Yazılar

Umut Oran Balıkesir’den uyardı: Türkiye’nin Bölgesel Savaşlara Hazır Olması Lazım!



CHP’li Umut Oran, Akdeniz havzasında, Kıbrıs’ın etrafında yaşanan gelişmelere dikkat çekerek “Türkiye’nin Bölgesel Savaşlara Hazır Olması Lazım” mesajı verdi. Umut Oran, “Türkiye; ABD-Rusya-Çin arasında devam eden küresel çatışmaların da etkisiyle her an çıkabilecek bölgesel çatışmaların merkezinde yer almaktadır. Artan risklere ve tehditlere karşı her zamankinden daha fazla hazır olması gereken Türkiye ise ne yazık ki içerden çökertilmektedir. İç cephedeki yıkıcı faaliyetlerin son ayağı yurttaşların vergileriyle lüks bir yaşam süren Diyanet İşleri Başkanı’nın, ne idiğü belirsiz fesli bir meczubu ziyaret etmesidir” dedi.

CHP’li Umut Oran, 3 yıldır milletvekili olmamasına rağmen yoğun olarak yürüttüğü çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. İki hafta önce Güneydoğu’da 5 ilde incelemelerde bulunarak GAP-Suriye raporunu hazırlayan, geçen hafta ise Bolu’da çalışma yürüten Umut Oran bugün de Balıkesir’de bulunuyor. İlk olarak CHP Merkez Karesi İlçe Başkanlığını ziyaret eden Umut Oran, burada İlçe başkanı, İl ve ilçe yöneticileriyle, partililerle buluştu. Umut Oran, basın mensuplarına yaptığı açıklamada şunları ifade etti:

Kıbrıs açıkları gasp ediliyor

Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz havzasının nerdeyse tamamı dünyanın en büyük çatışmalarına, yıkımlara ve yükselen rekabete sahne olmaktadır. Sıcak çatışmaların görüldüğü Libya, Suriye, Irak ve Filistin gibi sorun alanlarının yanında Yunanistan, GKRK ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu yeni bir “sıcak çatışma hattı” oluşmak üzeredir. Özellikle Doğu Akdeniz’de yükselen petrol ve doğalgaz rekabeti, Amerikan emperyalizminin bölgesel çıkarlarına uygun olarak hareket eden Yunanistan tarafından, sıcak çatışma zeminine çekilmek istenmektedir. Ege’de işgal edilen Türk adalarından sonra Kıbrıs açıkları da Yunanistan’ın başını çektiği bir grup devlet tarafından gasp edilmek istenmektedir.

Türkiye hem Ege Denizi’nden hem de Doğu Akdeniz’den çıkarılmak istenmektedir. Kuzey Suriye’de ve Irak’ın Kuzeyinde oluşturulan PKK/YPG’ye kurdurtulan “terör ordusu” da aynı odakların Türkiye’ye karşı oluşturduğu “kara gücünden” başka bir şey değildir.

Türkiye hazır olmalı

Türkiye; ABD-Rusya-Çin arasında devam eden küresel çatışmaların da etkisiyle her an çıkabilecek bölgesel çatışmaların merkezinde yer almaktadır. Artan risklere ve tehditlere karşı her zamankinden daha fazla hazır olması gereken Türkiye ise ne yazık ki “içerden çökertilmektedir.”  İç cephedeki yıkıcı faaliyetlerin son ayağı “yurttaşların vergileriyle lüks bir yaşam süren Diyanet İşleri Başkanının”, ne idiğü belirsiz fesli bir meczubu ziyaret etmesidir. “Keşke Yunan galip gelseydi!” diyen bu meczup aslında olası bölgesel çatışmalarda tarafını da ortaya koymaktadır. Bu tavır, “Türk milletine karşı işgalcilerin yanında yer alma hevesinden” başka bir şey değildir. İşte Diyanet İşleri’nin başındaki şahıs da bu duruşu ve tavrı destekler konuma düşmektedir. Bu durumu; Yunan işgal kuvvetlerine karşı ilk direniş toplantılarını Alaca Mescidi camiinde yapan Balıkesirliler’in dikkatine sunuyorum! Balıkesirliler, fesli meczubun ne demek istediğini en net anlayacak olanlardır zira bu toprakları bedel ödeyerek ve can vererek özgürleştirenler onlardır. Balıkesir’in Kuvayi Milliyecileri kaybetsin diye dua edenler de fesli meczup ve onlar gibi vatanseverliğin ne olduğunu bilmeyen işbirlikçilerdir. 

