Yazılar

Bereketli toprağımız Çukurova perişan!



Anadolu’yu gezen CHP’li Umut Oran’ın son durağı Adana ve Mersin’di. Oran’ın hazırladığı ‘Çukurova Raporu’na göre, iki ilde de tarım alanları azaldı, çiftçi mutsuz.

ÇUKUROVA_Raporu_UmutOran

Omuz Verin! İstanbul’u Kazanabiliriz!



Umut Oran’dan Partililere Ekrem İmamoğlu çağrısı:

Omuz Verin! İstanbul’u Kazanabiliriz!

Umut Oran

Basın Açıklaması

25.02.2019

İktidar bloğunun 17 yıldır tek başına yönettiği Türkiye’nin geldiği nokta ortadadır: Poşetin bile parayla satıldığı, milletin ucuz patates-soğan alabilmek için kuyruklara girdiği, işsizliğin gencecik çocuklarımızı intihara sürüklediği, EYT mağdurlarının, atanamayan öğretmenlerin, uzman çavuşların seslerinin kesildiği ama her yerin kim olduğu belli olmayan Suriyelilerle doldurulduğu bir ülke.

Yurttaşlar çarşıda, pazarda ve ceplerde yaşanan yangını iliklerine kadar hissederken, iktidardakilerin lüks ve sefadan vazgeçmemeleri, eş-dost-akrabalarını kayırarak “yüksek gelirli makamlara” getirmeleri de herkesin bildiği ve rahatsız olduğu gerçeklerdir.

Artık iktidarın söyleyecek sözü ve anlatacak tek bir projesi kalmamıştır. Zira örneğin İstanbul’u “tam 25 yıldır” bu zihniyet yönetmektedir. Ve yurttaşlarımız 25 yılda çözülemeyen sorunların aynı zihniyet tarafından çözülemeyeceğini de çok iyi bilmektedir.

Gelinen nokta çok açık ve nettir: AKP, gidicidir! Türk milleti, büyük bir sağ duyuyla artık tüm sorunların sebebi olan AKP’yi “bu dönem dinlendirecektir.” Bizlere ulaşan tüm anketlerin işaret ettiği nokta aynıdır: Vatandaş ekonomik krizden çıkmak için “alternatif projeleri olan, yeni adaylara” oy verme eğilimindedir.

İstanbul özelindeyse Ekrem İmamoğlu, tüm toplum kesimlerinin oylarını almasının yanında gençliği ve dinamizmiyle AKP seçmenlerinin dahi oylarını alabilecek noktadır. En son Motto Research Consultancy/Bulgu Araştırma’nın yaptırdığı ve İmamoğlu’nun yüzde 6 önde olduğunu gösterdiği anketler de bu düşüncemizi teyit etmektedir. Halk, Ekrem İmamoğlu’nu bağrına basmıştır. İstanbul seçmeni, 2014’de “Beylikdüzü’nü AKP’den devralan İmamoğlu’nun 31 Mart’ta da İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni devralacağına inanmaktadır. Bugüne kadar bir kez bile CHP’ye oy vermemiş seçmenler dahi İmamoğlu’na oy vereceklerini söylemektedir.

Tek Sorun CHP’deki Küskünlük!

Ne yazık ki geçmiş seçimlerin aksine İstanbul’u kazanmamızın önündeki en büyük engel başka partilere oy verenler değil CHP tabanında yaşanan küskünlüktür. Bir kısım CHP’li haklı olarak CHP üst yönetiminin aralıksız devam eden yanlışlarına, özellikle 16 Nisan ve 24 Haziran’dan sonra yapılanlara tepki duymaktadırlar. Yine haklı olarak parti içi demokrasiyi yok sayan yöntemlerle adayların belirlenmesinden de rahatsızdırlar. Hatta bazı CHP’liler “koltuk ve bireysel ikbal siyaseti” yapan bir kısım yöneticiyle sandıkta hesaplaşacaklarını da dile getirmektedirler. Onların hepsine birden ve büyük kararlılıkla çağrı yapmak istiyorum: “CHP üst yönetimiyle hesaplaşacağımız yer seçim sandığı değil partimizin kurultayıdır!” Hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki yapılan her yanlış “tarihe geçmiştir ve tarihin terazisi herkese mutlak adalet” vaat etmektedir. Herkes yaptıklarının ve yapmadıklarının hesabını büyük Türk milletine ve Cumhuriyet çocuklarına verecektir. Ancak “hesaplaşma hevesiyle” uzun zamandır ilk kez bu kadar kazanmaya yakın olduğumuz bir seçimde CHP adayına oy vermemek ya da sandığa gitmemek kutlu davamıza yani Atatürk’ün yoluna hiçbir fayda sağlamayacaktır. Tam aksine AKP’nin iktidar ömrünü uzatacaktır.

AKP Yerelden İktidara Geldi, İktidardan da Aynı Yolla İnecek

Asla unutulmamalıdır ki iktidar bloğunun yükselişi “yerel yönetimlerden” başlamıştır, hiç şüphe yoktur ki çöküş de aynı yoldan olacaktır. İstanbul Büyükşehir’i kaybeden bir AKP’nin ayakta kalması olası değildir. O halde sorulması gereken soru şudur: “Ey Cumhuriyet çocuğu! Cumhuriyetimizi geri almak, CHP üst yönetimine ders vermekten daha önemli değil midir?”

Benim için asıl olan tek şey “Atatürk’ün iki büyük eserine sahip çıkmaktır!” Bu emanetlere sahip çıkarken hiçbir unvana ve makama ihtiyacım da yoktur. Büyük Türk milletinin ve özel olarak da Cumhuriyet çocuklarının sevgisi benim mücadele etmem ve “bir oy fazla almak” için il il, ilçe ilçe çalışmam için yeterlidir. O halde beni seven tüm dava arkadaşlarıma bir çağrıda bulunmam gerekir: “Ey kıymeti bilinmeyen fedakâr Cumhuriyet çocuğu! Senin mücadeleni yok sayarak partiyi bireysel ikbal heveslerine aracı kılanlar olsa da sana düşen Türk milleti ve Cumhuriyetimiz için en doğru kararı almaktır. Bugünün doğrusu, tüm kırgınlıkları ve küskünlükleri bir yana bırakarak İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’nun bir oy fazla alması için gece gündüz çalışmaktır. Emin olunuz ki 1 Nisan günü farklı bir gün olacaktır. Kendisini büyük Türk milletinin üstünde görenler de Cumhuriyet çocuklarına tepeden bakanlar da o gün şapkalarını önlerine koymak zorunda kalacaklardır. Ancak o gün, çok daha gür bir sesle Cumhuriyet mücadelesini verebilmemiz ve 1919’un 100.yılını layık olduğu gibi tarihe yazabilmemiz için haydi, bir kez daha omuz verin! Gerçekten kazanabiliriz! “

Anadolu kaplanı Denizli Krizin Pençesinde



Anadolu’yu karış karış gezerek büyük Anadolu yürüyüşünü başlatan Umut Oran, 1 Şubat’ta Denizli’de CHP adaylarıyla çalışma yürüttü. Umut Oran’ın temasların ardından kaleme aldığı Denizli raporu şöyle:

DENİZLİ’DE HER TEKSTİLCİYİ KONKORDATOYU TADMAMALI

Anadolu kaplanı Denizli ekonomik kriz pençesinde!..

Denizli’ye değil Cezayir’e, Sırbistan’a tekstil desteği var!!

Sarayköy ilçe merkezi yazın toz-toprak, kışın çamur içinde, AKP’li belediye caddeleri bile yapamamış.

Türkiye’yi pençesine alan ve giderek ağırlaşan ekonomik kriz, Ege bölgesinin önemli sanayi merkezi ve Türkiye’nin “Anadolu Kaplanı” olarak anılan lokomotif illerinden biri olan Denizli’yi de derinden etkilemiş bulunuyor.

Denizli, büyük tarım ve turizm potansiyelinin, zengin mermer yataklarının yanı sıra 1980’lerden itibaren yakaladığı özellikle tekstilde olmak üzere sanayileşme ivmesiyle, Türkiye ekonomisinin dışa açılan en önemli kapılarından biri. Tüm ekonomik faaliyetlerde dünya ile rekabet edebilir hale gelen Denizli, özellikle dışa açık ve ihracata dayalı sanayileşmesi ile tekstil dışı sektörlerde de ön sıralara gelmiş bir il. Yem, ambalaj malzemeleri, emaye bakır tel, elektrolitik bakır mamulleri, gıda, tekstil sektörlerinde Denizli şirketleri, ülkenin en büyük şirketleri arasında yer alıyor. “Türkiye’nin En Büyük 500 Sanayi Kuruluşu” çalışmasında Denizli her yıl en az 10 firma ile temsil ediliyor. Havlu ve bornoz üretiminde önemli bir merkez olan Denizli, bu alanda ülkenin yıllık ihracatının yaklaşık üçte birini karşılıyor, pamuklu tekstil alanında dünya başkenti olarak kabul görüyor. İç ve dış turizme on iki ay hizmet sunabilen Denizli, en çok turist çeken iller sıralamasında ilk 5’te yer alıyor.

