Yazılar

CHP Kurultayının Seçim Dışında Bir Gündemi Olmayacak Mı?



“Halksız, Üyesiz, Örgütsüz, “İktidar Kurultayı” Olmaz”

“Sadece Yönetici Seçimi İçin Toplanan Kurultaydan İktidar Çıkmaz”

CHP’li Umut Oran, CHP’nin 37. Olağan Kurultayı’nın pandemi sürecinde, seyircisiz ve parti örgütlerinin katılamayacağı bir düzen içerisinde kapalı salonda, sadece Genel Başkan ve PM seçimi gündemiyle toplanacak olmasını eleştirdi. “CHP kurultayının seçim dışında bir gündemi olmayacak mı?” diye soran Umut Oran, “Halksız, üyesiz, örgütsüz, ‘iktidar kurultayı’ olmaz. Sadece yönetici seçimi için toplanan kurultaydan iktidar çıkmaz” dedi. 

Kurultay delegeliği gibi çok önemli bir makamın bu yanlış düzen yüzünden 2 yılda bir Ankara’da oy kullanan ve başka hiçbir konuda fikri sorulmayan bir üye noktasına düşürüldüğünü vurgulayan Umut Oran, “Parti tabanında yükselen tepkiler büyüyerek devam etmektedir. Rejimin bile değiştiği bir ortamda tüm ömrünü CHP’ye vermiş pek çok insan umudunu kaybederek partiyle 1999’da olduğu gibi hesaplaşmak istemektedir” uyarısında da bulundu. 

Umut Oran, “Bunca yaşanan soruna ve ulusal, küresel çaptaki krizlere rağmen CHP Kurultayı’nı sadece seçim gündemiyle ve kimsenin katkı sağlamasına imkân vermeden toplamak, daha büyük sorunların ortaya çıkmasına sebep olmak demektir. Her bir Cumhuriyet çocuğunun olduğu gibi, benim de tek umudum, bir an evvel kronik hale gelen yanlışlardan vazgeçilmesi ve CHP geleneğine yakışır adımların atılmasıdır. İlk Hedefler Beyannamesi’ni, Ak Günlere Seçim Bildirgesi’ni hazırlamayı başarmış; bir gelenek, hiç şüphe yoktur ki partiyi düzlüğe çıkaracak alternatif yollar inşa etmeyi de başaracaktır” dedi.

İktidar Alternatifi Olmak

CHP Kurultayı ile ilgili olarak yazılı basın açıklaması yapan Umut Oran şunları kaydetti:

Muhalefet bloğuna mensup bazı koltuk sahibi siyasilerin söylemlerinin aksine muhalefet partilerinin tek görevi “iktidarı eleştirmek” değildir. Muhalefet partileri, ama özellikle ana muhalefet partisi, “tek başına iktidar olmak için örgütlenmek, ideolojik çizgisini netleştirmek ve kitlelerin gözünde iktidar alternatifi olmak için gerekli yolları, sözleri, kadroları bulmakla mükelleftir.” Hele hele çok uzun süreler boyunca iktidardan uzak kalan partiler, “iktidara laf yetiştirmeye değil”, iktidar hedefine ulaşmak için sonsuz bir “arayışa” odaklanmalıdır.

Muhalefet partileri için arayış demek; iktidar olunmadan geçirilen her yılda, tekrar tekrar “özeleştiri“ yapmak, eksiklikleri tamamlamak, denenmemişi denemek, “ortak akıla“ yönelmek, dünyadaki örneklerden faydalanmak, yani kısaca “hedefe ulaşmak için seferber olmak” demektir. Bu da iktidara giden yolun planlanması, strateji oluşturulması ve bıkmadan, usanmadan yeni fikirler bulunması anlamına gelecektir. Siyasi partiler ancak bu şekilde topluma güven verebilirler ve umut olabilirler.

CHP Üst Yönetimi Kurultayın Anlamını Hatırlamalı

Siyasi Partilerde “stratejik kararların” en üst seviyede alınacağı kurul, kurultaydır. Türk Dil Kurumuna göre Kurultay; “Bir kuruluşun, gündemindeki sorunları, temel konuları konuşmak ve yeni kurullar seçmek üzere belli sürelerle veya gerektikçe yaptığı genel toplantı, kongre” demektir. Bir başka deyişle, parti içi kurullar için seçim yapmak yani Genel Başkan ya da Parti Meclisi (PM) üyesi seçmek, kurultayların “tek amacı” değildir. En az seçimler kadar önemli olan şeyleri, gündemdeki sorunları ve temel konuları ele almak, konuşmaktır. Örneğin 2020 Türkiye’sinin gündemdeki sorunları; Korona pandemisi sonrasında neler yaşanacağı, sürekli artan hukuksuzluklar, gençlerin kâbusu olan işsizlik, Türk Milletinin geleceğe dair umutsuzluğudur. CHP’nin temel konuları ise ideolojik netleşme, yeni bir örgütlenme modeli, ortak akılı egemen kılma yol ve yöntemleri, teknolojik ve bilimsel gelişmeler ışığında yeni bir yönetişim anlayışının oluşturulması, belediyelerle koordinasyon ve her aşamada liyakate dayalı adil bir kurumsal yapının inşası vb’dir. Ancak 25-26 Temmuz 2020’de yapılacağı ilan edilen CHP 37.Olağan Kurultay’ının gündemindeki tek madde “seçimlerdir”. Yani “kurultay” kavramının anlamına aykırı olarak “sadece kim, hangi koltukta otursun” sorusuna odaklanılmıştır.

CHP’de Yöneticilerin İsmi Değişince Sorunlar Ortadan Kalkmayacaktır

Oysa CHP’nin uzun yıllardır devam eden “yapısal sorunları” vardır. Bu sorunlar çözülmediği için de CHP iktidar olamamıştır. Gelinen noktada kimin Genel Başkan olacağı da PM’ye kimlerin gireceği de önemsizdir zira isimlerin değişmesi “mevcut yapısal sorunları” ortadan kaldırmaya yetmeyecektir. Zaten bu yöntem sürekli denenmiştir. 

Ne yazık ki on yıllardır hiçbir CHP kurultayında “seçim dışında tek ciddi fikir” konuşulmamıştır. 

“Biz neden tek başımıza iktidar olamıyoruz?” sorusuna cevap aranmamıştır. 

“İttifaklara mahkûm muyuz?” sorusu parti tabanında tartışılmamıştır.

Anti-demokratik tüzük ve yönetmelik değişiklikleri gündeme alınmamıştır.

Tüm dünyada yaşanan “temsili demokrasi krizi” üzerine konuşulmamıştır.

Siyasetin ve siyasetçinin bu derece itibarsızlaştırıldığı bir ortamda kitlelerle yeni bağların nasıl kurulacağı ele alınmamıştır.

Ancak ısrarla ve inatla, sadece seçim gündemiyle yaklaşık 1250 delege Ankara’da toplanmış ve daha onlar ne olduğunu anlayamadan “anahtar listeler/maymuncuk listeler” gibi tamamen anti-demokratik alışkanlıklarla seçimler yapılıp bitirilmiştir. Çok acıdır ama Kurultay Delegeliği gibi çok önemli bir makam da bu yanlış düzen yüzünden 2 yılda bir Ankara’da oy kullanan ve başka hiçbir konuda fikri sorulmayan bir üye noktasına düşürülmüştür.

CHP parti içi demokrasiyi mükemmel çalıştırmadıkça, Türkiye’ye demokrasi getireceği söylemi inandırıcı olmayacaktır. CHP kurultay öncesi gerçekleşen il ve ilçe kongrelerinde de parti içi demokrasi çalıştırılmamış; birçok il ve ilçede tek aday ile ve çarşaf liste yerine blok listeyle seçime gidilmiş ve tek gündem seçime odaklanılmıştır. Şimdi de birkaç hafta yerine iki güne sıkıştırılan ve tek gündem maddesi seçim olan Kurultay toplanacaktır. Üstelik pandemi riski  nedeniyle toplanma kısıtlamaları sürerken ve 65 yaş üstü yurttaşların kısıtlı-süreli seyahat etme durumu devam ederken, 1 ay gibi kısa bir zaman içerisinde katılımcılığın ve çoğulculuğun sağlanamayacağı bir Kurultay gerçekleşecektir.

Ertelenmiş Siyasi Tepki Yükseliyor

Çok açık ve nettir ki her yaştan Cumhuriyet çocuğu kötü gidişatın farkındadır. Bugüne kadar onlarca, yüzlerce defa CHP’ye, Altı Ok’a ve Mustafa Kemal Atatürk’e olan sevgileri kullanılarak istemedikleri kararları onaylamak zorunda kaldıklarını artık herkes bilmektedir. Özellikle Ekmeleddin Faciası gibi, kimsenin sorumluluğu üstlenip gereğini yapmadığı konulardan ve 2018 seçimlerinde yaşatılan büyük ızdıraplardan sonra parti tabanında yükselen tepkiler büyüyerek devam etmektedir. Rejimin bile değiştiği bir ortamda tüm ömrünü CHP’ye vermiş pek çok insan umudunu kaybederek “partiyle 1999’da olduğu gibi hesaplaşmak istemektedir.” Ertelenmiş siyasi tepki olarak adlandırdığım bu eğilim sanılandan çok daha yüksektir. Bunca yaşanan soruna ve ulusal, küresel çaptaki krizlere rağmen CHP Kurultayı’nı sadece seçim gündemiyle ve kimsenin katkı sağlamasına imkân vermeden toplamak, daha büyük sorunların ortaya çıkmasına sebep olmak demektir. Her bir Cumhuriyet çocuğunun olduğu gibi, benim de tek umudum, bir an evvel kronik hale gelen yanlışlardan vazgeçilmesi ve CHP geleneğine yakışır adımların atılmasıdır. İlk Hedefler Beyannamesi’ni, Ak Günlere Seçim Bildirgesi’ni hazırlamayı başarmış; bir gelenek, hiç şüphe yoktur ki partiyi düzlüğe çıkaracak alternatif yollar inşa etmeyi de başaracaktır.

CcHP-Kurultayının-Seçim-Dışında-Bir-Gündemi-Olmayacak-mı

CHP Örgütleri Parti Programını Yazabilecek Kadar Niteliklidir



Umut Oran’dan CHP PM Toplantısı Öncesinde Önemli Kurultay Uyarısı:

Siyasi partilerin parti program ve tüzüklerinin seçmene ve üyelerine yönelik kimlik beyanı anlamına geldiğini anımsatan CHP’li Umut Oran, korona döneminde kapalı kapılar ardında blok olarak bütünüyle değişecek CHP program değişiklik taslağı hazırlanmasına tepki gösterdi. Siyasi partilerin anayasası niteliğindeki program ve tüzüklerin kuruluş aşamasındaki özünden bütünüyle uzaklaştırılamayacağını belirten Umut Oran, “Doğru olan ise Parti Programının tamamını “partililerin/seçmenlerin” oluşturmasıdır. Tabandan tavana en geniş katılımla hazırlanacak taslak metin, tıpkı geçmişte olduğu gibi en az 7 gün sürecek bir Kurultay/Dijital Kurultay düzenleyerek ele alınabilir” dedi. Cumhuriyet Halk Partisi’nin, altı oktan bağımsız düşünülüp, değerlendirilemeyeceğini “Yorumlama adı altında özünden ve kökünden kopartılamayacağı” uyarısında bulunan Umut Oran, CHP Üst Yönetimine, bu yaz sonunda yapılması beklenen 37. Olağan Kurultay için 6 maddelik bir çağrıda bulundu.

CHP’li Umut Oran, konuyla ilgili olarak bugün yaptığı basın açıklamasında şunları kaydetti:

“Siyasi partilerin “Biz Kimiz?” ve “Ne Düşünüyoruz?” sorularına cevap verdikleri metinler olan “Parti Tüzükleri ve Parti Programları” aynı zamanda “üye ve seçmenle” yapılan bir tür sözleşmedir. Siyasi partiler, tüzüklerini ve programlarını benimseyen yurttaşlara “üye olma hakkı” verirken, bunlara aykırı söz ve eylemleri de “sözleşmenin ihlali” sayarak disiplin işlemi uygularlar. Benzer şekilde, seçmenler de ideolojik, politik ve örgütsel anlamda hangi partinin kendisini temsil etmesi gerektiğine “parti programını/tüzüğünü” inceleyerek karar verirler. Bu anlamda siyasi partileri en geniş manada birbirinden ayıran şey: Parti Programı/Parti Tüzüğüdür.

