacağı programları da birkaç kişinin belirleyeceği milletvekili, belediye başkanı listelerini de kabul etmemelidir. CHP’de program yazımını da tüzük ve yönetmelik maddelerini de kimin nereye seçileceğini de en iyi seçmenler/üyeler bilir. Her aşamada en geniş katılımı sağlamak CHP ruhuna uyan yaklaşımdır. Zira CHP, “kongrecilik ve ortak aklı kullanmak” demektir. Bundan tam 100 yıl önce Sivas’ta Kongre toplayarak kararları “ortak akılla” alan bir gelenek, aradan geçen 100 yılın sonunda “her şeyi birkaç kişinin iki dudağının arasına” teslim edemez. 4 Eylül Ruhu’nun anlamını kavrayanlar doğal olarak bu mücadelede de en ön saflarda yer alacaklardır.

5)               Hazırlıksız açılım olmaz: CHP’nin görevi iktidarın terk ettiği politikaları “gündemine almak” değildir. Bu itibarla “hiçbir hazırlık yapmadan açılım yapmaya soyunmak da ‘Kürt sorununa çözüm’ adı altında faaliyet yürütmek de doğru değildir. Zira herhangi bir konudaki çözümün ilk koşulu “sorunu doğru tespit edebilmektir.” Oysa Türkiye’de son 40 yıldır sadece “çözüm tartışılmakta ancak “sorunun ne olduğu” tanımlanmamaktadır.” Türkiye’de, sadece Türkiye’nin dinamikleriyle çözülebilecek bir “Kürt Sorunu” yoktur. Zira geçmiş iktidarların ve AKP’nin yanlış politikaları sayesinde Irak’ın Kuzeyinde ve şimdi de tarihin her döneminde Arap ve Türkmen yoğunluğu olan Suriye’nin Kuzeyinde değişik adlarla “özerk birimler” kurulmuştur. Türkiye’de yapılacak bir “açılımın” Irak’ın ya da Suriye’nin Kuzeyini etkileyemeyeceği ortadadır. Halk düşmanı PKK’yla organik bağı olan, Suriye’nin kuzeyinde işkence, adam öldürme, etnik temizlik, gözaltında kaybetme, yerleşim yerlerini ve ekili alanları bilerek yok etme, çocukları zorla silah altına alma gibi savaş ve insanlık suçu işlediği kesinleşmiş olan PKK/PYD/YPG/SDG’nin emperyalist devletlerden gördüğü destek, herhangi bir “açılımın” mevcut şartlar altında başarılı olamayacağının ispatıdır. Türkiye’nin gerçek anlamda açılım yapmasının ya da herhangi bir sorunu çözüme kavuşturmasının ilk koşulu, bölgesel ve küresel güç odaklarının “etki alanını daraltmak” ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bölgede ve kürede etki alanını arttırmaktır. Aksi her durumda yeni yanlışların önü açılmış olacaktır.

6)               NATO mu Avrasya mı: Türkiye 1950’lerden beri Batı Bloğunun ve Batı emperyalizminin “jeostratejik” hesaplarında kendisine biçilen rolü oynamıştır. Soğuk Savaş’ın bitimine kadar çok tartışılmayan bu birliktelik “yeni durumların ortaya çıkmasıyla beraber tartışılır hale gelmiştir.” Ancak ABD ve NATO destekli Batı bloğundan uzaklaşmak demek “kategorik bir bağımsızlaşma” anlamına gelmemektedir. Son dönemlerde güçlü bir alternatif olarak sunulan Avrasya, her anlamda “fırsatlar sunsa da” 1950’lerde Batı’ya dahil olmak için tercih edilen “teslimiyetçi politikaların” benzerleri “Rusya ve Çin” için de kabul edilirse Türkiye’nin kaderi yine değişmeyecektir. Mesele sadece “kutup değiştirmek” değildir. Mesele Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi özgün “yol haritasının” oluşturulup oluşturulamamasıdır. Ne yazık ki 1950’lerden beri Türkiye’nin hiçbir “stratejik planı” yoktur. Bu yüzden sürekli taktik seviyede “zaman kaybetmektedir.” 4 Eylül Ruhunun sahipleri mutlak suretle Türkiye’nin bölgesel ve küresel çıkarlarını ortaya koyacak çalışmaların içinde olacaktır.

Sonuç Olarak: CHP’nin 100.yılında, 4 Eylül 1919 ruhuyla hayata ve siyasete bakan Cumhuriyet Halk Partililer olarak “Gelecek 100 yılda da Türk Milletinin Öncüsü” olma misyonumuzun farkındayız. Cumhuriyetimizi yeniden Atatürk’ün rotasına sokacak olan gücün, Cumhuriyet çocuklarında olduğunu biliyoruz. Birliğimizi bozacak ve CHP’yi tarihi köklerinden koparacak her adıma karşı büyük bir kararlılıkla ‘hayır’ diyeceğimizi ve partinin öz evlatlarıyla beraber CHP’yi yeniden “umut” haline getirme azmimizi bir kez daha tekrarlıyoruz. Türkiye’yi “başkalarının hakimiyet teorilerine göre değil” ulusal çıkarlarımıza göre değerlendirip, kendi özgün yol haritamızı çıkarabileceğimize inanıyoruz. Bu kutlu yolda yürüyecek her bir vatan evladını 100.yılın coşkusuyla selamlıyor, CHP’nin 100.yaşının Türk Milletine hayırlı olmasını temenni ediyoruz.”

Gelecek 100 Yılda da Türk Milletinin Öncüsü Olacağız broşürünü indirmek için https://umutoran.com/wp-content/uploads/2019/09/4eylulkitapcik_357098-2-1.pdf adresini ziyaret edebilirsiniz.

4eylulkitapcik_357098-2-1

Genel Başkan Arayışından Önce Ortak Aklı Bulalım



Umut Oran’dan kurultay ve 24 Haziran değerlendirmesi:

·   “Genel Başkan Arayışından Önce Ortak Aklı Bulalım”

·   “Acilen Kurultay Kararı Alalım Ama Genel Başkan Seçiminden Önce CHP’yi Baştan Aşağıya Çağa Uygun Hale Getirelim!”

·   “En az 10 gün sürecek kurultayda CHP’yi 21. Yüzyıla uyumlu kılacak reformları yapalım”

·   “Siyaset sistemi baştan aşağıya değiştirildikten, parti içi demokrasi egemen kılındıktan ve ortak akıl kullanılmaya başlandıktan sonra” partimize değer katacak pek çok yeni yüz siyaset saflarına katılacaktır.”

·    “Elbette zamanın gerçeklerine uygun olarak kurumsal anlamda yenilenen CHP’ye Genel Başkan olarak hizmet etmek isteyen adaylar da olacaktır. Bu da herkesin hakkı olduğu gibi aynı zamanda bir görevdir. Bu ihtiyaç ortaya çıktığında ben de üzerime düşen ve partililerimin uygun gördüğü hiçbir görevden kaçmayacağım ve gereğini büyük bir kararlılıkla yapacağım!”

CHP’li Umut Oran, sandık aracılığıyla rejimin değişmesine yol açan 24 Haziran seçimleri sonrasında CHP’de gündeme gelen değişim ve kurultay taleplerini kapsamlı bir çalışma ile değerlendirdi. CHP’nin ana sorununun tek bir kişi ya da yöntem olmadığını, sorunun “kurumsallaşamamaktan” kaynaklandığını belirten Umut Oran, “24 Haziran hezimetinin hemen ardından fedakâr CHP tabanından yükselen olağanüstü kurultay çağrıları anlamlıdır. Ancak tabanın doğru değerlendirmesinin aksine ‘önce kendini başarılı ilan edip’ ardından kurultay çağrısı yapmak ya da ‘kurultayın gereksiz olduğunu’ ilan etmek başlı başına büyük bir hatadır” dedi. Bu bakış açısıyla kurultay olursa kim kazanırsa kazansın 16 yıldır devam eden seçim yenilgilerinin tartışılmayacağına işaret eden Umut Oran, “Acilen kurultay kararı alalım ama genel başkan seçiminden önce CHP’yi baştan aşağıya çağa uygun hale getirelim! En az 10 gün sürecek kurultayda CHP’yi 21. Yüzyıla uyumlu kılacak reformları yapalım. ‘Siyaset sistemi baştan aşağıya değiştirildikten, parti içi demokrasi egemen kılındıktan ve ortak akıl kullanılmaya başlandıktan sonra’ partimize değer katacak pek çok yeni yüz siyaset saflarına katılacaktır. Elbette zamanın gerçeklerine uygun olarak kurumsal anlamda yenilenen CHP’ye Genel Başkan olarak hizmet etmek isteyen adaylar da olacaktır. Bu da herkesin hakkı olduğu gibi aynı zamanda bir görevdir. Bu ihtiyaç ortaya çıktığında ben de üzerime düşen ve partililerimin uygun gördüğü hiçbir görevden kaçmayacağım ve gereğini büyük bir kararlılıkla yapacağım!” dedi. 

