Yazılar

Ya Türk Denizi Oluşur Ya da Üç Deniz Türk’e Hayal Olur



Umut Oran, Karadeniz Kıyısından uyardı:

“Ya Türk Denizi Oluşur Ya da Üç Deniz Türk’e Hayal Olur!”

TRABZON

CHP’li Umut Oran, Güneydoğu-GAP incelemesinin ardından Trabzon ve Rize’yi kapsayan iki günlük Karadeniz çalışması için bugün Trabzon’a geldi. Trabzon’da özellikle Türkiye’yi çevreleyen denizler üzerinden yaşanan gelişmelere karşı hükümeti uyaran Umut Oran, “Yaşanan tüm gelişmeler birlikte ele alındığında yaşanan durum: Türk’ün denizlere hapsedilmesi anlamını taşımaktadır. Türk milleti; Karadeniz’de Ukrayna, Ege’de Yunanistan, Akdeniz’de de Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi eliyle Anadolu yarımadasına hapsedilmek istenmektedir. Mevcut durumda iki seçenek vardır: Ya Türkiye; Akdeniz’i, Ege’yi ve Karadeniz’i “Türk Denizi” haline getirecek yani bu üç denizde yenilmez armada oluşturacaktır ya da tüm mavi sular Türk’e hayal olacaktır! Bu itibarla Trabzon’la Mersin’in kaderi aynıdır ve her şartta Türk Milleti’nin tüm denizleri “mavi vatan” olarak ilan etmesi bir zorunluluktur” dedi.

Umut Oran, sabah saatlerinde geldiği Trabzon’da sırasıyla Çevre Mühendisleri Odası Temsilcisi Vildan Özmen, Ziraat Odası Başkanı Mustafa Özbek’i ziyaret ederek ilin sorunları hakkında bilgi aldı. Daha sonra CHP İl Başkanlığında partililerle sohbet eden Umut Oran, saat 13.30’da ise Ortahisar İçe Başkanlığında, CHP İl Başkanı Güzide Uzun ve CHP Ortahisar İlçe Başkanı Ömer Hacısalihoğlu ile birlikte basın toplantısı düzenledi. Umut Oran toplantıda şunları kaydetti:

Denizler üzerinden Türkiye çevreleniyor

Dünyanın yeni bir paylaşım savaşına hazırlandığı bir dönemde Türkiye, tüm karasuları üzerinden çevrelenmek istenmektedir. Doğu Akdeniz’de başlayan çevreleme harekâtı, Ege Denizi’nde Yunanistan’ın provokasyonlarıyla devam ederken son olarak da Karadeniz, Türk egemenlik sahası olmakta çıkarılmak istenmektedir. Ukrayna’nın ABD’nin teşvikiyle başlattığı Kerç Boğazı provokasyonu aynı zamanda Türkiye’ye bir göz dağıdır zira Ukrayna, Karadeniz’i NATO’ya ve doğal olarak ABD’ye açmak istemektedir. Tek başına değerlendirildiğinde sadece Karadeniz’i ilgilendiren bu girişim, jeopolitik açıdan ele alınırsa Ege’de Yunan kışkırtması ve Akdeniz’de Türk Mavi Vatan’ının işgaliyle birlikte ele alındığında Türkiye’nin denizler üzerinden çevrelenmesi anlamını taşımaktadır.

Türkün denizlere hapsedilmesi !

Yaşanan tüm gelişmeler birlikte ele alındığında yaşanan durum: Türk’ün denizlere hapsedilmesi anlamını taşımaktadır. Türk milleti; Karadeniz’de Ukrayna, Ege’de Yunanistan, Akdeniz’de de Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi eliyle Anadolu yarımadasına hapsedilmek istenmektedir.

Mevcut durumda iki seçenek vardır: Ya Türkiye; Akdeniz’i, Ege’yi ve Karadeniz’i “Türk Denizi” haline getirecek yani bu üç denizde yenilmez armada oluşturacaktır ya da tüm mavi sular Türk’e hayal olacaktır! Bu itibarla Trabzon’la Mersin’in kaderi aynıdır ve her şartta Türk Milleti’nin tüm denizleri “mavi vatan” olarak ilan etmesi bir zorunluluktur.

Emperyalizm Mavi Vatanımıza Kastetmektedir!

Hiç şüphe yoktur ki adı konmamış 3.Dünya Savaşının mücadele alanı denizlerdir. Her bir emperyalist güç; Karadeniz’den Akdeniz’e, Çin Denizi’nden Baltık Denizi’ne kadar büyük bir hakimiyet savaşının içindedir. Bu anlamda Türkiye’nin çevresindeki tüm denizleri “Türk Denizi” haline getirmekten başka bir şansı yoktur. Türk milletinin beka sorununu Mavi Vatan’da ortadan kaldırmasının yegâne yolu Mavi Vatanımıza kasteden Emperyalizme karşı “bayrak göstermek” olacaktır. Bu anlamda vakit kaybetmeden KKTC’de deniz ve hava üslerinin kurulması zaruridir. Benzer şekilde Türkiye’nin Ege’de Yunanistan tarafından işgal edilen adalarımızı geri alması ve Karadeniz’i Türk gölü haline getirmesi mecburidir.

Türkiye AKP’den Büyüktür!

Kılıçların çekildiği, egemenlik alanlarının yeniden tarif edildiği bir dönemde Türkiye’nin AKP’den büyük olduğu ve Türk milletinin iradesi dışında hiçbir gücün olmadığı görülmelidir. Zira hükümetler geçici Türk milletiyse bakidir. Atatürk’ün iki büyük eserine sahip çıkma kararlılığında olan Mustafa Kemal’in askerleri için de tek kutup yıldızı “tam bağımsızlıktır”. Türkiye’nin kıskançlıkla sahip çıkacağı “bağımsızlığının” ilk hedefi de tüm mavi vatanıdır. Türk milleti mavi vatanını Anadolu toprağı olarak görmek durumundadır. Kuruluşun ve kurtuluşun sıra neferlerinin torunları olarak bizlerin değişmez görevi de “bağımsızlığımızı” korumak olacaktır.

Umut Oran yarın da Rize’de çeşitli inceleme ve çalışmalarda bulunacak.

Muhalefet Yerel Seçimleri Yine AA’dan mı İzleyecek?



Umut Oran

Basın Açıklaması

03.12.2018

Sandık Güvenliği Seçim Güvenliğidir, Unutanları Uyarıyorum:

Muhalefet Yerel Seçimleri Yine AA’dan mı İzleyecek?

Muhalefet bloğunun 31 Mart yerel seçimlerine yönelik olarak ortaya koyduğu yaklaşım, “popüler aday aramanın” ve “ilkelere dayanmayan ittifak görüşmeleri” yapmanın ötesine geçememiş görünmektedir. Özellikle 16 Nisan Referandumunun ve ardından 24 Haziran seçimlerinin yarattığı büyük “hayal kırıklıkları” tazeyken ve seçmenler “sandığa gitmek için gerekçe” arar duruma gelmişken önseçim devre dışı bırakılıp tüm konsantrasyonun “adaylara” ayrılmış olması büyüyen bir tehlikeye işaret etmektedir. Elbette her kademede “adayların” belli ölçülerde önemi vardır. Ancak aylardır sadece “aday aramak” aynı zamanda geçmiş tüm seçimlerde görülen “sandık güvenliği” ve “AA eliyle yapılan taraflı sandık sonuçları ilanı” konularında yaşanan büyük sorunları geri plana itmeye sebep olmaktadır. Zira böyle bir durumda “popüler adaylar” bulunsa bile sandığa gidecek seçmenleri bulmak ya da sandığa gidilse de “oyların çalınmayacağına” emin olmak mümkün olmayacaktır. 

Öncelikler Yeniden Tanımlanmalıdır!

O halde mevcut durumu doğru yönetmenin ilk koşulu “öncelikler sıralaması” yapmak olacaktır. Gerçekten muhalefet unsurlarının 16 yıldır kaybedilen onca seçimden sonra “önceliği nedir?” Bu soru sanılandan çok daha değerlidir zira verilecek cevaplar “aynı zamanda seçim stratejisini” de belirleme kabiliyetinde olacaktır. Kanaatimiz ki odur ki muhalefet unsurların ilk ve vazgeçilmez önceliği “seçmenler” olmalıdır. Seçmeni hedefleyen bakış açısının yol haritasındaysa ulaşılacak duraklar bellidir. Basit birkaç madde sayılması gerekirse;

-Önseçimi etkili kılarak seçmeni sandığa götürecek gerekçeleri üretmek,

-Seçmenin oylarının çalınmayacağını garanti etmek,

-Seçmenin muhalefet partilerine neden oy vermesi gerektiğini anlatmak,

-Seçmeni bugüne ve geleceğe dair hedefler konusunda ikna etmek

-Daha iyi bir Türkiye’nin mümkün olduğunu ve o Türkiye’ye de muhalefet bloğunun adaylarıyla ulaşılacağını anlatmak…

Liste uzatılabilir ve onlarca maddenin yazılması da mümkündür. Ancak her şeyin merkezine “seçmenler” konulmazsa her aşamada başarısızlık ihtimali yükselmiş olacaktır.

