Yazılar

Umut Oran davasında hukuk skandalı



 Skandal mahkemeden dönünce anlaşıldı 

Paralel savcı gitti ama fezlekesi kopyala-yapıştırla davaya dönüştü

CHP’li Umut Oran hakkında, kumpas olduğu ortaya çıkarak birer birer çöken davalar hakkında 2012 yılında yaptığı açıklamalar nedeniyle açılan ceza davası bir hukuk skandalına dönüştü. Milletvekili iken Umut Oran hakkında fezleke düzenleyen, ancak Paralel Devlet Yapılanması (PDY-FETÖ) üyesi olduğu için görev yeri değiştirilen ve HSYK’nın hakkında inceleme başlattığı Silivri eski Başsavcısı Ali İşgören’in hazırladığı fezlekeyi tamamıyla kopyala yapıştır yöntemiyle iddianameye dönüştüren yeni cumhuriyet savcısı Mehmet Anıl Arslanoğlu’nun, Umut Oran’ın tek satır dahi savunmasını almadan dava açtığı ortaya çıktı. Umut Oran bu skandalı ancak, Silivri 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin “Umut Oran daha milletvekili iken bile TBMM’ye başvurarak yargılanmak için dokunulmazlığının kaldırılmasını istemiş neden şimdi davayı açmadan önce savunmasını almadınız” diyerek iddianameyi iade etmesiyle öğrenebildi. Hukuk skandalıyla birlikte başlayan davanın ilk duruşması 16 Mayıs’ta Silivri 2. Asliye Ceza Mahkemesinde yapıldı. Savcı Ali İşgören’in eşi Zuhal İşgören de daha önce Silivri 2. Asliye Ceza Mahkemesinde görev yapmış, ancak İstanbul Jandarma Alay Komutanı Albay Hüseyin Kurtoğlu’nun generalliğe terfisini önlemek için düzenlenen kumpasta yer alarak mahkumiyet kararı verdiği gerekçesiyle HSYK tarafından görevden uzaklaştırılmıştı.

BAŞBUĞ, HABERAL VE BALBAY’I ZİYARET ETTİĞİ GÜN

Tüm dünyada 160 ülke ve kurumun üyesi bulunduğu Sosyalist Enternasyonal’in Başkan Yardımcısı olan Umut Oran ile ilgili hukuki süreç 3 Şubat 2012’de Silivri cezaevinde İlker Başbuğ, Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal’ı ziyaret sonrasında Silivri İlçe Başkanlığında düzenlediği basın toplantısı nedeniyle başladı. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün artık paralel kumpas olduğu Yargıtay kararıyla da ortaya çıkan Ergenekon’un “savcısı” olduğunu söylediği günlerde, 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ 6 Ocak 2012’de tutuklanarak cezaevine konulmuştu ve Umut Oran da böyle bir ortamda “Genelkurmay Başkanı’ndan terörist olmaz. Bütün yaşamı PKK Mücadelesi ile geçmiş İlker Başbuğ terörist ise, onun amiri konumunda olan ve Yüksek Askeri Şura’ya başkanlık yaparak onun atamasını gerçekleştiren Başbakan da teröristbaşıdır. Böyle saçmalık olmaz” açıklamasını yapmıştı. Umut Oran, aynı gün TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’na da yazılı olarak başvurarak Recep Tayyip Erdoğan’ın da tanık sıfatıyla dinlemesini talep etmişti.

AKP’LİLERİN ŞİKAYETİ ÜZERİNE

Dönemin AKP Silivri İlçe Başkanı Metin Karakaş ve bugün AKP İlçe Başkan Yardımcısı olan Zeliha Atak Bozkurt’un suç duyurusu üzerine dönemin Silivri Başsavcısı Ali İşgören fezleke düzenlemişti. Savcı Umut Oran’ın “kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret” suçundan 1 yıl 2 ay ile 2 yıl 4 ay arasında hapis cezasına çarptırılması ve kamu haklarının kısıtlanması istemiyle soruşturulmasını talep etmişti. Fezlekenin TBMM’ye ulaşmasının hemen ardından Umut Oran 10 Ocak 2013’te TBMM Anayasa-Adalet Karma Komisyona başvurarak dokunulmazlığının kaldırılmasını talep etmişti.

