Yazılar

10 Kasım Mücadele Kararlılığımızın İfadesidir



Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, hayatının her döneminde ve hatta paramparça edilmiş Anadolu’nun göklerinde Ay-yıldızlı bayrağı yeniden dalgalandırmaya başladığı dönemlerde bile büyük saldırıların hedefinde olmuştur.

Henüz öğrenciyken “teşkilatçılık yönünü” keşfetmiş ve girdiği her ortamda, bulunduğu her makamda etrafındaki herkesi örgütlemeye, farklı düşüncelere sahip insanları ikna ederek aynı yolda yürümeye teşvik etmiştir. Hiç şüphesiz ki Mustafa Kemal, doğru bildiği yolda yürürken her türlü riski de göğüslemeyi bilmiş ve Çanakkale Savaşlarında olduğu gibi “milletin bekası için” bizzat sorumluluk almaktan çekinmemiştir.

Mustafa Kemal, büyük Türk milletinin Atatürk’ü haline geleceği mücadelesinin her aşamasında hem teşkilatçılığını hem de sorumluluk üstlenme ve risk alma özelliklerini defalarca göstermiştir. 19 Mayıs 1919’dan itibaren yaşanan kongreler süreci onun “kutlu davasını” nasıl kitleselleştirdiğini gösterirken Padişah’ın “ölüm fermanını” boynuna şeref madalyası olarak takıp “hiçbir resmi sıfatı olmamasına rağmen Kurtuluş mücadelesine devam etmesi de” onun yüksek sorumluluk duygusunun ispatı olmuştur.

Ancak Mustafa Kemal’in düşmanları da değişen zamana ve zemine göre yeni taktikler geliştirmişler ve büyük Türk milletinin bağımsızlık ve özgürlük mücadelesini tırpanlamak için önlerine çıkan her fırsatı kullanmışlardır. Kurtuluş mücadelesi boyunca işbirlikçi din adamlarına milli mücadele karşıtı “fetvalar” yayınlatan emperyalizm, genç Cumhuriyet’in ilk yıllarında da “gerici ve bölücü” ayaklanmalar çıkartarak Anadolu’nun sonsuza kadar Türk yurdu olarak kalmasını engellemeye uğraşmışlardır.

Her canlı gibi ölümlü olan Mustafa Kemal Atatürk’ün 10 Kasım 1938 yılında vefatından hemen sonra yeniden harekete geçen emperyalist odaklar, bu sefer taktik değiştirerek Mustafa Kemal’i semboller dünyasına hapsedip, Mustafa Kemal’in düşüncelerini adeta yasaklama yarışına girmişlerdir. Böylece bugüne kadar sürecek olan Mustafa Kemal’e yönelik saldırılar da başlamış olur.

Biliyorum ki, 10 Kasım 2019’ın saat tam 9’u 5 geçesinde, “dünyanın en büyük sivil eylemi” olarak adlandırılabilecek “saygı duruşunu” ve milyonların büyük coşkuyla akın edeceği Anıtkabir’i görüp gurur duymak yerine yaşananları “önemsizleştirmeye ve hatta aşağılamaya” çalışacak bir grup mutlaka ortaya çıkacaktır. Hatta içlerinden bazıları, içine düştükleri zevk ve sefa çukurunda ruhlarını teslim ettikleri modern zaman putlarını yani parayı, makamı, lüks düşkünlüğünü ya da ruhlarını saran kibri yok sayıp, Cumhuriyet çocuklarını “put severlikle” de suçlayacaktır. Ancak ne olursa olsun gerçek değişmeyecektir: Her 10 Kasım, “Ne mutlu Türküm diyene!” demekten onur duyanların, “Bağımsızlık ve özgürlük benim karakterimdir.” diyenlerin ve “Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” diye haykıranların “Mustafa Kemal’in askeri” olarak Türk milletinin hizmetinde olduğunun ilanıdır. Bu anlamda, ziyaret edilen yer sadece bir mezar yeri değil bir milletin direniş kararlılığını gösterme yeridir. 10 Kasım’da saygıyla ağaya kalkanlar da “Mustafa Kemal’in isimsiz kahramanlarıdır.”

Elbette 2019’un 10 Kasım’ı Cumhuriyet çocukları için Atamızın karşısına övünçle çıkabileceğimiz bir zamana işaret etmemektedir. Zira rejim değişmiştir ve daha önemlisi Atatürk’ün “iki büyük eseri” de geçen on yıllarda büyük darbeler yemiştir. Ancak Gençliğe Hitabe ve Bursa Nutku hala geniş kitlelerin yüreklerinde yaşamaya devam etmektedir. Cumhuriyetimizi yaşatma göreviyle onurlandırılmış Türk gençliği hala ayaktadır ve Atasının izindedir. Yarınlara umutla bakmamızı sağlayan şey de bu inançtır.