Basit Sorulara Basit ve İkna Edici Cevaplar Verilmelidir!

Merkezine seçmenlerin konulduğu ve öncelikler sıralaması yapılmış bir bakış açısının doğal sonucu “en basit sorulara en basit cevapları” üretmek olacaktır. 16 Nisan ve 24 Haziran seçimlerinin ardından cevap aranacak birkaç soru bellidir: 1) Muhalefet bloğu sandık güvenliğini nasıl sağlayacaktır? 2) 16 Nisan’da ve 24 Haziran’da görevli bulunmayan on binlerce sandığa nasıl ulaşılacaktır? 3) AA tarafından yapılan yanlı sandık sonuçları yayınlarına alternatif olacak sistem kurulmuş mudur; test edilmiş midir; bahanesiz şekilde çalışacağı sağlanmış mıdır?

İnancımız odur ki soruların sayısı da arttırılabilir. Ancak bu basit sorulara ikna edici, bilimsel ve alternatifli cevaplar üretilemediği sürece aslında 31 Mart Yerel Seçimlerinde “iktidar hedefi güdülmediği” de kategorik olarak kabul edilebilecektir.

Muhalefet Unsurları Türk Milletinin Beklentilerini Doğru Anlamalıdır

16 yıldır yaşanan her olay muhalefet unsurlarına yeterince deneyim kazandırmış olmalıdır. Yine tüm zamanı boşa harcayarak ve son dakikada “bir şeyler yapıyormuş” gibi görünerek elde edilebilecek bir zafer yoktur. Muhalefet unsurları 31 Mart yerel seçimlerini yine AA’dan izlememelidir. Yine on binlerce sandıkta görevli bulunmadığı ilan edilmemelidir. Yine ıslak imzalı tutanaklar aranmamalıdır. Ve yine büyük Türk milletinin kalbi kırılmamalıdır. Muhalefet unsurları bir an evvel “kime koltuk bulunacağını” tartışmak yerine Türk milletinin beklentilerini doğru anlamalıdır. 16 yıldır devam eden bunca baskıya rağmen hala direnme kararlılığında olan vefakâr seçmenlere muhalefet bloğunun bir “iktidar borcu” olduğu da asla unutulmamalıdır.

İktidarın Yolu İttifaktan Değil İlkeli Olmaktan Geçer



Umut Oran’dan Muhalefet Partilerine:

İktidarın Yolu İttifaktan Değil İlkeli Olmaktan Geçer

Umut Oran

Basın Açıklaması

30 Kasım 2018

İktidar bloğunun Meclis’te bulunan tüm siyasi partilere karşı en büyük üstünlükleri, “Herkesi kendine benzetmesi ve siyasetin gündemini kendi gündemiyle paralel hale getirmesidir.” Kendisini sağda ya da solda tanımlasın; milliyetçi, muhafazakâr ya da sosyal demokrat olduğunu iddia etsin Meclis’teki tüm siyasi partiler hayata ve siyasete iktidar partisi gibi bakmaya başladıklarının farkında değiller gibi görünmektedir. Örneğin; geçmiş yıllarda koalisyonların istikrarın önündeki en büyük engel olduğunu anlatarak herkesin “koalisyon karşıtı” olması gerektiğini dayatan zihniyet, 24 Haziran seçimlerinden hemen sonraysa gündeme 31 Mart Yerel Seçimlerini getirmiş ve aynı anda da yoğun bir “ittifak ya da koalisyon tartışması” başlatmıştır. Ancak iktidar bloğunun dayattığı “ittifak gündemi” tıpkı koalisyon şeytanlaştırması gibi her anlamda sığ, her anlamda ucuz ve her anlamda yıkıcıdır zira sadece “kaba bir pazarlığı” içermektedir. Son dört ayın nerdeyse tamamında “Sen şu ilde aday çıkarma; ben de sana şu ilde destek vereyim!” cümlesinin üzerine siyaset inşa edilmek istenmektedir.

Elbette 16 yıldır girdiği her seçimi şu ya da bu şekilde kazanmayı bilen, gerektiğinde atları Üsküdar’a geçirebilen bir zihniyet için siyasetin kaba bir pazarlığa indirgenmesi yadırganmayabilir. Zira bu tarz bir siyaset anlayışının iktidarı zorlamayacağı tecrübelerle sabittir. Halihazırda yaşanan da budur. İktidar bloğu; ilke, dava, ideoloji ya da ideal olarak adlandırılabilecek olan her düşünceyi yok ederek sadece “pazarlık kültürünü” yaygınlaştırırken tüm muhalefet bloğu da benzer bir yaklaşımı kabul etme eğilimine girmektedir.

Oysa kötülükle mücadele, başka bir kötülükle başarılamayacağı gibi yaygın pazarlık kültürü de başka bir pazarlık anlayışıyla alaşağı edilemez. İdealsizlikte, ilkesizlikte buluşmak da iktidarın işine gelse de muhalefet unsurlarına fayda sağlamaz. Muhalefeti iktidara taşıyacak olan şeyler “doğrudan ve haktan” yana tavır almak, şipşak çözümler yerine kurumsal değişime odaklanmak ve her aşamada tutarlı olmaktır.

Siyaset İlkeli Olmak Demektir!

Bilinmelidir ki “madem onlar pazarlık yapıyor biz de yapalım” anlayışı “yanlışa meşruiyet kazandırmak” dışında sonuç üretmeyecektir. Böyle bir yolun tercih edilmesiyse çürümeyi hızlandırmakla eş anlamlı olacaktır. Oysa Türkiye’nin acilen yeni sözlere, yeni yöntemlere, yeni kadrolara ve yeni hayallere ihtiyacı vardır. Siyaset; sadece seçim kazanmak için “popüler aday avcılığı” demek olmadığı gibi “seçmenleri hiçe sayarak aday pazarlığı yapmak” da değildir. Tam aksine siyaset; umut yaratmak ve daha güzel günlerin somut hedeflerine seçmenlerle beraber yürümektir. Siyaset: ilkeli olmak, koltuk için her şeyi yapmayı reddetmek de demektir.

Ne yazık ki 24 Haziran seçimlerinden buyana geçen sürede muhalefet unsurlarının iktidar bloğunun yöntemlerine fazlasıyla odaklandığı ve hatta iktidarın adaylarına göre aday belirleneceği gündeme getirilmiştir. Oysa Türkiye’nin dört bir tarafında iyi yetişmiş, dürüst, liyakat sahibi, vatansever gençler ve kadınlar vardır. Türkiye’nin dört bir yanında iktidara alternatif yaratma cesaretine sahip akademisyenler, doktorlar, işçiler, köylüler de vardır. Ve her biri yeni umutlar yaratmak için “bir fırsat beklemektedir.” Bir kez şans bulurlarsa on yıllarca muhalefet bloğuna “öncülük yapabilecek” güçlü siyasetçiler her yerdedir.

16 yıldır Hiç Vakit Olmadı mı? 

Bilindiği üzere her dönemde “Vakit yok!” diyenler olacaktır. Yüzlerce kez duyduğumuz gibi “Şu seçim geçsin de bakalım!” diye akıl verenler de vardır. Ancak hepsine verilecek cevap aynı olmalıdır: “16 yıldır vakit hiç olmadı mı? 16 yıl boyunca seçim dışında konuşulacak bir şey hiç bulunmadı mı?

Şimdiye kadar bu sorulara anlamlı cevaplar verilememiş olsa da her şeye rağmen umutsuz olmak da doğru değildir.  Şartlar ne kadar zorlu olursa olsun Büyük Türk Milletinden başka sığınacak yer yoktur. Hiç şüphe yoktur ki muhalefet partileri biraz olsun ilkelerden bahsetmeye başlarsa Türk milleti de onlara iktidarı değiştirecek gücü verecektir. Özellikle Mustafa Kemal’in yolunu rehber olarak görenler için “Vakit; tek başına iktidar olma iddiasını ortaya koyma ve ilkeleri konuşma vaktidir.”

CHP’deki kritik MYK öncesinde Umut Oran uyardı



“CHP yönetimi, seçmenin ‘neden CHP’ sorusuna yanıt vererek onu sandığa çekmeli”

 “Süre yetersiz, üye yapımız müsait değil demek ya da herhangi bir gerekçeyle parti üyelerini ve seçmenleri karar alma süreçlerinin dışına itmek, adı ne olursa olsun bir yönüyle ‘tek adamlık’ dayatması olacaktır.” 

“Çanlar muhalefet partileri için çalmaktadır. Vatandaşın uyarısına kulaklarını kapatanları ise tüm hezimetleri gölgede bırakacak bir yıkım beklemektedir. O noktaya gelmemek için bir an evvel ortak aklı hâkim kılacak yollara odaklanmak gerekmektedir.” 