YENİ SAVCIDAN HUKUK SKANDALI

7 Haziran ve 1 Kasım 2015 seçimlerinde aday gösterilmediği için artık milletvekili olmayan Umut Oran’a bu fezleke ile ilgili olarak savcılıktan herhangi bir bildirimde bulunulmazken Silivri’nin yeni savcısı Mehmet Anıl Arslanoğlu’nun kendisinden tek satır dahi savunma almadan Umut Oran hakkında 15 Ekim 2015’te iddianame düzenlediği ortaya çıktı. Böylece, paralel devlet yapılanması (PDY-FETÖ) üyesi olduğu için başsavcılıktan alınıp düz savcı olarak atanan ilk savcının düzenlediği fezleke olduğu gibi kopyala, kes, yapıştır yapılarak iddianame düzenlenildiği anlaşıldı.

MAHKEME SKANDAL İDDİANAMEYİ SAVCIYA İADE ETTİ

Savcının hukuk skandalı Silivri 2. Asliye ceza mahkemesinin, CMK’ya aykırı düzenlendiği gerekçesiyle iddianameyi savcıya iade etmesiyle ortaya çıktı. Mahkemenin iade kararında; savcının sadece sanığın aleyhine değil lehine olan hususları da toplaması gerektiği, Yargıtay içtihatlarına göre adil yargılama için şüphelinin kendisine yöneltilen suçlamalardan haberdar edilmesi, savunmasının alınması, şüphelinin lehine olan kanıtların toplanmaması nedeniyle yargılama aşamasında sürenin uzayacağı bu durumun da AİHS’ye aykırı olacağı, üstelik Umut Oran’ın fezleke TBMM’ye ulaşır ulaşmaz daha milletvekili iken yargılanmak için dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle TBMM’ye başvurmasına ilişkin dilekçesinin dosyada bulunduğuna da işaret edilmesi dikkat çekti.

Mahkemenin iade kararı üzerine ancak haberdar edilen umut oran, avukatı Turgut kazan ile birlikte 3.3.2016 tarihinde, paralelci olduğu ortaya çıkan eski savcının hazırladığı fezlekeyi olduğu gibi kopyalayarak iddianame hazırlayan savcı Mehmet Anıl Arslanoğlu’na ifade verdi.

TURGUT KAZAN: MÜVEKKİLİM İRONİ YAPMIŞTI!

Yazılı olarak da verilen savunmada Turgut Kazan şunları kaydetti:

Müvekkilim Ana Muhalefet Partisi Genel Başkan Yardımcılığı yapmış bir politikacıdır. Bu sıfatıyla ve milletvekili olarak, 03.02.2012 günü Silivri Cezaevi’nde, Pensilvanya öyle istediği için tutuklanan, eski Genelkurmay Başkanı İlker BAŞBUĞ ile Mehmet HABERAL ve Mustafa BALBAY’ı ziyaret ettikten sonra, Silivri CHP ilçe merkezinde görüşlerini açıklamıştır. Söylediği sözler, yargı faaliyeti adı altında yapılan apaçık bir haksızlığın ve zulmün teşhirinden ibarettir. Örneğin, terörle mücadele veren bir ülkede, TSK ile Genelkurmay Başkanının “terörist” sayılarak içeri alınmasının DÜŞMANLIK olduğunu söylemiştir. Ve Genelkurmay Başkanının Başbakana bağlı olduğuna vurgu yaparak, “onun da ifade vermesi gerekir” demiştir. Böylece, ironi olarak tanımladığı bir yöntemle, Silivri’deki yargılamalara karşı çıkmıştır. Açıklamasında kullandığı yönteme, mantık biliminde “koşullu önerme” denir. İki basit önerme “İSE” bağlacıyla birleştirilerek yapılır. Art bileşende dile getirilen yargı, ön bileşendeki yargıya bağlanır. Bunlardan biri doğru değilse, diğerinin de doğru olamayacağı sonucu çıkar. Dolayısıyla, İlker BAŞBUĞ’un terörist olamayacağı vurgulandığına göre, Başbakana terörist denilmiş olamaz. Ama o tarihteki tarafsız/bağımsız yargının, daha sonra başbakanı da tutuklamaya soyunduğu unutulmamalıdır. Demek oluyor ki savcı o yargılamaları “tarafsız/bağımsız yargı faaliyeti” ve bu nedenle İlker BAŞBUĞ’u terörist saydığı için, art bileşendeki önermeyi suç saymıştır.

