Yazılar

İşte Pandemi Çöküşünü Önleyecek Yol Haritası



CUMHURBAŞKANI, BAKANLAR VE MİLLETVEKİLLERİ NİSAN AYI MAAŞLARINI SALGIN FONU’NA AKTARARAK TOPLUMA ÖRNEK OLMALI.

SALGINLA MÜCADELEDE TAM KATILIMLI ORTAK AKIL ŞART

ÜLKE ÇAPINDA KARANTİNA ARTIK KAÇINILMAZ

Corona salgınının mücadelesinde ortak akıl işletilmeden başarı sağlanamayacağını vurgulayan Umut Oran, Salgınla Mücadele Fonu oluşturulması gerektiğini ve bunun için hükümetin görmediği 100 milyar TL’lik paranın bütçede hazır olduğunu bildirdi. Pandemi Türkiye’de pik noktasına geldiği için bu haftanın çok önemli olduğunu vurgulayan Umut Oran, “Cumhurbaşkanı, bakanlar ve milletvekilleri nisan ayı maaşlarını Salgın Fonu’na aktararak topluma örnek olmalı” dedi. 31 Mart’ta şirketlerin ödemesi gereken SGK primlerinin acilen ertelenmesi gerektiğine işaret eden Umut Oran, ayrıntılı çalışmasında hükümete şu saptama ve önerilerde bulundu:

·       Bugüne kadarki süreçte hükümet ortak akılı çalıştırmadığı ve birlikte hareket edilmediği için önemli hatalar yapıldı.

·       Mücadelede geç kalınmış da olsa, tam katılımla Türkiye olarak büyük bir organizasyonu gerçekleştirmek ve akılcı bir planlamayla etkili önlemleri zaman yitirmeden uygulamaya koymak zorundayız.

·       Sağlık Bakanlığı, diğer bakanlıklar ve kamu kurumları, TTB, üniversite ve sektör temsilcilerinden oluşan bir “Salgınla Mücadele Kurulu” ve faaliyetlerin finansmanı için bir “Salgınla Mücadele Fonu” oluşturmalı.

·       Acil ve hayati olmayan kamu yatırımları ile mal ve hizmet alımları ertelenmeli, bunlara ayrılan ödenekler Fon’a aktarılmalı. Kamuda temsil, ağırlama, tören gibi tüm harcamalardan vazgeçilmeli, israftan kaçınılmalı, örtülü ödenek kullanımı minimuma indirilmeli, tüm alanlarda tasarrufa gidilmeli.

·       Cumhurbaşkanı, bakanlar ve milletvekilleri nisan ayı maaşlarını Salgın Fonu’na aktararak topluma örnek olmalı.

·       31 Mart’ta ödenmesi gereken Şubat 2020 dönemine ait işçi ve işveren SGK primleri en az 6 ay ertelenmelidir.

·       Vatandaşın ‘evdekal’ması için internet ücretsiz olsun, kotalar artırılsın, EBA TV bağlantısı kotayı düşürmesin 

Tüm dünya gibi ülkemiz de olağan dışı günler yaşıyor. Çin’de ortaya çıkan ve tüm dünyaya yayılan yeni tip Corona virüsü (Covid 19), tüm ülkeler gibi bizi de olumsuz etkiliyor. Salgın, hem insan sağlığı ve yaşamını hem de ulusal ve küresel ekonomik, ticari ilişkileri tehdit ediyor. Maalesef dünyayı corona salgını sonrası yeni bir salgın daha bekliyor: İşsizlik salgını. 1929 buhranından daha yıkıcı bir ekonomik kriz uyarısı yapılırken, Uluslararası Çalışma Örgütü, önlem alınmadığı takdirde tüm dünyada 25 milyon insanın işini kaybedeceğini bildirdi. Bunun Türkiye’ye yansıması da olacak ve hükümet işten çıkarmaları önleyecek mekanizmayı kurup desteği sağlayamazsa ülkemizde maalesef 1 milyon vatandaşımız daha işsiz kalacak.

ÜLKE ÇAPINDA KARANTİNA ARTIK KAÇINILMAZ

Ülkemizde 11 Mart’ta açıklanan ilk Corona vakasının ve 16 Mart’ta yaşanan “Corona’dan ilk ölüm” olayının ardından 28 Mart itibariyle açıklanan verilere göre toplam doğrulanmış vaka sayısı 10 bin kişiye yaklaşırken 108 kişi ise yaşamını yitirdi. Bilim insanları COVİD19 virüsünün yol açtığı ölümlerin ve bulaşıcılığın bu hafta pik yapabileceği uyarısı karşısında artık hükümet cesur davranarak YURT GENELİNDE KARANTİNA kararını almalıdır. 65 yaş ve üstündeki vatandaşlarımızın oranı nüfusun yüzde 8,5’ini oluşturması karşısında sorumluluk sadece onların omuzlarına yıkılamaz. Bu sebeple 30 Mart-6 Nisan arasında sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi artık kaçınılmazdır, yoksa ABD’nin İtalya’nın gecikme nedeniyle yaşadığı acı tecrübe bizim hükümetin de siciline, tarihe kara bir dönem olarak geçecektir!