“Yerel Seçim Süreci Ciddiyetten Uzak Ele Alınıyor!”

 ANKARA

Yerel seçimde gösterilecek adayların hangi yöntemle belirleneceğine dair belirsizlik sürerken bugün toplanan CHP MYK öncesinde Umut Oran’dan kritik saptama ve uyarılar geldi. Umut Oran, “Süre yetersiz, üye yapımız müsait değil… diyerek ya da herhangi bir gerekçeyle parti üyelerini ve seçmenleri karar alma süreçlerinin dışına itmek, adı ne olursa olsun bir yönüyle “tek adamlık” dayatması olacaktır” dedi. 24 Haziran’da ve sonrasında partinin yaptığı hatalar nedeniyle seçmenin zaten sandığa gitmeme eğiliminde olduğunu ve bu tepkinin giderek artacağı uyarısında bulunan Umut Oran, “CHP yönetimi, seçmenin ‘neden CHP’ sorusuna yanıt vererek onu sandığa çekmeli. Sürekli seçim kaybederek ulaşılan bu noktada artık çanlar muhalefet partileri için çalmaktadır. Sorumluluk sahibi her bir vatan evladının uyarılarına kulaklarını kapatanları bekleyense “tüm hezimetleri gölgede bırakacak bir yıkım olacaktır.” O noktaya gelmemek için bir an evvel ortak aklı hâkim kılacak yollara odaklanmak gerekmektedir” dedi. 

Umut Oran, konuyla ilgili olarak bugün yaptığı basın açıklamasında şunları kaydetti:

SEÇMENDE DERİN HAYAL KIRIKLIĞI VAR

İktidar karşısında 16 yıldır aralıksız olarak yenilgiye mahkûm olan ve “tek başına iktidar hedefi” koyamayan muhalefet unsurlarının ve özellikle de Cumhuriyet Halk Partisi’nin yaşanan seçimlerden yeterince ders almadığı her geçen gün tekrar tekrar ortaya çıkmaktadır.  Geniş toplum kesimlerinin “yeniden sandığa gitmek” için gerekçeler aradığı, muhalif seçmenlerin derin hayal kırıklıkları yaşadığı ve pek çok insan için “sandığın önemini” kaybettiği bir ortamda “yeni yollar bulması, yeni sözler söylemesi ve umudu yeniden yeşertmesi gereken” ana muhalefet partisinin yaklaşan yerel seçimleri ele alma şekli maalesef kaygıları arttırmaktadır.

SON DAKİKA DAYATMASI OLMASIN

16 Nisan referandumundan hemen sonra 24 Haziran’ı “gerekçe göstererek” özeleştiri mekanizmasını işletmeyen yönetim anlayışı şimdi de “yerel seçimleri” gerekçe göstererek “kurulu düzenin” aynen devam etmesini arzulamaktadır. Bu yanlış tutumun varacağı noktaysa şaşırtıcı değildir: “ilkeleri değil kişileri ya da potansiyel belediye başkan adaylarını tartıştırmak” ve zamanı tüketerek “son dakikada” adayları tabana dayatmak!

Oysa bu yöntem defalarca denenmiştir ve hiçbir sonuç alınamamıştır. Denenmiş yolları “yeniymiş gibi” kitlelere sunmaksa en basitinden “seçmenleri hiç anlamamaktır!”

Şüphe yoktur ki CHP seçmeni, “kurumsal değişim istemektedir, parti içinde demokrasi ve adalet beklemektedir.” Doğal olarak yerel seçimlerde de parti üyelerinin ve seçmenlerin taleplerinin belirleyici olmasını isterken, Genel Merkez’den yollanan listelerle seçimlerin yapılmasınaysa tamamen karşı çıkmaktadır. 

MYK ÜYELERİNİN VE MİLLETVEKİLLERİNİN ADAYLIK AÇIKLAMALARI TABANI KIZDIRIYOR!

Ne yazık ki bugüne kadar liyakati, adaleti ve tabanın iradesini egemen kılacak “bir yöntem” ortaya konamamış ve süreç her türlü “spekülasyona açık” hale getirilmiştir. Yaratılan bu boşluk ortamıysa bir başka büyük yanlışa sebep olmuş ve halen aktif görevlerde bulunan MYK üyeleri ya da milletvekilleri arka arkaya, kendilerini “aday adayı” olarak ilan etmeye başlamışlardır. 24 Haziran’ın üzerinden henüz 3 ay geçmişken ya da MYK üyeliği sorumluluğunu taşımaya devam ederken, arkadaşlarımızın asıl görevlerine odaklanmak yerine konumlarını başka makamlara ulaşmak için kullanmaları “tamamen yanlıştır.” Kendisini “belediye başkanlığına” uygun gören birinin 24 Haziran’da “milletvekili adayı olmaması ve partiye emek vermiş insanların önünü açması bekleneceği gibi”, MYK üyeliği gibi önemli bir konumu işgal eden birinin de “belediye başkanlığını” düşünmeye başladığı anda bu görevinden istifa etmesi gerekir. Hem milletvekili olayım hem de belediye başkan adayı olayım demek “her iki makamı da küçümsemek” anlamına geldiği gibi “parti içi emeği ve liyakati de” hiçe saymak ve “her koltuk sadece bana yakışır” demektir. Görünen odur ki milletvekillerinin ve MYK üyelerinin “bu keyfi tavırları” CHP üyelerini ve milyonlarca seçmeni kızdırmak dışında bir işe yaramamaktadır. 

CHP YÖNETİMİ ADAY BELİRLEME YÖNTEMİNİ DERHAL AÇIKLAMALIDIR

Kendisini sol, sosyal demokrat ya da Atatürkçü olarak tanımlayanların partisi olan CHP, her konuda olduğu gibi, yerel seçimler sürecinde de “en adil, katılımcı, demokratik aday belirleme yöntemini” ortaya koymak zorundadır. CHP’nin “ama AKP’de şöyle, MHP’de böyle” deme şansı olmadığı gibi “Biz AKP’den daha demokratik bir partiyiz” diyerek bir “avunma gerekçesi” yaratma hakkı da yoktur. Zira CHP, kötü olana göre değil “en iyilere göre” kendisini tanımlaması gereken bir partidir. Doğal olarak CHP’nin kendisini kıyaslayacağı partiler de “dünyanın gelişmiş ülkelerinde siyaset yapan partilerdir.” Bu itibarla aday belirleme yöntemi “tüm üyeleri ve hatta tüm seçmenleri” kapsayacak şekilde katılımcı olmalı ve her aşamada adil bir yöntem bulunmalıdır. “Süre yetersiz demek”, “üye yapımız müsait değil demek” ya da “herhangi bir gerekçeyle parti üyelerini ve seçmenleri” karar alma süreçlerinin dışına itmek, adı ne olursa olsun bir yönüyle “tek adamlık” dayatması olacaktır ve her şekilde reddedilmelidir.

Ayrıca;

-İlkesel olarak her türlü “ittifak söylemi” bir kenara bırakılmalı ve bu partinin tek başına iktidar olabileceği vurgulanmalıdır.

-Her seçim öncesinde belli odaklar tarafından gündeme sokulan “ünlü ya da sağcı” aday arayışından artık vazgeçilmelidir. Bu partinin öz evlatlarının da her toplum kesiminden oy alabileceği kabul edilmelidir. Tüm ömrünü partimize adamış olan gençlerin, kadınların ve parti emekçilerinin hakkı yenmemelidir.

-CHP, uzun zamandır terk ettiği bir özelliğini yeniden hatırlayarak geniş toplum kesimlerine “kendi hayallerini, kendi yerel yönetim anlayışını ve kendi özgün hedeflerini” anlatmalıdır. AKP’ye “laf yetiştirme” yanlışına bir kez daha saplanılmamalı ve takipçi pozisyonu artık terkedilmelidir. 

ÇANLAR MUHALEFET PARTİLERİ İÇİN ÇALIYOR!

Diğer bir deyişle hayatın kurallarıyla siyasetin kuralları hemen her noktada kesişmektedir. Aynı şeyi yapanlar aynı sonucu alacağına göre “yeni bir şey yapması gereken” de iktidar bloğu değil muhalefet partileridir. CHP başta olmak üzere tüm muhalefet partileri ya bir yol bulacaklar ya da yavaş yavaş tüm iddialarını kaybedeceklerdir. Sürekli seçim kaybederek ulaşılan bu noktada “çanlar muhalefet partileri için çalmaktadır.” Sorumluluk sahibi her bir vatan evladının uyarılarına kulaklarını kapatanları bekleyense “tüm hezimetleri gölgede bırakacak bir yıkım olacaktır.” O noktaya gelmemek için bir an evvel ortak aklı hâkim kılacak yollara odaklanmak gerekmektedir. Ne mutlu ki Türk milleti her şeye rağmen hâlâ direnmektedir.