Herkesin CHP’ye bakması normal

Umut Oran, CHP örgütüyle de paylaşacağı çalışmasında özetle şunları kaydetti:

Tarihsel kırılma dönemlerinde geniş toplum kesimlerinin hizalanmak ve kötü gidişatı tersine çevirmek için örgütlü yapılara ya da toplum önderlerine bakması doğaldır. Türkiye’de de özellikle 16 yıldır devam eden zulüm dönemi sebebiyle, tüm muhalefet unsurlarının siyasi partilere ve en başta da Cumhuriyet Halk Partisi’ne bakmaları, CHP’den gelecek açıklamaları takip etmeleri ve bazı dönemlerde de CHP’yle birlikte eyleme geçmeyi düşünmeleri hayatın doğal akışına uygundur.

… En iyinin ve en doğrunun anlamıysa seçim sonuçlarıyla sınırlı değildir. İlkeli olmanın, öncü rolüne sadık kalmanın yanında Cumhuriyeti korurken ve geliştirirken “devrimcilik” ilkesine uygun hareket etmek de en iyinin ve doğrunun içinde sayılması gereken özelliklerdir. Böylece, adı ve zamanı ne olursa olsun, seçim sonuçlarının değerlendirilmesinde, oy oranlarını aşan bir bakış açısının olması zorunluluk halini alacaktır. 

24 Haziran Sonuçları Nasıl Değerlendirilmelidir?

O halde son seçimlere dair yapılan analizlerde ve başarı/başarısızlık söylemlerinde alınan “oy oranları”, değerlendirmeye tabi tutulacak kriterlerden sadece biri olarak karşımıza çıkacaktır. Örneğin; alınan oylar kadar önemli olan şeylerden biri, seçimlerin Cumhuriyetin geleceğine dair doğurduğu sonuçtur. Bir başka deyişle 24 Haziran seçim sonuçları Cumhuriyetimizin geleceği açısından olumlu olarak mı yoksa olumsuz olarak mı değerlendirilmelidir? Şayet cevaplar “olumsuzluk” üzerineyse alınmış olan oy oranları ister %22, isterse de %30 olsun, sonuç “başarısızlık” olarak görülmelidir. Zira Cumhuriyet Halk Partisi için Cumhuriyetimizin geleceğinden ayrı ve bağımsız düşünülebilecek bireysel ya da kurumsal bir “başarı hikâyesi” yoktur ve olmayacaktır. Benzer şekilde sorulacak olan başka bir soru şu olmalıdır: 24 Haziran’la birlikte kuruluşu tamamlanan “tek adam rejimi” Türk Milletinin bekası açısından ileri bir adım mıdır yoksa milletin beka sorunu büyümekte midir? Şayet cevap beka sorununun büyüyerek devam ettiğine işaret ediyorsa o halde seçim sonuçları tartışmasız şekilde “hezimettir.” Zira CHP için, Türk Milletinin yükselen beka sorununa rağmen kazanılabilecek bir seçim ya da zafer yoktur; olmayacaktır. 

 “Rejim Değişmiştir!”

Öyleyse 24 Haziran seçimleri nereden bakılırsa bakılsın Türkiye Cumhuriyeti, Türk Milleti ve Cumhuriyet Halk Partisi için “gerileme” anlamına gelmektedir. Bu gerilemenin en hayati sonucu da ortadadır: “Rejim Değişmiştir!” Yani dünü, bugünü ve yarını kapsayacak here türlü değerlendirmenin başına “rejim değişmiştir” cümlesi konulmak zorundadır. Bu sayede her iddia ve fikir yerli yerine oturacak ve bazı kesimler tarafından ortaya konulan “başarı” söylemlerinin “neye rağmen ve neye göre başarı?” olarak görüldüğü de sağlıklı şekilde tartışılmaya başlanacaktır. Ancak düşüncemiz odur ki Cumhuriyetimiz mevzi kaybederken “başarı hikâyeleri” anlatmaya yeltenen herkes, unvanı ne olursa olsun, “analiz yanlışı” yapmaktadır ya da daha kötüsü gerçekle bağlarını koparmıştır. 

Tarihin Seyrini Değiştirmenin İlk Kuralı: Doğru Analiz

Mücadele azim ve kararlılığında olanlar için her mağlubiyet; özeleştiri yapmak, hatalardan ders çıkarmak, yeni atılımlar yapmak ve kazanmanın yollarını aramak için bir vesile demektir. Oysa “yenildiği anda dâhi kazandığını” sananlar için ortada çok büyük bir problem görünmeyecektir!… Türkiye ve CHP özelinde yanlış analiz yapmanın bedeliyse: Cumhuriyetin ve Türk Milletinin felaketine engel olamamaktır.” Durum bu derece vahim, hakikat de bu derece nettir. 

CHP’nin Sorunu: “Kurumsal Aklı Üretememektir!”

Peki “CHP’nin Sorunu Nedir?” Kanaatimiz odur ki bu sorunun cevabı: “Genel Başkan’dır, kadrolardır, tarihin yüklediği sorumluluklardır, siyaset yapma biçimidir, söylemidir, vs” değildir…. CHP’nin ana sorunu tek bir kişi ya da yöntem değildir, CHP’nin ana sorunu “kurumsallaşamama” sorunudur.

Bu yüzden onlarca seçim yapılmasına rağmen hiçbir seçimden gerekli dersler çıkarılamamaktadır.

Bu yüzden, yıllar geçmesine rağmen birbirini tamamlayan adımlar atılamamaktadır.

Bu yüzden siyasi partilerin en önemli gücü olan “tutarlılık” özelliği bir türlü hayata geçirilememekte ve parti sürekli “savruluyormuş” gibi görünmektedir.

Ortak kurumsal aklı üretemeyen CHP; günübirlik politikalara ve kişisel demeçlere ya da performanslara yenik düşmekte ve fedakâr tabanı sürekli olarak alın teri dökmesine rağmen hiçbir başarı elde edememektedir… Oysa gelişmiş ülkelerde ve özellikle sol-sosyal demokrat partilerde durum tam tersidir. Her seçime nasıl hazırlanılacağı, her seçim sonucunun nasıl değerlendirileceği ve sonuçların “gereğinin nasıl yapılacağı” neredeyse bellidir… Bu sayede kimse iktidar olamasa da “ben başarılıyım” dememektedir. Ya da hiç kimse “rejim değişti ama ben oyumuzu yükselttim” gibi gerekçeler üretmemektedir. 

Olağanüstü Kurultay Çağrıları Anlamlıdır Ancak Meseleyi Sadece “Genel Başkanlık” Düzeyinde Ele Almak “Büyük Bir Analiz Yanlışıdır!

24 Haziran hezimetinin hemen ardından fedakâr CHP tabanından yükselen “olağanüstü kurultay” çağrıları anlamlıdır. Zira bugüne kadar CHP Yönetimleri tarafından kendilerine verilen her görevi büyük bir özveriyle yerine getiren insanların yenilginin sebeplerinin masaya yatırılmasını istemelerinden ve bir sorumlu aramalarından daha doğal bir şey yoktur. Ancak tabanın doğru değerlendirmesinin aksine “önce kendini başarılı ilan edip” ardından kurultay çağrısı yapmak ya da “kurultayın gereksiz olduğunu” ilan etmek başlı başına büyük bir hatadır. Zira temelinde “büyük bir analiz yanlışı” yatmaktadır. Bu bakış açısının ulaşabileceği yerse günlerce sürecek “kişisel liderlik” yarışı, bolca hamaset ve tüm yapısal sorunların unutularak meselenin “sen-ben” kavgasına kilitlenmesi olacaktır.

Elbette her başarısızlık mutlaka eleştirilmelidir ve elbette “hiçbir şey olmamış” gibi davranılmamalıdır. Ancak “rejimin bile sıradan bir olaymış gibi değiştirildiği” bir sandık oyunundan sonra meseleyi sadece “genel başkanlık” ya da “bireysel özellikler” üzerinden açıklamaya ve kodlamaya çalışmak tam anlamıyla gaflettir.

Zira bu bakış açısıyla kurultay olursa;  Bir kez daha tüm yük, her türlü baskıya açık hale getirilen 1.250 delegenin omuzlarına yüklenecektir ve maalesef özellikle bazı belediye başkanlarının yönlendirmesiyle “bir tek adam” seçilecektir! 

Bu bakış açısıyla kurultay olursa; Genel Başkan seçilen “her şeyi” alacak, kaybedenler de süreç içinde “tasfiye” olacaktır! Oysa Türkiye’nin her bir yanı “anti-demokratik uygulamalar ve adil olmayan parti içi seçimler sebebiyle” tasfiye edilen ya da giderek partiden uzaklaşan CHP’lilerle doludur. Her ilde her ilçede nerdeyse 2 yılda bir tüm ekipler değişmektedir ve ne yazık ki parti örgütleri “un değirmeni gibi” gelen herkesi hızla öğütmektedir. Çoğulculuğu, farklılığı, demokrasiyi referans almayan siyaset yapma biçimi ve kurallar sebebiyle büyük bir küskünler ordusu yaratılmıştır.

Yine bu bakış açısıyla kurultay olursa “kim kazanırsa kazansın“ 16 yıldır devam eden seçim yenilgileri tartışılmayacak, bizi çağa uyduracak, gelecek nesillere örnek olacak ve en önemlisi çözümü “kurumsallıkta gören” anlayış aranmayacak ve bunların yerine “kurultayı” kim kazanırsa “o” konuşulacak ve kazananlar da hiç kimseye sormadan “yerel yönetim seçimleri” için “koltuk dağıtmaya” başlayacakladır!

