Son günlerde özellikle sosyal medyada, “sokak hayvanlarının” sebep olduğu kazalar, saldırılar hatta ölümler üzerinden yoğun bir “sokak hayvanlarının uyutulması” yani “öldürülmesi” kampanyası yürütülüyor. İlginçtir ki bu kampanyanın en ateşli savunucuları arasında ülkeyi 22 yıldır istedikleri gibi yöneten iktidar mensupları da var. 22 yıldır sorunları çözmek için üzerlerine düşen görevleri yapmayan idareciler bugün sanki sorunların mağduruymuş gibi halkı kışkırtmaya, sokak hayvanlarının öldürülmesi için tahrik etmeye devam ediyorlar. İş öyle bir noktaya geldi ki “uyutma/öldürme” dışında bir seçenek yokmuş algısı geniş toplum kesimlerine yerleştirilmiş durumda. Kazara birileri çıkıp “her canlının yaşama hakkı vardır” dediğinde ise çok organize bir şekilde hayvanları ve yaşam hakkını savunanları şeytanlaştırarak; “çocuk katili olmakla, hayvan hayatını insan hayatından daha önemli bulmakla” itham ediyorlar. Çözüm olarak da “öldürelim, kurtulalım” sloganını kullanıyorlar.

Dünya var olduğundan beri değişmeyen kuraldır: “şipşak çözüm” diye bir şey hayatın hiçbir alanında yoktur. “Dövelim kurtulalım”, “asalım kurtulalım”, “öldürelim kurtulalım” gibi günü kurtaran, kolaycı önermelerin hepsi aslında “meseleyi derinlemesine ele almayalım” demekle eşdeğerdir. Elbette insan hayatı kutsaldır ve insanın sağlıklı, huzurlu, güvenli sokaklarda yaşaması temel amaçtır. Elbette insan hayatı her şeyin üstündedir. Ve elbette çocuklarımız en kıymetlilerimizdir. Ancak sokak hayvanlarını öldürünce hiçbir şey “bir anda” düzelmeyeceği gibi bugünden öngörülemeyecek onlarca “yeni sorun” da yaratılmış olacaktır.

Ayrıca; “Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesinin 1. maddesine göre: “Bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğar ve aynı var olmak hakkına sahiptir.”

Madde 2’ye göre ise: “Bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir. Bir tür hayvan olan insan,öbür hayvanları yok edemez.” Yani gelişmiş dünya meseleyi “hak” esasına göre formüle etmiştir, yok etmek üzerine değil!

Biliyorum ki hemen “gelişmiş ülkelerde sokak hayvanı yok”, diyecek çok arkadaşımız olacaktır. Doğrudur, gelişmiş Batı ülkelerinde sokak hayvanı yoktur. Çünkü Batı ülkelerinde “sokakta yaşam” da yoktur. İnsanlar sokağı, bir yerden bir yere gitmek dışında kullanmazlar ve genelde sokaklar boştur. O boşluk hissi, öylesine sabit ve mekana sirayet etmiştir ki, normal bir mahallede, gündüz vaktinde sokağa çıkan biri o bölgede yaşayan tek canlının kendisi olduğuna inanabilir. Bir başka deyişle Batılı ülkelerde “sokaklar” geçiş alanıdır ve güvensizlik anlamına gelir. Doğu toplumlarındaysa tam tersidir. Sokak sadece “geçiş alanı” değil aynı zamanda “yaşam alanı, sosyalleşme alanı ve en önemlisi güvenlik üretim” alanlarıdır. Yaşayan sokaklar, aynı zamanda güvenli sokaklardır. Evinin önüne sandalye atanların olduğu her sokak güvenlik üretir. Camından sokağı izleyen yaşlı bireylerin olduğu her sokak güvenlik üretir. Yolda yürüyen insanların olduğu her sokak hem güvenlik hem de toplumsallık üretir. Bu anlamda “Batı’da sokak köpeği yok” demek bir gerekçe değil tam aksine bahanedir.

Ancak şunu da kabul etmek gerekir: Gerçekten sokak hayvanlarının sebep olduğu bazı problemler vardır. Hiç istemesek de, yaralanmalar, korkular hatta ölümler de olmaktadır. Ve hiç kimse bu tip üzücü olayların yaşanmasını istemez. Yaşanan her acı herkesin ortak acısıdır. Fakat acılar üzerinden hareket edip, “asıl sorunları” görmek yerine “tali sorunlar” üzerinde halkı kutuplaştırmak anlamlı mıdır? Şu anda yaşanan tam olarak budur. Güvenli şehirler, sokaklar oluşturamayanlar “sokak hayvanlarını” günah keçisi yaparak her sorunu çözeceklerini iddia etmektedir. Bu bakış tam anlamıyla “uyanık idareci” bakışıdır ve gerçeklerle ilgisi yoktur. Deprem gerçeği ortadayken denetim, kontrol, uygulama görevlerini yerine getirmeyen idarecilerin tüm suçu gariban vatandaşa, paragöz müteahhite yüklemesi gibi bir durumdur bu esasında. Sanki her kurum, kuruluş ve kamu yöneticisi işini yapmış da sorun sadece sokaktaki “hayvanlarmış” gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Oysa durum tam tersidir. Sokak hayvanlarının sağlıklı bir ortamda, soruna sebep olmadan yaşamaları için geçmişte ben de yasal faaliyetlerde bulunmuş ve dünyadaki uygulamaları da göz önüne alarak yasa önerisi hazırlamıştım. İktidar kendi bildiğini yapmaya ve istediği gibi yasalar çıkarmaya devam etti. Şimdi de 5199 sayılı yasada değişiklik yaparak sokak hayvanlarının “öldürülmesini” yasaya eklemeye çalışıyorlar. Şimdiden söyleyeyim. Şayet “uyutma” yasaya girerse olacak olan şudur: Kitlesel hayvan katliamı!