Salgınla mücadele; sadece ilgili bakanı ya da siyasi iktidarı değil; tüm kurum, kuruluş, parti ve bireyleriyle 83 milyonu ilgilendiren, katılımcılık ve ortak akılla hayata geçirilecek bir konudur. Bugüne kadar olan süreçte bu anlayışla hareket edilmediği için önemli ihmaller, yanlışlar yaşandı. Tehlikenin boyutunu zamanında kavrayarak etkili idari, bilimsel, toplumsal organizasyona gidilemedi, mücadele adeta salt Sağlık Bakanı’nın üzerine yıkılırken konuya, Bakanın mücadelede “başarılı” olup olmadığı şeklinde bakıldı. Bu yaklaşım yüzünden ciddi eksikler, hatalar ve sorunlar yaşandı. Diyanet İşleri Başkanlığı, dünyada salgın hızla yayılırken 21 bin kişiye Umre izni verdi. Dönüşte bu kişileri sınırda karşılayıp karantinaya almak yerine, ülke içine dağılmalarına yol açtılar. Sonra kamuoyu baskısıyla bu kişilerden sadece 6 bini yurtlara yerleştirilerek  kontrol altına alınabildi. 

Virüs yayılımına karşı insanlara iktidar tarafından “evden çıkma” denirken, açıklanan pakette uçak biletinde vergiyi aşağı çekme, konaklama vergisini erteleme, konut alımlarında peşinatı indirme gibi anlamsız önlemlere yer verildi. Salgınla mücadelede başarı için ilk günlerde daha çok test yapılması gerekirken, test sayısı hemen artırılamadı. 

Çok köklü siyasal, sosyal süreçlere yol açan Büyük Veba Salgınından sonraki en büyük küresel felaketi yaşadığımız için bu salgına karşı ortak akılla ve bilimsel yöntemlerle küresel mücadele gerekmektedir.

Suriyeliye 40 milyar dolar harcandıysa vatandaşına da vereceksin!

Mücadelede geç kalınmış da olsa, tam katılımla Türkiye olarak büyük bir organizasyonu gerçekleştirmek ve akılcı bir planlamayla etkili önlemleri zaman yitirmeden uygulamaya koymak zorundayız. Ancak Cumhurbaşkanı ve kabinesinin salgın ile ilgili sürekli olarak çelişkili kararlar aldıkları, işin ekonomik yıkım boyutunu önlemek için gerekli ciddi yaklaşımı sergilemediği görülmektedir. Türkiye sadece, doğrudan olmasa bile dolaylı olarak ancak 100 milyar TL’ye (15 milyar dolar) ulaşacağı öne sürülen bir paketten, yani bütçesinin sadece yüzde 10’undan söz ediyor. ABD, Kanada, Almanya ve Fransa ise 107 milyar dolar ile 2,2 trilyon dolar gibi akıl almaz meblağları vatandaşın hizmetine sunarak, onların geçim derdini düşünmeden gönül rahatlığıyla evde kalmalarını sağlamaya çalışıyor. 

9 yılda Suriyeli için 40 milyar dolar harcamakla övünen hükümetin, tüm gelişmiş büyük ülkelerin yaptığı gibi böylesi bir pandemi döneminde kendi vatandaşını; çalışan, çalışmayan, emekli, sokakta yaşayan , işten çıkarılan ayrımı yapmaksızın, sahip çıkarak en azından 3 ay boyunca asgari ücret düzeyinde desteklemesi gerekmektedir. Bu süreçte Türkiye’yi pandemi çöküşünden kurtaracak acil adımlar şunlardır: 

·       Ekonomik ve Sosyal Konsey tam katılımla toplanarak, bir Salgınla Mücadele Yol Haritası oluşturulmalı.

·       Yürütülecek çalışmaları planlama, sevk ve idare ile görevli; Sağlık Bakanı başkanlığında Sağlık Bakanlığı, ilgili diğer bakanlıklar ve kamu kurumları, Türk Tabipleri Birliği, üniversite ve sektör temsilcilerinden oluşan bir Salgınla Mücadele Kurulu kurulmalı.

