Yazılar

Umut Oran’dan Rize Raporu



“Gittim Gezdim Gördüm Uyarıyorum” …

UMUT ORAN’DAN RİZE RAPORU

3 İLÇE “ARTIK YETER” DİYECEK

Türkiye’yi 17 yıldır yöneten Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın baba ocağı Rize, tüm ülke gibi bu dönemde ekonomik ve sosyal açıdan hızla geriye gitti. İçinden Cumhurbaşkanı ve Başbakanlar çıkarmış olan Rize’de işsizlik ve yoksullaşma had safhaya ulaştı. Rize’de yıllar itibariyle yaratılan istihdam, nüfus artışına yetecek sayının çok altında kaldı. 2014 seçimlerinde çok az bir oy farkıyla kaybettiğimiz Pazar, Ardeşen ve Fındıklı’da adaylarımızla birlikte ilk çalışmalarımızı yaptık ve inanıyorum bu üç ilçe artık AKP’ye kırmızı kartı gösterecek halkçı belediye ile tanışarak rahatlayacak.

Rize’yi gezerken hemen fark ettiğiniz şey ilin genç nüfus ağırlığı oluyor. Rize ili şehirleşme oranı, kişi başına gayri safi yurtiçi hasıla, sanayi iş kolunda çalışanların toplam istihdama oranı bakımından Türkiye ortalamalarının altında bulunuyor. AKP döneminde Rize’nin, istihdam yaratma açısından hayati önemdeki teşvikli yatırımlardan aldığı pay son derece düşük kaldı.

  • Rize’nin toplam 54.589 hektar olan tarımsal alanının % 91’inde çay tarımı yapılıyor. Rize’de tarımsal gelirin % 98`i, çaydan elde ediliyor.
  • Sanayi işletmelerinin yüzde 75’ini ÇAYKUR ve özel sektöre ait çay fabrikaları oluşturuyor.
  • Sanayi siciline kayıtlı işletmelerin sayısı çok az, turizm potansiyeli kullanılamıyor. Çay dışında ilin tüm sanayisi, Merkez, Çayeli ve Ardeşen küçük sanayi sitelerindeki toplam 500 dolayında işyerinden ibaret.
  • Günlük ortalama 240 milyon civarında bardak çay tüketilen ülkemizde çay tarımı uzun yıllar Rize ekonomisini ayakta tuttu.
  • Topraklarının dağlık, ormanlık ve çok engebeli olması nedeniyle sürülmeye elverişli olmadığı için kullanılabilen tarım arazisinin son derece az olduğu Rize’nin ekonomisi tam anlamıyla çay tarımına dayanıyor.
  1. Ancak AKP politikaları yüzünden çay tarımı artık geçim kaynağı olmaktan çıkıyor.

ÇAY ÜRETİCİSİ MAĞDUR

Doğu Karadeniz Bölgesinde Rize, Trabzon, Artvin, Giresun il sınırları içindeki toplam 830 bin dekarlık alanda gerçekleşen çay tarımında çalışan faal nüfus 250 bin kişi dolayında. Çay üretim sanayii de bu illerde bulunuyor. Her yıl bölgede 1.200.000-1.300.000 ton arasında yaş çay yaprağı hasat ediliyor. Bu miktar yapraktan yaklaşık 220.000-230.000 ton kuru çay üretiliyor.

AKP döneminde çay piyasasında özel firmalara izin verilmesiyle ÇAYKUR’un üreticiden yaptığı alım hızla düştü. Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün 2013 yılında 672 ton olan üreticiden aldığı yaş çay miktarı 2017’de 500 ton civarına geriledi. Yaş çaya verilen fiyatla da üretici mağdur edildi.

Yıllar itibariyle yaş çay alım fiyatı

ÇAYKUR’un Fon’a devri bölgeye büyük darbe!

Türkiye’de çay yetiştiriciliği, Doğu Karadeniz bölgesinde yaşayan halka geçim kaynağı yaratmak ve ülkenin çay talebini karşılamak amacıyla Cumhuriyetin ilk yıllarında başlatılmıştı. 1924 yılında çıkarılan 407 sayılı yasa ile başlayan süreç, devletin uzun yıllar teşvik ve destekleme uygulamaları ile bölgenin en temel geçim kaynağı ve istihdam potansiyeli oldu. Rize başta Doğu Karadeniz halkının da ağırlıklı geçim kaynağı çay…

  • Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR), geçen yıl Türkiye Varlık Fonu’na devredildi.
  1. Artık Fon üzerinden ÇAYKUR, Meclis ve Sayıştay denetimi; Sermaye Piyasası, kamu ihale ve devlet memurları mevzuatı gibi hiçbir kamu denetim mekanizmasına tabi olmayacak.
  • İş ve işçi hakları da tamamen özel kurallara dayanacak olması nedeniyle keyfiyete bırakılacak.
  • Bu devir işlemi; ÇAYKUR’un bütün mal varlıklarının sorgusuz sualsiz ipotek edilebilmesi, teminat gösterilmesi, hiçbir denetime tabi olmayacak, Varlık Fonu yönetiminin ÇAYKUR’la ilgili tüm kararları keyfine göre alabilmesi demek.
  • Üreticisinden işçisine ÇAYKUR’dan ekmek yiyen on binlerce Rizeli, ÇAYKUR’un başına neler gelebileceğini endişeyle izliyor.
  • Rize’de 250 bine yakın ve Doğu Karadeniz’de 1 milyondan fazla insan, bu durumdan doğrudan ya da dolaylı olarak olumsuz etkileniyor.
  • Fon’a devir; ÇAYKUR’un özelleştirilmesinin yolunun açılması, bunun da Fonun inisiyatifine bırakılması demek.
  1. Artık Ankara’dan yönetilecek ÇAYKUR; üreticinin ve çalışanın güvencesi olmaktan çıktı. Bölge insanı, Fon’a devri; ÇAYKUR’un sonu olarak.
  • ÇAYKUR’un özelleştirilmesi durumunda çay piyasası tamamen yabancı firmaların eline geçecek.