O halde, 10 Kasım 2019’da Cumhuriyet çocuklarının vazifesi ilk önce emanetlerimize sahip çıkma kararlılığını bir kez daha ortaya koymak olmalıdır. Bu kararlılığın devamındaysa Atatürk gibi “teşkilatçı ve yeri geldiğinde risk/sorumluluk alıcı” olmak ve mücadelenin en ön saflarına doğru atılmak her bir Cumhuriyet çocuğu için bir zorunluluktur.

Atamızın ölüm yıl dönümünde, Cumhuriyet çocuklarını bir kez daha saygıyla ayağa kalkmaya ve o bir dakikanın sonunda “Ne mutlu Türküm diyene!” diyerek emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine meydan okumaya davet ediyorum. İnanıyorum ki Gençliğe Hitabenin ve Bursa Nutkunun takipçileri 10 Kasım’ı yas günü olarak değil “mücadele kararlılığının” bir ifadesi olarak anlamaya ve Cumhuriyetimizin geleceği için gereğini yapmaya bu yıl da hazır olacaktır.

Ne mutlu Türküm diyene!

Umut Oran

Herkes Kendi Samsun’una Çıkmalı!



1919 ruhunun 100.yılında, şartlar ne kadar ağır olursa olsun, dahili ve harici bedhahlar ne kadar yenilmez görünürse görünsün, Türk çocuğuna düşen görev: Kendi yüreklerindeki Samsun’a ilk adımı atmaktır. Zira “Samsun’a çıkış demek” sadece 1919’a özgü bir eylem değil, Mustafa Kemal’in takipçileri için ilelebet yaşatılacak “devrimci bir tavırdır.”

Her bir Cumhuriyet çocuğu, vatanın ve milletin geleceği için mücadele etme azim ve kararını ilk önce kendisine anlatmalı ve yüreğindeki tüm korkulardan arınarak 1919 ruhunu sahiplenmelidir. Bilinmelidir ki ne yeni bir Atatürk doğacaktır ne de işgale karşı, fiziksel olarak Samsun şehrine çıkmaya ihtiyaç olacaktır. 19 Mayıs 1919, tarihselliği içinde yaşanmış ve atılan ilk adımla beraber kutlu dava zafere taşınmıştır. Ancak bu devrimci eylem, kuşaktan kuşağa, devrimci bir tavır olarak aktarılmış ve nihayet 2019 Türkiye’sinin her yaştan devrimcisinin bakış açısını oluşturmuştur.

O halde “devrimcilik nedir?” Devrimcilik hem mevcut düzende köklü değişiklik yapmayı hedeflemek hem de mücadele yol ve yöntemlerinde “sıradanlaşmış bakış açılarının dışına çıkmayı” göze almaktır. Bugünün Türkiye’sinde “sistemin dayattığı yol ve yöntemlerle” Atatürk Cumhuriyet’ini korumak ve geliştirmek olası görünmüyorsa devrimciler en az ataları kadar “sıra dışı yöntemleri” gündemlerine alabilmeli ve tıpkı 4 Eylül 1919’da olduğu gibi, yurdun dört bir yanındaki devrimcileri aynı çatı altında ve aynı hedef uğruna birleştirebilmelidir. Günümüzün sorunu da budur! Mustafa Kemal’in fikri takipçileri 1919’un ruhunu 2019’a aktarmakta güçlük çekmektedir. Bu yetersizlik sebebiyle, Cumhuriyet çocukları, hayal ettikleri ülkeyi inşa etme hedefine yürümekte zorlanmaktadır.

Öyleyse ilk hedef: 1919 ruhunu 2019’da yeniden egemen kılmak ve herkesin kendi yüreğindeki Samsun’a çıkmasını sağlamak olacaktır. Cumhuriyet çocukları, ancak ve ancak kendi kavramlarıyla, kendi yol haritalarıyla ve kendi hayalleriyle Türk Devrimini sonsuza kadar yaşatma ve geliştirme imkanına sahip olacaktır.