31 Mart, Türk Milletinin stratejik planıdır

Yükselen bölgesel savaş risklerine karşı stratejik bir plan çerçevesinde hareket etmek başarının tek anahtarıdır. Türk milletinin de stratejik planı vardır. 31 Mart, büyük Türk milletinin yeni stratejisini ortaya koyması açısından hayati bir öneme sahiptir. 16 yıldır yorulan, iktidar körlüğüne ulaşan ve dengesini kaybeden mevcut iktidarın kendine gelmesi ve Türkiye’nin yeniden akla ve bilime dayalı bir yükseliş dönemine girmesi için 31 Mart’ta Cumhuriyetçilerin yerel yönetimleri devralması gerekmektedir. Cumhuriyet Halk Partisi’ne düşen de bugüne kadar yapılan parti içi yanlışlardan ders alarak “en iyileri mücadelenin en ön cephesine koymaktır.” 

Ahmet Akın’ın seçileceğine inancım tamdır

Memnuniyetle söylüyorum ki Meclis’teki başarılı çalışmalarının ardından Sayın Ahmet Akın’ın partinin görevlendirmesini kabul ederek Büyükşehir Belediye Başkanı Adaylığını kabul etmesi çok doğru bir karar olmuştur. Tüm il ve ilçe örgütlerimizin ortak kararıyla aday olan Sayın Ahmet Akın, Kuvayi Milliye’nin kahraman şehri olan Balıkesir’e yakışan bir adaydır ve büyükşehir belediye başkanı seçileceğine olan inancım tamdır. Ancak Sayın Akın’ın Belediye Başkanı seçildikten sonra görevi bitmeyecektir. Tam aksine 31 Mart akşamından itibaren Balıkesir’i, Türkiye’nin ve dünyanın yükselen yıldızı yapmak gibi bir zorunluluğu da olacaktır. Ben, kendisinin ve ekibinin Balıkesirlilerle beraber yepyeni bir belediyecilik anlayışını hayata geçireceğine ve Eskişehir gibi bir “marka belediyecilik” anlayışı ortaya koyacağına eminim. Bugün hem Balıkesirli yurttaşlarımızla bir araya gelmek hem de Sayın Ahmet Akın başta olmak üzere tüm örgütümüze desteğimi ortaya koymak için aranızdayım. 31 Mart’tan sonra ilk ziyaretimi de Balıkesir’e yapacağımı ve Ahmet Akın’ı makamında ziyaret edeceğimin de sözünü veriyorum. Kendisini bir kez daha tebrik ediyorum.

ABD, Füzelerini de Alıp Doğu Akdeniz’den Ayrılmalıdır



Dünyanın “çivisinin çıktığına” yönelik yaygın kanaati halkı çıkarırcasına ABD, İngiltere ve Fransa’nın Suriye’ye karşı gerçekleştirdiği askeri operasyon her anlamda “kaosu körükleyen” bir adımdır. Bu kararın; PKK-PYD-YPG ve IŞID başta olmak üzere onlarca terör örgütünün etnik temizlik, işkence, yerinden etme, yargısız infaz gibi ağır suçlarına maruz kalan, içsavaşın yıkıcı sonuçları altında ezilen ve büyük bir hasretle “barışı” bekleyen Suriye halkına hiç bir faydası yoktur. Tam aksine her bir füze, başka füzelerin atılmasına, her saldırı karşı saldırıların artmasına zemin hazırlamaktadır.

Henüz BM ya da uluslararası bir örgüt tarafından incelenmemiş ve kesin kanıtlar elde edilmemişken, “kimyasal silah kullanımı” iddiaları üzerinden aceleyle füze saldırıları yapmak ve bunu twitter üzerinden “Hazır ol Rusya! Füzeler geliyor!” gibi gayet ciddiyetsiz bir şekilde ortaya koymak da insanlığın yarınları için düşündürücüdür. İnsan hayatının twitterda biraz daha fazla “retweet” almak için malzeme haline getirilmesi başlıbaşına bir utanç kaynağı olmalıdır. Hele hele Irak’ta “kitle imha silahları” gerekçe gösterilerek milyonlarca insanın hayatını kaybedeceği bir sürecin başlatıldığı hatırlandığında benzer söylemlerin birden fazla kez değerlendirilmeye tabi tutulması zorunludur. Ancak ne yazık ki “gücü elinde bulunduran” devletler, kendi çıkarları uğruna başka devletlerin ve halkların mahvına sebep olacak adımlar atmaktan çekinmemektedir.