ALBAY HÜSEYİN KURTOĞLU DAVASINDA ETKİN İSİMDİ

Oysa fezlekeyi hazırlayan Başsavcı Ali İŞGÖREN başta olmak üzere, Pensilvanya suç örgütünün yargı formatıyla ne oyunlar oynadığı açıklanmıştır, kanıtlanmıştır. Örneğin, Silivri’de Jandarma Albay Hüseyin KURTOĞLU’na yapılanlar, vicdanlara sığmayan, çok acı ve korkunç bir “yargı faaliyeti” tuzağıdır. Dolayısıyla, kurulan kumpaslar bu kadar ortaya dökülmüşken, iddianameyi yazan Savcının, Başsavcı Ali İŞGÖREN’in fezlekesini kopyalayarak, TSK’nin ve Genelkurmay Başkanı İlker BAŞBUĞ’un tutuklanıp yargılanmasını,  “bağımsız ve tarafsız yargı faaliyeti” sayıp müvekkilimizi suçlaması olacak şey değildir. Tam ibretlik bir yaklaşımdır, asla kabul edilemez. Dolayısıyla, müvekkilimizin kullandığı yöntemin, bu gerçeklerle birlikte düşünülüp değerlendirilmesi gerekir.”

FEZLEKEYİ HAZIRLAYAN SAVCI KİMDİ?

Eski Silivri Başsavcısı Ali İşgören, Silivri Cezaevi’ni toplama kampına benzeten ve Ergenekon davasına bakan mahkeme heyeti hakkında ”Onlara yargıç demeyi içime sindiremiyorum” diyen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında da “Mahkeme üyelerine hakaret ve adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” iddiasıyla fezleke düzenlemişti.

Ali İşgören’in sorumlu olduğu Silivri cezaevinin kötü koşulları TBMM Cezaevi İzleme Komisyonu raporuna da yansımıştı. Silivri’deki mahkumların günlük sadece 5-6 dakika su kullanabildiği şikayeti üzerine Ali İşgören, “Yaşanan sıkıntılar, suyun kötü niyet veya ihmal edilerek kullanımından kaynaklanmaktadır” demiş, CHP’li Malik Ejder Özdemir’e de “Tutuklular sırf devlete zarar olsun diye suyu boşa akıtıyorlar” yanıtını vermesi tutanaklara yansımıştı.

ERDOĞAN DA TUTUKLAMAYI ELEŞTİRMİŞTİ 

Dönemin Başbakanı Erdoğan da 5 Ağustos 2012’de Başbuğ’un tutuklanmasını eleştirmiş, “İlker paşamızla alakalı olarak ben yapılan benzetmeleri ve yakıştırmaları asla doğru bulmuyorum. Yani bir örgüt elemanıymış, bir örgütün mensubuymuş gibi bu tür yaklaşımları kesinlikle çok çok çirkin buluyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Genelkurmay Başkanlığı makamına gelmiş bir insan için bu tür bir yakıştırmanın, bu tür bir benzetmenin doğru olmadığını ve insaf dışı olduğunu kesinlikle düşünüyorum” açıklamasını yapmıştı.

ERDOĞAN’IN AVUKATLARI DA İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ SAVUNUYOR!

Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sarf ettiği; “Alçak, zalim, kapkaranlık, cahil, tiksinti verici, vatan haini, lümpen, terör örgütünün maşası, ahlaksız, mandacı artığı, ruhu kirlenmiş” sözleri nedeniyle kendisi aleyhine açılan bir tazminat davasında avukatlarının geçen ay mahkemeye sunduğu savunmada, “(İfade özgürlüğü) Devletin veya nüfusun bir bölümü için saldırgan, şoke edici veya rahatsız edici bilgiler ve düşünceler için de geçerlidir ve bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz” demesi de dikkat çekmişti.

Mahkeme kapılarıyla mücadelemi engelleyemezsiniz



“Sadece beğenilmeyen Başbakanlar değil seçmen tabanında karşılık bulacağı düşünülen muhalefet partilerinin Genel Başkan Adaylarının da binbir türlü yolla üstleri çizilmeye çalışılıyor.”

İSTANBUL

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı CHP’li Umut Oran, Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul milletvekili iken eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’u ziyaretinin ardından Silivri İlçe Başkanlığında yaptığı basın toplantısı nedeniyle hakkında açılan davanın ilk duruşmasına katıldı. Duruşma sonrasında basın toplantısı düzenleyen Umut Oran, “Sadece beğenilmeyen Başbakanlar değil seçmen tabanında karşılık bulacağı düşünülen muhalefet partilerinin Genel Başkan Adaylarının da binbir türlü yolla üstleri çizilmeye çalışılıyor. Kullanışlı paralel yapı savcılarından sonra kullanışlı TOMA’ların da olası muhalefet liderlerinin önünü kesmek için kullanılabileceklerini, yargı eliyle muhalefetin dizayn edilmek istendiğini gözlemleme fırsatı bulduk. İktidar güçlerine dayanarak muhalefet liderlerini susturmaya çalışanlar bilmelidirler ki beni mahkeme kapılarında uğraştırabilirsiniz ama mücadelemi asla engelleyemezsiniz” diye konuştu. 

HUKUK TARİHİNE GEÇECEK KARA LEKE

Duruşma sonrasında Silivri İlçe Başkanlığında basın toplantısı düzenleyen Umut Oran şöyle konuştu:

Bugün milletvekili olduğum dönemde açılan ve hukuk tarihine kara bir leke olarak geçecek bir dava sebebiyle Silivri’deydim. 2012 yılında dönemin Başbakanı’na hakaret gerekçesiyle açılan bu dava, bana göre, Türk yargısının AKP ve Fethullah Gülen Terör Örgütü eliyle nasıl bir keşmekeşe dönüştürüldüğünün ibret verici bir örneğidir. Bu dava dahi dokunulmazlığın özellikle muhalefet milletvekilleri için etkili bir muhalefet için ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. 

KUMPASÇI BAŞSAVCIDAN KOPYALA YAPIŞTIR

Fezlekeyi hazırlayan Silivri eski Başsavcısı Ali İşgören, kamuoyunda Fethullah Gülen Terör Örgütüyle bağlantılı olarak değerlendirilen bir şahıstır ve yargı gücünü terör örgütü lehine kullandığı öne sürülmektedir. Bu gerçek ortadayken ve AKP hükümeti “Paralel Devletle mücadele ediyorum” derken ilgili Cumhuriyet Savcısının iddianamesinde Fethullah Gülenci Başsavcı Ali İşgören’in fezlekesini aynen kopyalayıp iddianameye koyması hukuksuzluğun devam ettiğinin göstergesidir. Şayet “Paralel Devlet Yapılanmasıyla” mücadele ediliyorsa ve bugüne kadar onlarca kumpas davasının açıldığı kabul ediliyorsa o halde bu dava neden devam etmektedir? Fethullahçı olduğu tescillenen ve HSYK’da hakkında kapsamlı bir dosya bulunan eski bir başsavcının fezlekesi neden bir cumhuriyet savcısı tarafından aynı şekilde iddianameye konulmuştur? 

