Yazılar

İttifakları Genişleterek Değil CHP’yi Büyüterek İktidar Olunur



Umut Oran: Psikolojik Bariyer Ancak Yüzde 30-35’lik CHP İle Yıkılır

Genişletilmiş Millet İttifakı İsteyenlere Ekmeleddin Faciasını Hatırlattı

Erken seçim tartışmaları ve yeniden alevlenen ittifak bloklarını değerlendiren CHP’li Umut Oran, “Adeta kendisini devletin yerine koyan iktidar bloğu, bu haliyle geniş toplum kesimlerinde korku yaratmaktadır. Böylesine güçlü görünen bir iktidar bloğuna karşı en azından %30-35 bandına oturmuş ‘büyük bir muhalefet partisi / CHP’  olmadığı müddetçe psikolojik bariyerleri aşmak ve AKP’den bıkmış kitlelerin kopuşunu hızlandırmak kolay olmayacaktır. Tek başına iktidar yürüyüşüne geçtiğini topluma gösterip, halkı ikna edemeyen bir CHP’nin olduğu yerde, AKP’ye karşı olduğunu iddia eden partilerin ortaya çıkmasına bel bağlamak, onları ‘doğal ittifak adayı’ olarak görmek ilkesel bir tutarlılık değil AKP’ye karşı dağınık ve güçsüz bir cephe görüntüsü vermek dışında işe yaramayacaktır. Üstelik bu yöntem yıllardır farklı boyutlarıyla denenmiştir” dedi.

Hatalı ittifak düşüncesiyle yaşanan “Ekmeleddin Faciası” ve hüsranının unutulmamasını isteyen Umut Oran, “Şimdi de CHP’yi güçlendirmeden, tek başına en az %30 bandına oturtacak adımları atmadan, kurumsal değişimi tamamlamadan, parti içi demokrasiyi tesis etmeden ve partinin öz evlatlarına, öz ideolojisine, öz değerlerine sahip çıkmadan girişilecek ‘Genişletilmiş Millet İttifakı’ varsayılan etkiyi yapmayacaktır. CHP; özeleştiri yaparak, çağın gerektirdiği tüm kurumsal değişimleri kararlılıkla hayata geçirerek kısa sürede başka seçmen gruplarını da etrafında toplayabilir. Bülent Ecevit, geçmişte bunu başarmıştır. Bugün de biz, Türk milletini Cumhuriyetin aydınlık değerleri etrafında yeniden birleştirebilir ve Türkiye’yi muasır medeniyetlerin ötesine geçirmek için ‘tek başına iktidar’ olabiliriz. İttifakları değil CHP’yi büyütmeyi hedefleyen bir anlayışa seçmenler de büyük ilgi gösterecektir” dedi.

Umut Oran, konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:

Erken seçim tartışmaları Türkiye açısından önemlidir zira vatandaşların hayatını çekilmez kılan sorunların tamamının kaynağında yanlış politikalarda ısrar eden iktidar bloğu vardır. On sekiz yıldır ülkeyi hiçbir kurala bağlı kalmadan ve kendinden olmayan herkesi düşmanlaştırarak yöneten iktidar zihniyetinin Türkiye’ye söyleyecek hiçbir sözü kalmamıştır.

Dünyanın büyük bir değişim geçirdiği bu dönemde vatandaşlarımız için en hayırlı olan şey; dünyayı anlayacak, aklın ve bilimin rehberliğini referans alacak, adaleti ve toplumsal barışı inşa edecek bir CHP iktidarı için seçim sandıklarının kurulması ve milli iradenin tecelli etmesine fırsat verilmesi olacaktır.

İktidar bloğunun düşmanlaştırmaya ve küçük bir yeni seçkinler grubu için ülkenin geleceğini riske atmaya dayalı siyaset anlayışı çağdışıdır ve mevcut sorunları daha da sorunlu hale getirmek dışında hiçbir sonuç doğurmayacaktır.

CHP Tek Başına İktidara Odaklanmalıdır

Ancak iktidar bloğunun “güçlü bir alternatif” ortaya çıkmadan sandıkta hezimet yaşayacağını düşünmek de gerçekçi değildir. Muhalefet partileri, geniş toplum kesimlerinin gözünde/yüreğinde “alternatif” olmayı başaramadığı müddetçe, inişli çıkışlı bir grafikle de olsa iktidar bloğu gücünü korumaya devam edebilecektir. O halde yapılacaklar listesinin en başına yazılması gereken madde “tek başına iktidar hedefine odaklanmak” ve bu hedefe ulaşmak için gerekli olan kurumsal değişimi hızla hayata geçirmek olmalıdır.

Tek başına iktidar hedefi; mücadelenin merkezine “kendini” koymak, yani “ittifak yaparak oy arttırmaya değil partiyi büyüterek iktidar olmaya” aday olmak demektir. Ne yazık ki, CHP üst yönetimi, uzun zamandan beri “başka muhalefet partileriyle ittifak yapmayı” ana strateji olarak kabul etmiş görünmektedir. Oysa bu bakış açısı, sanılanın aksine, CHP’yi değil AKP’yi merkeze almaktadır. CHP’nin “alamayacağı” varsayılan oyları başka muhalefet partilerinin alabileceğini varsayıp siyaseti “oy oranlarının alt alta yazılıp, toplanmasına” indirgeyen bu bakış açısı CHP’yi %20-25 bandına mahkûm etmektedir. Böylece AKP’ye hak etmediği bir güç vehmedilirken AKP’nin karşısındaki her partiye de “potansiyel ittifak adayı” olarak bakılmaya başlanılmaktadır.

Sadece AKP’ye Karşı Olmak İttifak Yapmak İçin Yeterli Görülemez

Çok açıktır ki AKP ve ona tabi olmuş bazı MHP yöneticileri, her şeye rağmen, önemli bir seçmen tabanına hitap edebilmektedir. Adeta kendisini devletin yerine koyan iktidar bloğu, bu haliyle geniş toplum kesimlerinde korku da yaratmaktadır. Böylesine güçlü görünen bir iktidar bloğuna karşı en azından %30-35 bandına oturmuş “büyük bir muhalefet partisi/CHP” olmadığı müddetçe psikolojik bariyerleri aşmak ve AKP’den bıkmış kitlelerin kopuşunu hızlandırmak çok kolay olmayacaktır. Tek başına iktidar yürüyüşüne geçtiğini topluma gösterip, halkı ikna edemeyen bir CHP’nin olduğu yerde, AKP’ye karşı olduğunu iddia eden partilerin ortaya çıkmasına bel bağlamak, onları “doğal ittifak adayı” olarak görmek ilkesel bir tutarlılık değil AKP’ye karşı dağınık ve güçsüz bir cephe görüntüsü vermek dışında işe yaramayacaktır. Üstelik bu yöntem yıllardır farklı boyutlarıyla denenmiştir. Hatalı bir ittifak düşüncesiyle “Ekmeleddin Faciası” hazırlanmıştır ve sonuç hüsrandır. Eksik bir düşünceyle “Millet İttifakı” kurulmuştur ve sonuç alınamamıştır; rejim değişmiştir, Atatürk Cumhuriyeti korunamamıştır. Şimdi de CHP’yi güçlendirmeden, tek başına en az %30-35 bandına oturtacak adımları atmadan, kurumsal değişimi tamamlamadan, parti içi demokrasiyi tesis etmeden ve partinin öz evlatlarına, öz ideolojisine, öz değerlerine sahip çıkmadan girişilecek “Genişletilmiş Millet İttifakı” varsayılan etkiyi yapmayacaktır.

Kurumsal Değişimini Tamamlayan CHP, Tek Başına İktidar Olabilir

Türkiye’nin kurucu partisi olan CHP; tarihte eşine rastlanılmayacak derecede sadık ve inançlı bir seçmen tabanına sahiptir. Tüm hatalı politikalara rağmen CHP’ye destek veren böylesine fedakâr bir taban varken “tek başına iktidar hedefi koymaktan” daha doğal bir yol olamaz.

CHP; özeleştiri yaparak, çağın gerektirdiği tüm kurumsal değişimleri kararlılıkla hayata geçirerek kısa sürede başka seçmen gruplarını da etrafında toplayabilir. Bülent Ecevit, geçmişte bunu başarmıştır. Bugün de biz, Türk milletini Cumhuriyetin aydınlık değerleri etrafında yeniden birleştirebilir ve Türkiye’yi muasır medeniyetlerin ötesine geçirmek için “tek başına iktidar” olabiliriz. Şüphesiz ki bu topraklar asla umudunu kaybetmemiş yiğit kadınların ve erkeklerin coğrafyasıdır. Türk milleti, atılan her doğru adımı takdir edecek ve iktidara taşıyacak kadar adildir. İttifakları değil CHP’yi büyütmeyi hedefleyen bir anlayışa seçmenler de büyük ilgi gösterecektir.

İttifakları-Genişleterek-Değil-CHPyi-Büyüterek-İktidar-Olunur-003

AKP’ye Laf Yetiştirmek CHP’ye İktidar Getirmez



CHP YÖNETİMİ İÇİN ARTIK SÖZLE MÜCADELE DEĞİL FİKİR VE EYLEM İLE MÜCADELE ZAMANIDIR.

CHP’li Umut Oran, AKP’nin 18 yıldır beslendiği içi boş karşılıklı sözlü atışmalardan vazgeçilmeden iktidarın gelmeyeceği uyarısını yaparak “AKP’ye laf yetiştirmek CHP’ye iktidar getirmez. Çünkü İktidar bloğunun yanında olmayan herkes düşmandır. Dün değişmemiştir, bugün değişmeyecektir ve yarın da ‘düşmanlaştırma’ siyaseti devam edecektir. Sadece AKP’ye cevap yetiştirerek mücadele edilemez! Bir başka deyişle “Salı’dan Salı’ya” açıklama yaparak, AKP’lilerin ya da ortağı MHP üst yönetiminin saldırgan açıklamalarına “çok sert(!) cevap vererek” mevzi kazanılamaz. Tam tersine iktidar bloğuyla sürekli “söz düzeyinde” karşı karşıya gelmek hem iktidar takipçiliği anlamına gelecektir hem de “sonsuz bir kayıkçı kavgasının” zeminini hazırlayacaktır. O halde iktidar olmanın tek yolu takipçilikten vazgeçip kurumsal değişimin önünü açmaktır!” dedi. Türk devrim tarihi ve Mustafa Kemal’in eşsiz mücadelesinin tamamında göze çarpan en büyük özelliğin de Atatürk’ün asla rakiplerinin gündemini takip etmemesi olduğunun altını çizen Umut Oran, “Aradan geçen yaklaşık 100 yılın sonunda CHP için doğru bakış açısı da benzerdir. Sorunlar ne kadar büyük olursa olsun çözümlerin tamamının merkezine CHP’yi ve Cumhuriyet çocuklarını koymak gerekir. Bunu başardığımız anda gelecek aydınlıktır” dedi.

