Yazılar

Umut Oran’dan Burdur ve Isparta Raporu



Umut Oran’ın Burdur ve Isparta’da 22-23 Ocak’ta yaptığı çalışmaya ilişkin raporu ise şöyle:

BİÇERDÖVERİ SATIP MAKAM ARACI ALARAK SORUN ÇÖZÜLMEZ

  • Isparta Gönen’de görünen şu örnek yaşanan krizin nedenleri tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor: Biçerdöveri satan AKP’li belediye başkanı kendisine 400 bin TL’ye yeni makam aracı aldı!!
  • Antalya, Burdur, Isparta; Batı Akdeniz ekonomide en kötü günlerini yaşıyor.
  • Ekonomisinde tarımın büyük paya sahip olduğu Antalya, Burdur ve Isparta (Batı Anadolu) bölgesi krizden büyük darbe almış bulunuyor.
  • Antalya, Burdur ve Isparta’nın uluslararası nitelikte entegre bir sağlık turizmi merkezine dönüştürülmesini öneriyoruz.
  • Bu girişim; hem bölge ekonomisini güçlendirecek; hem de Türkiye’nin 100 milyar dolarlık bir pazar olan dünya sağlık turizmi pastasından aldığı payı katlayacaktır.
  • Altyapı sorunlarını çözen, yaşanabilir yeni mahalleler yaratan Burdur Belediyesinin istihdam odaklı anlayışı bölgenin dermanı olacak.
  • Isparta’da Atatürk’te birleşen seçmenler şehrin makus talihini bu kez kıracak görünüyor.

Genel sorunlara bölgesel açmazlar eklenmiş…

Türkiye ekonomisinin içine girdiği ve giderek kronikleşip ağırlaşan kriz tüm ülke genelinde hissedilirken, sosyo ekonomik yapısına bağlı olarak farklı bölgelerde kriz, o bölgeye özgü sorunlarla çeşitleniyor. Akdeniz’de de durum oradan farklı değil. Bölge illerinde işsizlik hızla artıyor. Çalışanı, işvereni, çiftçisi, taksicisi, esnafı… Herkes mutsuz, herkes şikayetçi. Bir dokun bin ah işit!..

Bölge can damarından vurulmuş

Ekonomideki kötü gidişten ve iktidar politikalarından en fazla olumsuz etkilenen sektörlerden biri tarım. TL’deki değer kaybı ile ucuzladığı için revaçta olması gerekirken, yanlış dış politika ile ülkeyi dünyada yalnızlaştıran ve güveni tüketen iktidar yüzünden turizm de kan ağlıyor.

Batı Akdeniz bölgesinin sosyo ekonomik yapısı benzerlik arz eden, ticari ilişkileri ve kalkınma dinamikleri büyük ölçüde Antalya’ya endeksli diğer illeri Burdur ve Isparta için de aynı olumsuzluklar geçerli.  

Mazot, gübre, yem gibi tarımsal girdi fiyatlarında döviz kuruna bağlı yüksek artışlar çiftçiyi, üretici perişan etmiş durumda. Büyükşehirlerde sebze, meyve fiyatları el yakarken, üretici emeğinin karşılığını alamıyor, üründen elde ettiği para, girdi maliyetlerini karşılamıyor.

BURDUR’UN TEK ŞANSI BELEDİYESİ

Burdur’da CHP’li Belediye Başkanımızın kentin altyapı sorunlarını çözerken, yaşanabilir, bina değil istihdam odaklı yönetim anlayışının bir kez daha vatandaşla bulaşacağına ve kenti çok daha ileri götüreceğine inanıyorum. Ancak kentin iktidardan kaynaklanan genel sorunları da bulunmaktadır. Üniversite kampüsünün hiçbir hesaplama yapılmadan kent merkezinden uzağa yapılması, yarım kapasite çalışan şoför esnafını ve artan ulaşım parasıyla öğrencileri vururken, yine plansızlığın yeni hastane için uygulanması hastaları ulaşım açısından daha da mağdur etmektedir.

FABRİKASI KAPATILIP CEZAEVİ AÇILMAK İSTEN KENT: BURDUR

6 il, 26 ilçe, 152 köye hitap eden ve kente yaklaşık 200 milyon liralık girdisi olan Burdur Şeker Fabrikası geçtiğimiz nisan ayında 487 milyon TL’ye özelleştirilmişti. Ancak ihaleyi alan firma üç kez istediği ertelemeye rağmen gerekli teminatı dahi yatıramadığı için ihale geçen ay iptal edilmek zorunda kaldı. Burdur’un istihdam yaratan, çiftçiye destek ola, ülke sağlığını koruyan fabrikasını kapatmak isteyen iktidar, bunun yerine kente 500 milyon TL’ye yeni cezaevi yapmayı tercih ediyor! Var olan fabrikayı kapatıp yerine cezaevi müjdesi veren bir iktidar var Türkiye’de!

BİÇERDÖVERİ SATIP MAKAM ARACI ALAN GÖNEN

Gönen’de ise çiftçiler karalara bağlamış durumda çünkü gözü gibi baktıkları biçerdöverini satan AKP’li Gönen Belediyesi, onun yerine 400 bin TL’ye makam aracı alarak başkanına sundu. Halk yoksulluk içinde yaşamasına rağmen, deprem nedeniyle zarar gördüğü gerekçesiyle yenilenen ve saray binası gibi yükselen Gönen Hükümet Konağı da 2015 yılı birim fiyatlarıyla dahi 4,6 milyon TL harcanmasıyla ortaya çıkan görüntüsüyle bugün adeta terkedilmiş kasaba görünümündeki şehirle büyük tezat oluşturuyor. Gönen’de üniversite öğrencisi sayısı da açılan yanlış bölümlerin tercih edilmemesinin de etkisiyle giderek azalarak 2/3 seviyesine kadar gerilemiş ve bu durum esnafı çok olumsuz etkiliyor. Geçmişi 1939 köy enstitüsüne kadar uzanan bir eğitim geçmişi olan Gönen’de bu durum vatandaşı ayrıca üzmektedir.

İTHAL ET VATANDAŞA MALİYETİNE DAĞITILSIN

Hayvancılığın önem taşıdığı Burdur ve Isparta’da en büyük sorunlardan birisi de besicilerin kesim zamanı gelen hayvanlarını kesimhaneye götürüp kestirememesidir. Çünkü hükümet plansız programsız, birilerinin vurgun yapmasını sağlayacak biçimde sınırsız ithalatını önüne açtığı için bugün tüm soğuk hava depoları ithal etle dolu ve kesim için besiciye ancak 1,5 -2 ay sonrasına gün veriliyor. Ankara’daki milyon TL’Lik makam araçlarıyla gezen beyefendiler umurunda olmayabilir ama kesimi ertelenen her hayvan için besici bir ayda 1000 TL daha yem alıp harcamak zorunda. Besici bin pişman ve ne yapacağın bilmez vaziyette.

NE YAPMALI?

  • Hükümet depolardaki kırmızı eti acilen geliş fiyatına kar gütmeden halkımıza satışını yaparak, besicilerin zararını önlemek zorunda. Yoksa Türkiye’de bir tane bile besici kalmayacak tüm kırmızı et pazarı sermaye gruplarının ve ne idüğü belirsiz ithal etlerin eline geçecek.
  • Bölgesel planlama önemli çünkü bu bölgede özellikle Burdur’un, Isparta’nın sorunları Antalya’nın; Antalya’nın sorunları bu illerin sorunu.
  • Antalya’nın Burdur ve Isparta’ya demiryolu ile bağlanması talebi dikkate alınmalı.
  • Deniz, kum, güneş esaslı turizmin, tarih, kültür unsurları ile çeşitlendirilmesi önem taşıyor. Burdur-Sagalassos ve Isparta-Yalvaç antik kentleri turistik gezi programlarına dahil edilerek turizm etkinliği çeşitlendirilip Batı Akdeniz’in iç bölgelerine yayılabilir.
  • Yalvaç ve Şarkikarağaç’ta ürün çeşitlendirmesi ve sulama projelerinin hayata geçirilmesine ihtiyaç bulunuyor.
  • Bölgede yetişen kiraz ve kayısının çeşitlendirilmesi, kolayca yetişme imkanı bulunan hayvansal yem hammaddelerinin üretimi için adım atılması gerekiyor.

BATI AKDENİZ BÖLGESİ’NE ÖZEL ÖNERİMİZ!..

Antalya; deniz, kum, güneş potansiyeli, 5 yıldızlı otelleri ile konforlu turizm altyapısı, eşsiz doğal güzellikleri veemsalsiz tarihi mirası ile Türkiye’nin en fazla turist çeken ve konaklama gerçekleşen illerinin başında geliyor. Antalya; tüm dünyaca tanınan, herkesin görmek istediği çok önemli bir turizm destinasyonu.

Antalya’nın ve onunla birlikte aynı bölgede bulunan, benzer doğal ve çevresel özelliklere sahip ve ekonomisi birbirine entegre diğer iller Burdur ve Isparta’nın bu potansiyelinin en verimli şekilde değerlendirilmesi, turizmdeki başat konumunun taçlandırılması için bölgeye özel, yeni bir strateji önerisi sunuyoruz:

“Sağlık turizmi ile markalaşma”

Gelinen aşamada medikal, termal ve yaşlı-engelli branşlarında sunulan sağlık turizmi hizmetleri, katma değeri deniz turizminden de kat kat yüksek bir turizm etkinliği olarak öne çıkıyor ve dünyada yıllık 100 milyar doların üzerinde bir pazar oluşturuyor.

Birçok ilindeki köklü sağlık kurumları; güçlü alt yapısı, modern hastane donanımları, yüksek tıbbi teknoloji kullanımı, yerleşmiş etik kuralları, birçok uluslararası başarıya imza atmış tıp profesyonelleri ve iyi yetişmiş sağlık personeli ile Türkiye; bölgesinde ve dünyada önemli potansiyele sahip ülkelerden biri. Türkiye’nin; Avrupa, Asya, Orta Doğu, Kuzey ve Orta Afrika, Rusya ve BDT ülkelerine yakınlığı, ulaşım kolaylığı ve gelişmiş sağlık sistemi, 200 milyon kilometrekarelik bir alanda zaten onu bir çekim merkezi yapıyor. Bu alandaki potansiyelini iyi değerlendirmesi durumunda Türkiye önemli bir şans yakalayarak, 100 milyar doları aşan dünya sağlık turizmi pazarından aldığı payı katlayabilir.