Basın Açıklaması:

Yerel Seçim Süreci Ciddiyetten Uzak Ele Alınıyor

Doğru Yere Odaklanırsak Bu Krizi Fırsata Çevirmek Mümkün



Umut Oran

Basın Açıklaması

29.6.2018

CHP’NİN YAPISAL SORUNLARINI “HİÇBİR TEK ADAMIN” ÇÖZME İMKÂNI YOKTUR 

Türkiye gibi kutuplaşmaların zirve yaptığı ülkelerde her seçimin “varlık-yokluk meselesi” olarak görülmesi, seçim sürecine ve sonuçlarına dair “objektif” analiz yapmayı da maalesef imkânsız kılıyor.

Duyguların aklın önüne geçtiği böyle dönemlerde, hele hele kaybeden taraf sürekli aynıysa, “özeleştiri” mekanizmalarının çalıştırılması da neredeyse imkânsız hale geliyor.

Oysa tarihin hiçbir döneminde, hiçbir seçim ne tek başına her şeyin başlangıcıdır ne de tek başına her şeyin sonudur. Bu anlamda siyasette “en önemli seçim” diye bir şey yoktur. Fakat “cevapları yanlış yerde aramak” her zamanda ve zeminde en büyük sorundur.

Uyarıyorum, öneriyorum

Seçim bitmiş rejim değişmişken daha dün yaşananlara baktığımızda yeni dönem için acil önlemlerin konuşulması gerekirken CHP bunun yerine bir milletvekilinin partiden ihracını konuşuyor. Üstelik yine bu sabah, İçişleri Bakanı’nın CHP’yi doğrudan hasım olarak gören dünkü konuşmasından sonra, bir eski milletvekilinin gözaltına alınması da parti yönetiminin çok  daha ciddi değerlendirmeler yapması gerektiğini ortaya koyuyor! CHP Yönetiminin seçim gecesi ve sonrasındaki tavrı, Fatih’in İstanbul’un fethi sırasında Bizans yönetiminin meleklerin cinsiyetini tartışmasından farkı yoktur. Parti yönetimi meselenin ciddiyetini ne zaman fark edecektir? 

Sorunu Doğru Yerde Aramak Gerekir

Gelinen noktada yadsınamayacak tek bir gerçek vardır: Rejim değişmiştir ve CHP oylarında da azalma meydana gelmiştir. Bu gerçeği görmezden gelmeye çalışmak, hangi cümlelerle süslenirse süslensin, durum tespitini gerçekçi kılmaz. Zira çözümsüz sorun yoktur, ama mevcut durum doğru tespit edilmezse bulunabilecek bir cevap da üretilebilecek bir çözüm de zaten olmayacaktır. Örneğin, “ıslak imzalı tutanaklar” sorunu somut şekilde önümüzdedir ve 16 Nisan Referandumunda olduğu gibi, 24 Haziran seçimlerinde de ne tüm ıslak imzalı tutanaklara zamanında ulaşılabilmiş ne de Anadolu Ajansının “manipülasyonlarını” engelleyebilecek, işleyen bir sistem kurulabilmiştir. Bir başka deyişle “sandıklardan Genel Merkeze bilgi akışı” büyük bir sorun olmaya devam etmektedir. Fedakâr CHP’liler yurdun dört bir yanında büyük bir özveriyle sandıklara sahip çıksalar da “Genel Merkez”; seçim sonuçlarını anında elde edip, işleyip, anlamlı bilgiler olarak kamuoyuna sunamamıştır. O halde bu sorunun ivedilikle çözülmesi için çalışmaya “şu anda” başlamaktan ve “16 Nisan’dan neden ders alınmadığını” sorgulamaktan başka yol yoktur. İlerlemenin ve geçmişten ders almanın yöntemi de budur. 

Yeni Tüzükle Beraber Kaldırılan Danışma Kurullarına Olan İhtiyaç Bir Kez Daha Ortaya Çıktı

Elbette mağlubiyetlerden sonra “yapıcı eleştiriler” bile belli çevrelerde “saldırı olarak” kabul edilebilmektedir. Yaşanılan mağlubiyetlerin özellikle “sorumluluk makamlarında” olanları gerginleştirdiği ve istemeseler de her eleştiriye “yıkıcı karşılıklar” verdikleri görülmüştür. Ancak karşılıklı restleşmenin “ana konuyu unutmak” dışında bir sonuç üretmesi de mümkün değildir. Örneğin son tüzük kurultayında yapılan değişiklikler neticesinde, seçim sonuçlarının “nasıl, kimlerle ve nerelerde” değerlendirileceği belirsiz hale gelmiştir. Eski tüzükte yer alan “Küçük Kurultay” gibi tartışma zeminleri ortadan kaldırılmış, “Onur Kurulları” iptal edilmiş ama yerine hiçbir şey konmamıştır. Oysa CHP gibi sol gelenekten gelen partilerin her seçimden sonra serinkanlı değerlendirmeler yapmak ve sorunları tespit etmek gibi geleneksel yöntemleri olmalıdır. Aksi her durumda, insanlar “kamuoyu önünde” konuşmak zorunda kalacaktır ve bu da en fazla parti tabanını üzecektir. Öyleyse bu ihtiyacın görülmesi ve “kitlesel değerlendirme” imkânı verecek kurulların tüzüğe eklenmesi gerekir. 

Herkesi Bağlayan Kurallar Oluşturulmazsa Her Tartışma Kişiselleşir

Aynı ihtiyaç her konuda geçerlidir. Yani kuralların net olarak konulmadığı her alanda her konu, ister istemez “kişisel” boyutta tartışılmaya mahkûm olur. Bu yüzden aynı seçim sonucuna bakan bazıları “başarı” görürken başka bazıları da “büyük bir hezimet” görebilir. Dünyadaki örneklere baktığımızda köklü partilerin “genel başkanlık başta olmak üzere hemen her konuda dönem ya da süre sınırlaması” getirdikleri böylece “kişisel tartışmaları” daha başlamadan bitirdikleri gözlenmektedir. Örneğin 3 dönem kuralı tüzük maddesi haline getirilmiş olsa ya da bir önceki oy oranından daha düşük oy alınırsa güvenoyuna gidilmesi kuralı getirilse şu anda tartışılan konuların pek çoğu tartışılmayacak, süresi dolanlar otomatik olarak koltuklarını başka arkadaşlara devredebileceklerdi. Aynı şekilde “kim başarılı, kim başarısız” tartışmaları da “objektif kriterlere” dayalı olacağı için “anlamlı yükseliş, anlamlı düşüş” gibi tamamen kişiye bağlı görüşler hiç duyulmayacak “kural neyse o uygulanmış” olacaktı. Bir başka deyişle, partinin enerjisini bitiren şey tartışmak ya da eleştirmek değil “kuralların ortaya konmamasıdır.” Ortada kural yoksa herkes kendine göre haklı olur ve herkesin haklı olduğu yerde sadece çatışma ve çekişme görülür.

CHP Bu Krizi Fırsata Çevirebilir

An itibariyle Cumhuriyet Halk Partililerin üzgün oldukları, bir kez daha hayal kırıklıkları yaşadıkları ortadadır. Ve en hızlı çözümlerin, en radikal kararların her şeyi düzelteceğine inanmak istemeleri de normaldir. Ancak şu hiç unutulmamalıdır: Acil kararlara değil ortak akılı egemen kılacak kararlılığa ihtiyaç vardır.

CHP; köklü geleneği ve fedakâr tabanı sayesinde yaşanan krizi bile fırsata çevirebilir. Bunun ilk adımı “özeleştiri” mekanizmalarını çalıştırmak, herkesi bir araya getirmek, korkmadan mevcut durumu tespit etmek ve kararlılıkla değişimi sağlamaktır.

Zira CHP’nin acil olarak “İdeolojik netleşmeye, yönetişim konusunda yenilenmeye, kurumsal değişimlere ve teknolojik bir dönüşüme” ihtiyacı vardır. Bu gereklilikler bugüne kadar ertelendiği için “sorunlar büyümektedir.” Ve gelinen noktada CHP’nin yapısal sorunlarını “hiçbir tek adamın” çözme imkânı yoktur. Zaten mesele de sen-ben noktasını çoktan geçmiştir. Mesele memleketin ve CHP’nin ne olacağı meselesidir. O halde bir kez daha tüm CHP’lileri ve CHP üst yönetimini mevcut durumu doğru analiz etmeye, ertelenen kurumsal dönüşüm için acil olarak ortak akılı hâkim kılmaya, özeleştiri mekanizmalarını çalıştırmaya ve köklü bir reform sürecini başlatmaya çağırıyorum. Aksi her durumda 2019’daki yerel seçimlerin de kaybedileceğini, kısır çekişmelere mahkûm olunacağını ve CHP tabanında büyük kopmalar olacağını öngörüyorum.

Daha iyi bir Türkiye için daha iyi bir CHP mümkün.

Daha iyi bir CHP’nin yolu da “ortak akıldan“, “özeleştiriden”, “hatalarla yüzleşmekten”, “daha iyisini aramaktan” ve “bulmaktan” geçer.