Bu derece “ayırıcı ve belirleyici” özelliği olan ve “çerçeve niteliği gösteren” metinler, tıpkı devletlerin anayasaları gibi “zorunlu durumlar hariç” olmak üzere, topyekûn değiştirilmezler. Zamanın gerekli kıldığı değişimler de çok sınırlı alanlarda, bazen kullanılan dilin sadeleştirilmesi şeklinde, bazen de madde ekleme/çıkarma yoluyla gerçekleştirilir. Zira siyasi partiler, “tüzük ve programlarında belirlenen görüşler doğrultusunda” belirli süreli olarak değil, sınırsız süreli olarak kurulurlar ve “temel görüşlerini” kısa sürede değiştirmezler. Bu anlamda Türkiye’de de siyasi partilerin “kuruluş aşamalarında” toplumun ilgisine sunulan “tüzükler ve programlar”, ilerleyen yıllarda “kısmi değişiklikler haricinde” aynen muhafaza edilir.

Ancak Türkiye’de 2002’den itibaren yoğun olarak gündeme getirilen “Yeni Anayasa” tartışmaları gibi Cumhuriyet Halk Partisi’nde de özellikle 2010’dan beri “Yeni Tüzük ve Yeni Program” tartışmaları gündemde tutulmuş ve 9-10 Mart 2018 yılındaki 19.Olağanüstü Kurultay’da CHP Tüzüğü “blok olarak” yani “tümüyle” değiştirilmiştir. Şimdilerde de 2008 yılında kabul edilmiş olan “Çağdaş Türkiye İçin Değişim” başlıklı Parti Programı, “blok olarak” yani “tamamen” değiştirilmek istenmektedir. Bir başka deyişle, CHP Üst Yönetimi, seçmenlerle ve üyelerle yapılmış olan “sözleşmenin” iki ana maddesinden biri olan “tüzüğü” değiştirmiş ve şimdi de Parti Programını “tamamen” değiştirmek istemektedir.

Böylesi bir çalışmanın “yeni bir sözleşme” olduğu ortada olduğuna göre mevcut parti örgütlerinin, üyelerin ve seçmenlerin “yeni sözleşme” konusunda yeterince bilgilendirilmesi, demokratik katılım süreçlerinin işletilmesi ve programın her bir maddesinin “Kurultay” iradesine sunulmadan önce “ciddiyetle ele alınması” sadece kendini sol, sosyal demokrat, işçi partisi ya da Atatürkçü olarak tanımlayan partilerin değil en otoriterinden en liberaline kadar tüm siyasi partilerin temel yaklaşımı olmalıdır. Ancak ne yazık ki bugüne kadar yaşananlar ve basına yansıyan demeçler, tıpkı CHP Tüzüğünün hazırlanmasında olduğu gibi, CHP Programının hazırlanmasında da seçmenlerin, “demokratik katılımına” imkân verilmeyeceğini ortaya koymaktadır. Örneğin, Ocak-Şubat aylarında tamamlanan İl/İlçe Kongrelerinde “program değişikliği” üzerine tek bir söz bile söylenmesine müsaade edilmemiş, gündem, “saygı duruşu ve seçim” arasına sıkıştırılmıştır. Seçilen İl Başkanları da korona salgını vb. sebeplerle hiç toplu olarak kendi aralarında veya Genel Merkez ile bir araya gelememiş, süre sınırsız olarak karşılıklı fikir alışverişinde bulunulmamıştır. Doğaldır ki program yazımı konusu da gündeme gelmemiştir.

Kapalı Kapılar Ardında Program Hazırlamak Demokratik Bir Yöntem Değildir

Oysa Cumhuriyet Halk Partisi; örgütü, üyeleri ve seçmenleriyle sadece Türkiye’nin değil dünyanın en eğitimli, nitelikli ve üretken olabilecek seçmen/üye tabanlarından birine sahiptir. Her yaştan Cumhuriyet sevdalısı, oy verdikleri partiyle olan “sözleşmelerinin” iki ana metninden birinin hazırlanmasına “eşsiz katkılar” sunabilecek kapasitededir. Ancak görünen odur ki “kongre geleneğinden” yani “ortak akıl” geleneğinden gelen parti tabanımız yerine, “bir kişi/bir grup” parti programını yazmakla görevlendirmiştir.

Elbette CHP kimliği taşıyan herkesin partimize vereceği katkı çoktur, ancak “tek başına ya da birkaç kişiyle birlikte, kapalı kapılar ardında oturarak” milyonlarca CHP’linin katkısıyla hazırlanabilecek bir parti programından çok daha iyi ve tabanın fikirlerini yansıtan bir program yazma iddiası “gerçekçi değildir.” Üstelik program yazımının hiçbir aşamasının Cumhuriyet Halk Partililere ve partimize tüm ömrünü adamış seçmenlerimize açık olmaması da gelişmiş ülkelerdeki kardeş partilerin uygulamalarına benzememektedir. Katılımcılık, çoğulculuk, saydamlık, hesap verebilirlik ilkelerinden uzaklaşarak “kapalı kapılar ardında hazırlanan temel metinler” sebebiyle tabanımızın üst yönetime ve kısmen partimize olan güven duygusu zedelenmiştir/zedelenmektedir.

Korona Salgını Devam Ederken Kurultay Salonunda Program Oylatmak Yanlıştır

Türkiye’yi 18 yıldır “otoriter” bir bakış açısıyla yöneten iktidar bloğunun anti-demokratik uygulamalarını referans göstererek “Biz kurultay salonunda/stadyumda yeni programımızı okuyup, oylayacağız! Başkaları onu da yapmıyor!” diyenler mutlaka çıkacaktır. Ancak korona virüs tehlikesinin devam ettiği bir dönemde, sosyal mesafeyi de muhafaza ederek her bir program maddesi üzerinde “fikir alışverişi yapma ve gerekli düzeltmeler için konuşma” fırsatı olmayacağı da bellidir. Mevcut şartlarda en olası senaryo: Bir kişi ya da grup tarafından kapalı kapılar ardında hazırlanan programın, Kurultay alanında, yeterince incelenmeden “Kabul Edenler/Etmeyenler” denilerek kabul ettirilmesidir. Ancak bu yöntemin de CHP’ye, tarihine ve ilkelerine uygun olmayacağı aşikardır. Doğru olan ise Parti Programının tamamını “partililerin/seçmenlerin” oluşturmasıdır. Tabandan tavana en geniş katılımla hazırlanacak taslak metin, tıpkı geçmişte olduğu gibi en az 7 gün sürecek bir Kurultay/Dijital Kurultay düzenleyerek ele alınabilir. Böylece 1954’teki İlk Hedefler Beyannamesinin ve 1973’teki Ak Günlere Seçim Bildirgesinin ortaya çıkardığı sonuçlar gibi Türkiye’nin ve partinin geleceğine ışık tutacak bakış açıları ve öneriler ortaya konulabilir.

Altı Ok, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Ruhudur!

Seçmenlerle bir çeşit sözleşme anlamına gelen “Parti Tüzüğü ve Programı” kadar önemli olan bir diğer unsur, “Partinin Tarihi ve Gelenekleridir.” Bu anlamda Cumhuriyet Halk Partisi, altı oktan bağımsız düşünülemez, değerlendirilemez. Yorumlama adı altında “özünden ve kökünden” kopartılamaz. Her yaştan Cumhuriyet çocuğu için Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği şekliyle, Cumhuriyet Halk Partisi: ”Milliyetçidir, Laiktir, Cumhuriyetçidir, Halkçıdır, Devletçidir ve Devrimcidir.”

4 Eylül 1919 ruhuyla hayata ve siyasete bakan Cumhuriyet Halk Partililer olarak “Gelecek 100 yılda da Türk Milletinin Öncüsü” olma misyonumuzun gereği olarak şu çağrıyı yapıyoruz:

1) CHP Programı, mahalle örgütlerinden başlayarak tüm CHP’lilerin katkısına açılmalıdır.

2) Korona salgını sürecinde, sosyal mesafe kuralını ihlal etmeden uzun süre çalışma yapılamayacağı gerçeğinden hareketle “Program yazım süreci” tamamen sanal ortama taşınmalı ve her CHP’linin ‘söz söylemesine/katkı sağlamasına’ imkân verilmelidir.

3) Artık çağdışı hale gelmiş olan “el kaldırma yoluyla” oylama düzeninden vazgeçilip akla ve zaman uygun olan “elektronik oylama” düzenine geçilmelidir.

4) Parti Tüzüğünde ve Yönetmeliklerde yapılan hatalardan dönülerek tüm anti-demokratik maddeler ortadan kaldırılmalıdır.

5) Cumhuriyetimizi yeniden Atatürk’ün rotasında, “çağdaş uygarlıkların ötesine geçirme” mücadelesine uygun olarak “yeni sözler, yeni yollar, yeni kadrolar” bulunmalıdır. CHP; geleneğine ve kuruluş ilkelerine sıkı sıkıya bağlı kalarak geleceği kurmayı hedef edinmelidir.

6) Parti tabanında soğumalara/kopmalara sebep olabilecek “hatalı fikirlerin” programa girmesine engel olunmalıdır.

Tüm umudunu “kimsesizlerin kimsesi olan Cumhuriyet’e” ve “büyük Türk Milletinin birliğine” bağlamış olan tabanımız, her zamankinden daha fazla mücadele azim ve kararındadır. Şanlı tarihimize uygun olarak “tek başına iktidar” dışındaki her yolu reddederek, zamanın ruhuna uygun araçlarla Atatürk’ün yolunda yürümek vazgeçilmez gayemizdir. Bu itibarla seçmenlerle yapılan “sözleşmenin” iki ana gövdesinden biri olan “Parti Programının”, demokratik katılımla tüm örgütümüzün, seçmenlerimizin ve yurttaşlarımızın katkısına açılması, tarihsel bir görev olarak karşımızda durmaktadır. Cumhuriyet çocukları, hiç şüphesiz ki her yapılanı ve yapılmayanı doğru analiz edecek kabiliyettedir.

CHP-Örgütleri-Parti-Programını-Yazabilecek-Kadar-Niteliklidir-2

İttifakları Genişleterek Değil CHP’yi Büyüterek İktidar Olunur



Umut Oran: Psikolojik Bariyer Ancak Yüzde 30-35’lik CHP İle Yıkılır

Genişletilmiş Millet İttifakı İsteyenlere Ekmeleddin Faciasını Hatırlattı

Erken seçim tartışmaları ve yeniden alevlenen ittifak bloklarını değerlendiren CHP’li Umut Oran, “Adeta kendisini devletin yerine koyan iktidar bloğu, bu haliyle geniş toplum kesimlerinde korku yaratmaktadır. Böylesine güçlü görünen bir iktidar bloğuna karşı en azından %30-35 bandına oturmuş ‘büyük bir muhalefet partisi / CHP’  olmadığı müddetçe psikolojik bariyerleri aşmak ve AKP’den bıkmış kitlelerin kopuşunu hızlandırmak kolay olmayacaktır. Tek başına iktidar yürüyüşüne geçtiğini topluma gösterip, halkı ikna edemeyen bir CHP’nin olduğu yerde, AKP’ye karşı olduğunu iddia eden partilerin ortaya çıkmasına bel bağlamak, onları ‘doğal ittifak adayı’ olarak görmek ilkesel bir tutarlılık değil AKP’ye karşı dağınık ve güçsüz bir cephe görüntüsü vermek dışında işe yaramayacaktır. Üstelik bu yöntem yıllardır farklı boyutlarıyla denenmiştir” dedi.