Bu kapsamda;

  • Türkiye’ye sağlık turizmi alanında hamle yaptıracak, ileriye yönelik fırsatları kazandıracak belli sayıdaki illerin başında ise başka bölgelerde bulunmayan özelliklere de sahip Antalya geliyor.
  • Antalya; Türkiye’de sağlık turizminde bir lider şehir, marka bir kent olma potansiyeli en yüksek iller arasında…
  • Antalya, yeni yatırımlarla; uluslararası akreditasyona sahip, kaliteli ve bilimsel hizmetten ödün vermeyen konforlu hastaneler, termal sağlık tesisleri ve diğer sağlık kuruluşları kombinasyonu ile alt yapısını güçlendirirse medikal, termal ve yaşlı-engelli branşlarının tümünü kapsayan sağlık turizmi alanında da favori bir destinasyon haline gelebilir.
  • Antalya’nın turizm alanında küresel çaptaki bilinirliği; özel ve katma değeri yüksek bir turizm alanı olan sağlık turizminde de hamle yapmasına ve ülke ekonomisine ciddi döviz kazandırıcı bir rol oynamasına büyük katkı yapacaktır.
  • Antalya ve çevre illerde, uygun bir alan “Sağlık Serbest Bölgesi” haline getirilebilir.
  • Bu doğrultuda; Antalya’nın, Burdur ve Isparta’yı da içine alacak uluslararası nitelikte entegre bir sağlık turizmi merkezine dönüştürülmesi için yapılacak çalışmalara merkezi hükümet, yerel yönetimler, STK’lar ve diğer yerel ve ulusal birimler eşgüdüm içinde katkı vermeli, her türlü altyapı, tanıtım ve eğitim çalışmaları etkin ve hızlı biçimde yürütülmelidir. Bu konuda Partim ve şahsım adına her türlü desteği vermeye hazır olduğumuzu ifade ediyorum.

Umut Oran’dan Rize Raporu



“Gittim Gezdim Gördüm Uyarıyorum” …

UMUT ORAN’DAN RİZE RAPORU

3 İLÇE “ARTIK YETER” DİYECEK

Türkiye’yi 17 yıldır yöneten Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın baba ocağı Rize, tüm ülke gibi bu dönemde ekonomik ve sosyal açıdan hızla geriye gitti. İçinden Cumhurbaşkanı ve Başbakanlar çıkarmış olan Rize’de işsizlik ve yoksullaşma had safhaya ulaştı. Rize’de yıllar itibariyle yaratılan istihdam, nüfus artışına yetecek sayının çok altında kaldı. 2014 seçimlerinde çok az bir oy farkıyla kaybettiğimiz Pazar, Ardeşen ve Fındıklı’da adaylarımızla birlikte ilk çalışmalarımızı yaptık ve inanıyorum bu üç ilçe artık AKP’ye kırmızı kartı gösterecek halkçı belediye ile tanışarak rahatlayacak.

Rize’yi gezerken hemen fark ettiğiniz şey ilin genç nüfus ağırlığı oluyor. Rize ili şehirleşme oranı, kişi başına gayri safi yurtiçi hasıla, sanayi iş kolunda çalışanların toplam istihdama oranı bakımından Türkiye ortalamalarının altında bulunuyor. AKP döneminde Rize’nin, istihdam yaratma açısından hayati önemdeki teşvikli yatırımlardan aldığı pay son derece düşük kaldı.

  • Rize’nin toplam 54.589 hektar olan tarımsal alanının % 91’inde çay tarımı yapılıyor. Rize’de tarımsal gelirin % 98`i, çaydan elde ediliyor.
  • Sanayi işletmelerinin yüzde 75’ini ÇAYKUR ve özel sektöre ait çay fabrikaları oluşturuyor.
  • Sanayi siciline kayıtlı işletmelerin sayısı çok az, turizm potansiyeli kullanılamıyor. Çay dışında ilin tüm sanayisi, Merkez, Çayeli ve Ardeşen küçük sanayi sitelerindeki toplam 500 dolayında işyerinden ibaret.
  • Günlük ortalama 240 milyon civarında bardak çay tüketilen ülkemizde çay tarımı uzun yıllar Rize ekonomisini ayakta tuttu.
  • Topraklarının dağlık, ormanlık ve çok engebeli olması nedeniyle sürülmeye elverişli olmadığı için kullanılabilen tarım arazisinin son derece az olduğu Rize’nin ekonomisi tam anlamıyla çay tarımına dayanıyor.
  1. Ancak AKP politikaları yüzünden çay tarımı artık geçim kaynağı olmaktan çıkıyor.

ÇAY ÜRETİCİSİ MAĞDUR

Doğu Karadeniz Bölgesinde Rize, Trabzon, Artvin, Giresun il sınırları içindeki toplam 830 bin dekarlık alanda gerçekleşen çay tarımında çalışan faal nüfus 250 bin kişi dolayında. Çay üretim sanayii de bu illerde bulunuyor. Her yıl bölgede 1.200.000-1.300.000 ton arasında yaş çay yaprağı hasat ediliyor. Bu miktar yapraktan yaklaşık 220.000-230.000 ton kuru çay üretiliyor.

AKP döneminde çay piyasasında özel firmalara izin verilmesiyle ÇAYKUR’un üreticiden yaptığı alım hızla düştü. Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün 2013 yılında 672 ton olan üreticiden aldığı yaş çay miktarı 2017’de 500 ton civarına geriledi. Yaş çaya verilen fiyatla da üretici mağdur edildi.

Yıllar itibariyle yaş çay alım fiyatı

ÇAYKUR’un Fon’a devri bölgeye büyük darbe!

Türkiye’de çay yetiştiriciliği, Doğu Karadeniz bölgesinde yaşayan halka geçim kaynağı yaratmak ve ülkenin çay talebini karşılamak amacıyla Cumhuriyetin ilk yıllarında başlatılmıştı. 1924 yılında çıkarılan 407 sayılı yasa ile başlayan süreç, devletin uzun yıllar teşvik ve destekleme uygulamaları ile bölgenin en temel geçim kaynağı ve istihdam potansiyeli oldu. Rize başta Doğu Karadeniz halkının da ağırlıklı geçim kaynağı çay…

  • Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR), geçen yıl Türkiye Varlık Fonu’na devredildi.
  1. Artık Fon üzerinden ÇAYKUR, Meclis ve Sayıştay denetimi; Sermaye Piyasası, kamu ihale ve devlet memurları mevzuatı gibi hiçbir kamu denetim mekanizmasına tabi olmayacak.
  • İş ve işçi hakları da tamamen özel kurallara dayanacak olması nedeniyle keyfiyete bırakılacak.
  • Bu devir işlemi; ÇAYKUR’un bütün mal varlıklarının sorgusuz sualsiz ipotek edilebilmesi, teminat gösterilmesi, hiçbir denetime tabi olmayacak, Varlık Fonu yönetiminin ÇAYKUR’la ilgili tüm kararları keyfine göre alabilmesi demek.
  • Üreticisinden işçisine ÇAYKUR’dan ekmek yiyen on binlerce Rizeli, ÇAYKUR’un başına neler gelebileceğini endişeyle izliyor.
  • Rize’de 250 bine yakın ve Doğu Karadeniz’de 1 milyondan fazla insan, bu durumdan doğrudan ya da dolaylı olarak olumsuz etkileniyor.
  • Fon’a devir; ÇAYKUR’un özelleştirilmesinin yolunun açılması, bunun da Fonun inisiyatifine bırakılması demek.
  1. Artık Ankara’dan yönetilecek ÇAYKUR; üreticinin ve çalışanın güvencesi olmaktan çıktı. Bölge insanı, Fon’a devri; ÇAYKUR’un sonu olarak.
  • ÇAYKUR’un özelleştirilmesi durumunda çay piyasası tamamen yabancı firmaların eline geçecek.

Çayda sorunlar

  • Çay bahçeleri yaşlanmış durumda; çaylıkların yenilenmesi gerekiyor.
  • Yaş çay fiyatı düşük; üretici mağdur. ÇAYKUR’un günlük işleme kapasitesinin yetersizliği nedeniyle üretici çayını özel sektöre düşük fiyattan satmak zorunda kalıyor.
  • Türk çayının en büyük sorunlarının başında ülkeye sokulan kaçak çaylar geliyor.
  • Hasat edilen çayların üretim hattına gelene kadar muhafazasında güçlükler var.
  • Kuru çay üretim ve satış koşulları yeterince denetlenmiyor; standart dışı hammadde alımı nedeniyle kaliteli çay üretimi sağlanamıyor.
  • ÇAYKUR yönetim kurulunda üretici örgütlerinin temsilcileri yer almıyor.
  • Gübre denetim yetersiz, gereksiz miktarda gübre kullanımı çevreye zarar veriyor.
  • Çay üretim maliyeti yüksek; ihracat miktarı düşük.
  • Sektörde Ar-Ge çalışmaları da ziraat ve gıda mühendislerinin istihdamı da yetersiz.
  • Kuru çayda piyasa düzenlemesi, ticaretin kayıt altına alınması yetersiz. 3092 Sayılı Çay Kanunun günümüz şartlarında yetersiz kalıyor. 

Çözüm

  • Yaşlanan çay bahçelerinde gençleştirmeye gidilerek, verim ve kalitenin artırılması için budama ve yenileme sisteminin daha cazip hale getirilmesi, buna devlet desteği.
  • İç pazarda haksız rekabete yol açan kaçak çay girişlerinin önlenmesi.
  • Günümüzde organik ürünlere talep artışı da değerlendirilerek dünyanın en natürel çayları arasındaki Türk çayının yurt dışında pazar bulması için çalışmalar yapılması.
  • Sürdürülebilir çay tarımına yönelik programların hayata geçirilmesi.
  • Organik tarım, iyi tarım gibi uygulamalara gidilmesi.
  • Üreticilere yeterli gelir için, yaş çay fiyatının günün şartlarına göre belirlenmesi.
  • Çay kooperatiflerinin güçlendirilmesi için devlet desteği sağlanmalı.
  • Hammadde alımı ve kalite kontrol noktalarında yeterli eksper ve mühendis istihdamı.
  • Gübre ve budama konularında çiftçilere aydınlatıcı eğitim programlar.
  • (Girdi bedellerinin ödemesinin çay bedellerinin ödemesine göre ayarlanması ve faiz uygulanmaması. Çay bedelleri peşin ödenmezken, tarımsal girdiler ve kredilere faiz uygulanıyor)
  • Kaliteli çay üretme konusunda özel sektör kamu iş birliği.
  • Paketleme tesislerinin ve kuru çay satışlarının denetlenmesi.
  • ÇAYKUR’un Varlık Fonu’na devri hatasından dönülmesi!…

BALIKÇILIK SEKTÖRÜ S.O.S VERİYOR!..

Bölgenin önemli bir ekonomik faaliyet ve geçim kaynağını da balıkçılık oluşturuyor. Türkiye denizlerinde yapılan avcılıkta yaklaşık yüzde 80’le en büyük paya Karadeniz sahip bulunuyor.

Ne var ki; yanlış avlanma, iklimsel, çevresel koşullar ve ihmal gibi nedenlerle Karadeniz’deki balık popülasyonu giderek azalıyor, her geçen gün yok oluşa biraz daha yaklaşıyor. Bunda; av gücünün çok fazla olması ve dolayısıyla ciddi av baskısının olması birincil faktörü oluşturuyor. Türkiye denizlerinde hunharca avlanma yapılıyor. İklim değişikliği ve nüfus artışına paralel olarak denizlerdeki kirlilik de Karadeniz’deki balık stoklarını etkiliyor. Bu şartlarda devam edilecek olursa yakında balığı sadece resimlerde göreceğiz. Karadeniz’de S.O.S. veren balıkçılık sektörü, ülkeyi yönetenlerin acil önlem almasını, etkili politikalar geliştirmesini zorunlu kılıyor.

Çay üretimi iç pazara, madenin karı Kanadalıya…

İlin ekonomisi büyük ölçüde çaya bağlı olmakla birlikte çay ürününün ihracata katkısı yok denecek kadar düşük, üretilen çayın neredeyse tamamı iç tüketime sunuluyor.