Çayda sorunlar

  • Çay bahçeleri yaşlanmış durumda; çaylıkların yenilenmesi gerekiyor.
  • Yaş çay fiyatı düşük; üretici mağdur. ÇAYKUR’un günlük işleme kapasitesinin yetersizliği nedeniyle üretici çayını özel sektöre düşük fiyattan satmak zorunda kalıyor.
  • Türk çayının en büyük sorunlarının başında ülkeye sokulan kaçak çaylar geliyor.
  • Hasat edilen çayların üretim hattına gelene kadar muhafazasında güçlükler var.
  • Kuru çay üretim ve satış koşulları yeterince denetlenmiyor; standart dışı hammadde alımı nedeniyle kaliteli çay üretimi sağlanamıyor.
  • ÇAYKUR yönetim kurulunda üretici örgütlerinin temsilcileri yer almıyor.
  • Gübre denetim yetersiz, gereksiz miktarda gübre kullanımı çevreye zarar veriyor.
  • Çay üretim maliyeti yüksek; ihracat miktarı düşük.
  • Sektörde Ar-Ge çalışmaları da ziraat ve gıda mühendislerinin istihdamı da yetersiz.
  • Kuru çayda piyasa düzenlemesi, ticaretin kayıt altına alınması yetersiz. 3092 Sayılı Çay Kanunun günümüz şartlarında yetersiz kalıyor. 

Çözüm

  • Yaşlanan çay bahçelerinde gençleştirmeye gidilerek, verim ve kalitenin artırılması için budama ve yenileme sisteminin daha cazip hale getirilmesi, buna devlet desteği.
  • İç pazarda haksız rekabete yol açan kaçak çay girişlerinin önlenmesi.
  • Günümüzde organik ürünlere talep artışı da değerlendirilerek dünyanın en natürel çayları arasındaki Türk çayının yurt dışında pazar bulması için çalışmalar yapılması.
  • Sürdürülebilir çay tarımına yönelik programların hayata geçirilmesi.
  • Organik tarım, iyi tarım gibi uygulamalara gidilmesi.
  • Üreticilere yeterli gelir için, yaş çay fiyatının günün şartlarına göre belirlenmesi.
  • Çay kooperatiflerinin güçlendirilmesi için devlet desteği sağlanmalı.
  • Hammadde alımı ve kalite kontrol noktalarında yeterli eksper ve mühendis istihdamı.
  • Gübre ve budama konularında çiftçilere aydınlatıcı eğitim programlar.
  • (Girdi bedellerinin ödemesinin çay bedellerinin ödemesine göre ayarlanması ve faiz uygulanmaması. Çay bedelleri peşin ödenmezken, tarımsal girdiler ve kredilere faiz uygulanıyor)
  • Kaliteli çay üretme konusunda özel sektör kamu iş birliği.
  • Paketleme tesislerinin ve kuru çay satışlarının denetlenmesi.
  • ÇAYKUR’un Varlık Fonu’na devri hatasından dönülmesi!…

BALIKÇILIK SEKTÖRÜ S.O.S VERİYOR!..

Bölgenin önemli bir ekonomik faaliyet ve geçim kaynağını da balıkçılık oluşturuyor. Türkiye denizlerinde yapılan avcılıkta yaklaşık yüzde 80’le en büyük paya Karadeniz sahip bulunuyor.

Ne var ki; yanlış avlanma, iklimsel, çevresel koşullar ve ihmal gibi nedenlerle Karadeniz’deki balık popülasyonu giderek azalıyor, her geçen gün yok oluşa biraz daha yaklaşıyor. Bunda; av gücünün çok fazla olması ve dolayısıyla ciddi av baskısının olması birincil faktörü oluşturuyor. Türkiye denizlerinde hunharca avlanma yapılıyor. İklim değişikliği ve nüfus artışına paralel olarak denizlerdeki kirlilik de Karadeniz’deki balık stoklarını etkiliyor. Bu şartlarda devam edilecek olursa yakında balığı sadece resimlerde göreceğiz. Karadeniz’de S.O.S. veren balıkçılık sektörü, ülkeyi yönetenlerin acil önlem almasını, etkili politikalar geliştirmesini zorunlu kılıyor.

Çay üretimi iç pazara, madenin karı Kanadalıya…

İlin ekonomisi büyük ölçüde çaya bağlı olmakla birlikte çay ürününün ihracata katkısı yok denecek kadar düşük, üretilen çayın neredeyse tamamı iç tüketime sunuluyor.

  • Rize ilinin toplam yıllık ihracatı son beş yılda yüzde 60 geriledi. İlin  2012 yılında 389 milyon dolar olan toplam ihracatı 2017’de 160 milyon dolara indi.
  • İlin en çok ihracat yaptığı ekonomik faaliyetlerin başında, yüzde 71 payla “Metal cevherleri” geliyor. Ancak, bu ihracatın tamamını gerçekleştiren Çayeli Bakır İşletmesi artık First Quantum Mining Co. unvanlı Kanadalı firmaya ait bulunuyor.