Hatalı ittifak düşüncesiyle yaşanan “Ekmeleddin Faciası” ve hüsranının unutulmamasını isteyen Umut Oran, “Şimdi de CHP’yi güçlendirmeden, tek başına en az %30 bandına oturtacak adımları atmadan, kurumsal değişimi tamamlamadan, parti içi demokrasiyi tesis etmeden ve partinin öz evlatlarına, öz ideolojisine, öz değerlerine sahip çıkmadan girişilecek ‘Genişletilmiş Millet İttifakı’ varsayılan etkiyi yapmayacaktır. CHP; özeleştiri yaparak, çağın gerektirdiği tüm kurumsal değişimleri kararlılıkla hayata geçirerek kısa sürede başka seçmen gruplarını da etrafında toplayabilir. Bülent Ecevit, geçmişte bunu başarmıştır. Bugün de biz, Türk milletini Cumhuriyetin aydınlık değerleri etrafında yeniden birleştirebilir ve Türkiye’yi muasır medeniyetlerin ötesine geçirmek için ‘tek başına iktidar’ olabiliriz. İttifakları değil CHP’yi büyütmeyi hedefleyen bir anlayışa seçmenler de büyük ilgi gösterecektir” dedi.

Umut Oran, konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:

Erken seçim tartışmaları Türkiye açısından önemlidir zira vatandaşların hayatını çekilmez kılan sorunların tamamının kaynağında yanlış politikalarda ısrar eden iktidar bloğu vardır. On sekiz yıldır ülkeyi hiçbir kurala bağlı kalmadan ve kendinden olmayan herkesi düşmanlaştırarak yöneten iktidar zihniyetinin Türkiye’ye söyleyecek hiçbir sözü kalmamıştır.

Dünyanın büyük bir değişim geçirdiği bu dönemde vatandaşlarımız için en hayırlı olan şey; dünyayı anlayacak, aklın ve bilimin rehberliğini referans alacak, adaleti ve toplumsal barışı inşa edecek bir CHP iktidarı için seçim sandıklarının kurulması ve milli iradenin tecelli etmesine fırsat verilmesi olacaktır.

İktidar bloğunun düşmanlaştırmaya ve küçük bir yeni seçkinler grubu için ülkenin geleceğini riske atmaya dayalı siyaset anlayışı çağdışıdır ve mevcut sorunları daha da sorunlu hale getirmek dışında hiçbir sonuç doğurmayacaktır.

CHP Tek Başına İktidara Odaklanmalıdır

Ancak iktidar bloğunun “güçlü bir alternatif” ortaya çıkmadan sandıkta hezimet yaşayacağını düşünmek de gerçekçi değildir. Muhalefet partileri, geniş toplum kesimlerinin gözünde/yüreğinde “alternatif” olmayı başaramadığı müddetçe, inişli çıkışlı bir grafikle de olsa iktidar bloğu gücünü korumaya devam edebilecektir. O halde yapılacaklar listesinin en başına yazılması gereken madde “tek başına iktidar hedefine odaklanmak” ve bu hedefe ulaşmak için gerekli olan kurumsal değişimi hızla hayata geçirmek olmalıdır.

Tek başına iktidar hedefi; mücadelenin merkezine “kendini” koymak, yani “ittifak yaparak oy arttırmaya değil partiyi büyüterek iktidar olmaya” aday olmak demektir. Ne yazık ki, CHP üst yönetimi, uzun zamandan beri “başka muhalefet partileriyle ittifak yapmayı” ana strateji olarak kabul etmiş görünmektedir. Oysa bu bakış açısı, sanılanın aksine, CHP’yi değil AKP’yi merkeze almaktadır. CHP’nin “alamayacağı” varsayılan oyları başka muhalefet partilerinin alabileceğini varsayıp siyaseti “oy oranlarının alt alta yazılıp, toplanmasına” indirgeyen bu bakış açısı CHP’yi %20-25 bandına mahkûm etmektedir. Böylece AKP’ye hak etmediği bir güç vehmedilirken AKP’nin karşısındaki her partiye de “potansiyel ittifak adayı” olarak bakılmaya başlanılmaktadır.

Sadece AKP’ye Karşı Olmak İttifak Yapmak İçin Yeterli Görülemez

Çok açıktır ki AKP ve ona tabi olmuş bazı MHP yöneticileri, her şeye rağmen, önemli bir seçmen tabanına hitap edebilmektedir. Adeta kendisini devletin yerine koyan iktidar bloğu, bu haliyle geniş toplum kesimlerinde korku da yaratmaktadır. Böylesine güçlü görünen bir iktidar bloğuna karşı en azından %30-35 bandına oturmuş “büyük bir muhalefet partisi/CHP” olmadığı müddetçe psikolojik bariyerleri aşmak ve AKP’den bıkmış kitlelerin kopuşunu hızlandırmak çok kolay olmayacaktır. Tek başına iktidar yürüyüşüne geçtiğini topluma gösterip, halkı ikna edemeyen bir CHP’nin olduğu yerde, AKP’ye karşı olduğunu iddia eden partilerin ortaya çıkmasına bel bağlamak, onları “doğal ittifak adayı” olarak görmek ilkesel bir tutarlılık değil AKP’ye karşı dağınık ve güçsüz bir cephe görüntüsü vermek dışında işe yaramayacaktır. Üstelik bu yöntem yıllardır farklı boyutlarıyla denenmiştir. Hatalı bir ittifak düşüncesiyle “Ekmeleddin Faciası” hazırlanmıştır ve sonuç hüsrandır. Eksik bir düşünceyle “Millet İttifakı” kurulmuştur ve sonuç alınamamıştır; rejim değişmiştir, Atatürk Cumhuriyeti korunamamıştır. Şimdi de CHP’yi güçlendirmeden, tek başına en az %30-35 bandına oturtacak adımları atmadan, kurumsal değişimi tamamlamadan, parti içi demokrasiyi tesis etmeden ve partinin öz evlatlarına, öz ideolojisine, öz değerlerine sahip çıkmadan girişilecek “Genişletilmiş Millet İttifakı” varsayılan etkiyi yapmayacaktır.

Kurumsal Değişimini Tamamlayan CHP, Tek Başına İktidar Olabilir

Türkiye’nin kurucu partisi olan CHP; tarihte eşine rastlanılmayacak derecede sadık ve inançlı bir seçmen tabanına sahiptir. Tüm hatalı politikalara rağmen CHP’ye destek veren böylesine fedakâr bir taban varken “tek başına iktidar hedefi koymaktan” daha doğal bir yol olamaz.

CHP; özeleştiri yaparak, çağın gerektirdiği tüm kurumsal değişimleri kararlılıkla hayata geçirerek kısa sürede başka seçmen gruplarını da etrafında toplayabilir. Bülent Ecevit, geçmişte bunu başarmıştır. Bugün de biz, Türk milletini Cumhuriyetin aydınlık değerleri etrafında yeniden birleştirebilir ve Türkiye’yi muasır medeniyetlerin ötesine geçirmek için “tek başına iktidar” olabiliriz. Şüphesiz ki bu topraklar asla umudunu kaybetmemiş yiğit kadınların ve erkeklerin coğrafyasıdır. Türk milleti, atılan her doğru adımı takdir edecek ve iktidara taşıyacak kadar adildir. İttifakları değil CHP’yi büyütmeyi hedefleyen bir anlayışa seçmenler de büyük ilgi gösterecektir.

İttifakları-Genişleterek-Değil-CHPyi-Büyüterek-İktidar-Olunur-003

AKP’ye Laf Yetiştirmek CHP’ye İktidar Getirmez



CHP YÖNETİMİ İÇİN ARTIK SÖZLE MÜCADELE DEĞİL FİKİR VE EYLEM İLE MÜCADELE ZAMANIDIR.

CHP’li Umut Oran, AKP’nin 18 yıldır beslendiği içi boş karşılıklı sözlü atışmalardan vazgeçilmeden iktidarın gelmeyeceği uyarısını yaparak “AKP’ye laf yetiştirmek CHP’ye iktidar getirmez. Çünkü İktidar bloğunun yanında olmayan herkes düşmandır. Dün değişmemiştir, bugün değişmeyecektir ve yarın da ‘düşmanlaştırma’ siyaseti devam edecektir. Sadece AKP’ye cevap yetiştirerek mücadele edilemez! Bir başka deyişle “Salı’dan Salı’ya” açıklama yaparak, AKP’lilerin ya da ortağı MHP üst yönetiminin saldırgan açıklamalarına “çok sert(!) cevap vererek” mevzi kazanılamaz. Tam tersine iktidar bloğuyla sürekli “söz düzeyinde” karşı karşıya gelmek hem iktidar takipçiliği anlamına gelecektir hem de “sonsuz bir kayıkçı kavgasının” zeminini hazırlayacaktır. O halde iktidar olmanın tek yolu takipçilikten vazgeçip kurumsal değişimin önünü açmaktır!” dedi. Türk devrim tarihi ve Mustafa Kemal’in eşsiz mücadelesinin tamamında göze çarpan en büyük özelliğin de Atatürk’ün asla rakiplerinin gündemini takip etmemesi olduğunun altını çizen Umut Oran, “Aradan geçen yaklaşık 100 yılın sonunda CHP için doğru bakış açısı da benzerdir. Sorunlar ne kadar büyük olursa olsun çözümlerin tamamının merkezine CHP’yi ve Cumhuriyet çocuklarını koymak gerekir. Bunu başardığımız anda gelecek aydınlıktır” dedi.

Propagandaları 18 Yıldır Değişmedi

Umut Oran, son günlerde dozu giderek artan karşılıklı cevap vermelerle birlikte yeniden ortaya çıkan siyasi durumla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklamada şunları ifade etti:

Yaklaşık 20 yıldır ülkeyi “tek başına” yöneten iktidar bloğunun uyguladığı politikalar, kullanmayı tercih ettiği propaganda yöntemleri ve gündemde tuttuğu konular göz önüne alındığında 2002’den bugüne kadar hiçbir şeyin değişmediği kolaylıkla tespit edilecektir. İktidar bloğunun “rejim değişikliğinden” sonra kendisini “yeni devletin sahibi” olarak konumlamasıyla birlikte ortaya çıkan “dil değişikliği” de AKP propagandası için sadece “taktik düzeyde” bir farklılığa yol açmıştır, ama oluşturulan propaganda makinasının “ana yapısı” aynen devam ettirilmiştir.

Bu bakış açısının en somut ve 2002’den beri değişmeyen noktalarının biri “ötekinin düşmanlaştırılmasıdır.” Örneğin MHP, yıllar boyunca AKP tarafından “en ağır hakaretlerin muhatabı” olmuş ve ötekileştirilmiştir. Ancak MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, AKP’yle yol yürüme kararından sonra her şey bir anda değişmiş ve MHP “düşman pozisyonundan ortak pozisyonuna” alınmıştır.

Anılan durumun tersi de yaşanmıştır. Açılım sürecinin sonuna kadar yaşanan süreçte büyük bir heyecanla “yan yana durulan”, sözde Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk gibi davalarda el ele yürünen, 2010 referandumunda AKP’nin karşısında yer almayan ve Haziran Direnişi döneminde “açık olarak AKP’nin yanında konumlanan” HDP çizgisi, büyük bir özenle AKP tarafından korunmuş, yandaş medyada yer bulmaları sağlanmış ve Cumhuriyet karşıtı cephenin içinde önemli bir rol verilmişken açılım sürecinin sona ermesiyle beraber “düşman olarak kodlanmıştır.” Bir başka deyişle iktidar bloğu HDP çizgisini “kendi yanında olduğu müddetçe korumuş, kollamış”, yanından uzaklaştığı anda “ötekilerin” arasına koymuştur.

Örneklerin çoğaltılması mümkündür. Ancak her örnekte aynı sonuca ulaşılacaktır: “İktidar bloğunun yanında olmayan herkes düşmandır.” Şayet yarınlarda MHP Genel Başkanı, iktidar bloğunun yanından uzaklaşırsa “yeniden düşmanlaştırılacaktır.” Bu anlamda AKP’nin ve bağlı yapıların, CHP’ye saldırıları, CHP’yi bu derece düşmanlaştırması “dönemsel değil kategoriktir.” Dün değişmemiştir, bugün değişmeyecektir ve yarın da “düşmanlaştırma siyaseti devam edecektir.”