Bu duygularla, büyük Türk milletinin 19 Mayıs’ını ve asla yok olmayacak millet iradesine dayalı tam bağımsızlık aşkını selamlıyorum. Yurt içinde ve yurt dışında Türk bayrağının gölgesinde nöbet tutan Mustafa Kemal’in Mehmetçiklerine de şükranlarımı sunuyorum.

umut oran

10 Kasım Türk Tarihine Saygı Günüdür



10 Kasım; sadece büyük liderimiz Mustafa Kemal’i değil aynı zamanda Türk milletini en zor günlerinde var eden her bir şahsiyeti de anma günüdür. Saat 9’u 5 geçe saygı duruşunda bulunan yurttaşlar en az 7.000 yıllık Türk yurdu olan Anadolu’nun bizlere ait olmasına katkı sağlayan her bir kahramanı da selamlamış olurlar. Türkistan’dan Balkanlara, Kuzey Afrika’dan Basra’ya kadar tarih boyunca Türk kültür dairesine hizmet eden herkes birleşerek Atatürkleşir. Böylece her yaştan ve kökenden Türk milleti, tüm tarihi şahsiyetlerine sahip çıktığını ilan etmiş olur. Zira Fatih’i Fatih yapan aynı zamanda Alparslan’dır; Atatürk’ü Türklerin Atası yapan da bir yanıyla Süleyman Şah öbür yanıyla Kanuni’dir, Metehan’dır.

O halde bu 10 Kasım’da da saat tam 9’u 5 geçe tüm dünyada sadece 2 tip tavır görülecektir: Atatürk’ü ve onun şahsında binlerce yıllık Türk tarihini saygıyla ananlar ve emperyalizmin yalanlarının etkisiyle Atatürk’e ve tüm Türk tarihine sırtlarını dönenler!

Ben, Türk milletinin her zaman olduğu gibi dünyanın dört bir yanında Atatürk’te birleşeceğine ve tarih boyunca gelmiş geçmiş tüm kahramanlarımız için saygı duruşunda bulunarak Mustafa Kemal’in askerleri olduklarını ilan edeceklerine eminim.

Umut Oran

Cumhuriyeti Yeniden Kimsesizlerin Kimsesi Yapacağız!



Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet rejiminin değişmiş olduğu gerçeğini  yaşadığımız bugünlerde Cumhuriyetimizin 95.yılını buruk biçimde kutluyoruz. Bu kutlamayı yaparken bir yandan da Cumhuriyetimizin 100.yıl kutlamalarına hazırlanmayı öneriyorum. Zira gerçek anlamda kutlama yapabilmek için önce “geri almak” ve “daha ileriye” taşımak gerekir. Oysa 2018 Türkiye’si her anlamda geriletilmiş, muasır medeniyetlerin ötesine geçme ideali bir yana gelişmekte olan ülkeler liginde bile arkalara düşürülmüş, kimsesizlerin kimsesi olmakla övünürken bugün sadece “yandaşların aygıtı” haline getirilmiştir.

Ancak Türk milleti çaresiz değildir. Yapılması gereken ilk şey “yeni durumun adını koymaktır.” Gerçeklik tüm çıplaklığıyla karşımızdadır: “Korunacak bir şey kalmamıştır; artık yeniden kurma zamanıdır!”

O halde 95.yıl kutlamalarını vakur bir şekilde tamamlamak ama asıl kutlamayı yani 2023’ü kazanmak için de hemen “örgütlenmeye” başlamak gereklidir.

Tıpkı Mustafa Kemal gibi düşünme, Mustafa Kemal gibi örgütlenme ve Mustafa Kemalce “hedefe kilitlenme” zamanı gelmiştir. Kendimizi ve dava arkadaşlarımızı kandırmadan, içinde bulunulan karanlığın anlamını idrak ederek ve kararlı adımlarla 100.yıla yürümeye ihtiyaç vardır. Geçici çözümlerin büyüsüne kapılmak değil ilmek ilmek örülecek bir mücadeleye başlamak elzemdir. Özellikle Atatürk’ün “iki büyük eserini” yaşatmakla ve geliştirmekle mükellef olan Cumhuriyet Halk Partililer için geriye doğru atılacak herhangi bir adım kalmamıştır.

Bu noktadan sonra her geri adım “yok oluş” anlamına geleceği için mücadelenin odağı “ilerlemek, mevzi kazanmak, birleştirmek ve yüceltmek” üzerine olmalıdır. Tarihi zaferlerle dolu olan Cumhuriyetimizin ve Cumhuriyet Halk Partisinin “büyük Türk milleti” dışında dayanacak kimsesi yoktur. Cumhuriyeti yeniden kimsesizlerin kimsesi haline getirmek için bugün, Türk milletinin Cumhuriyetine yeniden sahip çıkması gerekmektedir. Muhtaç olduğumuz kudret şanlı tarihimizde mevcuttur. O halde: “Ey yükselen yeni nesil! 100.yıl aşkına, görev başına!”

umut oran

Atatürk’ün mirasını ancak güçlü bir CHP koruyabilir



Umut Oran’dan İş Bankası yorumu:

“Atatürk’ün mirasını ancak güçlü bir CHP koruyabilir”