·       Salgınla mücadele kapsamındaki faaliyetlerin finansmanında kullanılmak üzere bir Salgınla Mücadele Fonu oluşturulmalı. 

·       Doğrudan salgınla mücadele kapsamında gerekli acil sağlık yatırımları başta olmak üzere 2020 yılına ilişkin tüm kamu yatırımları gözden geçirilerek acil ve hayati olanlar dışındakiler ötelenmeli, ertelenen yatırımlar için ayrılan ödenekler, doğrudan salgınla mücadele için oluşturulan Fon’a aktarılmalı. 

·       Mevcut 589 milletvekili ve Sağlık Bakanı dışında kalan bakanlar ile Cumhurbaşkanı’nın Nisan ayı maaşlarını bu Fon’a bağışlamaları da toplumda bu yönde bir duyarlılık yaratacaktır. 

·       1 trilyon lirayı aşan 2020 bütçesinde Sağlık Bakanlığı dışındaki kurumların ödeneklerinden yüzde 10 kesintiyle ilk etapta yaklaşık 100 milyar lira büyüklüğünde bir fon oluşturulabilir. Bunun da büyük bölümü bütçede “Sermaye Giderleri” ve “Sermaye Transferleri” kalemlerinde gözüken toplam 63 milyar liralık yatırım ödeneklerinden ilgili projelerin ötelenmesi ile tesis edilebilir.

·       2020 bütçesinde 75 milyar lira olarak öngörülen “Mal ve Hizmet Alımları” kaleminde; sağlık için alımlar dışındakilerden acil olmayanların ertelenmesi yoluyla 30-40 milyar liralık bir kaynak Fon’a tahsis edilebilir. 

·       Kamuda tören, temsil, ağırlama, tefriş malzemesi alımı ve tüm lüks harcamalardan vazgeçilmeli, israftan kaçınılmalı, örtülü ödenek kullanımı minimuma indirilmeli, tüm alanlarda tasarrufa gidilmeli.

·       Bütçe ödeneklerinin kaynağı esas olarak toplanacak vergi gelirleri olması, bu süreçte üretime, ticari faaliyete ara veren, kapanan işletmeler, daralacak ekonomik faaliyet hacmi ve zor durumdaki işletmelere sağlanacak vergi ertelemeleri dolayısıyla kamu gelirlerinde yaşanacak kayıplar nedeniyle, Fon’a özel kişi ve kuruluşlardan, STK ve TOBB, TÜSİAD, MÜSİAD gibi meslek kuruluşlarından katkı payı alınmalı, gönüllü bağışlar özendirilmeli.

·       Gerekirse Fon’u takviye amacıyla uzun vadeli, uygun faizli devlet iç borçlanma senetleri ihracına gidilmeli, Fon’un hacmini büyütmek için başka etkili yollar aranmalı.

·       Sağlık ordusu sayıca tahkim edilmeli, askeri hastaneler yeniden açılmalı, siyasi nedenlerle görevden uzaklaştırılan ve haklarında takipsizlik kararı verilmiş olan kamu sağlık personeli işe iade edilmeli.

·       Fon, salgınla mücadele kapsamında test, tanı, tedavi, ilaç, aşı vd sağlık araç gereci ve sarf malzemelerinin üretimi ve temininde kullanılmalı. Salgınla ilgili diğer sosyal organizasyonların giderleri ile bu süreçte işsiz, gelirsiz kalacak yurttaşlara yapılacak ayni ve nakdi yardımlar da bu Fon’dan karşılanmalı.

·       İşsizlik Sigortası Fonu’nun tüm birikimi, Fon’la koordineli biçimde, bu süreçte işini kaybedenlere yapılacak ödemeler için kullanılmalı. 

·       31 Mart’ta ödenmesi gereken Şubat 2020 dönemine ait işçi ve işveren SGK primleri en az 6 ay ertelenmelidir.

·       Temel gıdada yüzde 8, temizlik maddesinde yüzde 18 olan KDV 2020 yılı sonuna kadar kaldırılmalı, bu mümkün değilse en azından kesinlikle Nisan, Mayıs, Haziran aylarında bu oranlar sıfırlanmalıdır.

·       Vatandaşı evde tutabilmek için internet sağlayıcılarının tarife ücretlerini yarı fiyata çekmesi, abonelere tanıdıkları kotaları  ücretsiz olarak bir üst kademeye artırmalıdır. 

·       Milyonlarca öğrencimiz ve öğretmenimiz EBA TV ile eğitim uzaktan yaparak, internet kotalarını çabucak tüketmeye başladılar. Aylarca süreceği anlaşılan bu tablonun mali yükünü hafifletmek için EBA TV için yapılan internet bağlantıları nedeniyle abonelerin-ailelerin kotalarında eksilmeye yol açmayacak destek sağlanmalı.