Ancak tüm bu avantajlarına ve güçlü yanlarına rağmen Denizli ekonomisi, AKP iktidarının yanlış politikalarının bizi getirdiği açmazda, temel makro ekonomik dengelerdeki çarpıklaşmanın sonucu yaşanan ekonomik krizin pençesinde sarsılıyor.

Denizli firmaları bir bir konkordato ilan ediyor

Kurlar ve faizdeki yükseliş, enflasyonun azması, talep cephesindeki daralma, genel ekonomik yavaşlama gibi gelişmeler, ülke ihracatında ve ekonomisinde önemli bir yere sahip Denizli firmalarını da zora sokmuş bulunuyor.

Denizli’de mali yapısı bozularak yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlandığı için konkordato ilan eden firmalara her gün bir yenisi ekleniyor. Denizli’nin, binlerce işçi çalıştıran en köklü firmaları bir bir konkordato ilan ediyor. İşleri bozularak iflas aşamasına gelen şirketler içinde özellikle tekstil firmaları önemli bir yer tutuyor.

Tekstilin kalbi tekliyor!..

2000’li yıllarda Türk tekstili dünya ihracatında ilk 2-3’te iken AKP iktirlarının yanlış politikaları nedeniyle o zaman ilk 10’da bile olmayan Kamboçya, Bangladeş ve Vietnam gibi ülkelerin gerisine düşerek ilk 10’un son sıralarına geriledi.

Denizli, Türkiye’de tekstil sektörünün kalbi konumundaki bir il. Tekstil sektöründe yaşanan sıkıntılar Denizli ekonomisini olumsuz etkiliyor. Bu da ülke ekonomisine yansıyor. Tekstilin kalbi tekliyor.

Denizli özelinde bakıldığında, bölgesel teşvik uygulamalarının yol açtığı haksız rekabetin yatırımları komşu illere yönelttiği görülüyor. Denizli, illerin gelişmişlik düzeyine göre gruplandırıldığı çok bölgeli teşvik sisteminde 2’nci bölgede yer alıyor. Buna göre öngörülen teşviklerden yararlanabilmek için tekstilin aprelenmesi yatırımları için 10 Milyon TL, diğer yatırım konularında 2 Milyon TL asgari yatırım şartı bulunuyor. Bu da yatırımların, daha düşük asgari yatırım tutarı öngörülen ve daha cazip teşvik unsurlarından yararlandırılan 3., 4. Bölgeler kapsamındaki komşu illere kaymasına yol açıyor.

Denizli’de tekstil sektörünün kümelenmede geç kalması da sektörün kan kaybında büyük payı bulunuyor.

“Her tekstilciyi konkordatoyu tadacak”

Genel olarak bakıldığında iktidar aslında Denizlili sanayiciyi, tekstilciyi, yatırımcıyı cezalandırıyor. Denizli 2. Bölge teşviğini alırken, Sırbistan’a, Hırvatistan’a, Bosna Hersek’e 6. Bölge teşviği veriliyor. AKP daha önce Mısır ve Cezayir’e verdiği desteği şimdi Sırbistan’a vererek tekstilciyi oralarda yatırıma teşvik ediliyor. Yani bu hükümet yerli ve milli yatırıma karşı, Denizlili Tekstilciler “her testilci birg ün mutlaka konkordatoyu tadacak” deme noktasına gelmişler.

Tekstile yeni destekler şart

Avrupa Birliği, tekstilde üretimi destekleme kararı alırken, ABD de kendi sınırları içinde üretimi teşvik için her türlü radikal önlemler alıyor. Japonya, küresel ölçekte en çok tekstil makinesi alımı ve yatırımı yapan ülkeler arasına girdi. Bu nedenle Türk tekstil ve hazır giyim sektörü dünya pazarlarında, artık ucuz işçiliğe, düşük maliyete dayalı olarak kendisiyle rekabet eden bazı gelişmekte olan ülkelerin yanında artık yüksek teknolojiyle üretim için büyük bütçeleri tahsis eden gelişmiş ülkelerle de rekabet etmek zorunda kalıyor.

Son 10 yılda toplam 247.2 milyar dolarlık ihracat yapıp 134.7 milyar dolarlık dış ticaret fazlası sağlayan Türk tekstil ve hazır giyim sektörünün gücünü koruması ve küresel pazarlarda rekabet gücü olabilmesi için sektöre yönelik yeni desteklerin uygulamaya konulması gerekiyor. Hazır giyim Türkiye’nin en önemli, tek ve net ihracatçısıdır, yaklaşık 15 milyar dolar net döviz bırakmaktadır. Altın yumurtlayan tavuk olan hazır giyim ve tekstilin mutlaka doğru teşvirlerle desteklenmesi gerekmektedir.

İthal iplik yerli üretime darbe vuruyor!..

Türkiye’de iplik üretim kapasitesi çok yüksek olmasına rağmen pamuk ve suni sentetik iplik ithalatındaki artış, bu sektördeki fabrikalar kapanmasına yol açıyor. Kapanan fabrikalar da işsizlikteki artışa katkı yapıyor.

Türkiye’nin pamuk ipliği ithalatı 2017 yılında yüzde 21,4 oranında artarak 216 bin ton, suni sentetik devamsız liflerden iplik ithalatı ise yüzde 11,4 oranında artarak 209 bin tona ulaştı. Hemen her üründe ek vergi olmasına karşın pamuk ipliğinde uygulanmıyor.

Pakistan, Hindistan, Özbekistan ve Türkmenistan gibi ülkelerden Türkiye’ye çok ucuz fiyatlarla pamuk ipliği ve suni sentetik devamsız liflerden iplikler giriyor. Haksız rekabete karşı korunma önlemi olarak iplik ithalatına ek vergi getirilerek ithalatın baskılanması, yerli üretimin teşvik edilmesi gerekiyor.

Türkiye’nin pamuk üretimi geriliyor

Tekstilin önemli hammaddelerinden pamuk, dünyanın her yerinde yetişmiyor. Pamuğun yetişebildiği ülkelerden biri olan Türkiye’de ekim alanları 2000’den bu yana yüzde 36,4 küçüldü. 2001’de 1 milyon 295 bin ton olan yıllık pamuk üretimi de 1 milyon 260 bin tona düştü. Pamukta Hindistan, Çin, ABD, Pakistan, Brezilya ve Özbekistan’ın ardından en fazla üretimi yapan ülke olan Türkiye, bu konumunu giderek yitiriyor.

Öte yandan sentetik elyaflardan hammadde kullanımının, tekstil ve konfeksiyon imalatında payı artıyor. Bunun da etkisiyle Türkiye’de pamuk tüketiminin 2000-2017 döneminde yüzde 13 azaldığı görülüyor.

Pamukta denge tablosu

  2000/’01 2016/’17
Üretim (Ton) 1.295.066 1.260.000
Ekilen alan (Hektar) 654.177 416.010
Üretim kayıpları (Ton) 25.901 25.200
Arz=Kullanım (Ton) 1.435.423 1.234.885
Kullanılabilir üretim (Ton) 1.269.165 1.234.800
İthalat (Ton) 166.258 85
Yurt içi kullanım (Ton) 1.412.984 1.222.312
Tüketim (Ton) 1.318.480 1.147.612
Tohumluk kullanım (Ton) 27.387 16.640
Kayıplar (Ton) 67.117 58.060
İhracat (Ton) 22.439 12.559
Kişi başına tüketim (Kg) 19,7   14

Denizli’nin turizm potansiyeli değerlendirilemiyor

Antik çağlardan günümüze sağlık kenti misyonu üstlenen, doğal, tarihi, kültürel zenginlikleri ve geçmişten günümüze uzanan değerleri ile Denizli, turizm alanında da önemli bir potansiyele sahip…

Dünyada eşi benzeri olmayan pamuksu görüntüsüyle doğal bir mucize olan ve UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Pamukkale ve Hierapolis’in yanı sıra, 19 antik kente ev sahipliği yapan, oldukça zengin sağlık, termal, kültür ve inanç turizmi unsurları ile eko-turizm alternatifleri bulunan Denizli, görünen o ki turizm alanında sahip olduğu bu müthiş potansiyeli gerektiği gibi kullanamıyor.

İhracat ve turizm kenti olan Denizli’de havalimanı kentin 65 kilometre uzağında dağlık bölgede bulunuyor. Çardak Hava Alanının uluslararası tur operatörleri tarafından aktif olarak kullanılması ve turizm çeşitlendirme çalışmalarına devam edilmesi Denizli turizminin sürdürülebilirliği açısından büyük önem arz ediyor.