  • Rize ilinin toplam yıllık ihracatı son beş yılda yüzde 60 geriledi. İlin  2012 yılında 389 milyon dolar olan toplam ihracatı 2017’de 160 milyon dolara indi.
  • İlin en çok ihracat yaptığı ekonomik faaliyetlerin başında, yüzde 71 payla “Metal cevherleri” geliyor. Ancak, bu ihracatın tamamını gerçekleştiren Çayeli Bakır İşletmesi artık First Quantum Mining Co. unvanlı Kanadalı firmaya ait bulunuyor.

Çayeli Bakır’ı yıllık cirosu kadar bir bedelle sattılar

Çayeli Bakır İşletmeleri A.Ş. 1994’te 45’i kamu ve %49’u Inmet’in ortaklığıyla kurulmuştu. Eti Holding A.Ş.’nin, Çayeli Bakır İşletmeleri A.Ş.’de bulunan kamu hisseleri 2004 yılında 49,3 milyon dolar bedelle Inmet Mining Corp.’a satılarak işletme tamamen özelleştirildi. Oysa Şirketin 2003 yılı itibariyle cirosu 83,5 trilyon TL, ihracatı 41,5 milyon dolar, iç satımı da 4,5 milyon dolar, net kârı da 11,5 milyon dolardı. Özelleştirme sonrası işletmede çalışan sayısı hızla azaldı. İşletme 2013 yılında First Quantum Mining Co. unvanlı Kanadalı firma tarafından satın alındı.

RİZE’DE NELER OLUYOR?

  • ÇAYKUR’da son 8 ayda 3 kez genel müdür değişti. Çaykur yönetilemiyor zarar ettiriliyor, yapay ve bilinçli olarak çay tarımı bitti algısı pompalanıyor. Amaç Çaykur’u Arap sermayesine yok pahasına satarak Çaykur’un sahip olduğu paha biçilmez mülk ve taşınmazları ucuza Arapların almasını sağlamak.
  • Rize çayın başkenti ama burada bile kaçak çay var, ithal çay da giderek artıyor
  • Bugünkü uygulamalar düzeltilmeden devam ederse, Çaykur Araplara satılmasa dahi AKP Milletvekilinin de itiraf ettiği 2023’e doğru Türkiye çay ithalatçısı durumuna düşecek. Böyle bir olasılık bile Türkiye için Karadeniz için Rize için büyük bir utanç ve acıdır.
  • Çaykur işçisi yılın 3-4 ayı maaş alıyor sigortası yatıyor yani güvencesi yok, mezarda emeklilik bekliyorlar! Kadrolu çalışan 1.500 kişi, geçici çalışan ise 10 bin emekçi var.
  • Rize’de 16 yıldır yeni açılan fabrika yok, iş yok aş yok göç çok.
  • Komşu Trabzon Rize’nin 2 kat nüfusuna sahip tam 10 kat fazla ihracat yaparken koca Rize’nin ihracatı neredeyse bir KOBİ kadar bile değil toplam ihracatı 150-200 milyon $
  • Yatırım yok Rize’de. Son 16 yılda Türkiye genelinde yaklaşık 50 bin yatırım teşvik belgesi alındı Rize için ise sadece 138 adet başvuru yapıldı.
  • İstihdam: Bu teşviklerle ilgili son 16 yılda toplam 2,5 milyon istihdam sağlandı Rize’de ise ancak 3.000 kişiye iş bulunabildi bu koskoca 16 yılda. Yani yılda sadece 188 kişi iş bulmuş Rize’de!
  • Neden koca bir kent Tek Ürüne-Tek Üreticiye (ÇAYKUR-TEKEL)-Tek Pazara mahkum ediliyor? Neden çay ihracatı yapılamaz?
  • Rize’de il özel idaresi bünyesinde içilen suyun %82’si kirli. Rize’nin her tarafı su-akarsu ama suyu da en sorunlu kent burası. Dere yataklarından izinsiz çakıl alınıyor, yerel yönetim göz yumuyor Rize’nin suyu kirleniyor, su kaynakları kuruyor.
  • Fırtına vadisi-Ayder yaylası -Çak vadisinde çarpık yapılaşma, çevre ve doğa tahribatına izin veriliyor, tarih çevre doğa imara açılıyor vahşice katlediliyor.
  • Yılda 4 ay çalışan mevsimlik çay üreticinin aylık ücreti asgari ücret bile değil. Geçmişte Çay-Simit hesabı yapılanlara duyurulur. Türkiye’de 5 kişilik bir aile 3 öğün birer çay içip birer simit yese aylık 1678 harcaması gerekiyor, asgari ücret ise 1603 lira. Yani bu zalim yönetim halka bir çay bir simiti bile çok görüyor.
  • Rize’de durum çok daha vahim sanırım bu sebeple olsa gerek Rize’de simitler susamsız yapılıyor. Vatandaş Rize’de simite susam bile koyamıyor. Rize’de susamsız simitin adı Kel Simit
  • Rizeliler Sokakta-Evde-Dükkanda iktidarı “Artık banko oy yok” diye uyarıyor!
  • Rize’de mavi var yeşil var deniz var çay var balık var yeraltında maden var, ama iş yok aş yok göç çok. Yani Rize’de Yağ var-Un var -Şeker var, ama Helva yok. Artık yeni usta zamanı !

DOĞU KARADENİZ İÇİN KALKINMA ÖNERİLERİMİZ

  • Bölgenin en önemli ürünü olan fındık konusunda yeni ve kalıcı bir politikanın oluşturulması (Türkiye, fındık üretimi ve ticaretinde sahip olduğu önemli avantajı sanayi alanında değerlendiremiyor. Karadeniz Bölgesi’nde gıda sanayini destekleyecek yan sektörler yeterli ölçüde oluşturulamamış. Dünya fındık üretiminin % 70’ini gerçekleştiren Türkiye’nin, bu alanda sanayileşemediği takdirde gelecekte ticarette de çok daha zorlanacağı görülüyor. Önümüzdeki süreçte uygulanacak fındık politikalarında, belirlenecek stratejilerde fındığın mamul olarak ihraç edilmesi büyük önem taşıyor)
  • Bölgenin temel geçim kaynağı olan fındığın yanı sıra çayda üreticinin mağduriyetini giderecek önlemlerin, balıkçılıkta riskleri karşılayacak, sektörel gelişimi sağlayacak etkin politikaların derhal devreye alınması
  • Büyük sanayinin olmadığı ve tarım arazilerinin giderek daraldığı Bölgenin turizmle kalkınması yönünde politikalar geliştirilmesi
  • Karadeniz yaylaları, ormanları gibi dünyada eşi az bulunur doğal miras katledilerek, açılan gayrimenkul rant alanlarının zengin Arap turistlere pazarlanması yerine, planlı, tutarlı, sürdürülebilir bir turizm politikası izlenmesi
  • Bölgenin, kongre, konferans, fuar ve buna bağlı turizm merkezi olması yönünde desteklenmesi ve turizm konusunda bölgesel teşvikler verilmesi
  • Bölge illerinin turizm potansiyellerinin birleştirilmesine dönük alt yapı çalışmalarına başlanması
  • Sahip olunan yayla turizmi potansiyelinin iyi değerlendirilmesi için Bölge illerinin ayrı ayrı turizm merkezi olarak planlaması yerine bir bütün olarak tek bir hinterlant içinde değerlendirilmesi, bu kapsamda yaylalardan illerin bağlantılarını ve geçişlerini sağlayacak altyapıya başlanması
  • Bölgenin bir eğitim merkezi olma potansiyelinin desteklenmesi
  • Karadeniz havzasında önemli bir konumu bulunan Bölgenin sağlık turizmi merkezi olması potansiyelinin değerlendirilmesi
  • Bölge için hayati önem taşıyan tersane projelerinin hayata geçirilmesi
  • Bölge sanayici ve işadamlarının da dile getirdiği gibi, Karadeniz Bölgesi’nin GAP’a bağlanması. (Güney Doğu Anadolu ile Karadeniz arasında inşa edilecek bir demiryolu hattı ile veya karayollarının iyileştirilmesiyle GAP’ta üretilen malların bölge ülkelerine ihracında sevkiyatında Doğu Karadeniz’in köprü konumuna getirilmesi)
  • Teşviklerin, Bölgenin özellikleri dikkate alınarak teşvikin yeniden değerlendirilmesi (Doğu Karadeniz Bölgesi’nin içerdiği jeopolitik önem, dış ticaret üstünlüğü, ulaşım ve hammadde kaynağı avantajları, ticaret kimliği, üretim yeterliliği ve nitelikli insan gücü gibi parametreler dikkate alınarak mevcut teşvik sisteminin bölgesel bazda yeniden ele alınması)

KUTU:

RİZE’YE İLİŞKİN TEMEL EKONOMİK GÖSTERGELER:

Nüfus:

  • 331 bin 41 kişi
  • 2017’de yıllık nüfus artış hızı % 0,0 (sıfır)
  • Türkiye’nin nüfus bakımından 56. ili
  • Türkiye nüfusunun %0,4’ü Rize’de yaşıyor.
  • 12 ilçesi var; en kalabalığı 147.317 ile merkez, ikinci 42.356 ile Çayeli.
  • Nüfusun üçte ikisi il ve ilçe merkezlerinde yaşıyor.
  • Nüfus yoğunluğu (kilometrekareye düşen kişi sayısı) 84. (Türkiye 105)

Rize nüfusu (kişi)

2007 316.252
2008 319.410
2009 319.569
2010 319.637
2011 323.012
2012 324.152
2013 328.205
2014 329.779
2015 328.979
2016 331.048
2017 331.041

Yeraltı kaynakları

  • Bakır-Kurşun-Çinko, Feldispat, Jeotermal, Kaolen, Manganez gibi kaynaklarda yüksek; mermer ve demirde ise düşük rezerv var.
  • Madencilik ve Taş Ocakçılığı sektörü ülke toplam ihracatının yaklaşık %6’sını gerçekleştiriyor.
  • Metalik madenler bakımından ildeki en önemli maden sahası Çayeli-Madenköy Bakır-Kurşun-Çinko sahası. Çayeli ilçesi sınırları içerisinde bulunan Çayeli Bakır İşletmeleri A.Ş. yeraltı metal madenciliği sektöründe Türkiye birincisi.

Tarım ve Hayvancılık

  • Toplam tarımsal alan 54.589 hektar. Bunun da %91’ini aşan kısmında çay tarımı yapılıyor.
  • Rize’nin bitkisel üretim değerinin, Türkiye bitkisel üretim değeri içindeki payı %1,1. Bitkisel üretim değeri bakımından Rize 81 il arasında 31. sırada.
  • Hayvancılık ölçek olarak gelişmemiş.
  • Ordu, Trabzon ve İstanbul’dan sonra balık üretiminin en fazla gerçekleştiği il Rize.

Dış Ticaret

  • 2016 yılı ihracatı % 16 düşüşle 163 milyon dolara gerilemiş.
  • İhracat hacminde 81 il içinde 44’üncü.
  • En çok ihracat yaptığı ekonomik faaliyetler sırasıyla  “Metal cevherleri”, “Gıda ürünleri ve içecek” ve “Kimyasal madde ve ürünler”…
  • Metal cevherleri ihracatı tek başına ilin toplam ihracatının %71’ini oluşturuyor. Bu da sektörde Türkiye ihracatının %16,3’üne denk.
  • İhracatın çok büyük bir kısmı First Quantum Mining Co. unvanlı Kanadalı firma tarafından işletilen Çayeli Bakır İşletmesi tarafından gerçekleştiriliyor.
  • İlin ekonomisi büyük ölçüde çaya bağlı olmakla birlikte çay ürününün ihracata katkısı yok denecek kadar düşük, çayın neredeyse tamamen iç tüketime sunuluyor.