Propagandaları 18 Yıldır Değişmedi

Umut Oran, son günlerde dozu giderek artan karşılıklı cevap vermelerle birlikte yeniden ortaya çıkan siyasi durumla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklamada şunları ifade etti:

Yaklaşık 20 yıldır ülkeyi “tek başına” yöneten iktidar bloğunun uyguladığı politikalar, kullanmayı tercih ettiği propaganda yöntemleri ve gündemde tuttuğu konular göz önüne alındığında 2002’den bugüne kadar hiçbir şeyin değişmediği kolaylıkla tespit edilecektir. İktidar bloğunun “rejim değişikliğinden” sonra kendisini “yeni devletin sahibi” olarak konumlamasıyla birlikte ortaya çıkan “dil değişikliği” de AKP propagandası için sadece “taktik düzeyde” bir farklılığa yol açmıştır, ama oluşturulan propaganda makinasının “ana yapısı” aynen devam ettirilmiştir.

Bu bakış açısının en somut ve 2002’den beri değişmeyen noktalarının biri “ötekinin düşmanlaştırılmasıdır.” Örneğin MHP, yıllar boyunca AKP tarafından “en ağır hakaretlerin muhatabı” olmuş ve ötekileştirilmiştir. Ancak MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, AKP’yle yol yürüme kararından sonra her şey bir anda değişmiş ve MHP “düşman pozisyonundan ortak pozisyonuna” alınmıştır.

Anılan durumun tersi de yaşanmıştır. Açılım sürecinin sonuna kadar yaşanan süreçte büyük bir heyecanla “yan yana durulan”, sözde Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk gibi davalarda el ele yürünen, 2010 referandumunda AKP’nin karşısında yer almayan ve Haziran Direnişi döneminde “açık olarak AKP’nin yanında konumlanan” HDP çizgisi, büyük bir özenle AKP tarafından korunmuş, yandaş medyada yer bulmaları sağlanmış ve Cumhuriyet karşıtı cephenin içinde önemli bir rol verilmişken açılım sürecinin sona ermesiyle beraber “düşman olarak kodlanmıştır.” Bir başka deyişle iktidar bloğu HDP çizgisini “kendi yanında olduğu müddetçe korumuş, kollamış”, yanından uzaklaştığı anda “ötekilerin” arasına koymuştur.

Örneklerin çoğaltılması mümkündür. Ancak her örnekte aynı sonuca ulaşılacaktır: “İktidar bloğunun yanında olmayan herkes düşmandır.” Şayet yarınlarda MHP Genel Başkanı, iktidar bloğunun yanından uzaklaşırsa “yeniden düşmanlaştırılacaktır.” Bu anlamda AKP’nin ve bağlı yapıların, CHP’ye saldırıları, CHP’yi bu derece düşmanlaştırması “dönemsel değil kategoriktir.” Dün değişmemiştir, bugün değişmeyecektir ve yarın da “düşmanlaştırma siyaseti devam edecektir.”

Çok Sert(!) Açıklama Yapmak Yeterli Değil

Kategorik olarak CHP’yi düşmanlaştırmaktan vazgeçmeyeceğini tespit ettiğimiz bir iktidar bloğu ortada olduğuna göre akla şu soru gelmelidir: Peki bu iktidar bloğuyla nasıl mücadele edilebilir? Cevaplar uzun uzun anlatılabilir ancak en kısa cevap şu olmalıdır: “Sadece AKP’ye cevap yetiştirerek mücadele edilemez!” Bir başka deyişle “Salı’dan Salı’ya” açıklama yaparak, AKP’lilerin ya da ortağı MHP üst yönetiminin saldırgan açıklamalarına “çok sert(!) cevap vererek” mevzi kazanılamaz. Tam tersine iktidar bloğuyla sürekli “söz düzeyinde” karşı karşıya gelmek hem iktidar takipçiliği anlamına gelecektir hem de “sonsuz bir kayıkçı kavgasının” zeminini hazırlayacaktır. Böyle bir mücadele yöntemiyse hiç şüphe yoktur ki “reaktif olması sebebiyle” stratejik değil taktik seviyede kalacaktır. Kısa vadede “bireysel rahatlama sağlasa da” orta-uzun vadede olumlu sonuç doğurma ihtimali yoktur. Zira 18 yıldır bu yöntem denenmiştir ve sonuçları ortadadır. Öyleyse büyük bir özgüvenle şu sonuca ulaşılmalıdır: “İktidar bloğuyla sadece ‘sözle’ mücadele edilemez!”

İktidar Olmanın Tek Yolu: Takipçilikten Vazgeçip Kurumsal Değişimin Önünü Açmaktır!

O halde tüm Cumhuriyet çocukları büyük bir zihinsel kopuşu da gerektiren yeni bir aşamaya geçmek ve içinde AKP olan tüm cümleleri unutarak siyasi mücadeleye “en baştan yani sıfırdan başlamak” zorundadır. Böyle bir yeni başlangıcın hedefleri “AKP’yi yenmek ya da Erdoğan’ı Başkan seçtirmemek!” şeklinde olmamalıdır. Tam tersine CHP, tamamen kendisini merkeze alarak “AKP’yi yenmek” yerine “CHP’yi iktidara taşımaya”, “Erdoğan’ı tekrar seçtirmemek” yerine “CHP adayını seçtirmeye” odaklanmalıdır. Bu noktada bazı arkadaşlarımız, “Zaten AKP’yi yenersek CHP’yi de iktidara taşımız oluruz” gibi gerçekliğin üstünü örten cümleler dile getirebilir, ancak bu cümlelerin hiçbir anlamı yoktur. Zira birinci durumda “sonsuz bir takipçilik ve reaktif bir politika yaklaşımı” hakimken ikinci durumda “öncü parti rolüne bürünüldüğü gibi proaktif bir siyaset yaklaşımı da tercih edilmiş olacaktır. CHP, “AKP’yi unuttuğu ve siyasetin merkezine koymadığı” anda, hayatın her alanında büyük “bir dönüşüm” de başlayacaktır.

Örneğin AKP takipçiliği terk edildiği anda “CHP Nasıl Tek Başına İktidar Olur?” sorusu gündeme gelecektir. Soru, CHP’yi merkeze alarak sorulduğundan dolayı “Ekonomi kötüye gittiği için AKP oy kaybedecek. İşsizlik arttığı için AKP oy alamayacak. Yandaşlara rant aktarımı devam ettiği için AKP sarsılacak.” gibi içinde AKP geçen tüm cümleler geçerliliğini yitirecektir. Böylece “CHP; kitlelerin inanacağı bir büyük hayal ortaya koyabilirse, CHP; parti içi demokrasiyi tüm yurttaşlara örnek olacak şekilde geliştirirse, CHP; liyakatin ve adaletin nasıl uygulanabileceğini geniş toplum kesimlerine gösterebilirse, CHP; herkesin insan onuruna yakışır şekilde yaşamasını sağlayacak iş imkânı sağlayabilirse tek başına iktidar olacaktır” gibi sonsuz sayıda cümle/öneri/iddia ortaya çıkacaktır. Bu aşamayla beraber CHP; daha iyi bir CHP için mücadele eden, elindekiyle asla yetinmeyen, rakibi olan siyasi partilerin kötü yönlerine bakıp meşruiyet üretmeyen “devrimci bir yapıya” dönüşecektir. Zaten kitleleri “Umudumuz CHP” noktasına taşımanın yegâne yolu da budur: CHP’yi merkeze almak ve iktidar bloğuyla kayıkçı kavgasından sıyrılarak “kurumsal değişimin” yollarını açmak.

Sözle Değil Fikir Ve Eylemle

CHP yönetimi için artık sözle mücadele değil fikir ve eylem ile mücadele zamanıdır. CHP yönetimi artık AKP’ye cevap vermeyi AKP ile sözle mücadeleyi, AKP’yi gündemine almayı bırakmalıdır. CHP, kendi gündemini yaratmalı, kendi gündemine odaklanmalı ve tek başına iktidar olmayı hayal ve iddia etmelidir. CHP yönetimi gerçeği fark etmeli, Kendini keşfetmeli, Strateji değiştirmeli, Değişime liderlik etmelidir. Artık bu yönde harekete geçmelidir.

Mustafa Kemal’in Dehası: Türk Devrimini Hayatın Merkezine Koymasıdır

Türk devrim tarihi ve Mustafa Kemal’in eşsiz mücadelesinin tamamında göze çarpan en büyük özellik de Mustafa Kemal’in asla rakiplerinin gündemini takip etmemesidir. İngilizlerin bir gündemi vardır, Yunanlıların bir gündemi vardır, Osmanlı hanedanının da kendi çıkarları için oluşturduğu bir gündemi vardır ancak Mustafa Kemal, “devrim gündemini oluşturmuş” ve inandığı değerler uğruna aralıksız mücadele ederek zafere ulaşmıştır. Aradan geçen yaklaşık 100 yılın sonunda CHP için doğru bakış açısı da benzerdir. Sorunlar ne kadar büyük olursa olsun çözümlerin tamamının merkezine CHP’yi ve Cumhuriyet çocuklarını koymak gerekir. Bunu başardığımız anda gelecek aydınlıktır. 

AKPye-Laf-Yetiştirmek-CHPye-İktidar-Getirmez

2023 Popülizmi Balon Gibi Patladı…



Ne vaat ettiler, ne oldu?

Tüm hedefler karavana çıktı

CHP’li Umut Oran, TBMM’ye sunulan ve cumhurbaşkanlığı sisteminin ilk kalkınma planı olan 11. Kalkınma Planı’nın tek adam sisteminin AKP’nin ekonomide hiçbir hedefini gerçekleştiremediği gibi tüm hayallerinin bile gerçek dışı olduğunu kanıtladığını bildirdi.