CHP’li Umut Oran, AKP iktidarı ve koalisyon ortağı MHP üzerinden yürütülen İş Bankası tartışmasını değerlendirirken, bu saldırının hedefinin Atatürk Cumhuriyeti olduğunun unutulmamasını istedi. CHP’nin savunmasız olmadığını göstermesiyle bu tür saldırıların azalacağının altını çizen Umut Oran, “CHP; birliğini korumaya ve güçlü olduğunu dosta-düşmana göstermeye mecburdur. Bir kez daha “kendi seçmeniyle arasına mesafe girmiş bir parti” görüntüsü vermek, iktidar bloğunu CHP’ye ve Cumhuriyet’e saldırmaya teşvik edecektir. İnancımız odur ki, özel anlamda İŞ Bankasını genel anlamda da Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ya da belli konularda “direnmek” için önce CHP’yi 21.yüzyılın gerçekliğine uygun şekilde “güçlü kılmak” gerekmektedir. İŞ Bankası ile Atatürk’ün Mirasının “Mahşer-i Vicdana Uygun Şekilde” Korunabilmesinin Güçlü Bir CHP yaratmak dışında bir çözümü de yoktur. Bu da ancak “yenilenerek, birleşerek, ortak aklı ve bilimi kullanarak” olur. Aksi her durumda, her direniş hattı “kumdan kaleler” misali ilk fırtınada yıkılma ihtimali yüksek olacaktır Oysa Cumhuriyet sevdalılarının yeni bir kayba daha tahammülü yoktur!” dedi.

Cumhuriyetin yaptıklarını silmek, itibarsızlaştırmak istiyorlar

Konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklamada Umut Oran şunları kaydetti:

İktidar bloğunun Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı görüşlerden asla vazgeçmeyeceği, tüm siyasi anlatısının temelinde Cumhuriyetin yaptıklarını silme ve itibarsızlaştırılmaya çalışıldığı ortadadır.

Bu bakış açısının doğal sonuçlarından biri bu ülkeyi 2.Dünya Savaşına sokmayarak koca bir neslin “babasız” büyümesini engelleyen İsmet İnönü’yü itibarsızlaştırmaksa diğeri de aynı zamanda Cumhuriyet deyince akla gelen tüm kurumların yerle bir edilmesidir. Mazisi binlerce başarıyla dolu olan kendi alanında dünyaya örnek olan İŞ Bankası da bu kurumların en büyüğü ve üniversitelerde “alternatif model” olarak okutulabilecek kadar “özgün” olanıdır. O halde AKP zihniyetinin İŞ Bankasına saldırması da doğal görülmelidir zira İŞ Bankası üzerinden saldırılan yer Cumhuriyet’in tüm kurumlarıdır. Bir başka deyişle İŞ Bankası sadece “maddi varlıklarına” el konulmak istenildiği için değil Cumhuriyetin kurucu kadrolarının başarılı bir uygulaması olduğu için de saldırıya uğramaktadır.

Apaçık bir suçtur

Aslında amaç ve kullandıkları yöntem tamamen hukuk dışı olsa da İŞ Bankası ile ilgili olarak yaptıkları kurgu Anayasaya, ulusal ve uluslararası yasalara, miras hukukuna, mülkiyet hakkı, vasiyet ve sözleşme hürriyeti gibi değişmez, temel haklara yapılan bir saldırıdır ve ayrıca Sermaye Piyasası Kanunu’na göre apaçık bir suçtur. 

Direnişin Yeri ve Yöntemi Önem Kazanıyor!

Öyleyse kendisini Cumhuriyet’in kurucu felsefesiyle bağlı gören Cumhuriyet Halk Partisi için yapılması gereken ilk şey saldırının “Cumhuriyetle hesaplaşma” amacını görmek ve buna uygun politikalar geliştirmek olacaktır. Çeşitli düzeylerde yapılan açıklamalarda dile getirilen “direniş” söylemleri “kararlılık ifade etmek açısından” değerlidir ancak “direnişin yerini ve yöntemini” tayin etmek çok daha büyük önem taşımaktadır. Bu noktada direniş; biri dar anlamlı diğeriyse geniş anlamlı olmak üzere 2 şekilde ele alınabilecektir.

“Yaptırmayız” hamaseti…

Dar anlamda direniş, AKP’nin hukuk içinde, ya da alışkın olduğu şekilde hukuk dışında, atacağı adımlara karşı, artık etkisi nerdeyse kalmamış olan Meclis’te sert konuşmalar yapmak ya da birkaç gün “yaptırmayız” demekten hamasetten ibarettir. 

Bu yöntem geçmişte de denenmiş, ancak sonuç alınamamıştır zira iktidar bloğu sonucu etkilemeyecek olan bu tip “didişmeleri ya da kavga görüntülerini” kendisi açısından sorun yapmamaktadır.