·       Özel şirketlerin sahip olduğu internet sağlayıcılarla bu teşvikler sağlanamazsa Devlete ait olan TÜRKSAT’ın abone kotalarını artırarak, okullara ara verilen süre boyunca ücret almadan hizmet sunması sağlanmalıdır.

·       İnsanlar eve kapandığı internet dışında elektrik ve su tüketimleri de artmaktadır. Elektriğe üç ay zam yapmamak yetmez, madem ki tüm dünyada elektrik fiyatları düşüyor elektrik üretim-ağıtım şirketleri de elini taşın altına koyarak fiyatları düşürmek zorundadır. Elektrik, gaz, su, telefon, internet gibi temel tüketim mal ve hizmetlerinde KDV, ÖTV, ÖİV gibi dolaylı vergi oranları minimuma indirilmeli; hastalık ya da işsiz, gelirsiz kalma nedeniyle bu tüketimlerinin bedellerini ödeme gücü olmayanların tüketim bedelleri Fon’dan karşılanmalı.

·       Belediyeler, hastalıktan etkilenmiş ya da işsiz kalmış yurttaşların su tüketim bedellerini en az 6 ay süreyle almamalı. Benzeri biçimde Ankara Büyükşehir Belediyemizin yaptığı güzel uygulama diğer belediyelerde de örnek olmalı ve su faturasının 3-4 ay ertelenmesi, bu süreçte suya zam yapılmaması tüm Türkiye’de güvence altına alınmalı.

·       Bankalar, tüm tüketici, konut ve taşıt kredileri ile ticari kredileri; toplam vade (ay) sayısı ve faiz, taksit koşulları değişmeden ötelemeli, borçlulara ileride ödemelerini kaldığı yerden devam edecek şekilde 6 aylık bir “ödemesiz dönem” sağlanmalı.

·       KOBİ’lerin, çiftçilerin devlete olan kredi borçlarının geri ödemeleri, normal döneme geçilene kadar dondurulmalı.

·       Yol, köprü, havaalanı, şehir hastanesi gibi Yap-İşlet-Devret projeleri kapsamında verilen geçiş, hasta, yolcu vb. taahhütleri kapsamında girişimcilere kamu tarafından yapılan ödemeler, ilgili sözleşmelerde tadilata gidilerek “mücbir” sebep dolayısıyla iptal edilmeli. En azından 2020 yılında yapılacak ödemelerin ekstra yük getirmeden 2021 yılına ötelenmesi sağlanmalı. 

·       Petrol fiyatlarında uluslararası piyasalarda yıllık ortalama 35-45 dolar olması beklenen ham petrol fiyatı yaşanan şokla 20 dolar düşmesi sayesinde Türkiye’nin enerji ithalatı faturasını yaklaşık 12 milyar dolar aşağı çekeceği için bu rahatlama payı, Salgınla Mücadele Fonu’na aktarılmalı. 

·       Covid19 tanısı için Türkiye’de de kit üretimi yapıldığı belirtilmesine karşın test yapılan vatandaş sayısının elli bine dahi ulaşamamış olması kafaları karıştırmaktadır. O nedenle Türkiye’de hangi firmaların günlük ne kadar üretim yaptığı ve bunların hangi illere hangi planlamayla gönderildiği, Çin’den gelen test kitleri sayısıyla birlikte günlük olarak açıklanması mücadeleye duyulan güvenin artmasını sağlayacaktır. 

·       Salgın sonrasında tüm dünyada denklem değiştiği için yepyeni bir kalkınma planı hazırlanmalı. Hatta 12. Kalkınma Planı bu kez 2020-2030 dönemini kapsayan 10 yıllık plan şeklinde hazırlanmalı. Çünkü pandemi sonrasında küresel mal ticareti sekteye uğrayacak, ardından küresel birikim krizi ve küresel göç hareketlerinin gelmesi de bekleniyor.

·       10 yıllık yeni kalkınma planında yüksek teknoloji üretimi, kuantum mekaniği, nano teknoloji, uzay araştırmaları, ARGE, girişimcilik, yenilikçilik, yaratıcılık ve dijital dönüşüme çok büyük başlık açılması gerekmektedir. Bu amaçla yurt içi ve yurt dışındaki bütün bilim insanlarımızı Bilim Kurulu çatısı altında toplanmalıdır. Yeni planla birlikte Türkiye artık bilgi toplumuna geçişi sağlamalıdır. Çünkü corona krizi sonrasında eğitimden sağlığa, iş hayatından ulaşıma, adaletten güvenliğe dijital bir dünya bizi beklemektedir.

