Yazılar

İllegal Referandumlar Üzerinden Bağımsızlık Tesis Edilemez

 

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin Iraklıları yok sayan, anayasayı ve uluslararası hukuku ayaklar altına alan illegal referandumunun ardından İspanya’daki Katalanların da anayasayı, uluslararası hukuku ve İspanyol halkını yok sayan referandum zorlaması geleceğe dair uyarıcı birer kıvılcım olarak görülmelidir. Ulus devletlerin bittiği sloganları arasında egemen devletleri belli etnik grupların isteklerine göre kesip biçmek insanlık için ileri bir adım olmadığı gibi tam tersine gerici ve ırkçı bir yaklaşımdır. İnsanı sadece etnik kökenine ya da mezhebine göre tanımlayan, farklılıkları kurumsallaştırarak bir ötekiyle yabancılaştıran her çaba özünde gericidir. Bu tavır aynı zamanda diğer halkların yok olmasına sebep olabilecek kadar da tehlikelidir.

IKBY ya da Barzani, hukuksuz düzenlerini rahat yürütebilmek için Kerkük gibi tarihin hiçbir döneminde kendilerine ait olmayan bölgeleri sahiplenerek binlerce yıldır aynı kaderi paylaştıkları Arapların, Türkmenlerin, Asurilerin, Yezidilerin ve tüm diğer Iraklı grupların haklarına tecavüz etmiştir. Bu tavır, aynı zamanda, kendi aşiretlerinin sözde kurtuluşu için tüm Iraklıları kaosa sürükleyecek kadar kin ve nefret dolu olduklarını da göstermektedir.

Benzer bir durum Katalonya’da da gerçekleşmektedir. Bilinen hiçbir baskı ya da ayrımcılıkla karşı karşıya olmamalarına rağmen, kendi özerk bölgelerinin “ekonomik zenginliğini” İspanya’nın diğer bölgeleriyle paylaşmamak için ortaya atılan hukuksuz referandum, vahşi kapitalizmin yarattığı “bencilliğin, çıkarcılığın ve de ayrımcılığın” ispatı olduğu gibi, sermayenin sürekli birleşirken ulus devletlerin sürekli ufalanmasını hedefleyen neo-liberal anlatılara da uygundur. Ancak bilinmelidir ki parçalara ayrılmanın sonu olmadığı gibi sürekli bölünerek emperyalizme karşı durmak da mümkün değildir.

Meselenin bir diğer önemli yanıysa “hukuksuzluğun” belli çevrelerde bu denli normalleştirilmesidir. Gelinen noktada anayasalar ve yasalar ayaklar altına alındığı gibi referandumlar da karikatürleştirilmiştir. Seçmen listelerini hazırlayanlar, pusulaları basanlar, oy verme işlemini yürütenler ve sayımları yapanlar “aynı odaklardır” ve hiçbir aşamada hiçbir ciddi denetim olmamasına rağmen referandum sonuçları üzerinden “yeni bir hukuki” durum yaratılmak istenmektedir. Görünen odur ki egemen çevrelerin yeni planı budur ve hukuksuzluk tüm dünyaya yaygınlaştırılmak istemektedir. Bu anlamda hem IKYB’nin hukuksuz referandumu hem de Katalanların karikatürleştirilmiş referandumu ulus devletlere açılan yeni bir savaş dalgası olarak kabul edilmelidir. Herhangi bir hukuksuz referandum üzerinden “hukuki bir sonuç” çıkarılabildiği anda bunun “emsal” olacağı ve tüm dünyada kaosa ve çatışmalara davetiye çıkarılacağı ortadadır. Etnikçiliği ve mezhepçiliği dayatan egemenler için bu durum sorun olarak görülmese de her çatışmadan zararla çıkacak olanlar dünyanın dört bir yanındaki emekçiler olacaktır.

Gelinen nokta tüm insanlık için karanlık bir dönemeçtir. Her şeyin suçlusu ilan edilen “ulus devletleri” parçalara ayırarak çözülecek bir sorun yoktur. Balkanlar onlarca parçaya bölününce Sırp, Boşnak, Hırvat, Kosovalı ya da Arnavut emekçiler daha zengin olmamıştır. Ancak bölgenin parçalanmasından sonra sermaye daha fazla para kazanmış, emperyalizm çok daha rahat at oynatır hale gelmiştir. Elbette savunduğumuz şey her şeyin aynı kalması ve kulakların mevcut eşitsizliklere, sorunlara, sömürü düzenine ya da adaletsizliklere kapatılması değildir. Savunduğumuz şey eşitlik, özgürlük, adalet ve dayanışma doğurmak bir yana mevcut sorunları daha da içinden çıkılmaz hale getirecek neo-liberal fasaryalara karşı direnmek gerektiğidir.