Çayeli Bakır’ı yıllık cirosu kadar bir bedelle sattılar

Çayeli Bakır İşletmeleri A.Ş. 1994’te 45’i kamu ve %49’u Inmet’in ortaklığıyla kurulmuştu. Eti Holding A.Ş.’nin, Çayeli Bakır İşletmeleri A.Ş.’de bulunan kamu hisseleri 2004 yılında 49,3 milyon dolar bedelle Inmet Mining Corp.’a satılarak işletme tamamen özelleştirildi. Oysa Şirketin 2003 yılı itibariyle cirosu 83,5 trilyon TL, ihracatı 41,5 milyon dolar, iç satımı da 4,5 milyon dolar, net kârı da 11,5 milyon dolardı. Özelleştirme sonrası işletmede çalışan sayısı hızla azaldı. İşletme 2013 yılında First Quantum Mining Co. unvanlı Kanadalı firma tarafından satın alındı.

RİZE’DE NELER OLUYOR?

  • ÇAYKUR’da son 8 ayda 3 kez genel müdür değişti. Çaykur yönetilemiyor zarar ettiriliyor, yapay ve bilinçli olarak çay tarımı bitti algısı pompalanıyor. Amaç Çaykur’u Arap sermayesine yok pahasına satarak Çaykur’un sahip olduğu paha biçilmez mülk ve taşınmazları ucuza Arapların almasını sağlamak.
  • Rize çayın başkenti ama burada bile kaçak çay var, ithal çay da giderek artıyor
  • Bugünkü uygulamalar düzeltilmeden devam ederse, Çaykur Araplara satılmasa dahi AKP Milletvekilinin de itiraf ettiği 2023’e doğru Türkiye çay ithalatçısı durumuna düşecek. Böyle bir olasılık bile Türkiye için Karadeniz için Rize için büyük bir utanç ve acıdır.
  • Çaykur işçisi yılın 3-4 ayı maaş alıyor sigortası yatıyor yani güvencesi yok, mezarda emeklilik bekliyorlar! Kadrolu çalışan 1.500 kişi, geçici çalışan ise 10 bin emekçi var.
  • Rize’de 16 yıldır yeni açılan fabrika yok, iş yok aş yok göç çok.
  • Komşu Trabzon Rize’nin 2 kat nüfusuna sahip tam 10 kat fazla ihracat yaparken koca Rize’nin ihracatı neredeyse bir KOBİ kadar bile değil toplam ihracatı 150-200 milyon $
  • Yatırım yok Rize’de. Son 16 yılda Türkiye genelinde yaklaşık 50 bin yatırım teşvik belgesi alındı Rize için ise sadece 138 adet başvuru yapıldı.
  • İstihdam: Bu teşviklerle ilgili son 16 yılda toplam 2,5 milyon istihdam sağlandı Rize’de ise ancak 3.000 kişiye iş bulunabildi bu koskoca 16 yılda. Yani yılda sadece 188 kişi iş bulmuş Rize’de!
  • Neden koca bir kent Tek Ürüne-Tek Üreticiye (ÇAYKUR-TEKEL)-Tek Pazara mahkum ediliyor? Neden çay ihracatı yapılamaz?
  • Rize’de il özel idaresi bünyesinde içilen suyun %82’si kirli. Rize’nin her tarafı su-akarsu ama suyu da en sorunlu kent burası. Dere yataklarından izinsiz çakıl alınıyor, yerel yönetim göz yumuyor Rize’nin suyu kirleniyor, su kaynakları kuruyor.
  • Fırtına vadisi-Ayder yaylası -Çak vadisinde çarpık yapılaşma, çevre ve doğa tahribatına izin veriliyor, tarih çevre doğa imara açılıyor vahşice katlediliyor.
  • Yılda 4 ay çalışan mevsimlik çay üreticinin aylık ücreti asgari ücret bile değil. Geçmişte Çay-Simit hesabı yapılanlara duyurulur. Türkiye’de 5 kişilik bir aile 3 öğün birer çay içip birer simit yese aylık 1678 harcaması gerekiyor, asgari ücret ise 1603 lira. Yani bu zalim yönetim halka bir çay bir simiti bile çok görüyor.
  • Rize’de durum çok daha vahim sanırım bu sebeple olsa gerek Rize’de simitler susamsız yapılıyor. Vatandaş Rize’de simite susam bile koyamıyor. Rize’de susamsız simitin adı Kel Simit
  • Rizeliler Sokakta-Evde-Dükkanda iktidarı “Artık banko oy yok” diye uyarıyor!
  • Rize’de mavi var yeşil var deniz var çay var balık var yeraltında maden var, ama iş yok aş yok göç çok. Yani Rize’de Yağ var-Un var -Şeker var, ama Helva yok. Artık yeni usta zamanı !