·       Yeni planda akıllı bilimsel tarıma da büyük başlık açılmalıdır, çünkü gıda artık stratejik bir ürün olacaktır, aksi takdirde samanı bile ithal eden Türkiye asla yarınlara güvenle bakamayacaktır. Tarım konusu acilen ele alınmalı çünkü nisan-mayıs ayında yapılacak plan dahilinde çiftçinin 1,5 milyar sebze fidesini toprakla buluşturması sağlanamazsa, bu kez yaz aylarından itibaren ülkemizde temel gıdaya ucuz ve güvenli şekilde ulaşma imkanı kalmayacak, açlık krizi tehlikesi ortaya çıkacaktır.

İŞTE-PANDEMİ-ÇÖKÜŞÜNÜ-ÖNLEYECEK-YOL-HARİTASI-1

Dünya İnsan Hakları Günü



İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne göre “bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar.” Ve “Yaşamak, hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır. Hiç kimse kölelik veya kulluk altında bulundurulamaz; kölelik ve köle ticareti her türlü şekliyle yasaktır.”şeklinde devam etmektedir. Ancak ne ilginçtir ki Libya’da “köle pazarları” kurulmaktadır ve dünyanın dört bir yanındaki insanlar sadece dinleri, renkleri ya da düşünceleri sebebiyle yok edilmektedirler. Myanmar’da Müslümanlar yaşama tutunmaya çalışırken Suriye, İran, Somali, Libya, Sudan ve Yemen vatandaşları başka tabiiyete sahip insanların aksine şayet çok yakın akrabalarının daveti yoksa ABD’ye giriş yapamamaktadır. Yani bir anlamda kategorik “eşit olmayanlar kümesi”, hükümetler eliyle oluşturulmaktadır.

Ancak ne yazık ki “eşit olmayanlar” kümesi başka alanlarda da mevcuttur. Örneğin dünyanın en zengin 8 ailesi, dünya nüfusunun yarısının yani 3,6 milyar insanın toplam malvarlığından daha fazla varlığa sahiptir. İnsanlığın Mars’a turistik gezi planları yaptığı bugünlerde okuma yazma bilmeyen insan sayısının yaklaşık 758 milyon olması ve bunların da 3’te 2’sinin kadınlardan oluşması da herhalde “herkesin eşit olduğu” şeklinde yorumlanamaz.

O halde “eşitlik ve adalet” kavramlarıyla desteklenmediği müddetçe “İnsan Haklarından” söz etmek, sıradan insanın sorunlarına çözüm oluşturamamaktadır. İnsanlığı bir ileri seviyeye çıkaracak olan şey kâğıt üzerinde “hak” tanımları yapmak ve bunu yeterli görmek değil, “eşitsizliklerin her türüyle” istisnasız olarak mücadele etmek, ekonomik ve sosyal hakları da “temel insan hakkı” olarak görmek ve sadece “insan olmak” sebebiyle tüm insanların yeterli düzeyde beslenme, eğitim alma, iş ve aile sahibi olma, barış ve huzur içinde yaşama hakkını evrensel düzeyde savunmaktır. Aksi durumda aynen bugün yaşandığı gibi “İnsan Hakları Günü’nde” dahi “eşitsizlikler” köleliği, “adaletsizlikler” de modern kölelik formlarını beslemeye devam edecektir.

Bu itibarla, İnsan Hakları Günü’nün dünyanın her yerinde ve herkes için “ortak bayram günü” olarak kutlanacağı günlerin gelmesini diliyor, bu hedefe de ancak “örgütlü mücadeleyle” ulaşılabileceğini bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

İşte Küresel Eşitsizliği Bitirecek Çözüm Önerileri



Eski Cumhurbaşkanları, Başbakanlar Sosyalist Enternasyonal çatısı altında buluşarak dünya ekonomisindeki eşitsizliğe son vermek için küresel bir eylem planı hazırlığına girişti. 

Brüksel’de ilk toplantısını yapan Eşitsizlik Komisyonu bir dizi tavsiye kararları aldı, işte onlardan birkaçı: 

“Vergi cennetlerine son verilmeli, artan oranlı vergi sistemi uygulanmalı, sermaye üzerindeki vergi ücretlerden daha fazla oranda uygulanmalı, refahın bir ölçütü olarak GSYH ve Gini katsayısı arasında bir bağ oluşturmak, eşitsizliği azaltmada eğitimin yaygınlaşması çok önemli, toplumsal cinsiyet, milliyet ve etnik kökene dayalı ayrımcılığa son vermek, ekonomik adaleti emisyonlardaki düşüşle ilişkilendirmek, yolsuzlukla mücadeleyi arttırmak, asgari ücreti ortalama gelirle ilişkilendirmek.” 