Menderes de Kenan Evren de bunu denemişti

Benzer şekilde meselenin, “evrensel hukuk ilkelerinin” ihlali sebebiyle, sıralı şekilde dava konusu yapılması da kısa vadede sonuç alıcı olmayacaktır, çünkü “vasiyet gibi” özel hukuk hükümlerini hiçe sayarak “ben dedim oldu” yöntemini benimseyen bir iktidarın mahkeme kararlarıyla kendini bağlı görmeyeceği de ortadadır. Zira benzer şekilde Menderes hükümeti de 12 Eylül cuntacısı Kenan Evren de “hukuk tanımazlık” üzerinden İŞ Bankasına ve Cumhuriyet Halk Partisi’ne saldırmışlar ve hukuku “ayak bağı” olarak gördüklerini kanıtlamışlardır.

O halde direnişin geniş anlamıyla ele alınması daha doğrudur. Geniş anlamıyla direnişin ilk koşulu saldırının hedefinin Atatürk Cumhuriyeti olduğunu görmek olacaktır. Hemen ardındansa iktidarın “saldırı cüretinin kaynağı sorgulanmalıdır.” Kanaatimiz odur ki iktidarın saldırgan tavrının kaynağında “CHP’nin yeteri kadar güçlü olmaması ön kabulü yatmaktadır. İktidar bloğu, CHP’nin “saldırılabilir derecede savunmasız” olduğunu düşünmekte ve bu sebeple bir gün Kurtuluş Savaşı Kahramanı İnönü’yü aşağılamakta öbür gün de İŞ Bankasındaki Atatürk hisselerini gasp etmeye çalışmaktadır.  

CHP Savunmasız Olmadığını Gösterdikçe Saldırılar Azalacaktır!

Bu durumda yapılması gereken şey saldırının kaynağındaki temel motivasyonlar üzerinden önlem almak olacaktır. Örneğin mevcut durumda en büyük direniş yolu, Cumhuriyet’in kalesi olan CHP’yi “kurumsal, ideolojik, yönetişimsel, teknolojik, örgütsel…” açılardan hızla “netleştirmek” ve “mükemmelleştirmek” yıllar içinde oluşan tüm tortularından arındırmak ve “yepyeni bir umudu Türk milletine” sunmak olacaktır. CHP, savunmasız olmadığını ve tüm güçleri hızla kendi etrafında birleştirebileceğini gösterdiği ölçüde iktidar bloğunun saldırıları da azalacaktır.

Yerel seçimler direniş hattı için bir fırsattır

Yaklaşan yerel seçimler de direniş hattı çizmek için çok büyük bir fırsattır. CHP üst yönetimi gerçekten “direnme kararlılığındaysa” tüm toplum kesimlerinin dikkatini çekecek uygulamalara imza atabileceği gibi herkesin CHP’yi takip etmesini de sağlayabilir. Örneğin, AKP’yi ya da MHP’yi örnek göstererek “biz onlardan daha demokratız” demek yerine gelişmiş ülkelerin sosyal demokrat partilerini dahi kıskandıracak bir “saydamlık ve adaletle” tüm üyelerin, oy verenlerin ve hatta tüm seçmenlerin tercihlerini dikkate alan “katılımcı” bir “aday belirleme” yöntemi uygulanabilir. Partiye ömrünü vermiş, partimizin tüm çilesini çekmiş gençlerin ve kadınların sadece birkaç küçük yerde değil tam aksine Türkiye’nin en büyük şehirlerinde ve ilçelerinde adaylaştırılmasının önü açılabilir.

Böylece CHP’nin “direniş söylemi” doğru hatta oturacak ve iktidar bloğunun CHP’yi takip etmesi sağlanmış olacaktır. CHP; on yıllardır tekrar edilen hatalarla yüzleştiği ve geçmişten ders aldığı müddetçe iktidar bloğunun saldırıları da azalacaktır zira CHP “savunmasız olmadığını” göstermiş olacaktır.

Birliğini Kaybetmiş Bir CHP, Hiçbir Direniş Sergileyemez!

Ancak gelinen nokta büyük risklerin var olduğunu da göstermektedir. Yerel Seçimler bu anlamda en önemli kırılma noktalarından biri olmaya adaydır. CHP; özellikle kuşaklardan beri CHP’ye oy veren seçmenlerinin güvenini yeniden kazanmak zorundadır. Zira direniş hattını çizecek olanlar en temelde partiye oy veren milyonlardır. CHP; birliğini korumaya ve güçlü olduğunu dosta-düşmana göstermeye mecburdur. Bir kez daha “kendi seçmeniyle arasına mesafe girmiş bir parti” görüntüsü vermek, iktidar bloğunu CHP’ye ve Cumhuriyet’e saldırmaya teşvik edecektir. İnancımız odur ki, özel anlamda İŞ Bankasını genel anlamda da Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ya da belli konularda “direnmek” için önce CHP’yi 21.yüzyılın gerçekliğine uygun şekilde “güçlü kılmak” gerekmektedir.  