Yani aslında  yeni kalkınma planı malumu ilan ederek, tek adam rejiminin ekonomiyi tam bir gerileme dönemine geçirdiğini gözler önüne serdiğini kaydeden Umut Oran, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk kalkınma planı olan ve 2019-2023 dönemini kapsayan 11. Kalkınma Planı ile AKP’nin yıllardır halkın gözünü boyayıp oyunu almak, iktidarını sürdürmek uğruna ortaya attığı 2023 hedeflerinin tamamen yalan ve balon olduğu net biçimde ortaya çıkmıştır” dedi.

Konuyla ilgili olarak bu sabah yazılı açıklama yapan Umut Oran, AKP’nin 2011 yılında Cumhuriyetin 100. yılı olan 2023 için oldukça iddialı ekonomik hedefler ortaya koyduğunu anımsatarak, şunları kaydetti:

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, hükümetin ve partisinin 2023 yılına kadar hedeflerini ilk olarak Ocak 2011’de düzenlenen“Türkiye 2023’e yürüyor, Ankara AK Parti’de Buluşuyor” programında açıklamıştı. Erdoğan’ın Ankara Spor Salonu’nda düzenlenen törende duyurduğu bu hedeflere 2014’teki 10.Kalkınma Planı’nda da yer verildi.

2023 için en iddialı 5 hedef şöyleydi:

Gayri safi yurt içi hasıla (milli gelir) 2 trilyon dolara,

Kişi başına milli gelir 25 bin dolara,

İhracat 500 milyar dolara ulaşacak

İşsizlik yüzde 5’e inecek.

-Dünyanın ilk 10 ekonomisine girilecek.

Yıllardır AKP, hayali “2023 hedefleri”ni her fırsatta temcit pilavı gibi ısıtıp halkın önüne getirdi. Bunların hayali ve gerçek dışı olduğunu söylemeye kalkanlar, “Türkiye’nin kalkınmasını istemeyen vatan hainleri” olarak yaftalandı.

2023 HEDEFLERİ KÜÇÜLÜVERMİŞ

Şimdi; Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk kalkınma planı olan ve 2019-2023 dönemini kapsayan 11. Kalkınma Planı, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından onaylanarak, TBMM’ye sunuldu.

Fakat, o da ne? Yeni Plan çerçevesinde Erdoğan’ın; yıllardır dilinden düşürmediği, toplantılarda halka vaat ettiği, bununla meydanları coşturduğu o iddialı 2023 hedeflerini yarıya indirildiği görüldü. Yeni Plan’a göre 2023 için temel hedefler şöyle:

Gayri safi yurt içi hasıla 1 trilyon 80 milyar dolar

Kişi başına düşen milli gelir 12 bin 484 dolar

İhracat 226.6 milyar dolar

İşsizlik yüzde 9.9

BIRAK 2023’Ü, 2018’İ BİLE ÖNGÖREMEDİLER

AKP, 2023 için mesnetsiz, göz boyayıcı afaki hedefleri durmadan dillendirirken, 2014 başında beş yıllık bir dönem için açıkladıkları 2018 hedefleri de tamamen havada kaldı.

2014-2018 dönemi için hazırlanan 10. Kalkınma Planı’nda 2018 için;

• GSYH hedefi 1 trilyon 285,5 milyar dolar öngörülürken, gerçekleşme 784,1 milyar dolar oldu. (Küçülme sürüyor)

• 2018 yılı için kişi başına milli geliri 15 bin 996 dolar hedeflediler, ancak o yıl 9 bin 632 dolara geriledi ve gerileme halen sürüyor.

• 2018 yılı için işsizlik hedefi ise yüzde 7.2’ydi, gerçekleşme yüzde 11 oldu. (En son alınan Mart 2019 verisine göre yüzde 14,1)

• Yıllık ihracat için “2018’de 277 milyar dolar olacak” dediler, ancak gerçekleşme 167,9 milyar dolar oldu.

Ne dediler ne oldu?

YENİ 2023 HEDEFLERİ 2018’İN DE GERİSİNDE

AKP’nin 2023 hedefleri diye açıkladığı büyüklüklere erişmek imkansızdı ve bunu kendileri de biliyordu. Bugün ise Yeni Kalkınma Planı’nda yıllardır dillerinden düşürmedikleri bu hayali hedefleri bile yarıya indirirken halka hiçbir açıklama yapma gereği de duymadılar.

İşin daha vahimi; 2023 için açıklanan yeni hedefler 2014 başında oluşturulan ve 2018 sonunu kapsayan 10. Plan’da yer alıp da gerçekleşemeyen 2018 hedeflerinin bile gerisinde.

• 10. Plan dönemi başında plan dönemi sonu (2018 yılı) için 1,3 trilyon dolar dolayında milli gelir öngörüldü (gerçekleşme 784 milyar dolar), şimdi 2023 için 1 trilyon 80 milyar dolar öngörülüyor

• 2014 başında 2018 yılı için 16 bin dolara yakın kişi başına milli gelir hedeflenmişti (gerçekleşme 9.632 dolar oldu), şimdi 2023 için 12.5 bin dolar hedefleniyor.

• 2018 için 277 milyar dolar ihracat hedeflenmişti (Gerçekleşme 168 milyar dolar), şimdi 2023 için 227 milyar dolarlık ihracat öngörülüyor.

• 2018’de yüzde 7,2’ye düşürülmesi öngörülen işsizlik (yüzde 11 oldu, bu yıl yüzde 14’ü aştı); bugün ise 2023’te işsizliğin yüzde 9,9 olması hedefleniyor.

NE ADALET KALDI NE KALKINMA…

2023 hedefleri tamamen göz boyamaya yönelik, mesnetsiz ve hayali idi. Ancak ülkenin demokrasi birikimi budanıp, kuvvetler ayrılığı ilkesi ve hukuk devleti ortadan kaldırılarak geçilen keyfi tek adam yönetiminde Türkiye, mevcut ekonomik potansiyelini de kullanamadı, olası performansını da gerçekleştiremedi, hızla kan kaybetti.

Adı “Adalet ve Kalkınma” olan siyasi parti, Türkiye’de ne adalet bıraktı, ne de kalkınma!..

17 yılda dağ gibi büyüyerek 500 milyar dolara yaklaşan dış borca; önümüzdeki bir yıl içinde gereken 200 milyar dolarlık dış kaynak ihtiyacına karşılık, hukuki güvencenin ortadan kaldırılması, ülke riskinin büyümesi nedeniyle Türkiye’ye yatırım ve dış kaynak girişi bıçak gibi kesildi, borçların çevrilmesi tehlikeye girdi.

Zaten Ar-Ge, inovasyon, teknoloji yatırımını artıramayan, buluş yapamayan Türkiye, katma değerli üretimde iyice geriye gitti.

Türkiye, yatırım ve sermaye çekme ekonomisini, ihracatını büyütme açısından tarihinin en kötü dönemini yaşıyor.

Çünkü demokrasiden, hukuk devleti olmaktan uzaklaşan ülke, her alanda geriye gitti. Bilimi dışlayan, ezberciliğe dayalı eğitim sistemi; imam hatipleştirilmiş okulları ile Türkiye; sorgulayan, araştıran, analiz yapabilen nesiller yetiştiremez halde.

Artık AKP’nin ekonomide, siyasette, dış politikada sorunları çözme, ülkeyi büyütme, geliştirme yönünde yapacağı hiçbir şeyin kalmadığı gün gibi ortadadır.

Türkiye artık 21. Yüzyıl gerçeklerine uygun yeni bir başlangıç yaparak, ya yeni bir yol bulmak ya da yepyeni bir yol açmak zorunda

2023 yılı için yani Cumhuriyetimizin 100. Yıldönümü için hala bir umut var…

Halkın Ekonomisine En Büyük Teşvik Bu Demokratör Saray Yönetiminden Kurtulmaktır…



Umut Oran

Basın Açıklaması

11.4.2018

  • AKP hükümetleri “cazip”, “devrim”, “süper” gibi sıfatlarla yıllardır durmadan teşvik paketleri açıklıyor. Ancak uygulamaya bakıldığında teşvik paketleri ile vaat edilen üretim, yatırım ve istihdam artışı ortada yok.
  • Ainesi iştir kişinin, lafa bakılmaz; ülkede ne işsizlik azalıyor ne cari açık küçülüyor.
  • Durmadan yeni paket açıklamaları zaten önceki paketin işe yaramadığını gösteriyor.
  • İktidar inandırıcılığını yitirmiştir. “Süper” diye niteledikleri yeni paketi açıkladıkları gün döviz yeni rekorlar kırdı, Borsa geriledi.

16 yıla giren iktidarı döneminde ülkenin ekonomik sorunlarını çözemeyip tümden ağırlaştırarak ağır bir kriz aşamasına getiren AKP, şimdi “süper teşvik” adı altında yeni bir teşvik paketi daha açıkladı. Cumhurbaşkanlığı sarayında açıklanan “Proje Bazlı Teşvik Sistemi” kapsamında desteklenecek 19 firmaya ait 135 Milyar TL tutarındaki 23 proje ile yaklaşık 35 bin kişiye dolaylı istihdam yaratılacağı iddia edildi.

Bu kaçıncı teşvik paketi?

AKP’nin ilkini 2004 yılında açıkladığı bilmem kaçıncı “teşvik” paketlerinden başlıcaları:

  • Haziran 2009: “Bölgesel gelişmişlik farklılıklarını azaltacak, rekabet gücünü artıracak, teknoloji ve Ar-Ge içeriği yüksek büyük ölçekli yatırımlara destek öngören” yeni teşvik paketi Başbakan Erdoğan tarafından açıklandı.
  • Nisan 2012: Açıklanan bölgesel bazlı teşvik paketi ile Türkiye 6 bölgeye ayrılarak en etkili teşvikler Doğu ve Güneydoğu’daki en yoksul 15 ili kapsayan 6. Bölgeye verildi.
  • Nisan 2015: Başbakan Ahmet Davutoğlu, Çankaya Köşkü’nde İstihdam, Sanayi Yatırımı ve Üretimi Destekleme Paketi’ni açıkladı.
  • Haziran 2016: Başbakan Yıldırım’ın yatırımcılara her türlü kolaylığın sağlanacağını “Turkuaz halı sereceğiz” şeklinde betimlediği yeni teşvik paketi açıklandı.
  • Temmuz 2016: Başbakan Binali Yıldırım Bakanlar Kurulu’nun ardından içinde “devrim niteliğinde yeniliklerin” olduğu iddia edilen teşvik paketini açıkladı.
  • Eylül 2016: Başbakan Binali Yıldırım, çok sayıda bakanla birlikte Diyarbakır’da, Doğu ve Güneydoğu’da 23 ili “cazibe bölgesi” yapacağı iddia edilen ve yatırımcılara 35 milyar dolarlık destek vaat edilen yatırım paketi açıkladı.
  • Şubat 2017: “İstihdam seferberliği” kapsamında işverenlerin gerçekleştirecekleri ilave istihdam için sağlanacak teşviklere ilişkin destek paketi Resmi Gazete’de yayımlandı.
  • Aralık 2017: Cumhurbaşkanı Erdoğan, “istihdam seferberliğinde ikinci dönem” mottosuyla yeni teşvikleri açıkladı.