Gelinen noktada, Suriye toprakları içinde onlarca terör örgütü her yanı kana boğarken, “barış denizi” olması gereken Akdeniz de ağzına kadar bomba dolu savaş gemilerinin işgali altındadır. Başta ABD ve Rusya olmak üzere hemen her devlet, “silahların merkezde olduğu” bir dil kullanmaktadır. Bu dil başlıbaşına sorunludur. Zira sözlerin tonu her defasında artmaktadır ve her söz dalaşının ardından daha fazla silah kullanma hevesi açıkça görülmektedir. Oysa bölgenin ihtiyacı olan şeyler: Barış ve huzurdur. Barışı sağlayacak olan da herkesin Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı duymasına ve tüm terör örgütlerinin Suriye’den çıkarılmasına bağlıdır. Suriye’yi küçük parçalara ayıracak ya da etnik/mezhepsel temelde bölünmeyi dayatacak her türlü eylem sadece terör örgütlerinin işine yarayacaktır.

O halde bugünün ana konusu, adı ne olursa olsun, tüm terör örgütlerini Suriye’den temizlemek, “yabancı savaşçı” olarak adlandırılan herkesi Suriye dışına çıkarmak ve Suriye’nin barışa ve huzura ulaşması için BM nezdinde çalışmalar yapmaktır.

Bu adımlar yerine sağa-sola füzeler fırlatmaksa “dünyayı savaşa” davet etmek anlamına gelecektir. Zira Suriye ve Doğu Akdeniz, an itibariyle “barut fıçısı” halindedir. Herhangi bir hata ya da provokasyonun bedelini sadece bir-iki devlet değil Türkiye başta olmak üzere tüm dünya ödeyecektir.

Bu itibarla, ABD ve müttefiklerinin “füze saldırılarını” derhal durdurarak son 1 haftada bölgeye sevk ettiği tüm güçleri geri çekmesi ve “kimyasal saldırı” iddialarını araştırmak için BM’nin harekete geçirilmesi en doğru yaklaşım olacaktır. Heran, bir dünya savaşının çıkma riski altında olunduğu gerçeğini idrak eden herkes için yapılması gereken şey: Suriye’nin geleceğine “Suriye halkının” karar vereceğini ilan etmek ve Suriye’deki tüm terör örgütlerine karşı mücadele etmektir. Türkiye’nin görevi de Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana olmak ve bölgede çalan savaş tamtamlarına karşı mazlumdan yana tavır almaktır.

Erdoğan – Putin görüşmesi öncesi Umut Oran iktidara seslendi



280 GÜNLÜK RUSYA KRİZİ EKONOMİDE AĞIR HASAR BIRAKMADAN ACİL TEDAVİ EDİLMELİDİR ! 

  • “Düşürülen uçak yüzünden Rusya’nın uyguladığı yaptırımlar, kabarık bir fatura çıkardığı ekonomimizde ağır hasar bıraktı. Suriye’deki yanlış dış politikası yüzünden Rusya ile yaşattığı 280 günlük krizin ardından şimdi ilişkileri 24 Kasım 2015 öncesine döndürmek için iktidara sormak lazım: “Madem böyle yapacaktın, bu faturayı bize niye yükledin?” 
  • Türkiye’yi yönetenler, Rusya ile yol açtıkları ve ihracatçıdan, yaş meyve sebze üreticisine, turizm sektöründen dış müteahhide, tekstilciden-hazır giyimciye tüm halkımızın sıkıntı yaşamasına yol açan krize acil son verilmelidir!”

24 Kasım 2015’te bir Rus savaş uçağının sınır ihlali ve angajman kuralları gerekçe gösterilerek düşürülmesi üzerine patlak veren krizde Rusya’nın başlattığı yaptırımlar, ekonomimize kabarık bir fatura çıkardı. Uçak düşürülmesi olayının ardından iki ülke ilişkilerinde devam eden kriz, FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Rusya ile girişilen ilişkileri düzeltme hamlesi ile aşılmaya yüz tuttu. Ancak 9 Ağustos St. Petersburg zirvesine kadar geçen 280 günde olumsuz etkileri hissedilen kriz, dış ticaretten, müteahhitliğe ve turizme tüm ekonomimiz üzerinde ağır bir hasar bıraktı.