Milletin derdi geçim AKP’nin derdi Erdoğan’ın istediği seçim



Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, AKP iktidarının uyguladığı siyasi ve ekonomi politikaları nedeniyle çalışan kesimlerin ve emeklilerin Ocak-Ağustos dönemi maaşlarının eridiğini söyledi. Umut Oran, memur maaşının 8 ayda 157 dolar, asgari ücretli işçinin ise aynı dönemde 65 dolar kaybettiğini belirterek, “Milletin derdi geçim AKP’nin derdi ise Erdoğan’ın istediği seçim” dedi.

Umut Oran’ın açıklaması şöyle:

Umut Oran

Basın Açıklaması

29.8.2015 

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran:

“Milletin derdi geçim AKP’nin derdi Erdoğan’ın istediği seçim”

Memur maaşı 8 ayda 157 dolar eridi 

Türkiye, artan siyasi belirsizlik, zirveye çıkan güvenlik sorunu ve hızla tepe üstü çakılan ekonomi ile bir yıl içinde ikinci kez seçime giderken, dolardaki yüksek ateş, işçi, memur, emekli ve diğer dar ve sabit gelirli kesimin gelirlerini hızla eritiyor. 

İlk altı ayda net 949 TL olarak uygulanan asgari ücret Ocak başındaki kurla 408 dolar ederken, Haziran sonunda 353 dolara indi. Asgari ücret ilk yarıda dolar karşısında yüzde 13,4 oranında eridi. İkinci yarı için 1.000,6 TL’ye çıkarılan asgari ücretin dolar karşılığı Temmuz başı itibariyle 373 dolar ederken, aradan daha iki ay geçmeden 28 Ağustos itibariyle 343 dolara geriledi. Böylece asgari ücrette yılbaşından bu yana yüzde 15.8 erime yaşandı. Bir aylığı ile yılbaşında 408 dolar alabilen asgari ücretli, bugün ise 343 dolar alabiliyor, yani 65 dolar kaybetti. 

Memur 8 ayda 157 dolar kaybetti 

Yılbaşı ile 28 Ağustos arasında; ortalama memur maaşının karşılığı 959 dolardan 802 dolara, ortalama kamu işçisi ücretinin karşılığı 1.308 dolardan 1.128 dolara geriledi. Aynı dönemde ortalama SSK emekli aylığının karşılığı 466 dolardan 390 dolara, ortalama Bağ-Kur tarım emeklisinin aylığı 317 dolardan 299 dolara, ortalama Bağ-Kur esnaf emekli aylığı 485 dolardan 406 dolara, ortalama memur emekli aylığının karşılığı da 677 dolardan 566 dolara indi. Yılbaşında 179 dolar eden özürlü aylığı, yeni kurla 150 doların; aynı tarihte 389 dolara karşılık gelen muhtar aylığı 325 doların altına indi. Üniversite öğrenim kredisinin yılbaşında 142 dolar olan karşılığı, artık sadece 113 dolar. 

Saray’da oturan bir kişinin inadı yüzünden ülke altı ay geçmeden ikinci kez seçime götürülmektedir. Onun iflah olmaz siyasi hırsına ve rant arzusuna odaklanıp ülkeyi ihmal eden AKP, hızla tepe üstü çakılan ekonomiyi kendi kaderine terk etmiştir. Ekonomide büyük bir deprem hızla yaklaşırken; yoksulluğa mahkûm edilen işçi, memur, emekli gibi dar ve sabit gelirli milyonların artık mecali kalmamıştır. 6 milyon dolayında işsizin olduğu ülkemizde, en iyimser hesapla 17 milyon yoksul bulunmaktadır. İşsizlerin umudu giderek tükenirken, kıt kanaat geçinmeye çalışan çalışanlar da büyük bir ekonomik krizde işlerini kaybetme riski ile karşı karşıyadır. Fiilen çalışanlar da yıllarca ülkeye hizmet etmiş emekliler de aldıkları ücret, maaş ve aylıklarla geçinememekte, halkın geçim derdi her geçen gün büyümektedir. Anlaşılan o ki milyonların derdi “geçim”, bunların derdi ise “Erdoğan için seçim”…

İndir (DOC, 8KB)

Amasya'daki Çöp Tesisini Son 7 Yılda 5 Kez Açtılar



UMUT ORAN: HER SEÇİMDE YENİDEN AÇILAN “TESİS”LER VAR, AÇMAYA DOYAMADILAR!

ERDOĞAN VAN’DA FUAR MERKEZİNİ YENİDEN KULLANIMA SUNARKEN, YAPIMI SÜREN MÜZE İNŞAATINI AÇMAYI DA İHMAL ETMEDİ! 

7 Haziran genel seçimlerine 21 gün kalırken; tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın , “toplu açılış” adı altında anayasayı çiğneyerek AKP’ye oy istediği, masrafı devletçe karşılanan seçim mitingleri ile turneye devam ettiğini anımsatan CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, “Her seçimde yeniden açtıkları ‘tesis’ler var, bu tesisleri açmaya doyamadılar. Erdoğan, Van’da TOBB’un yaptırdığı ve 8 ay önce hizmete giren spor salonu ve geçen yıl hizmete giren fuar merkezini bir kez daha “açtı”, devam eden Urartu Müzesi “inşaatını” da açmayı ihmal etmedi. Temeli 2005 yılında atılan ve AB hibesiyle Amasya’da yaptırılan katı atık bertaraf tesisi 2008 yılından itibaren AKP’li 2 başbakan, iki bakan ve bir belediye başkanı tarafından  toplam 5 kez açıldı! “Ne tesisler açtım zaten yoktular” misali, açılan tesis ve eserlerin ne olduğu açıklanmıyor” dedi. 

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, her seçim öncesinde hükümetin giriştiği hayali açılışlarının envanterini çıkartarak, yapılan aldatmacayı ifşa etmeyi sürdürüyor. Konuyla ilgil yazılı açıklama yapan Umut Oran,  şunları kaydetti: 

Özel sektör tesislerini de sahipleniyor! 

Erdoğan, Van’da TOBB’un yaptırdığı ve 8 ay önce hizmete giren spor salonu ve geçen yıl hizmete giren fuar merkezini bir kez daha “açtı”, devam eden Urartu Müzesi “inşaatını” da açmayı ihmal etmedi. Erzincan’da 2011’den beri faaliyette olan Ergandağ Kayak Merkezi, geçen yıl üretime başlayan Kızılay Mineralli Su İşletmesi ile Dünya Göz Hastanesi ve Hilton Garden Inn Erzincan gibi özel sektör yatırımları toplu açılışta yer aldı. 

Aynı tesisi 5 kez açtılar halen yetmedi 

Temeli 2005 yılında atılan ve AB hibesiyle Amasya’da yaptırılan katı atık bertaraf tesisi 2008 yılından itibaren AKP’li 2 başbakan, iki bakan ve bir belediye başkanı tarafından  toplam 5 kez açıldı! 

“Ne tesisler açtım zaten yoktular” 

“Ne tesisler açtım zaten yoktular” misali, açılan tesis ve eserlerin ne olduğu açıklanmıyor. Anayasayı çiğneyip gittiği yerlerde AKP’ye oy isteyen Erdoğan, toplu açılış adı altında yaptığı seçim mitinglerinin masrafını da devlete ödetiyor.  Başbakan Davutoğlu kendisini yetersiz mi görüyor ki Cumhurbaşkanı seçim meydanlarına inerek AKP’ye oy istiyor? Tarafsızlık ilkesini bozarak bir siyasal parti lehine açıkça seçim faaliyeti yürüten Cumhurbaşkanı’na “dur” diyecek bir resmi makam yok mudur? 

Cumhurbaşkanı, bir dizi okul, spor salonu, sağlık ocağı, park, kaldırım, kanalizasyon gibi rutin işlerin “tesis, proje, yatırım, dev eser” adları altında şişirilerek dev yatırım hamlesi gibi gösterildiği “toplu açılış” tiyatrosu ile yeniden turneye başladı. Erdoğan’ın toplu açılış şovunda, daha önce açılmış tesisler yeni açılıyormuş gibi gösterilirken, bazen de henüz temeli atılmamış, inşaatı hala süren, ya da hiç ortada olmayanlar toplu açılış listesine dâhil edilerek sayı kabartılıyor.   

ERDOĞAN VAN’DA NEYİ AÇTI? 

Erdoğan, dün Van’da sözde, toplam yatırım değeri 1 milyar 412 milyon lira olan 80 eserin bugün Van’da açılışını yaptı (!)  Erdoğan’ın sözde toplu açılış listesi; “Millî Eğitim Bakanlığı’nın 41 eseri, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Erçiş’te tamamladığı 12 Dev Adam Spor Salonu’nu, Van 100. Yıl Üniversitesi’nin 9 farklı projesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın çeşitli restorasyon projeleri, Sağlık Bakanlığı’nın yatırımları, Kalkınma Bakanlığı Fuar Merkezi ve Urartu Müzesi inşaatı ve AFAD’ın altyapı projeleri” olarak açıklandı. 