İnsanlığın yeni bir anlayışa; adaleti, eşitliği, kalkınmayı, özgürlüğü ve barışı mümkün kılacak yeni düşüncelere ve düzenlere ihtiyacı vardır. Mutluluğun ve huzurun bir diğerini yok ederek değil bir diğeriyle dayanışarak üretilebileceğini vaaz eden fikirler ortaya çıkmalıdır. Düşmanlaştırarak, kutuplaştırarak değil dost ve kardeş kılarak ulaşılabilecek ufuklar çok daha geniştir. O halde bugün, insanlığın ortak çıkarı için daha fazla parçalanmaya değil, mevcut sınırlar korunarak daha iyiyi aramaya ve bir gün tüm sınırları da aşacak iklimi yaratmak adına işbirliğine ihtiyaç vardır.

Bu itibarla İKBY’nin hukuksuz referandumu da Katalonya’nın hukuksuz ve bencil bağımsızlık tercihi de doğru değildir, ulusun diğer unsurlarını yok sayan her türlü tek yanlı faaliyet sonsuza kadar red edilmelidir. Emperyalizmin çıkarlarına uygun olarak illegal referandumlar üzerinden bağımsızlık tesis edilemeyeceği tüm dünya halklarına ilan edilmelidir.

Dayanışma duygularımla,

Umut Oran

 

 

Türkiye’nin bu durumundan AKP kadar AB de sorumludur

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye ile müzakerelerin askıya alınması kararını eleştirerek, “Türkiye’nin bu durumundan AKP kadar AB de sorumludur. Ancak bilinmelidir ki ne mevcut iktidar Türkiye’nin tek gücüdür ne de kendi değerlerini unutan AB, tek çıkış yoludur” dedi. 

AB kendi sorumluluğunu göz ardı ediyor

Umut Oran konuyla ilgili olarak yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:

“Avrupa Parlamentosu’nun “Türkiye ile müzakereleri askıya alma” kararı; Türkiye’nin tüm ilerici unsurlarını cezalandırmaktan ve izolasyoncu odakları desteklemekten başka bir sonuç doğurmayacağı gibi AB’nin, Türkiye’nin geldiği bu noktadaki sorumluluğunu da göz ardı etmektedir. 

2010 referandumunu desteklediniz! 

O zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Teşkilatı olan AB’ye başvurulan 1987’den beri Türkiye’ye uygulanan çifte standart ve ikiyüzlülük hafızalarda canlıdır. Kıbrıs Rum Kesimi’nin uluslararası hukuka ve teamüllere aykırı olarak AB üyesi yapılmasıysa “değerler bütünü” olduğu iddia edilen AB’nin sözde demokrat siyasetçilerinin elinde nasıl değersizleştirildiğinin de ispatı olmuştur. Ancak asla unutulmayacak olan bir başka şey de Avrupalı pek çok siyasinin yıllar boyunca devam eden AKP destekçiliğidir. Örneğin hukukun üstünlüğü ilkesini zedeleyen ve Türkiye’nin yeniden darbe sürecine girmesine bir anlamda yol açan ve bugünkü OHAL baskı ortamının hazırlayıcısı olan 2010 referandumunda AKP’ye ve dolaylı olarak Cumhuriyet düşmanı FETÖ terör örgütüne en büyük desteğin Avrupalı birtakım siyasilerden geldiği unutulmamalıdır. 

Yüzlerce kilometre yürümek 

Bir başka deyişle Türkiye, demokrasi liginde geri sıralara düştüyse, hukuksuzluklar arttıysa, baskılar ve zulüm dört bir yanı sardıysa ve insanlar adalet için yüzlerce kilometre yürümek zorunda bırakılıyorsa bu durumun sorumlusu iktidar bloğu olduğu kadar ona her anlamda destek vermekten geri durmayan Avrupalı siyasilerdir. 