Çok Sert(!) Açıklama Yapmak Yeterli Değil

Kategorik olarak CHP’yi düşmanlaştırmaktan vazgeçmeyeceğini tespit ettiğimiz bir iktidar bloğu ortada olduğuna göre akla şu soru gelmelidir: Peki bu iktidar bloğuyla nasıl mücadele edilebilir? Cevaplar uzun uzun anlatılabilir ancak en kısa cevap şu olmalıdır: “Sadece AKP’ye cevap yetiştirerek mücadele edilemez!” Bir başka deyişle “Salı’dan Salı’ya” açıklama yaparak, AKP’lilerin ya da ortağı MHP üst yönetiminin saldırgan açıklamalarına “çok sert(!) cevap vererek” mevzi kazanılamaz. Tam tersine iktidar bloğuyla sürekli “söz düzeyinde” karşı karşıya gelmek hem iktidar takipçiliği anlamına gelecektir hem de “sonsuz bir kayıkçı kavgasının” zeminini hazırlayacaktır. Böyle bir mücadele yöntemiyse hiç şüphe yoktur ki “reaktif olması sebebiyle” stratejik değil taktik seviyede kalacaktır. Kısa vadede “bireysel rahatlama sağlasa da” orta-uzun vadede olumlu sonuç doğurma ihtimali yoktur. Zira 18 yıldır bu yöntem denenmiştir ve sonuçları ortadadır. Öyleyse büyük bir özgüvenle şu sonuca ulaşılmalıdır: “İktidar bloğuyla sadece ‘sözle’ mücadele edilemez!”

İktidar Olmanın Tek Yolu: Takipçilikten Vazgeçip Kurumsal Değişimin Önünü Açmaktır!

O halde tüm Cumhuriyet çocukları büyük bir zihinsel kopuşu da gerektiren yeni bir aşamaya geçmek ve içinde AKP olan tüm cümleleri unutarak siyasi mücadeleye “en baştan yani sıfırdan başlamak” zorundadır. Böyle bir yeni başlangıcın hedefleri “AKP’yi yenmek ya da Erdoğan’ı Başkan seçtirmemek!” şeklinde olmamalıdır. Tam tersine CHP, tamamen kendisini merkeze alarak “AKP’yi yenmek” yerine “CHP’yi iktidara taşımaya”, “Erdoğan’ı tekrar seçtirmemek” yerine “CHP adayını seçtirmeye” odaklanmalıdır. Bu noktada bazı arkadaşlarımız, “Zaten AKP’yi yenersek CHP’yi de iktidara taşımız oluruz” gibi gerçekliğin üstünü örten cümleler dile getirebilir, ancak bu cümlelerin hiçbir anlamı yoktur. Zira birinci durumda “sonsuz bir takipçilik ve reaktif bir politika yaklaşımı” hakimken ikinci durumda “öncü parti rolüne bürünüldüğü gibi proaktif bir siyaset yaklaşımı da tercih edilmiş olacaktır. CHP, “AKP’yi unuttuğu ve siyasetin merkezine koymadığı” anda, hayatın her alanında büyük “bir dönüşüm” de başlayacaktır.

Örneğin AKP takipçiliği terk edildiği anda “CHP Nasıl Tek Başına İktidar Olur?” sorusu gündeme gelecektir. Soru, CHP’yi merkeze alarak sorulduğundan dolayı “Ekonomi kötüye gittiği için AKP oy kaybedecek. İşsizlik arttığı için AKP oy alamayacak. Yandaşlara rant aktarımı devam ettiği için AKP sarsılacak.” gibi içinde AKP geçen tüm cümleler geçerliliğini yitirecektir. Böylece “CHP; kitlelerin inanacağı bir büyük hayal ortaya koyabilirse, CHP; parti içi demokrasiyi tüm yurttaşlara örnek olacak şekilde geliştirirse, CHP; liyakatin ve adaletin nasıl uygulanabileceğini geniş toplum kesimlerine gösterebilirse, CHP; herkesin insan onuruna yakışır şekilde yaşamasını sağlayacak iş imkânı sağlayabilirse tek başına iktidar olacaktır” gibi sonsuz sayıda cümle/öneri/iddia ortaya çıkacaktır. Bu aşamayla beraber CHP; daha iyi bir CHP için mücadele eden, elindekiyle asla yetinmeyen, rakibi olan siyasi partilerin kötü yönlerine bakıp meşruiyet üretmeyen “devrimci bir yapıya” dönüşecektir. Zaten kitleleri “Umudumuz CHP” noktasına taşımanın yegâne yolu da budur: CHP’yi merkeze almak ve iktidar bloğuyla kayıkçı kavgasından sıyrılarak “kurumsal değişimin” yollarını açmak.

Sözle Değil Fikir Ve Eylemle

CHP yönetimi için artık sözle mücadele değil fikir ve eylem ile mücadele zamanıdır. CHP yönetimi artık AKP’ye cevap vermeyi AKP ile sözle mücadeleyi, AKP’yi gündemine almayı bırakmalıdır. CHP, kendi gündemini yaratmalı, kendi gündemine odaklanmalı ve tek başına iktidar olmayı hayal ve iddia etmelidir. CHP yönetimi gerçeği fark etmeli, Kendini keşfetmeli, Strateji değiştirmeli, Değişime liderlik etmelidir. Artık bu yönde harekete geçmelidir.

Mustafa Kemal’in Dehası: Türk Devrimini Hayatın Merkezine Koymasıdır

Türk devrim tarihi ve Mustafa Kemal’in eşsiz mücadelesinin tamamında göze çarpan en büyük özellik de Mustafa Kemal’in asla rakiplerinin gündemini takip etmemesidir. İngilizlerin bir gündemi vardır, Yunanlıların bir gündemi vardır, Osmanlı hanedanının da kendi çıkarları için oluşturduğu bir gündemi vardır ancak Mustafa Kemal, “devrim gündemini oluşturmuş” ve inandığı değerler uğruna aralıksız mücadele ederek zafere ulaşmıştır. Aradan geçen yaklaşık 100 yılın sonunda CHP için doğru bakış açısı da benzerdir. Sorunlar ne kadar büyük olursa olsun çözümlerin tamamının merkezine CHP’yi ve Cumhuriyet çocuklarını koymak gerekir. Bunu başardığımız anda gelecek aydınlıktır. 

AKPye-Laf-Yetiştirmek-CHPye-İktidar-Getirmez

Korku Yerine Umudu Büyütmek Gerekiyor-Sözcü



CHP’li Umut Oran’dan kurultay öncesi çarpıcı açıklamalar geldi. CHP’nin kurultay sürecini değerlendiren Oran, “Benim tek derdim, ülkemi karanlıktan aydınlığa çıkarmak. Artık yeni fikir yazma, korku yerine umudu büyütme zamanı” dedi.

CHP Üst Yönetimi Cefakâr Partililere Kulak Vermeli!



Umut Oran’dan İl Kongreleri ve Kurultay Uyarısı:

Başka Mahallelerin Oyu İçin Kendi Mahallemizi Ateşe Atamayız !

CHP’ye Yönelik Saldırılara Karşı Ciddi Bir Hazırlık Yapılması Gerekir

CHP’li Umut Oran, CHP’nin yaklaşan 37. Kurultay öncesinde yapılan il kongrelerinde yaşanan bazı gelişmelere tepki gösterdi. AKP’nin CHP’ye yönelik yeni bir hukuki saldırı arayışında olduğu uyarısını yapan Umut Oran, CHP üst yönetiminin parti tabanını yok sayan tavırlarını da eleştirdi. Umut Oran, “Fedakâr tabanımızın tüm özverisine rağmen bazı üst kademe yöneticilerinin başka mahallelere açılım adı altında, işi iyice abartarak parti tabanını yok sayan tavırlar sergilemeleri, örgütümüzün en basit taleplerinin bile reddedilmesi sorunları arttırmaktadır… CHP, tarihin çöplüğüne düşen dönemsel partiler gibi, geçici bir heves değil yaşamsal bir davanın adıdır. Bu davanın sahibi ve takipçisi olan her yaştan Cumhuriyet Halk Partiliye hak ettikleri saygı gösterilmeli ve başka mahallelerin kıymeti kendinden menkul eski figürlerinden uzak durulmalıdır. Zira CHP’nin CHP’lilerden ve şanlı tarihimizden süzülüp gelen temel ilkelerinden başka vazgeçilmezi yoktur” dedi.

Sadece seçim gündemiyle iki güne sıkıştırılan kurultayda, topluma umut vaat edecek, nasıl iktidar olunacağı dair söylemin aranmayacak olmasını gittiği ilçe kongrelerinde sürekli dile getiren Umut Oran, bugün yaptığı yazılı açıklama ile partiye yönelik olarak yaklaşan hukuki tehlikeye dikkat çekerken, il kongrelerinde tek aday dayatmasına gidilmesini de eleştirdi.

Umut Oran’ın açıklaması şöyle:

Devlet kuran, devrimler yapan ve eserini yaşatma mücadelesini aralıksız sürdürmek zorunda olan Cumhuriyet Halk Partisi, ne kadar özel ve eşsiz bir tarihe sahipse her türlü zorluğa rağmen CHP’ye oyunu, emeğini ve yüreğini veren seçmenlerimiz de o kadar eşsizdir. Çok uzun yıllardır iktidar olamamanın yanında AKP gibi, kendinden olmayan herkesi “nefret objesi haline” getiren ve her türlü ayrımcılığı yapmaktan çekinmeyen bir parti iktidar olmasına rağmen CHP’liler bir an olsun partilerinden vazgeçmemişlerdir. Cumhuriyet çocukları partilerine öylesine büyük bir sadakat göstermişlerdir ki bu sadakat içerdeki ve dışardaki herkesi hayretlere düşürmüştür.

Ancak parti tabanının bu derece sadakati ve fedakarlığı ne yazık ki bazı üst kademe yöneticileri tarafından doğru şekilde anlaşılamamış ve Cumhuriyet çocuklarına karşı üsttenci, itici bir tavır geliştirilmiştir. Tüm ömrünü partisine ve davasına adayan tabanımız, derecesi artan şekilde görmezlikte gelinmiş, uyarıları dikkate alınmamış ve hatta AKP zihniyetinin tanımlamalarına benzer tanımlar kullanılarak tabanın kalbi kırılmıştır.

Ne yazık ki bu tavrın artarak devam ettiği ortadadır ve Cumhuriyetçiler arasında yükselen bir huzursuzluk mevcuttur.

Başka Mahallelerin Oyu İçin Kendi Mahallemizi Ateşe Atamayız !

Fedakâr tabanımızın tüm özverisine rağmen bazı üst kademe yöneticilerinin başka mahallelere açılım adı altında, işi iyice abartarak parti tabanını yok sayan tavırlar sergilemeleri, örgütümüzün en basit taleplerinin bile reddedilmesi sorunları arttırmaktadır.

Özellikle örgüt emekçilerini göz ardı ederek tüm kararları masa başlarında, örgüte yabancı insanların ofislerinde alma alışkanlığı ortaya çıkmıştır. Tüzük gibi anayasamız sayılan bir temel metnin geniş tabana sorulmadan doğru dürüst tartışılmadan oldubittiye getirilerek hazırlanmasının şoku atlatılmadan bu sefer de program değişikliği gündeme getirilmiştir ve bu işlem için birkaç uzman(!) görevlendirildiği anlaşılmıştır. Oysa CHP geleneğinde, tüzük de program da en geniş katılımla ve en küçük birimden en büyük birime kadar her bir Cumhuriyet çocuğunun fikirlerini beyan etmesiyle hazırlanır.

Bu durum, sanılanın çok ötesinde yükselen bir tepkiye sebep olmaktadır ve ciddi bir anlayış değişikliği yaşanmazsa tepkilerin kopmalara varabileceği de öngörülmelidir.

CHP’ye Yönelik Saldırılara Karşı Ciddi Bir Hazırlık Yapılması Gerekir

Yaşanan her türlü olumsuzluğu en az bir kat daha artıran şeylerden biri de AKP zihniyetinin tüm muhaliflere ve CHP’ye yaklaşımındaki aşırı düşmanlıktır. Aralıksız küfürle, aşağılamayla, hor görmeyle geçen 18 yılın sonunda AKP zihniyetinin CHP’yi topyekûn yok etmeyi kafasına koyduğu ve bunun için de “hukuku” araç kılacağı görülmektedir. Ancak ne yazık ki bir kısım parti üst yöneticisi, yaklaşan “hukuki saldırılara” en sert cevabı vermek için hazırlanmak, örgütlenmek ve kurumsal bir strateji geliştirmek yerine “ilçelerden sonra il kongrelerinde de tek aday dayatmasını hayata geçirmekle meşgul oldukları ve delege hesabı yaptıkları görülmektedir. Bilinmelidir ki bu yaklaşım tamamen yanlıştır ve CHP geleneğinde yeri yoktur. CHP il örgütleri ve üyeleri kimi uygun görürlerse adaylaştıracaktır ve hiçbir talimat bu hakkın önüne geçemeyecektir.