Sosyalist Enternasyonal (SE) Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, eski Cumhurbaşkanları, Başbakanlar ve Bakanların Sosyalist Enternasyonal çatısı altında buluşarak dünya ekonomisindeki eşitsizliğe son vermek için küresel bir eylem planı hazırlığına giriştiğini duyurdu. Brüksel’de ilk toplantısını yapan Eşitsizlik Komisyonu’nun bir dizi tavsiye kararları aldığın belirten Umut Oran, dünya ekonomisindeki eşitsizliğe son vermek için; “Vergi cennetlerine son verilmeli, artan oranlı vergi sistemi uygulanmalı, sermaye üzerindeki vergi ücretlerden daha fazla oranda uygulanmalı, refahın bir ölçütü olarak GSYH ve Gini katsayısı arasında bir bağ oluşturmak, eşitsizliği azaltmada eğitimin yaygınlaşması çok önemli, toplumsal cinsiyet, milliyet ve etnik kökene dayalı ayrımcılığa son vermek, ekonomik adaleti emisyonlardaki düşüşle ilişkilendirmek, yolsuzlukla mücadeleyi arttırmak, asgari ücreti ortalama gelirle ilişkilendirmek” gibi önerilerin yaşama geçirilmesi gerektiğini bildirdi.

Sosyalist Enternasyonal Eşitsizlik Komisyonu ilk toplantısını 3-4 Haziran 2016 tarihlerinde Brüksel’de Belçika Sosyalist Parti’nin (PS) ev sahipliğinde gerçekleştirdi. SE tarafından, dünya ekonomisindeki eşitsizliğe son vermek amacıyla yeni fikirlerin, inovatif kavram ve politikaların geliştirilmesi için kurulan bu komisyonda, hükümetlerin birikmiş deneyimlerinden yararlanmak için tüm kıtalardan, mevcut ve eski devlet ve hükümet başkanları ve diğer liderler komisyon üyesi olarak görev yaptı.

ESKİ CUMHURBAŞKANI, BAŞBAKAN VE BAKANLAR KATILDI

Brüksel’deki toplantıya katılan isimler şunlar:

Belçika eski Başbakanı ve SE Başkan Yardımcısı, ev sahibi olan siyasi partinin lideri ve Komisyon başkanı, Elio Di Rupo; SE Başkanı ve Yunanistan eski Başbakanı, George Papandreou; SE Genel Sekreteri, Luis Ayala ve Komisyon üyeleri: Kosta Rika Cumhuriyeti eski Cumhurbaşkanı Laura Chinchilla; Finlandiya eski Başbakan Yardımcısı, eski Maliye Bakanı ve eski Meclis Başkanı ve SE Başkan Yardımcısı, Eero Heinäluoma; Şili Cumhuriyeti eski Cumhurbaşkanı Ricardo Lagos; Moldova Cumhuriyeti eski Cumhurbaşkanı, eski Ekonomi Bakanı, Moldova Demokrat Parti Lideri (PDM) ve SE Başkan Yardımcısı Marian Lupu; Harvard Üniversitesi Ekonomi ve Kamu Politikaları Profesörü, Senatör Kennedy’nin eski danışmanı, Amerikalılar için Demokratik Eylem’in (ADA) eski Başkanı, ABD Demokrat Parti üyesi Richard Parker; Hindistan eski Dışişleri ve Ticaret Bakanı, Hindistan Ulusal Kongresi Başkan Yardımcısı, Hindistan Parlementosu INC meclis grubu Başkan Yardımcısı Anand Sharma; Komisyon üyesi Nijer Cumhurbaşkanı Sn.Mahamadou Issoufou adına katılan Nijer İçişleri Bakanı ve Nijer Demokrasi ve Sosyalizm Partisi (PNDS) Başkanı Mohamed Bazoum ve Komisyon üyesi Afrika Birliği Komisyonu Başkanı Nkosazana Dlamini-Zuma adına katılan  Afrika Birliği temsilcisi Ajay Bramdeo. Komisyonda Pakistan eski Finans Bakanı, Pakistan Halk Partisi (PPP) Senatörü ve Pakistan Senatosu Mali İşler Komitesi Başkanı Saleem Mandviwalla da yer almıştır.

KOMİSYON NE İÇİN KURULDU?