1-      DIŞ TİCARET HACMİ BİR ÖNCEKİ YILIN YARISINA İNDİ

Türkiye ile Rusya arasında uçak krizinin henüz yaşanmadığı geçen yılın ilk altı ayı ile bu yılın aynı dönemi karşılaştırıldığında özellikle dış ticarette ciddi bir kan kaybı görülüyor:

·         2015’in Ocak-Haziran döneminde ayında yaklaşık 13 milyar dolar olan dış ticaret hacmi, bu yıl aynı dönemde yüzde 34,5’lik düşüşle 8,5 milyar dolara indi. Bunun 737,2 milyon doları Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı, 7,8 milyar doları ise bu ülkeden yapılan ve büyük bölümü enerji ürünlerinden oluşan ithalat…

·         Uçak krizi sonrası Rusya’nın uyguladığı yaptırımlar yüzünden bu ülkeye yapılan ihracatta bu yıl ilk altı ayda tam yüzde 59,8 düşüş yaşandı. Rusya’dan yapılan ithalat da yüzde 30,3’lük düşüş gösterdi. Geçen yıl ilk altı ayda Rusya’ya 1,8 milyar dolarlık ihracat ve bu ülkeden 11,1 milyar dolarlık da ithalat yapılmıştı.

·         Türkiye’nin Rusya’ya ihracatının bu ülkeden yaptığı ithalatı karşılama oranı geçen yıl ilk altı ayda yüzde 16,5 düzeyinde bulunuyordu; bu yıl yüzde 9,5’e geriledi.

·         İlk altı aylık dönemlere göre Türkiye, Rusya’ya 1,1 milyar dolar daha az ihracat ve bu ülkeden 3,4 milyar dolar daha az ithalat yaptı; dış ticaret hacmi 4,5 milyar dolar küçüldü.

·         Altı aylık dönemler itibariyle Türkiye’nin toplam ihracatında 2014’te 6’ncı ve 2015’de 11’inci olan Rusya, bu yıl 24’üncülüğe düştü. Rusya, ilk altı aylara göre Türkiye’nin toplam ithalatında 2014’te 1’inci, 2015’te 2’nci olurken, bu yıl Çin ve Almanya’nın ardından 3’üncülüğe geriledi.

·         2014’ün ilk yarısıyla karşılaştırmada ise dış ticaretteki tablo çok daha vahim. Anılan dönemde Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı yaklaşık 3 milyar, bu ülkeden ithalatı 13,1 milyar ve ikili dış ticaret hacmi 16 milyar dolardı. Buna göre ikili dış ticaret hacmi iki yıl öncekinin yaklaşık yarısı düzeyine indi.

Sıkıntı dış ticaretle de sınırlı kalmadı;

2-      Türkiye’nin yurt dışı müteahhitlik sektörü iş hacminin yaklaşık 5 milyar dolarla neredeyse dörtte birini oluşturan Rusya pazarı bu yıl altı ayda adeta sıfırlandı.

3-      Ekonomik ilişkilerde en büyük hasarın yaşandığı bir diğer alan da turizm. Geçen yıl ilk altı ayda Türkiye’yi ziyaret eden Rus turistlerin 1 milyon 454 bin 618 olan sayısı, bu yıl aynı dönemde tam yüzde 87,4 azalarak 183 bin 828’e geriledi. Başka deyişle Türkiye’ye geçen yıla göre 1 milyon 270 bin 790 daha az Rus turist geldi. Bu da yabancı turistlerin anılan dönemde Türkiye’deki kişi başına ortalama harcama tutarı baz alındığında 1 milyar dolara yakın bir kayıp anlamına geliyor.

4-      Rusya “ Made in Turkey “ etiketi taşıyan Türkiye’de üretilen tekstil ve hazır giyim ürünlerine koyduğu ambargoyu acilen kaldırmalıdır !

Rusya krizi; doğrudan ihracat, turizm ve müteahhitlik sektörlerini; dolaylı olarak da bunlarla ilişkili sektörler başta tüm ekonomiyi olumsuz etkiledi. Kriz, yapısal sorunların büyüdüğü ve olumsuz bir konjonktürdeki ekonomide daralma ve sorunların büyümesinde etkili oldu.

 “BİZ BU FATURAYA NİYE ÖDEDİK?”

Uçak düşürüldüğünde, sıcağı sıcağına “Rus uçağını düşürdük” diyenler, ekonomide sıkıntılar derinleşince “Rus uçağı olduğunu bilseydik düşürmezdik” noktasına geldiler. Uzun süre direndikten sonra ekonomide durdurulamayan kötüye gidiş nedeniyle “pes” edip bu ülkeden özür dilemek zorunda kaldılar. Şimdi ise olayda FETÖ bağlantısı araştırılıyor.