DOĞU KARADENİZ İÇİN KALKINMA ÖNERİLERİMİZ

  • Bölgenin en önemli ürünü olan fındık konusunda yeni ve kalıcı bir politikanın oluşturulması (Türkiye, fındık üretimi ve ticaretinde sahip olduğu önemli avantajı sanayi alanında değerlendiremiyor. Karadeniz Bölgesi’nde gıda sanayini destekleyecek yan sektörler yeterli ölçüde oluşturulamamış. Dünya fındık üretiminin % 70’ini gerçekleştiren Türkiye’nin, bu alanda sanayileşemediği takdirde gelecekte ticarette de çok daha zorlanacağı görülüyor. Önümüzdeki süreçte uygulanacak fındık politikalarında, belirlenecek stratejilerde fındığın mamul olarak ihraç edilmesi büyük önem taşıyor)
  • Bölgenin temel geçim kaynağı olan fındığın yanı sıra çayda üreticinin mağduriyetini giderecek önlemlerin, balıkçılıkta riskleri karşılayacak, sektörel gelişimi sağlayacak etkin politikaların derhal devreye alınması
  • Büyük sanayinin olmadığı ve tarım arazilerinin giderek daraldığı Bölgenin turizmle kalkınması yönünde politikalar geliştirilmesi
  • Karadeniz yaylaları, ormanları gibi dünyada eşi az bulunur doğal miras katledilerek, açılan gayrimenkul rant alanlarının zengin Arap turistlere pazarlanması yerine, planlı, tutarlı, sürdürülebilir bir turizm politikası izlenmesi
  • Bölgenin, kongre, konferans, fuar ve buna bağlı turizm merkezi olması yönünde desteklenmesi ve turizm konusunda bölgesel teşvikler verilmesi
  • Bölge illerinin turizm potansiyellerinin birleştirilmesine dönük alt yapı çalışmalarına başlanması
  • Sahip olunan yayla turizmi potansiyelinin iyi değerlendirilmesi için Bölge illerinin ayrı ayrı turizm merkezi olarak planlaması yerine bir bütün olarak tek bir hinterlant içinde değerlendirilmesi, bu kapsamda yaylalardan illerin bağlantılarını ve geçişlerini sağlayacak altyapıya başlanması
  • Bölgenin bir eğitim merkezi olma potansiyelinin desteklenmesi
  • Karadeniz havzasında önemli bir konumu bulunan Bölgenin sağlık turizmi merkezi olması potansiyelinin değerlendirilmesi
  • Bölge için hayati önem taşıyan tersane projelerinin hayata geçirilmesi
  • Bölge sanayici ve işadamlarının da dile getirdiği gibi, Karadeniz Bölgesi’nin GAP’a bağlanması. (Güney Doğu Anadolu ile Karadeniz arasında inşa edilecek bir demiryolu hattı ile veya karayollarının iyileştirilmesiyle GAP’ta üretilen malların bölge ülkelerine ihracında sevkiyatında Doğu Karadeniz’in köprü konumuna getirilmesi)
  • Teşviklerin, Bölgenin özellikleri dikkate alınarak teşvikin yeniden değerlendirilmesi (Doğu Karadeniz Bölgesi’nin içerdiği jeopolitik önem, dış ticaret üstünlüğü, ulaşım ve hammadde kaynağı avantajları, ticaret kimliği, üretim yeterliliği ve nitelikli insan gücü gibi parametreler dikkate alınarak mevcut teşvik sisteminin bölgesel bazda yeniden ele alınması)

KUTU:

RİZE’YE İLİŞKİN TEMEL EKONOMİK GÖSTERGELER:

Nüfus:

  • 331 bin 41 kişi
  • 2017’de yıllık nüfus artış hızı % 0,0 (sıfır)
  • Türkiye’nin nüfus bakımından 56. ili
  • Türkiye nüfusunun %0,4’ü Rize’de yaşıyor.
  • 12 ilçesi var; en kalabalığı 147.317 ile merkez, ikinci 42.356 ile Çayeli.
  • Nüfusun üçte ikisi il ve ilçe merkezlerinde yaşıyor.
  • Nüfus yoğunluğu (kilometrekareye düşen kişi sayısı) 84. (Türkiye 105)

Rize nüfusu (kişi)

2007 316.252
2008 319.410
2009 319.569
2010 319.637
2011 323.012
2012 324.152
2013 328.205
2014 329.779
2015 328.979
2016 331.048
2017 331.041

Yeraltı kaynakları

  • Bakır-Kurşun-Çinko, Feldispat, Jeotermal, Kaolen, Manganez gibi kaynaklarda yüksek; mermer ve demirde ise düşük rezerv var.
  • Madencilik ve Taş Ocakçılığı sektörü ülke toplam ihracatının yaklaşık %6’sını gerçekleştiriyor.
  • Metalik madenler bakımından ildeki en önemli maden sahası Çayeli-Madenköy Bakır-Kurşun-Çinko sahası. Çayeli ilçesi sınırları içerisinde bulunan Çayeli Bakır İşletmeleri A.Ş. yeraltı metal madenciliği sektöründe Türkiye birincisi.

Tarım ve Hayvancılık

  • Toplam tarımsal alan 54.589 hektar. Bunun da %91’ini aşan kısmında çay tarımı yapılıyor.
  • Rize’nin bitkisel üretim değerinin, Türkiye bitkisel üretim değeri içindeki payı %1,1. Bitkisel üretim değeri bakımından Rize 81 il arasında 31. sırada.
  • Hayvancılık ölçek olarak gelişmemiş.
  • Ordu, Trabzon ve İstanbul’dan sonra balık üretiminin en fazla gerçekleştiği il Rize.

Dış Ticaret

  • 2016 yılı ihracatı % 16 düşüşle 163 milyon dolara gerilemiş.
  • İhracat hacminde 81 il içinde 44’üncü.
  • En çok ihracat yaptığı ekonomik faaliyetler sırasıyla  “Metal cevherleri”, “Gıda ürünleri ve içecek” ve “Kimyasal madde ve ürünler”…
  • Metal cevherleri ihracatı tek başına ilin toplam ihracatının %71’ini oluşturuyor. Bu da sektörde Türkiye ihracatının %16,3’üne denk.
  • İhracatın çok büyük bir kısmı First Quantum Mining Co. unvanlı Kanadalı firma tarafından işletilen Çayeli Bakır İşletmesi tarafından gerçekleştiriliyor.
  • İlin ekonomisi büyük ölçüde çaya bağlı olmakla birlikte çay ürününün ihracata katkısı yok denecek kadar düşük, çayın neredeyse tamamen iç tüketime sunuluyor.