Yatırım

  • AKP döneminde Rize teşvikli yatırımlardan sadece yüzde 0,2 pay almış.
  • Rize’de yıllar itibariyle yaratılan istihdam, nüfus artışına yetecek sayının çok altında…

Turizm

  • Rize ilinde biri Ayder diğeri Anzer mevkiinde olmak üzere iki adet Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi var.
  • Rize, doğa, inanç, kültür, sağlık turizmi gibi alanlarda önemli bir potansiyele sahip.
  • İlde turizm faaliyetleri yetersiz, sektör potansiyeline göre geri kalmış durumda…

Sanayi

  • İlde sanayi gelişmemiş.
  • Sanayi işletmelerinin 75%’ini Çaykur ve özel sektöre ait çay fabrikaları oluşturuyor.
  • Sanayi alanında istihdam edilen yaklaşık 15.000 kişinin tamamına çay sektöründe çalışıyor.
  • Sanayi siciline kayıtlı işletmelerin sayısı çok az.
  • Çay dışında ilin tüm sanayisi, Merkez, Çayeli ve Ardeşen küçük sanayi sitelerindeki toplam 500 dolayında işyerinden ibaret.

“Milli Ürünler”de Kan Kaybı Yaşanıyor!



rize 30.03.2017 (4)

ÇİFTÇİ HÜKÜMETİN UMURUNDA DEĞİL

Türkiye’nin birçok ili ve bölgesinde; ekonomik, sosyal ve demografik açıdan çok önemli bir yere sahip olan fındık, çay, şeker pancarı, zeytin, pamuk, buğday gibi milli ürünlerde üretici devasa sorunlarla boğuşuyor, ciddi bir darboğaz yaşıyor.

Geçen hafta Karadeniz’de referandum çalışması yaptım ve özellikle Rize’deki sürdürülebilir ekonomi çok düşündürücü. Çünkü Rize 15 yıldır iktidar partinin kalesi konumunda ve Başbakanı, Cumhurbaşkanı çıkarmış başbakan. Ama içerisinde Başbakan, Cumhurbaşkanı çıkarmış güzel Rizemizin suyu yok ve var olanı da kirli. Rize’de iş yok, denizden-balıkçılıktan-tarım vs. yararlanamıyor. Rizeli tek sektöre mahkûm: Çay ve onda da yılda sadece 4 ay iş var sigortası da yok! Tek alıcı da ÇAYKUR

ÇAYKUR da Varlık Fonu’na aktarıldı yani Rizeli’den gizlenerek örtülü biçimde özelleştirilme aşamasına geçirildi, bu ise işten çıkartmaların çok da uzak olmadığı anlamına geliyor.

Türkiye’de teşvikli yatırımların toplamı 50 bin adet bunun sadece 138’i Rize’ye ait. Türkiye’de son 15 yılda 2 milyon istihdam yaratılmış Rize’de ise sadece 3 bin! Rize’nin ihracatı 150 milyon $, Trabzon’un ki 1,5 milyar $. İktidar sürsün Türkiye Büyüsün sloganının içinin ne kadar boş olduğunun en somut göstergesi Rize’dir! İktidarın kalesi, en yüksek oy aldığı il ama sürdürülebilir kalkınması yok sağlıklı sudan dahi mahrum bir il!

Sonuç olarak yerli ve milli ürünlerimizi bir türlü planlı ve düzenli değerlendiremeyen ve sürdürülebilir bir kalkınmayla adil ve eşit refahı yaratamayan ve paylaştıramayan bir iktidar ile karşı karşıyayız. 15 yılın sonunda ekonomiyi üretimle-yatırımla-inovasyon ve ARGE ile büyütemeyen ve Türkiye’yi ithalata mahkûm eden dışarıya bağımlı kılan ve en kötüsü sıcak para bağımlısı haline getiren ekonomiyi yönetemeyen beceriksiz bir iktidardan bahsediyorum

Bu ülkede herşey var

Toprak var

Güneş var

Deniz var

Çalışkan ve işe ihtiyacı olan insan var

Genç beyinler var ama bir türlü kalkınma olmuyor adil ve eşit bir refah gelmiyor

Yağ var un var şeker var ama helva olmuyor

Sorun mutfakta

Sorun ustada

FINDIK

Fındıkta dünyadaki toplam üretim alanlarının yüzde 77,9’una sahip olan Türkiye, toplam üretiminin ise yüzde 58,3’ünü gerçekleştiriyor. Türkiye’deki fındık üretim alanlarının yüzde 31,9’u Ordu, yüzde 16,5’i Giresun, yüzde 13,7’si Samsun, yüzde 11,2’si Rize, yüzde 9,2’si Trabzon’da. Ayrıca fındık; Artvin, Sinop, Tokat, Düzce, Sakarya, Kocaeli, Bartın, Zonguldak, Kastamonu ve daha birçok ile yayılan 712 bin 647 hektarlık geniş bir alanda 500 bini aşkın üretici (aileleriyle birlikte 2 milyona yakın kişi) için temel geçim kaynağı… Dünyada fındığın yüzde 80’i çikolata sanayinde, yüzde 10-12’si pastane ve bisküvi mamullerinde, yüzde 3-4’ü kuruyemiş ve yüzde 2-3’ü dondurma yağ sanayinde tüketiliyor. Türkiye’de üretilen fındığın yüzde 15-20 oranındaki yıllık yaklaşık 80 bin ton civarındaki bir bölümü iç tüketime gidiyor tüketim söz konusu. Kişi başına tüketim ise yıllık 500-600 gram düzeyinde kalıyor.

SORUNLAR

  • Ülkemizde 2015’te yılında 646 bin ton olan fındık üretimi 2016’da yüzde 35 azalarak 420 bin tona düştü.
  • Son yıllarda dünya fındık tüketimindeki artış paralelinde artan fındık ihracatı da 2016’da miktar bazında yüzde 47 azalarak 249,7 bin tondan 132,2 bin tona; tutar bazında da yüzde 50,4 düşüşle 2 milyar 280 milyon dolardan 1 milyar 130,5 milyon dolara geriledi.
  • 2023 hedefine konulan yaklaşık 1 milyon tonluk tüketime rağmen, Türkiye’de fındık üretimi artmıyor. Fındıkta dekar başına verim miktarı 2016 yılında 60 kilonun da altına düştü.
  • Fındık bahçelerinin de bu alanda çalışanların da yaşlanmış olması üretimde sıkıntı yaratıyor.
  • Türkiye’nin arzındaki dalgalanmalara bağlı fiyat istikrarsızlığı yüzünden oluşan güvensizlik önemli fındık alıcısı küresel firmaları, Arjantin, Şili gibi ülkelere yönlendiriyor.
  • Dünyanın en büyük fındık üreticisi Türkiye’deki oldukça düşük verimlilik, kârlılığı olumsuz etkileyen ana faktör. Türkiye’de yıllara göre 90-100 kilo olan, 2016’da 58 kiloya düşen hektar başına üretim rakip ülkelerde 150-200 kilo arasında değişiyor.
  • Miras yoluyla bölünmelerle fındık bahçelerinin küçülmesi, üretim maliyetlerini yükseltiyor.
  • ÇÖZÜM
  • Fındık alanlarında verim ve kalitenin artırılması için devlet üreticiye sahip çıkmalı, yaşlı bahçelerin sökülerek yenilenmesi için etkili politikalar hayata geçirilmeli.
  • Fındıkta verim ve kaliteyi artırmak için bahçelerin yenilenmesi en öncelikli adım olmalı.
  • Fındıktaki destek, alana değil üreticiye verilmeli, söküm yapanlara teşvik uygulanmalı ve kaliteli üretim ödüllendirilmeli.
  • Haziran 2009’da serbest piyasaya bırakılan fındık üretimine yönelik devlet yardımları artırılmalı, işlevsel hale getirilmeli.
  • Fındıkta lisanslı depoculuk ve ürün borsacılığı piyasanın sağlıklı işleyişini sağlayacak ve sektöre küresel çapta dinamizm kazandıracak şekilde yürütülmeli.
  • Üreticinin emeğinin karşılığını alabilmesi, ülkemizin tüketim ve ihracat hedeflerine ulaşılabilmesi için fındıkta verim dekar başına 150-200 kilo aralığına çıkarılmalı.

ÇAY

Doğu Karadeniz Bölgesinde Rize, Trabzon, Artvin, Giresun il sınırları içindeki toplam 762 bin 412  dekarlık alanda gerçekleşen çay tarımında çalışan faal nüfus 250 bin kişi dolayında. Çay üretim sanayii de bu illerde bulunuyor. Her yıl  bölgede 1.200.000-1.300.000 ton arasında yaş çay yaprağı hasat ediliyor. Bu miktar yapraktan yaklaşık  220.000-230.000 ton kuru çay üretiliyor.

SORUNLAR

  • Çay bahçeleri yaşlanmış durumda; çaylıkların yenilenmesi gerekiyor.
  • Yaş çay fiyatı düşük; üretici mağdur. ÇAYKUR’un günlük işleme kapasitesinin yetersizliği nedeniyle üretici çayını özel sektöre düşük fiyattan satmak zorunda kalıyor.
  • Türk çayının en büyük sorunlarının başında ülkeye sokulan kaçak çaylar geliyor.
  • Hasat edilen çayların üretim hattına gelene kadar muhafaza edilmesinde güçlükler var.
  • Kuru çay üretim ve satış koşulları yeterince denetlenmiyor; standart dışı hammadde alımı nedeniyle kaliteli çay üretimi sağlanamıyor.
  • ÇAYKUR yönetim kurulunda üretici örgütlerinin temsilcileri yer almıyor.
  • Gübre denetim yetersiz, gereksiz miktarda gübre kullanımı çevreye zarar veriyor.
  • Çay üretim maliyeti yüksek; ihracat miktarı düşük.
  • Sektörde Ar-Ge çalışmaları da ziraat ve gıda mühendislerinin istihdamı da yetersiz.
  • Kuru çayda piyasa düzenlemesi, ticaretin kayıt altına alınması yetersiz. 3092 Sayılı Çay Kanunun günümüz şartlarında yetersiz kalıyor.
  • ÇÖZÜM
  • Yaşlanan çay bahçelerinde gençleştirmeye gidilmeli, verim ve kalitenin artırılması için budama ve yenileme sistemi daha cazip hale getirilmeli, buna devlet desteği sağlanmalı.
  • İç pazarda Türk çayına karşı haksız rekabete yol açan kaçak çay girişleri önlenmeli.
  • Günümüzde organik ürünlere talep artışı da değerlendirilerek dünyanın en natürel çayları arasındaki Türk çayının yurt dışında pazar bulması için çalışmalar yapılmalı.
  • Sürdürülebilir çay tarımına yönelik programlar hayata geçirilmeli ve yaygınlaştırılmalı.
  • Organik tarım, iyi tarım gibi uygulamalar hayata geçirilmeli.
  • Üreticilerin yeterli gelir elde etmeleri için, yaş çay fiyatı günün şartlarına göre belirlenmeli.
  • Çay kooperatiflerinin güçlendirilmesi için devlet desteği sağlanmalı.
  • Hammadde alımı ve kalite kontrol noktalarında yeterli eksper ve mühendis istihdam edilmeli.
  • Gübre  ve budama konularında çiftçilere aydınlatıcı eğitim programları hayata geçirilmeli.
  • Çay bedelleri peşin ödenmezken, tarımsal girdiler ve kredilere aylık faiz uygulanıyor. Girdi bedellerinin geri ödemesi çay bedellerinin ödemesine göre ayarlanmalı ve faiz uygulaması kaldırılmalı.
  • Kaliteli çay üretme konusunda özel sektör kamu iş birliği güçlendirilmeli.
  • Paketleme tesislerinin ve kuru çay satışları denetlenmeli.
  • 3092 Sayılı Kanun çalışmaları başta üretici temsilcileri olmak üzere, sektördeki tüm aktörler ve STK görüşleri alınarak yapılmalı.