Erdoğan’ın sahte “kalkınma hamlesi” algısı yaratmaya yönelik ve gerçekte seçim çalışması niteliğindeki toplu açılış şovunda, yöntem değişmiyor: 

·         Erdoğan’ın toplu açılış listesinde Gençlik ve Spor Bakanlığı yatırımı olarak gösterilen 12 Dev Adam Erciş Spor Salonu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve Basketbol Federasyonu iş birliğiyle yapımına 2013’te başlanan ve Eylül 2014’te tamamlanarak Van Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğüne devredilen bir tesis. Yani 8 ay önce bitirilerek hizmete giren spor salonu, Erdoğan tarafından bir kez daha “açıldı”.

·         Toplu açılış listesinde “Kalkınma Bakanlığı Fuar Merkezi” olarak yer alan tesis, Van Ticaret ve Sanayi Odası (VATSO) yaptırdığı, 2013 yılında temeli atılarak geçen yıl yapımı tamamlanan ve ilk olarak 15-19 Ekim 2014’te Tarım, Hayvancılık ve Gıda Fuarı’na ev sahipliği yapan Fuar ve Kongre Merkezi…

·         Listede “Urartu Müzesi inşaatı” olarak yer alan kalemle Erdoğan, devam eden bir “inşaatın” açılışını da yapmış oldu. Depremde yıkılan Van Müzesi’nin yerine yapılan Urartu Müzesi, teşhir tanzim salonu hazır olmadığı için bu yılın sonunda açılacaktı. Ancak seçim öncesi yeniden başlayan toplu açılış tiyatrosu nedeniyle listeye dâhil edilerek “açılmış gibi” yapıldı.

·         Van’da 2011 yılında yaşanan depremin ardından AFAD tarafından yürütülen alt yapı projeleri ve 100. Yıl Üniversitesi’nin değişik zamanlarda başlanan ve farklı tamamlanma aşamalarında bulunan yatırımları ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın çeşitli okul ve Sağlık Bakanlığı’nın sağlık ocağı yapımı gibi rutin işleri de Erdoğan’ın toplu açılış listesinde yerini aldı. Bu şekilde 80 yatırımın tamamı bitirilmiş ve hepsi bir anda hizmete giriyormuş havası verildi. 

KIRIKKALE’DE NEYİ AÇIYOR? 

Erdoğan’ın Van’dan sonra toplu açılış şovunu sürdürdüğü Kırıkkale’de “71 eserin” açılışını yaptı. Ancak bu eserler için sadece bir caminin adı geçiyor… Önceki gün Arnavutluk’ta Namazgâh Camii’nin temelini atan Cumhurbaşkanı, ardından Kırıkkale’de yaptırılan Nur Camii ve külliyesinin açılışını yapıyor. Erdoğan’ın talimatı ile yapımına 2008’de başlanan Nur Camii, İstanbul’daki Selimiye Camii’nin bir taklidi. Nur Camii’nde ilk teravih namazı ise 2011 Ramazan’ında kılınmıştı. Ancak Erdoğan’ın toplu açılışını yapacağı duyurulan diğer eser ya da “tesisler” nedir, var mıdır yok mudur, yeni midir eski midir bilen yok. 

ERZİNCAN’DA “SUDAN” AÇILIŞ? 

Erdoğan’ın toplu açılış turnesinde bir sonraki durağı olan Erzincan’daki toplu açılış listesi de ortada yok. İlgili makamlar Erdoğan’ın Erzincan’da 83 tesisi hizmete açacağını bildiriyor ama bunların ne olduğuna ilişkin bilgi vermiyor. Ankara ve Erzincan’da yaptığımız araştırmalarımız sonrası, bunun nedenini anladık. Burada da açılışı yapılacak tesislerin büyük bölümü zaten hizmette olanlar ve sayısı hayali biçimde kabartılmış. 

Örneğin Türk Kızılayı’nın yatırımı olan Erzincan Mineralli Su İşletmesi geçen yıl Haziran sonunda üretime başlamıştı. Şimdi Erdoğan tarafından bunun açılışının yapılacağı belirtiliyor. O halde Erdoğan, zaten bir yıl önce üretime geçmiş tesiste neyi açacak, maden suyu şişesinin kapağını mı? 

Yerel kaynaklardan edindiğimiz bilgiye göre Erdoğan’ın Erzincan’da toplu açılışını yapacağı tesisler arasında Ergandağ Kayak Merkezi de bulunuyor. Oysa, zaten 2011’den beri faaliyette olan tesis, 2013’ten bu yana da uluslar arası kayak yarışmasına da ev sahipliği yapıyor. Toplu açılış kapsamında geçen yılın sonlarında faaliyete geçen Erzincan Dünya Göz Hastanesi ile Hilton Garden Inn Erzincan gibi özel sektör yatırımlarının da adı geçiyor. Toplu açılışa konu diğer tesisler ise Erzincan Üniversitesi bünyesindeki çeşitli birimler… 

TOPLU GÖZ BOYAMA 

Türkiye toplu açılış adı altında, “toplu göz boyama” faaliyetine sahne oluyor. Erdoğan seri toplu açılış şovları ile bir yandan zaten faaliyette olan, daha önce faaliyete geçmiş veya hiç ortada olmayan hayali tesisler ya da çeşitli bakanlıkların uhdesinde zaten yapılması gereken rutin işler, dev yatırım hamlesi olarak gösteriliyor. Milyonlarca liralık yüzlerce tesis ve eserden söz edilirken, özel sektöre ait yatırımlar dikkate alınmazsa ortada yeni ve dişe dokunur bir yatırım bulunmuyor. 

Çoğu zaman da Atilla İlhan’ın “Ne kadınlar sevdim zaten yoktular” dizelerini hatırlatan, Ne tesisler açtım zaten yoktular” misali, açılan tesis ve eserlerin ne olduğu açıklanmıyor. Toplu açılışlarda artık liste dahi açıklamaya gerek duyulmuyor, gerçekte açılan bir tesis olup olmadığı ve neyin açıldığı öğrenilemiyor. Erdoğan’ın ülkeyi il il dolaşıp adeta Türkiye’yi yıkıp yeniden yaptıkları imajı yaratan şovun bir ayağı bu… 

Diğer ayağı ise anayasa gereği tarafsız olması gereken bir Cumhurbaşkanı, toplu açılış bahanesiyle il il gezerek seçim mitingleri yapıyor, elinde Kur’an sallayarak din sömürüsü ve hamaset edebiyatı ile partisine oy, hatta kendisini Başkan yapacak sayı olan 400 milletvekili istiyor. Erdoğan, “toplu açılış” adı altındaki siyasi mitinglerin masraflarını devlet kesesinden karşılatarak, AKP’ye bedavaya getiriyor. 

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), Erdoğan’ın seçim yasaklarını açıkça ihlal eden, “toplu açılış” kılıflı seçim mitingleri hakkındaki başvuruyu oybirliğiyle reddetti. Oysa Erdoğan, tarafsızlık ilkesini bozarak anayasayı ve seçim yasaklarını açıkça ihlal etmektedir. Tarafsız olması gereken bir Cumhurbaşkanı partisi lehine pişkince, fütursuzca aktif siyaset yapmaktadır. Bu durum, ülkemizde demokrasi ve hukukun geldiği nokta açısından düşündürücüdür. 

İLGİLİ MAKAMLARA SORUYORUZ: 

1.      Bu ülkede bir başbakan var mıdır, Davutoğlu kendisini yetersiz mi görüyor ki Cumhurbaşkanı meydan meydan gezip hayali açılışlar yaparak AKP için oy istiyor?

2.      Cumhurbaşkanı’nca yapılan bu toplu açılışlar nedir; bunların hangileri zaten faaliyette, hangileri yeni bitirilmiş ya da temel atma aşamasında; kaçı gerçek, kaçı hayalidir?

3.      Açılışı yapıldığı söylenen “tesis” ve projelerin kim tarafından yapıldığı, başlama ve tamamlanma tarihleri ile tam listesi neden kamuoyuna açıklanmıyor?

4.      Genel seçim sürecinde Cumhurbaşkanı’nın il il dolaşıp, “toplu açılış” adı altında seçim mitingi yaparak, ‘eski’ partisine oy istemesi bir anayasa suçu değil midir?

5.      Ülkemizde anayasa suçu işleyen bir Cumhurbaşkanı’na en azından “dur” diyecek resmi bir makam yok mudur?

6.      Anayasayı, yasaları ve siyasi teamülleri açıkça çiğneyen Erdoğan’a bu faaliyetinde “tarafsız” bularak engel koymayan bir Yüksek Seçim Kurulu varken, 7 Haziran’da yapılacak seçimlerin güvenliğinden söz edilebilir mi?

7.      Cumhurbaşkanı’nın suç niteliğindeki faaliyetini kesintisiz ve yanlı biçimde yayınlayan TV’lerin de yaptığı suç değil midir, RTÜK bununla ilgili bir işlem yapacak mıdır?

