Yazılar

Sözde Soykırım Tartışmaları AİHM Kararıyla Bitmiştir: Soykırım Yoktur



Her 24 Nisan’da ABD Başkanı’nın ne diyeceği ile ilgili spekülasyon yapılmasına tepki gösteren CHP’li Umut Oran, iktidara “Sözde Soykırım Tartışmaları AİHM Kararıyla Bitmiştir: Soykırım Yoktur” diyerek seslendi. AİHM’nin bu kararının ardından yabancı parlamentoların hangi kararı aldığının önemi kalmadığını belirten Umut Oran, ancak konunun öncelikle Türkiye’de iyi öğrenilmesi gerektiğini bu amaçla AİHM kararının liselerde ve üniversitelerde müfredata girmesi gerektiğini vurguladı. 

Tartışma Bitmiştir

CHP’li Umut Oran, konuyla ilgili bugün yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:

On yıllardır her uluslararası platformda Türkiye’ye karşı kullanılan ve tarihin siyasallaştırılmasının tipik örneğini oluşturan “sözde Ermeni soykırımı iddiaları”, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2.Dairesi’nin 17 Aralık 2013’te, AİHM Büyük Dairesi’nin 15 Ekim 2015 tarihinde açıkladığı Perinçek-İsviçre Davasıyla beraber tamamen bitmiştir ve sonuç açıktır: “Soykırım Yoktur”

Ülkeyi Yönetenler Ve Siyasiler İlgi Göstermiyor

Ancak AİHM’nin kararlarının üstünden geçen uzun yıllar boyunca Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten kadrolar, alınan hukuk zaferinin önemini kavrayamadıkları gibi, uluslararası platformlarda da hukuktan kaynaklanan “haklılığımızı” dile getirme konusunda “çekingenlikten” kurtulamamışlardır. Çok üzücüdür ki siyasi partiler, üniversiteler ve pek çok aydın da “soykırım iddialarını tamamen bitiren mahkeme kararlarını” yeterince incelememiş, konuyu gündemde tutmamış ve Türk milletini yeterince bilgilendirmemişlerdir. Bunca ihmalin ardından gelinen nokta içler acısıdır zira tamamen haklı olduğumuz, uluslararası hukukun gücünü arkamıza aldığımız bir davada dahi hala kafalar karışıktır ve hala Türkiye’nin haklılığı yeterince savunulmamaktadır.

İktidar Bloğu, AİHM Kararının Ne Kadar Değerli Olduğunu Kavrayamıyor

Özellikle bazı çevrelerin “Kararda ‘soykırım yoktur’ cümlesi bulunmuyor!” gibi çocukça bir yaklaşımı dile getirmesi ya da davanın sadece “ifade özgürlüğü” temelinde yükseldiğini iddia etmesi, AİHM kararlarının hiç anlaşılmadığının ispatı niteliğindedir. Zira dava metinlerinin tamamında ve ısrarla “Holokost’la yani Yahudi Soykırımı’yla 1915 Olaylarının ‘aynı kategoride olmadığı’ kayıt altına alınmış” ve bir olayın soykırım olup olmadığına “sadece yetkili mahkemelerin” karar verebileceği ortaya konulmuştur. Yani AİHM, verdiği kararla “kendisinin bile 1915 olaylarını soykırım olarak niteleme yetkisine sahip olmadığını” ortaya koymuştur. Mahkemenin bu bakışı, parlamentoların aldığı soykırım kararlarının hiçbir anlam ifade etmediğini/edemeyeceğini de net olarak açığa çıkarmıştır.  Yani AİHM kararıyla birlikte tüm tartışma bitmiştir. Hangi parlamento hangi gerekçeyle “sözde soykırımı tanıdığını” ilan ederse etsin artık bunun bir önemi yoktur. 

Ne yazık ki bu derece önemli bir milli konuda, iktidar bloğu, bu hukuk zaferinden proaktif bir şekilde yararlanmanın önemini kavrayamadığı gibi, Türkiye’ye ve Türk Milletine karşı düşmanca tutumlarına devam eden odakların hareket sahasını genişletmiştir.