Termal imkânları yönüyle de oldukça önemli bir potansiyele sahip olan Denizli, bu alanda gerekli yatırımlar yapılmadığı için olması gereken yerde değil. Kleopatra’nın çamur banyosu yaptığı rivayet edilen ve 5.000 yıldır şifa kaynağı olan Karahayıt Kaplıcaları (Kırmızı Su) termal turizm açısından Denizli’nin önemli bir varlığı.

Denizli ayrıca Sarayköy Babacık Kaplıcası, Çizmeli (Yenice) Kaplıcaları, Beylerli Kaplıcaları; Sarayköy Tekkeköy Termal Çamurları, Gölemezli Çamur Kaplıcaları gibi birçok şifalı termal su ve çeşitli dertlere iyi gelen çamur varlığına sahip buluyor.

Meşhur Buldan dokuması, kestanesi, yayla turizmi, tarihi evleri ile ünlü Buldan ilçesinin, turizmde Eskişehir Odunpazarı’na alternatif olma şansı bulunuyor.

Denizli turizminde tanıtım ve organizasyon eksikliği en büyük sorunu oluşturuyor. Denizli’nin günübirlik turizmden uzun konaklamalı turistleri çeken bir yapıya geçmesi gerekiyor.

Turist sayısı

  Laodikya Pamukkale
2011 141.400 1.713.695
2012 70.958 1.612.723
2013 65.795 1.699.772
2014 54.589 1.875.000
2015 62.624 1.710.094
2016 34.660 980.000
2017 16.612 1.494.893

Denizli tarımında sorunlar bitmiyor

Sahip olduğu konum, iklimsel anlamda Ege, Akdeniz, kara iklimlerinin buluştuğu yer olması, bunun toprak yapısı ve ürün desenine etkisi ile Türkiye’nin önemli tarım merkezlerinden biri olan ve tarıma dayalı sanayi potansiyeli bulunan, 125 çeşit tarımsal ürünün üretiminin yapıldığı Denizli’de tarım sektörü de ciddi sorunlar yaşıyor.

  • Tarımda kullanılan ilaç, gübre, mazot gibi girdi maliyetlerinin aşırı yükselmesi, üretim maliyetlerini artırarak, ihracatta rekabet şansını düşürüyor.  
  • Şarap sektöründe ÖTV’nin yüksek oluşu, şaraplık üzüm üretiminde ve pazarlamasında sorunlara neden oluyor. Şaraptaki fahiş vergi, üzüm bağları ve şarapçılığı ile ünlü Denizli’de üreticinin en büyük derdi.
  • Denizli’de bağ yetiştiricileri arasında örgütlenme bulunmaması hem üretim hem pazarlama aşamasında üreticilerin aleyhinde olmaya devam ediyor. 
  • Denizli’de arazilerin parçalı ve küçük olması makineli tarımı güçleştiriyor, dolayısıyla da girdi maliyetlerini katlıyor.
  • Denizli’de üretim alanlarına yakın yeterli sayı ve kapasitede üzüm işleme ve depolama tesislerinin olmaması, kuru üzümde ise işleme ve depolama tesisinin hiç bulunmaması bağcılığı olumsuz yönde etkiliyor.
  • En kaliteli tütünün yetiştirildiği Denizli’de yakın zamana kadar çok sayıda çiftçi ailesi geçimini tütün ekiminden sağlıyordu. AKP döneminde Tekel’e bağlı sigara fabrikalarının kapatılması sonucunda ilde tütün ekimi ile uğraşan vatandaşlar geçinemedikleri için Büyükşehirlere göç etmek zorunda kaldı. Tütün üretiminde Türkiye’de 2. sırada yer alan Denizli’nin Tavas, Kale, Acıpayam, Beyağaç, Güney, Buldan, Bekilli başta olmak üzere 12 ilçesinde üretilen tütün; üreticinin emeğini karşılamıyor.
  • İl sınırları içindeki Baklan Ovası’nın sulamaya açılması ile alternatif ürün olarak giren çerezlik ayçiçeği ekim alanları son on yılda üç katına çıkmış. Ancak, bu alanların üst üste her yıl ekilmesi, toprak yapısının bozulmasına ve birçok bitkisel hastalığın ve parazitlerin ortaya çıkmasına yol açmış. Plansızlık yüzünden Baklan Ovası’nın ana sulama kaynağı olan Işıklı Gölü’nde tutulan su rezervi de ihtiyacı karşılayamaz hale gelmiş bulunuyor. Bu sorunun çözümü için acil önlem alınması gerekiyor.
  • Hükümet artık Sudan’a arazi kiralayıp yatırımcımızı oraya çağıracağına, Denizli’yi desteklemesini pamuk üretiminin artırılmasını teşvik etmesini bekliyoruz.

Sanayicinin en büyük sorunu lojistik…

  • Denizli sanayisinin lokomotifi tekstil sektörü. Bu sektörde de uzun yıllardır dünyanın en gelişmiş ülkelerine satılan bornoz, havlu gibi ürünler öne çıkıyor. Ancak bu ürünlerde zamanla Malezya, Pakistan, Hindistan, Kore gibi ülkelerin rekabetiyle karşı karşıya kalan Denizlili tekstilcinin ayakta kalabilmek için başvurduğu moda, marka ve inovasyon alanında gelebildiği nokta henüz istenilen düzeyde değil. Bu konuda devletin güçlü desteği gerekiyor.
  • Denizli sanayicinin en büyük sorunu lojistik. Dünyada gelişmiş ülkelerde sanayiciler hammaddesini ve ürünlerini ağırlıkla deniz veya tren yoluyla taşıyor. Bu imkanlara sahip olmayan, sadece kara yoluna bağımlı bulunan Denizlili sanayici, ihraç için limana erişmede sıkıntı yaşıyor. Sanayiciler haklı olarak, Denizli’ye demir yolunu çift hatlı olarak getirilmesini talep ediyor. Denizli’nin ihracat artışı ve büyüme performansının devam etmesi için lojistik sorununun çözülmesi mutlaka gerekiyor.
  • Son dönemde aşırı şekilde artan elektrik ve doğalgaz zamlarından dolayı sanayiciler kömür kullanımına yönelirken, Türkiye Kömür İşletmeleri’nin tahsis ettiği kömür miktarının ise sanayicilerin talebini karşılamaması sorun yaratıyor. 

31 Mart seçimleri hayati önemde!..

Türkiye’nin yerel yöneticilerini seçeceği 31 Mart seçimleri, ülkenin esenliği ve geleceği açısından hayati önemdedir.

  • Türkiye’yi keyfi tek adam yönetimi anlayışı ve uygulamalarından kurtarıp demokrasiye, hukuk devletine, güçler ayrılığı ilkesine geri döndürecek;
  • Etkili yapısal önlemlerle işsizliği, enflasyonu, yatırımsızlığı yenip ekonomik krizden çıkışı sağlayacak;
  • Rant ve talan ekonomisinden sanayisi, tarımı, turizmi ve diğer tüm sektörleriyle dengeli ve sağlıklı bir kalkınma sürecine sokacak;
  • Tutarlı, onurlu ve milli bir dış politika ile dünyada itibarı ve güveni sağlayacak olan CHP iktidarına giden yolda, 31 Mart yerel seçimleri bir kilometre taşı olacaktır.

Ülkemizin içine düşmüş olduğu bu açmazdan elbirliğiyle çıkmak, Mart’ın sonunu bahara çevirebilmek için; tüm yurttaşlarımızın bu bilinçle sandık başına gitmelerini

Batı Akdeniz’i “Batık Akdeniz” Yaptılar!..



CHP belediye başkan adaylarının açıklanmaya başlandığı tarihten itibaren Türkiye’yi, önceki seçimlerde olduğu gibi, yine dolaşmaya başlayan CHP’li Umut Oran 21-23 Ocak arasında da Antalya, Burdur, Isparta’da çalışmalarda bulundu. Böylece 31 Mart seçimleri için gittiği illerin sayısını 12’ye (Hatay, Osmaniye, Kilis, Adıyaman, Şanlıurfa, Bolu, Balıkesir, Trabzon, Rize, Antalya, Burdur, Rize) yükselten Umut Oran; bu gezilerinin ardından bölgenin gözlem, sorun ve çözüm önerilerinin yer aldığı bir rapor yayınlama geleneğini Batı Akdeniz için de sürdürdü. Bu gezisi için Burdur-Isparta için ayrı rapor hazırlayan Umut Oran’ın Antalya’ya dair notları şöyle:

  • Antalya, Burdur, Isparta; Batı Akdeniz ekonomide en kötü günlerini yaşıyor.
  • Turizmde yaz sezonu sona erince Antalya ekonomisi kendi kendini çeviremez hale gelmiş.
  • Ekonomisinde tarımın büyük paya sahip olduğu Antalya krizden büyük darbe almış bulunuyor.
  • Ekonomik krizle mücadelede ulusal çapta yapısal önlemlerin yanında diğer bölgeler gibi bu bölge için de bölgesel planlama gerekiyor.