15 yılda ne kadar teşvik verildi?

Bir yandan yeni paketler açıklanırken, yatırımcıların başvuruları değerlendirilerek, yapacakları yatırımlara ilişkin her ay Ekonomi Bakanlığı tarafından teşvik belgeleri düzenlenmeye devam edildi.

Bakanlık verilerine göre 1 Ocak 2003-31 Aralık 2017 döneminde toplam 56 bin 315 teşvik belgesi verildi. Bu belgelerde toplam 833,7 milyar TL’lik yatırım öngörülüyordu. Bu kapsamda tam 2 milyon 64 bin 758 kişilik istihdam yaratılması taahhüt ediliyordu.

15 yılda verilen teşviklerde belge bazında 21 bin 203 adet (yüzde 38), yatırım tutarında 314,7 milyar (yüzde 38) ve öngörülen istihdamda 906 bin 874 kişi (yüzde 44) ile en büyük payı, yatırımcıların zaten gözdesi olan en gelişmiş 8 il aldı. Bu dönemdeki teşvik belgelerinin yüzde 8,3’ü en yoksul 15 ile düzenlendi. Yatırıma aç ve sürekli göç veren bu iller, teşvik kapsamında desteklenen yatırımlardan sadece yüzde 3,6, bu kapsamda yaratılacak istihdamda da yüzde 9,7 pay alabildi. Bölgeler arası gelişmişlik farkları kapanmadı daha da büyüdü.

Teşviklerin sonucunu kimse bilmiyor…

Ancak asıl önemlisi;

  • Verilen yatırım teşvik belgelerinin sonuçlarına ilişkin ortada sonuçlanmış bir etki analizi çalışması bulunmuyor.
  • Yatırım teşvik belgelerinde öngörülen sabit yatırım tutarlarının ne kadarının gerçekten yatırıma dönüştürüldüğü, istihdam taahhütlerinin ne kadarının gerçekleştirildiği bilinmiyor.
  • Sağlanan teşvik ve desteklerin genel üretim, ihracat ve istihdamda yarattığı etki, yani teşviklerin başarılı olup olmadığına ilişkin bugüne kadar ilgili kurumlarca yapılmış bir çalışma ortada yok.
  • Bu da AKP’nin üretim, yatırım, istihdam açısından sonuçlarını ölçmeye gerek bile duymadığı teşvik paketlerini bir seçim yatırımı, kamuoyuna yönelik bir PR çalışması olarak gördüğünü, aynı zamanda popülist biçimde savurduğu kamu kaynaklarını nasıl israf ettiğini gösteriyor.
  • Sonuçları ölçülmeyen hiçbir paket, amacına ulaşmış bir teşvik uygulaması değildir.

Ainesi iştir kişinin, lafa bakılmaz!..

AKP hükümetleri yıllardır durmadan paket açıklıyor. Hepsinde çok cazip teşvik ve destek unsurları yer alıyor. Ancak uygulamaya bakıldığında teşvik paketleri ile vaat edilen üretim, yatırım ve istihdam artışı ortada gözükmüyor. Zaten durmadan yeni paket açıklamaları bir önceki paketin işe yaramadığını gösteriyor.

Bugüne kadarki teşviklerin sonuçları ortada:

  • Dolar kuru 4, Euro 5 TL’yi geçti ve hızla yükselmeye de devam ediyor.
  • 2002 yılında yüzde 10,3 olan işsizlik oranı 2017 itibariyle yüzde 10,9. Resmi işsiz sayısı 15 yılda 2,5 milyondan 3,5 milyona çıktı. Geniş tanımla ülkede 6 milyon dolayında işsiz var. Üniversiteli-beyaz yakalı işsizliği rekor düzeylere ulaştı.
  • 2002’de yıllık 15 milyar dolar olan dış ticaret açığı 2017 itibariyle 77 milyar dolara çıktı. Türkiye, 2018’in sadece ilk iki ayında 14,8 milyar dolarla, 2002 yılının tümündeki kadar dış ticaret açığı verdi. İhracatın ithalatı karşılama oranı sürekli geriliyor.
  • Cari açık, 2017’de milli gelirin yüzde 5,5’ine ulaştı.
  • Türkiye’nin 2002 sonunda 129,6 milyar dolar olan dış borcu, 2017’de 453,2 milyar dolara yükseldi.
  • Cari açığın finansmanı ve kısa vadeli dış borçların çevrilmesi için Türkiye’nin şiddetle dövize ihtiyacı var. Buna karşılık hukuk açığı ve güven kaybı dolayısıyla dış kaynak girişleri azalıyor, gelen miktar ihtiyacı karşılamıyor, döviz kurları sürekli yükseliyor.
  • Çift haneli düzeylerdeki faiz de sermaye girişleri için yeterli olmuyor, finansal dengeler faiz artırmayı zorunlu kılıyor, ancak bu da yatırımları tümden durduracak bir faktör. Demokratörün emirle faiz düşürme girişimi ise kurdaki yangına benzin oluyor.
  • Türkiye ekonomisi; kendi yapısal sorunları, 3. dünya savaşının konuşulduğu dış politik konjonktür ve içeride despotik yönetim, hukuksuzluk, demokrasi açığı cenderesinde hızla bir çöküşe doğru sürükleniyor.

Hiçbir teşvik haksız rekabet yaratmamalı

Proje bazlı yeni teşvik paketi ile 19 firmanın 23 projesinin destekleneceği belirtiliyor. Türkiye’nin köklü dev sermaye kuruluşları art arda yatırımlarını yurt dışına kaydırma ihtiyacı duyarken; 10 yıl boyunca vergi ve sigorta primi muafiyeti, kredi kullandırımı, yatırım yeri tahsisi, sermaye katkısı, enerji desteği gibi “süper” teşviklerden yararlanacak bu firmalar neye göre seçilmiştir? AKP ile “teşrik-i mesaide” olan firmalara mı özeldir bu teşvikler?

Hukuk yoksa ekmek de yok!…

Ülkenin mevcut yönetim anlayışı ve içinde bulunduğu koşullarda, hiçbir teşvik paketi ülkeye fayda sağlamaz. Demokrasiden, hukuk devletinden uzaklaşma, yatırımcıyı caydırır, en süper teşvik tedbirleri bile kimseyi yatırıma ikna edemez.

Ülkede demokrasiyi, hukuk devletini rafa kaldıran AKP, güveni ve yatırım ortamını yok etmiştir. AKP, OHAL rejimi altında yürüttüğü keyfi yönetimle, ülkeye ve geleceğe olan güveni tümden tüketmiştir.

Gelinen tıkanma noktasında;

  • Ekonomide ciddi bir daralma yaşanıyor,
  • Yatırımlar erteleniyor, üretim durma noktasında,
  • Ülke yatırımcısı, yatırımlarını başka ülkelere kaydırıyor.
  • Piyasalarda para dönmüyor,
  • Karşılıksız çek ve protestolu senetlerde patlama yaşanıyor,
  • Dış ticaret açığı ve cari açık hızla büyüyor.
  • Ülkeye sermaye girişleri durma noktasında,
  • İşsizlik almış başını gidiyor.
  • Bankalar reel sektöre kredide aşırı ihtiyatlı davranıyor.
  • Aşırı dış borcu bulunan reel sektör firmaları ciddi kur riski altında, ciddi bir iflas dalgası riski bulunuyor.
  • Vatandaşın hızla gerileyen alım gücü, tüketimi baskılıyor.
  • AKP’nin yıllarca ekonomiyi canlandırmada kullandığı yegâne aracı olan inşaat sektörü ciddi sıkıntı yaşıyor.
  • Parası olan vatandaş da kendini güvenceye almak için döviz satın alıyor.

AKP ekonomi yönetimi inandırıcılığını-güvenirliğini yitirmiştir

Açıklanan yeni teşvik paketi, içinde süslü vaatler olan bir seçim çalışmasıdır.

Durmadan yeni teşvik paketleri açıklayarak ekonomi yönetilmez. Yeni açıklanan teşvik paketi de öncekiler gibi süslü vaatler içeren, ancak uygulamada yatırımları, üretimi canlandıracak nitelikten uzak, seçim çalışması kapsamında göz boyamaya yönelik bir pakettir.

İktidar, kâğıt üzerinde ne kadar cazip teşvik paketleri açıklarsa açıklasın, ülkede demokrasiyi, hukuk devletini yeniden tesis edip, belirsizliği ortadan kaldırmadığı, herkesin önünü görebileceği bir ortamı yaratamadığı sürece açıklanan bu teşvik vaatleri yatırımları harekete geçiremeyecek, ekonomiyi canlandıramayacaktır.

Zaten, “süper” sıfatıyla yeni teşvik paketini açıkladıkları gün döviz kurlarının sakinleşmek yerine yeni rekorlar kırması, Borsa’daki düşüş bunun işaretidir.