CHP’nin Tek Vazgeçilmezi Altı Ok ve CHP’lilerdir!

Tarihi kırılma dönemlerinin yaşandığı bu günlerde, hele de rejimin değiştiği gerçeğinin gölgesinde, yapılacak her değerlendirmenin başına “Cumhuriyet çocuklarının iradesi” kalın harflerle yazılmak zorundadır. CHP, tarihin çöplüğüne düşen dönemsel partiler gibi, geçici bir heves değil yaşamsal bir davanın adıdır. Bu davanın sahibi ve takipçisi olan her yaştan Cumhuriyet Halk Partiliye hak ettikleri saygı gösterilmeli ve başka mahallelerin kıymeti kendinden menkul eski figürlerinden uzak durulmalıdır. Zira CHP’nin CHP’lilerden ve şanlı tarihimizden süzülüp gelen temel ilkelerinden başka vazgeçilmezi yoktur! Çünkü bilinmelidir ki iktidarın yolu başka mahallelerden değil; CHP’nin kendi özideolojisinden, özgeçmişinden, özgücünden, öz evlatlarından geçmektedir.

CHP-Üst-Yönetimi-Cefakâr-Partililere-Kulak-Vermeli-003

Umut Oran’dan Saray Operasyonu Açıklaması



Kim, Ne Biliyorsa Türk Milletine Açıklasın!

Genel Başkan Olabilecek CHP’li Saray’dan İcazet Almaz!

CHP, Saray Bahanesiyle Operasyon Yapanlardan Büyüktür

Bir CHP’linin Saray’da AKP Genel Başkanı ile gizli görüşme yaparak, CHP Genel Başkanlığı için icazet almaya çalıştığı iddialarını değerlendiren Umut Oran, “Genel Başkanlık” iddiası ortaya koyabilecek kadar “parti tabanında etkisi” olduğu/olabileceği varsayılan birinin “Saray’dan icazet alma ihtiyacı” duymayacağını bildirdi. Konunun magazinleştirilmeyecek kadar ciddi olduğunu vurgulayan CHP’li Umut Oran, yapılması gerekenleri şöyle özetledi:

“Sözcü Gazetesi ve Rahmi Turan, Türkiye’de “gazeteciliğin” hala yaşadığını göstermek için iddialarının arkasında durmalı ve her vasıtayla “sadece gerçeğin açığa” çıkmasını sağlamalıdır. Saray’ı, sadece 9 Kasım 2019’da değil, herhangi bir tarihte gizlice ziyaret eden herhangi bir CHP’li varsa derhal istifa etmelidir. CHP Üst Yönetimi, hemen soruşturma açmalı ve ucu nereye ve kime varırsa varsın “Saray’a gideni” ortaya çıkarmalı ve partiden “ihraç” etmelidir. AKP Genel Başkanı, bizzat bu duruma açıklık getirmeli ve kendisini tarih önünde “kendi sözleriyle” bağlamalıdır. Gerçeklerin “tartışmasız olarak açığa çıkması için de tüm elektronik kayıtları, hiçbir işleme tabi tutmadan” gazetecilerin ilgisine sunmalıdır. Cumhuriyet Halk Partisine gönül vermiş tüm Cumhuriyet çocukları, siyasetin çok ciddi bir iş olduğunu tüm Türkiye’ye göstererek, bu konuyu yarım bırakmamalıdır.”

CHP’li Umut Oran, Sözcü Gazetesi Başyazarı Rahmi Turan’ın bir CHP’linin Saray’da AKP Genel Başkanı ile gizli bir görüşme yaptığını yazması ve bu ismi açıklamaması üzerine başlayan tartışmalara dair kapsamlı bir yazılı açıklama yaptı. Umut Oran açıklamasında şunları kaydetti:

Ciddiyetsizlik, Sistemi Ayaklar Altına Alıyor

Türkiye Cumhuriyeti’ni aralıksız olarak 17 yıldır yöneten AKP iktidarının devletimize ve milletimize verdiği zararlar neredeyse sonsuzdur. Ancak her alanda egemen kılınan “ciddiyetsizlik” tüm zararların derinleşmesine ve değer sisteminin ayaklar altına alınmasına da sebep olmaktadır.

Konu, Troller Arası Geyik Haline Getirilemez

Son günlerde bir magazin konusu haline getirilmeye çalışılan “CHP’li bir ismin Saray ziyareti” iddiaları da bağlamından çıkarılarak “troller arası geyik muhabbeti” noktasına taşınmak istenmektedir. Oysa hayat da siyaset de ciddi işlerdir. Milletin temsilcisi olduğunu iddia eden her bir siyasetçi, konumunun ve unvanının ağırlığına uygun olarak davranmalı, gündeme gelen meseleleri de büyük bir ciddiyetle ele almalıdır.

Genel Başkan Olabilecek CHP’li Saray’dan İcazet Almaz!

Öncelikle, Cumhuriyet Halk Partisi örgütünün hassasiyetlerini çok iyi bilen bir parti neferi olarak elbette ki CHP’de “Genel Başkanlık” iddiası ortaya koyabilecek kadar “parti tabanında etkisi” olduğu/olabileceği varsayılan birinin “Saray’dan icazet alma ihtiyacı” duyacağını düşünemem. Zira böyle bir olasılığı kabul etmek demek, CHP’nin mahalle örgütünden Genel Merkezine kadar “manipülasyona” açık bir yapı olduğunu kabul etmek anlamına gelecektir. Oysa biz Cumhuriyet Halk Partililer için CHP= Türk Milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin “ilelebet payidar kalması” için mücadele eden “özgür bireylerin” partisidir. CHP’de “aklını, iradesini, değil rakip partinin Genel Başkanına, kendi partimizin Genel Başkanına bile teslim edecek” tek bir üyenin dahi olduğuna inanmamız mümkün değildir.

Rahmi Turan, O CHP’linin Ortaya Çıkarılmasını Sağlamalıdır

Ancak, ortaya atılan iddia sıradan bir gazetenin, sıradan bir köşe yazarı tarafından dile getirilmemiştir. İddianın sahibi, mesleğinde yarım yüzyılı tamamlamış bir duayendir ve köşe yazdığı gazete de iktidarın her türlü baskısına göğüs germiş Sözcü’dür. O halde, meseleyi “kötü gazetecilik ya da iddiaları teyit etmeme” noktasından ele alma imkânı yoktur. Yani Sayın Turan sadece bir iddiayı değil aynı zamanda tüm gazetecilik itibarını da ortaya koymuştur ve ikinci yazısıyla da “haberinin arkasında” durmuştur. Öyleyse artık bu iddianın takipçisi olmak ve Saray’dan icazetle siyaset yapan CHP’linin ortaya çıkarılmasını sağlamak kendisinin “gazetecilik” görevidir. Aynı şekilde Sözcü Gazetesi de sonuna kadar bu iddianın peşine düşmeli ve Türk basınının “Amiral Gemisi” olduğunu ispatlamalıdır.

CHP Derhal Komisyon Kurmalı

İddiaların ardından CHP içinde yükselen tepkilerin bir kısmı da ne yazık ki “siyasetin ciddiyetine” yakışmamıştır. Tartışmaya açılan iddia, “CHP içinde AKP’nin desteklediği adamların” olduğu iddiasıdır. Böyle bir suçlama ortadayken, hem de bu iddianın sahibi “yandaş medya” değilken Sayın Genel Başkan’ın katıldığı bir televizyon programında “Ben şaşırmadım. Doğrudur!” demesi kabul edilemez. Eğer böyle bir ihtimal varsa ve Sayın Genel Başkan bu iddiaları net bir şekilde yalanlamıyorsa konu basitleştirilemez, önemsizleştirilemez ve ertelenemez. CHP derhal bu konuda uzmanlardan oluşan bağımsız bir komisyon kurmalı ve “bu ziyareti yapan CHP’li mutlaka kamuoyuna açıklanmalıdır.”

AKP Genel Başkanı Sessiz Kalamaz

Ele alınması gereken diğer konuysa AKP Genel Başkanı’nın tutumudur. İddianın içeriği ve gerçekleştiği aktarılan “konuşmalar” AKP Genel Başkanı’nın sessiz kalmasına da atanmış görevliler eliyle açıklama yaptırmasına da manidir. Zira suçlanan kişilerden biri CHP’liyse diğeri de AKP’nin Genel Başkan’ıdır. Bu durumda, iddia edilen tarihe ait tüm giriş-çıkış kayıtlarının ve tüm günü kapsayan video görüntülerinin “araştırmacı gazetecilerin incelemesine” açılması bir zorunluluktur. Aksi durumda AKP Genel Başkanı’nın “CHP’deki adamını koruduğu” düşüncesi ortaya çıkabilecektir.

Acilen Atılması Gereken 5 Adım

Sonuç itibariyle, “Saray’dan icazet almaya giden CHP’li” iddiası, “magazin boyutuyla” ele alınamayacak kadar ciddi bir meseledir. Ve mutlaka açıklığa kavuşturulmalıdır.

Bu itibarla;

1) Sözcü Gazetesi ve Rahmi Turan, Türkiye’de “gazeteciliğin” hala yaşadığını göstermek için iddialarının arkasında durmalı ve her vasıtayla “sadece gerçeğin açığa” çıkmasını sağlamalıdır.

2) Saray’ı, sadece 9 Kasım 2019’da değil, herhangi bir tarihte gizlice ziyaret eden herhangi bir CHP’li varsa derhal istifa etmelidir. 

3) CHP Üst Yönetimi, hemen soruşturma açmalı ve ucu nereye ve kime varırsa varsın “Saray’a gideni” ortaya çıkarmalı ve partiden “ihraç” etmelidir.

4) AKP Genel Başkanı, bizzat bu duruma açıklık getirmeli ve kendisini tarih önünde “kendi sözleriyle” bağlamalıdır. Gerçeklerin “tartışmasız olarak açığa çıkması için de tüm elektronik kayıtları, hiçbir işleme tabi tutmadan” gazetecilerin ilgisine sunmalıdır.

5) Cumhuriyet Halk Partisine gönül vermiş tüm Cumhuriyet çocukları, siyasetin çok ciddi bir iş olduğunu tüm Türkiye’ye göstererek, bu konuyu yarım bırakmamalıdır.

CHP, Saray Bahanesiyle Operasyon Yapanlardan Büyüktür

Gelinen noktada, herkese düşen görev Cumhuriyet Halk Partisi’ni hızla tüm tartışmaların ve şaibelerin dışına çıkarmaktır. CHP’liler için kaybettiğimiz Cumhuriyet’i geri almaktan ve Atatürk’ün aydınlık yolunu yeniden Türk Milletinin değişmez yolu olarak tesis etmekten daha acil bir görev yoktur. Hatırlatmak isterim ki CHP; Saray’a biat eden sözde CHP’lilerden de Saray’ı bahane edip Cumhuriyet çocuklarına operasyon çekmeyi hedefleyenlerden de büyüktür!

UMUT-ORAN’DAN-SARAY-OPERASYONU-AÇIKLAMASI-HBR-22.11.2019

​Umut Oran’dan 4 Eylül çıkışı



– CHP’nin temelinin 4 Eylül 1919 tarihinde toplanan Sivas Kongresi’nde atıldığını anımsatan Umut Oran, “Cumhuriyet Halk Partisinin 100. doğum gününde, Cumhuriyet çocuklarına açık çağrımdır: Yok olmamak için birleşmek zorundayız” diye seslendi.

– Cumhuriyet çocuklarının Kırmızı Çizgilerinin altını çizen Umut Oran, parti yönetiminin dile getirdiği “uzmanlar” aracılığıyla programın güncelleneceği açıklamasını eleştirerek, “Altı Ok, CHP’dir. Değiştirilemez; tarihsel köklerinden koparılarak atanmış birkaç ‘uzman’ eliyle yoruma tabi tutulamaz. Altı Ok’un sahibi Türk milletinin tamamıdır. Bundan tam 100 yıl önce Sivas’ta Kongre toplayarak kararları “ortak akılla” alan bir gelenek, aradan geçen 100 yılın sonunda ‘her şeyi birkaç kişinin iki dudağının arasına’ teslim edemez” dedi.