ŞEKER PANCARI

Türkiye’de yaklaşık 500 bin çiftçi ailesi şeker pancarı tarımı ile geçiniyor. Hane halkı bazında bu sayı yaklaşık 2.5 milyon kişiye karşılık geliyor. Şeker fabrikalarında yaklaşık 30 bin kişi çalışıyor. Şeker pancarı tarımı, sağladığı yüksek istihdamla köyden kente göçün hızını kesiyor. Şeker pancarı çiftçisi devlete hiç yük olmadan 170 bin hektar kıraç tarım arazisini tamamen kendi yatırımı ile sulu tarıma kazandırmış durumda. Devletin bu kazancının parasal karşılığı 340 milyon dolar… Şeker pancarının baş, yaprak, posa ve melası ucuz hayvan yemi olarak kullanılıyor. Şeker pancarının fabrikada işlenmesi ile elde edilen melas, maya sanayiinin ana hammaddesi. Melastan üretilen maya 80 ülkeye ihraç edilerek döviz girdisi sağlanıyor. 1 dekar şeker pancarı, taşımacılık sektörüne 5.7 ton yük sağlıyor. Şeker pancarı, kendinden sonra ekilen üründe verim artışı sağlıyor. 1 dekar şeker pancarının fotosentez sonucu havaya verdiği oksijen ormandan 3 kat daha fazla ve 6 kişinin 1 yıllık ihtiyacını karşılayabilecek miktarda.

SORUNLAR

  • “Üretim Reformu Paketi Kanun Tasarısı” ile Şeker Kanunu’nda yapılacak ve nişasta bazlı şeker (NBŞ) firmalarına kota kıyağı öngören düzenlemeden, gelen tepkiler üzerine geri adım atan hükümet, ilk fırsatını bulduğunda bunu hayata geçirmeye hazırlanıyor.
  • Düzenleme gerçekleşirse, toplum sağlığı için büyük tehdit oluşturan NBŞ’ler dolaylı biçimde kota kapsamından çıkarılacak; Cargill vb. çok uluslu firmalara piyasada tamamen istedikleri gibi at koşturma imkânı sağlanacak.
  • Ülkemizde şeker pancarı tarımı ve pancar şekeri sanayiinin sonunu getirecek bu düzenleme, halk sağlığına da ciddi bir tehdit oluşturuyor. 
  • ÇÖZÜM
  • Avrupa ülkelerinin yüzde 1’lerde tuttuğu NBŞ kotasını yükseltmek, hatta tamamen serbest bırakmak ülkeye, millete ihanettir; bu düzenlemeden tamamen vazgeçilmeli.
  • Türkiye şekerini şeker pancarından üretmeli, sadece gıda dışı sektörlerin ihtiyacını karşılamak üzere NBŞ kotası yüzde 1-2 aralığına çekilmeli.
  • Çok uluslu şirketlerin karı uğruna, toplum sağlığının tehlikeye atılmasının önüne geçilmeli.

ZEYTİN

Türkiye, 837 bin hektarlık bir alanda 172 milyon civarındaki ağaç sayısı ve yıllık 1.700.000 ton dolayındaki zeytin üretimi ile dünyanın en önemli zeytin üreticisi ülkeleri arasında yer alıyor. Türkiye’de zeytin üretim Ege, Marmara, Akdeniz Güneydoğu Anadolu ve Karadeniz Bölgeleri olmak üzere çok geniş bir coğrafyaya yayılıyor. En çok bilinen İzmir, Balıkesir, Çanakkale, Bursa, Manisa gibi illerin yanı sıra, Aydın, Muğla, Adana, Antalya, Gaziantep, Hatay, Kilis, Mersin, Osmaniye, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa gibi illerde de zeytin üretiliyor. Ülkemizde milyonlarca insanımız geçimini zeytin ve zeytinyağı üretiminden sağlıyor. Türkiye’de yıllık zeytin tüketimi 355, zeytinyağı tüketimi 150 ton civarında.

SORUNLAR

  • 2002 yılında 1.800.000 ton olan zeytin üretimi 2016’da 1.730.000 ton olarak gerçekleşti; üretim artmak bir yana geriliyor.
  • Yunanistan’da 24, İspanya ve İtalya’da 14, Tunus, Portekiz, Lübnan ve Suriye’de ise 8 litre olan kişi başına yıllık zeytinyağı tüketim miktarı ülkemizde sadece 2 litre civarında kalıyor.
  • Türkiye’nin 2016 itibariyle 191 milyon dolar düzeyinde bulunan zeytin ve zeytinyağı ihracatının 2023 yılında 3.8 milyar dolara çıkarılması hedeflenirken, zeytinlikler maden ve enerji yatırımlarına, inşaat devlerine kurban ediliyor.
  • ÇÖZÜM
  • Zeytincilikte piyasayı düzenleyici fiyat ve destek modelleri uygulanmalı; ayrıca havza bazlı destek modelinde geleneksel eğimli alanlarda kurulu zeytinlikler için ilave destek verilmeli.
  • Stratejik bir ürün olması nedeniyle zeytin ve zeytinyağına verilen prim  artırılmalı.
  • Zeytin alanlarında maden aramalarına izin verilmemeli.
  • Zeytinde hastalık ve zararlılarla mücadelede geniş spektrumlu ilaç kullanımı minimize edilmeli, organik kökenli ilaçlarla mücadele teşvik edilmeli, biyolojik ve biyoteknik mücadelede kullanılan preparatlar destekleme kapsamına alınmalı.
  • Yerli zeytin gen kaynaklarının korunmalı ve fidan ithalatı engellenmeli.
  • Zeytincilikte kullanılan girdilerden başta akaryakıt ve enerjinin ucuzlatılmalı, Ar-Ge çalışmalarının desteklenmeli.
  • Zeytinyağına diğer ülkeler dikkate alınarak ciddi teşvikler verilmeli.
  • Ülkemizde var yılı-yok yılı (periyodisite) etkisinin azaltılması için, zeytin çeşitlerinin ıslahı yapılmalı, sulama, ilaçlama ve gübreleme vb. bakım işlemleri modernize edilmeli.
  • AB ülkeleri ile eşit koşullarda rekabet için markalı ve ambalajlı zeytinyağı ihracatının artırılmasına yönelik teşvikler geliştirilmeli.
  • Türk zeytinyağı imajı oluşturulmasına yönelik tanıtım çalışmaları desteklenmeli.
  • Zeytinyağında iç tüketimin artırılmasına yönelik çalışmalar yapılmalı.

BUĞDAY

Türkiye’nin zengin bitki örtüsü içinde insanoğlu için doğrudan ekonomik değer taşıyan ve özel bir yere sahip bitkilerin başında buğday geliyor. Buğdayın anavatanı olan Anadolu için, kültürümüzün ayrılmaz bir parçası olan buğday bir bitkiden çok daha fazlasını ifade ediyor. Buğday, aynı zamanda tüm dünya nüfusunun gıda güvencesi açısından temel kaynaklardan biri ve dünya üzerinde yaşayan her birey için yaşamsal öneme sahip.

Üretimi, ülkemizin her bölgesinde yapılabildiği için buğday, tarla bitkileri içerisinde ekiliş alanı ve üretim miktarı bakımından ilk sırayı alıyor. Bu nedenle buğday 6 milyonluk kırsal nüfusu üretici olarak, 80 milyon nüfusu da tüketici olarak doğrudan ilgilendiriyor. Ancak Türkiye’de buğday ekiliş alanlarının 2002 yılında 9 milyon 300 bin hektar olan büyüklüğü, 2016’da 7 milyon 867 bin hektara düştü. Artan nüfusa karşılık yıllık buğday üretimi de yerinde sayarak 20 milyon ton civarında seyretti. Artan nüfusla birlikte buğday talebi de artan Türkiye’nin ekmek, bulgur, makarna, irmik, bisküvi, nişasta ve buğdaya dayalı diğer unlu mamuller tüketimi dikkate alındığında yıllık buğday tüketimi 18-18,5 milyon ton düzeyinde bulunuyor. Tarih boyu buğday üretimi bakımından kendine yeterli düzeyde olan ülkemiz, izlenen yanlış politikalar yüzünden giderek bu üründe bile dışa bağımlı hale geliyor. geçtiğimiz günlerde TMO, AB’den toplam 230 bin ton buğday alımı için uluslararası ihale açtı. Öte yandan geçtiğimiz iki yılda Rusya’dan 3,1 milyon ton buğday satın alan Türkiye, Rusya’yı “vergisiz” buğday ithalatı izni verdiği ülkeler listesinden çıkardı.

SORUNLAR

  • Son yıllarda hızla tarımdan kopan ve büyük şehirlere göç eden nüfus ve işlenen tarım alanlarının azalması, ülkemizin stratejik ürün buğdaydaki arz talep dengesini bozuyor.
  • Girdi maliyetlerinin aşırı yüksekliğine karşılık ürün fiyatlarının tatmin etmemesi, üreticiyi üretim faaliyetinden caydırıyor.
  • Ülkemizin çeşitli bölgelerinde soğuk zararı veya kuraklık nedeniyle buğday üretiminde ciddi sıkıntılar yaşanıyor.
  • Özellikle yurt dışından getirilerek çok kısa sürede tescil ettirilen buğday çeşitlerinin, yerel ekolojik koşullar dikkate alınmaksızın bütün bölgelere önerilmesi sonucu, tarlalarda önemli verim kayıpları ortaya çıkabiliyor ve üreticiler büyük maddi kayıplara uğrayabiliyor. 
  • ÇÖZÜM
  • Yerel buğday çeşitleri ve bunların yabani akrabaları koruma altına alınmalı. Bunun için kamu kurum ve kuruluşları, bilim dünyası, özel sektör, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları arasında işbirliği yapılmalı.
  • Küresel iklim değişikliği tehlikesine karşı, buğday üretim sistemimizde değişiklikler yapılmalı; kurağa, soğuğa ve yüksek sıcaklıklara dayanıklı çeşitler geliştirilmeli ve bu çeşitler iklim değişikliğinden en çok etkilenmesi olası sorunlu bölgelerde üretilmeli.
  • GDO’lu ürünlerin yurda girişi ve dağıtımı kontrol altında tutulmalı, yerel buğday çeşitleri, geleneksel tarım ve organik tarım çalışmaları korunmalı ve desteklenmeli.
  • Toprak hazırlığında yeni uygulamalar benimsenmeli, ekimde yeni teknolojilere sahip makineler kullanılmalı ve dane kayıplarını azaltmak için daha etkin uygulamalar yapılmalı.
  • Tarımda verimliliği ve kaliteyi artıracak teknolojilerin geliştirilmesi, su kaynaklarının artırılması, üretimde kaliteli tohumluk kullanımı için bir devlet politikası şeklinde etkin çalışmalar başlatılmalı, iyi tarım uygulamalarına ağırlık verilmeli.
  • Üreticiye verilen devlet destekleri artırılmalı, üreticiliği teşvik edecek şekilde işlevsel hale getirilmeli, üretim girdilerinin maliyetlerini düşürücü önlemler alınmalı.
  • Çiftçilerin banka ve tarım kredi kooperatifi borçları faizsiz olarak ertelenmeli.