Yani gelinen noktada bizi bunca yıl yenilgiye mahkûm eden yapısal sorunlar üzerinden değil “genel başkanlık ve yerel yönetimler” üzerinden bir tartışma yürümektedir. 

CHP’de Genel Başkan Olabilecek Onlarca Değerli İnsan Vardır Ancak Genel Başkanları “Tek Adam” Olmaktan Alıkoyacak Kurumsal Mekanizmalar Yoktur!

Bu tartışma zemini çok ama çok tehlikelidir. Zira CHP’de Genel Başkan olabilecek pek çok değerli insan vardır. Layıkıyla belediye başkanlığı yapacak, milletvekili olarak partiye ve millete hizmet edebilecek binlerce CHP’li her yerdedir. Ancak sorunumuz hiçbir zaman “nitelikli insan” değildir. Sorunumuz “nitelikli insanların siyasetin doğal akışı içinde kendilerine yer bulamamalarıdır.” Yani sorun; Genel Başkanları “Tek Adam” olmaktan alıkoyacak kurumsal mekanizmaların yokluğudur. Eğer her şeye ve her koşulda 1 kişi karar verecekse, eğer sistem bir kez koltuğa sahip olanın kendi istemediği sürece o koltuktan indirilmesine imkân vermiyorsa, eğer “seçilmiş tek adamın” ve “tek adamın adamlarının” her şeyi “kafalarına göre” dizayn etmelerinin önünde herhangi bir kurumsal engel yoksa ortada Genel Başkan’ın kim olduğundan daha önemli sorun var demektir. Bu sorunun adı da: “Bozuk siyaset sistemidir!” 

Rejim Değiştiğine Göre Kavramlar da Değişmiştir, Siyaset Kurumu da Değişmek Zorundadır!

Gelinen noktada zemin kaymıştır, rota değişmiştir, yollar ve yöntemler anlamsızlaşmış, geçmişe dair tüm kavramlar anlamını kaybetmiştir zira hepsi “parlamenter sistem”le beraber doğmuş, gelişmiş ve şimdi de yok olmuşlardır. Artık adı Cumhurbaşkanlığı olan, ama aslında “Tek Adamlık” anlamına gelen garip bir başkanlık rejimi vardır… Yani CHP’nin geçmişten ders alarak “yeni rejime göre örgütlenmesi, kurumsal değişimi sağlaması, ideolojik olarak netleşmesi, ortak aklı egemen kılacak yolları bulması, son derece anti-demokratik olan tüzüğü ve yönetmelikleri baştan aşağıya değiştirmesi vb.” gerekir. 

Acilen Kurultay Kararı Alalım Ama Genel Başkanlık Seçiminden Önce CHP’yi Baştan Aşağıya Çağa Uygun Hale Getirelim!

Oysa CHP, sadece bir siyasi parti değildir. CHP kaybederse Cumhuriyet ve Türk Milleti de kaybedecektir. Kuvâ-yi Milliyecilerin kutlu yuvası olan Cumhuriyet Halk Partisi, Türk Milletine karşı olan tarihsel sorumluluğunun bilincinde olmalı ve “sıradan Genel Başkanlık” yarışından önce “yapısal sorunlarına” el atmalıdır. Geçmişin kötü alışkanlıklarından kurtularak, örgütlenme biçiminden tüzüğe ve yönetmeliklere kadar her şey “ortak akılla” ve “değişimi otomatik” hale getirecek şekilde “yeniden inşa edilmelidir.” Bunun yoluysa Kurultayı 2 bölümde ele almaktır. En az 10 gün sürecek olan ilk bölümde “21.yüzyılı CHP yüzyılı” haline getirecek olan reformlar ortaya konmalıdır. Buna da tüm “Genel Başkan adayları öncülük etmeli ve partiyi geleceğe taşıyacak olan önerilerini kurulacak olan “ortak komisyona” aktarmalıdırlar. Örneğin;

-Genel Başkanlık yarışı başlamadan önce partinin her kademesinde ve CHP’li Belediyelerde %50 kadın temsilinin sağlanması ve bu eşitlik sağlanmadığı sürece hiçbir kurulun oluşturulamayacağının kural haline getirilip “tüzük maddesi olarak” kabul edilmesi en az Genel Başkanın kim olacağı kadar önemlidir.

-Aynı şekilde tüm Genel Başkan adaylarının ortak deklarasyonuyla objektif bir başarı kriteri getirilerek örneğin, “2 seçim üst üste seçim kaybeden ve iktidar olamayan Genel Başkan” görevinden ayrılır. “3 Dönem üst üste milletvekilliği, belediye başkanlığı, belediye meclis üyeliği vs. yapanlar 4.dönem aday olmazlar” gibi bir kuralın benimsenmesi bugünlerde yaşanan tüm tartışmaların gelecekte hiç gündeme gelmemesini garanti eder.

-Her kademede “önseçimin esas olması”, “üye sayısının arttırılması ve etnikçiliğin, mezhepçiliğin, bölgeciliğin ve her türlü feodal alışkanlığın partiden uzaklaştırılması için “nitelikli üyelik” hedefinin konulması da “hak edenin, emek verenin hak sahibi olması” anlamında büyük katkı sağlayacaktır.

-İl ve ilçe başkanlarının “objektif başarı kriterlerine” göre değerlendirilmesinin sağlanması, parti emekçilerinin Genel Merkez kapılarında bekletilmesinin önüne geçecek önlemlerin alınması, partinin her kademesinde “liyakatin” esas olması ayrıca önem arz etmektedir ve öncelikle çözülmelidir.

-Partinin çağa ayak uydurması ve artık “teknolojiyi keşfetmesi”, sadece üyeleri değil tüm oy verenleri ve seçmenleri karar alma süreçlerinin içine dâhil etmesi devrimsel bir tavır olacaktır.

-Cumhurbaşkanı adayları da dahil olmak üzere hiçbir adaylığın “Genel Başkanın şahsi kararına” bırakılmaması da ayrıca önemlidir.

-Ama en az diğerleri kadar önemli olmak üzere danışma kurullarının yani ortak akıl platformlarına işlerlik kazandırılması, partinin bir siyaset okulu vazifesi görerek kuşaklar arasında bilgi alışverişine imkân vermesi ve parti binalarında yeniden “siyaset konuşulmaya” başlanması da çok ama çok elzemdir.  

Kim Genel Başkan Olacak?

Bu ve benzeri kararları tüm Genel Başkan Adaylarının katılımıyla ve önerileriyle aldıktan, geçmişten bugüne kadar yapılan hataları masaya yatırdıktan, “özeleştiri” mekanizmalarını inşa ettikten ve ideolojik netliği sağlandıktan sonra sıra “Kim Genel Başkan Olacak?” sorusuna gelebilecektir. Bu noktada adaylık tüm CHP’lilerin hakkıdır ve “doğru işleyen bir kurumsal mekanizma” kurulduktan ve Kurultayda kabul edildikten sonra “Kimin Genel Başkan Olacağının” aslında çok da önemi kalmayacaktır. Çünkü asıl sorunu aştıktan yani “kurumsal aklı egemen kıldıktan” sonra seçilecek olan Genel Başkanların “tek adam” olmaları ve koltuktan güç alarak “değişimin önündeki engel” olmaları engellenmiş olacaktır.

Her şeyin kurala bağlandığı böylesi bir ortamda iç çatışmalar, küskünlükler, boşa akan enerjiler, gerçeklerle bağını koparmalar da olmayacaktır. Bu sayede dünyanın en fedakâr ve çalışkan seçmenleri olan Cumhuriyet Halk Partililer bir kez daha Mustafa Kemal’in Askerleri olarak Kuvâ-yi Milliye ruhuyla Türkiye’yi baştan sona yeniden inşa edebileceklerdir. Bu sayede her seçimden sonra ortaya çıkan elem ve keder yerine korkmadan “özeleştiri yapan, hatalarla yüzleşen” ve seçimleri de kazanan bir parti ortaya çıkacaktır.

İşte tüm bunlar yapıldıktan sonra iktidar bloğunun sürekli gündeme getirdiği “silahlı, palalı sivil grupların” tehdidi de son bulacaktır. Zira örgütlü bir toplumu kimsenin yenemeyeceği bir gerçektir. Mustafa Kemal’in manevi mirasçıları için örgütlenmek ve Cumhuriyetimizi ilelebet payidar kılmak, bir seçim değil ertelenemeyecek bir görevdir.

Büyük Türk Milletini hak ettiği refaha, huzura, barışa, zenginliğe ve kudrete kavuşturacak olan şey “kurumsal dönüşümünü sağlamış, adaleti ve demokrasiyi kurallarla güçlendirmiş” Cumhuriyet Halk Partisidir.

Elbette zamanın gerçeklerine uygun olarak kurumsal anlamda yenilenen CHP’ye Genel Başkan olarak hizmet etmek isteyen adaylar da olacaktır. Bu da herkesin hakkı olduğu gibi aynı zamanda bir görevdir. Bu ihtiyaç ortaya çıktığında ben de üzerime düşen ve partililerimin uygun gördüğü hiçbir görevden kaçmayacağım ve gereğini büyük bir kararlılıkla yapacağım!