Özetle;

  • Açıklanan paketin de ülkede yatırım, üretim ve istihdamı artırma konusunda önemli bir katkısı olmayacaktır.
  • Bu paketin, ülkenin adım adım gittiği ekonomik çöküşü önleyecek bir vasfı yoktur.
  • Siyasal istikrarı, güveni sağlamak, dış politikayı ve dünya ile ilişkileri normalleştirmek, Türkiye’nin küresel konumunu iyileştirmek, demokrasiyi, hukuk devletini onarıp ekonomide çöküş tehlikesini bertaraf etmek ve üretim ekonomisine geçerek halka iş ve aş yaratacak yatırımların önünü açmak, işsizliği yenmek, istihdam artışını sağlamak için Türkiye’nin acilen yeni bir siyaset anlayışına ve yeni bir iktidara ihtiyacı vardır.
  • Hukuk olmadan, OHAL kalkmadan demokratik kurumsal yapı sağlamlaşmadan bu teşvikler kağıt üzerinde kalır, yatırımları harekete geçiremez, iş ve aş yaratamaz.
  • AKP’nin Türkiye’ye vereceği olumlu bir şey yoktur. AKP’nin ülke için yapacağı en “süper” iş, bir an önce iktidardan gitmesidir.
  • Millet Mars’a giderken Türkiye AKP siyaseti ile muasır medeniyet seviyesinden uzaklaşıp demokratör anlayışla ortaçağ karanlığına doğru sürükleniyor. Yapay zeka, kuantum mekaniği, robot devrimi, dijital devrim, yeni uzay çağı, endüstri 4.0 konuşulurken AKP akıldan bilimden uzak, popülizm ve boş laf ile Türkiye’yi yönetemiyor. Eğitimin dinselleştiği, ticarileştiği, otoriterliği yerde siyaset 4.0 da olmaz endüstri 4.0 da olmaz.

Tek adamlığa karşıysak Cumhurbaşkanı adayını tek adam belirlememeli



Tek adamlığa karşıysak Cumhurbaşkanı adayını tek adam belirlememeli

RÖPORTAJ: Nil SOYSAL

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı olan Umut Oran’la yaklaşan CHP Kurultayı’nı konuşmak için buluştuk. Ama sohbetimizde Oran’ın en az değindiği konu oldu kurultay. Gündeminin ilk sırasında cumhurbaşkanlığı seçimi vardı. Tepkisi de iddiası da bu yöndeydi. İşte o röportaj:

MUSTAFA KEMAL’İN ASKERİYİM

– Büyük kurultaya az kaldı. CHP Genel Başkanlığı için adaylık yarışında var mısınız, yok musunuz?

İl Kongrelerimizi yeni tamamladık. Şu anda yeni seçilen kurultay delegelerimizde bir liderlik değişimi iradesi görmüyorum. Üstelik CHP’de “Genel Başkanlığa aday olunmaz, aday gösterilir.” Yani delegeler, il-ilçe örgütleri, parti emekçileri bir araya gelir ve hak ettiğini düşündükleri birini adaylaştırırlar. Bu anlamda Genel Başkan adaylığıma ancak örgütüm karar verebilir. Ama ben her zaman olduğu gibi partimin bir neferi olarak “Mustafa Kemal’in Askeri” ruhuyla partim ve örgütüm için çalışıyorum; fikirlerimi, önerilerimi partili arkadaşlarımla ortaya koyuyorum. Bir üye olarak üstüme düşen görevleri yerine getiriyorum. Önümüzdeki 3 seçimde de partim için ölümüne çalışmaya adayım.

DAHA İYİ BİR TÜRKİYE HAYALİ

– Şu aşamada bir iddianız yok mu?

Elbette iddiam var. Elbette daha iyi yönetim, daha iyi bir Türkiye hayalim var. “CHP daha iyi nasıl yönetilir, ya da Türkiye’de daha iyi bir demokrasi nasıl olabilir?” bu konularda çalışıyorum, projeler geliştiriyorum. Bunları da partili yoldaşlarımla ve kamuoyuyla sürekli paylaşıyorum. Bunu daha evvel almış olduğum görevlerde taşıdığım sorumluluk bilinci içerisinde, ülkenin bu kadar kötü gidişatında herhangi bir makam, mevki beklemeden, herhangi bir görev tebliğ edilmeden, vatanını en çok seven, işini en iyi yapan, partisi için en çok çalışandır anlayışı ile yapıyorum. Siz eğer kendinizi partinizde bir davanın neferi olarak görüyorsanız, karşılık beklemeden hizmet etmeniz gerekir. Zaten haklıysanız o taban sizi layık olduğunuz yere bir gün mutlaka çıkartır. Maalesef 12 Eylül darbesinden beri belli grupların ve özellikle belli çıkar odaklarının “kendileri için siyaset yapma” bataklığına saplandıklarını ve parti tabanlarını unuttuklarını görüyoruz. Bu vahim bir durum…

ÖRGÜTÜM DE İSTERSE ADAY OLURUM Umut Oran, CHP'nin cumhurbaşkanı adayı için “Benim ideolojime sahip çıkacak bir aday olmalı. Olmazsa isyan bayrağını açarım ve örgütüme giderim. Örgütüm de isterse aday olurum” dedi.

ÖRGÜTÜM DE İSTERSE ADAY OLURUM
Umut Oran, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı için “Benim ideolojime sahip çıkacak bir aday olmalı. Olmazsa isyan bayrağını açarım ve örgütüme giderim. Örgütüm de isterse aday olurum” dedi.

KALECİ ARKASINI DÖNMEZ!

Doğru. Takvimde seçimlere kadar bir daha olağan kurultay yok. Burada size çok çarpıcı bir anekdot anlatmak istiyorum. Geçtiğimiz hafta kaybettiğimiz SÖZCÜ’nün Haber Müdürü Baki Avcı ile yılbaşından bir hafta önce bir araya gelmiş, sohbet etmiştik. Baki Bey benim geçmişte futbol oynadığımı da, Galatasaraylı olduğumu da bilmiyormuş. 13 yıllık futbol hayatımın büyük bölümünde yaşım da çok küçük olduğu için yedek kalecilik yaptığımı anlatınca şöyle bir şey dedi: “Kaleci hiçbir zaman takıma arkasını dönmez. Siz siyasette de bu çizginizi koruyorsunuz!” Çok güzel bir saptamaydı. Ben de öyle yapıyorum. Çünkü söz konusu vatansa gerisi teferruattır! Ancak şunu da söylemeliyim ki; 1980 darbe anayasasının ürünü olan Siyasi Partiler Kanunu ve seçim yasaları siyasi partilerde katılımcı, çoğulcu ve demokratik bir sistem kurulmasını engelliyor. Bir kez seçilmiş genel başkanlar ne kadar seçim kaybederlerse kaybetsinler, delege sisteminin verdiği avantajı kullanarak sürekli koltuklarını koruyabiliyorlar. Böylece oy veren milyonlarca insan ne derse desin siyasi partilerde değişim mümkün olmuyor. Maalesef CHP de bu olumsuz siyasi yapılanmanın bir parçası durumuna sokulmuş.

ADAY NASIL BELİRLENECEK?

– CHP’nin cumhurbaşkanı adayı kim olacak, hala bilmiyoruz…

Burada esas mesele; adayımızın kim olacağından öte adayın nasıl belirleneceğidir? Biz 16 Nisan’da neye karşı geldik: Tek adamlığa… Tek karar vericiliğe, tek seçiciliğe… Yüzde 50’nin üzerinde bir mutabakat sağladık. Peki, o zaman biz CHP olarak bu rejime, bu anlayışa karşıysak, neden parti içinde tek karar vericiyi, tek seçiciyi kabul ediyoruz? O tek karar verici hata yaparsa ne olacak? Nitekim Ekmeleddin İhsanoğlu bir hataydı. Tek adamlığa karşıysak, “CHP’de de tek adam karar vermesin” dememiz lazım. Ben bu konudaki fikrimi açık açık söylüyorum. Diyorum ki: Cumhurbaşkanı adayımızın belirlenmesini katılımcı, çoğulcu, kolektif bir akılla yapalım. Örneğin iki turlu yapalım. Kriter koyalım. İsteyen aday olsun. 1 milyon 260 bin üyemiz var, gidelim anlatalım, ilk turda örgüt oylasın en yüksek oyu alan 4-5 kişiyi belirlesin. İkinci turda bu isimleri halk oylasın. İnanın 10 milyon kişi gelir ve oy kullanır. Orada kazanan kişi de zaten direkt cumhurbaşkanı olur.

HATANIN PARÇASI OLMAM

– Peki siz de aday olur musunuz?

CHP'li Umut Oran, Nil Soysal'ın sorularını yanıtladı.

CHP’li Umut Oran, Nil Soysal’ın sorularını yanıtladı.

ÖNCE ÖZELEŞTİRİ YAPMAMIZ VE YENİ BİR YOL BULMAMIZ GEREK

– Kemal Kılıçdaroğlu’nu başarılı buluyor musunuz?

Bu sorunun cevabını Kemal Bey defalarca verdi: “Başarının tek ölçüsü ‘iktidar olmaktır’ sözü kendisine ait. Bu durumda ayrıca bir cevap vermeme gerek yok. Öncelikle önümüzdeki üç seçime sadece seçim ve sandık olarak bakmayıp, Türkiye’nin geleceği ile ilgili iki tane önemli tehdidi değerlendirerek hareket etmemiz lazım. Bu ortamda yeni bir yol bulmak bir zorunluluktur. Çünkü gelinen nokta itibariyle mesele sadece dönemsel bir iktidar olamama meselesi değil bizim için. Artık siyaset yapmanın önemini kaybedeceği, siyaset zemininin ortadan kalkacağı bir duruma düşme tehlikesi ile karşı karşıyayız. O nedenle bizim önce özeleştiri yapmamız ve yeni bir yol bulmamız gerekiyor. Einstein’ın dediği gibi; aynı şeyi yaparsan, aynı sonucu alırsın. Yaşadığımız 9-10 seçimde yapılan hatalar tekrarlanırsa, yani her şeye tepedeki birkaç kişi karar verirse, 2019’da da farklı sonuç almamız imkansız. Bunu görmemiz lazım.

– Nedir o özeleştiriler mesela?

– CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun seçilmesi sonrası yaşananlar için ne diyorsunuz?