PAMUK

AKP döneminde pamuk ekim alanları %40 oranında azaldı. 2002’de 720.000 hektar iken 2016’da 416.000 hektara düştü. Üretilen lif pamuk ise yaklaşık %25 gerilemiştir. 2002’de 1 milyon ton lif pamuk üretimi 2016’da 750.000 tona düştü.

AKP’den Çiftçiye Saç Baş Yoldurtacak Proje!



SUDAN

Umut Oran

Basın Açıklaması

26.3.2017

 

AKP’DEN TÜRK ÇİFTÇİSİNE SAÇ BAŞ YOLDURACAK PROJE: 

“SUDAN’DA TARIMA TEŞVİK” 

14 yılda Türkiye’de 3,5 milyon hektar tarım arazisinin yok olmasına göz yuman AKP iktidarı, çiftçinin durumu iyileştirip aracıları ortadan kaldıracak önlemler almak yerine Sudan’da 8 milyon dönüm araziyi kiralayarak ucuz tarım ürünü ithal etmeyi planlaması zihni sinir projesidir! 

AKP’nin TİM’i de kendisine alet ederek geçmişte hazır giyim ve tekstil sektörünün Mısır’a taşınarak orada kuracağı OSB’de üretim yapmasını teşvik eden milli tavırını(!) da unutmamak gerekir. 

Hükümetin, sayıları 6 milyonu bulan Türk vatandaşlarının işsizliğini önlemek için, ülkemizde bulunan 4 milyon Suriyeliyi çalıştıracak işverenleri asgari ücret üzerinden vergiden muaf kılacak bir çılgın projeyi daha yaşama geçirerek “yerli ve milli tavrını” sürdürmesi bizleri şaşırtmayacaktır! 

·       Tahıl, sebze ve süs bitkilerinde işlenen tarım alanlarının 2002 yılında 23,9 milyon hektar olan büyüklüğü, 2016 sonunda 20,4 milyon hektara geriledi.

·       Söz konusu alanlar 14 yılda yüzde 14,5 oranında 3,5 milyon hektar (Yaklaşık 35 milyon dönüm) küçüldü.

·       Diğer meyve, içecek ve baharat bitkileri ile bağ ve zeytinlik gibi uzun ömürlü bitkilerin toplam alanı da dahil edildiğinde işlenen tarım alanları yüzde 10,6 oranında 2.8 milyon hektar küçülerek 26,6 milyon hektardan 23,8 milyon hektara geriledi.

·       Çayır ve meralar da dahil edildiğinde 2002 sonu itibariyle 41,2 milyon hektar olan toplam tarım alanı, yüzde 6,8 küçülmeyle 2016 sonunda 38,4 milyon hektara indi. 

Türkiye’nin tarım alanları (Bin Hektar)

2002

2016

Değ.

 (%)

Tahıllar ve bitkisel ürünler

22.975

19.624

-14,6

-Ekilen

17.935

15.574

-13,2

-Nadas

5.040

4.050

-19,6

Sebze bahçeleri

930

804

-13,5

Süs bitkileri

5

İŞLENEN TARIM ALANI

23.905

20.433

-14,5

Uzun ömürlü bitkiler

2.674

3.329

24,5

UZ.ÖM.B. DAHİL TOPLAM. İŞL. TARIM A.

26.579

23.762

-10,6

Çayır mera

14.617

14.617

0,0

TOPLAM TARIM ALANI

41.196

38.379

-6,8

 (*):Diğer meyveler, içecek ve baharat bitkileri alanı ile bağlar ve zeytinlikler,

 

Dikkat!

          Bin dönüm cinsinden

2002

2016

Değ.

 (%)

Tahıllar ve bitkisel ürünler

229.750

196.240

-14,6

-Ekilen

179.350

155.740

-13,2

-Nadas

50.400

40.500

-19,6

Sebze bahçeleri

9.300

8.040

-13,5

Süs bitkileri

0

50

İŞLENEN TARIM ALANI

239.050

204.330

-14,5

Uzun ömürlü bitkiler

26.740

33.290

24,5

UZ.ÖM.B. DAHİL TOPLAM. İŞL. TARIM A.

265.790

237.620

-10,6

Çayır mera

146.170

146.170

0,0

TOPLAM TARIM ALANI

411.960

383.790

-6,8

1 Hektar = 10 Dekar

1 Dekar  = 1 Dönüm 

TARIM ALANLARI NEDEN KÜÇÜLÜYOR? 

·       Tarım alanlarının kentleşmeye ve sanayi tesislerine dönüştürülmesi, tarım alanlarının azalmasındaki en büyük neden.

·       1. sınıf sulamaya uygun tarım arazileri imara açılarak sanayi ve yerleşim yeri yapıldı.

·       Şehir, ilçe ve beldelerde tarım arazileri imara açıldı, üzerine konutlar yapıldı.

·       Kentsel yapılaşma, kaliteli tarım arazileri üzerinde yoğunlaştı, tarım yapılan alanlar ise daha düşük nitelikli arazilere doğru kaydı. 

·       Sanayinin, çoğunlukla verimli araziler üzerinde kurulması ve çevresindeki şehirleşme, üstün vasıflı tarım arazilerinin niteliklerinin bozulmasına yol açtı.

·       Kentlerde sanayi, turizm gibi ekonomik faaliyetler arazi kullanım biçimini belirlediği için tarım dışı kullanım özellikle Çukurova, Gediz, Menderes, Tarsus ovaları, İzmir, Bursa, Antalya, Mersin, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Trakya gibi verimli tarım arazilerinin bulunduğu yerlerde yoğunlaştı.

·       Şehir planları, ülke tarımının geleceği düşünülerek yapılmadı.

·       Arazilerin bir kısmı kabiliyetlerine uygun kullanılmıyor;

o   verimli bazı tarım arazileri tarım dışı amaçlarla kullanılırken,

o   orman ve mera olarak kullanılması gereken 6 milyon hektar dolayında arazide ise işlemeli tarım yapılıyor. 

TARIM VE GIDA DIŞ TİCARETİ 14 YILDA NEREDEN NEREYE GELDİ? 

·       TÜİK verilerine göre “Tarım, Hayvancılık ve Ormancılık Sektörü” ihracatının 2002’de 1 milyar 754 milyon dolar olan tutarı yüzde 208 artışla 2016’da 5 milyar 398 milyon dolara çıkarken, aynı ürünlerde ithalat yüzde 314 artışla 1 milyar 703 milyon dolardan 7 milyar 42 milyon dolara yükseldi.

·       Söz konusu ürünlerin toplam ihracat içinde 2002’de yüzde 4,9 olan payı 2016’da yüzde 3,3’e düştü. Bu ürünlerin dışalımının toplam ithalattaki payı ise yüzde 3,3’ten yüzde 3,5’e çıktı.  

·       Toplamda küçük bir paya sahip olan balıkçılık ürünlerinde yıllık ihracat 2002-2016 arasında yüzde 705; ithalat ise yüzde 4.569 (46 kat) artış gösterdi.

·       İmalat sanayiinin gıda ürünleri ve içecek ihracatında aynı dönemdeki artış yüzde 327 ile bu ürünlerin ithalatındaki yüzde 290’lık artışın üzerinde gerçekleşti. 

Tarım ve gıda ürünleri dış ticareti (Milyon $)

 

2002

2016

İHRACAT

Toplamda

Payı (%)

İTHALAT

Toplamda

payı (%)

İHRACAT

Toplamda

payı (%)

İTHALAT

Toplamda

payı (%)

Tarım, hayvancılık, ormancılık

1.754,3

4,9

1.702,6

3,3

5.397,5

3,8

7.041,8

3,5

Balıkçılık

51,4

0,1

1,2

0,0

414,0

0,3

56,0

0,0

İmalat (Gıda ürünleri ve içecek)

1.880,7

5,2

1.361,9

2,6

9.913,5

7,0

4.851,8

2,4

TOPLAM TARIM VE GIDA

3.686,4

10,2

3.065,8

5,9

15.725,0

11,0

11.949,6

6,0

TOPLAM

36.059,1

100,0

51.553,8

100,0

142.557,4

100,0

198.610,3

100,0

Kaynak: TÜİK 

2002-2016 tarım ve gıda ürünleri dış ticaretindeki artış (%)

 

İHRACAT

İTHALAT

Tarım, hayvancılık, ormancılık

207,7

313,6

Balıkçılık

705,2

4.568,8

Gıda ürünleri ve içecek (İmalat)

427,1

256,2

TOPLAM TARIM VE GIDA

326,6

289,8

TOPLAM

295,3

285,2

 

·       Tarım, hayvancılık ve ormancılık ürünlerinde ihracatın ithalatı karşılama oranı 2002-2016 döneminde yüzde 103’ten yüzde 76,6’ya geriledi.

·       İmalat sanayii sektörünün alt sektörü olan gıda ürünleri ve içeceklerde ise ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 138’den yüzde 204’e yükseldi. 

İhracat / ithalat (%)

2002

2016

Tarım, hayvancılık, ormancılık

103,0

76,6

Balıkçılık

4.290,2

739,9

Gıda ürünleri ve içecek (İmalat)

138,1

204,3

TOPLAM TARIM VE GIDA

120,2

131,6

TOPLAM

69,9

71,8

 TÜRK TARIMINA BİR DE SUDAN DARBESİ!… 

Yıllardır izlediği politikalarla Türk çiftçisini zor durumda bırakan AKP hükümeti, şimdi yabancı ülkelerde kiralattığı tarım arazilerinde üretilerek iç piyasaya sokulacak ürünlerle en büyük darbeyi indirmeye hazırlanıyor: 

·       Tahıl ülkesi olarak bilinen, dünyaya sebze ve meyve ihraç eden Türkiye, tarihinde ilk kez yabancı bir ülkeden toprak kiralayıp tarımsal ürün üretme kararı aldı.

·       Bu kapsamda 2014 yılında devlet ve özel sektör iş birliğiyle Afrika ülkesi Sudan‘da 792 bin hektar (7 milyon 920 bin dönüm) tarım arazisi 99 yıllığına kiralandı.

·       Sivas büyüklüğündeki devasa tarım arazisinde üretilerek yurda getirilecek ananasmangoavokadopepinojambukanola gibi tropikal meyve ve sebzelerle halkımız bu yabancı ürünleri tüketmeye özendirilecek, ülkemizin tarımda ithalata bağımlılığı artırılacak.