AKP iktidarının yıllarca uyguladığı yanlış politikaların bizi getirdiği noktada tüm ülke olarak çok ağır bir ekonomik krizin içine girmiş bulunuyoruz. Uzun yıllar ülkeyi aşırı borçlandırıp dış kaynağa bağımlı kılan iktidarın, buna karşılık rejimi değiştirip demokrasi ve hukuk açığına yol açarak güveni tüketmesi üzerine ülkeden sermaye kaçışının başlaması, bunun da dövizde sıçrama yaşatması krizi tetikledi. Kur cephesinde başlayıp faizleri yükselten kriz sürecinde ekonomide; küçülme, yüksek enflasyon ve yüksek işsizliğin bir arada ve giderek şiddetlendiği ağır bir kriz yaşanıyor.

Genel sorunlara bölgesel açmazlar eklenmiş…

Türkiye ekonomisinin içine girdiği ve giderek kronikleşip ağırlaşan kriz tüm ülke genelinde hissedilirken, sosyo ekonomik yapısına bağlı olarak farklı bölgelerde kriz, o bölgeye özgü sorunlarla çeşitleniyor.

Daha önce GAP ve Karadeniz bölgelerini gezip, krizin etkilerini yerinde gözlemleyip, çözüm önerilerimizle birlikte sunmuştuk. Akdeniz’de de durum oradan farklı değil. Bölge illerinde işsizlik hızla artıyor. Çalışanı, işvereni, çiftçisi, taksicisi, esnafı… Herkes mutsuz, herkes şikayetçi. Bir dokun bin ah işit!..

Hukuksuzluk ve tutarsız dış politika turizmi vuruyor

Antalya başta olmak üzere, Batı Akdeniz ekonomisi ağırlıkla tarım ve turizme endeksli. Ekonomideki kötü gidişten ve iktidar politikalarından en fazla olumsuz etkilenen sektörlerden biri tarım. TL’deki değer kaybı ile ucuzladığı için revaçta olması gerekirken, yanlış ve sürekli değişen tutarsız dış politika ve yaşanan hukuksuzluklar nedeniyle ülkeyi dünyada yalnızlaştıran ve güveni tüketen iktidar yüzünden turizm de kan ağlıyor. Daha fazla turist gelmesine rağmen para bırakacak turist sayısında artış yaşanamıyor.

Antalya Kaleiçi boşalıyor

Antalya’nın tarih ve turizm kokan dünyaca ünlü Kaleiçi’nde, zaten yıllardır işleri kötüye giden esnaf ağır darbe yemiş, artık siftah yapamaz hale gelmiş. Kış döneminde turist sayısının azalması yanında art arda gelen zamların da etkisiyle işleri durma noktasına gelen esnaf bir bir işletmelerine kepenk vuruyor ya da dükkanını devretmenin yollarını arıyor. Satışlar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 40 düşmüş. Yeni yaz turizmi sezonu başlamadan dükkanların tümden kapanma ihtimali bulunuyor.

Ekonomik krize karşı gerekli yapısal önlemleri almayıp, günü kurtarma, “Dış güçler-ekonomik saldırı” safsatası ile milleti kandırma peşindeki iktidar, bu gidişle Batı Akdeniz’i “Batık Akdeniz’e dönüştürmek üzere…

Turizmde sezon bitince ekonomi durmuş…

Turizmin ekonomisinde önemli ağırlığa sahip olduğu Batı Akdeniz’in en büyük ve Türkiye’nin önemli illerinden Antalya’da yaz turizmi sezonu kapanınca, ülke genelinde yaşanan durgunluğun etkileri daha net hissedilmiş. Buna bağlı olarak il ekonomisi kendi kendini çeviremez hale gelmiş bulunuyor.

Yaz aylarında günde 70 bin, ayda 1.5 milyon turistin geldiği kente bugünlerde gelen sayı günde 2-3 bin, ayda 100 bin civarında kalınca Antalya ekonomisi iç piyasadaki durgunluğun şokunu çok daha fazla hisseder olmuş.

Ekonomisi en kötü günlerini yaşayan Antalya’da birçok sektörde işlerin yavaşlaması nedeniyle şikayetler artarken, bu olumsuzlukta şu üç faktör öne çıkıyor:

  • Türkiye genelindeki ekonomik daralmanın genel yansıması.
  • 2017’de turist sayısı artsa bile turizm gelirinin ve turistik ticaretin gerilemiş olması.
  • Spesifik olarak kent merkezindeki ticaret sektörünün adeta durma noktasına gelmesi. (Muratpaşa, Kepez ve Konyaaltı, Muratpaşa ve merkez başta olmak üzere il genelinde bu durum belirgin biçimde yaşanıyor)

Batı Akdeniz bölgesinin sosyo ekonomik yapısı benzerlik arz eden, ticari ilişkileri ve kalkınma dinamikleri büyük ölçüde Antalya’ya endeksli diğer illeri Burdur ve Isparta için de aynı olumsuzluklar geçerli.  

Mazot, gübre, yem gibi tarımsal girdi fiyatlarında döviz kuruna bağlı yüksek artışlar çiftçiyi, üretici perişan etmiş durumda. Büyükşehirlerde sebze, meyve fiyatları el yakarken, üretici emeğinin karşılığını alamıyor, üründen elde ettiği para, girdi maliyetlerini karşılamıyor.

NE YAPMALI?

  • Turizm ve tarımın dışında yeni sektörlerle bölgeyi bir adım ileri götürmek lazım. Yeni nesil ekonomi ile 4 mevsim sosyal canlılığı tüm Türkiye’ye yaymak gerekiyor.
  • Ekonomik krizle mücadelede ulusal çapta alınması gereken yapısal önlemlerin yanında bölgesel planlama da büyük önem taşıyor. Çünkü Burdur’un, Isparta’nın sorunları Antalya’nın; Antalya’nın sorunları bu illerin sorunu.
  • Bütünsel kalkınma sağlanmalı, kırsal kesim de kamudan eşit hizmet almalı! Fiziksel, ekonomik ve sosyal hakları tüm Antalyalılar için eşit olmalı.
  • Üç ilin sorunları ortak olduğu için “havza planlaması” yapılmalı.
  • Batı Akdeniz Bölgesi’nin krizde ayakta kalması ve ülke ekonomisinin normalleşmesi sonrası kalkınma ve gelişimine devamı da en güçlü olduğu alanlar olan turizm ve tarım ile mümkün.
  • Antalya’nın; dolayısıyla ona bağlı olarak Burdur ve Isparta’nın (Bölgenin) dünyaya açılmasının en ekonomik yolu, deniz ulaştırması ve deniz taşımacılığı.
  • Bu bağlamda demiryolları ve denizyollarının çok daha fazla geliştirilmesi gerekiyor. Yerel ekonomik aktörlerin Antalya’nın Burdur ve Isparta’ya demiryolu ile bağlanması talebi dikkate alınmalı.
  • Turistik ürünlerin Antalya’ya getirilmesi ve ihtiyaç fazlasının Antalya’dan ihracında yeni taşıma araçları devreye girmesine ihtiyaç bulunuyor.
  • Demiryolu yapımı ile diğer illerden gelen malların Antalya Limanı’ndan ihracı mümkün.
  • Yıllardır ihmal edilen deniz yolu kullanımının sadece yük taşımacılığı ile sınırlı kalmaması gerekiyor.
  • Bölge temsilcilerinin, Manavgat Irmağı’nın suyunun satışından bölge ekonomisinin azami derecede yararlanabilmesi talepleri dikkate alınmalıdır.
  • Antalya’da yatçılığın gelişebilmesi açısından Manavgat’ta yat üretim ve çekek yeri alanı ile Organize Sanayi Bölgesi kurulması talepleri karşılanmalıdır.
  • Antalya Devlet Hastanesi’nin kapasitesi talebi karşılamaya yetmiyor. Kentte yaşayan 400 bin kişiye göre planlanmış olan Hastane; Isparta, Burdur ve ilçelerinden gelenlerle birlikte 2.5 milyon kişiye hizmet veriyor. Hastane’nin buna yetecek kapasiteye getirilmesi gerekiyor.
  • İklim değişikliğinin de etkisiyle giderek artan sıklıkla görülen hortumların yol açtığı zararlar seracıları mahvediyor. Seracılığın başkenti sayılan Antalya’da bile vatandaş pazardan kg’ı 10 TL’nin altında sebze, meyve alamıyor. Bu haftaki fiyatlara bakınca 8 TL’nin altında sadece salatalık ve kuru soğan satılıyordu. Acilen hükümetin üreticiye destek vermesi fiyatların aşağıya çekilmesini sağlaması gerekmektedir.