İki gün süren toplantıda katılımcılar, demokrasiyi, toplumları ve ortak geleceği baltalayan en önemli konulardan birinin eşitsizlik olduğu ve komisyonun ana hedefinin, eşitsizliği azaltmak amacıyla sosyal demokratik hareketin atabileceği somut adımları belirlemek olduğu konusunda mutabakat sağladılar. Birinci toplantıda, katılımcılar, eşitsizlik konusunda birbiriyle ilişkili kavramları saptarken, dünya üzerindeki toplumlar, ülkeler ve bölgeler içerisindeki ve arasındaki artan ekonomik eşitsizlikle yüzleşmek ve bu gidişatı tersine çevirmek için küresel seviyede eş güdümlü bir yaklaşım gerektiğinin altını çizdiler.

Komisyon bir sonraki toplantısını, Nijer Cumhurbaşkanı, komisyon üyesi Mahamadou Issoufou’nun daveti üzerine, Eylül ayının ilk yarısında Nijer’in başkenti Niamey’de yapma kararı alırken, ikinci toplantıda bu konuların derinine inerek tartışmalara devam edilirken, eşitsizlik konulu kapsamlı bir raporun hazırlanması hedefleniyor

İŞTE EŞİTSİZLİĞİ YOK EDECEK ÖNERİLER

Brüksel’deki toplantıda komisyon üyelerinin eşitsizliği azaltmak için üzerinde mutabakata vardığı bir dizi temel politika şöyle sıralandı:

“Vergi cenneti niteliğindeki ülkelerin bu durumlarına son vermek, artan oranlı vergi sistemi uygulamak, mümkün olduğu hallerde, sermaye üzerindeki verginin ücretlerden daha fazla oranda uygulanmasının yollarını aramak, refahın bir ölçütü olarak GSYH ve Gini katsayısı arasında bir bağ oluşturmak, eşitsizliği azaltmada eğitimin ne kadar önemli bir ön koşul olduğunu bir kez daha teyit etmek, toplumsal cinsiyet, milliyet ve etnik kökene dayalı ayrımcılığa son vermek, günümüz gerçeklerini yansıtmaları için uluslararası kurumlarda reform gerçekleştirmek, ekonomik adaleti iklim adaletiyle ve emisyonlardaki düşüşle ilişkilendirmek, yolsuzlukla mücadeleyi arttırmak, asgari ücreti ortalama gelirle ilişkilendirmek ve eşitsizliği azaltmada gerekli olan istikrarı sağlamak için çatışmaların çözümü konusunda çalışmalara devam etmek mutabık kalınan politikalar arasındadır.”

EĞİTİM ŞART!

Eşitsizlik Komisyonu’nun hazırladığı sonuç metnini diğer ayrıntıları ise şöyle:

“Katılımcılar, eğitime erişimin, gelecek nesillerde eşitsizliğin azaltılması için güçlü bir araç olduğu fikrine oybirliğiyle destek vermiştir. Eşitsizliğin azaltılması için, gelişmiş ülkelerde giderek daha çok tehdit altında olan bedelsiz eğitimi korumak ve başta toplumdaki en fakir kesim ve kız çocuklar olmak üzere geçmişte eğitimden yoksun bırakılmış kişilere odaklanarak, gelişmekte olan ülkelerde eğitimi yaygınlaştırmak için daha fazla çaba sarf etmek gerekmektedir. Ancak, komisyon üyeleri, birçok ülkede genç neslin geçmişten günümüze en fazla eğitim almış nesil olduğunu kaydederken, anlamlı ve güvenli istihdam olanaklarının az olmasından dolayı bu kişilerin halen daha zorluk çektiğini ifade etmiştir. Herkes için eğitim, daha eşit bir toplum için bir ön koşuldur; ancak eşitsizliğin her sebebine çare olamaz.

İŞÇİ HAKLARININ KÖTÜLEŞMESİ KÜRESEL SORUN !

Bu bağlamda, çalışabilecek ve nitelikli bir sürü kişinin çalışma fırsatından mahrum kalmasına yol açan bu istihdamsız büyüme eğiliminin yaygınlaşması konusundaki endişeler dile getirilmiştir.  İstihdam konusundaki tartışmalarda, eşitsizlikle son derece ilişkili olan ticaret ve işçi hakları da ele alınmıştır. İşçi haklarının giderek kötüleşmesi, küresel eşitsizliğin ana nedenidir. Dolayısıyla, işçi haklarına ilişkin temel standartlar ticaret antlaşmalarında yer almalıdır; böylece demokratik hükümetler, çalışma koşullarının kötüleşmesine neden olan büyük çok uluslu şirketlerin, ekonomik güçlerini kullanarak kendilerini etkilemelerine izin vermeyecektir.