·       Aynı zamanda bu arazide buğdaydomates ve salatalık gibi Türkiye’de zaten yetişen ürünlerin de üretilip Türkiye’ye gönderilmesiyle, yurt içinde üretim yapan küçük çiftçiler ile küçük ve orta boy tarım işletmelerine darbe vurulacak.

·       Sudanlı çiftçilerin üreteceği bu ürünlerin Türkiye’ye gönderilmesiyle iç piyasanın ucuzlatılacağı iddia ediliyor.

·       Hükümet, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün (TİGEM) Sudan’daki arazinin içinde 125 bin dekarlık bir alana “örnek çiftlik” kurarak yapacağı pamuk, soya, ayçiçeği, susam, buğday, mısır, şeker kamışı, bakla, yonca, domates, patlıcan, hıyar ve biber üretimi ile özel sektörü yönlendireceğini söylüyor.

·       Ülkemizin toprağını, çiftçisini bırakıp Sudan’da tarım yapıp Türkiye’ye ucuz ithalat yapmak gerçekten inanılmaz bir zeka (!)

·       Türkiye’de ekilecek toprak mı kalmadı?

·       Hükümet çiftçinin elinden tuttu, onları darboğaza sokmadı da çiftçi mi üretmedi?

·       Türkiye’de enflasyonun tek sebebiymiş gibi gösterilen sebze, meyvede bir pahalılık varsa, bu üreticiden mi kaynaklanıyor?

·       Hükümet tarım ürünlerinin pahalanmasına yol açan asıl faktörün aracılar olduğunu bilmez gibi, arz zincirinde iyileşme sağlamak yerine Türk çiftçisine darbe vuruyor.

·       Tarım ürünlerinde kullanılan girdiler ve vergilerin fiyata etkisini görmeyen hükümet, emeğinin karşılığını alamayan çiftçiyi cezalandırıyor.

·       Hükümet, bu projeyi hataya geçirirse bu, Türk çiftçisi için öldürücü darbe olur! 

KİRALANAN ARAZİ SİVAS BÜYÜKLÜĞÜNDE 

Türkiye’nin Sudan’da kiraladığı 7 milyon 920 bin dönümlük tarımsal arazi;

·       Türkiye’nin en büyük tarımsal alana sahip ili Konya’daki işlenen tarım alanlarının yarısına yakın;

·       Söz konusu arazi; yüzölçümü olarak Türkiye’nin ikinci, tarımsal alan olarak dördüncü ili olan Sivas’ın tarım alanları ile hemen hemen aynı büyüklükte.

·        2016 sonu itibariyle 237,6 milyon dönüm tarımsal alana sahip olan Türkiye’de en büyük tarım arazisi 19.1 milyon dönümle Konya’da bulunuyor. Bu ili 12.1 milyon dönümle Ankara, 11.5 milyon dönümle Şanlıurfa, yaklaşık 8 milyon dönümle Sivas izliyor.

·        Buna göre kiralanan arazi; Türkiye’nin 77 ilinin tarım alanlarından daha büyük bir alan oluşturuyor. 

TARIM ALANI EN BÜYÜK 10 İL

ALAN

(DÖNÜM)

(*)

KONYA 

19.600.279

ANKARA

12.056.242

ŞANLIURFA

11.543.201

SİVAS

7.977.432

YOZGAT

6.056.114

KAYSERİ

5.940.939

DİYARBAKIR

5.894.229

ESKİŞEHİR

5.717.208

ÇORUM

5.342.238

MANİSA

4.931.399

DİĞER İLLER

152.566.443

TÜRKİYE

237.625.724

(*): Çayır, mera hariç. 

HALKA İTHAL GDO’LU SOYA KATKILI EKMEĞİ YEDİRİYORLAR! 

Adana’da bir firma tarafından üretimi yapılan ekmeklerde; ekmeği olduğundan hacimli gösteren ve geç bayatlatan “ekmek katkı maddesi”nden GDO’lu soya çıktı. Üretimi yapan firma Adana’da 100 fırından 80’ine bu ürünü sattığını söylüyor. 

·       Mevzuata göre sadece yem amaçlı olarak ülkemize girebilen, insan gıdası olarak kullanımı yasak olan “GDO’lu soya”nın halkın yediği ekmekte kullanılması, tarım ve gıda ürünlerinde denetimlerin ne kadar önemli olduğunu bize gösteriyor.

·       GDO’lu soyaların yem amaçlı da olsa ülkemize girmesini doğru bulmuyoruz.

·       Tarım Bakanlığı’nın izniyle bütün unlara yüzde 10 katkı maddesi konulabiliyor. Ülkemizde GDO’suz herşeyi yetiştirebilecek imkanlara sahip olduğumuz halde, bu katkı maddelerinin ithalini anlamak mümkün değil!

·       Soyada yalancı östrojen bulunuyor, bu da neredeyse bütün hastalıkların sebebi, bunların başında ise meme kanseri ve kısırlık geliyor. 

·       2016’da en fazla ithalat 1.8 milyar dolarla saman ve kaba yemin de içinde yer aldığı fasılda gerçekleşirken, gıda sanayiinin kalıntı ve döküntülerinden hayvanlar için hazırlanmış kaba yemler faslı 1,3 milyar dolarla üçüncü, hububat ithalatı da 1.2 milyar dolarla dördüncü sırada yer alıyor. Bu veriler insan ve hayvan sağlığının denetimsiz ithal ürünlerle nasıl tehlikeye atıldığını gösteriyor. 

2016’da tarım ve gıda ürünlerinde en fazla ihalat yapılan fasıllar (Bin $)

Yağlı tohum ve meyvalar, muhtelif tane, tohum ve meyvalar, sanayiide ve tıpta kullanılan bitkiler, saman ve kaba yem

1.819.617

Hayvansal ve bitkisel katı ve sıvı yağlar, yemeklik katı yağlar, hayvansal ve bitkisel mumlar

1.753.047

Gıda sanayiinin kalıntı ve döküntüleri, hayvanlar için hazırlanmış kaba yemler

1.326.940

Hububat

1.150.612

Canlı hayvanlar

603.822

Yenilen çeşitli gıda müstahzarları (kahve hülasaları, çay hülasaları, mayalar, soslar, diyet mamaları, vb.)

584.916

Kakao ve kakao müstahzarları

551.468

Yenilen meyveler ve sert kabuklu meyveler

540.768

Yenilen sebzeler ve bazı kök ve yumrular

456.733

Şeker ve şeker mamulleri

257.161

Meşrubat, alkollü içkiler ve sirke

249.463

Kahve, çay, paraguay çayı ve baharat

215.998

Hububat, un, nişasta veya süt müstahzarları, pastacılık ürünleri

206.670

Balıklar, kabuklu hayvanlar, yumuşakçalar ve suda yaşayan diğer omurgasız hayvanlar

174.616

Değirmencilik ürünleri, malt, nişasta, inülin, buğday gluteni

126.395

Süt ürünleri, yumurtalar, tabii bal, diğer yenilebilir hayvansal menşeli ürünler

110.077

Canlı ağaçlar ve diğer bitkiler, yumrular, kökler ve benzerleri, kesme çiçekler ve süs yaprakları

87.253

Sebzeler, meyvalar, sert kabuklu meyvalar ve bitkilerin diğer kısımlarından elde edilen müstahzarlar

78.999

Diğer hayvansal menşeli ürünler (kıl, kemik, boynuz, fildişi, mercan, bağırsak, vb.)

46.823

Lak, sakız, reçine ve diğer bitkisel özsu ve hülasalar

42.599

Etler ve yenilen sakatat

42.001

Örülmeye elverişli bitkisel maddeler, tarifenin başka yerinde belirtilmeyen veya yer almayan bitkisel ürünler

10.910

Et, balık, kabuklu hayvanlar, yumuşakçalar veya diğer su omurgasızlarının müstahzarları

10.796

 

KONYA – HOLLANDA 

·        Hollanda’nın toplam tarım alanı 2 milyon hektar (20 milyon dönüm) ile yaklaşık Konya’nınki kadar ve Türkiye’nin 20’de biri düzeyinde.

·        Hollanda’nın 17 milyonluk nüfusunun yaklaşık yüzde 11’i (yaklaşık 1,9 milyon kişi) kırsal kesimde yaşıyor. Bu da Konya’nın toplam nüfusundan daha az. (Konya 2,2 milyon kişi)

·        Buna karşılık Hollanda 2016 yılında 94 milyar dolarla Türkiye’nin yaklaşık 6 katı tarım ve gıda ürünü ihracatı gerçekleştirdi. 

TARIMDA HOLLANDA BAŞARISININ SIRRI 

Kısacası Hollanda’nın tarımdaki başarısı tesadüf değil;

·        Doğru destekleme politikaları ile yön verilen üretim, pazarlama ve dağıtım ağı sistemi birlikte işliyor.

·        Bu sistemin en önemli ayaklarından biri eğitim ve Ar-Ge çalışmalarının temelinin atıldığı üniversiteler.

·        Hollanda’da üniversitelerin tarımda odaklandığı ana konuların başında, gıda üretimi, gıda tüketim artışı, yaşam alanı, gıda sağlığı ve geçim geliyor. Üniversitelerin gıda üretimi konusunda asıl odak noktası az girdi ile iki katı ürün alarak verimi artırmak. Buna “24’üncü Yüzyıl” tarımı deniyor.

·        Üniversitelerde araştırma amacıyla oluşturulan tarla ve seralar, tarımdaki yeni gelişmeler hakkında bilgi almak isteyen bütün üreticilere açık.

·        Üniversitelerdeki araştırmalar, üretici-devlet-özel sektör ortaklığı ile destekleniyor. Hollandalılar bu iş birliğine, “Başarıyı sağlayan altın üçgen” adını veriyor.

·        Başarının ana unsuru ‘Bir şey üzerine odaklanıp beraber çalışmak’ olarak tanımlanıyor. Bu da sektörü daha güçlü ve ekonomik açıdan daha mücadele edilebilir hale getiriyor.

·        Sınırlı ekim alanları yüzünden en az alandan en yüksek verimi sağlamak için Ar-Ge çalışmalarına yönelen Hollandalılar, seralarda enerji ve su verimliliği üzerine çalışıyor.

·        Doğa dostu üretim yapan seralar, çevre sertifikaları ve vergi avantajları ile destekleniyor.

·        Yeni açılan tüm seralar çevreye duyarlılığı gösteren “yeşil etiket” sertifikasına sahip.

·        Hollanda artık sadece tarımsal ürün değil bu alandaki tecrübe ve teknolojik birikimini de ihraç ediyor.  

Türkiye’nin sahip olduğu toprak ve doğal zenginlikleri aynen Hollanda yönetim mantığıyla işlesek ülkemizin yapabileceklerini bir düşünün!

Basın Açıklaması:

AKPDEN TÜRK ÇİFTÇİSİNE SAÇ BAŞ YOLDURACAK PROJE; sudan (002)

Tarımda 4 milyon çiftçiye İş ve Aş kim bulacak?