Türk Milletinin de üzerine düşen görevi yapacağına ve doğrudan yana, Cumhuriyetten yana tavır alacağını biliyorum. “Siyaset sistemi baştan aşağıya değiştirildikten, parti içi demokrasi egemen kılındıktan ve ortak akıl kullanılmaya başlandıktan sonra” partimize değer katacak pek çok yeni yüzün de siyaset saflarına katılacağından şüphe duymuyorum. Zira halkımıza her anlamda öncülük edecek, toplumun çok farklı kesimlerine rol model olacak on binlerce vatan evladı her yerdedir. Cumhuriyet Halk Partisi kadar zengin insan kaynağına sahip olan bir parti yoktur. CHP’lilerin ihtiyaç duyduğu şey: Doğru stratejik hedefe kilitlenmek, kurumsal değişimi her anlamda tesis etmek, adaleti ve demokrasiyi parti içinde de egemen kılmak ve partililerin özgürce rekabet edebilecekleri mekanizmalara sahip olmaktır. Bunlar başarıldığı anda “21.Yüzyıl CHP’nin yüzyılı” olacaktır! Öyleyse;

Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın Cumhuriyet Halk Partisi,

ERTELİYORUM AMA VAZGEÇMEDİM



– CHP’nin 35. Olağan Kurultayı’nda Genel Başkanlığa aday değilim. Bu kararımla Sayın Kılıçdaroğlu’nu onaylamıyorum tam aksine onun anti-demokratik tutumunu tarih önünde mahkûm ediyorum. Ayrıca Kurultay’da Parti Meclisi üyeliği için de aday olmayacağım 

– Sayın Kılıçdaroğlu ile aynı noktaya düşmek istemiyorum. O sürekli ve her şeye rağmen Genel Başkan olmak için uğraşırken ben de sürekli ve her şeye rağmen “Genel Başkan Adayı” olmak için kendi ilkelerimle çelişmek istemiyorum. 

– Ben, Sayın Kılıçdaroğlu’nun “tıpış tıpış hukuksuzlukları unutacaksınız” ve “bana ‘bu bir demokrasi şölenidir’ deme fırsatı vereceksiniz” şeklindeki çağrısını da reddediyorum. 

– Sade bir CHP üyesi olarak Anadolu’yu yine karış karış dolaşacağım. Nerelerde hata yapıldı, CHP’yi nasıl iktidara taşırız diye yol arkadaşlarımla beraber çalışmaya devam edeceğim. Yani erteliyorum ama vazgeçmedim. Ve siyasete girerken düşündüğüm gibi: “Siyasetin kirli düzenini mutlaka değiştireceğim!” 

–  “TIPIŞ TIPIŞ OY VERECEKSİNİZ!” DİYEREK “CHP’LİLERİ, CHP SEVGİSİYLE” VURACAĞINI GÖSTERDİ. O günden beri Sayın Kılıçdaroğlu, bütün ömrünü CHP’ye adamış olan herkesi CHP sevgisiyle korkutuyor. 

– Sayın Kılıçdaroğlu, kaybettiği 6 seçime rağmen özeleştiri yapmıyor. Bu yüzden Sayın KILIÇDAROĞLU’NUN YAPMADIĞI  ÖZELEŞTİRİYİ BEN YAPIYORUM:

  • Şartlar ne olursa olsun olağanüstü kurultay için gerekli 600 imzayı bulabilmeliydim; bulamadım!
  • Şartlar ne olursa olsun yaşanan seçim başarısızlığının hesabını sorabilmeliydim; soramadım.
  • Şartlar ne olursa olsun sol kimlikle 6 Ok’un buluşabileceğini, Kuvayı Milliye ruhunun 2015’te de diriltilebileceğini parti yönetimine kanıtlayabilmeliydim, bu olanağı yaratamadım.

ANKARA 

CHP’li Umut Oran, 35. Olağan Kurultayda genel başkan adayı olmayacağını, “Erteliyorum ama vazgeçmedim” diyerek açıkladı. Parti Meclisi (PM) üyesi de olmayacağın belirten Umut Oran, “Bu kararımla Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu onaylamıyorum tam aksine onun anti-demokratik tutumunu tarih önünde mahkûm ediyorum. Sayın Kılıçdaroğlu ile aynı noktaya düşmek istemiyorum. O sürekli ve her şeye rağmen Genel Başkan olmak için uğraşırken ben de sürekli ve her şeye rağmen “Genel Başkan Adayı” olmak için kendi ilkelerimle çelişmek istemiyorum. Ben, Sayın Kılıçdaroğlu’nun “tıpış tıpış hukuksuzlukları unutacaksınız” ve “bana ‘bu bir demokrasi şölenidir’ deme fırsatı vereceksiniz” şeklindeki çağrısını da reddediyorum. “Tıpış tıpış oy vereceksiniz!” diyerek “CHP’lileri, CHP sevgisiyle” vuracağını gösterdi. O günden beri Sayın Kılıçdaroğlu, bütün ömrünü CHP’ye adamış olan herkesi CHP sevgisiyle korkutuyor. Sayın Kılıçdaroğlu, kaybettiği 6 seçime rağmen özeleştiri yapmıyor. Bu yüzden Sayın Kılıçdaroğlu’nun yapmadığı özeleştiriyi ben yapıyorum” dedi. 

Umut Oran’ın konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklama şöyle: 

Yıllar önce siyasete girerken tek bir hedefle yola çıktım: Lider sultasına dayalı mevcut siyaset sistemini yıkıp, katılımcı, çoğulcu ve evrensel demokrasi ilkelerine dayalı yeni bir siyaset anlayışı hâkim kılmak!

Geçen yıllar içinde bu temel ilke doğrultusunda mücadelemi sürdürdüm. 7 Haziran ve ardından gerçekleşen 1 Kasım genel seçimlerinde CHP’nin yaşadığı büyük başarısızlığa da ilkesel gerekçelerle tavır aldım.

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendi ifadesi olan “Başarının tek ölçüsü iktidar olmaktır!” sözüne uygun hareket etmesini ve başarısızlığıyla yüzleşmesini talep ettim.

Ancak Sayın Kılıçdaroğlu’nun da eski tip siyasetin parçası olduğunu üzülerek gördüm. Gerçeklerle yüzleşmek, özeleştiri yapmak, parti tabanının değişim taleplerini karşılamak yerine Sayın Kılıçdaroğlu bahaneler uydurmayı, kulaklarını tıkamayı, parti içinde iktidar olmak için hukuksuzluk yapmayı tercih etti.

Aslında bu tavrın işaretlerini Ekmeleddin İhsanoğlu’nu CHP tabanına ve bizlere rağmen tek başına aday gösterdiğinde ortaya koymuştu. Ama daha kötüsü Sayın Kılıçdaroğlu’nun parti tabanına olan yaklaşımıydı. “Tıpış tıpış gidip oy vereceksiniz” derken, muhtemelen CHP’lileri en zayıf noktasından yakaladığını düşünüyordu. İşte tüm sorunların ana sebebi de bu sözde gizli. “Tıpış tıpış oy vereceksiniz!” diyerek “CHP’lileri, CHP sevgisiyle” vuracağını gösterdi. O günden beri Sayın Kılıçdaroğlu, bütün ömrünü CHP’ye adamış olan herkesi CHP sevgisiyle korkutuyor.

Kadın kotasından erkek aday seçilmesine isyan edenlere “Partinize zarar verirsiniz!” diyor.

‘Paraşütle adayları tepemize koymayın, parti emekçilerine yer verin’ diyenlere “Partiyi mi tartıştırıyorsunuz?” diyor.

‘Politikalarınız yanlış! Böyle iktidar olamayız!’ diye feryat edenlere “Yandaşlara malzeme mi veriyorsunuz!” diye sesleniyor.

Böylece sürekli yanlış yapmasına rağmen, sürekli başarısız olmasına rağmen CHP’lilerin karşısına CHP sevgisini koyarak koltuğunu koruma altına alıyor.

İlk Genel Başkanımız, efsane liderimiz Atatürk, 1930’larda dahi “Bu millet bağımsızlığı olmadan yaşayamaz ve yaşamayacaktır” demesine karşın, bugün artık partiyi “tıpış tıpış” yönetmek isteyen bir Genel Başkana ulaştık.

Aslına bakarsanız Sayın Kılıçdaroğlu her defasında aynı cümleyi söylüyor: “Tıpış tıpış oy vereceksiniz!” “Tıpış tıpış benim dediğimi yapacaksınız!” “Tıpış tıpış hukuksuzluklara göz yumacaksınız!” “Tıpış tıpış benim kurallarıma uyacaksınız!”…

Oysa bilinmelidir ki dünyanın hiçbir yerinde partisini CHP’liler kadar seven bir taban bulamazsınız. Şartlar ne olursa olsun partisine oy veren, alın teri döken, hayatlarını partiye adayan insanlardan bahsediyorum. İşte bu güzel insanlar en zayıf yerlerinden tutsak alındılar. Partilerine olan sevgileri yüzünden elleri kolları bağlandı.

Olağanüstü Kurultayın toplanması için imza çalışması yaparken de pek çok hukuksuzlukla karşılaştık. İmza verenler fişlendi. Neredeyse her delege baskıya maruz bırakıldı. Hukuksuz, adaletsiz kuralsız bir dönem dayatıldı. Ve bizler ne zaman bu hukuksuzluklara işaret etsek aba altından sopa gösterildi: “Partiyi kamuoyu önünde tartışılır hale getirmeyin!”