İŞ Bankası ile Atatürk’ün Mirasının “Mahşer-i Vicdana Uygun Şekilde” Korunabilmesinin Güçlü Bir CHP yaratmak dışında bir çözümü de yoktur. Bu da ancak “yenilenerek, birleşerek, ortak aklı ve bilimi kullanarak” olur. Aksi her durumda, her direniş hattı “kumdan kaleler” misali ilk fırtınada yıkılma ihtimali yüksek olacaktır Oysa Cumhuriyet sevdalılarının yeni bir kayba daha tahammülü yoktur!

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu, yeni zaferlerin de müjdecisi olsun!



“Türk çocuğu atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.” diyen Mustafa Kemal de atalarından güç alıyor, atalarının yaptığı büyük işleri aşmak için kendinde kuvvet buluyordu. Atatürk, en az 7.000 yıllık yurdumuz dediği Anadolu’ya bakınca Sümerleri, Hititleri, Hektorları, Fatihleri ve binlerce yıl boyunca Anadolu’ya can veren isimsiz Anadolu çocuklarını görüyordu. Onların başarılarını tam kalbinde hissettiği için 1919’da Samsun’a çıkarken inançlıydı. Sivas’ta Türk milletinin seçkin çocuklarıyla kararlar alırken özgüvenliydi ve elbette savaş meydanlarında vuruşurken çok kararlıydı. Bu kararlılık sebebiyle ne ileri atılırken ne de geri çekilirken kuşku duydu zaferden. Sakarya’nın doğusuna kadar Türk ordularını çekerken, onun kaybettiğini düşünen “işbirlikçiler”, “artık ondan kurtulduk” diye mutlu olan hainler vardı. Oysa Mustafa Kemal, Türk Milletinin savaş kaybetse de asla “tutsak” olmayacağını ve mutlaka yeniden doğacağını biliyordu.

İşte bu inanç sebebiyle asıl görevinin düşmana bakmak ya da emperyalizmin silahlarının parıltısına kapılmak olmadığını tam aksine bakması gereken yerin Türk milletinin gözlerinin parıltısı olduğuna emindi. Böylece ellerine-ayaklarına zincir vurulan Türk milletine “İlk Hedefiniz Akdeniz’dir!” diye kükredi. Ne mutlu onlara ki bizlere de “daha büyük işler yapmak” için güç alacağımız “onurlu bir ülke” bıraktılar.

Ancak işimiz bitmedi. O gün savaş meydanlarında yendiğimiz emperyalizm bugün kıyafet değiştirerek yeniden karşımıza dikildi. O günlerin intikamını almak için “milli birliğimize” saldırdılar önce. Türk milletini kökünden ve kurucu değerlerinden hızla uzaklaştırmak için yıllarca uğraştılar ve sonunda ulaşmak istedikleri noktaya yaklaştılar. Artık bir diğerini “öteki” olarak gören bir kitle yarattılar.

Öyleyse emperyalizme ve onların yerli işbirlikçilerine karşı yeni bir “zafer” kazanma vakti. 30 Ağustos 1922’nin ruhuyla yeni zaferler kazanmak ve emperyalizmi bir kez daha denize dökmek zorundayız. Bu noktada hiç şüphe yok ki en büyük sorumluluk Atatürk’ün iki büyük eserinden biri olan Cumhuriyet Halk Partisi’ndedir. CHP’nin kaderiyle Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderi aynıdır. Biri kaybederken diğeri kazanamayacağı gibi, birinin yok oluşu da diğerinin yok oluşu anlamına gelir.

O halde Cumhuriyet sevdalıları “Zafer Bayramında” bir kez daha “devrimci, halkçı, milliyetçi, her koşulda laik, devletçi ve Cumhuriyetçi” bir yeni meydan okumaya hazır olmalıdır. Tarihin CHP’ye biçtiği rol: Devrimci bir bakış açısıyla Cumhuriyetimizi ilelebet payidar kılmaktır! Bu yolda karşımıza pek çok engeller çıkacaktır. Ancak bizler de, tıpkı bizden öncekilerin yaptığı gibi, Sümerlerden, Truvalılardan, Selçuklulardan ve Osmanlıdan aldığımız feyizle her zorluğun üstesinden geleceğiz. Büyük Türk milletini yurtsuz ve geleceksiz bırakmayacağız. 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu, yeni zaferlerin de müjdecisi olsun!

Umut Oran

Geri Adım Atmayacağız



 

19 Mayıs 1919 günü Samsun’un ufuklarında görünen güneş, aynı akşam batmak için değil sonsuza kadar parlamak için doğmuştur. Türk Milletinin asla boyun eğmeyeceğinin, emperyalizmle ve gericilikle asla uzlaşmayacağının ve şartlar ne olursa olsun geri adım atmayacağının işareti olan 1919 ruhu hala canlıdır ve asla yok olmayacaktır.