Yatırım

  • AKP döneminde Rize teşvikli yatırımlardan sadece yüzde 0,2 pay almış.
  • Rize’de yıllar itibariyle yaratılan istihdam, nüfus artışına yetecek sayının çok altında…

Turizm

  • Rize ilinde biri Ayder diğeri Anzer mevkiinde olmak üzere iki adet Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi var.
  • Rize, doğa, inanç, kültür, sağlık turizmi gibi alanlarda önemli bir potansiyele sahip.
  • İlde turizm faaliyetleri yetersiz, sektör potansiyeline göre geri kalmış durumda…

Sanayi

  • İlde sanayi gelişmemiş.
  • Sanayi işletmelerinin 75%’ini Çaykur ve özel sektöre ait çay fabrikaları oluşturuyor.
  • Sanayi alanında istihdam edilen yaklaşık 15.000 kişinin tamamına çay sektöründe çalışıyor.
  • Sanayi siciline kayıtlı işletmelerin sayısı çok az.
  • Çay dışında ilin tüm sanayisi, Merkez, Çayeli ve Ardeşen küçük sanayi sitelerindeki toplam 500 dolayında işyerinden ibaret.

Türkiye’nin Yeni Bir Liderliğe İhtiyacı Var!



Umut Oran Rize’de

“Türkiye’nin Yeni Bir Liderliğe İhtiyacı Var!”

CHP’li Umut Oran, artık mızrağın çuvala sığmadığını,  AKP’nin 16 Nisan ve 24 Haziran’dan önce vaat ettiği hiçbir sözü tutmadığını belirterek, “Bu zihniyet 31 Mart için vereceği sözleri de tutamayacaktır zira deniz bitmiştir. Denizin bittiğini Rize’de görmek mümkündür. Rize’de 16 yılda açılan fabrika yoktur ama iflas eden ve dükkanını kapatan çoktur. İstihdam yaratan işyerleri azdır ama iş bulmak için büyükşehirlere göçen çoktur. İnancımız odur ki Rizeliler ve Türk milleti 31 Mart’ı “Türkiye’yi yeniden kalkınma rotasına sokmak için” bir fırsat olarak görmektedir. Türk milleti, boş laf dışında hiçbir şey üretmeyen ve gençleri işsiz bırakan bu zihniyetin zincirlerinden kurtulacaktır. Bu düzeni değiştirmek için Türk milletinin en yetenekli evlatlarının ocu, bucu denmeden hak ettikleri mevkilere taşınmaları gerekmektedir. Rize, bu konuda öncülük yapmak durumundadır. Türkiye’nin Atatürk’ün aydınlık mirasına sahip çıkacak yeni bir liderliğe ihtiyacı vardır” dedi.

Dünya Değişiyor ama Türkiye İlerlemiyor!

Bu sabah Trabzon’dan Rize’ye geçen Umut Oran, CHP Rize İl Başkanlığında partililerle buluştu. CHP İl Başkanı Saltuk Deniz ile birlikte basın toplantısı da düzenleyen Umut Oran toplantıda şunları kaydetti:

On yıllardır yaşanan hiçbir olay tesadüf değildir. Soğuk savaşın sona ermesiyle beraber dünya yeni bir “yol aramaktadır”, tüm dünyada yeni bir “düzen kurulmaya çalışılmaktadır.” Ancak bu düzenin ne zaman kurulacağı ve insanlığın ne zaman yeniden huzura kavuşacağı belirsizdir. Ne yazık ki Türkiye, tüm bu kaos dönemine hazırlıksız yakalanmış ve iktidar partisinin gerçeklerle ilgisi olmayan hayallerine teslim olmuştur.

Eğitim sistemi çöktü

Dünya hızla değişmektedir, ancak Türkiye ileri gidememektedir. Hangi kriteri esas alırsanız alın Türkiye, dünyanın gelişmiş ülkelerinin gerisinde kalmaktadır. Eğitim sistemi çökmüştür, üniversitelerden mezun olan gençleri işsizlik sarmalı beklemektedir. Özellikle eğitim fakültesi mezunları, iktisadi idari bilimler fakültesi mezunları, fen-edebiyat fakültesi mezunları “hayat boyu işsiz” kalma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Örneğin ataması yapılmayan öğretmenlerin sayısı yaklaşık yarım milyondur. Bu sayı sadece 3 yıl sonra yani 2022’de 1.000.000’u aşacaktır. Yani 3 yıl sonra 1.000.000 öğretmen ailesi açlığa, mutsuzluğa, yuvasızlığa ve umutsuzluğa mahkûm edilmiş olacaktır. Ve çok açıktır ki bu sorunları mevcut iktidarın çözme ihtimali yoktur zira sorunları yaratan 16 yıllık AKP iktidarıdır. 

AKP Sadece Zenginleri Düşünüyor!