Bugün gelinen nokta da aynı… Sayın Kılıçdaroğlu, kaybettiği 6 seçime rağmen özeleştiri yapmıyor.

Sayın Kılıçdaroğlu, ‘olağanüstü kurultay süresince ve kongrelerde yapılan tüm hukuksuzlukları unutun’ diyor.

Sayın Kılıçdaroğlu; ‘eşit olmayan şartlarda ve baskıyla oluşturulan listelerle Kurultay yapalım ve AKP’ye karşı kazanamadığım zaferi parti içi iktidar mücadelesinde kazanayım’ diyor.

Aslında Sayın Kılıçdaroğlu, tıpkı Tayyip Erdoğan’ın seçim kazanarak yaptığı gibi her türlü olumsuzluğun üstünü “kurultay kazanarak” örtmek istiyor. Yani “tıpış tıpış” benim dediklerimi yapacaksınız diyor!

Fakat ben siyasete, bu bozuk düzeni değiştirmek için girdim. Başarısızlıklara bahane bulmak, gerçeklere gözlerini kapatmak benim işim değil. Benim için esas olan, ilkelerdir. Bu anlamda bağlılığım da kişilere değil ilkelere yani Cumhuriyet Halk Partisi’nedir.

Bu yüzden Sayın Kılıçdaroğlu’nun yapmadığı özeleştiriyi ben yapıyorum:

  • Şartlar ne olursa olsun olağanüstü kurultay için gerekli 600 imzayı bulabilmeliydim; bulamadım!
  • Şartlar ne olursa olsun yaşanan seçim başarısızlığının hesabını sorabilmeliydim; soramadım.
  • Şartlar ne olursa olsun sol kimlikle 6 Ok’un buluşabileceğini, Kuvayı Milliye ruhunun 2015’te de diriltilebileceğini parti yönetimine kanıtlayabilmeliydim, bu olanağı yaratamadım.

Bugün, Sayın Kılıçdaroğlu ile aynı noktaya düşmek istemiyorum. O sürekli ve her şeye rağmen Genel Başkan olmak için uğraşırken ben de sürekli ve her şeye rağmen “Genel Başkan Adayı” olmak için kendi ilkelerimle çelişmek istemiyorum.

Ben, Sayın Kılıçdaroğlu’nun “tıpış tıpış hukuksuzlukları unutacaksınız” ve bana “bu bir demokrasi şölenidir” deme fırsatı vereceksiniz şeklindeki çağrısını da reddediyorum. 

CHP’nin 35. Olağan Kurultayı’nda Genel Başkanlığa aday değilim.

Bu kararımla Sayın Kılıçdaroğlu’nu onaylamıyorum tam aksine onun anti-demokratik tutumunu tarih önünde mahkûm ediyorum. Ayrıca Kurultay’da Parti Meclisi (PM) üyeliği için de aday olmayacağım.  Ancak bu bir vazgeçiş kararı değildir… Bu karar; özeleştiri yapmak, daha derin bir nefes almak ve haklı olduğum mücadelede daha büyük bir adım atmak için kısa bir moladır. Sade bir CHP üyesi olarak yine il il, ilçe ilçe, belde belde dolaşacağım. Nerelerde hata yapıldı, CHP’yi nasıl iktidara taşırız diye yol arkadaşlarımla beraber çalışmaya devam edeceğim. Yani erteliyorum ama vazgeçmedim. Ve siyasete girerken düşündüğüm gibi: “Siyasetin kirli düzenini mutlaka değiştireceğim!”

Basın Açıklaması;

İndir (PDF, 211KB)

 

 

Umut Oran, Kurultay delegelerine teşekkür mektubu yazdı



 

500 imzayı yok sayanlar, demokrasiyi delege hesabına indirgeyenler, ellerindeki gücü “gerçekleri söyleyenleri” susturmak için kullananlar tarih önünde mahkûm olacaklardır. 

Yeterli imza toplanamadı. son altı seçimde başarı gösteremeyenler için “Büyük Zaferdir!”; kutlu olsun! 

Demokrasiyi ağzından düşürmeyenlerin, “Başaramazsam giderim!”, “Başarının tek ölçüsü iktidar olmaktır!” diyenlerin geldikleri nokta düşündürücüdür. 

Alın terinize sahip çıkacağız. Asla pes etmeyecek, asla geri adım atmayacağız. 

Partimiz ve ilkelerimiz için mücadele etmeye, doğruları söylemeye,  Türkiye’nin karşı karşıya olduğu gerici ve bölücü tehditleri bertaraf etmeye kararlıyız. 

İmza veren o cesur kahramanları hafızama kazıdım. Yeni bir başlangıç için CHP’ye imzalarıyla güç veren tüm delege arkadaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum.

ANKARA

CHP Üyesi, Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Umut Oran, olağanüstü kurultay sürecine imzalarıyla destek veren delegelere açık mektup yazarak teşekkür etti. Oran mektubunda, “500 imzayı yok sayanlar, demokrasiyi delege hesabına indirgeyenler, ellerindeki gücü ‘gerçekleri söyleyenleri’ susturmak için kullananlar tarih önünde mahkûm olacaklardır. Yeterli imza toplanamadı. son altı seçimde başarı gösteremeyenler için ‘Büyük Zaferdir!’, kutlu olsun! Demokrasiyi ağzından düşürmeyenlerin, ‘Başaramazsam giderim!’, ‘Başarının tek ölçüsü iktidar olmaktır!’ diyenlerin geldikleri nokta düşündürücüdür. Alın terinize sahip çıkacağız. Asla pes etmeyecek, asla geri adım atmayacağız. Partimiz ve ilkelerimiz için mücadele etmeye, doğruları söylemeye,  Türkiye’nin karşı karşıya olduğu gerici ve bölücü tehditleri bertaraf etmeye kararlıyız. İmza veren o cesur kahramanları hafızama kazıdım. Yeni bir başlangıç için CHP’ye imzalarıyla güç veren tüm delege arkadaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum. Boyun eğmeyen tüm Cumhuriyet Halk Partilileri saygıyla selamlıyorum” mesajını verdi.

Umut Oran’ın kişisel web sitesi (umutoran.com) üzerinden duyurduğu delegeye açık teşekkür mektubu şöyle:

Olağanüstü Kurultayı toplamak için imza veren cesur Yol Arkadaşlarım,

Başınız dik, yüzünüz güleç olsun! “CHP iktidar olmalı!” demek için attığınız tertemiz imzalara, “Topla %50+1’i öyle gel!” diye cevap verenler değil, Siz tarihe geçeceksiniz!

Evlerinize gittiğinizde CHP’li olmanın bedelini işsiz kalarak, mülakatlarda elenerek ödeyen evlatlarınıza “Doğru bildiğimi yaptım!” deyin sadece; onlar da kendi çocuklarına “Doğrudan yana taraf olup kaybetmek erdemdir!” diyeceklerdir.

Bugün bir kez olsun aynanın karşısına geçip yansımanıza bakın! Karşınızda gördüğünüz suretle gurur duyabilirsiniz. O suret; kapıkulu olmayı reddeden, baskı karşısında direnen, başarısızlığı kader olarak görmeyen, kişisel hırslardan arınmış, önce ülkem, önce halkım, önce partim diyebilen bir insanın suretidir. Siz; gönül rahatlığıyla o yüze bakarken, yaklaşık 500 imzayı yok sayanlar, demokrasiyi delege hesabına indirgeyenler, ellerindeki gücü Türkiye düşmanlarını yenmek için değil “gerçekleri söyleyenleri” susturmak için kullananlar tarih önünde mahkûm olacaklardır.

AKP tipi demokrasinin, 12 Eylül garabetinin yansıması olan ve asla “sosyal demokrat” bir partiye yakışmayan %50+1 imza koşulu, 15 günlük sürede ve noter tasdikli imzalarla yerine getirilemedi!

Son altı seçimde başarı gösteremeyenler için “Büyük Zaferdir!”; kutlu olsun!

Ancak, her türlü baskıya, tehdide, karalamaya rağmen CHP tabanının ne kadar güçlü, ne kadar cesur ve kararlı olduğunu bir kez daha gördük.

Atılan her imzayla birlikte, umudumuz da bir kez daha tazelendi.

Anadolu’nun devrimci geleneğinin asla yok edilemeyeceğini bir kez daha ispatladık.

Bu yüzden mutluyum, umutluyum, sizler gibi cesur insanlarla aynı partide omuz omuza olduğum için gururluyum.

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Olağanüstü Kurultay için imza toplama süreci; akla karanın, doğruyla yanlışın, haklıyla haksızın defalarca ortaya çıktığı destansı bir dönem olarak hatırlanacaktır.

Düne kadar demokrasiyi ağzından düşürmeyenlerin, “Başaramazsam giderim!”, “Başarının tek ölçüsü iktidar olmaktır!” diyenlerin geldikleri nokta düşündürücüdür.

Parti içi iktidar olmak için tepe yönetimine abartılı destek mesajları veren, tabanda karşılıkları olmadığı için tavanda yer kapma yarışına giren bir takım unvan sahiplerinin düştüğü durumlar öğreticidir.

Yaklaşık 500 kurultay delegesi ve onlar gibi düşünen milyonlarca seçmen “Değişim!” diye haykırırken “suskunluk” içinde beklemeyi siyaset sanmak son derece üzücüdür.