  1. yüzyılın en önemli iki konusu olan, iklim değişikliğiyle mücadele ve eşitsizlikle mücadele arasında son derece açık bir bağ vardır. Dünya ekonomisindeki eşitsizlikler, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki kişi başına düşen emisyon miktarları ve ülkelerin tarihsel emisyon sorumluluklarında da görülmektedir. İklim değişikliği müzakerelerinde kabul görmüş bir ilke olan ortak ancak farklı sorumluluklarımız olması yaklaşımı, eşitsizlikle mücadelede de benimsenebilir. Dünyanın her yerinde, eşitsizlikle mücadele için adımlar atılmalıdır; ancak ekonomik kalkınmanın farklı başlangıç seviyeleri ve safhalarından dolayı, bu adımların tam olarak ne olacağı değişiklik arz etmektedir.

SİHİRLİ TEK BİR FORMÜL YOK!

En önemli tartışma konularından biri, eşitsizlikle mücadelede gerekli olan farklı yaklaşımlardır. Bu bağlamda, katılımcılar, ülkelerine ve bölgelerine ilişkin en acil müdahale gerektiren konularla ilgili yerel tespitleri aktarmıştır. Bu tartışma açıkça komisyon üyelerinin çeşitlilik arz etmesinin ne kadar önemli olduğunu ve bu durumun komisyonu güçlendirdiğini gözler önüne sermiştir. Eşitsizlikle mücadelede, herkese uygun tek bir çözümün olamayacağı vurgusu yapılmıştır; dolayısıyla, Komisyon’un sonuç kararları, farklı kıtalarda farklı zorlukların olduğunu dikkate almalıdır.

SERMAYE ÜZERİNDEKİ VERGİ ARTIRILMALI

AB ve ABD’den gelen katılımcılar, resesyon dönemi sonrasındaki büyümenin orantısız bir şekilde zaten varlıklı kesimin elinde birikmesi sonucunda büyük resesyonun eşitlik seviyeleri üzerinde yarattığı etkilere dikkat çekti. Dünyadaki refahın en zengin %1’in elinde olması, hem bölgesel hem de küresel düzeyde halen devam eden bir sorundur. Birçok mevzuat gereği halihazırda daha düşük uygulanan sermaye üzerindeki vergileri artırmanın yollarını bulmak, bu adaletsizliğin giderilmesi için ifade edilen önerilerden biriydi.

LATİN AMERİKA’DA 20 BİN DOLAR GELİR SINIRI ÖNEMLİ

Latin Amerika’da, ekonomik kalkınma ve ortalama gelirin artışına rağmen, eşitsizlik, anlamlı oranda düşürülemediği için, halen çok önemli bir sorundur. Bu durum, ekonomilerin başarısını tayin etmede kişi başına düşen GSYH gibi birçok göstergeye neden bu kadar çok önem verildiğini komisyon üyelerinin dikkatine sunmuştur. Kişi başına düşen yıllık gelir 20.000$ sınırını aştığında, ekonomik eşitlik seviyesi ve genel refah arasında, toplam gelir ve refah arasında olduğundan daha güçlü bir korelasyon oluşmaktadır. Bu da komisyonun gelir dağılımını kalkınmanın bir ölçütü olarak göstermek için Gini katsayısına daha fazla önem verilmesini desteklemesinin ardındaki etkenlerden biriydi.

ASYA’DA GIDA GÜVENLİĞİ VE SAĞLIK

Ekonomik adalet kavramı, bilhassa dünya nüfusunun %60’nın yaşadığı ve kalkınmanın yoksulluğu azaltmada en önemli araç olduğu Asya ve diğer gelişmekte olan ülkeler için hayati bir ilkedir. Bu bağlamda, eşitsizliğin azaltılması için gelirlerin arttırılması ilk olarak atılması gereken çok önemli bir adımdır. Bununla birlikte, katılımcılar, eşitsizliğin yalnızca bir gelir sorunu değil aynı zamanda gıda güvenliği, sağlık ve eğitim hizmetlerinin arzıyla da son derece ilişkili bir sorun olduğunun altını çizmiştir.

AFRİKA’DA ÇATIŞMA VE GÜVENSİZLİK

Afrika’dan katılan komisyon üyeleri, çatışma, güvensizlik ve eşitsizlik arasındaki ilişkiyi gündeme getirmiştir. Uluslararası seviyedeki eşitsizlik, çatışmaların kaynağı olan yoksulluğu alevlendirmektedir. Güvenliğin olmaması, demokratik hükümetlerin eşitsizliği azaltacak politikaları uygulama çabalarını da baltalamaktadır. Bilhassa Afrika’daki Sahel bölgesinde bu durumun çok vahim olduğu ifade edilmiştir. “