280 gün süren krizin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya ile ilişkileri yeniden kurma hamlesine geçerek, 9 Ağustos’ta St. Petersburg’da, Devlet Başkanı Putin’le yaptığı zirvede, iki ülke arasında üzerinde anlaşma sağlandığı belirtilen “mutabakat planı”na bir bakalım:

  • (Uçak krizi üzerine atıl kalan) Rusya-Türkiye Üst Düzey İşbirliği Konseyi çalıştırılacak.
  • İki ülke arasında (uçak krizi yüzünden duran) charter seferleri yeniden başlatılacak.
  • Tarım başta olmak üzere ikili ticarette (uçak krizi üzerine konulan) kısıtlamalar kalkacak.
  • Rusya’daki Türkiye firmalarına (uçak krizi ile başlayan) yaptırımlar kalkacak.
  • İki ülke arasında (daha önce var olan) vizesiz uygulamaya dönülecek.
  • (Krizde askıya alınması gündeme gelen) Akkuyu’ya stratejik proje statüsü verilecek.
  • (Kriz yüzünden duran) Türk Akımı Doğalgaz Boru Hattı Projesi görüşmeleri hızlandırılacak.
  • Türk Akımı’nın 2019’da devreye girecek şekilde inşasına başlanacak.
  • Rus-Türk Ortak Yatırım Konseyi kurulacak.
  • (Uçak krizinde adeta düşman haline gelen) İki ülke savunma sanayiinde işbirliği yapacak.
  • Türkiye-Rusya-Azerbaycan arasında “Üçlü İstişare Mekanizması” kurulacak.
  • (Uçak krizi ile güveni sıfırlayan) Moskova ile Ankara arasında güven hattı oluşturulacak.

Görünen o ki Erdoğan, Suriye konusundaki yanlış dış politikası yüzünden ters düştüğü Rusya ile ülkemiz arasında yaşattığı 280 günlük krizin ardından ilişkileri tekrar 24 Kasım 2015 öncesine döndürmek niyetinde.

Türkiye’yi yönetenler, Rusya ile yol açtıkları krizin; ihracatçıdan, yaş meyve sebze üreticisine, turizm sektöründen dış müteahhide, tekstilden, hazır giyim sektörüne tüm halkımızın sıkıntı yaşamasına yol açan 280 günün hesabını vermelidir!

Açıklama;

İndir (PDF, Bilinmeyen)

 

Ruslara “Odna Minuta”,”One Minute”a Benzemez !



Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, Rusya ile gelinen kriz aşamasında hamaset yapılarak onlara da ‘Odna Munita’ (Bir dakika-One minute) denilemeyeceğini, ekonomide doğrudan göbekten bağımlı olunduğunu kaydetti.

Umut Oran

Basın Açıklaması

10.10.2015

· 13 yıllık AKP iktidarının sonunda; enerji başta olmak üzere ekonomide Rusya’ya göbekten bağlı haldeyiz. İki ülke arasındaki gerilimin büyümesi ve siyasi, diplomatik, ekonomik, ticari ilişkilerin bozulmasından en büyük darbeyi yiyecek olan biziz. 

·  Güçlü ekonomin varsa güçlü ülke olunur ve oyun kurarsınız, o nedenle içi boş ‘one minute’lerle, kabadayılıkla uluslararası ilişkiler yürütülmez, hiçbir ülke seni ciddiye almaz. Ekonomide Rusya’ya bu derece bağımlılık varken onlara ‘Odna minuta’ (Bir Dakika) demenin Rus Ruleti oynamaktan farkı yok.

·  rkiye’nin stratejik derinlikte boğulmasına yol açarak, bölgede ve dünyada tek başına bırakan baş sorumlulardan birisi de önceki Dışişleri Bakanı ve bugünün Sözde Başbakanı olan Davutoğlu’dur! 

Ülkeler arası ilişkiler sadece aile ilişkileri ve bağlantılarla yürütülemez. Günümüzde ülkelerin etkililiği sadece ekonomik güçleriyle doğrudan ilgilidir. Atatürk’ün 1923 yılında dahi gördüğü gibi; “Tam bağımsızlık için şu kural vardır: Milli egemenlik, mali egemenlikle desteklenmelidir. Bizleri bu hedefe götürecek tek kuvvet ekonomidir. Siyasi ve askeri muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadi zaferlerle taçlandırılmadıkça payidar olamaz 

10 MADDEYLE RUS RULETİNİN SAKINCALARI 

Bu nedenle Rusya ile bugün gelinen durum Rus ruletinden farkı yoktur ve bunu Türkiye’nin kazanma olasılığı yok. Neden Rus Ruleti oynanmaması gerektiğini 10 maddeyle açıklayabiliriz: 

1.      Türkiye-Rusya ilişkilerinin temeli ekonomidir. 2014 verilerine göre Türkiye ile Rusya arasında yıllık 31 milyar dolar ticaret hacmi var; bunun 25 milyar doları Rusya’dan yaptığımız ithalat, 6 milyar doları ise bu ülkeye ihracatımız. 