Tarihin en zorlu günlerini yaşayan Türkiye Cumhuriyeti’nin temel dayanak noktalarından olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin “demokrat” olması gereken üst yönetiminin “600 imzayı bulamadınız!” diyerek demokrasiyi kafa sayısına indirgemesi de acı vericidir.

Ancak kim ne yaparsa yapsın; Cumhuriyet Halk Partisi altı ok çizgisinden, Kuva-yi Milliye ruhundan, solcu ve ilerici köklerinden asla kopmayacaktır.

Kim, hangi hukuksuzluğa başvurursa vursun Cumhuriyet Halk Partililerin değişim talebi yok edilemeyecektir.

Devraldığımız mücadele ruhunu gelecek nesillere de sizlerle el ele aktaracağız.

Alın terinize sahip çıkacağız. Asla pes etmeyecek, asla geri adım atmayacağız. Gerçek neyse, doğru neyse, hak neyse ondan yana tavır alacağız.

Tüm Türkiye bilsin ki haklıyız, doğruyuz, umutluyuz!

Cumhuriyet Halk Partililere yakışan şekilde partimiz ve ilkelerimiz için mücadele etmeye, doğruları söylemeye,  Türkiye’nin karşı karşıya olduğu gerici ve bölücü tehditleri bertaraf etmeye kararlıyız.

Ülkemizi sarmaya başlayan karanlığa, çocuklarımızın aydınlık geleceğine, özgürlüğümüze düşman olanlara karşı en önemli  gücümüz olan Cumhuriyetimizi koruyacağız. Cumhuriyet bu ülkenin namusudur ve ne pahasına olursa olsun, namusumuza uzanan elleri hep birlikte azim ve cesaret ile kıracağız.

Fişlenmemeleri için isimlerini kamuoyuna asla duyurmayacağımız imza veren yoldaşlarımızı, partimizin vefakâr evlatları şimdiden kalplerine yazdı. O cesur kahramanları ben de hafızama kazıdım. Yeni bir başlangıç için CHP’ye imzalarıyla güç veren tüm delege arkadaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum.

Sorumluluk alarak partimize sahip çıkan seçilmiş il başkanlarımıza, hepsini temsilen oluşturulan yürütme kuruluna ve isimlerini partimizin onurlu tarihine yazdırmış büyüklerimize çok teşekkür ediyorum.

Ayrıca bu süreçte, olağanüstü kurultayın gerçekleşmesi için dayanışmacı bir anlayışla imza toplama çalışmalarına katılan Sayın Muharrem İnce ve arkadaşlarına da teşekkürü bir borç biliyorum.

Boyun eğmeyen tüm Cumhuriyet Halk Partilileri saygıyla selamlıyorum.

Umut Oran’dan Gürsel Tekin’in kurultay açıklamasına tepki



“Kurultay tarihini PM veya Genel Başkan belirler. CHP Tüzüğü bunu emreder” 

“CHP üyesi de Genel Başkanı da Genel Sekreteri de parti tüzüğüne uymak zorundadır” 

“Delegelerimizin kafalarını karıştırmaya, kamuoyunu yanıltmaya dönük, hukuki geçerliliği olmayan ve PM’nin, hatta CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun yetkilerini aşan bu açıklamanın dikkate alınmaması gerekmektedir.”

CHP Üyesi Umut Oran, olağanüstü kurultay için imza toplanması süresinin bitimine iki gün kala CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin’in “Olağan kurultayı 16-17 Ocak’ta topluyoruz” açıklaması yapmasını eleştirdi. CHP Tüzüğüne göre kurultay tarihi ve gündeminin Parti Meclisi (PM) veya Genel Başkan tarafından belirlenebileceğine işaret eden Umut Oran, “Delegelerimizin kafalarını karıştırmaya, kamuoyunu yanıltmaya dönük, hukuki geçerliliği olmayan ve Parti Meclisi’nin, hatta CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun yetkilerini aşan bu açıklamanın dikkate alınmaması gerekmektedir” uyarısını yaptı.

Umut Oran konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:

PSİKOLOJİK HAREKÂTA BAŞLADILAR

CHP’de 1 Kasım seçim yenilgisine dair tek kelime etmeyenler 10 Kasım’da partimizin seçilmiş kurultay delegelerinin başlattığı ve olağanüstü kurultayda üst yönetimin hesap vermesi girişimini önlemek için psikolojik harekâta da başladılar.

BU AÇIKLAMA CHP TÜZÜĞÜNE DE AYKIRI

93 yıllık ulu çınar olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin nasıl yönetileceği anayasa niteliği taşıyan CHP Tüzüğü ile belirlenmiştir. CHP Tüzüğü’nün “Kurultaya Çağrı ve Gündem” başlıklı 54’ncü maddesi, “Kurultay iki yılda bir toplanır. Bir yıldan fazla ertelenemez. Kurultayın toplanacağı yer, gün ve saat ile gündemi Parti Meclisi’nce belirlenir ve en az otuz (30) önce Genel Başkanca duyurulur” düzenlemesini içerir. CHP’nin sade üyesinden Genel Başkanına, Genel Sekreterine kadar herkes bu kurala uymak zorundadır.

PM’DEN KARAR ALMADAN OLDUBİTTİ YARATILIYOR

Kurultay’dan sonraki en yetkili organ olan Parti Meclisini (PM) etkisizleştiren zihniyetin PM’yi toplamadan, orada karar alınmadan, bir pazar günü gazetecilerle sohbet ederken laf arasında “kurultay tarihini belirledik” demesi CHP geleneklerine uymamaktadır. Tüzüğe, hukuka, hatta kendi açıkladıkları ve 20 Aralık’ta il kongrelerinin bitmesini öngören kurultay takvimine de aykırı olan bu açıklama bir oldubitti yaratmaya dönüktür, uygulanabilir değildir.

GENEL BAŞKANIN DA YETKİLERİ ÇİĞNENİYOR

CHP tarafından resmi olarak kurumsal kanallardan duyurusu yapılmayan bu açıklama sadece algı operasyonu ürünüdür. 1 Kasım’dan bu yana seçim sonucuna dair tek kelime etmeyerek “Olağanı yapıyoruz olağanüstü kurultaya ne gerek var” diyenlerin medya üzerinden yürüttüğü operasyon başarıya ulaşmayacaktır.

Delegelerimizin kafalarını karıştırmaya, kamuoyunu yanıltmaya dönük, hukuki geçerliliği olmayan ve Parti Meclisi’nin, hatta CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun yetkilerini aşan bu açıklamanın dikkate alınmaması gerekmektedir.

Umut Oran’dan Kılıçdaroğlu’na çağrı



“İmzaları beklerseniz meşruluğunuzu yitireceksiniz” 

“Aksi durumda olağanüstü kurultay kararını değil istifa kararını vermek zorunda kalacaksınız” 

“Tarihe kendinizi doğru kelimelerle emanet edin” 

“İmzalarda psikolojik baraj yıkılmış, 3 eşik de aşılmıştır” 

“İmza veren ismi gizli arkadaşlarımız da var” 

CHP’de olağanüstü kurultayın toplanarak Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve yönetiminin güvenoyu alması gerektiğini 4 Kasım’da açıklayan CHP’li Umut Oran,  10 Kasım’da başlayan imza toplama sürecinde gelinen aşamayı değerlendirirken Kemal Kılıçdaroğlu’na çağrıda bulundu. Umut Oran, “Sayın Genel Başkan imzalarda psikolojik baraj yıkılmış, 3 eşik de aşılmıştır. Yapılan baskılar nedeniyle imza veren ismi gizli arkadaşlarımız da var. Sayın Genel Başkan hemen bugün tüm eşiklerin aşıldığını kabul ederek kendinizi ve partimizi lütfen tartışmayın. CHP’yi kamuoyunda yıpratmayın. Kendinizi tarihe doğru kelimelerle emanet edin. Olağanüstü kurultayın kaçınılmaz olduğunu artık lütfen görün. Aksi durumda olağanüstü kurultay kararını değil istifa kararını vermek zorunda olacağınızı da asla unutmayın” diye konuştu.

CHP Üyesi Umut Oran, olağanüstü kurultay süreci ile ilgili olarak Ankara’da Büyükhanlı Park Otel’de basın toplantısı düzenledi. Geçen hafta CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştüğünü anımsatan Umut Oran, “Hem seçim sonuçlarını karşılıklı değerlendirmiştik. Seçim sonuçlarının başarısızlıkla sonuçlandığını, son beş yılda altı seçim kaybetmiş olmamızı olağanüstü bir şekilde değerlendirmemiz gerektiğini ve neden olağanüstü kurultay yapılması gerektiğinin hukuku ve siyasi gerekçelerini kendisiyle paylaşmıştım. Özellikle kendisinden partinin tartıştırılmaması ve yıpratılmamasını rica etmiştim. Sonuçta bu bir parti, memleket meselesi. Bu Umut’un ya da Muharrem’in meselesi değil. Konu hepimiz için kutsal olan CHP ve bu konuda da hepimizin çok duyarlı olması gerekiyor” dedi. Umut Oran toplantıda şunları kaydetti:

Parti içi muhalefet değil parti için hareket

Bu asla parti içi muhalefet meselesi değil bu. Bu partinin iktidar olması için parti için bir harekettir. Kendisinden bu süreci yakından takip etmesini rica etmiştim. İmzalar toplanıyor, son dakikayı beklemeyin. Sizin kendi iradenizle kurultayı toplamanız daha önemli. Hem sizin hem de partinin tartışılmaması için önemli.