İstanbul kongresinin en önemli sonucu şu oldu: Cumartesi gece yarısı, sabaha karşı kongre bitti. Pazar günü, yani bir tatil günü Cumhuriyet Savcılığı jet hızıyla soruşturma açtı. Bu çok yanlış ve çok çirkin bir şey… Bu, meselenin siyasi boyutunu ve iktidarın yargıyı bir sopa gibi nasıl kullandığını ortaya koyuyor. İkincisi ve daha önemlisi; bu soruşturmanın nedeni il başkanının geçmişte AKP Genel Başkanı’nı eleştirmiş olması. AKP Genel Başkanı eleştiriden muaf değil. Evet TCK’nın 299. maddesi cumhurbaşkanına hakareti düzenliyor. Fakat 16 Nisan referandumu ile cumhurbaşkanı tarafsızlığını yitirdi ve AKP’nin Genel Başkanı oldu. Artık tarafsız ve partiler üstü bir cumhurbaşkanı yok. Şunu da vurgulamak lazım; Ahmet Necdet Sezer, Cumhurbaşkanlığı döneminde, ağır eleştiriye, hakarete rağmen kendisi hiçbir vatandaştan şikayetçi olmamış. Ama AKP Genel Başkanı sadece 2016 yılında kendisine hakaretten 6 bine yakın vatandaşa suç duyurusunda bulunmuş! Bunları kamuoyu değerlendirmeli.

Sözcü haber linki :

http://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/tek-adamliga-karsiysak-cumhurbaskani-adayini-tek-adam-belirlememeli-2181726/

 

Türkiye’nin bu durumundan AKP kadar AB de sorumludur



Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye ile müzakerelerin askıya alınması kararını eleştirerek, “Türkiye’nin bu durumundan AKP kadar AB de sorumludur. Ancak bilinmelidir ki ne mevcut iktidar Türkiye’nin tek gücüdür ne de kendi değerlerini unutan AB, tek çıkış yoludur” dedi. 

AB kendi sorumluluğunu göz ardı ediyor

Umut Oran konuyla ilgili olarak yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:

“Avrupa Parlamentosu’nun “Türkiye ile müzakereleri askıya alma” kararı; Türkiye’nin tüm ilerici unsurlarını cezalandırmaktan ve izolasyoncu odakları desteklemekten başka bir sonuç doğurmayacağı gibi AB’nin, Türkiye’nin geldiği bu noktadaki sorumluluğunu da göz ardı etmektedir. 

2010 referandumunu desteklediniz! 

O zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Teşkilatı olan AB’ye başvurulan 1987’den beri Türkiye’ye uygulanan çifte standart ve ikiyüzlülük hafızalarda canlıdır. Kıbrıs Rum Kesimi’nin uluslararası hukuka ve teamüllere aykırı olarak AB üyesi yapılmasıysa “değerler bütünü” olduğu iddia edilen AB’nin sözde demokrat siyasetçilerinin elinde nasıl değersizleştirildiğinin de ispatı olmuştur. Ancak asla unutulmayacak olan bir başka şey de Avrupalı pek çok siyasinin yıllar boyunca devam eden AKP destekçiliğidir. Örneğin hukukun üstünlüğü ilkesini zedeleyen ve Türkiye’nin yeniden darbe sürecine girmesine bir anlamda yol açan ve bugünkü OHAL baskı ortamının hazırlayıcısı olan 2010 referandumunda AKP’ye ve dolaylı olarak Cumhuriyet düşmanı FETÖ terör örgütüne en büyük desteğin Avrupalı birtakım siyasilerden geldiği unutulmamalıdır. 

Yüzlerce kilometre yürümek 

Bir başka deyişle Türkiye, demokrasi liginde geri sıralara düştüyse, hukuksuzluklar arttıysa, baskılar ve zulüm dört bir yanı sardıysa ve insanlar adalet için yüzlerce kilometre yürümek zorunda bırakılıyorsa bu durumun sorumlusu iktidar bloğu olduğu kadar ona her anlamda destek vermekten geri durmayan Avrupalı siyasilerdir. 

SMART ajandaya geçilmeli 

Gelinen noktada; iktidar bloğu popülist söylemlerle, nefret diliyle, ötekileştirmeyle siyaset yapmaktan memnundur zira aralıksız iktidar olabileceği bir düzen inşa etmiştir. Avrupalı siyasetçilerin bir kısmı da kendi emekçilerini uyutmanın bir yolu olarak Türkiye’yi “canavarlaştırmaktan” memnundur zira Brexit kampanyalarında olduğu gibi bu haliyle Türkiye, popülist-ırkçı politika yapılmasına imkân vermektedir. Arada kalan ve acı çekense Türkiye’nin tüm ilerici unsurlarıyla Avrupa’yı gerçek anlamda bir “değerler bütünü” olarak gören Avrupalılardır.  Bu iki grubun ortak menfaatleri için yapılması gerekenler bellidir. Öncelikle “pozitif ajanda” adı altında her şeyin sürüncemede bırakıldığı anlayış terk edilerek SMART (Specific, Measurable, Achievable, Realistic, Time bounded) ajandaya yani ucu açık olmayan “akıllı” bir ajandaya geçilmelidir. Konu bazında, ölçülebilir, sonuç alınabilir, gerçekçi ve zamanla kısıtlanmış bu anlayış çerçevesinde şekillenecek ajanda sayesinde Avrupa Birliği, bugüne kadar yarattığı tüm olumsuzlukları sonlandırmış olacaktır. 

Demagojiyle, had bildirmeyle zafer kazanılmaz 

Aynı şekilde bugüne gelinmesinin ana sorumlularından olan iktidar bloğu da 21.yy’da yaşandığının farkına varmalı ve sadece 40 milyona değil 80 milyon vatandaşa ve tüm insanlığa karşı sorumlu olduğunu hatırlamalıdır. Sadece hamasetle, demagojiyle, nefret söylemiyle sürekli birilerine had bildirerek Türk milletine kazandırılabilecek bir zafer yoktur. Dünyanın gelişim hızıyla kıyaslandığında Türkiye her anlamda gerilemektedir. Maalesef bu gerici süreç devam ettiği takdirde önümüzdeki birkaç 10 yıl içinde ekonomik, sosyal ve teknolojik açıdan gelişmiş ülkelerle olan fark kapatılamaz noktaya ulaşabilecektir. 

Gericilikten ve ilkesizlikten kurtulmak mümkün 

Ancak bilinmelidir ki ne mevcut iktidar Türkiye’nin tek gücüdür ne de kendi değerlerini unutan AB, tek çıkış yoludur. Genel anlamda Türk milleti, özel anlamdaysa Mustafa Kemal’in özgürlük sevdalısı evlatları, Türkiye ve Avrupa için yeni yollar bulacak, yollar kapatıldıysa yeni yollar açacak birikime ve kudrete sahiptir. Türkiye’yi gericilikten, Avrupalı bir kısım siyasetçiyi de ilkesizlikten kurtaracak olan irade hala capcanlıdır ve tarihsel rolünü bir kez daha oynayacaktır.

Evet cephesi çökmüştür en güzel örneği de Erciş’tir



 

IMG_5088

Erciş’i önce deprem sonra AKP Vurdu 

Umut Oran: Ey iktidar, el insaf Erciş’in suçu ne? 

Atatürk heykelinin etrafını çöplük yapmışlar!! 

VAN Erciş

(Fotoğraflı) 

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, referandum çalışmaları kapsamında dün Van’da iken vatandaşların talebi üzerine son anda Erciş’i de programına ekledi. Akşam saatlerinde Erciş’e giden Umut Oran, “2010 yılındaki anayasa referandumda yüzde 93,6 oranında evet diyen Erciş’i önce deprem sonra da AKP vurmuş. Erciş’in hayalet şehire, adeta köye dönüşmüş olmasını görünce yüreğim sızladı. Sn. Bahçeli’nin açıklamasının üstüne Erciş’te vatandaşın feryadını görünce diyorum ki 16 Nisan’da evet cephesi çökmüştür, kendi kalelerine bile ihanet etmiş bir anlayış var karşımızda” dedi.

Ercişlilere söz verdi

CHP’li Umut Oran, 2011 depremi sonrasında 5 kez ziyaret ederek sorunlarını TBMM gündemine taşıdığı Erciş’e dün sürpriz bir ziyaret yaptı. Dün akşam karşılaştığı manzara ve vatandaşların feryadı üzerine “Söz veriyorum bu yaşananları gündeme taşıyacağım” diyerek bugün yazılı açıklama yapan Umut Oran şunları kaydetti:

Evet cephesi çökmüştür

Ercişliler 2010 yılında referandumda yüzde 93,6 oranında evet diyerek bu hükümete, yargının FETÖ’nün emrine verilmesine onay verdi, ardından yaşananlar malum. Ama her şerde bir hayır vardır derler. Sn. Bahçeli bile sonunda bölünme riskini görmüş durumda. Daha önce yüzde 93,6’sı evet demiş Erciş’liler şimdi binpişman, şehirleri terkedilmiş virane bir köye dönüşmüş durumda. Çıkardıkları milletvekilleri bakan yardımcıları var ama Erciş sefalet içerisinde. 2010 yılındaki anayasa referandumda yüzde 93,6 oranında evet diyen Erciş’i önce deprem sonra da AKP vurmuş. Erciş’in hayalet şehire adeta köye dönüşmüş olmasını görünce yüreğim sızladı. Sn. Bahçeli’nin açıklamasının üstüne Erciş’te vatandaşın feryadını görünce diyorum ki 16 Nisan’da evet cephesi çökmüştür, kendi kalelerine bile ihanet etmiş bir anlayış var karşımızda

Konteyner hastane, barakada acil müdahale

Nüfusu, 25 il nüfusundan büyük olan 125. 000 nüfuslu koca şehir enkaz halinde, köye dönmüş. Şehir Hastanesi 9 yıldır tamamlanamadı, sağlık hizmetleri konteynır hastanede veriliyor. Acil servis barakada hizmet veriyor. Şanlıurfa’da sağlık hizmetleri ve hastane nutuğu atanların önce Erciş’e bakıp öyle konuşmaları gerekir

Atatürk heykeli çöplük içinde

Depremden sonra 6,5 yıl geçti şehir merkezindeki yaklaşık 3.000 hasarlı konut halen yıkım bekliyor. Deprem konutlarında TOKİ ayrımcılık yapıyor mağdurlar yerleşemezken 3 bin konuda hak sahibi olmayanları da yerleştirmişler! Deprem konutlarının altyapı sorunu da cabası, kentte su sorunu var ve özellikle yazın kokudan durulmuyor şehirde. Yol, ulaşım ve altyapı sorunu da had safhada. Bu kadar sorunun içinde de şehir merkezindeki Atatürk heykelinin etrafını da tam bir mezbelelik yapmışlar. Kasti olarak Atatürk heykelinin bu şekilde bırakılması yürek sızlatıcı

IMG_5097

Şehir merkezi bile hayalet şehir gibi

Şehir merkezi depremle yıkıldı, iktidar kentsel dönüşüme soktu,7 yıl geçti kent merkezinin ihalesi bile yapılamadı. Yıkılan 250 dükkanın sahipleri geçici olarak yaptıkları derme çatma barakalarda perişan, çok kötü şartlarda esnaflık yapıyor. Şehrin merkezi meydan adeta harabe, hayalet şehir gibi

5 ay çalışan şeker işçileri mezarda emekli olacak

Erciş Şeker 1988’den beri faaliyette ama o zaman 1.200 çalışanı vardı, bugün ise çalışan sayısı 490’a düşürülmüş. Yılda sadece 5 ay çalışıyorlar, dolayısıyla geçici işçi olarak çalışan emekçi mezarda emekliliğe gün toplamaya çalışıyor. 28 yıldır çalışan bir emekçi, ‘yılda sadece 5 ay çalışıyorum 7 ay boş geziyorum ve SGK primim de buna göre yatıyor. Ben ancak mezarda emekliliği hak edeceğim’ diyerek bana dert yandı. Pancar kotası da 60 tondan 20 tona düşmüş.