Dünyada da durum benzerdir. Soğuk savaşın bitimiyle birlikte vahşi kapitalizm zincirlerini kopararak tüm dünyaya eşitsizlik vaat etmektedir. Bugün dünyanın %1’i dünyanın tüm servetinin yaklaşık %80’ine sahiptir. Geri kalan %99’un payına düşense sadece %20’dir. Türkiye’de de AKP’nin temsil ettiği zihniyetin yarattığı sonuç da aynıdır. Türk-İş verilerine göre 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 1893 TL’dir; yoksulluk sınırıysa 6.167 liradır. Yani nerdeyse Türkiye’de herkes yoksuldur. Zaten Avrupa ülkelerinden gelen turistlerin profili de bu bilgileri doğrulamaktadır. Zira örneğin Almanya’dan, İngiltere’den Türkiye’ye gelen turistlerin önemli bir kısmı işçi ya da emekliyken Türkiye’deyse yurt dışında tatil yapabilen işçi ya da emekli nerdeyse yoktur. Ama AKP Türkiye’sinde 36 adet dolar milyarderi vardır. Yani AKP politikaları zengini daha zengin ederken fakiri açlığa mahkûm etmektedir. 

31 Mart Türkiye’nin Zincirlerinden Kurtulması İçin Fırsattır!

Ancak şartlar ne olursa olsun Türk milletinden umut kesilmemelidir. Artık mızrak çuvala sığmamaktadır. AKP, 16 Nisan referandumundan önce vaat ettiği hiçbir sözü tutmamıştır. AKP, 24 Haziran’da verdiği hiçbir sözü de tutmamıştır. Ve bu zihniyet 31 Mart için vereceği sözleri de tutamayacaktır zira deniz bitmiştir. Denizin bittiğini Rize’de görmek mümkündür. Rize’de 16 yılda açılan fabrika yoktur ama iflas eden ve dükkanını kapatan çoktur. İstihdam yaratan işyerleri azdır ama iş bulmak için büyükşehirlere göçen çoktur. İnancımız odur ki Rizeliler ve Türk milleti 31 Mart’ı “Türkiye’yi yeniden kalkınma rotasına sokmak için” bir fırsat olarak görmektedir. Türk milleti, boş laf dışında hiçbir şey üretmeyen ve gençleri işsiz bırakan bu zihniyetin zincirlerinden kurtulacaktır. Zira bu düzenin umut yaratması mümkün değildir. Yandaşlıkla mevki-makam sahibi yapılanların beceriksizlikleri yüzünden Türkiye potansiyelinin altında kalmaktadır. Bu düzeni değiştirmek için Türk milletinin en yetenekli evlatlarının ocu, bucu denmeden hak ettikleri mevkilere taşınmaları gerekmektedir. Rize, bu konuda öncülük yapmak durumundadır. Türkiye’nin Atatürk’ün aydınlık mirasına sahip çıkacak yeni bir liderliğe ihtiyacı vardır. Ben Rize’ye de Rizelilere de haktan ve doğrudan yana tavır alacakları konusunda güveniyorum. Daha güzel bir Türkiye’yi hep beraber kuracağımıza da inanıyorum.

Ya Türk Denizi Oluşur Ya da Üç Deniz Türk’e Hayal Olur



Umut Oran, Karadeniz Kıyısından uyardı:

“Ya Türk Denizi Oluşur Ya da Üç Deniz Türk’e Hayal Olur!”

TRABZON

CHP’li Umut Oran, Güneydoğu-GAP incelemesinin ardından Trabzon ve Rize’yi kapsayan iki günlük Karadeniz çalışması için bugün Trabzon’a geldi. Trabzon’da özellikle Türkiye’yi çevreleyen denizler üzerinden yaşanan gelişmelere karşı hükümeti uyaran Umut Oran, “Yaşanan tüm gelişmeler birlikte ele alındığında yaşanan durum: Türk’ün denizlere hapsedilmesi anlamını taşımaktadır. Türk milleti; Karadeniz’de Ukrayna, Ege’de Yunanistan, Akdeniz’de de Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi eliyle Anadolu yarımadasına hapsedilmek istenmektedir. Mevcut durumda iki seçenek vardır: Ya Türkiye; Akdeniz’i, Ege’yi ve Karadeniz’i “Türk Denizi” haline getirecek yani bu üç denizde yenilmez armada oluşturacaktır ya da tüm mavi sular Türk’e hayal olacaktır! Bu itibarla Trabzon’la Mersin’in kaderi aynıdır ve her şartta Türk Milleti’nin tüm denizleri “mavi vatan” olarak ilan etmesi bir zorunluluktur” dedi.

Umut Oran, sabah saatlerinde geldiği Trabzon’da sırasıyla Çevre Mühendisleri Odası Temsilcisi Vildan Özmen, Ziraat Odası Başkanı Mustafa Özbek’i ziyaret ederek ilin sorunları hakkında bilgi aldı. Daha sonra CHP İl Başkanlığında partililerle sohbet eden Umut Oran, saat 13.30’da ise Ortahisar İçe Başkanlığında, CHP İl Başkanı Güzide Uzun ve CHP Ortahisar İlçe Başkanı Ömer Hacısalihoğlu ile birlikte basın toplantısı düzenledi. Umut Oran toplantıda şunları kaydetti:

Denizler üzerinden Türkiye çevreleniyor

Dünyanın yeni bir paylaşım savaşına hazırlandığı bir dönemde Türkiye, tüm karasuları üzerinden çevrelenmek istenmektedir. Doğu Akdeniz’de başlayan çevreleme harekâtı, Ege Denizi’nde Yunanistan’ın provokasyonlarıyla devam ederken son olarak da Karadeniz, Türk egemenlik sahası olmakta çıkarılmak istenmektedir. Ukrayna’nın ABD’nin teşvikiyle başlattığı Kerç Boğazı provokasyonu aynı zamanda Türkiye’ye bir göz dağıdır zira Ukrayna, Karadeniz’i NATO’ya ve doğal olarak ABD’ye açmak istemektedir. Tek başına değerlendirildiğinde sadece Karadeniz’i ilgilendiren bu girişim, jeopolitik açıdan ele alınırsa Ege’de Yunan kışkırtması ve Akdeniz’de Türk Mavi Vatan’ının işgaliyle birlikte ele alındığında Türkiye’nin denizler üzerinden çevrelenmesi anlamını taşımaktadır.