AİHM Kararları Müfredata Girmelidir, Üniversitelerde Ders Olarak Okutulmalıdır

Geçmişte, Türkiye’yi hemen her platformda zor duruma sokan ve “parlamentolar üzerinden siyasi şantaj aracı haline getirilen” sözde soykırım iddialarını tarihe gömen Perinçek-İsviçre Davasının önemini kavrayamayan iktidar bloğunun acilen doğru adımlar atması ve konuyu milletin tamamına mal etmesi önemlidir. Öyle ki AİHM kararlarının lise müfredatına alınması ve üniversitelerde ders olarak okutulması şarttır. Bu sayede hem Türkiye’nin haklılığı ilk önce yurt içinde “öğrenilecek” hem de tüm dünyaya en doğru mesaj verilecektir. Zira büyük bir özgüvenle “AİHM kararlarını savunduktan sonra” hangi ülke parlamentosunun hangi “soykırım kararı” aldığının ya da hangi siyasinin hangi demeci verdiğinin hiçbir önemi olmayacaktır çünkü hepsi birden “tarih ve hukuk karşısında” en baştan yenilmiş olacaklardır. Ancak görünen odur ki Türkiye’yi yönetenler AİHM kararlarının önemini kavrayamadıkları için hala her 24 Nisan’da “ABD başkanı soykırım diyecek mi? Şu parlamento soykırım kararı alacak mı?” diye endişe duymaktadır. Oysa doğru tutum şudur: “Hangi parlamento hangi kararı alırsa alsın önemsizdir zira hukuk kararını vermiştir: Soykırım yoktur!” 

Cumhuriyet Çocukları Sözde Soykırım İddialarının Tam Karşısındadır

Sözde soykırım iddialarına karşı iktidar bloğu yeterli mücadeleyi göstermese de her yaştan Cumhuriyet çocuğu bu mücadeleyi her zamankinden daha büyük kararlılıkla yürütmek ve iktidarın yarattığı boşluğu Türk milleti adına kapatmak zorundadır. Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi mirasçısı olan her bir vatansever, doğaldır ki bu konuda da taraftır. Özellikle Atatürk’ün ideallerinden ayrı düşünülemeyecek olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin de, geçmişte başkan yardımcısı olduğum Sosyalist Enternasyonal’de sözde soykırıma karşı yürüttüğüm kararlı mücadelede olduğu gibi, büyük bir inançla AİHM kararlarının değerini yurt içinde ve yurt dışında anlatması, iktidar bloğuna rağmen bu kararlı mücadelenin içinde olması tarihsel bir vazifedir. Cumhuriyet çocukları sözde soykırım iddialarının tam karşısında durmaya, geçmişte olduğu gibi gelecekte de devam edecektir.

Sözde-Soykırım-Tartışmaları-AİHM-Kararlarıyla-Bitmiştir-Soykırım-Yoktur

Hükümet “Sözde Ermeni Soykırım Yalanına” Karşı Doğru Ulusal Strateji izlemeli  



 

Umut Oran’dan Hollanda’ya tepki hükümete çağrı:

 Hükümet “Sözde Ermeni Soykırım Yalanına” Karşı Doğru Ulusal Strateji izlemeli  

CHP’li Umut Oran, sözde Ermeni soykırımı yalanını kabul eden Hollanda’ya tepki gösterirken hükümete de gecikmeden harekete geçmesi çağrısında bulurdu. Hükümetin sözde Ermeni soykırımı yalanına karşı doğru ulusal strateji izlemesini isteyen Umut Oran, “AKP iktidarı dış politikayı iç siyasete alet etmeyi bırakmalıdır bu konuda partizanlığı terk ederek, TBMM içi ve dışındaki tüm partilerle birlikte, siyasetçilerin yanı sıra tarihçi, hukukçu ve bilim insanlarının da içerisinde yer aldığı bir ulusal birlik cephesi inşa etmelidir. Bu kapsamda Türk hükümeti, Hollanda Parlamentosuna en sert biçimde gereken cevabı gecikmeden vermelidir” dedi. 

Umut Oran, konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti: 

Milli meselelerde “milli tavrın” en temel ölçütü, eldeki tüm imkanların tam olarak kullanılıp kullanılmadığıdır. Dilinden “milli” sözünü düşürmeyen iktidar bloğu ise özellikle “uluslararası konularda” eldeki imkanları kullanmak yerine “meselelere partizanca yaklaşmakta ve her konuyu iç politika malzemesi” haline getirmektedir.

Seçmenler nezdinde belli bir karşılığı olduğu düşünülse de “milli konularda” sağa-sola “Eyyy!” diye ayar vermeye çalışmanın herhangi bir somut karşılığı yoktur. 

Son olarak Hollanda’nın sözde Ermeni soykırım yalanıyla ilgili tavrına karşı da sözlü karşı çıkışlarla değil hukukla, akılla ve doğru stratejiyle karşılık vermek gerekir. 