İŞKUR, AKP’nin arka bahçesi gibi

Seçim öncesi terör bitmiş olmasına rağmen 900 korucu işe alınmış, tam bir seçim rüşveti! İŞKUR, AKP’nin arka bahçesi gibi çalışıyor, işe alınmak için önce parti üyeliğine bakılıyor sonra parti milletvekili ya da Gümrük Bakanı Yardımcısından referans isteniyor. AKP büyük bir baskı ve cadı avı uyguluyor burada. Kaymakam ve belediyeye atanan kayyum AKP ilçe temsilcisinden geri kalmıyor, diğer parti üyelerine büyük baskı uyguluyor. İlçenin resmi protokolüne muhalefetten tek bir kişi bile dahil edilmiyor!

IMG_5090

IMG_5086

IMG_5085

IMG_5091

IMG_5092

IMG_5095

IMG_5096

Umut Oran’dan Suriye sınırından dış politika uyarısı



Image processed by CodeCarvings Piczard ### FREE Community Edition ### on 2014-03-04 19:21:15Z | http://piczard.com | http://codecarvings.com

Image processed by CodeCarvings Piczard ### FREE Community Edition ### on 2014-03-04 19:21:15Z | http://piczard.com | http://codecarvings.com

Hatay’dan uyarıyorum: AKP hükümetini Suriye konusunda uyarıyorum: bulanık suya acele balıklama dalmayın !

Hataylı kardeşlerim, barış için, kardeşlik için, dostluk, komşuluk için ” tek adam rejimine” hayır demeli

Lütfen unutmayın! 1 Hayır 1 vatan kurtarır! 1 Oy 1 Vatan Kurtarır!   

Anadolu’yu karış karış gezen CHP’li Umut Oran, bugün Hatay’a giderek çalışmalarda bulundu. Suriye’deki son durumu değerlendiren Umut Oran, “Hataylı Kardeşlerimi uyarıyorum: Bakın ABD’nin Suriye’ye BM kararı olmadan vurmasına kimler evet dedi? İsrail-Sudi Arabistan-Katar, başka? Barzani-PKK-YPG, başka? Binali bey, Devlet bey! Hataylı kardeşlerime soruyorum: Kim kimlerle beraber? İşte Hataylı kardeşlerim, barış için, kardeşlik için, dostluk, komşuluk için ” tek adam rejimine” hayır demeli” diye konuştu.

Hatay’da CHP PM Üyesi ve Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu ile birlikte çalışma yürüten Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Umut Oran, Erzin ve Dörtyol’da esnaf ve vatandaşların yanı sıra esnaf, sanatkar, ticaret ve sanayi odalarını da ziyaret ettiler. Hatay çalışmalarında açıklamalarda bulunan Umut Oran şöyle konuştu:

Referanduma katılım yükseliyor

Türkiye’nin her anlamda varlığını ve birliğini tehdit eden “tek adam rejimine” karşı “hayırlı mücadelemiz devam ediyor. Yurdun dört bir yanında her partiden yurttaşlarımız hayır oyu yönündeki kararlılığı, tüm anketlerde referanduma katılım oranlarının hızla yükseliyor olması AKP hükümetinin dengesinin bozulmasına sebep oluyor.

Bu sebepten olacak ki Amerikan gemilerinden komşumuz Suriye’ye fırlatılan füzeler AKP hükümeti tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanmış ve ortada uluslararası bir karar olmamasına rağmen “savaş çığırtkanlığı” başlatılmıştır.

Hatay’da sınırdan hükümeti uyardı

Hatay’dan uyarıyorum: AKP hükümetini Suriye konusunda uyarıyorum: bulanık suya acele balıklama dalmayın ! Hataylı Kardeşlerimi uyarıyorum: Bakın ABD’nin Suriye’ye BM kararı olmadan vurmasına kimler evet dedi? İsrail-Sudi Arabistan-Katar, başka? Barzani-PKK-YPG, başka? Binali bey, Devlet bey! Hataylı kardeşlerime soruyorum: Kim kimlerle beraber? İşte Hataylı kardeşlerim, barış için, kardeşlik için, dostluk, komşuluk için ” tek adam rejimine” hayır demeli”

Vekalet Savaşına hayır

Türk Milleti bilmelidir ki Irak’ta ve Suriye’de akan kan Müslümanların kanıdır. Batılı emperyalist güçlerin destekledikleri IŞID, YPG, PKK ve Nusra gibi terör örgütleri tüm insanlığa karşı suç işlemektedirler. Mazlum milletlerin üzerine silahla ve bombayla salınan terör örgütlerinin tamamına hem Türkiye içinde hem de sınırlarımızda müsaade edilmemeli, vekâlet savaşı adı altında emperyalist devletlerin hizmetine girmiş olan bu gruplara karşı Türk devletinin ve komşu devletlerin bütünlüğü savunulmalıdır.

Irak’ın düzmece olduğu kabul edildi

Tıpkı 2003’te düzmece kimyasal silah iddialarıyla Irak’ın işgal edilmesi olayında yaşandığı gibi Suriye’nin toprak bütünlüğünü ortadan kaldıracak ve tüm güney sınırımızda bir PKK devleti kuracak olan her türlü oldu-bittiye karşı bölge devletleriyle işbirliği içinde olmak tarihin ve aklın dayattığı zorunluluklardır.

Amerikan askerleri PKK ile kolkola

Gelinen nokta her anlamda tehlikelidir. Özellikle AKP’nin henüz ispatlanmamış bir kimyasal saldırı iddiaları üzerinden, Amerikan askerlerinin yerine Mehmetçiği gözden çıkarma hevesi asla kabul edilmemelidir. Fırat Kalkanı Operasyonunda net olarak görüldüğü üzere PKK-YPG terör örgütleri Afrin’de Rus’larla, Menbiç’te ve Rakka’da Amerikan askerleriyle kol koladır ve kendilerine sağlanan modern silahlarla beraber IŞID’a karşı savaş adı altında Suriye’nin bütünlüğüne karşı savaşmaktadırlar.

Türkiye’nin bütünlüğü tehlikeye atılıyor

Soğuk Savaş sonrasında Amerikalı stratejistler tarafından hedef tahtasına oturtulan “güçlü ulus devletler”, Irak’ta ve Suriye’de olduğu gibi tehdit altındadır. Bu devletlerin bölünmesine yol açacak herhangi bir projeye ya da operasyona destek vermekse Türkiye’nin bütünlüğünü de tehlikeye atmak demektir. Bu anlamda sorun sadece Irak, Suriye’nin ya da İran’ın sorunu değil emperyalizmin kendisine rakip olarak gördüğü “güçlü ulus devletlerin” tamamıdır. AKP’nin açıklamaları ve “savaş çığırtkanlığı” Türkiye’nin ve bölgenin gerçekleriyle uyuşmadığı gibi milli bir politika da değildir.

Milli Duruş Barzani’ye karşı olmaktır

AKP’nin topluma dayattığı “tek adam rejimi”ne Türk milletinin “hayır” diyeceği açık ve net olarak görüldüğü için AKP, savaşçı bir dil kullanarak ve bunu milli bir dava gibi göstermeye çalışarak toplumu etkilemeye çalışmaktadır. Oysa çok açıktır ki milli duruş Musul’un ve Kerkük’ün bir oldu-bittiyle Barzani’ye teslim edilmesine engel olmakla mümkündür. Milli duruş, Suriye’nin kuzeyinde kurulmak üzere olan PKK devletine karşı mücadeleyle mümkündür. Mehmetçiği Amerikan planları için pazarlık masalarına sürmek milli bir duruş değildir. Türk Milleti, başta medeniyetler şehri Antakya olmak üzere bu savaş çığırtkanlığına hayır demelidir. Bu anlamda 16 Nisan, “savaş naraları” atanlara karşı “güçlü bir hayır” demeyi zorunlu kılmaktadır. Artık AKP’nin iflas etmiş, sürekli sorun yaratan “dış politikasına” ve milletin gerçek sorunlarını öteleyerek kendi kişisel sorunlarına odaklanan siyaset anlayışına “hayır” deme vakti gelmiştir.

Unutmayın, 1 Hayır 1 vatan kurtarır! 1 Oy 1 Vatan Kurtarır!   

16 Nisan’a sayılı gün kala tüm yurttaşlarıma tekrar çağrıda bulunmak istiyorum. 17 Nisan’da Hayır’lı bir sabaha uyanmak için sadece 1 kişiyi ikna etmek yeterlidir. Oy vermeyi düşünmeyen sadece 1 kişinin kolundan tutup onun sandığa gitmesini sağlamak ülkemize yapılacak en büyük iyiliktir. Lütfen unutmayın! 1 Hayır 1 vatan kurtarır! 1 Oy 1 Vatan Kurtarır!

9 Umdenin Yıldönümünde Sivas’tayım



sıvas

“SİVAS’IN MUHSİN YAZICIOĞLU’NA SAHİP ÇIKACAĞINA İNANIYORUM” 

“SEÇİME KATILIM ORANININ YÜKSELMESİ AKP’Yİ ÇILDIRTIYOR!” 