– “Cumhuriyet Halk Partisi’nin 100.yılında, 4 Eylül 1919 ruhuyla hayata ve siyasete bakan Cumhuriyet Halk Partililer olarak ‘Gelecek 100 yılda da Türk Milletinin Öncüsü’ olma misyonumuzun farkındayız.”

CHP’li Umut Oran, Cumhuriyet Halk Partisi’nin temellerinin atıldığı Sivas Kongresi’nin 100. Yıldönümünde “4 Eylül ruhuna inanan parti neferleri adına” tarihi bir çağrıda bulunarak “Cumhuriyet Halk Partisinin 100. doğum gününde, Cumhuriyet çocuklarına açık çağrımdır: Yok olmamak için birleşmek zorundayız” dedi. CHP’nin 100.yılında, 4 Eylül 1919 ruhuyla hayata ve siyasete bakan Cumhuriyet Halk Partililer olarak ‘Gelecek 100 yılda da Türk Milletinin Öncüsü’ olma misyonlarının farkında olduklarını vurgulayan Umut Oran, parti yönetiminin dile getirdiği “uzmanlar” aracılığıyla programın güncelleneceği açıklamasını eleştirdi. Umut Oran, “Altı Ok, CHP’dir. Değiştirilemez; tarihsel köklerinden koparılarak atanmış birkaç ‘uzman’ eliyle yoruma tabi tutulamaz. Altı Ok’un sahibi Türk milletinin tamamıdır. Bundan tam 100 yıl önce Sivas’ta Kongre toplayarak kararları ‘ortak akılla’ alan bir gelenek, aradan geçen 100 yılın sonunda ‘her şeyi birkaç kişinin iki dudağının arasına’ teslim edemez” dedi.

Gelecek 100 Yılda da Türk Milletinin Öncüsü Olacağız!” başlıklı bir broşür hazırlayarak bugün tüm CHP örgütlerine gönderen Umut Oran, bu çalışmasını kişisel web sitesi olan umutoran.com üzerinden de yayınladı.

Söz konusu çalışmasına “Cumhuriyet Halk Partisinin 100. doğum gününde, Cumhuriyet çocuklarına açık çağrımdır: Yok olmamak için birleşmek zorundayız!” mesajıyla başlayan Umut Oran, “4 Eylül 1919’da Sivas’ta icra edilen kongre, aynı zamanda CHP’nin 1.Kurultayı olarak tarihe geçmiştir. Ancak aradan geçen 100 yıl içinde Atatürk Cumhuriyeti’nden geriye sadece anılar kalmıştır. ‘Karşı devrimci odaklar’ 1950’den itibaren güç kazanmış ve 2002’de ‘tek başına iktidar olmuştur” dedi.

Her partide ‘tek adamlık’ geçerli

Tek adam rejimine geçilerek, tüm sistemin tek adama göre şekillendirilmesinden sonra siyaset adına yapılan şeylerin neredeyse tamamının anlam yitirdiğini, hiçbir seçimin, rejimin değiştiği ve tek adamın her şey demek olduğu gerçeğini değiştiremediğini vurgulayan Umut Oran, “Hâlâ farklı adlarda siyasi partiler vardır, ancak isimleri ne kadar farklı olursa olsun hemen her partide az ya da çok ‘tek adamlık sistemi geçerlidir’ ve geniş toplum kesimleri hiçbir suretle siyasi partilerin söz ve karar mekanizmalarında yer bulamamaktadır” dedi.

“4 Eylül ruhuna inanan parti neferleri adına”

4 Eylül ruhuna inanan parti neferleri adına bu çalışmayı yaptığını belirten Umut Oran, broşüründe özetle şunları kaydetti:

Öyleyse 4 Eylül ruhuna sahip Cumhuriyet çocukları için “kırmızı çizgiler” bellidir:

·                 Cumhuriyet Halk Partisi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderi aynıdır! Biri zayıflarken diğerinin güçlenmesi mümkün değildir. Bu anlamda Türkiye Cumhuriyeti’ni de Cumhuriyet Halk Partisini de aynı kararlılıkla savunmak boynumuzun borcudur.

·                 Altı Ok, değiştirilebilir “ilkelerden” değildir. Altı Ok, Cumhuriyet Halk Partisi’nin “ruhudur”; değiştirilemez! Yorumlama adı altında “özünden ve kökünden” kopartılamaz. (…) Altı Ok, CHP’dir, değiştirilemez; tarihsel köklerinden koparılarak atanmış birkaç “uzman” eliyle “yoruma tabi tutulamaz.” Altı Ok’un sahibi Türk milletinin tamamıdır.

·                 Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti Misak-ı Milli sınırları içinde “bölünmez bir bütündür.” Hangi ad altında olursa olsun ülkeyi ve milleti ayırma, ötekileştirme, azınlıklaştırma amacı güden her türlü faaliyete ve söyleme karşı mücadele etme zorunluluğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin omuzlarındadır.

·                 Türkiye sınırları içinde veya etrafında farklı adlar altında “devletçikler” kurulamaz, kurulmasına göz yumulamaz, atılan hiçbir adım kabul edilemez. Türkiye Cumhuriyeti’nden “toprak” almayı hedefleyen her oluşuma karşı her türlü vasıtayla mücadele etmek temel vazifemizdir. Kimler tarafından desteklenirse desteklensin vatan toprağından ya da mavi vatandan pay almak isteyen her oluşum sonsuza kadar Cumhuriyet çocuklarını karşısında bulacaktır.

·                 Tam Bağımsızlık, Cumhuriyet Halk Partisi’nin vazgeçilmez ilkesidir. Adı ne olursa olsun egemenliğimizi ve bağımsızlığımızı kısıtlayacak her türlü talep, kategorik olarak reddedilmelidir. Bu anlamda vazgeçilmez olan hiçbir uluslararası örgüt yoktur. Hiçbir ulus üstü oluşuma “tam bağımsızlık ülkümüzden taviz verilerek” girilemez!

·                 Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesinin ötesine taşıma kararlılığının ilk ve vazgeçilmez kuralı “aklın ve bilimin” tartışmasız rehberliğini kabul etmektir. Cumhuriyet çocukları, bilim neredeyse oraya ulaşmayı ve insanlığa hizmet etmek için bilimin öncüsü olmayı vazgeçilmez bir hedef olarak görür.

4 Eylül Ruhu ve Ne Mutlu Türküm Diyene İttifakı!

Ancak 4 Eylül Ruhu sadece “kırmızı çizgiler” demek değildir. 4 Eylül Ruhu: Türk Milletini birleştirmek, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini planlamak, Türk yurduna sahip çıkmak ve “Ne mutlu Türküm diyene!” ittifakını oluşturmak da demektir.

Bu noktada görüşlerimiz nettir:

1)               Oy vermeyenlere açılma: Son günlerde dillendirilen ve CHP’yi başka partilere benzetmeyi amaçlayan “CHP’ye oy vermeyen kesimlere açılma planı” hem bilimsel hem ideolojik hem de siyasi olarak yanlıştır. Dünyanın hiçbir yerinde “oy vermeyenlere açılma” diye başat bir strateji yoktur. Her siyasi partinin olduğu gibi CHP’nin de amacı “CHP’ye oy veren kesimlerin arttırılmasına” çalışmak olmalıdır. Zira ilk durumda ilkesizlik, popülizm ve lümpenlik öne çıkarken ikinci durumda örgütlenme, iddia ortaya koyma ve sürekli büyüme esastır. CHP’nin oy tabanını genişletmesini amaçlamak doğrudur ancak partinin başkalarına benzetilerek oy alacağını varsaymak yanlıştır.

2)               İl-ilçede tek aday istemek tek adamcılıktır: Cumhuriyet Halk Partisi, özgürlük, demokrasi ve adalet anlayışını önce kendi içinde ve uygulamalarında göstermek zorunda olan bir partidir. Her il ve ilçede ‘tek adayla’ seçime girme tezi, tipik bir düzene uyma eğilimidir. Demokrasiye inanan hiçbir partide, il/ilçe başkanlığı seçimlerine “tek adayla” gidilmesi amaçlanmaz! Tek aday baskısıyla girilen seçimler “demokratik olarak da nitelendirilemez.” O halde başta tüzük ve yönetmelikler olmak üzere tüm anti demokratik uygulamalar değiştirilmelidir. Ancak en az bunun kadar önemli olmak üzere “tek adam zihniyetinin” yansıması olan “tek adaylı seçim” propagandasından derhal dönülmeli ve tam aksine her görev için “daha fazla adayın/fikrin çıkması teşvik edilmelidir. 4 Eylül Ruhuna inanan CHP’lilerin “talimatla adaylıktan çekilmesi” söz konusu bile olmayacaktır.

3)               Liyakat sadece CV değildir: Liyakat, Cumhuriyetimizin temel prensiplerindendir. Ancak liyakat sadece “kâğıt üzerinde değerlendirme” yapmak demek de değildir. Zira böyle bir bakış açısı, ülkede yaklaşık 20 yıldır hüküm süren adaletsizlikleri, adam kayırmacılığı ve yandaşlığı görmezlikten gelmek demek olacaktır. Hiçbir CHP’li belediye başkanı, 20 yıllık çürümeyi, yandaşların sınırsızca kollanmasını ve yandaş olmayan herkesin uğradığı sayısız haksızlığı göz ardı ederek liyakati ve adaleti tesis edemez. (…)  CHP’li belediyelerin “liyakat söylemi” tek boyutlu ve CV merkezli değil süreç ve adalet merkezli olmak zorundadır. Haksızlığa uğrayanların gasp edilmiş haklarının iadesine uğraşılmalı ve 17 yıl boyunca eziyet çektirilen, mağdur edilen insanlar arasında bir “değerlendirme” mekanizması oluşturulmalıdır.  

4)               Bir kişi veya grup değil CHP üyeleri bilir: Tek bir kişinin” ya da “tek bir grubun” her şeye karar vermesi, alınan kararlar ne olursa olsun, yöntem yanlışına işaret etmektedir. CHP, birkaç kişinin hazırlayacağı programları da birkaç kişinin belirleyeceği milletvekili, belediye başkanı listelerini de kabul etmemelidir. CHP’de program yazımını da tüzük ve yönetmelik maddelerini de kimin nereye seçileceğini de en iyi seçmenler/üyeler bilir. Her aşamada en geniş katılımı sağlamak CHP ruhuna uyan yaklaşımdır. Zira CHP, “kongrecilik ve ortak aklı kullanmak” demektir. Bundan tam 100 yıl önce Sivas’ta Kongre toplayarak kararları “ortak akılla” alan bir gelenek, aradan geçen 100 yılın sonunda “her şeyi birkaç kişinin iki dudağının arasına” teslim edemez. 4 Eylül Ruhu’nun anlamını kavrayanlar doğal olarak bu mücadelede de en ön saflarda yer alacaklardır.

5)               Hazırlıksız açılım olmaz: CHP’nin görevi iktidarın terk ettiği politikaları “gündemine almak” değildir. Bu itibarla “hiçbir hazırlık yapmadan açılım yapmaya soyunmak da ‘Kürt sorununa çözüm’ adı altında faaliyet yürütmek de doğru değildir. Zira herhangi bir konudaki çözümün ilk koşulu “sorunu doğru tespit edebilmektir.” Oysa Türkiye’de son 40 yıldır sadece “çözüm tartışılmakta ancak “sorunun ne olduğu” tanımlanmamaktadır.” Türkiye’de, sadece Türkiye’nin dinamikleriyle çözülebilecek bir “Kürt Sorunu” yoktur. Zira geçmiş iktidarların ve AKP’nin yanlış politikaları sayesinde Irak’ın Kuzeyinde ve şimdi de tarihin her döneminde Arap ve Türkmen yoğunluğu olan Suriye’nin Kuzeyinde değişik adlarla “özerk birimler” kurulmuştur. Türkiye’de yapılacak bir “açılımın” Irak’ın ya da Suriye’nin Kuzeyini etkileyemeyeceği ortadadır. Halk düşmanı PKK’yla organik bağı olan, Suriye’nin kuzeyinde işkence, adam öldürme, etnik temizlik, gözaltında kaybetme, yerleşim yerlerini ve ekili alanları bilerek yok etme, çocukları zorla silah altına alma gibi savaş ve insanlık suçu işlediği kesinleşmiş olan PKK/PYD/YPG/SDG’nin emperyalist devletlerden gördüğü destek, herhangi bir “açılımın” mevcut şartlar altında başarılı olamayacağının ispatıdır. Türkiye’nin gerçek anlamda açılım yapmasının ya da herhangi bir sorunu çözüme kavuşturmasının ilk koşulu, bölgesel ve küresel güç odaklarının “etki alanını daraltmak” ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bölgede ve kürede etki alanını arttırmaktır. Aksi her durumda yeni yanlışların önü açılmış olacaktır.