Türk gençliği; o günlerin Samsun’unda, Amasya’sında, Erzurum’unda ve Sivas’ında Mustafa Kemal’in davasına katılanlar kadar cesur ve en az onlar kadar da mücadeleci olmak zorundadır. Zira emperyalizm gericilik ve bölücülük her fırsatta #Cumhuriyet değerlerini yok etmek ve atılan şanlı adımları tersine çevirmek için pusuda beklemektedir. Ve ne yazık ki Cumhuriyet karşıtı blok bugüne kadar önemli mevziler de kazanmıştır.

Şartların tüm olumsuzluğuna rağmen 2019’un şafağında 1919 ruhunu yeniden hâkim kılacak olan şey: Türk Gençliğinin azim ve kararı olacaktır. Gençliğe Hitabeyi ve Bursa Nutkunu müebbet görev emri olarak kabul eden Türk genci, bağımsızlık ve özgürlük meşalesini yükseltmeyi de, Cumhuriyetini korumayı ve geliştirmeyi de bilecektir ve hep ileriye, çağdaşlığa doğru kutup yıldızı ATA’sının ışığında ilerleyecektir.

Saygı, sevgi ve dostlukla,
Umut Oran

1920 Başlangıçtır Ancak 2017 Son Değildir!



web23

Türk Milletinin onurlu evlatları Mustafa Kemal’in arkasında vatan ve bağımsızlık uğruna can verirken padişahın yanında yer alan, din ticaretinden daha fazla kazanç elde etmek için ölüm fetvaları yazan, emperyalizme köle olmayı arzulayan kapıkulları da vardı.

Samsun’da, Amasya’da bağımsızlık bayrağını yükseltenlerin hemen yanı başında Mustafa Kemalleri yok etmek için pusu kuranlar, Sivas yollarını kan gölüne çevirmek için Osmanlının imkânlarına başvuranlar da mevcuttu.

Ve hatta vatanın en güzel çocukları İnönü’de, Sakarya’da, Büyük Taarruz’da düşman üstüne koşarken o düşmanın emrinde yer alan sözde din adamları ve vatan düşmanları da bulunuyordu.

İşte Türkiye Büyük Millet Meclisi, öncesi ve sonrasıyla, iç cephedeki tüm çelişkilere rağmen Türk Milletinin kanı pahasına kurulmuş ve bugüne kadar ayakta kalabilmiştir. Ancak geçen zaman içinde, o günlerde TBMM’yi kuran azim ve kararlı irade güç kaybetmiştir.

Bu anlamda yaklaşık 100 yıl sonra Türk milleti yeniden aynı risklerle karşı karşıya gelmiştir.

Ancak bilinmelidir ki Mustafa Kemal’in askerleri için “23 Nisan 1920 bir başlangıçtır ancak 2017 bir son değildir.” Yapmamız gereken tek şey “yeniden başlamaktır.”

Cumhuriyetin emanet edildiği Türk Gençliğinden başka güveneceğimiz dağ yoktur! Gençlik, emanete mutlaka sahip çıkacaktır.

1919 ruhu; 2019’ları da sonsuzluğu da aydınlatacak kadar kuvvetlidir.

Dayanışma duygularımla,

Umut Oran

Evet cephesi çökmüştür en güzel örneği de Erciş’tir



 

IMG_5088

Erciş’i önce deprem sonra AKP Vurdu 

Umut Oran: Ey iktidar, el insaf Erciş’in suçu ne? 

Atatürk heykelinin etrafını çöplük yapmışlar!! 

VAN Erciş

(Fotoğraflı) 

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, referandum çalışmaları kapsamında dün Van’da iken vatandaşların talebi üzerine son anda Erciş’i de programına ekledi. Akşam saatlerinde Erciş’e giden Umut Oran, “2010 yılındaki anayasa referandumda yüzde 93,6 oranında evet diyen Erciş’i önce deprem sonra da AKP vurmuş. Erciş’in hayalet şehire, adeta köye dönüşmüş olmasını görünce yüreğim sızladı. Sn. Bahçeli’nin açıklamasının üstüne Erciş’te vatandaşın feryadını görünce diyorum ki 16 Nisan’da evet cephesi çökmüştür, kendi kalelerine bile ihanet etmiş bir anlayış var karşımızda” dedi.