TÜRKİYE DAVALARLA SUSTURULMAK İSTENİYOR

Cevap, acı ama basittir! Yargı, tarafsız hareket etme kabiliyetini belli noktalarda kaybetmiştir. Özellikle Cumhurbaşkanı söz konusu olduğunda yargı mensupları kendilerini büyük bir baskı altında hissetmekte ve hukuk fakültelerinden aldıkları diplomalara ihanet etme pahasına otomatik olarak davalar açılmaktadır. Tüm Türkiye “dava tehdidiyle susturulmak istenmektedir.” Ancak geçen 14 yıl içinde yaşanan hukuksuzluklar düşünüldüğünde tüm bu yaşananlar şaşırtıcı olmamalıdır.  

YARGIYLA MUHALEFETİ DİZAYN ETMEK İSTİYORLAR

Daha dün, Milliyetçi Hareket Partisi’nin “olağanüstü kurultayının” nasıl yargı, polis ve siyasiler eliyle engellendiğine şahit olduk. Gelinen noktada sadece beğenilmeyen Başbakanların değil seçmen tabanında karşılık bulacağı düşünülen muhalefet partilerinin Genel Başkan Adaylarının da bin bir türlü yolla üstlerinin çizilmeye çalışıldığını görmüş olduk. Kullanışlı paralel yapı savcılarından sonra kullanışlı TOMA’ların da olası muhalefet liderlerinin önünü kesmek için kullanılabileceklerini, yargı eliyle muhalefetin dizayn edilmek istendiğini gözlemleme fırsatı bulduk.

Bütün hukuksuzluklara ve muhalefeti topyekûn susturma girişimlerine rağmen bir hakikatin altını çizmem gerekiyor. 14 yıllık AKP zulmü Balyoz, Ergenekon, Askeri Casusluk gibi kumpas davalarıyla ve sınav sorularının çalınması, torpil, adam kayırmacılık gibi yolarla pek çok vatandaşı mağdur etmiştir. Milyonlarca yurttaş sadece AKP’li olmadıkları için düşmanca davranışlara maruz kalmış, iş ve aile düzenleri bozulmuştur. 

MAHKEME KAPILARIYLA MÜCADELEME ENGELLEYEMEZSİNİZ

Böylesine dramatik gerçekler ortadayken malum zihniyetin benim gibi muhalif siyasileri hedef almalarını normal karşılıyorum. Ancak iktidar güçlerine dayanarak muhalefet liderlerini susturmaya çalışanlar bilmelidirler ki beni mahkeme kapılarında uğraştırabilirsiniz ama mücadelemi asla engelleyemezsiniz. 

CHP ÇATISI ALTINDA MÜCADELEYE ÇAĞIRIYORUM

Her ne olursa olsun Atatürk’ün emanet ettiği laik Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkmaya ve hakları gasp edilen yurttaşlarımız için en ön safta adalet savaşı vermeye devam edeceğim. Bugünler geçecektir. Bu karanlık mutlaka aydınlığa dönecek ve hak yerini bulacaktır. O gün geldiğinde hep beraber, el ele; daha adil, daha demokratik, daha zengin bir ülke kuracağız. Herkesin adalet bulduğu, kimsenin yargı eliyle susturulmaya çalışılmadığı o günler yakındır. Tüm yurttaşlarımıza yeni döneme hazır olma çağrısı yapıyorum ve herkesi CHP çatısı altında, benimle birlikte mücadeleye çağırıyorum.

İndir (PDF, 103KB)

 

 

AKP, Yeni Bir Silivri Süreci Planlıyor !



Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Umut Oran, Türkiye Cumhuriyeti’nin “hukuk tanımaz AKP eliyle dönüştürüldüğü bir dönemde” ortaya atılan dokunulmazlıkların kaldırılması teklifinin, muhalefet partilerine kurulan büyük bir tuzak olduğunu belirterek, “AKP, HDP’yi örtü olarak kullanıp CHP’li ve MHP’li milletvekillerinden bir kısmını da hapse atarak yeni bir Silivri süreci yaratmak istemektedir. CHP’nin ve MHP’nin, inandıkları için değil de sırf AKP onları zora sokar düşüncesiyle dokunulmazlıkların kaldırılması için ‘Evet’ oyu kullanması, tam anlamıyla rakibin kurallarını kabul etmek anlamına gelecektir. Sorumlu bir siyasetçi olarak, AKP’nin yarattığı hukuksuzluk ortamında, “Bizim verilemeyecek hesabımız yok!” şeklindeki meydan okumalar yerine “Bizim AKP’nin zindanlarına atılacak tek bir milletvekilimiz yok!” denilmesini gerekli görüyorum” dedi. 

MUHALEFETE KURULAN BÜYÜK TUZAK

Umut Oran bugün yaptığı yazılı açıklamasında şunları kaydetti:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk tanımaz AKP eliyle dönüştürüldüğü bir dönemde ortaya atılan “dokunulmazlıkların kaldırılması” teklifi, muhalefet partilerine kurulan büyük bir tuzaktır.

İktidara geldiği günden bu yana, meclisteki çoğunluğuna güvenerek baskıcı bir düzen kuran ve her fırsatta hukuku ayak bağı olarak gördüğünü ifade eden bir zihniyetin “dokunulmazlıklar” konusunu da “hesap verilebilirlik” temelinde ele almadığı açıktır.

AKP TEK BAŞINA DA DOKUNULMAZLIKLARI KALDIRABİLİR

AKP; siyasi hayatı kilitleyecek, kaos ortamını sürekli kılacak yeni bir tezgah peşindedir. Öne sürülenin aksine kaleme alınan değişiklik teklifinin tek hedefi “teröre destek veren HDP’li milletvekilleri” değildir. Şehirlerin bombalarla doldurulmasına göz yumanların “terörle mücadele ediyoruz” iddiaları da samimiyetten uzaktır. Üstelik AKP’nin, teröre doğrudan destek veren milletvekillerinin dokunulmazlıklarını hemen bugün kaldırmasının önünde tek bir engel dahi bulunmamaktadır.

YENİ SİLİVRİ SÜRECİ YARATILIYOR

Şüphesiz ki PKK bir terör örgütüdür ve teröre destek veren herkes, tıpkı terör örgütleriyle pazarlık masaları kuranlar gibi, mutlaka cezalandırılmalıdır. Ancak AKP, HDP’yi örtü olarak kullanıp CHP’li ve MHP’li milletvekillerinden bir kısmını da “hapse atarak” yeni bir “Silivri” süreci yaratmak istemektedir.

AKP’nin teklifi kabul edildiği takdirde “Yasama da bizim, yürütme de bizim, yargı da bizim!” diyen anlayış yeni bir mevzi kazanmış ve CHP’yi de hapishane önlerinde siyaset yapmaya mahkum etmiş olacaktır.

Daha birkaç yıl öncesine kadar düzmece gerekçelerle cezaevine konulan CHP’li milletvekilleri örneği ortadayken “Bedel ödemeye hazırız!” açıklamaları yapmak, tarihten ders almamakta ısrar etmek demektir.

KUDDUSİ OKKIR’I ANIMSATTI

14 yıllık AKP iktidarında muhalefet milletvekillerini, partileri ve kişileri hedef alan, yalana ve iftiraya dayalı propagandanın her türüne şahit olan bizler için “Eğer kabul etmezsek AKP bizi suçlu ilan eder!” gibi cümleler büyük bir yanılgı demektir. Zira bir şey yapmak ya da yapmamak AKP zihniyetinin kara propaganda faaliyetlerini engellememiştir. Rahmetli Kuddusi Okkır’ı hiç bir suçu yokken “Ergenekon’un Kasası” diye ölüme gönderenlerin CHP’yi hedef alan tüm sözleri de kategorik olarak “yok hükmünde” sayılmalıdır. Rakibin ne dediğine odaklanarak, rakibim beni suçlamasın denilerek siyaset yapmak mümkün değildir. Siyasi partiler ilkelerine, akıla, bilime ve kendi seçmenlerine göre karar vermeli, rakibin iddialarını asla ciddiye almamalıdır.