Türkiye’de, tarım sektöründeki istihdam sürekli azalıyor. 2000 yılı ikinci yarısında 8 milyon 307 bin kişi tarımda çalışırken, 2008 sonunda bu rakam 6 milyon 753 bine geriledi. Bir başka ifadeyle tarımda çalışanların sayısı 1 milyon 554 bin kişi azaldı. 2009 yılının başında, her 100 kişiden yaklaşık 25’si tarım sektöründe çalışıyordu. 2000 yılının aynı döneminde bu oran yüzde 37 idi. 2009’da ise ekonomik krizin etkisiyle kentlerde işinden olan niteliksiz nüfus köylere geri döndü. Böylece olağan dışı bir gelişme olarak tarım nüfusu biraz artarak 2009 yılı sonunda 7 milyon 353 bine yükseldi. Ancak bu olağandışı durum bütün gelişmiş ülkelerde yaşanan, tarımda istihdam edilen nüfusun daha iyi bir hayat arzusuyla şehirlere göç ederek hizmet ve sanayi istihdamına dahil olması dinamiğini değiştirmeyecektir. Böylece Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) öngördüğü şekilde 2023 yılında tarım sektörünün istihdam içindeki payı yüzde 10’a düşecektir. Bu da önümüzdeki 13-14 yılda 4 milyon 200 bin tarım çalışanının işsiz kalması anlamına geliyor. Diğer bir deyişle her yıl 300 – 400 bin büyük ölçüde eğitimsiz tarım çalışanına iş bulmak zorundayız. Bu dinamik önümüzdeki 10 yıl boyunca ülkemizde işsizlik sorunun en ciddi boyutlarından biri olacak.
AVRUPA’DA ORTALAMA TARIM NÜFUSU %7…
Türkiye’nin yaşayacağı dönüşümü görmek için AB ülkelerine bakmak lazım. Avrupa’daki ülkelerin AB’ye girdikten sonra tarımda çalışan nüfusunun toplam çalışanlara oranının %10’un altına indiğini görüyoruz. Ortalama rakam %7-8 seviyesindedir. Tarımda işsiz kalanların çok büyük ölçüde hizmet sektöründe iş buldukları görülüyor. Bu değişimi Tablo 1’de veriyorum.
TABLO 1
Tarım Sektörü             Hizmet Sektörü

1978  2001                    1978  2001

(%)        (%)                 (%)       (%)

Fransa             9.2      3.7                      54.1  72.2
Almanya          5.8       2.6                      49.9  64.8
İtalya              15.5      5.3                       46.4  62.6
İspanya          20.4      6.4                      43.0   61.9
Hollanda           5.4       2.9                       61.6  75.9
İsveç                  6.1        2.3                      60.9  74.0
İngiltere            2.8        1.4                       58.2  73.7

GELİŞMİŞ ÜLKELERDEN ALINACAK DERSLER

Şimdi Avrupa’nın bu dönüşümü nasıl yönettiğine bakalım. Genel olarak bakıldığında birçok ülkenin aşağıdaki uygulamalara başvurdukları görülüyor:
• Yaygın tarımdan yoğun tarıma geçilerek katma değerin artırılması,
• Var olan tarımsal alanların ve çiftliklerin verimli şekilde kullanılması
• Özellikle katma değeri yüksek olan meyve ve sebze üretimine ağırlık verme ve daha çok Akdeniz tipi üretime yönelme
• Turizm gibi alternatif faaliyetler geliştirme
• Ürün çeşitlendirme yollarına gitme. Bu yapılırken özellikle 2 tip programa ağırlık verilmiştir: Çevreci tarımsal üretime yönelme ve şehir dışı yerleşimin korunması.
Yine yeni “iş yaratma” yönünde gelişmiş ülkelerin attıkları adımlar ve bu kapsamda bizim yapabileceklerimizden bazıları şunlardır:
o Doğal alanların korunması, özellikle doğası çok özel olan alanların korunması. Ormanların sürekli olarak yönetilmesi ve korunma altına alınması. Bu hem insanların yararlanmaları ve ayrıca bio-dengenin korunması için gerekli. Başta Karadeniz olmak üzere ülke genelinde bu yönde proje uygulanabilir.
o Bitki ve yeşilliklerin gıda-dışı amaçlarla da kullanılması örneğin enerji üretimi ve endüstride kullanımı gibi. Bu doğrultuda bazı endüstrilerin ülkemizde gelişimine katkıda bulunmak gerekiyor.
o Organik tarımın yaygınlaştırılması. GAP Bölgesi’nde bu alanda büyük potansiyel mevcut.
o Yeşil turizmin yaygınlaştırılması. Büyük şehirlerin 2-3 saatlik mesafesindeki tarım bölgelerinde bu turizm alanında potansiyel bulunuyor.
o ABD’nin Kaliforniya Eyaleti örneğinde görüldüğü üzere tarım ile gıda sektörü arasında en ileri düzeyde entegrasyonun sağlanması ve bu doğrultuda büyük tarım işletmelerin oluşturulması gerekiyor. Uzmanlar 50 yıl önce ABD`nin Kaliforniya eyaletinin de Güneydoğu`nun yaşadığı sorunları bire bir yaşadığını; bugün Kaliforniya`da bugün her birinin yıllık cirosu 1 milyar doları aşan en az 20 tarım ürünü bulunduğunu belirtiyor. GAP`ta sulanabilir alanlar, Kaliforniya`nın yarısından biraz fazla.
o İspanya başta olmak üzere çağdaş bir kooperatifçiliğin geliştirilmesi. Bugün İspanya’da kooperatiflerin bankaları dahi bulunmakta, gerekli yatırımı bu kooperatifler eliyle yapmaktadırlar. Küçük tarım işletmelerin bulunduğu ülkemizde kooperatiflerin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır.

YÜKSELEN ALAN ORGANİK TARIM
Organik tarım gelişmiş ülkelerde tarımın en hızlı gelişen kategorilerdir. Örneğin, Fransa’da bu konuya özel olarak çalışan kooperatifler bölgesel olarak organik tahılın toplanmasıyla ilgili organize oluyorlar. Bunun yanında büyük gıda tedarikçilerinin ürün gamlarına organikleri de eklemeleriyle çiftçiler faaliyetlerini yeniden yapılandırmak zorunda kaldılar. Avusturya’da, organik ürün üreticileri artık doğrudan büyük gıda tedarikçileriyle kontrat imzalıyorlar. Bu tedarikçilerle olan bağlarını sağlamak için bir firma ile çalışıyorlar.
İngiltere’de de benzer bir şekilde çevre ile ilişkilendirilmiş tarımsal uygulamalar tarım alanında farklı bir istihdam türü yarattığı gibi, aynı zamanda şirketlerde belli bazı iş alanlarının oluşmasına neden oldu. Çitlendirme, teraslandırma, taş duvarların tamiri gibi işler emek yoğun bir iş alanının oluşmasına ve dolayısıyla ek istihdama neden olmuştur.

DAHA ESNEK BİR İŞGÜCÜ PİYASASI OLUŞTURMALIYIZ…
Amerika da tarımsal dönüşüm sürecinde açığa çıkan işgücüne büyük ölçüde hizmet sektöründe iş bulmuştur. Bu doğrultuda daha esnek bir işgücü oluşturmuştur. 2005 yılında yapılan bir araştırmaya göre Amerika ile Avrupa arasındaki fark aslında hizmet sektöründe çalışan kesimin ücretlendirilmesi, niteliği, çalışma şartlarının düzenlenmesi gibi alt başlıklarda olmaktadır. Örneğin Amerika’da esnek işgücüne uygun bir altyapı sağlayarak, yarı zamanlı çalışmaya uygun (düşük olmayan) ve rekabetçi ücretler sağlanmakta; iş gücünün okur-yazar olması gibi, çocuk bakımı gibi hizmetlerin ayrıca sağlanması ile de kadının gittikçe artan bir şekilde iş yaşamına atılması hizmet sektörüne olan ihtiyacın artmasına yol açarak pazarı gittikçe büyütmektedir.
Bununla ilgili olarak geleneksel aile düzeni ve sosyal normların geçerli olduğu Güney Avrupa ülkelerinde yani İspanya ve Güney İtalya’da hizmet sektörü bu kadar büyüyememiştir. Ev hizmetleri, dışarıdan yemek siparişi hizmetleri gibi hizmetler hep gelenekçi olmayan, kadının da erkeğin de iş yaşamında eşit olarak var olduğu toplumsal yapılarda büyümektedir.
Sonuç olarak İrlanda, Hollanda, Danimarka, İsveç ve İspanya gibi ülkeler işsizliği önlemek için istihdam pazarında büyük değişiklikler yapmış; işsizlikle ilgili yan hakları cömertçe arttırmıştır. Örneğin Almanya, bu alanlarda son derece avantajlı bir sosyal model yaratmış olmasına rağmen işsizlik oranını Avusturya ya da Hollanda düzeyine çekememiştir.
BALIKÇILIKTAN ORMANCILIĞA KADAR MESLEKİ EĞİTİMLER…
Gelişmiş ülkelerde tarım alanında da çok özelleşmiş mesleki eğitimler bulunuyor. Örneğin, Fransa’da, tarımı ve tarımla ilgili yeni iş alanlarını daha da fazla istihdama yöneltmek için çeşitli mesleki eğitimler yer almaktadır. Bu mesleki eğitimler arasında:
• Ağaç yetiştiriciliği
• Bahçıvanlık
• Fidancılık
• Şarapçılık
• Peyzaj
• Ormancılık
• Büyük baş hayvancılık
• Küçük baş hayvancılık
• Balıkçılık
• Bayındırlık hizmetleri
• Tarım hizmetleri
vb. yer almaktadır.
Maalesef dünyada bunun gibi çok farklı çözüm yöntemleri olmasına rağmen, ülkemizde tarımda yaşanacak çözülme ve bunun işsizlik boyutuna dair konular gündeme gelmemektedir. 4 milyonun üzerinde eğitimsiz işgücünün nerede istihdam edileceği belirsizdir. Bu noktada gerçekçi bir kalkınma modeli belirlenerek, şimdiden söz konusu işgücünün gerekli yetkinlikleri kazanması için eğitim açısından gerekli adımların atılması gerekmektedir.

AB’YE TARIMDA UYUM   2050’DE Mİ?
• Türkiye’nin tarımsal kalkınma noktasında en ciddi itici unsur AB uyum süreci. Avrupa Birliği Tarım Bakanları’nın Eylül 2009’da İsveç’te gerçekleştirdikleri toplatnıda Türkiye adına da önemli mesajlar çıktı. Tarım Bakanlığı yetkililerinin Avrupa Birliği ortak tarım politikasına uyum sürecinde ülkemizde başlıca şu değişimlerin yaşanmasını bekliyorlar:
• Devletin tarıma yönelik destekleri ve müdahale alımları azalacak.
• Tarımsal işletmeler, Avrupa Birliği standartlarında üretim ve kaliteyi yakalayacak biçimde yapılandırılması şart.
• Üretimde verimlilik esas olacak. Verimsiz işletmelerin desteklenmesine ilişkin politikalar kısıtlanacak.
• Pazarlama ve rekabet açısından üreticilerin örgütlenmesi gerekir.
Tarımın kayıt altına geçişi artacak.
Ancak bu uyum sürecine yönelik şu ana kadar atılan hiçbir ciddi adım yok. Kırsal kalkınma programlarının sağlıklı yürümesi için olmazsa olmaz konumdaki bölgesel kalkınma ajanslarının oluşumu dahi son derece yavaş ilerliyor. Eğer hükümet AB tarım politikalarına uyum konusunda mevcut tempo ile ilerlerse Türkiye’nin uyumu herhalde 2050’den önce gerçekleşmez.

Saygılarımla,
Umut Oran,
CHP Üyesi, İş İnsanı