Anadolu’yu karış karış gezerek 16 Nisan’ın sadece bir referandum değil memleket meselesi olduğunu anlatan CHP’li Umut Oran, Mustafa Kemal’in 94 yıl önce bugün açıkladığı 9 Umdeyi (ilkeyi) anımsatarak, “Atatürk, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti tarafından bir program olarak benimsenen 9 ilkeyi bugün açıkladı. Bu bildiriye göre egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Biliyorsunuz 1923’te kurulan Halk Fırkası’nın çekirdeği Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk cemiyetidir. Yani CHP’nin kökeni budur ve daha yola çıkarken attığımız ilk adımın adı egemenliğin tek adamda değil millette olmasıdır. İşte sırf bu nedenle dahi hayır diyoruz” şeklinde konuştu. Bugün Sivas’ta çalışma yürüten Umut Oran, “Sivas’ın Şarkışla’lı Muhsin Yazıcıoğlu’na sahip çıkarak hayırlı bir sonuç için referanduma gideceğini düşünüyorum” dedi. 

Umut Oran, CHP Sivas Milletvekili Ali Akyıldız, CHP Sivas İl Başkanı Ulaş Karasu, eski İl Başkanı Ayhan Yılmaz, CHP Gençlik Kolları eski MYK Üyesi Batur Karasu ve Yüksek Ticaretliler Derneği Ankara Şube Başkanı Davut Özdemir ile birlikte Sivas’ta semt pazarında, 4 Eylül Sanayi sitesinde hayır çalışması yürüttü. Eski milletvekili Ekrem Kangal’ın kardeşi Turan Kangal’ın cenaze törenine de katılan Umut Oran daha sonra geçtiği Sivas İl Başkanlığında düzenlediği basın toplantısında şöyle konuştu: 

9 umdenin yıldönümünde Sivas’tayım 

Tarihi bir günde Sivas’ta sizlerle birlikte olmaktan çok mutluyum. Çünkü 94 yıl önce bugün Mustafa Kemal, TBMM’nin 1. Döneminin bitiminden önce 8 Nisan 1923’te, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti tarafından bir program olarak benimsenen 9 ilkeyi * açıkladı. Bu bildiriye göre egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Biliyorsunuz 9 Eylül 1923’te kurulan Halk Fırkası’nın çekirdeği Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk cemiyetidir. Yani CHP’nin kökeni budur ve daha yola çıkarken attığımız ilk adımın adı egemenliğin tek adamda değil millette olmasıdır. İşte sırf bu nedenle dahi hayır diyoruz. 

16 Nisan da 1919 kadar önemli 

TBMM’nin temellerinin atıldığı tarihi Sivas şehrinde, “Türkiye’nin bölünmesine hayır” demek ve Meclis’in yok edilmesine karşı çıkmak için bugün sizlerle beraberim. Kendimi, 1919 Eylül’ünde Anadolu’nun dört bir yanından Sivas’a gelen kongre delegeleri gibi sorumlu ve heyecanlı hissediyorum. Zira nasıl ki o gün bir milletin kaderi söz konusu olduysa bugün de Türk milletinin kaderi söz konusudur ve 4 Eylül 1919 gibi 16 Nisan 2017 de Türk tarihine geçecek kadar önem arz etmektedir. 

Alperenlere, Ülkücülere teşekkür etti 

İlginçtir ki “tek adam rejimini” savunan AKP dışında bir parti yoktur. Bütün baskılara rağmen AKP sadece MHP’nin meşruluğu tartışmalı Genel Başkanını ve BBP’nin tabanını hiçe sayan Genel Başkanını ikna edebilmiştir fakat her iki partinin tabanları da tepedeki birkaç kişinin kişisel ikbal uğruna aldıkları karara boyun eğmemiş ve milletin birliğinden, Türkiye’nin bütünlüğünden yana tavır almışlardır. Bu anlamda ülkemizin ve milletimizin geleceği için “hayırlı bir Türkiye” diyen tüm Ülkücülere ve Alperenlere teşekkür ediyorum. Tarih, hayır cephesine omuz veren herkesi olduğu gibi onları da “minnetle” anacaktır. 

Sözde anketlere inanmayın 

Türk Milleti ezici bir çoğunlukla Türkiye’nin birliği ve bütünlüğü için “tek adam rejimine hayır” demektedir. Devletin tüm imkânlarını kendi şahsi kampanyalarına hizmet etmek için kullanan AKP’nin elinde kalan tek silah “anket manipülasyonudur”. Birkaç gündür başlatılan ve son güne kadar devam edeceğini tahmin ettiğimiz manipülasyon sürecinde ısmarlamayla hazırlatılan sözde anket sonuçları üzerinden milletimizin morali bozulmaya ve sandığa gitmesi engellenmeye çalışılacaktır. 

Seçime katılım artıyor AKP çıldırıyor 

Çünkü AKP, “tek adam rejiminin” milletten onay almayacağını görmüştür. Özellikle bugüne kadar sandığa gitmeyen seçmenlerin yoğun bir şekilde oy kullanmaya gideceğinin ve hayır oyu vereceğinin anlaşılması üzerine yandaş medyaya manipülasyon görevi verilmiştir. Seçime katılma oranının yükseliyor olması AKP’yi çıldırtmaktadır. Özellikle son Cumhurbaşkanlığı seçiminde sandığa gitmeyen 14 milyon seçmenin büyük bir kısmı Türkiye’nin birliği için sandığa gidecek ve tek adam rejimine hayır diyecektir. Bugün %55’lerde olan hayır oyları katılım oranı %90’ları bulduğu anda %60’lara doğru yükselecektir. Bundan hiç kimsenin şüphesi yoktur. 

O halde bugünün en önemli görevi yandaş medyada yapılmaya başlanan ve yurtseverler arasında moral bozukluğu yaratarak onların sandığa gitmelerine engel olmayı amaçlayan “anket manipülasyonlarına karşı” umudu yeşertmek ve en yakınlarımızdan başlayarak en az 1 kişiyi sandığa gitmeye ikna etmektir. 

Hayırda umut var 

Yılgınlığa, umutsuzluğa yer yoktur. Sivas’a gelene kadar Bursa’dan Erzurum’a, KKTC’den Niğde’ye, Konya’ya kadar yaklaşık 30 ili, ilçelerini, beldelerini ve mahallelerini dolaşmış, yurttaşlarımızla birebir görüşmüş bir siyasetçi olarak söylüyorum. Konya dâhil olmak üzere, Rize dâhil olmak üzere Türkiye’nin herhangi bir yerinde “tüm kalbiyle evet” diyen kimse yoktur. Türk Milleti, “hayırdaki hayrı”, hayırda umut olduğunu görmektedir. CHP’liler, gerçek ülkücüler, Vatan Partililer, Demokrat Partililer, Anaplılar, Demokratik Sol Partililer parti rozetlerini bir tarafa bırakarak Türkiye’nin geleceği için el ele hayırları yükseltmektedir. Ve 16 Nisan’da herkes sandıklara koşacak ve milletin hayrına olan tercihi yapacaktır. Zira bu bir memleket meselesidir! Söz konusu olan vatandır. 

Suriye’yi PKK destekçileri bölüyor 

AKP ve ondan beslenen yandaşlar zevk ve sefa içindeki yaşamlarını korumak için savaş dahil her yolu masaya getirmişlerdir. En son Suriye konusunda “savaş çığırtkanlığı” yapılmaya başlanması Kahraman Mehmetçiğin Amerikan askerlerinin yerine ölüme gönderilmesinden başka bir şey değildir. Mehmetçiğin görevi Türk yurdunu ve Türk milletini korumaktır. Mehmetçik, emperyalizmin hizmetine sokulamaz. AKP’nin ABD’den Suriye için görev talep etmesi utançtır ve tek amacı Türkiye’nin 15 yıldır çözemediği sorunlarını savaş ve şiddet üzerinden perdelemektir. Suriye sınır boyunca kurulmaya çalışılan PKK devletine ses çıkarmayan AKP, PKK’nın en büyük destekçisi olan ülkelerle birlikte Suriye’yi bölmeye çalışmaktadır. Oysa Suriye’nin bölünmesi demek tıpkı Irak’ta olduğu gibi belli grupların otorite sahibi olması demektir. Bu gerçeği görmek istemeyen AKP, dış politikada bir kez daha hata yaparak Türkiye’nin bütünlüğünü tehlikeye atmaktadır. Türkiye olarak savaştan değil barıştan yana olmalıyız. Türkiye AKP döneminde yaptığı hatalardan artık bir ders almalı bulanık suya balıklama atlamamaktan vazgeçerek, acilen sağduyulu, ‘Yurtta Barış Dünyada Barış’ çizgisine geri dönmelidir. 

Ancak ben, Türk Milletinin savaş çığırtkanlarına karşı da en büyük cevabı 16 Nisan’da 80 milyon kere “hayır” diyerek göstereceğine inanıyorum. Emin olun 16 Nisan’da Türkiye’nin bölünmesine ve tek adam rejimine hayır diyenler 17 Nisan sabahı da hayırlı bir Türkiye’nin nasıl büyüdüğünü göreceklerdir. Türkiye’nin vereceği karar da budur.  Ben, Kurtuluşun şehri Sivas’ın da 1919 ruhuyla Türkiye’nin birliğinden yana tavır alıp, tek adam rejimine hayır diyeceğini adım gibi biliyorum. 

Sivas, Muhsin Yazıcıoğlu’na sahip çıkacaktır 

Ayrıca son olarak belirtmeliyim ki Sivas’ın Muhsin Yazıcıoğlu’na sahip çıkacağına da inanıyorum. Kendisiyle farklı siyasi görüşlerden gelsek de MHP’nin başındaki kişiden çok daha farklı ve ulusalcı tavrı olduğunu hepimiz biliyoruz. BBP’nin başındaki kişiye inat Sivas İl Başkanlığı’nın tavrı da takdire şayandır. Bu nedenle Sivas’ın Şarkışla’lı Muhsin Yazıcıoğlu’na sahip çıkarak hayırlı bir sonuç için referanduma gideceğini düşünüyorum. 

KKKTC ve 25 ile gitti 

İstanbul’da sürekli çalışma yürüten Umut Oran, KKTC’nin dışında bugüne kadar 25 ile giderek (Adana, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bolu, Burdur, Bursa, Denizli, Düzce, Erzurum, Isparta, İstanbul, İzmir, Kastamonu, Konya, Malatya, Manisa, Mersin, Niğde, Rize, Sakarya, Sivas, Trabzon, Tekirdağ) #HayırdaUmutVar mesajı veriyor.