6)               NATO mu Avrasya mı: Türkiye 1950’lerden beri Batı Bloğunun ve Batı emperyalizminin “jeostratejik” hesaplarında kendisine biçilen rolü oynamıştır. Soğuk Savaş’ın bitimine kadar çok tartışılmayan bu birliktelik “yeni durumların ortaya çıkmasıyla beraber tartışılır hale gelmiştir.” Ancak ABD ve NATO destekli Batı bloğundan uzaklaşmak demek “kategorik bir bağımsızlaşma” anlamına gelmemektedir. Son dönemlerde güçlü bir alternatif olarak sunulan Avrasya, her anlamda “fırsatlar sunsa da” 1950’lerde Batı’ya dahil olmak için tercih edilen “teslimiyetçi politikaların” benzerleri “Rusya ve Çin” için de kabul edilirse Türkiye’nin kaderi yine değişmeyecektir. Mesele sadece “kutup değiştirmek” değildir. Mesele Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi özgün “yol haritasının” oluşturulup oluşturulamamasıdır. Ne yazık ki 1950’lerden beri Türkiye’nin hiçbir “stratejik planı” yoktur. Bu yüzden sürekli taktik seviyede “zaman kaybetmektedir.” 4 Eylül Ruhunun sahipleri mutlak suretle Türkiye’nin bölgesel ve küresel çıkarlarını ortaya koyacak çalışmaların içinde olacaktır.

Sonuç Olarak: CHP’nin 100.yılında, 4 Eylül 1919 ruhuyla hayata ve siyasete bakan Cumhuriyet Halk Partililer olarak “Gelecek 100 yılda da Türk Milletinin Öncüsü” olma misyonumuzun farkındayız. Cumhuriyetimizi yeniden Atatürk’ün rotasına sokacak olan gücün, Cumhuriyet çocuklarında olduğunu biliyoruz. Birliğimizi bozacak ve CHP’yi tarihi köklerinden koparacak her adıma karşı büyük bir kararlılıkla ‘hayır’ diyeceğimizi ve partinin öz evlatlarıyla beraber CHP’yi yeniden “umut” haline getirme azmimizi bir kez daha tekrarlıyoruz. Türkiye’yi “başkalarının hakimiyet teorilerine göre değil” ulusal çıkarlarımıza göre değerlendirip, kendi özgün yol haritamızı çıkarabileceğimize inanıyoruz. Bu kutlu yolda yürüyecek her bir vatan evladını 100.yılın coşkusuyla selamlıyor, CHP’nin 100.yaşının Türk Milletine hayırlı olmasını temenni ediyoruz.”

Gelecek 100 Yılda da Türk Milletinin Öncüsü Olacağız broşürünü indirmek için https://umutoran.com/wp-content/uploads/2019/09/4eylulkitapcik_357098-2-1.pdf adresini ziyaret edebilirsiniz.

4eylulkitapcik_357098-2-1

CHP, Türkiye’yi rahatlatmak için erken seçim istemelidir



CHP’li Umut Oran, AKP’nin işsizlikle mücadele için hiçbir plan ve önceliğinin olmadığını, Türkiye’nin her anlamda sıkıştırıldığını, ancak iktidar bloğunun tükenmişlik içinde işi gücü bırakarak sadece içinden çıkacak partilere odaklandığını belirtti. Bu nedenle “Henüz seçimden çıktık!” söyleminin yanlış olduğunu çünkü erken seçimlerin yaratacağı olası hasarın her durumda, mevcut iktidarın “tükenmişliğinin yarattığı hasardan küçük olacağına” işaret eden Umut Oran partisi CHP’ye de çağrıda bulundu. Yerel seçimdeki göreceli başarının yeterli görülmeyerek büyük bir seferberlik hareketi başlatılarak, “daha iyi bir Türkiye’yi inşa etme” kararlılığının ortaya konulmasını isteyen Umut Oran, “Türkiye’de acilen bir iktidar değişikliği olması gerektiğine önce CHP üst yönetimi inanmalı ve halkı da inandırmak için çalışmalara derhal başlamalıdır. Türkiye’nin gerçek ihtiyacının tüm eksiklik ve olumsuzluklarından arındırılmış bir parlamenter sistem olduğu düşüncesini kitlelere mal etmek, en çok Cumhuriyet Halk Partisinin görevidir. Rejimin değiştiği ve Mustafa Kemal’in Cumhuriyeti’nden geriye sadece anıların kaldığı bir dönemde, yapılması gereken en son şey ‘iktidar bloğuyla uzlaşmak ve iktidarın zulüm düzeninin devam etmesi için’ sessiz kalmak olacaktır. Cumhuriyet çocuklarının beklemeye tahammülünün olmadığı herkes tarafından bilinmelidir” dedi.

AKP, sadece kurulacak partinin derdinde

Bu sabah yazılı bir açıklama yapan CHP’li Umut Oran, açıklamasında şunları kaydetti:

Türkiye’yi aralıksız olarak, 17 yıldır tek başına yöneten iktidar bloğunun 31 Mart ve 23 Haziran’dan sonra takip ettiği yol haritası: “Tükenişin ifadesi” olmak dışında bir anlam ifade etmemektedir. Türkiye’nin her alandaki yapısal sorunları içinden çıkılmaz hale gelmişken iktidar bloğu, işi gücü bırakmış ve sadece “kendi içinden çıkacak yeni partilere odaklanmış” durumdadır. İktidar, tamamen kendi hataları sebebiyle PKK/YPG/PYD’nin Suriye’nin Kuzeyine yerleşmesine, terör estirmesine, köyleri yakmasına, yağmalama faaliyetlerine, işkence ve kötü muamelelere, gözaltında adam kaybetmelere, etnik temizlik yapılmasına ve çocukların zorla silah altına alınmasına seyirci kalmaktadır. Oysa daha yıllar önce “İhvancı bakış açısıyla Esad’ı devirme hayalleri” kurmak ve öz Türk toprağı olan “Süleyman Şah Saygı Karakolu ve Türbesini” düşmana terk etmek yerine Fırat’ın Doğusuna müdahale etseydi bugünkü gibi PKK, bölgeyi kontrol edemezdi.

İşsizlikle mücadele plan ve önceliği yok

Benzer bir durum ekonomide de söz konusudur. Türkiye’nin geleceği olarak görülmesi gereken gençler, özellikle de üniversite mezunu gençler arasında işsizlik inanılmaz boyutlara ulaşmış durumdadır. Eğitim Fakülteleri ve İİBF mezunları arasında işsizlik dayanılmaz boyutlardadır. Birkaç yıl içinde Ataması Yapılmayan Öğretmenlerin sayısı da İİBF mezunu işsizlerin sayısı da ayrı ayrı  1.000.000’a ulaşmış olacaktır, ancak mevcut iktidar bloğunun işsizlikle mücadele için hiçbir planı ve önceliği yoktur.

Türkiye Her Anlamda Sıkıştırılıyor

İktidar bloğu, her rüzgarla savrulan ve kendisi savrulurken Türkiye’yi de sürekli savrulmaya mahkûm eden bir düzen kurmuştur. Her gün yüzlerce işyeri kapanırken iktidar bloğu bir gözünü Babacan/Gül ortaklığına, diğer gözünü de Davutoğlu’na dikmiş beklemektedir. İktidarın, hiçbir ciddi konuda adım atacak halinin olmadığını gören iç ve dış güçler de Türkiye’yi sıkıştırmaya ve kendi çıkarları için Türkiye’nin geleceğini karartmaya odaklanmış durumdadır.

Gelinen noktada mevcut iktidar zihniyetinin Türkiye’ye ve Türk Milletine verebileceği hiçbir umut, güzel günler için atabileceği hiçbir adım yoktur zira iktidar bloğu “tükenmiştir.”

Erken Seçim Artık Zorunluluktur

Ancak bilinmelidir ki bu tükeniş “geçici değil kalıcıdır.” AKP zihniyetinin Türkiye’yi, bölgeyi ve dünyayı anlama kabiliyeti olmadığı gibi geleceğe yönelik adım atma imkân, kabiliyeti de yoktur. Bu manada “Henüz seçimden çıktık!” söylemi yanlıştır zira erken seçimlerin yaratacağı olası hasar her durumda, mevcut iktidarın “tükenmişliğinin yarattığı hasardan küçük olacaktır.”

Öte yandan “erken seçim”, sorunlar yumağında boğulmak üzere olan Türk milletine bir umut olma kabiliyetindedir. AKP ve zihniyeti, mutlak suretle seçmenlerin karşısına çıkmalı ve “güvenoyu” almalıdır. İktidar bloğunun, kitlelerin gözünde, eğer hala küçük bir meşruiyeti varsa, sandıkta bir kez daha bunu ispatlamalıdır. Şayet herkesin gördüğü gibi geniş toplum kesimleri iktidar zihniyetinden desteğini çektiyse o durumda da sandık sonuçlarını kabul etmeli ve ülkeyi daha fazla germeden “muhalefet rolüne” kendilerini hazırlamalıdır.

CHP, Tek Başına İktidar Olmak İçin Adım Atmalıdır

Bu noktada asıl görev muhalefet bloğuna ve doğal olarak Cumhuriyet Halk Partisi’ne düşmektedir. Yerel seçimlerde elde edilen “göreceli başarı” üzerinden mevcut durumu “yeterli görmek” yerine, büyük bir seferberlik hareketi başlatarak “daha iyi bir Türkiye’yi inşa etme” kararlılığı ortaya konulmalı ve seçmenlerin parçası olmak isteyeceği yepyeni bir Türkiye hayali kitlelere aktarılmalıdır. Bu hayalin ilk adımlarıysa CHP’nin baştan aşağıya kadar kurumsal değişimini tamamlaması, tüm anti-demokratik tüzük ve yönetmelik maddelerinin kaldırılması, seçmenlerin “Neden CHP’ye oy vermesi gerektiğinin” net olarak halka anlatılması, CHP’nin gerçek bir iktidar alternatifi olduğunun kitlelere gösterilmesi ve atılacak her adımın partinin öz evlatlarıyla belirlenmesinin sağlanmasıdır. Türkiye’de acilen bir iktidar değişikliği olması gerektiğine önce CHP üst yönetimi inanmalı ve halkı da inandırmak için çalışmalara derhal başlamalıdır. Türkiye’nin gerçek ihtiyacının tüm eksiklik ve olumsuzluklarından arındırılmış bir parlamenter sistem olduğu düşüncesini kitlelere mal etmek, en çok Cumhuriyet Halk Partisinin görevidir. Aksi her durumda, hala ciddi bir oy desteğine sahip olan iktidar bloğunun yeniden oyun kurmasına, kitleleri algı operasyonlarıyla yeniden yanına çekmesine ve çöküş sürecine girmiş iktidarının ömrünü uzatmasına destek verilmiş olunacaktır. Oysa rejimin değiştiği ve Mustafa Kemal’in Cumhuriyeti’nden geriye sadece anıların kaldığı bir dönemde, yapılması gereken en son şey “iktidar bloğuyla uzlaşmak ve iktidarın zulüm düzeninin devam etmesi için” sessiz kalmak olacaktır. Cumhuriyet çocuklarının beklemeye tahammülünün olmadığı herkes tarafından bilinmelidir.

CHP-Türkiyeyi-rahatlatmak-için-erken-seçim-istemelidir

İstanbullu, Binalı Yıldırım’ı 23 Haziran’da emekli edecek. 