Hükümet AİHM’nin İsviçre-Perinçek Davasını Yeterince Kullanmıyor 

Özellikle ASALA terör örgütünün Türk Dışişleri mensuplarına yönelik saldırılarıyla beraber başlayan “sözde Ermeni soykırım yalanı” tüm batı aleminde Türkiye karşıtı bir propaganda kampanyasına dönüştürülmüş ve ulusal meclislerde “gerçek olmayanı tanıma” yönünde tamamen politik kararlar aldırılarak Türk Devletine ve Türk Milletine karşı ağır bir saldırı başlatılmıştır. 

Ancak ne yazık ki son 16 yıllık iktidar bloğu da dahil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu uluslararası kampanyaya karşı güçlü bir ulusal strateji oluşturamamış, yabancı ülkelerin kamuoyları yeterince bilgilendirilememiş ve sürekli olarak savunma pozisyonuna mahkum olunmuştur. 

Doğu Perinçek ve Talat Paşa Komitesi’nin İsviçre-Perinçek Davasında yürüttüğü önemli mücadele ise “sözde Ermeni soykırım yalanına” karşı kazanılan dünya çapında en önemli “hukuki zafer” olarak Türkiye Cumhuriyeti’ne avantaj kazandırmıştır. 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi aldığı bu kararla tüm dünya parlamentolarına “sözde soykırım” iddialarına siz değil “uluslararası mahkemeler” karar verir diyerek aslında tüm parlamento kararlarını “hükümsüz” ve “geçersiz” kılmıştır.

Ancak gelinen noktada AKP hükümetlerinin konuyu yeterince kavrayamadığı ve siyasi sebepler dolayısıyla Perinçek-İsviçre Davasını yeterince sahiplenemediği ve bu konuda TBMM’de ulusal bir mücadele birliğine önderlik edemediği görülmektedir. Hükümetin bu anlamda AİHM kararını tamamen benimsemesi ve “milli duruşa uygun olarak” bayraklaştırması aklın ve stratejinin gereğidir. 

Batı Parlamentoları Türkiye’deki iktidarın güçsüzlüğünden ve tutarsız dış politika stratejisinden faydalanıyor. 

Sözde soykırım iddialarının neredeyse birçok Avrupa parlamentosu tarafından hukuka aykırı olarak kabul edilmesinin bir diğer gerekçesiyse AKP hükümetlerinin çizdiği güçsüz ve tutarsız profildir. AKP’nin bağırıp çağırmak, hamaset yapmak ve aleyhte bile olsa dış gelişmeleri iç siyasete malzeme yapmak dışında hiçbir anlamlı tavır geliştiremeyeceğine inanan batılı devletler “sözde soykırımı” tanıma konusunda oldukça rahat davranmaktadır. Bu durum, AKP hükümetlerinin “hiçbir caydırıcılığının” kalmadığının açık göstergesidir. Ne yazık ki bu zihniyet iktidarda kaldığı sürece batılı devletlerin Türkiye’ye karşı tavrının değişmeyeceği de ortadadır.

AKP iktidarı dış politikayı iç siyasete alet etmeyi bırakmalıdır bu konuda partizanlığı terk ederek, TBMM içi ve dışındaki tüm partilerle birlikte, siyasetçilerin yanı sıra tarihçi, hukukçu ve bilim insanlarının da içerisinde yer aldığı bir ulusal birlik cephesi inşa etmelidir 

Hollanda Meclisinin haksız ve hukuksuz tavrı ne ilktir ne de son olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti, uluslararası yalanlara karşı eldeki tüm imkanları doğru zamanda ve doğru yerde kullanarak güçlü cevaplar verebilir. Bu anlamda Türkiye Cumhuriyeti, AKP’nin partizanca yaklaşımından kurtarılmalı ve “milli konularda milli duruş” sergilenmelidir. Gelinen noktada hiçbir komplekse kapılmadan Perinçek-İsviçre Davasını sahiplenmek, bu davada Türk Milletine zafer kazandıran hukukçulardan, tarihçilerden ve aydınlardan yararlanmak, AİHM’nin bağlayıcı kararını tüm dünyaya ve kamuoylarına ulaştırmak ve en önemlisi “sürekli savunma psikolojisinden” çıkılarak haklı olduğumuz bu milli davada “ön alıcı” hamleler yapmak zorunludur. Bu kapsamda Türk hükümeti, Hollanda Parlamentosuna en sert biçimde gereken cevabı gecikmeden vermelidir.

Zira Türk Milletinin geçmişinde hiçbir şekilde “soykırım yoktur”, bu nedenle “sözde soykırım yalanına” karşı mücadele etmek aynı zamanda insanlık, hak, hukuk ve adalet için de mücadele etmek demektir.