Naçizane görüşüm, sokak hayvanlarının iktidar bloğunun da bilinçsiz hayvanseverlerin de insafına terk edilmemesi gerektiği yönündedir. Dünyanın sadece bize ait olmadığı, aynı zamanda hayvanların ve bitkilerin de yaşama hakkının olduğunu savunmak aslında “insanlığı ve yaşamı” savunmaktır. Vahşi kapitalizm ise tam tersini söyler! Hayvanların ya da bitkilerin hak sahibi olarak görülmesi kapitalizme “gem vurulması” demektir ki işte bunu asla istemezler. Bu anlamda sokak hayvanlarının “yaşam hakkını” tanımamak kapitalizmin tüm yıkıcılığına “onay” vermek anlamına gelecektir. Bu, tam anlamıyla “yol açmak, kapı açmak” demektir.

Bir takım bilinçsiz hayvanseverlerin de hayvan sevgisi adı altında kendi kişisel duygularını tatmin etmek için sokak hayvanlarını kullandıklarını biliyorum. Özellikle kaldırımlarda, yol kenarlarında, insan trafiğinin yoğun olduğu yerlerde “besleme” çalışması yapmak, her yere yiyecek atmak doğru bir yöntem değildir. Bu tip bilinçsiz hareketler özellikle sokak köpeklerinin yiyeceklerini koruma güdüsüyle saldırgan davranmasına, yol kenarlarına bırakılan yiyecekler sebebiyle istenmeyen kazaların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.

Geçmişte benim de önerdiğim şekilde (09.07.2012 tarihli yasa teklifine  http://www2.tbmm.gov.tr/d24/2/2-0770.pdf linkinden ulaşabilirsiniz.) çözüm tek boyutlu değil çok boyutludur. Birinci boyut: İnsanların olduğu gibi hayvanların da doğanın da “hakları” olduğunu kabul etmektir. İkinci boyut: Kamu kurumlarının sorumluluklarını yerine getirmesidir. Ben, yasalara rağmen, tüm yükümlülüklerini yerine getirmiş bir belediye ya da kamu kurumu bugüne kadar görmedim. İyi niyetle çalışmalar yapanlar bile, hala yapmaları gereken çalışmaların çok azını yapıyorlar. Doğal olarak artan sokak hayvanı nüfusu sebebiyle halkımız bu işin çığrından çıktığını düşünmeye başlıyor. Oysa belediyeler ve diğer kamu kurumları planlı bir şekilde görevlerini yerine getirseler zaten bu derece bir yoğunluk sorunu yaşanmayacaktır.

Bizler insanız. İnsan olmanın gereği, başka insanlara, Allah’ın dilsiz kulları olan hayvanlara ve üzerinde yaşadığımız doğaya adaletli ve merhametli yaklaşmaktır. Bizi derinleştirecek olan her sorunu “yok ederek” çözeceğimizi sanmak değil devasa sorunları bile “akılla, bilimle, azimle ve vicdanla” çözmeye uğraşmaktır. Kamu yöneticilerinin ve siyasilerin görevi de toplumu “sokak hayvanları” üzerinden kamplara bölmek değil, “birlikte yaşamı” vaaz etmek olmalıdır. Hayatı boyunca sokak hayvanlarının sağlıklı ve sorunsuz yaşamlar sürmeleri, şiddete maruz kalmamaları ve insanlara “merhamet” gibi değerli bir duyguyu hatırlatmaları için çalışmalar yürütmüş biri olarak tavrımı çok net koymak istiyorum: “Öldürmek çözüm değildir!”

Lütfen siz değerli dostlarım da meselenin tek yönlü basit bir mesele olmadığını, şehirleşmeden kamu yönetimine, Kapitalizmden bilinçsizliğe kadar geniş bir nedenler ve sonuçlar sorunu olduğunu görün. Yasada yapılacak tek bir “uyutma/öldürme” değişikliğinin bile ilerde vicdanları kanatacak sorunlara sebep olabileceğini fark edin. Sosyal medya üzerinde yürütülen “öldürün” kampanyalarının birileri tarafından organize edilmiş olabileceğini hatırlayarak lütfen manipüle edilmeyin. Tekil olumsuzlukların bağlamından koparılarak sürekli gözünüze sokulmasının “korku toplumuna” giden yolda bir araç olabileceğini unutmayın.

Kendinizi, toplumunuzu, üzerinde yaşadığımız toprağı ve tüm canlıları da hepimiz gibi “yaşamaya hakkı olanlar” şeklinde görüp yönetme gücüne sahip olanlardan “işlerini yapmalarını” ve sorunları akılla, bilimle, toplumun tüm katmanlarıyla ortaklaşarak çözmelerini isteyin. Sokak hayvanlarının olmadığı sokakların “merhametini ve vicdanını” kaybetmiş sokaklara dönüşeceğini de lütfen bilin.

Dayanışma duygularımla,

Umut Oran

Print Friendly, PDF & Email