Bolu’dan Tüm Türkiye’yi uyardı: AKP 24 Haziran’da İstanbul’u Teslim Etmezse Ne Olacak?

CHP’li Umut Oran, Haziran 2015 seçimleri sonrasında hükümeti kurma görevinin CHP’ye verilmemesi, 16 Nisan 2017 referandumunda mühürsüz oyların da geçerli sayılması ve son olarak 31 Mart’ta İstanbul seçimlerinin iptal edilerek Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasının elinden alınmasını anımsatarak 23 Haziran için uyardı. AKP İstanbul adayı Binali Yıldırım’ın “Büyükşehirde arıza çıktı” sözünü eleştiren Umut Oran, “Binali Yıldırım seçimden sonra 36 gün ortada yoktu ne zaman ki YSK 6 Mayıs’ta demokrasiye sivil darbe yaptı beyefendi ortaya çıkıverdi ‘yok çaldılar, yok büyükşehirde arıza çıktı’ diyerek, 16 milyon seçmenle dalga geçti. Ben 16 milyon İstanbullu’nun 23 Haziran’da bu arızalı anlayışa gereken dersi vereceğini ve Binali Yıldırım’ı siyasetten emekli edeceğini düşünüyorum” diye konuştu.

CHP Bolu İl Başkanlığında partililer ve basın mensuplarıyla buluşan Umut Oran, burada düzenlediği basın toplantısında Tanju Özcan’ın Bolu Belediye Başkanlığını kazanmış olmasından dolayı CHP İl Başkanı Kazım Karsu ve parti örgütünü kutladı. Tanju Özcan’ı makamında ziyaret edeceğini, Kıbrısçık ve Mengen’e de giderek seçilen CHP’li Belediye Başkanlarını da kutlayacağını belirten Umut Oran toplantıda şunları kaydetti:

İstanbullu, Binali Yıldırım’ı 23 Haziran’da emekli edecek.

Son söz olarak şunu da vurgulamadan geçmek istemiyorum. Binali Yıldırım seçimden sonra 36 gün ortada yoktu ne zaman ki YSK 6 Mayıs’ta demokrasiye sivil darbe yaptı beyefendi ortaya çıkıverdi “yok çaldılar, yok büyükşehirde arıza çıktı” diyerek, 16 milyon seçmenle dalga geçti. Ben 16 milyon İstanbullu’nun 23 Haziran’da bu arızalı anlayışa gereken dersi vereceğini ve Binali Yıldırım’ı siyasetten emekli edeceğini düşünüyorum.

İmamoğlu’nun hakkı gaspedildi

İstanbul’da yaşanan 31 Mart Yerel Seçim süreci, AKP’nin hukuku ve demokrasiyi ne hale düşürdüğünün görülmesi açısından son derece önemlidir. CHP, adayı Ekrem İmamoğlu, seçmenler tarafından tartışmasız şekilde Büyükşehir Belediye Başkanlığına seçilmiş, ancak iktidar elitleri YSK’ya yaptıkları baskıyla Sayın İmamoğlu’nun haklarını gasp etmiştir.

Ne yazık ki 31 Mart; hak ve hukuk gasplarının ilki değildir. Daha önce de örneğin 16 Nisan referandumunda “mühürsüz pusulalar” geçerli sayılmış ve “millet iradesinin” tecelli etmesi engellenmiştir. Benzer bir durum 2014 yılındaki Ankara Büyükşehir Belediyesi seçimlerinde de yaşanmıştır ve milletin kalbinde seçimi kazanmasına rağmen masa başı oyunlarıyla Mansur Yavaş’ın başkanlığı çalınmıştır.

Koltuğu devretmeme alışkanlığı!

Görüleceği üzere süreklilik arz eden bir “seçim sonuçlarını tanımama ve koltuğu devretmeme” alışkanlığı söz konusudur. O halde herkes kendine şu soruyu sormalıdır: 23 Haziran’da CHP bir kez daha İstanbul’u kazandığında mazbata verilecek midir? Yoksa türlü bahanelerle yine mi “hukuksuzluk” devam ettirilecektir.

İktidar 23 Haziran’a uyacağını ilan etmeli

Bu soru hayati öneme sahiptir zira demokrasilerin olmazsa olmazı sandıktır, ancak YSK’nın son dönemde aldığı kararlardan ve İstanbul seçimlerinin hukuksuzca iptalinden sonra “AKP’nin seçimle gelmesine rağmen seçimle gitmeyeceğine” dair inanç yaygınlaşmaktadır. Sadece İstanbul seçmeni değil yurdun her yanındaki milyonlarca seçmen mevcut sisteme dair “şüphe duymaktadır.” Devam eden ekonomik krizden sonra şimdi de “YSK krizi ya da hukuk ve meşruiyet krizi” ortaya çıkmıştır. Bu noktada, devleti 17 yıldır, bazı belediyeleriyse 25 yıldır yöneten iktidar bloğunun temsilcileri bir an evvel halkı ikna edecek açıklamalar yapmalı, “23 Haziran’da Ekrem İmamoğlu bir kez daha önde çıktığında” hukuka uyarak emaneti teslim edeceklerini ilan etmelidir.

YSK’nın 31 Mart Kararı Usul Açısından da Sorunludur

Tarihe kara bir leke olarak geçen YSK kararı, şekil (usul) açısından da sorunludur. YSK, hiçbir yazılı kurala uymadan “7 asıl ve 4 yedek” üyeye aynı anda oy kullandırmıştır. Oysa 7062 sayılı YSK’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’a göre YSK üyeleri “asıl ve yedek” olmak üzere iki farklı sınıfa ayrılmıştır ve sadece bu ayrım bile “asıl ve yedek üyelerin” aynı anda oy kullanamayacağını göstermek için yeterlidir. Öyleyse büyük bir rahatlıkla söylenmesi gereken şudur: YSK’nın iptal kararı alan kurulunun oluşum şekli hatalıdır. Yani kanunlara, tüzük, yönetmelik ve teamüllere aykırı bir kurul oluşturulmuş ve bu kurul “hukuksuz bir karar almıştır.”

YSK’dan yanıt bekleyen 5 soru

Bu vesileyle basın mensupları aracılığıyla YSK’ya şu soruları yöneltmek istiyorum:

1.     YSK’nın 6 Mayıs 2019’da aldığı ve 31 Mart seçimlerine sivil darbe anlamı taşıyan 2019/4219 sayılı kararı için neden 11 üye (7 ASIL + 4 YEDEK ÜYE)  biraraya gelerek toplandı?

2.     YSK’nın asıl üyelerinde eksiklik yoksa sadece 7 asıl üye ile birlikte toplanıp karar alması gerekmiyor muydu? YSK’da kararların; toplantıya katılmış olan asıl üyeler ile hastalık gibi zorunlu nedenlerle toplantıya gelemeyen asıl üyenin yerine katılacak sınırlı sayıda yedek üye ile birlikte alınması gerekmiyor mu?

3.     YSK’nın karar alma yeter sayısı salt çoğunluk olarak belirtilmiş olmasına rağmen asıl üyelerin tamamı toplantıda hazır olsa bile  yedek üyeler karara katılabilir mi?

4.     Yasalarda YSK’nın toplanma sayısına ilişkin herhangi bir hüküm var mıdır, varsa hangi mevzuatta bunlar düzenlenmiştir?

5.     Sandık, ilçe ve il seçim kurullarında asıl üyeler gelmemişse ancak o zaman yedek üyelerle toplantıya katılıp kararda oy kullanabilmektedir. Alt kurullar için geçerli olan toplantı kuralları YSK’daki Üst Kurulu bağlamıyor mu? YSK Üst Kurulu, uygulama bütünlüğünün dışına çıkarak taşra teşkilatlarından bağımsız olarak farklı bir işleyişle karar alma yetkisi var mıdır?

CHP, Devam Edegelen Hukuksuzlukların Biteceğini Garanti Altına Almalıdır

Gelinen nokta itibariyle, “hukuksuzlukların” kurumsallaştırılmak istendiği görülmektedir. Siyasi iktidar, hayatın her alanını ve devletin her bir kurumunu “istediği gibi kullanmak” istemektedir. Ancak böyle bir niyetin demokrasiyle ilgisiz olduğu ve otoriter bir yönetim anlayışını yansıttığı da ortadadır. O halde, Türkiye’yi çağdaş uygarlıkların ötesine taşıma iddiasında olan CHP’nin, aklın ve bilimin ışığında Türkiye’nin yeniden “hukuk rotasına” girmesini sağlaması öncelikli görevdir.

CHP; bugünden geleceği planlamalı ve “iktidarın çizdiği muhalefet alanının dışına taşarak” hem yurttaşların oylarına sahip çıkmalı hem de demokratik yollardan iktidarın el değiştireceğinin garantisini oluşturmalıdır.

Elbette doğru olan, bariz hukuksuzluklar yaşanmadan ya da yaşanır yaşanmaz bu hukuksuzluğa boyun eğmemek ve her vasıtayla demokrasiye sahip çıkmaktır. Ne yazık ki CHP üst yönetimi bu tür hukuksuzluklara daha evvel de tepkisiz kalmış ve bunlara  karşı tutarlı, planlı bir politik mücadele hattı geliştirememiştir. Örnek olarak;

1-     7 Haziran 2015 hükümeti kurma yetkisi gasp edilmiştir,

2-     16 Nisan 2017 referandumunda iki buçuk milyon mühürsüz oy daha seçim yapılırken geçerli hale getirilmiştir.

Bu yapılan haksızlık ve hukuksuzluklara karşı geçerli tepkiler zamanında verilmiş olsaydı ve o tarihten itibaren parti içi kurumsal dönüşüm başlatılmış olsaydı, 31 Mart 2019 seçimlerinde YSK aracılığıyla yapılan hukuksuzluğa karşı ana muhalefet bloğu olarak sonucu kabullenmek yerine daha farklı senaryolar, B, C, D planları ile daha hazırlıklı olunabilirdi.

Fakat bilinmelidir ki bu yaşananlar “normal değildir.” Tam aksine büyük bir “anormallik dönemi” yaşanmaktadır. CHP üst yönetimi, bu gerçeği idrak ederek milyonlarca Türk gencini, Mustafa Kemal’in aydınlık ışığı etrafında “örgütlemelidir” ve “asimetrik mücadele” yöntemleri düşünülmelidir.  Örgütlenmeyi takiben yapılacak olanlar “tüzüğü baştan aşağıya demokratikleştirmek, karar alma süreçlerini yeniden tanımlamak, katılımcılığı arttırmak ve ideolojik netleşmeyi sağlamaktır.” Ancak bu sayede “hukuksuzluğun kurumsallaşması” engellenebilir ve ancak bu sayede otoriter rejim hayalleri kuran unsurlara “biz de buradayız” denilebilir.

24 Haziran’ın B-C Planını Yapmamak Demek Hukuk Tanımazları Teşviktir

Çok açık olarak görülmektedir ki iktidar bloğu parçalanma sürecine girmiştir. AKP’nin topluma söyleyecek tek bir sözü kalmamıştır. AKP, nitelikli kadrolarını kaybetmiştir ve yerlerine yenilerini üretememektedir.

Türk devriminin ve büyük Türk milletinin örgütlü gücü olan CHP için de şartlar zorlayıcıdır. Olaylar henüz ortaya çıkmadan planlama yapmak ve geleceğe hazırlanmak en doğrusudur. Bu itibarla 24 Haziran günü hak ettiğimiz makamı aldığımızda İstanbul’u dünyanın en gözde şehri yapmak için gerekli projelerin hazır olması gibi, hak ettiğimiz makamlar hileyle elimizden alınmak istenirse de yapılacak olanlar şimdiden planlanmalıdır. CHP’nin B-C, hatta D planına da ihtiyacı vardır. CHP’nin “tek başına iktidar olma” niyetini ortaya koyması ve bu niyetin gerektirdiği bilgi ve beceriyi sahaya sürmesi mecburidir.

Aksi halde her seçimden sonra Cumhuriyet çocuklarının hayalleri bir kez daha kırılacak, milletin mücadele azim ve kararlığı törpülenecektir.

Bolu-Basın-Açıklaması-13.05.2019_umutoran-m-002