Türkün denizlere hapsedilmesi !

Yaşanan tüm gelişmeler birlikte ele alındığında yaşanan durum: Türk’ün denizlere hapsedilmesi anlamını taşımaktadır. Türk milleti; Karadeniz’de Ukrayna, Ege’de Yunanistan, Akdeniz’de de Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi eliyle Anadolu yarımadasına hapsedilmek istenmektedir.

Mevcut durumda iki seçenek vardır: Ya Türkiye; Akdeniz’i, Ege’yi ve Karadeniz’i “Türk Denizi” haline getirecek yani bu üç denizde yenilmez armada oluşturacaktır ya da tüm mavi sular Türk’e hayal olacaktır! Bu itibarla Trabzon’la Mersin’in kaderi aynıdır ve her şartta Türk Milleti’nin tüm denizleri “mavi vatan” olarak ilan etmesi bir zorunluluktur.

Emperyalizm Mavi Vatanımıza Kastetmektedir!

Hiç şüphe yoktur ki adı konmamış 3.Dünya Savaşının mücadele alanı denizlerdir. Her bir emperyalist güç; Karadeniz’den Akdeniz’e, Çin Denizi’nden Baltık Denizi’ne kadar büyük bir hakimiyet savaşının içindedir. Bu anlamda Türkiye’nin çevresindeki tüm denizleri “Türk Denizi” haline getirmekten başka bir şansı yoktur. Türk milletinin beka sorununu Mavi Vatan’da ortadan kaldırmasının yegâne yolu Mavi Vatanımıza kasteden Emperyalizme karşı “bayrak göstermek” olacaktır. Bu anlamda vakit kaybetmeden KKTC’de deniz ve hava üslerinin kurulması zaruridir. Benzer şekilde Türkiye’nin Ege’de Yunanistan tarafından işgal edilen adalarımızı geri alması ve Karadeniz’i Türk gölü haline getirmesi mecburidir.

Türkiye AKP’den Büyüktür!

Kılıçların çekildiği, egemenlik alanlarının yeniden tarif edildiği bir dönemde Türkiye’nin AKP’den büyük olduğu ve Türk milletinin iradesi dışında hiçbir gücün olmadığı görülmelidir. Zira hükümetler geçici Türk milletiyse bakidir. Atatürk’ün iki büyük eserine sahip çıkma kararlılığında olan Mustafa Kemal’in askerleri için de tek kutup yıldızı “tam bağımsızlıktır”. Türkiye’nin kıskançlıkla sahip çıkacağı “bağımsızlığının” ilk hedefi de tüm mavi vatanıdır. Türk milleti mavi vatanını Anadolu toprağı olarak görmek durumundadır. Kuruluşun ve kurtuluşun sıra neferlerinin torunları olarak bizlerin değişmez görevi de “bağımsızlığımızı” korumak olacaktır.

Umut Oran yarın da Rize’de çeşitli inceleme ve çalışmalarda bulunacak.

15 Temmuz’un Tankları 2010 Referandumunda Yakıt Almaya Başladı



FINDIKLI

CHP’li Umut Oran, Rize Fındıklı’da halkın kaçak çayı önlemeyen siyasetçilerden hesap sorması çağrısında bulunurken, 2010 referandumunda ‘evet’ oyu verenlerin bu kez aynı hatayı tekrarlamamasını istedi. Umut Oran, “O zaman bizi dinlemeyenler şimdi gerçekleri görüyorlar, ‘keşke evet demeseydik de yargıyı ele geçirmeseydi bu FETÖ’ diyorlar!  Aslında 15 Temmuz’da sokağa çıkan o tanklar var ya onların yakıt deposunu ilk olarak 2010 referandumunda evet diyenler doldurmaya başladı. 2010 referandumunda evet çıkmasaydı o tanklar yürüyemezdi. Bu kez aynı tuzağa düşmeyin, herşeye evet deyip kabul etmemek lazım, gelin bu kez hayır deyin, ülkenin birliğindin bütünlüğünden yana oy kullanın” diye konuştu.

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Umut Oran, referandum çalışmaları kapsamında Anadolu’yu karış karış gezerek “bu sadece bir seçim değil memleket meselesi” diye uyarmayı sürdürüyor. Daha önce Adana, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bolu, Burdur, Bursa, Denizli, Düzce, Isparta, İzmir, Kastamonu, Konya, Malatya, Manisa, Mersin, Niğde, Trabzon ve Tekirdağ’a giderek çalışma yürüten Umut Oran bugün Rize’de çeşitli temaslarda bulunuyor. Rize Fındıklı‘da “hayır” bürosunun önünde vatandaşlara seslenen Umut Oran şöyle konuştu:

KAÇAK ÇAYI İŞSİZLİĞİ KONUŞMAK GEREKİR

Öncelikle hepinizin Regaip Kandilinizi kutluyorum. Ben iktisatçıyım buraya gelirken Rize’nin durumuna baktım. Keşke buraya gelirken bütün siyasetçilerin amacı aş iş yaratmak olsaydı. Keşke buraya ülkenin gerçek gündemiyle hiç alakası olmayan referandumu konuşmak için değil de ekonomiyi düzeltmeyi, işsizliği önlemeyi, kaçak çay sorunun nasıl önleneceğini konuşmaya gelseydik.