ZİNDANA ATILACAK TEK BİR MİLLETVEKİLİMİZ YOK

CHP’nin ve MHP’nin, inandıkları için değil de sırf AKP onları zora sokar düşüncesiyle dokunulmazlıkların kaldırılması için “Evet” oyu kullanması, tam anlamıyla rakibin kurallarını kabul etmek anlamına gelecektir.

Sorumlu bir siyasetçi olarak, AKP’nin yarattığı hukuksuzluk ortamında, “Bizim verilemeyecek hesabımız yok!” şeklindeki meydan okumalar yerine “Bizim AKP’nin zindanlarına atılacak tek bir milletvekilimiz yok!” denilmesini gerekli görüyorum.

Bu anlamda, muhalefetteki tüm siyasi parti liderlerini, AKP’nin neyi hedeflediğini kesin olarak bilmedikleri her konuda tedbirli davranmaya ve tek başlarına karar almak yerine partilerinin yetkili kurullarını toplayarak ortak aklı egemen kılmaya davet ediyorum.

Basın Açıklaması;

İndir (PDF, 55KB)

 

Avrupa solu, Silivri'ye – Cumhuriyet



Adalet Bakanlığı’nın yabancı oldukları gerekçesiyle izin vermediği Sergei Stanishev, Luis Ayala ve Giacomo Fillibeck dün Sosyalist Enternasyonel Başkan Yardımcısı Umut Oran ve CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer ile birlikte Silivri Cezaevi önüne gelerek Dündar ve Gül’e dışarıdan desteklerini iletti. Luis Ayala, “İki gerekçeyle buradayız. Birincisi Türkiye’ye ve Türk insanına dostluk mesajı göndermek için. Barış, özgürlükler ve haklar ajandasında ileri gitmek isteyen Türk halkı için. İkincisi de Can ve Erdem’e destek vermek için. Türkiye çok önemli tehditlerle karşı karşıya.
Tehditler karşısında demokratik değerlere sarılmak gerekiyor. Avrupa’daki soysal demokrat liderleri Silivri’ye dayanışmaya çağırıyorum” diye konuştu. Sergei Stanishev ise Dündar ve Gül’ün durumunu başından itibaren çok yakın• • Ayala’dan gazetemize ziyaret Sosyalist Enternasyonal Genel Sekreteri Ayala ve Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Umut Oran, Silivri’nin ardından gazetemizi ziyaret ederek Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı Tahir Özyurtseven, Yayın Danışmanı Doğan Satmış, Haber Koordinatörü Murat Sabuncu ve Dış Haberler Müdürü Pınar Ersoy ile görüştü. Oran, daha önce Luis Ayala’yla birlikte Mustafa Balbay’ı cezaevinde ziyaret ettiklerini anımsattı. Ayala da ne zaman Türkiye’ye gelse hep cezaevi ziyaret ettiğini ve duruşma izlediğini artık bunun da engellendiğini söyledi. Ayala, Dündar ve Gül’e yazdığı notu da iletilmek üzere gazetemiz yetkililerine teslim etti. Ayala’nın notunda, “Buraya basın özgürlüğü ve gerçeği ortaya çıkarmadaki mücadelenize desteğimizi ve dayanışmamızı sunmaya geldik.