8.      Türk halkının zekâsıyla alay mı edilmektedir? Türkiye bir kabile toplumu, dünyanın en geri ülkesi midir?

Basın Açıklaması:

İndir (PDF, Bilinmeyen)

Amasya’daki Çöp Tesisini Son 7 Yılda 5 Kez Açtılar



UMUT ORAN: HER SEÇİMDE YENİDEN AÇILAN “TESİS”LER VAR, AÇMAYA DOYAMADILAR!

ERDOĞAN VAN’DA FUAR MERKEZİNİ YENİDEN KULLANIMA SUNARKEN, YAPIMI SÜREN MÜZE İNŞAATINI AÇMAYI DA İHMAL ETMEDİ! 

7 Haziran genel seçimlerine 21 gün kalırken; tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın , “toplu açılış” adı altında anayasayı çiğneyerek AKP’ye oy istediği, masrafı devletçe karşılanan seçim mitingleri ile turneye devam ettiğini anımsatan CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, “Her seçimde yeniden açtıkları ‘tesis’ler var, bu tesisleri açmaya doyamadılar. Erdoğan, Van’da TOBB’un yaptırdığı ve 8 ay önce hizmete giren spor salonu ve geçen yıl hizmete giren fuar merkezini bir kez daha “açtı”, devam eden Urartu Müzesi “inşaatını” da açmayı ihmal etmedi. Temeli 2005 yılında atılan ve AB hibesiyle Amasya’da yaptırılan katı atık bertaraf tesisi 2008 yılından itibaren AKP’li 2 başbakan, iki bakan ve bir belediye başkanı tarafından  toplam 5 kez açıldı! “Ne tesisler açtım zaten yoktular” misali, açılan tesis ve eserlerin ne olduğu açıklanmıyor” dedi. 

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, her seçim öncesinde hükümetin giriştiği hayali açılışlarının envanterini çıkartarak, yapılan aldatmacayı ifşa etmeyi sürdürüyor. Konuyla ilgil yazılı açıklama yapan Umut Oran,  şunları kaydetti: 

Özel sektör tesislerini de sahipleniyor! 

Erdoğan, Van’da TOBB’un yaptırdığı ve 8 ay önce hizmete giren spor salonu ve geçen yıl hizmete giren fuar merkezini bir kez daha “açtı”, devam eden Urartu Müzesi “inşaatını” da açmayı ihmal etmedi. Erzincan’da 2011’den beri faaliyette olan Ergandağ Kayak Merkezi, geçen yıl üretime başlayan Kızılay Mineralli Su İşletmesi ile Dünya Göz Hastanesi ve Hilton Garden Inn Erzincan gibi özel sektör yatırımları toplu açılışta yer aldı. 

Aynı tesisi 5 kez açtılar halen yetmedi 

Temeli 2005 yılında atılan ve AB hibesiyle Amasya’da yaptırılan katı atık bertaraf tesisi 2008 yılından itibaren AKP’li 2 başbakan, iki bakan ve bir belediye başkanı tarafından  toplam 5 kez açıldı! 

“Ne tesisler açtım zaten yoktular” 

“Ne tesisler açtım zaten yoktular” misali, açılan tesis ve eserlerin ne olduğu açıklanmıyor. Anayasayı çiğneyip gittiği yerlerde AKP’ye oy isteyen Erdoğan, toplu açılış adı altında yaptığı seçim mitinglerinin masrafını da devlete ödetiyor.  Başbakan Davutoğlu kendisini yetersiz mi görüyor ki Cumhurbaşkanı seçim meydanlarına inerek AKP’ye oy istiyor? Tarafsızlık ilkesini bozarak bir siyasal parti lehine açıkça seçim faaliyeti yürüten Cumhurbaşkanı’na “dur” diyecek bir resmi makam yok mudur? 

Cumhurbaşkanı, bir dizi okul, spor salonu, sağlık ocağı, park, kaldırım, kanalizasyon gibi rutin işlerin “tesis, proje, yatırım, dev eser” adları altında şişirilerek dev yatırım hamlesi gibi gösterildiği “toplu açılış” tiyatrosu ile yeniden turneye başladı. Erdoğan’ın toplu açılış şovunda, daha önce açılmış tesisler yeni açılıyormuş gibi gösterilirken, bazen de henüz temeli atılmamış, inşaatı hala süren, ya da hiç ortada olmayanlar toplu açılış listesine dâhil edilerek sayı kabartılıyor.   

ERDOĞAN VAN’DA NEYİ AÇTI? 

Erdoğan, dün Van’da sözde, toplam yatırım değeri 1 milyar 412 milyon lira olan 80 eserin bugün Van’da açılışını yaptı (!)  Erdoğan’ın sözde toplu açılış listesi; “Millî Eğitim Bakanlığı’nın 41 eseri, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Erçiş’te tamamladığı 12 Dev Adam Spor Salonu’nu, Van 100. Yıl Üniversitesi’nin 9 farklı projesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın çeşitli restorasyon projeleri, Sağlık Bakanlığı’nın yatırımları, Kalkınma Bakanlığı Fuar Merkezi ve Urartu Müzesi inşaatı ve AFAD’ın altyapı projeleri” olarak açıklandı. 

Erdoğan’ın sahte “kalkınma hamlesi” algısı yaratmaya yönelik ve gerçekte seçim çalışması niteliğindeki toplu açılış şovunda, yöntem değişmiyor: 

·         Erdoğan’ın toplu açılış listesinde Gençlik ve Spor Bakanlığı yatırımı olarak gösterilen 12 Dev Adam Erciş Spor Salonu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve Basketbol Federasyonu iş birliğiyle yapımına 2013’te başlanan ve Eylül 2014’te tamamlanarak Van Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğüne devredilen bir tesis. Yani 8 ay önce bitirilerek hizmete giren spor salonu, Erdoğan tarafından bir kez daha “açıldı”.

·         Toplu açılış listesinde “Kalkınma Bakanlığı Fuar Merkezi” olarak yer alan tesis, Van Ticaret ve Sanayi Odası (VATSO) yaptırdığı, 2013 yılında temeli atılarak geçen yıl yapımı tamamlanan ve ilk olarak 15-19 Ekim 2014’te Tarım, Hayvancılık ve Gıda Fuarı’na ev sahipliği yapan Fuar ve Kongre Merkezi…

·         Listede “Urartu Müzesi inşaatı” olarak yer alan kalemle Erdoğan, devam eden bir “inşaatın” açılışını da yapmış oldu. Depremde yıkılan Van Müzesi’nin yerine yapılan Urartu Müzesi, teşhir tanzim salonu hazır olmadığı için bu yılın sonunda açılacaktı. Ancak seçim öncesi yeniden başlayan toplu açılış tiyatrosu nedeniyle listeye dâhil edilerek “açılmış gibi” yapıldı.

·         Van’da 2011 yılında yaşanan depremin ardından AFAD tarafından yürütülen alt yapı projeleri ve 100. Yıl Üniversitesi’nin değişik zamanlarda başlanan ve farklı tamamlanma aşamalarında bulunan yatırımları ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın çeşitli okul ve Sağlık Bakanlığı’nın sağlık ocağı yapımı gibi rutin işleri de Erdoğan’ın toplu açılış listesinde yerini aldı. Bu şekilde 80 yatırımın tamamı bitirilmiş ve hepsi bir anda hizmete giriyormuş havası verildi. 

KIRIKKALE’DE NEYİ AÇIYOR? 

Erdoğan’ın Van’dan sonra toplu açılış şovunu sürdürdüğü Kırıkkale’de “71 eserin” açılışını yaptı. Ancak bu eserler için sadece bir caminin adı geçiyor… Önceki gün Arnavutluk’ta Namazgâh Camii’nin temelini atan Cumhurbaşkanı, ardından Kırıkkale’de yaptırılan Nur Camii ve külliyesinin açılışını yapıyor. Erdoğan’ın talimatı ile yapımına 2008’de başlanan Nur Camii, İstanbul’daki Selimiye Camii’nin bir taklidi. Nur Camii’nde ilk teravih namazı ise 2011 Ramazan’ında kılınmıştı. Ancak Erdoğan’ın toplu açılışını yapacağı duyurulan diğer eser ya da “tesisler” nedir, var mıdır yok mudur, yeni midir eski midir bilen yok. 

ERZİNCAN’DA “SUDAN” AÇILIŞ? 

Erdoğan’ın toplu açılış turnesinde bir sonraki durağı olan Erzincan’daki toplu açılış listesi de ortada yok. İlgili makamlar Erdoğan’ın Erzincan’da 83 tesisi hizmete açacağını bildiriyor ama bunların ne olduğuna ilişkin bilgi vermiyor. Ankara ve Erzincan’da yaptığımız araştırmalarımız sonrası, bunun nedenini anladık. Burada da açılışı yapılacak tesislerin büyük bölümü zaten hizmette olanlar ve sayısı hayali biçimde kabartılmış. 