Umut Oran’dan Burdur ve Isparta Raporu



Umut Oran’ın Burdur ve Isparta’da 22-23 Ocak’ta yaptığı çalışmaya ilişkin raporu ise şöyle:

BİÇERDÖVERİ SATIP MAKAM ARACI ALARAK SORUN ÇÖZÜLMEZ

  • Isparta Gönen’de görünen şu örnek yaşanan krizin nedenleri tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor: Biçerdöveri satan AKP’li belediye başkanı kendisine 400 bin TL’ye yeni makam aracı aldı!!
  • Antalya, Burdur, Isparta; Batı Akdeniz ekonomide en kötü günlerini yaşıyor.
  • Ekonomisinde tarımın büyük paya sahip olduğu Antalya, Burdur ve Isparta (Batı Anadolu) bölgesi krizden büyük darbe almış bulunuyor.
  • Antalya, Burdur ve Isparta’nın uluslararası nitelikte entegre bir sağlık turizmi merkezine dönüştürülmesini öneriyoruz.
  • Bu girişim; hem bölge ekonomisini güçlendirecek; hem de Türkiye’nin 100 milyar dolarlık bir pazar olan dünya sağlık turizmi pastasından aldığı payı katlayacaktır.
  • Altyapı sorunlarını çözen, yaşanabilir yeni mahalleler yaratan Burdur Belediyesinin istihdam odaklı anlayışı bölgenin dermanı olacak.
  • Isparta’da Atatürk’te birleşen seçmenler şehrin makus talihini bu kez kıracak görünüyor.

Genel sorunlara bölgesel açmazlar eklenmiş…

Türkiye ekonomisinin içine girdiği ve giderek kronikleşip ağırlaşan kriz tüm ülke genelinde hissedilirken, sosyo ekonomik yapısına bağlı olarak farklı bölgelerde kriz, o bölgeye özgü sorunlarla çeşitleniyor. Akdeniz’de de durum oradan farklı değil. Bölge illerinde işsizlik hızla artıyor. Çalışanı, işvereni, çiftçisi, taksicisi, esnafı… Herkes mutsuz, herkes şikayetçi. Bir dokun bin ah işit!..

Bölge can damarından vurulmuş

Ekonomideki kötü gidişten ve iktidar politikalarından en fazla olumsuz etkilenen sektörlerden biri tarım. TL’deki değer kaybı ile ucuzladığı için revaçta olması gerekirken, yanlış dış politika ile ülkeyi dünyada yalnızlaştıran ve güveni tüketen iktidar yüzünden turizm de kan ağlıyor.

Batı Akdeniz bölgesinin sosyo ekonomik yapısı benzerlik arz eden, ticari ilişkileri ve kalkınma dinamikleri büyük ölçüde Antalya’ya endeksli diğer illeri Burdur ve Isparta için de aynı olumsuzluklar geçerli.  

Mazot, gübre, yem gibi tarımsal girdi fiyatlarında döviz kuruna bağlı yüksek artışlar çiftçiyi, üretici perişan etmiş durumda. Büyükşehirlerde sebze, meyve fiyatları el yakarken, üretici emeğinin karşılığını alamıyor, üründen elde ettiği para, girdi maliyetlerini karşılamıyor.

BURDUR’UN TEK ŞANSI BELEDİYESİ

Burdur’da CHP’li Belediye Başkanımızın kentin altyapı sorunlarını çözerken, yaşanabilir, bina değil istihdam odaklı yönetim anlayışının bir kez daha vatandaşla bulaşacağına ve kenti çok daha ileri götüreceğine inanıyorum. Ancak kentin iktidardan kaynaklanan genel sorunları da bulunmaktadır. Üniversite kampüsünün hiçbir hesaplama yapılmadan kent merkezinden uzağa yapılması, yarım kapasite çalışan şoför esnafını ve artan ulaşım parasıyla öğrencileri vururken, yine plansızlığın yeni hastane için uygulanması hastaları ulaşım açısından daha da mağdur etmektedir.

FABRİKASI KAPATILIP CEZAEVİ AÇILMAK İSTEN KENT: BURDUR

6 il, 26 ilçe, 152 köye hitap eden ve kente yaklaşık 200 milyon liralık girdisi olan Burdur Şeker Fabrikası geçtiğimiz nisan ayında 487 milyon TL’ye özelleştirilmişti. Ancak ihaleyi alan firma üç kez istediği ertelemeye rağmen gerekli teminatı dahi yatıramadığı için ihale geçen ay iptal edilmek zorunda kaldı. Burdur’un istihdam yaratan, çiftçiye destek ola, ülke sağlığını koruyan fabrikasını kapatmak isteyen iktidar, bunun yerine kente 500 milyon TL’ye yeni cezaevi yapmayı tercih ediyor! Var olan fabrikayı kapatıp yerine cezaevi müjdesi veren bir iktidar var Türkiye’de!

BİÇERDÖVERİ SATIP MAKAM ARACI ALAN GÖNEN

Gönen’de ise çiftçiler karalara bağlamış durumda çünkü gözü gibi baktıkları biçerdöverini satan AKP’li Gönen Belediyesi, onun yerine 400 bin TL’ye makam aracı alarak başkanına sundu. Halk yoksulluk içinde yaşamasına rağmen, deprem nedeniyle zarar gördüğü gerekçesiyle yenilenen ve saray binası gibi yükselen Gönen Hükümet Konağı da 2015 yılı birim fiyatlarıyla dahi 4,6 milyon TL harcanmasıyla ortaya çıkan görüntüsüyle bugün adeta terkedilmiş kasaba görünümündeki şehirle büyük tezat oluşturuyor. Gönen’de üniversite öğrencisi sayısı da açılan yanlış bölümlerin tercih edilmemesinin de etkisiyle giderek azalarak 2/3 seviyesine kadar gerilemiş ve bu durum esnafı çok olumsuz etkiliyor. Geçmişi 1939 köy enstitüsüne kadar uzanan bir eğitim geçmişi olan Gönen’de bu durum vatandaşı ayrıca üzmektedir.

İTHAL ET VATANDAŞA MALİYETİNE DAĞITILSIN

Hayvancılığın önem taşıdığı Burdur ve Isparta’da en büyük sorunlardan birisi de besicilerin kesim zamanı gelen hayvanlarını kesimhaneye götürüp kestirememesidir. Çünkü hükümet plansız programsız, birilerinin vurgun yapmasını sağlayacak biçimde sınırsız ithalatını önüne açtığı için bugün tüm soğuk hava depoları ithal etle dolu ve kesim için besiciye ancak 1,5 -2 ay sonrasına gün veriliyor. Ankara’daki milyon TL’Lik makam araçlarıyla gezen beyefendiler umurunda olmayabilir ama kesimi ertelenen her hayvan için besici bir ayda 1000 TL daha yem alıp harcamak zorunda. Besici bin pişman ve ne yapacağın bilmez vaziyette.

NE YAPMALI?

  • Hükümet depolardaki kırmızı eti acilen geliş fiyatına kar gütmeden halkımıza satışını yaparak, besicilerin zararını önlemek zorunda. Yoksa Türkiye’de bir tane bile besici kalmayacak tüm kırmızı et pazarı sermaye gruplarının ve ne idüğü belirsiz ithal etlerin eline geçecek.
  • Bölgesel planlama önemli çünkü bu bölgede özellikle Burdur’un, Isparta’nın sorunları Antalya’nın; Antalya’nın sorunları bu illerin sorunu.
  • Antalya’nın Burdur ve Isparta’ya demiryolu ile bağlanması talebi dikkate alınmalı.
  • Deniz, kum, güneş esaslı turizmin, tarih, kültür unsurları ile çeşitlendirilmesi önem taşıyor. Burdur-Sagalassos ve Isparta-Yalvaç antik kentleri turistik gezi programlarına dahil edilerek turizm etkinliği çeşitlendirilip Batı Akdeniz’in iç bölgelerine yayılabilir.
  • Yalvaç ve Şarkikarağaç’ta ürün çeşitlendirmesi ve sulama projelerinin hayata geçirilmesine ihtiyaç bulunuyor.
  • Bölgede yetişen kiraz ve kayısının çeşitlendirilmesi, kolayca yetişme imkanı bulunan hayvansal yem hammaddelerinin üretimi için adım atılması gerekiyor.

BATI AKDENİZ BÖLGESİ’NE ÖZEL ÖNERİMİZ!..

Antalya; deniz, kum, güneş potansiyeli, 5 yıldızlı otelleri ile konforlu turizm altyapısı, eşsiz doğal güzellikleri veemsalsiz tarihi mirası ile Türkiye’nin en fazla turist çeken ve konaklama gerçekleşen illerinin başında geliyor. Antalya; tüm dünyaca tanınan, herkesin görmek istediği çok önemli bir turizm destinasyonu.