TRABZON, RİZENİN 10 KATI İHRACAT YAPIYOR

Ekonomiye baktığımda diyorum ki neden Rize tek ürüne, tek üreticiye ÇAYKUR’a, tek pazara mahkum kalmış? Mesela son 15 yıl içinde Rize’nin ihracatı 150 milyon dolar, biraz önce Trabzon’dan geldik iki katı nüfusuna sahip Rize’nin ama 10 katı ihracat yapıyor, 1,5 milyar dolar ihracat yapıyor. Neden Rize daha fazla ihracat yapamıyor? İhracat daha çok iş daha çok yatırım demek. 15 yılda Türkiye’de 500 bin yatırım teşvik belgesi var, bunların sadece 138 sadece Rize’ye ait.

TEK ÜRÜNLE TEK PAZARLA OLMUYOR

Türkiye’nin en önemli sorunu her yerde işsizlik. 7 milyona yakın işsizlik var, Suriyeden gelenler 4 milyon. En önemli sorunumuz iş aş, bunlar olmadan sosyal arış olmuyor. 15 yıl genlinde 2 milyon istihdam sağlanmış. Ama nüfusumuz da işsizlik de artıyor. Bu 2 milyon istihdamın içinde Rize’nin aldığı pay sadece 3 bin. Tek pazara mahkum olunca ilerleyemiyorsunuz. Tek toptancı var ÇAYKUR, olmuyor o zaman rekabet lazım çoğulculuk lazım. Onu da Varlık Fonu’na devrettiler artık kimse denetimini yapamayacak. 4 milyon Suriyeli Türkiye’deki nüfusu 10 sene sonra ne olacak, siyasetçinin bunu düşünmesi lazım.

15 YILDIR RİZE HAKETTİĞİNİ ALMIYOR!

Şunu söylemeye çalışıyorum bakın buradan ne kadar güzel siyasetçiler çıkmış. Daha önce başbakan çıkarmış, şimdi de Cumhurbaşkanı Rizeli. Ama sonuçta baktığım zaman son 15 yılda Rize’nin hak ettiğini almadığını görüyorum. Bunları da bu ülkeyi çok seven her tarafında iş aş sosyal barış olmasını isteyen siyasetçi insan iktisatçı olarak söylüyorum.

Terör bir insanlık suçu PKK Bir halk düşmanı. Ama hala Türkiye’de terör örgütleri cirit atıyor. Bugün ülkemizde vatandaşımızın can ve mal güvenliği korunabiliyor mu? O zaman biz neden bu ülkede başkanlık referandumuyla uğraşıyoruz. Güneyimizde PKK federal devletini kurmak üzere, orada bir savaş ortamı var. Bizim en çok birlik beraberlik dayanışma içinde olacağımız zaman. O terör ortamı nedeniyle kaçak çayın arttığını, finansman sağladığını neden konuşmuyoruz? Siz neden siyasetçilere bunun hesabını sormuyorsunuz?

15 TEMMUZ’UN TANKLARI 2010 REFERANDUMUNDA YAKIT ALMAYA BAŞLADI

Aldatıldık kandırıldık diyerek bu ülke yönetilemez. Vatandaş bunu diyebilir ama devlet adamlarının, ülkeyi yönetenlerin böyle bir hakkı yoktur. Bakın 15 Temmuz darbe girişimi için biz çok önceden uyardık, 12 Eylül 2010 referandumunda yapmayın etmeyin bunu yaparsanız yargı elden gider bu kumpas davalarına inanmayın dedik, dinletemedik. O zaman bizi dinlemeyenler şimdi gerçekleri görüyorlar, keşke evet demeseydik de yargıyı ele geçirmeseydi bu FETÖ diyorlar!  Aslında 15 Temmuz’da sokağa çıkan o tanklar var ya onların yakıt deposunu ilk olarak 2010 referandumunda evet diyenler doldurmaya başladı. 2010 referandumunda evet çıkmasaydı o tanklar yürüyemezdi. Bu kez aynı tuzağa düşmeyin, herşeye evet deyip kabul etmemek lazım, gelin bu kez hayır deyin, ülkenin birliğindin bütünlüğünden yana oy kullanın.

CUMHURİYETİN TAPUSUNU BEN SANA VEREMEM

Başkanlık da başkanlık canı gitsin başkanlığın. Dünya sol partilerinin Birleşmiş Milletler’i olan Sosyalist Enternasyonal’in başkan yardımcısıyım. Bakıyorum orada 203 ülkenin en dipteki 20 ülkesinin 19’u başkanlıkla yönetiliyor. Bu ülkelerde aynı zamanda kan, gözyaşı, acı, iç savaş var bu ülkelerde. Ben de bunu anlatmak için geliyorum buralara. Partide yönetim görevim yok ama ben buraya Mustafa Kemal’in askeri olarak geldim. Bizim gündemimizi ayrılık gayrılık değil. İktidar önce yangını söndürmeli asla yangına körükle gitmemeli bu ülkeyi bölmemeli, kutuplaştırmamalı. Bizim de görevimiz ana muhalefet olarak iktidarın görmediklerini göstermemiz lazım. Mustafa Kemal’in askeri isem Cumhuriyetin tapusunu ben sana teslim edemem demem lazım. Bundan da çekinmemem lazım. O zaman bu başkanlığa da tek adamlığa da hayır diyorum.

Etkinlikler

Sonuç Bulunamadı

Üzgünüz, hiç bir gönderi kriterinizle eşleşmedi