2.      Sürdürülebilir büyüme için enerji güvenliği hayati önemdedir. Türkiye, ekonomide temel girdi olan petrol ve gaz gibi enerji ürünlerinde neredeyse tamamen dışa bağımlı. Yıllık 240 milyar doları aşan ithalat faturamızın dörtte biri bu ürünlere ödüyoruz.

3.      Türkiye, yüzde 98 oranında dışa bağımlı olduğu doğalgazın en büyük bölümünü Rusya’dan ithal ediyor. 2014 yılında 49,2 milyar metreküplük doğalgaz ithalatının yüzde 55’lik paya karşılık gelen 26,9 milyar metreküplük doğalgazla Rusya’dan yapıldı. Rusya, Türkiye’nin ham petrol ithalatında da önemli bir paya sahip… Bu nedenle;  Rusya, enerji ürünleri nedeniyle 2006’dan bu yana Türkiye’nin en fazla ithalat yaptığı ülke olmaya devam ediyor.

4.      Rusya Türkiye’nin yaş meyve sebze ihracatında da en önemli pazarlardan biridir. Bu sektörün ihracatının yaklaşık yüzde 40’ı Rusya’ya yapılmaktadır.

5.      Rusya 2014 yılında toplam ihracatta da tüm ülkeler içinde 7. sırada yer almıştır.

6.      Rusya 4,5 milyon kişiyle 2104’te Almanya’dan sonra Türkiye’ye en fazla turist gönderen ülke olmuştur. Yıllar itibariyle Türkiye’ye gelen her 100 turistten yaklaşık 12’sini Ruslar oluşturuyor.

7.      Rusya, Türk müteahhitlerin en fazla iş üstlendikleri ülkedir. 1972’den bu yana üstlenilen işlerin proje bedeli 50 milyar doları aşmıştır.

8.      Toplam elektrik enerjisi üretimimizde doğalgazla çalışan santralların payı yüzde 50’ye yaklaşıyor. Artacak gerilim sürecinde Rusya’nın vanaları kapatması ihtimalinde ısınma sorunu dışında, elektrik üretiminde düşüşle ülkenin karanlıkta kalabileceği bir bağımlılık durumu söz konusudur.

9.      Rus gazının Türkiye üzerinden Avrupa pazarına iletilmesine yönelik Mavi Akım ve Türk Akımı vb. dev bor hattı projeleri iki ülke arasındaki enerji projeleri hem kendileri hem bölge, hem dünya için stratejik önemdedir.

10.  20 milyar dolara mal olması beklenen Türkiye’nin ilk nükleer projesi Akkuyu Nükleer Santralını Rus devlet firması Rosatom yapıyor. Uzmanların, çevrecilerin ve tüm kamuoyunun karşı çıkmasına rağmen inatla yapımına başlanan ve Rus şirketine verilen Akkuyu Nükleer santralı için Erdoğan, şimdi iki ülke ilişkilerindeki gerilim sürecinde “Ruslar yapmazsa başkası gelir yapar” diyebiliyor. Bu ciddi bir sorumsuzluktur. Türkiye’nin kaynaklarını hovardaca israf yetkisini kendisine kim verdi? Bu çapta büyük bir yatırım bir kişinin kişisel keyfi kararlarına bağlı olabilir mi? Erdoğan ülkeyi kendi çiftliği olarak mı görüyor? 

RUSLARA ‘ODNA MUNİTA’ DEMEK KOLAY DEĞİL 

Dış politikayı iç politikaya alet ederek hamasetle oy artırma taktiğini alışkanlık haline getirenlerin “one minute” şovu. “Filistinlilerin hamisi, İsrail’e kafa tutan lider” pozuyla seçmenleri bir dönem kandırmış olabilir. Ancak şov sonrasında; İsrail’le ticaretin artarak devam ettiğini, mezhepçi politikalar nedeniyle Ortadoğu’da yeni ekonomik güç odağı haline gelen Mısır başta olmak üzere Müslüman ülkelerle ilişkilerimizin kötüleşmesine yol açtığını hepimiz biliyoruz. 

Bugün ise durum çok daha farklı… Türkiye Rusya için önemli bir ticari ortak, ama Rusya ile ekonomik ve ticari ilişkiler Türkiye açısından hayati önemde. Ülkeyi bu noktaya getiren hükümetin Ruslar’a bu kez ‘odna minuta’ (Bir dakika) demesi mümkün değil. Çünkü Türkiye, ekonomide bu ülkeye tam anlamıyla göbekten bağlı… Bu nedenle iki ülke arasında siyasi, diplomatik, ekonomik, ticari ilişkilerin bozulmasından en ağır darbeyi yiyecek olan biziz. Üstelik küresel dengeler ve enerji politikası çerçevesinde; bugünkü tavırla Türkiye sadece Rusya değil İran ve Çin’i de karşısına alma pozisyonundadır.  