Antalya’nın ve onunla birlikte aynı bölgede bulunan, benzer doğal ve çevresel özelliklere sahip ve ekonomisi birbirine entegre diğer iller Burdur ve Isparta’nın bu potansiyelinin en verimli şekilde değerlendirilmesi, turizmdeki başat konumunun taçlandırılması için bölgeye özel, yeni bir strateji önerisi sunuyoruz:

“Sağlık turizmi ile markalaşma”

Gelinen aşamada medikal, termal ve yaşlı-engelli branşlarında sunulan sağlık turizmi hizmetleri, katma değeri deniz turizminden de kat kat yüksek bir turizm etkinliği olarak öne çıkıyor ve dünyada yıllık 100 milyar doların üzerinde bir pazar oluşturuyor.

Birçok ilindeki köklü sağlık kurumları; güçlü alt yapısı, modern hastane donanımları, yüksek tıbbi teknoloji kullanımı, yerleşmiş etik kuralları, birçok uluslararası başarıya imza atmış tıp profesyonelleri ve iyi yetişmiş sağlık personeli ile Türkiye; bölgesinde ve dünyada önemli potansiyele sahip ülkelerden biri. Türkiye’nin; Avrupa, Asya, Orta Doğu, Kuzey ve Orta Afrika, Rusya ve BDT ülkelerine yakınlığı, ulaşım kolaylığı ve gelişmiş sağlık sistemi, 200 milyon kilometrekarelik bir alanda zaten onu bir çekim merkezi yapıyor. Bu alandaki potansiyelini iyi değerlendirmesi durumunda Türkiye önemli bir şans yakalayarak, 100 milyar doları aşan dünya sağlık turizmi pazarından aldığı payı katlayabilir.

Bu kapsamda;

  • Türkiye’ye sağlık turizmi alanında hamle yaptıracak, ileriye yönelik fırsatları kazandıracak belli sayıdaki illerin başında ise başka bölgelerde bulunmayan özelliklere de sahip Antalya geliyor.
  • Antalya; Türkiye’de sağlık turizminde bir lider şehir, marka bir kent olma potansiyeli en yüksek iller arasında…
  • Antalya, yeni yatırımlarla; uluslararası akreditasyona sahip, kaliteli ve bilimsel hizmetten ödün vermeyen konforlu hastaneler, termal sağlık tesisleri ve diğer sağlık kuruluşları kombinasyonu ile alt yapısını güçlendirirse medikal, termal ve yaşlı-engelli branşlarının tümünü kapsayan sağlık turizmi alanında da favori bir destinasyon haline gelebilir.
  • Antalya’nın turizm alanında küresel çaptaki bilinirliği; özel ve katma değeri yüksek bir turizm alanı olan sağlık turizminde de hamle yapmasına ve ülke ekonomisine ciddi döviz kazandırıcı bir rol oynamasına büyük katkı yapacaktır.
  • Antalya ve çevre illerde, uygun bir alan “Sağlık Serbest Bölgesi” haline getirilebilir.
  • Bu doğrultuda; Antalya’nın, Burdur ve Isparta’yı da içine alacak uluslararası nitelikte entegre bir sağlık turizmi merkezine dönüştürülmesi için yapılacak çalışmalara merkezi hükümet, yerel yönetimler, STK’lar ve diğer yerel ve ulusal birimler eşgüdüm içinde katkı vermeli, her türlü altyapı, tanıtım ve eğitim çalışmaları etkin ve hızlı biçimde yürütülmelidir. Bu konuda Partim ve şahsım adına her türlü desteği vermeye hazır olduğumuzu ifade ediyorum.

Umut Oran’dan Rize Raporu



“Gittim Gezdim Gördüm Uyarıyorum” …

UMUT ORAN’DAN RİZE RAPORU

3 İLÇE “ARTIK YETER” DİYECEK

Türkiye’yi 17 yıldır yöneten Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın baba ocağı Rize, tüm ülke gibi bu dönemde ekonomik ve sosyal açıdan hızla geriye gitti. İçinden Cumhurbaşkanı ve Başbakanlar çıkarmış olan Rize’de işsizlik ve yoksullaşma had safhaya ulaştı. Rize’de yıllar itibariyle yaratılan istihdam, nüfus artışına yetecek sayının çok altında kaldı. 2014 seçimlerinde çok az bir oy farkıyla kaybettiğimiz Pazar, Ardeşen ve Fındıklı’da adaylarımızla birlikte ilk çalışmalarımızı yaptık ve inanıyorum bu üç ilçe artık AKP’ye kırmızı kartı gösterecek halkçı belediye ile tanışarak rahatlayacak.

Rize’yi gezerken hemen fark ettiğiniz şey ilin genç nüfus ağırlığı oluyor. Rize ili şehirleşme oranı, kişi başına gayri safi yurtiçi hasıla, sanayi iş kolunda çalışanların toplam istihdama oranı bakımından Türkiye ortalamalarının altında bulunuyor. AKP döneminde Rize’nin, istihdam yaratma açısından hayati önemdeki teşvikli yatırımlardan aldığı pay son derece düşük kaldı.

  • Rize’nin toplam 54.589 hektar olan tarımsal alanının % 91’inde çay tarımı yapılıyor. Rize’de tarımsal gelirin % 98`i, çaydan elde ediliyor.
  • Sanayi işletmelerinin yüzde 75’ini ÇAYKUR ve özel sektöre ait çay fabrikaları oluşturuyor.
  • Sanayi siciline kayıtlı işletmelerin sayısı çok az, turizm potansiyeli kullanılamıyor. Çay dışında ilin tüm sanayisi, Merkez, Çayeli ve Ardeşen küçük sanayi sitelerindeki toplam 500 dolayında işyerinden ibaret.
  • Günlük ortalama 240 milyon civarında bardak çay tüketilen ülkemizde çay tarımı uzun yıllar Rize ekonomisini ayakta tuttu.
  • Topraklarının dağlık, ormanlık ve çok engebeli olması nedeniyle sürülmeye elverişli olmadığı için kullanılabilen tarım arazisinin son derece az olduğu Rize’nin ekonomisi tam anlamıyla çay tarımına dayanıyor.
  1. Ancak AKP politikaları yüzünden çay tarımı artık geçim kaynağı olmaktan çıkıyor.

ÇAY ÜRETİCİSİ MAĞDUR

Doğu Karadeniz Bölgesinde Rize, Trabzon, Artvin, Giresun il sınırları içindeki toplam 830 bin dekarlık alanda gerçekleşen çay tarımında çalışan faal nüfus 250 bin kişi dolayında. Çay üretim sanayii de bu illerde bulunuyor. Her yıl bölgede 1.200.000-1.300.000 ton arasında yaş çay yaprağı hasat ediliyor. Bu miktar yapraktan yaklaşık 220.000-230.000 ton kuru çay üretiliyor.

AKP döneminde çay piyasasında özel firmalara izin verilmesiyle ÇAYKUR’un üreticiden yaptığı alım hızla düştü. Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün 2013 yılında 672 ton olan üreticiden aldığı yaş çay miktarı 2017’de 500 ton civarına geriledi. Yaş çaya verilen fiyatla da üretici mağdur edildi.

Yıllar itibariyle yaş çay alım fiyatı

ÇAYKUR’un Fon’a devri bölgeye büyük darbe!

Türkiye’de çay yetiştiriciliği, Doğu Karadeniz bölgesinde yaşayan halka geçim kaynağı yaratmak ve ülkenin çay talebini karşılamak amacıyla Cumhuriyetin ilk yıllarında başlatılmıştı. 1924 yılında çıkarılan 407 sayılı yasa ile başlayan süreç, devletin uzun yıllar teşvik ve destekleme uygulamaları ile bölgenin en temel geçim kaynağı ve istihdam potansiyeli oldu. Rize başta Doğu Karadeniz halkının da ağırlıklı geçim kaynağı çay…

  • Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR), geçen yıl Türkiye Varlık Fonu’na devredildi.
  1. Artık Fon üzerinden ÇAYKUR, Meclis ve Sayıştay denetimi; Sermaye Piyasası, kamu ihale ve devlet memurları mevzuatı gibi hiçbir kamu denetim mekanizmasına tabi olmayacak.
  • İş ve işçi hakları da tamamen özel kurallara dayanacak olması nedeniyle keyfiyete bırakılacak.
  • Bu devir işlemi; ÇAYKUR’un bütün mal varlıklarının sorgusuz sualsiz ipotek edilebilmesi, teminat gösterilmesi, hiçbir denetime tabi olmayacak, Varlık Fonu yönetiminin ÇAYKUR’la ilgili tüm kararları keyfine göre alabilmesi demek.
  • Üreticisinden işçisine ÇAYKUR’dan ekmek yiyen on binlerce Rizeli, ÇAYKUR’un başına neler gelebileceğini endişeyle izliyor.
  • Rize’de 250 bine yakın ve Doğu Karadeniz’de 1 milyondan fazla insan, bu durumdan doğrudan ya da dolaylı olarak olumsuz etkileniyor.
  • Fon’a devir; ÇAYKUR’un özelleştirilmesinin yolunun açılması, bunun da Fonun inisiyatifine bırakılması demek.
  1. Artık Ankara’dan yönetilecek ÇAYKUR; üreticinin ve çalışanın güvencesi olmaktan çıktı. Bölge insanı, Fon’a devri; ÇAYKUR’un sonu olarak.
  • ÇAYKUR’un özelleştirilmesi durumunda çay piyasası tamamen yabancı firmaların eline geçecek.