SMART ajandaya geçilmeli 

Gelinen noktada; iktidar bloğu popülist söylemlerle, nefret diliyle, ötekileştirmeyle siyaset yapmaktan memnundur zira aralıksız iktidar olabileceği bir düzen inşa etmiştir. Avrupalı siyasetçilerin bir kısmı da kendi emekçilerini uyutmanın bir yolu olarak Türkiye’yi “canavarlaştırmaktan” memnundur zira Brexit kampanyalarında olduğu gibi bu haliyle Türkiye, popülist-ırkçı politika yapılmasına imkân vermektedir. Arada kalan ve acı çekense Türkiye’nin tüm ilerici unsurlarıyla Avrupa’yı gerçek anlamda bir “değerler bütünü” olarak gören Avrupalılardır.  Bu iki grubun ortak menfaatleri için yapılması gerekenler bellidir. Öncelikle “pozitif ajanda” adı altında her şeyin sürüncemede bırakıldığı anlayış terk edilerek SMART (Specific, Measurable, Achievable, Realistic, Time bounded) ajandaya yani ucu açık olmayan “akıllı” bir ajandaya geçilmelidir. Konu bazında, ölçülebilir, sonuç alınabilir, gerçekçi ve zamanla kısıtlanmış bu anlayış çerçevesinde şekillenecek ajanda sayesinde Avrupa Birliği, bugüne kadar yarattığı tüm olumsuzlukları sonlandırmış olacaktır. 

Demagojiyle, had bildirmeyle zafer kazanılmaz 

Aynı şekilde bugüne gelinmesinin ana sorumlularından olan iktidar bloğu da 21.yy’da yaşandığının farkına varmalı ve sadece 40 milyona değil 80 milyon vatandaşa ve tüm insanlığa karşı sorumlu olduğunu hatırlamalıdır. Sadece hamasetle, demagojiyle, nefret söylemiyle sürekli birilerine had bildirerek Türk milletine kazandırılabilecek bir zafer yoktur. Dünyanın gelişim hızıyla kıyaslandığında Türkiye her anlamda gerilemektedir. Maalesef bu gerici süreç devam ettiği takdirde önümüzdeki birkaç 10 yıl içinde ekonomik, sosyal ve teknolojik açıdan gelişmiş ülkelerle olan fark kapatılamaz noktaya ulaşabilecektir. 

Gericilikten ve ilkesizlikten kurtulmak mümkün 

Ancak bilinmelidir ki ne mevcut iktidar Türkiye’nin tek gücüdür ne de kendi değerlerini unutan AB, tek çıkış yoludur. Genel anlamda Türk milleti, özel anlamdaysa Mustafa Kemal’in özgürlük sevdalısı evlatları, Türkiye ve Avrupa için yeni yollar bulacak, yollar kapatıldıysa yeni yollar açacak birikime ve kudrete sahiptir. Türkiye’yi gericilikten, Avrupalı bir kısım siyasetçiyi de ilkesizlikten kurtaracak olan irade hala capcanlıdır ve tarihsel rolünü bir kez daha oynayacaktır.

Evet cephesi çökmüştür en güzel örneği de Erciş’tir

 

IMG_5088

Erciş’i önce deprem sonra AKP Vurdu 

Umut Oran: Ey iktidar, el insaf Erciş’in suçu ne? 

Atatürk heykelinin etrafını çöplük yapmışlar!! 

VAN Erciş

(Fotoğraflı) 

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, referandum çalışmaları kapsamında dün Van’da iken vatandaşların talebi üzerine son anda Erciş’i de programına ekledi. Akşam saatlerinde Erciş’e giden Umut Oran, “2010 yılındaki anayasa referandumda yüzde 93,6 oranında evet diyen Erciş’i önce deprem sonra da AKP vurmuş. Erciş’in hayalet şehire, adeta köye dönüşmüş olmasını görünce yüreğim sızladı. Sn. Bahçeli’nin açıklamasının üstüne Erciş’te vatandaşın feryadını görünce diyorum ki 16 Nisan’da evet cephesi çökmüştür, kendi kalelerine bile ihanet etmiş bir anlayış var karşımızda” dedi.