cum

Avrupa solu, Silivri’ye – Cumhuriyet



Adalet Bakanlığı’nın yabancı oldukları gerekçesiyle izin vermediği Sergei Stanishev, Luis Ayala ve Giacomo Fillibeck dün Sosyalist Enternasyonel Başkan Yardımcısı Umut Oran ve CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer ile birlikte Silivri Cezaevi önüne gelerek Dündar ve Gül’e dışarıdan desteklerini iletti. Luis Ayala, “İki gerekçeyle buradayız. Birincisi Türkiye’ye ve Türk insanına dostluk mesajı göndermek için. Barış, özgürlükler ve haklar ajandasında ileri gitmek isteyen Türk halkı için. İkincisi de Can ve Erdem’e destek vermek için. Türkiye çok önemli tehditlerle karşı karşıya.
Tehditler karşısında demokratik değerlere sarılmak gerekiyor. Avrupa’daki soysal demokrat liderleri Silivri’ye dayanışmaya çağırıyorum” diye konuştu. Sergei Stanishev ise Dündar ve Gül’ün durumunu başından itibaren çok yakın• • Ayala’dan gazetemize ziyaret Sosyalist Enternasyonal Genel Sekreteri Ayala ve Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Umut Oran, Silivri’nin ardından gazetemizi ziyaret ederek Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı Tahir Özyurtseven, Yayın Danışmanı Doğan Satmış, Haber Koordinatörü Murat Sabuncu ve Dış Haberler Müdürü Pınar Ersoy ile görüştü. Oran, daha önce Luis Ayala’yla birlikte Mustafa Balbay’ı cezaevinde ziyaret ettiklerini anımsattı. Ayala da ne zaman Türkiye’ye gelse hep cezaevi ziyaret ettiğini ve duruşma izlediğini artık bunun da engellendiğini söyledi. Ayala, Dündar ve Gül’e yazdığı notu da iletilmek üzere gazetemiz yetkililerine teslim etti. Ayala’nın notunda, “Buraya basın özgürlüğü ve gerçeği ortaya çıkarmadaki mücadelenize desteğimizi ve dayanışmamızı sunmaya geldik.

cum

Umut Nöbeti İçin Silivri’deyiz



Zülfü Livaneli, Nebil Özgentürk, Ali Kırca ile Can ve Erdem’in tutukluluklarının 52.gününde Umut Nöbetindeyiz.

20160117_113946

Umut Nöbeti İçin Silivri'deyiz



Zülfü Livaneli, Nebil Özgentürk, Ali Kırca ile Can ve Erdem’in tutukluluklarının 52.gününde Umut Nöbetindeyiz.

20160117_113946

Umut Oran’dan Dündar ve Gül’e ziyaret – Hürriyet



Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı ve eski CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, MİT TIR’ları haberi nedeniyle tutuklanan gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül’ü Silivri Cezaevi’nde ziyaret etti.

Ziyaret öncesi basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Oran, tutuklu gazetecilerin meslekleri gereği insanların haber alma özgürlüklerini sağlamak adına haber yaptıklarını söyledi.

Oran, “Bu, dünyanın her yerinde haberdir. Burada bakılması gereken şey, istihbaratla ilgili, güvenlikle ilgili bir sorun varsa, o zaman iktidarın kendi durumunu sorgulaması lazım. Suçluları kendi içinde araması gerekir. Gazetecilere suçlu muamelesi yapmaması lazım” dedi.

“ONLAR DAVALARINDA HAKLILAR”

Umut Oran, Can Dündar ve Erdem Gül ile ilgili yakın dostluklarını anlatarak, “Onlar davalarında haklılar. Biz de onların bu haklı davalarında, Türkiye’nin daha demokratik bir ülke olması için, özgürlüklerin kısıtlanmaması için, insan haklarının ihlal edilmemesi için, Türkiye’nin hukuk devleti olması için mücadelemize devam edeceğiz” diye konuştu.

“YARGININ SİPARİŞLE ÇALIŞMAMASI LAZIM”

“Talimat ve siparişle yargının çalışmaması lazım” diyen Oran, “Bugün baktığınız zaman, üstünlerin hukuku gibi çalışan bir hukuk işliyor. Bunun işlememesi lazım. Biz hukukun üstünlüğünü sağlayana kadar mücadeleyi devam ettireceğiz. Yorulmayacağız, direneceğiz ve dayanacağız. Dayanışma içerisinde, bu ülkeyi umudun ülkesi ve herkesin Türkiye’si haline getirene kadar mücadele edeceğiz ve kazanan halkımız olacak” ifadesini kullandı.