Çayda sorunlar

  • Çay bahçeleri yaşlanmış durumda; çaylıkların yenilenmesi gerekiyor.
  • Yaş çay fiyatı düşük; üretici mağdur. ÇAYKUR’un günlük işleme kapasitesinin yetersizliği nedeniyle üretici çayını özel sektöre düşük fiyattan satmak zorunda kalıyor.
  • Türk çayının en büyük sorunlarının başında ülkeye sokulan kaçak çaylar geliyor.
  • Hasat edilen çayların üretim hattına gelene kadar muhafazasında güçlükler var.
  • Kuru çay üretim ve satış koşulları yeterince denetlenmiyor; standart dışı hammadde alımı nedeniyle kaliteli çay üretimi sağlanamıyor.
  • ÇAYKUR yönetim kurulunda üretici örgütlerinin temsilcileri yer almıyor.
  • Gübre denetim yetersiz, gereksiz miktarda gübre kullanımı çevreye zarar veriyor.
  • Çay üretim maliyeti yüksek; ihracat miktarı düşük.
  • Sektörde Ar-Ge çalışmaları da ziraat ve gıda mühendislerinin istihdamı da yetersiz.
  • Kuru çayda piyasa düzenlemesi, ticaretin kayıt altına alınması yetersiz. 3092 Sayılı Çay Kanunun günümüz şartlarında yetersiz kalıyor. 

Çözüm

  • Yaşlanan çay bahçelerinde gençleştirmeye gidilerek, verim ve kalitenin artırılması için budama ve yenileme sisteminin daha cazip hale getirilmesi, buna devlet desteği.
  • İç pazarda haksız rekabete yol açan kaçak çay girişlerinin önlenmesi.
  • Günümüzde organik ürünlere talep artışı da değerlendirilerek dünyanın en natürel çayları arasındaki Türk çayının yurt dışında pazar bulması için çalışmalar yapılması.
  • Sürdürülebilir çay tarımına yönelik programların hayata geçirilmesi.
  • Organik tarım, iyi tarım gibi uygulamalara gidilmesi.
  • Üreticilere yeterli gelir için, yaş çay fiyatının günün şartlarına göre belirlenmesi.
  • Çay kooperatiflerinin güçlendirilmesi için devlet desteği sağlanmalı.
  • Hammadde alımı ve kalite kontrol noktalarında yeterli eksper ve mühendis istihdamı.
  • Gübre ve budama konularında çiftçilere aydınlatıcı eğitim programlar.
  • (Girdi bedellerinin ödemesinin çay bedellerinin ödemesine göre ayarlanması ve faiz uygulanmaması. Çay bedelleri peşin ödenmezken, tarımsal girdiler ve kredilere faiz uygulanıyor)
  • Kaliteli çay üretme konusunda özel sektör kamu iş birliği.
  • Paketleme tesislerinin ve kuru çay satışlarının denetlenmesi.
  • ÇAYKUR’un Varlık Fonu’na devri hatasından dönülmesi!…

BALIKÇILIK SEKTÖRÜ S.O.S VERİYOR!..

Bölgenin önemli bir ekonomik faaliyet ve geçim kaynağını da balıkçılık oluşturuyor. Türkiye denizlerinde yapılan avcılıkta yaklaşık yüzde 80’le en büyük paya Karadeniz sahip bulunuyor.

Ne var ki; yanlış avlanma, iklimsel, çevresel koşullar ve ihmal gibi nedenlerle Karadeniz’deki balık popülasyonu giderek azalıyor, her geçen gün yok oluşa biraz daha yaklaşıyor. Bunda; av gücünün çok fazla olması ve dolayısıyla ciddi av baskısının olması birincil faktörü oluşturuyor. Türkiye denizlerinde hunharca avlanma yapılıyor. İklim değişikliği ve nüfus artışına paralel olarak denizlerdeki kirlilik de Karadeniz’deki balık stoklarını etkiliyor. Bu şartlarda devam edilecek olursa yakında balığı sadece resimlerde göreceğiz. Karadeniz’de S.O.S. veren balıkçılık sektörü, ülkeyi yönetenlerin acil önlem almasını, etkili politikalar geliştirmesini zorunlu kılıyor.

Çay üretimi iç pazara, madenin karı Kanadalıya…

İlin ekonomisi büyük ölçüde çaya bağlı olmakla birlikte çay ürününün ihracata katkısı yok denecek kadar düşük, üretilen çayın neredeyse tamamı iç tüketime sunuluyor.

  • Rize ilinin toplam yıllık ihracatı son beş yılda yüzde 60 geriledi. İlin  2012 yılında 389 milyon dolar olan toplam ihracatı 2017’de 160 milyon dolara indi.
  • İlin en çok ihracat yaptığı ekonomik faaliyetlerin başında, yüzde 71 payla “Metal cevherleri” geliyor. Ancak, bu ihracatın tamamını gerçekleştiren Çayeli Bakır İşletmesi artık First Quantum Mining Co. unvanlı Kanadalı firmaya ait bulunuyor.

Çayeli Bakır’ı yıllık cirosu kadar bir bedelle sattılar

Çayeli Bakır İşletmeleri A.Ş. 1994’te 45’i kamu ve %49’u Inmet’in ortaklığıyla kurulmuştu. Eti Holding A.Ş.’nin, Çayeli Bakır İşletmeleri A.Ş.’de bulunan kamu hisseleri 2004 yılında 49,3 milyon dolar bedelle Inmet Mining Corp.’a satılarak işletme tamamen özelleştirildi. Oysa Şirketin 2003 yılı itibariyle cirosu 83,5 trilyon TL, ihracatı 41,5 milyon dolar, iç satımı da 4,5 milyon dolar, net kârı da 11,5 milyon dolardı. Özelleştirme sonrası işletmede çalışan sayısı hızla azaldı. İşletme 2013 yılında First Quantum Mining Co. unvanlı Kanadalı firma tarafından satın alındı.

RİZE’DE NELER OLUYOR?

  • ÇAYKUR’da son 8 ayda 3 kez genel müdür değişti. Çaykur yönetilemiyor zarar ettiriliyor, yapay ve bilinçli olarak çay tarımı bitti algısı pompalanıyor. Amaç Çaykur’u Arap sermayesine yok pahasına satarak Çaykur’un sahip olduğu paha biçilmez mülk ve taşınmazları ucuza Arapların almasını sağlamak.
  • Rize çayın başkenti ama burada bile kaçak çay var, ithal çay da giderek artıyor
  • Bugünkü uygulamalar düzeltilmeden devam ederse, Çaykur Araplara satılmasa dahi AKP Milletvekilinin de itiraf ettiği 2023’e doğru Türkiye çay ithalatçısı durumuna düşecek. Böyle bir olasılık bile Türkiye için Karadeniz için Rize için büyük bir utanç ve acıdır.
  • Çaykur işçisi yılın 3-4 ayı maaş alıyor sigortası yatıyor yani güvencesi yok, mezarda emeklilik bekliyorlar! Kadrolu çalışan 1.500 kişi, geçici çalışan ise 10 bin emekçi var.
  • Rize’de 16 yıldır yeni açılan fabrika yok, iş yok aş yok göç çok.
  • Komşu Trabzon Rize’nin 2 kat nüfusuna sahip tam 10 kat fazla ihracat yaparken koca Rize’nin ihracatı neredeyse bir KOBİ kadar bile değil toplam ihracatı 150-200 milyon $
  • Yatırım yok Rize’de. Son 16 yılda Türkiye genelinde yaklaşık 50 bin yatırım teşvik belgesi alındı Rize için ise sadece 138 adet başvuru yapıldı.
  • İstihdam: Bu teşviklerle ilgili son 16 yılda toplam 2,5 milyon istihdam sağlandı Rize’de ise ancak 3.000 kişiye iş bulunabildi bu koskoca 16 yılda. Yani yılda sadece 188 kişi iş bulmuş Rize’de!
  • Neden koca bir kent Tek Ürüne-Tek Üreticiye (ÇAYKUR-TEKEL)-Tek Pazara mahkum ediliyor? Neden çay ihracatı yapılamaz?
  • Rize’de il özel idaresi bünyesinde içilen suyun %82’si kirli. Rize’nin her tarafı su-akarsu ama suyu da en sorunlu kent burası. Dere yataklarından izinsiz çakıl alınıyor, yerel yönetim göz yumuyor Rize’nin suyu kirleniyor, su kaynakları kuruyor.
  • Fırtına vadisi-Ayder yaylası -Çak vadisinde çarpık yapılaşma, çevre ve doğa tahribatına izin veriliyor, tarih çevre doğa imara açılıyor vahşice katlediliyor.
  • Yılda 4 ay çalışan mevsimlik çay üreticinin aylık ücreti asgari ücret bile değil. Geçmişte Çay-Simit hesabı yapılanlara duyurulur. Türkiye’de 5 kişilik bir aile 3 öğün birer çay içip birer simit yese aylık 1678 harcaması gerekiyor, asgari ücret ise 1603 lira. Yani bu zalim yönetim halka bir çay bir simiti bile çok görüyor.
  • Rize’de durum çok daha vahim sanırım bu sebeple olsa gerek Rize’de simitler susamsız yapılıyor. Vatandaş Rize’de simite susam bile koyamıyor. Rize’de susamsız simitin adı Kel Simit
  • Rizeliler Sokakta-Evde-Dükkanda iktidarı “Artık banko oy yok” diye uyarıyor!
  • Rize’de mavi var yeşil var deniz var çay var balık var yeraltında maden var, ama iş yok aş yok göç çok. Yani Rize’de Yağ var-Un var -Şeker var, ama Helva yok. Artık yeni usta zamanı !