Ercişlilere söz verdi

CHP’li Umut Oran, 2011 depremi sonrasında 5 kez ziyaret ederek sorunlarını TBMM gündemine taşıdığı Erciş’e dün sürpriz bir ziyaret yaptı. Dün akşam karşılaştığı manzara ve vatandaşların feryadı üzerine “Söz veriyorum bu yaşananları gündeme taşıyacağım” diyerek bugün yazılı açıklama yapan Umut Oran şunları kaydetti:

Evet cephesi çökmüştür

Ercişliler 2010 yılında referandumda yüzde 93,6 oranında evet diyerek bu hükümete, yargının FETÖ’nün emrine verilmesine onay verdi, ardından yaşananlar malum. Ama her şerde bir hayır vardır derler. Sn. Bahçeli bile sonunda bölünme riskini görmüş durumda. Daha önce yüzde 93,6’sı evet demiş Erciş’liler şimdi binpişman, şehirleri terkedilmiş virane bir köye dönüşmüş durumda. Çıkardıkları milletvekilleri bakan yardımcıları var ama Erciş sefalet içerisinde. 2010 yılındaki anayasa referandumda yüzde 93,6 oranında evet diyen Erciş’i önce deprem sonra da AKP vurmuş. Erciş’in hayalet şehire adeta köye dönüşmüş olmasını görünce yüreğim sızladı. Sn. Bahçeli’nin açıklamasının üstüne Erciş’te vatandaşın feryadını görünce diyorum ki 16 Nisan’da evet cephesi çökmüştür, kendi kalelerine bile ihanet etmiş bir anlayış var karşımızda

Konteyner hastane, barakada acil müdahale

Nüfusu, 25 il nüfusundan büyük olan 125. 000 nüfuslu koca şehir enkaz halinde, köye dönmüş. Şehir Hastanesi 9 yıldır tamamlanamadı, sağlık hizmetleri konteynır hastanede veriliyor. Acil servis barakada hizmet veriyor. Şanlıurfa’da sağlık hizmetleri ve hastane nutuğu atanların önce Erciş’e bakıp öyle konuşmaları gerekir

Atatürk heykeli çöplük içinde

Depremden sonra 6,5 yıl geçti şehir merkezindeki yaklaşık 3.000 hasarlı konut halen yıkım bekliyor. Deprem konutlarında TOKİ ayrımcılık yapıyor mağdurlar yerleşemezken 3 bin konuda hak sahibi olmayanları da yerleştirmişler! Deprem konutlarının altyapı sorunu da cabası, kentte su sorunu var ve özellikle yazın kokudan durulmuyor şehirde. Yol, ulaşım ve altyapı sorunu da had safhada. Bu kadar sorunun içinde de şehir merkezindeki Atatürk heykelinin etrafını da tam bir mezbelelik yapmışlar. Kasti olarak Atatürk heykelinin bu şekilde bırakılması yürek sızlatıcı

IMG_5097

Şehir merkezi bile hayalet şehir gibi

Şehir merkezi depremle yıkıldı, iktidar kentsel dönüşüme soktu,7 yıl geçti kent merkezinin ihalesi bile yapılamadı. Yıkılan 250 dükkanın sahipleri geçici olarak yaptıkları derme çatma barakalarda perişan, çok kötü şartlarda esnaflık yapıyor. Şehrin merkezi meydan adeta harabe, hayalet şehir gibi

5 ay çalışan şeker işçileri mezarda emekli olacak

Erciş Şeker 1988’den beri faaliyette ama o zaman 1.200 çalışanı vardı, bugün ise çalışan sayısı 490’a düşürülmüş. Yılda sadece 5 ay çalışıyorlar, dolayısıyla geçici işçi olarak çalışan emekçi mezarda emekliliğe gün toplamaya çalışıyor. 28 yıldır çalışan bir emekçi, ‘yılda sadece 5 ay çalışıyorum 7 ay boş geziyorum ve SGK primim de buna göre yatıyor. Ben ancak mezarda emekliliği hak edeceğim’ diyerek bana dert yandı. Pancar kotası da 60 tondan 20 tona düşmüş.

İŞKUR, AKP’nin arka bahçesi gibi

Seçim öncesi terör bitmiş olmasına rağmen 900 korucu işe alınmış, tam bir seçim rüşveti! İŞKUR, AKP’nin arka bahçesi gibi çalışıyor, işe alınmak için önce parti üyeliğine bakılıyor sonra parti milletvekili ya da Gümrük Bakanı Yardımcısından referans isteniyor. AKP büyük bir baskı ve cadı avı uyguluyor burada. Kaymakam ve belediyeye atanan kayyum AKP ilçe temsilcisinden geri kalmıyor, diğer parti üyelerine büyük baskı uyguluyor. İlçenin resmi protokolüne muhalefetten tek bir kişi bile dahil edilmiyor!