İmzalarda psikolojik baraj yıkılmıştır

Kendisiyle yaptığım görüşmeden sonra bir haftada imza toplama konusunda bütün kritik eşikler aşılmıştır. İmza toplama konusunda bütün psikolojik barajlar yıkılmıştır. Sayısal sorun kalmamıştır. Şu anda bile Türkiye’nin farklı yerlerinden delegelerimiz arıyor ve imzaları nereye yollayacaklarını soruyorlar.

Sayın Genel Başkan son olağanüstü kurultay çağrınızı bir kaç arkadaşımızın kamuoyunda basın yoluyla talepleri doğrultusunda siz almıştınız ve olağanüstü kurultayı çağırmıştınız. O zaman imza bile toplanmamıştı, bunu size hatırlatmak istiyorum.

İmzada 3 eşik de aşıldı

Siz sözlü beyanları dikkate alarak onları ciddi alarak kurultayı topladınız. O zaman rakip olan arkadaş 177 imza ile başvuruda bulunmuştu. Bugün o eşik aşılmıştır. Yine Genel Başkanımıza çağrıda bulunuyorum. Son olağanüstü kurultaydan bugüne 1/5 imza eşiği aşılmıştır. Yüzde yirmi imza ile zaten olağanüstü kurultay toplanabiliyor. Bugün bu sayı da aşılmıştır. Kurultay delegelerimiz ortaya koydukları iradeyle olağanüstü kurultay şartları aslında bugün bile mevcuttur. Sayın genel başkan son olağanüstü kurultayda size oy vermeyen 415 kişinin tercih eşiği de aşılmıştır. Bugün artık imza toplamada bütün psikolojik barajlar aşılmıştır.

İsmi gizli arkadaşlarımız da var

Genel Merkezin baskıları nedeniyle isminin açıklanmasını istemeyen, dosya genel merkeze gittiğinde isminin yer almasını isteyen arkadaşlarımız var. İmza veren isminin açıklanmasını istemeyen partide yönetici konumunda sorumluluk sahibi arkadaşlarımız var.

İmzaları beklerseniz meşruluğunuzu yitireceksiniz

Sayın Genel Başkana bir kez daha sesleniyorum, bizler yani başarısızlığı kader olarak görmeyen, AKP karşısında boyun eğmeyen ve iktidar dışında hiçbir seçeneği kabul etmeyen, ya iktidar ya iktidar diyenleriz. Sizin rakibiniz veya düşmanınız değiliz. Biz doğrudan ve haktan yana tavır alan parti emekçileriyiz. Unutmayın ki biraz daha beklerseniz delegelerimizin özgür iradeleriyle attığı imzalar salt çoğunluğu sağladığında ve bunlar genel merkeze ulaştığında tüm meşruluğunuzu yitirmiş olacaksınız ve kaybedeceksiniz. Tıpkı bir önceki olağanüstü kurultayda olduğu gibi sizin için imza atanların bile aslında size oy vermeyeceğini göreceksiniz. Geçen kurultayda da baskılar yapıldı. Genel Başkan 944 imzayla başvurusun yaptı fakat kendisine çıkan oy 740 idi.

Tarihe kendinizi doğru kelimelerle emanet edin

Sayın Genel Başkan hemen bugün tüm eşiklerin aşıldığını kabul ederek kendinizi ve partimizi lütfen tartışmayın. CHP’yi kamuoyunda yıpratmayın. Kendinizi tarihe doğru kelimelerle emanet edin. Olağanüstü kurultayın kaçınılmaz olduğunu artık lütfen görün. Aksi durumda olağanüstü kurultay kararını değil istifa kararını vermek zorunda olacağınızı da asla unutmayın.

 

 

CHP'de, delegelerin % 95'i değişim istedi -Sözcü



Bu talep, CHP’de liderliğe aday olan Umut Oran’ın yaptırdığı ankette çıktı. Oran, partililerin beklentisi için şu yorumu yaptı: Bu bir taban hareketidir. Dip dalgası başladı. Önünde durulmaz. Artık kurultay kaçınılmaz…

Başak KAYA / ANKARA

CHP Genel Başkan adaylarından Umut Oran’ın Türkiye genelinde yaptırdığı anket sonuçlarına göre delegelerin yüzde 95’i yönetimin değişmesini istiyor. Delegelerin yüzde 70.4’ü de seçim sonuçlarını “başarısızlık” olarak değerlendirdi.

Oran SÖZCÜ’ye yaptığı açıklamada, 1 Kasım sonuçlarının ardından Türkiye genelinde delegelerle yapılan araştırma sonuçlarını paylaştı. 1 Kasım sonrası 71 ilde 348 delege ile yapılan ankete göre şu sonuçlar elde edildi:

1- Seçim sonuçların başarısız bulanların oranı yüzde 70,4

2- Delegeler arasında partinin, tek başına iktidar olacağına inananların oranı yüzde 5.

3- Olağanüstü kurultayın yapılmasını isteyenlerin oranı yüzde 55,8

4- Partide tepeden tırnağa değişim isteyenlerin oranı yüzde 95

5- Lider mutlaka değişmeli diyenler yüzde 53

6- Hem lider hem parti yönetimi kalmalı diyenler yüzde 4,9

7- Parti yönetimi mutlaka değişmeli diyenler yüzde 92,8

8-CHP için delegenin lider adayı: (Kılıçdaroğlu yüzde 25,3)

“Değişim artık kaçınılmazdır” diyen Oran, “Bu Umut’un ya da Muharrem’in meselesi değil burada isimlerin öne çıkması doğru değil. Bu inisiyatifi alıp, olağanüstü kurultay çağrısını ilk ben yapmış olsam da bu bir kolektif çalışmadır. Aslında bunun mimarı parti tabanını ve örgütü temsil eden son olağan kurultayda seçilmiş il başkanları ve kurultay delegeleridir. Bu bir taban hareketidir ve dip dalgaları başlamıştır, artık olağanüstü kurultayda değişim kaçınılmaz. Sadece Genel Başkan değişimi ile başarı sağlanmaz diyenler şunu unutuyor: Özellikle son tüzük değişikliği sonrasında Genel Başkan artık partide tek adam. Bütün kararları o alıyor onunla birlikte sorumlu olan MYK’daki tüm isimleri sadece kendisi belirliyor. Yani başarı da başarısızlık da genel başkana aittir. Bir dönüşüm olacaksa bunu Genel Başkana rağmen başarmak imkansızdır, zihniyet dönüşümü tepede başlamak zorunda.” dedi.

sözcü

CHP’de, delegelerin % 95’i değişim istedi -Sözcü



Bu talep, CHP’de liderliğe aday olan Umut Oran’ın yaptırdığı ankette çıktı. Oran, partililerin beklentisi için şu yorumu yaptı: Bu bir taban hareketidir. Dip dalgası başladı. Önünde durulmaz. Artık kurultay kaçınılmaz…

Başak KAYA / ANKARA

CHP Genel Başkan adaylarından Umut Oran’ın Türkiye genelinde yaptırdığı anket sonuçlarına göre delegelerin yüzde 95’i yönetimin değişmesini istiyor. Delegelerin yüzde 70.4’ü de seçim sonuçlarını “başarısızlık” olarak değerlendirdi.

Oran SÖZCÜ’ye yaptığı açıklamada, 1 Kasım sonuçlarının ardından Türkiye genelinde delegelerle yapılan araştırma sonuçlarını paylaştı. 1 Kasım sonrası 71 ilde 348 delege ile yapılan ankete göre şu sonuçlar elde edildi:

1- Seçim sonuçların başarısız bulanların oranı yüzde 70,4

2- Delegeler arasında partinin, tek başına iktidar olacağına inananların oranı yüzde 5.

3- Olağanüstü kurultayın yapılmasını isteyenlerin oranı yüzde 55,8

4- Partide tepeden tırnağa değişim isteyenlerin oranı yüzde 95

5- Lider mutlaka değişmeli diyenler yüzde 53

6- Hem lider hem parti yönetimi kalmalı diyenler yüzde 4,9

7- Parti yönetimi mutlaka değişmeli diyenler yüzde 92,8

8-CHP için delegenin lider adayı: (Kılıçdaroğlu yüzde 25,3)

“Değişim artık kaçınılmazdır” diyen Oran, “Bu Umut’un ya da Muharrem’in meselesi değil burada isimlerin öne çıkması doğru değil. Bu inisiyatifi alıp, olağanüstü kurultay çağrısını ilk ben yapmış olsam da bu bir kolektif çalışmadır. Aslında bunun mimarı parti tabanını ve örgütü temsil eden son olağan kurultayda seçilmiş il başkanları ve kurultay delegeleridir. Bu bir taban hareketidir ve dip dalgaları başlamıştır, artık olağanüstü kurultayda değişim kaçınılmaz. Sadece Genel Başkan değişimi ile başarı sağlanmaz diyenler şunu unutuyor: Özellikle son tüzük değişikliği sonrasında Genel Başkan artık partide tek adam. Bütün kararları o alıyor onunla birlikte sorumlu olan MYK’daki tüm isimleri sadece kendisi belirliyor. Yani başarı da başarısızlık da genel başkana aittir. Bir dönüşüm olacaksa bunu Genel Başkana rağmen başarmak imkansızdır, zihniyet dönüşümü tepede başlamak zorunda.” dedi.

sözcü

Umut Oran’dan olağanüstü kurultay çağrısı



“Sayın Kılıçdaroğlu’nun da dediği gibi iktidar olunamadıysa CHP başarısız demektir” 

“Sayın Genel Başkan hiç vakit kaybetmeden olağanüstü kurultayı kendi iradesiyle toplamalı ve acilen güvenoyu tazelemelidir.” 