DOĞU KARADENİZ İÇİN KALKINMA ÖNERİLERİMİZ

  • Bölgenin en önemli ürünü olan fındık konusunda yeni ve kalıcı bir politikanın oluşturulması (Türkiye, fındık üretimi ve ticaretinde sahip olduğu önemli avantajı sanayi alanında değerlendiremiyor. Karadeniz Bölgesi’nde gıda sanayini destekleyecek yan sektörler yeterli ölçüde oluşturulamamış. Dünya fındık üretiminin % 70’ini gerçekleştiren Türkiye’nin, bu alanda sanayileşemediği takdirde gelecekte ticarette de çok daha zorlanacağı görülüyor. Önümüzdeki süreçte uygulanacak fındık politikalarında, belirlenecek stratejilerde fındığın mamul olarak ihraç edilmesi büyük önem taşıyor)
  • Bölgenin temel geçim kaynağı olan fındığın yanı sıra çayda üreticinin mağduriyetini giderecek önlemlerin, balıkçılıkta riskleri karşılayacak, sektörel gelişimi sağlayacak etkin politikaların derhal devreye alınması
  • Büyük sanayinin olmadığı ve tarım arazilerinin giderek daraldığı Bölgenin turizmle kalkınması yönünde politikalar geliştirilmesi
  • Karadeniz yaylaları, ormanları gibi dünyada eşi az bulunur doğal miras katledilerek, açılan gayrimenkul rant alanlarının zengin Arap turistlere pazarlanması yerine, planlı, tutarlı, sürdürülebilir bir turizm politikası izlenmesi
  • Bölgenin, kongre, konferans, fuar ve buna bağlı turizm merkezi olması yönünde desteklenmesi ve turizm konusunda bölgesel teşvikler verilmesi
  • Bölge illerinin turizm potansiyellerinin birleştirilmesine dönük alt yapı çalışmalarına başlanması
  • Sahip olunan yayla turizmi potansiyelinin iyi değerlendirilmesi için Bölge illerinin ayrı ayrı turizm merkezi olarak planlaması yerine bir bütün olarak tek bir hinterlant içinde değerlendirilmesi, bu kapsamda yaylalardan illerin bağlantılarını ve geçişlerini sağlayacak altyapıya başlanması
  • Bölgenin bir eğitim merkezi olma potansiyelinin desteklenmesi
  • Karadeniz havzasında önemli bir konumu bulunan Bölgenin sağlık turizmi merkezi olması potansiyelinin değerlendirilmesi
  • Bölge için hayati önem taşıyan tersane projelerinin hayata geçirilmesi
  • Bölge sanayici ve işadamlarının da dile getirdiği gibi, Karadeniz Bölgesi’nin GAP’a bağlanması. (Güney Doğu Anadolu ile Karadeniz arasında inşa edilecek bir demiryolu hattı ile veya karayollarının iyileştirilmesiyle GAP’ta üretilen malların bölge ülkelerine ihracında sevkiyatında Doğu Karadeniz’in köprü konumuna getirilmesi)
  • Teşviklerin, Bölgenin özellikleri dikkate alınarak teşvikin yeniden değerlendirilmesi (Doğu Karadeniz Bölgesi’nin içerdiği jeopolitik önem, dış ticaret üstünlüğü, ulaşım ve hammadde kaynağı avantajları, ticaret kimliği, üretim yeterliliği ve nitelikli insan gücü gibi parametreler dikkate alınarak mevcut teşvik sisteminin bölgesel bazda yeniden ele alınması)

KUTU:

RİZE’YE İLİŞKİN TEMEL EKONOMİK GÖSTERGELER:

Nüfus:

  • 331 bin 41 kişi
  • 2017’de yıllık nüfus artış hızı % 0,0 (sıfır)
  • Türkiye’nin nüfus bakımından 56. ili
  • Türkiye nüfusunun %0,4’ü Rize’de yaşıyor.
  • 12 ilçesi var; en kalabalığı 147.317 ile merkez, ikinci 42.356 ile Çayeli.
  • Nüfusun üçte ikisi il ve ilçe merkezlerinde yaşıyor.
  • Nüfus yoğunluğu (kilometrekareye düşen kişi sayısı) 84. (Türkiye 105)

Rize nüfusu (kişi)

2007 316.252
2008 319.410
2009 319.569
2010 319.637
2011 323.012
2012 324.152
2013 328.205
2014 329.779
2015 328.979
2016 331.048
2017 331.041

Yeraltı kaynakları

  • Bakır-Kurşun-Çinko, Feldispat, Jeotermal, Kaolen, Manganez gibi kaynaklarda yüksek; mermer ve demirde ise düşük rezerv var.
  • Madencilik ve Taş Ocakçılığı sektörü ülke toplam ihracatının yaklaşık %6’sını gerçekleştiriyor.
  • Metalik madenler bakımından ildeki en önemli maden sahası Çayeli-Madenköy Bakır-Kurşun-Çinko sahası. Çayeli ilçesi sınırları içerisinde bulunan Çayeli Bakır İşletmeleri A.Ş. yeraltı metal madenciliği sektöründe Türkiye birincisi.

Tarım ve Hayvancılık

  • Toplam tarımsal alan 54.589 hektar. Bunun da %91’ini aşan kısmında çay tarımı yapılıyor.
  • Rize’nin bitkisel üretim değerinin, Türkiye bitkisel üretim değeri içindeki payı %1,1. Bitkisel üretim değeri bakımından Rize 81 il arasında 31. sırada.
  • Hayvancılık ölçek olarak gelişmemiş.
  • Ordu, Trabzon ve İstanbul’dan sonra balık üretiminin en fazla gerçekleştiği il Rize.

Dış Ticaret

  • 2016 yılı ihracatı % 16 düşüşle 163 milyon dolara gerilemiş.
  • İhracat hacminde 81 il içinde 44’üncü.
  • En çok ihracat yaptığı ekonomik faaliyetler sırasıyla  “Metal cevherleri”, “Gıda ürünleri ve içecek” ve “Kimyasal madde ve ürünler”…
  • Metal cevherleri ihracatı tek başına ilin toplam ihracatının %71’ini oluşturuyor. Bu da sektörde Türkiye ihracatının %16,3’üne denk.
  • İhracatın çok büyük bir kısmı First Quantum Mining Co. unvanlı Kanadalı firma tarafından işletilen Çayeli Bakır İşletmesi tarafından gerçekleştiriliyor.
  • İlin ekonomisi büyük ölçüde çaya bağlı olmakla birlikte çay ürününün ihracata katkısı yok denecek kadar düşük, çayın neredeyse tamamen iç tüketime sunuluyor.

Yatırım

  • AKP döneminde Rize teşvikli yatırımlardan sadece yüzde 0,2 pay almış.
  • Rize’de yıllar itibariyle yaratılan istihdam, nüfus artışına yetecek sayının çok altında…

Turizm

  • Rize ilinde biri Ayder diğeri Anzer mevkiinde olmak üzere iki adet Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi var.
  • Rize, doğa, inanç, kültür, sağlık turizmi gibi alanlarda önemli bir potansiyele sahip.
  • İlde turizm faaliyetleri yetersiz, sektör potansiyeline göre geri kalmış durumda…

Sanayi

  • İlde sanayi gelişmemiş.
  • Sanayi işletmelerinin 75%’ini Çaykur ve özel sektöre ait çay fabrikaları oluşturuyor.
  • Sanayi alanında istihdam edilen yaklaşık 15.000 kişinin tamamına çay sektöründe çalışıyor.
  • Sanayi siciline kayıtlı işletmelerin sayısı çok az.
  • Çay dışında ilin tüm sanayisi, Merkez, Çayeli ve Ardeşen küçük sanayi sitelerindeki toplam 500 dolayında işyerinden ibaret.

Etkinlikler

Sonuç Bulunamadı

Üzgünüz, hiç bir gönderi kriterinizle eşleşmedi