Örneğin Türk Kızılayı’nın yatırımı olan Erzincan Mineralli Su İşletmesi geçen yıl Haziran sonunda üretime başlamıştı. Şimdi Erdoğan tarafından bunun açılışının yapılacağı belirtiliyor. O halde Erdoğan, zaten bir yıl önce üretime geçmiş tesiste neyi açacak, maden suyu şişesinin kapağını mı? 

Yerel kaynaklardan edindiğimiz bilgiye göre Erdoğan’ın Erzincan’da toplu açılışını yapacağı tesisler arasında Ergandağ Kayak Merkezi de bulunuyor. Oysa, zaten 2011’den beri faaliyette olan tesis, 2013’ten bu yana da uluslar arası kayak yarışmasına da ev sahipliği yapıyor. Toplu açılış kapsamında geçen yılın sonlarında faaliyete geçen Erzincan Dünya Göz Hastanesi ile Hilton Garden Inn Erzincan gibi özel sektör yatırımlarının da adı geçiyor. Toplu açılışa konu diğer tesisler ise Erzincan Üniversitesi bünyesindeki çeşitli birimler… 

TOPLU GÖZ BOYAMA 

Türkiye toplu açılış adı altında, “toplu göz boyama” faaliyetine sahne oluyor. Erdoğan seri toplu açılış şovları ile bir yandan zaten faaliyette olan, daha önce faaliyete geçmiş veya hiç ortada olmayan hayali tesisler ya da çeşitli bakanlıkların uhdesinde zaten yapılması gereken rutin işler, dev yatırım hamlesi olarak gösteriliyor. Milyonlarca liralık yüzlerce tesis ve eserden söz edilirken, özel sektöre ait yatırımlar dikkate alınmazsa ortada yeni ve dişe dokunur bir yatırım bulunmuyor. 

Çoğu zaman da Atilla İlhan’ın “Ne kadınlar sevdim zaten yoktular” dizelerini hatırlatan, Ne tesisler açtım zaten yoktular” misali, açılan tesis ve eserlerin ne olduğu açıklanmıyor. Toplu açılışlarda artık liste dahi açıklamaya gerek duyulmuyor, gerçekte açılan bir tesis olup olmadığı ve neyin açıldığı öğrenilemiyor. Erdoğan’ın ülkeyi il il dolaşıp adeta Türkiye’yi yıkıp yeniden yaptıkları imajı yaratan şovun bir ayağı bu… 

Diğer ayağı ise anayasa gereği tarafsız olması gereken bir Cumhurbaşkanı, toplu açılış bahanesiyle il il gezerek seçim mitingleri yapıyor, elinde Kur’an sallayarak din sömürüsü ve hamaset edebiyatı ile partisine oy, hatta kendisini Başkan yapacak sayı olan 400 milletvekili istiyor. Erdoğan, “toplu açılış” adı altındaki siyasi mitinglerin masraflarını devlet kesesinden karşılatarak, AKP’ye bedavaya getiriyor. 

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), Erdoğan’ın seçim yasaklarını açıkça ihlal eden, “toplu açılış” kılıflı seçim mitingleri hakkındaki başvuruyu oybirliğiyle reddetti. Oysa Erdoğan, tarafsızlık ilkesini bozarak anayasayı ve seçim yasaklarını açıkça ihlal etmektedir. Tarafsız olması gereken bir Cumhurbaşkanı partisi lehine pişkince, fütursuzca aktif siyaset yapmaktadır. Bu durum, ülkemizde demokrasi ve hukukun geldiği nokta açısından düşündürücüdür. 

İLGİLİ MAKAMLARA SORUYORUZ: 

1.      Bu ülkede bir başbakan var mıdır, Davutoğlu kendisini yetersiz mi görüyor ki Cumhurbaşkanı meydan meydan gezip hayali açılışlar yaparak AKP için oy istiyor?

2.      Cumhurbaşkanı’nca yapılan bu toplu açılışlar nedir; bunların hangileri zaten faaliyette, hangileri yeni bitirilmiş ya da temel atma aşamasında; kaçı gerçek, kaçı hayalidir?

3.      Açılışı yapıldığı söylenen “tesis” ve projelerin kim tarafından yapıldığı, başlama ve tamamlanma tarihleri ile tam listesi neden kamuoyuna açıklanmıyor?

4.      Genel seçim sürecinde Cumhurbaşkanı’nın il il dolaşıp, “toplu açılış” adı altında seçim mitingi yaparak, ‘eski’ partisine oy istemesi bir anayasa suçu değil midir?

5.      Ülkemizde anayasa suçu işleyen bir Cumhurbaşkanı’na en azından “dur” diyecek resmi bir makam yok mudur?

6.      Anayasayı, yasaları ve siyasi teamülleri açıkça çiğneyen Erdoğan’a bu faaliyetinde “tarafsız” bularak engel koymayan bir Yüksek Seçim Kurulu varken, 7 Haziran’da yapılacak seçimlerin güvenliğinden söz edilebilir mi?

7.      Cumhurbaşkanı’nın suç niteliğindeki faaliyetini kesintisiz ve yanlı biçimde yayınlayan TV’lerin de yaptığı suç değil midir, RTÜK bununla ilgili bir işlem yapacak mıdır?

8.      Türk halkının zekâsıyla alay mı edilmektedir? Türkiye bir kabile toplumu, dünyanın en geri ülkesi midir?

Basın Açıklaması:

İndir (PDF, Bilinmeyen)

AKP Hükümeti seçim uğruna ülkeyi “Çifte Açık” riskine sokuyor!



Merkez Bankası Haziran ayına ait “özel sektörün dışardan sağladığı uzun vadeli kredi borcu” detaylarını açıkladı.

Bu verilere göre, krize rağmen son 18 ayda Türk özel sektörü üzerine düşeni yaparak dışardan sağladığı kredi borcunu 24 milyar dolar aşağı çekerek 116 milyar dolara indirmiştir.  Finans sektörünün dışardan sağladığı uzun vadeli döviz kredi borcu 9 milyar dolar gerileyip 32 milyar dolar olurken, reel sektörün dışardan sağladığı uzun vadeli döviz kredi borcu aynı dönem içinde 15 milyar dolar daralmış ve 83 milyar dolar olarak açıklanmıştır.

2009 yılında şok hızla küçülen Türkiye ekonomisi nedeniyle cari açık 42 milyar dolardan 14 milyar dolara gerilerken özel sektörün dış borcunun da düşmesi Türkiye ekonomisinin risklerini azaltan bir gelişme idi.

Ancak, AKP hükümetinin hatalı ekonomi politikaları nedeniyle 2010 yılında cari açık tekrar hızla artarak son altı ayda neredeyse iki katına çıkmış ve 30 milyar dolar  sınırına dayanmıştır.  Cari açık büyürken, özel sektörün dışardan borçlanma seviyesini düşürmeye devam etmesi hızla sürdürülemezlik sınırına doğru yükselen cari açığın finansman kalitesini bozmaktadır.  Azalan doğrudan yatırımlar ile beraber cari açığın artan bir ağırlıkla sıcak para ile fonlanmasına göz yuman AKP hükümeti ise, ülkeye istihdam yaratacak kaliteli yatırımı çekmekle uğraşmayıp, Anayasa paketi ile zaman harcamaktadır.

AKP hükümeti sorumsuzluk halkasına bir eklemeyi de, CHP’nin artan halk desteği karşısında oy satın almaya çalışarak yapmaktadır.
Bu uğurda, Mali Kural gibi Türkiye ekonomisini politik baskıdan koruyacak disiplinden son dakikada yan çizerek gerçek niyetini ortaya koymuştur.

Mali Kural’ı bahane ederek, bütçe kanununa göre Mayıs ortasında halka açıklanması gerekli olan “Orta Vadeli Program” ve Haziran ortası açıklanması  gerekli “Orta Vadeli Mali Plan” hala açıklanmamıştır.  “Mali Kural” ise yangından mal kaçırmak için seçim sonrasına, 2012’ye ötelenmiştir.

AKP hükümeti, sene başında acımasızca vatandaşın üzerine yüklediği vergilerle elde edilen geliri vatandaşın ihtiyaçlarını kaşılamak için değil, kendi koltuğunu koruyabilmek için seçimlerde oy satın almaya çalışarak savurganca harcayacağının sinyallerini net olarak vermiştir.  “Sosyal  yardım” adı altında bütçede artan harcamalar 2009 yerel seçimi öncesi “kışın dağıtılan buzdolabının, yazın kömür” ile yer değiştirdiğini göstermektedir.

AKP hükümetinin 2011 bütçe planlarını son dakikaya kadar gizli tutma gayreti ve sene başında vatandaşın cebinden aldığı para ile şimdiden artırdığı harcamalar rüşvetle oy toplama gayretini açık etmektedir.

AKP hükümetinin tercihleri, ekonomide geri dönen cari açık riskine rağmen, 2011 bütçesinde de seçim harcamasına ağırlık vererek, Ülke’yi “çifte açık riski” ile seçimlere sokacak kadar gözünü kararttığını göstermektedir.