Ercişlilere söz verdi

CHP’li Umut Oran, 2011 depremi sonrasında 5 kez ziyaret ederek sorunlarını TBMM gündemine taşıdığı Erciş’e dün sürpriz bir ziyaret yaptı. Dün akşam karşılaştığı manzara ve vatandaşların feryadı üzerine “Söz veriyorum bu yaşananları gündeme taşıyacağım” diyerek bugün yazılı açıklama yapan Umut Oran şunları kaydetti:

Evet cephesi çökmüştür

Ercişliler 2010 yılında referandumda yüzde 93,6 oranında evet diyerek bu hükümete, yargının FETÖ’nün emrine verilmesine onay verdi, ardından yaşananlar malum. Ama her şerde bir hayır vardır derler. Sn. Bahçeli bile sonunda bölünme riskini görmüş durumda. Daha önce yüzde 93,6’sı evet demiş Erciş’liler şimdi binpişman, şehirleri terkedilmiş virane bir köye dönüşmüş durumda. Çıkardıkları milletvekilleri bakan yardımcıları var ama Erciş sefalet içerisinde. 2010 yılındaki anayasa referandumda yüzde 93,6 oranında evet diyen Erciş’i önce deprem sonra da AKP vurmuş. Erciş’in hayalet şehire adeta köye dönüşmüş olmasını görünce yüreğim sızladı. Sn. Bahçeli’nin açıklamasının üstüne Erciş’te vatandaşın feryadını görünce diyorum ki 16 Nisan’da evet cephesi çökmüştür, kendi kalelerine bile ihanet etmiş bir anlayış var karşımızda

Konteyner hastane, barakada acil müdahale

Nüfusu, 25 il nüfusundan büyük olan 125. 000 nüfuslu koca şehir enkaz halinde, köye dönmüş. Şehir Hastanesi 9 yıldır tamamlanamadı, sağlık hizmetleri konteynır hastanede veriliyor. Acil servis barakada hizmet veriyor. Şanlıurfa’da sağlık hizmetleri ve hastane nutuğu atanların önce Erciş’e bakıp öyle konuşmaları gerekir

Atatürk heykeli çöplük içinde

Depremden sonra 6,5 yıl geçti şehir merkezindeki yaklaşık 3.000 hasarlı konut halen yıkım bekliyor. Deprem konutlarında TOKİ ayrımcılık yapıyor mağdurlar yerleşemezken 3 bin konuda hak sahibi olmayanları da yerleştirmişler! Deprem konutlarının altyapı sorunu da cabası, kentte su sorunu var ve özellikle yazın kokudan durulmuyor şehirde. Yol, ulaşım ve altyapı sorunu da had safhada. Bu kadar sorunun içinde de şehir merkezindeki Atatürk heykelinin etrafını da tam bir mezbelelik yapmışlar. Kasti olarak Atatürk heykelinin bu şekilde bırakılması yürek sızlatıcı

IMG_5097

Şehir merkezi bile hayalet şehir gibi

Şehir merkezi depremle yıkıldı, iktidar kentsel dönüşüme soktu,7 yıl geçti kent merkezinin ihalesi bile yapılamadı. Yıkılan 250 dükkanın sahipleri geçici olarak yaptıkları derme çatma barakalarda perişan, çok kötü şartlarda esnaflık yapıyor. Şehrin merkezi meydan adeta harabe, hayalet şehir gibi

5 ay çalışan şeker işçileri mezarda emekli olacak

Erciş Şeker 1988’den beri faaliyette ama o zaman 1.200 çalışanı vardı, bugün ise çalışan sayısı 490’a düşürülmüş. Yılda sadece 5 ay çalışıyorlar, dolayısıyla geçici işçi olarak çalışan emekçi mezarda emekliliğe gün toplamaya çalışıyor. 28 yıldır çalışan bir emekçi, ‘yılda sadece 5 ay çalışıyorum 7 ay boş geziyorum ve SGK primim de buna göre yatıyor. Ben ancak mezarda emekliliği hak edeceğim’ diyerek bana dert yandı. Pancar kotası da 60 tondan 20 tona düşmüş.

İŞKUR, AKP’nin arka bahçesi gibi

Seçim öncesi terör bitmiş olmasına rağmen 900 korucu işe alınmış, tam bir seçim rüşveti! İŞKUR, AKP’nin arka bahçesi gibi çalışıyor, işe alınmak için önce parti üyeliğine bakılıyor sonra parti milletvekili ya da Gümrük Bakanı Yardımcısından referans isteniyor. AKP büyük bir baskı ve cadı avı uyguluyor burada. Kaymakam ve belediyeye atanan kayyum AKP ilçe temsilcisinden geri kalmıyor, diğer parti üyelerine büyük baskı uyguluyor. İlçenin resmi protokolüne muhalefetten tek bir kişi bile dahil edilmiyor!

IMG_5090

IMG_5086

IMG_5085

IMG_5091

IMG_5092

IMG_5095

IMG_5096