Türkiye; bölgesel ve küresel barışa, iyi komşuluk ilişkilerine, ekonomik ve ticari işbirliğine odaklı, sorumlu ve basiretli dış politika; “Yurtta Barış Dünyada Barış” eksenine dönmelidir. Bu travmatik sürece bir an önce “dur” denilmelidir. Ülkeyi bu açmazdan kurtaracak yegâne güç CHP’dir. 1 Kasım seçimleri; bu nedenle hayati önemdedir ve seçmenlerimize büyük sorumluluk düşmektedir. Vatandaşlarımızın bu bilinçle sandığa gitmelerini temenni ediyorum.

Ruslara "Odna Minuta","One Minute"a Benzemez !



Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, Rusya ile gelinen kriz aşamasında hamaset yapılarak onlara da ‘Odna Munita’ (Bir dakika-One minute) denilemeyeceğini, ekonomide doğrudan göbekten bağımlı olunduğunu kaydetti.

Umut Oran

Basın Açıklaması

10.10.2015

· 13 yıllık AKP iktidarının sonunda; enerji başta olmak üzere ekonomide Rusya’ya göbekten bağlı haldeyiz. İki ülke arasındaki gerilimin büyümesi ve siyasi, diplomatik, ekonomik, ticari ilişkilerin bozulmasından en büyük darbeyi yiyecek olan biziz. 

·  Güçlü ekonomin varsa güçlü ülke olunur ve oyun kurarsınız, o nedenle içi boş ‘one minute’lerle, kabadayılıkla uluslararası ilişkiler yürütülmez, hiçbir ülke seni ciddiye almaz. Ekonomide Rusya’ya bu derece bağımlılık varken onlara ‘Odna minuta’ (Bir Dakika) demenin Rus Ruleti oynamaktan farkı yok.

·  rkiye’nin stratejik derinlikte boğulmasına yol açarak, bölgede ve dünyada tek başına bırakan baş sorumlulardan birisi de önceki Dışişleri Bakanı ve bugünün Sözde Başbakanı olan Davutoğlu’dur! 

Ülkeler arası ilişkiler sadece aile ilişkileri ve bağlantılarla yürütülemez. Günümüzde ülkelerin etkililiği sadece ekonomik güçleriyle doğrudan ilgilidir. Atatürk’ün 1923 yılında dahi gördüğü gibi; “Tam bağımsızlık için şu kural vardır: Milli egemenlik, mali egemenlikle desteklenmelidir. Bizleri bu hedefe götürecek tek kuvvet ekonomidir. Siyasi ve askeri muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadi zaferlerle taçlandırılmadıkça payidar olamaz 

10 MADDEYLE RUS RULETİNİN SAKINCALARI 

Bu nedenle Rusya ile bugün gelinen durum Rus ruletinden farkı yoktur ve bunu Türkiye’nin kazanma olasılığı yok. Neden Rus Ruleti oynanmaması gerektiğini 10 maddeyle açıklayabiliriz: 

1.      Türkiye-Rusya ilişkilerinin temeli ekonomidir. 2014 verilerine göre Türkiye ile Rusya arasında yıllık 31 milyar dolar ticaret hacmi var; bunun 25 milyar doları Rusya’dan yaptığımız ithalat, 6 milyar doları ise bu ülkeye ihracatımız. 

2.      Sürdürülebilir büyüme için enerji güvenliği hayati önemdedir. Türkiye, ekonomide temel girdi olan petrol ve gaz gibi enerji ürünlerinde neredeyse tamamen dışa bağımlı. Yıllık 240 milyar doları aşan ithalat faturamızın dörtte biri bu ürünlere ödüyoruz.

3.      Türkiye, yüzde 98 oranında dışa bağımlı olduğu doğalgazın en büyük bölümünü Rusya’dan ithal ediyor. 2014 yılında 49,2 milyar metreküplük doğalgaz ithalatının yüzde 55’lik paya karşılık gelen 26,9 milyar metreküplük doğalgazla Rusya’dan yapıldı. Rusya, Türkiye’nin ham petrol ithalatında da önemli bir paya sahip… Bu nedenle;  Rusya, enerji ürünleri nedeniyle 2006’dan bu yana Türkiye’nin en fazla ithalat yaptığı ülke olmaya devam ediyor.

