Bundan tam 199 yıl önce, 14 Mart 1827’de kurulan Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane’nin devamı olan İstanbul Tıp Fakültesi’nden 1959 yılında mezun olmuş, Çapa Dahiliyesi ekolünde yetişmiş ve hayatlarını sağlık hizmetine adamış bir anne ve babanın evladı olarak;
Türkiye’de modern tıp eğitiminin başladığı gün olarak kabul edilen ve her yıl 14 Mart’ta kutlanan Tıp Bayramı, benim için her zaman çok daha özel bir anlam taşır.
Doktor olmamama rağmen annesi ve babası sağlık emekçisi olan, hayatının her döneminde en yakın dostları arasında sağlık çalışanlarının bulunduğu biri olarak bu günü her yıl büyük bir saygı ve coşkuyla karşılarım.

Sanırım bunun en önemli nedeni, sevgili babam Prof. Dr. Mehmet Oran’ın mesleğine ve hastalarına yaklaşımına hayatım boyunca tanıklık etmiş olmamdır. Babam, görev yaptığı her yerde önce insanı, önce hastasını düşünürdü. Onun için sağlık hizmeti bir meslekten çok bir vicdan, bir sorumluluk, bir adanmışlıktı. Kapısını çalan Anadolu’nun güzel insanlarını sabırla dinler, onların gözlerindeki umudu büyütmek için gece gündüz demeden çalışırdı. Çoğu zaman emeğinin karşılığı olarak yalnızca bir teşekkür duymak bile ona yeterdi.
Yıllar boyunca düşündüm: Sağlık hizmetini tek bir kelimeyle anlatmak gerekse bu ne olurdu?
Sanırım cevabı tek bir kelimede saklı: Fedakârlık.
Tanıma ve dostluğunu yaşama onuruna eriştiğim Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu, kapısındaki son hastayı da görmeden hastaneden ayrılmayan, öğrencilerine bilgisini büyük bir heyecanla aktaran ve hayatının son günlerinde COVID-19 ile mücadele ederken bile “Tüm deneysel ilaçları üzerimde deneyebilirsiniz” diyebilecek kadar mesleğine adanmış bir sağlık emekçisiydi.
Aynı geleneğin büyük isimlerinden Prof. Dr. Murat Dilmener de bilgeliğini, emeğini ve hayatını hastalarına ve öğrencilerine adamış bir duayendi. Onun gibi, geçmişte Ekrem Şerif Egeli, Cihat Abaoğlu ve Kemalettin Büyüköztürk gibi büyük hocaların yetiştiği İstanbul Tıp Fakültesi geleneği, sağlık hizmetinin aslında bir insanlık hizmeti olduğunu hepimize göstermiştir.
Bu yüzden ben 14 Mart’ı sadece bir bayram olarak değil, aynı zamanda bir “fedakârlık günü” olarak görüyorum.
Ne yazık ki son yıllarda sağlık emekçilerine yönelen şiddetin ve onları değersizleştirme çabalarının arttığına da üzülerek tanıklık ediyoruz. Oysa sağlık hizmeti; ticaretle değil vicdanla, piyasa ile değil insan hayatıyla ölçülen bir sorumluluktur. Özellikle üniversite hastaneleri, idealizmle yetişen sağlık çalışanlarının, bilim üreten akademisyenlerin ve geleceğin doktorlarının yuvası olarak korunmalıdır.
İnanıyorum ki, bu kötüye gidişi, sağlık emekçilerini hedef alan şiddeti, onları itibarsızlaştırma çabalarını ve üniversite hastanelerini piyasalaştırma girişimlerini ancak bizler, yani Türk milletinin her yaştan ferdi engelleyebilir.
Sağlık emekçilerinin hak ettikleri ortam, “giden gitsin” denilerek değil, “herkes kalsın ve herkes yapabileceğinin en iyisini yapsın” denilerek oluşturulabilir.
İnanıyorum ki sağlık emekçilerinin hak ettiği saygıyı ve çalışma ortamını oluşturmak hepimizin sorumluluğudur. Çünkü sağlık hizmeti yalnızca çalışanların değil, toplumun tamamının ortak değeridir.
Bu duygularla; meslekte 66 yılını geride bırakan annem Dr. Ülker Oran, ebediyete intikal etmiş babam Prof. Dr. Mehmet Oran, değerli hocalarım Prof. Dr. Murat Dilmener ve Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu, çağdaş yaşamın büyük savunucularından Türkan Saylan başta olmak üzere, hayatlarını insan sağlığına adamış tüm fedakâr sağlık emekçilerinin ve geleceğin doktorları olacak öğrencilerin 14 Mart Tıp Bayramı’nı yürekten kutluyorum.
Bu vesileyle annem için de küçük bir parantez açmak isterim. Bugün 92 yaşına yaklaşan Dr. Ülker Oran, 2018’den bu yana çeşitli sağlık sorunlarıyla sabır ve metanetle mücadele ediyor. Buna rağmen yaşama bağlılığı ve sağlık refleksi hiç azalmadı. İki yıl önce havuzda kalp krizi geçiren bir komşusunu suya atlayıp çıkararak ve suni teneffüs uygulayarak yeniden hayata döndürmesi bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.
Bugün ise bir sağlık emekçisi olarak değil, aynı zamanda bir hasta olarak kendi tedavisini büyük bir sabır ve dikkatle sürdürürken bizlere yine önemli bir ders veriyor:
Hayata tutunmak, mücadeleden vazgeçmemek ve insan için çalışmaya devam etmek.
Sevgi, sağlık ve dayanışma duygularımla…