“Zaten olağan kurultayı yapacağız deme kolaycılığına düşmek, Sayın Kılıçdaroğlu’nu Genel Başkanlığa getirmiş olan ‘mevcut kurultay delegelerine güvenmiyorum’ demekle eş anlamlıdır. “

“Genel Başkan gerçeklerle yüzleşip gereğini yapmadığı takdirde en büyük görev CHP örgütüne ve mevcut kurultay delegelerine düşecektir.” 

“CHP çaresiz ve alternatifsiz değildir. CHP umutsuz ve çözümsüz değildir.” 

“CHP’nin tek başına iktidarını kurmak için her türlü görev ve sorumluluğu almaya hazırım” 

ANKARA 

CHP üyesi Umut Oran, 1 Kasım seçimlerinde partisinin başarısız olduğunu belirterek, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun olağanüstü kurultayı toplaması çağrısında bulundu. CHP’nin tek başına iktidarını kurmak için üzerine düşen her türlü görev ve sorumluluğu almaya hazır olduğunu vurgulayan Umut Oran, “Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun da birçok kez işaret ettiği gibi başarının tek ölçütü iktidara gelmektir.  CHP iktidar olamadıysa ortadaki tek gerçek başarısızlıktır! Siyaset iddia işidir. İddiasını kaybetmiş insanlar her durumda bahaneler üretebilir. Sayın Genel Başkan hiç vakit kaybetmeden olağanüstü kurultayı kendi iradesiyle toplamalı ve acilen güvenoyu tazelemelidir. ‘Zaten olağan kurultayı yapacağız’ deme kolaycılığına düşmek, Sayın Kılıçdaroğlu’nu Genel Başkanlığa getirmiş olan ‘mevcut kurultay delegelerine güvenmiyorum’ demekle eş anlamlıdır.  Genel Başkan gerçeklerle yüzleşip gereğini yapmadığı takdirde en büyük görev CHP örgütüne ve mevcut kurultay delegelerine düşecektir. 92 yıllık tarihimiz gerçeklerle yüzleşmek, yüzümüzü sola dönerek, gerekli değişim, dönüşüm ve gelişimi sağlayarak Cumhuriyet Halk Partisi’ni yeniden Türkiye’nin umudu haline getirme sorumluluğunu bize yüklemektedir. CHP çaresiz ve alternatifsiz değildir. CHP umutsuz ve çözümsüz değildir. CHP’nin tek başına iktidarını kurmak için her türlü görev ve sorumluluğu almaya hazırım” dedi.

Umut Oran seçim sonuçları ve CHP ile ilgili olarak yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:

1 Kasım seçimleri, CHP de dâhil olmak üzere muhalefet partilerinin başarısızlığıyla sonuçlanmıştır. CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun da birçok kez işaret ettiği gibi başarının tek ölçütü iktidara gelmektirCHP iktidar olamadıysa ortadaki tek gerçek başarısızlıktır!

Bu anlamda, Cumhuriyet Halk Partisi’nin hiçbir yöneticisi “ %24.9’dan %25.3’e yükseldik” deme hakkına sahip değildir. CHP, 2011 seçimlerinde zaten % 25,94’e ulaşmış 135 milletvekili çıkarmış bir partidir. Hiçbir CHP yöneticisi, “132 olan milletvekili sayımızı 134’e çıkardık” gibi bir cümle de kurmamalıdır. Sayın Kılıçdaroğlu’nun da göreve gelir gelmez işaret ettiği gibi, son 5 yılda yapılan 6 seçimde, maalesef “anlamlı bir oy artışı” sağlanamamıştır.

Siyaset iddia işidir. İddiasını kaybetmiş insanlar her durumda bahaneler üretebilir. Bazı dönemlerde bu bahanelere inananlar da çıkacaktır. Fakat hiç kimsenin kredisi sonsuz değildir. Cumhuriyet Halk Partisi seçmeni, her anlamda üzerine düşeni yapmıştır. CHP örgütü, başka hiçbir partide görülmeyecek sorumlulukta partisine sahip çıkmış, kamuoyu önünde partisini eleştirmemiş, alın teri dökmüş, kan kusup ‘kızılcık şerbeti içtim’ demiş ve son saniyeye kadar özveriyle mücadele sahasında yer almıştır.

Bu anlamda Sayın Genel Başkan da dâhil olmak üzere hiçbir yönetici, çok fazla çalıştığından, elinden geleni yaptığından, fedakârlık ettiğinden ve sadece bu sebeple seçim başarısızlıklarına ses çıkarılmaması gerektiğinden bahsetmemelidir!

Çünkü liderlik sadece çalışmak demek değildir. Liderlik sadece iyi insan olmak, çalmamak, soymamak demek de değildir. Bunlar liderde zaten olması gereken, asla tartışılmayacak ortak özelliklerdir. Bu yüzden “çok çalışmak, çok fedakâr olmak, çok temiz olmak” seçim başarısızlıklarını açıklamak için tek başına yeterli gerekçeler değildir.

Lider, örgütüne güvenmelidir, örgütüne güven, heyecan, umut vermelidir. Lider, aynı zamanda görev dağılımını da doğru yapmak zorundadır. Takım arkadaşlarını doğru seçmek, partiyi ileriye taşıyacak kadroları bulup, yetiştirmek de liderin görevidir.

Lider; geleceği görebilen, önlem alan, ideolojisine sahip çıkarak kendi özgün hikâyesini oluşturan, her zorluğun üstesinden gelebilen demektir.

Hele hele koltuk sahibi olan liderler için sorumluluk çok daha yüksektir. Çünkü koltuk sahibi olmak aynı zamanda çözüm bulmak da demektir. Bu anlamda Sayın Genel Başkanın da sık sık dile getirdiği gibi “iktidar şikâyet etme, bahane bulma yeri değildir”. Parti içi iktidarı elinde bulunduranların da bahane üretmek değil tam tersine çözüm üretmek gibi zorunlulukları vardır.

CHP Genel Merkezinden bakıldığında görülmek istenmese de gerçek budur! CHP seçmeni bunca haksızlığa rağmen iktidar yüzü göremiyorsa bunun sorumlusu CHP’nin yönetiminde bulunanlar, direksiyonunu elinde tutanlardır.

Bu tablo karşısında Sayın Genel Başkan hiç vakit kaybetmeden olağanüstü kurultayı kendi iradesiyle toplamalı ve acilen güvenoyu tazelemelidir. Olağanüstü kurultay için hukuki ve siyasi gerekçeler mevcuttur.

CHP’nin olağan kurultayı bekleyerek bir günü dahi kaybetme lüksü yoktur. Siyasi Partiler Yasası uyarınca 2 yılda bir kurultayın yapılması gerekmektedir, tanınmış olan bir yıllık erteleme süresi dahi geçilmiştir. 3,5 yıldır olağan kurultayını yapmamış bir CHP yönetiminin meşruiyetinin tartışılmasına yol açılmamalıdır.

“Zaten olağan kurultayı yapacağız” deme kolaycılığına düşmek, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu Genel Başkanlığa getirmiş olan “mevcut kurultay delegelerine güvenmiyorum” demekle eş anlamlıdır.

Genel Başkan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu gerçeklerle yüzleşip gereğini yapmadığı takdirde en büyük görev CHP örgütüne ve mevcut kurultay delegelerine düşecektir.

92 yıllık tarihimiz gerçeklerle yüzleşmek, yüzümüzü sola dönerek, gerekli değişim, dönüşüm ve gelişimi sağlayarak Cumhuriyet Halk Partisi’ni yeniden Türkiye’nin umudu haline getirme sorumluluğunu bize yüklemektedir. Bunu gerçekleştirecek güç örgütümüzün ve kurultay delegelerimizin azim ve kararlılığında yatmaktadır.

CUMHURİYET HALK PARTİSİ, ÇARESİZ VE ALTERNATİFSİZ DEĞİLDİR. 

CUMHURİYET HALK PARTİSİ, UMUTSUZ VE ÇÖZÜMSÜZ DEĞİLDİR. 

UMUTSUZ DURUM YOKTUR, UMUTSUZ İNSANLAR VARDIR. BEN ASLA UMUDUMU YİTİRMEDİM! 

BURADAN TÜM CUMHURİYET HALK PARTİLİLERE SESLENİYORUM: 

GELİN DEĞİŞİMİ VE DÖNÜŞÜMÜ BERABER GERÇEKLEŞTİRELİM. BEN CUMHURİYET HALK PARTİSİ’NİN TEK BAŞINA İKTİDARINI KURMAK İÇİN HER TÜRLÜ GÖREV VE SORUMLULUĞU ALMAYA HAZIRIM.

Basın Açıklaması:

İndir (PDF, 197KB)