4.      Rusya Türkiye’nin yaş meyve sebze ihracatında da en önemli pazarlardan biridir. Bu sektörün ihracatının yaklaşık yüzde 40’ı Rusya’ya yapılmaktadır.

5.      Rusya 2014 yılında toplam ihracatta da tüm ülkeler içinde 7. sırada yer almıştır.

6.      Rusya 4,5 milyon kişiyle 2104’te Almanya’dan sonra Türkiye’ye en fazla turist gönderen ülke olmuştur. Yıllar itibariyle Türkiye’ye gelen her 100 turistten yaklaşık 12’sini Ruslar oluşturuyor.

7.      Rusya, Türk müteahhitlerin en fazla iş üstlendikleri ülkedir. 1972’den bu yana üstlenilen işlerin proje bedeli 50 milyar doları aşmıştır.

8.      Toplam elektrik enerjisi üretimimizde doğalgazla çalışan santralların payı yüzde 50’ye yaklaşıyor. Artacak gerilim sürecinde Rusya’nın vanaları kapatması ihtimalinde ısınma sorunu dışında, elektrik üretiminde düşüşle ülkenin karanlıkta kalabileceği bir bağımlılık durumu söz konusudur.

9.      Rus gazının Türkiye üzerinden Avrupa pazarına iletilmesine yönelik Mavi Akım ve Türk Akımı vb. dev bor hattı projeleri iki ülke arasındaki enerji projeleri hem kendileri hem bölge, hem dünya için stratejik önemdedir.

10.  20 milyar dolara mal olması beklenen Türkiye’nin ilk nükleer projesi Akkuyu Nükleer Santralını Rus devlet firması Rosatom yapıyor. Uzmanların, çevrecilerin ve tüm kamuoyunun karşı çıkmasına rağmen inatla yapımına başlanan ve Rus şirketine verilen Akkuyu Nükleer santralı için Erdoğan, şimdi iki ülke ilişkilerindeki gerilim sürecinde “Ruslar yapmazsa başkası gelir yapar” diyebiliyor. Bu ciddi bir sorumsuzluktur. Türkiye’nin kaynaklarını hovardaca israf yetkisini kendisine kim verdi? Bu çapta büyük bir yatırım bir kişinin kişisel keyfi kararlarına bağlı olabilir mi? Erdoğan ülkeyi kendi çiftliği olarak mı görüyor? 

RUSLARA ‘ODNA MUNİTA’ DEMEK KOLAY DEĞİL 

Dış politikayı iç politikaya alet ederek hamasetle oy artırma taktiğini alışkanlık haline getirenlerin “one minute” şovu. “Filistinlilerin hamisi, İsrail’e kafa tutan lider” pozuyla seçmenleri bir dönem kandırmış olabilir. Ancak şov sonrasında; İsrail’le ticaretin artarak devam ettiğini, mezhepçi politikalar nedeniyle Ortadoğu’da yeni ekonomik güç odağı haline gelen Mısır başta olmak üzere Müslüman ülkelerle ilişkilerimizin kötüleşmesine yol açtığını hepimiz biliyoruz. 

Bugün ise durum çok daha farklı… Türkiye Rusya için önemli bir ticari ortak, ama Rusya ile ekonomik ve ticari ilişkiler Türkiye açısından hayati önemde. Ülkeyi bu noktaya getiren hükümetin Ruslar’a bu kez ‘odna minuta’ (Bir dakika) demesi mümkün değil. Çünkü Türkiye, ekonomide bu ülkeye tam anlamıyla göbekten bağlı… Bu nedenle iki ülke arasında siyasi, diplomatik, ekonomik, ticari ilişkilerin bozulmasından en ağır darbeyi yiyecek olan biziz. Üstelik küresel dengeler ve enerji politikası çerçevesinde; bugünkü tavırla Türkiye sadece Rusya değil İran ve Çin’i de karşısına alma pozisyonundadır.  

Türkiye; bölgesel ve küresel barışa, iyi komşuluk ilişkilerine, ekonomik ve ticari işbirliğine odaklı, sorumlu ve basiretli dış politika; “Yurtta Barış Dünyada Barış” eksenine dönmelidir. Bu travmatik sürece bir an önce “dur” denilmelidir. Ülkeyi bu açmazdan kurtaracak yegâne güç CHP’dir. 1 Kasım seçimleri; bu nedenle hayati önemdedir ve seçmenlerimize büyük sorumluluk düşmektedir. Vatandaşlarımızın bu bilinçle sandığa gitmelerini temenni ediyorum.