IMG_5090

IMG_5086

IMG_5085

IMG_5091

IMG_5092

IMG_5095

IMG_5096

Tek Adam Rejiminde İstikrarlı Olan Tek Şey “KAOS”tur

 

_CHP0749

Hayır’da yüzde 55 ve üstü mümkün 

CHP’li Umut Oran, 16 Nisan referandumu çalışmaları kapsamında KKTC dışında gidip çalışma yaptığı 27. İl olarak bugün Van’a geldi. Umut Oran, “16 Nisan’da vatandaşlarımız Ya Demokrasi Ya Kaos, Ya Aydınlık Ya Karanlık, Ya İş Aş Huzur, Barış Ya da belirsizlik ve kaos arasında tercih yapacak. Çünkü başkanlık istikrar getirmez, çünkü Tek adam rejiminde istikrarlı olan tek şey kaostur. Yeni anayasa değişikliği, kuvvetler ayrılığını yok ediyor, parlamento denetimini sınırlıyor ve 21.Yüzyıl Sultanlığını doğuruyor” dedi.

Umut Oran, CHP Van İl Başkanlığında İl Başkanı Mehmet Kurukçu ile birlikte basın toplantısında düzenledi. Umut Oran konuşmasında şunları kaydetti:

Van çöküş içinde

Van’a deprem döneminde sıkça geldim, sorunlarını milletvekili iken TBMM gündemine sıkça taşıdım. Van, deprem öncesinde de zaten iş, aş, sosyal barış olarak sorunları var idi ve deprem sonrasında maalesef bu sorunlar katlanarak arttı, bugün ise sürdürülemez bir hal aldı.

Van ili büyük göç almakta ama aynı zamanda büyük oranda göç de vermektedir. Bu nedenle Van ekonomisi tam bir çöküş içerisindedir, sınır kenti olmasına rağmen ticareti durma noktasına gelmiştir, sanayi, ticaret, tarım ve hayvancılık bitmiş, vergi borçları çevrilemez durumdadır. Üstelik bunun üstüne bir de Vanlının konut kredisi ve banka kredileri eklenince sorunlar dağ gibi olmuştur.

Tek Adam’da sadece kaosta istikrar olur!

16 Nisan’da vatandaşlarımız Ya Demokrasi Ya Kaos, Ya Aydınlık Ya Karanlık, Ya İş Aş Huzur, Barış Ya da belirsizlik ve kaos arasında tercih yapacak. Çünkü başkanlık istikrar getirmez, çünkü Tek adam rejiminde istikrarlı olan tek şey kaostur. Yeni anayasa değişikliği, kuvvetler ayrılığını yok ediyor, parlamento denetimini sınırlıyor ve 21.Yüzyıl Sultanlığını doğuruyor.

Türkiye, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar medeni dünyadan, evrensel hukuk ilkelerinden ve demokrasiden uzaklaşmış durumdadır. İlan edilen ve artık sürekli hale gelebileceği görülen Olağanüstü Hal’e rağmen AKP hükümeti toplumun önüne “tek adam rejimini” de koymuş yönünün Ortaçağ olduğunu ispatlamıştır.

Hayır’da yüzde 55 ve üstü mümkün

Katılım oranı arttıkça hayırlı bir Türkiye daha da somutlaşmaktadır. Gittiğim yerlerden de gördüğüm tablo şudur ki 16 Nisan’da yurttaşlarımız vatan borcu namus meselesi olarak görüp sandığa giderse katılım yüzde 85’i aştığında hayır oylarının çok rahat biçimde yüzde 55 ve üzeri olacaktır. Bunu sokaktan, pazardan, esnaftan çok rahat biçimde görüyorum.

İktidarın sesi TRT

Tüm yurttaşların vergileriyle ayakta tutulan TRT kanalları iktidarın sesine dönüştürülmüşken hiçbir muhalif partiye ve görüşe TRT ekranlarında yer verilmemektedir. AKP, devletin kasasını adeta parti bütçesi haline dönüştürmüş ve tüm imkânları “tek adam rejimini” topluma dayatmak için seferber etmiştir.

Ancak bilinmelidir ki sadece Olağanüstü Hal’in varlığı bile evrensel hukuk ve demokratik gelenekler açısından bir referanduma engeldir. Zira muhalefetin sağlıklı ve özgürce kampanya yürütmesi, toplantılar yapması ve gerçekleri halkımıza anlatması sistematik olarak engellenmektedir.

AKP iktidarı, halkın haber alma özgürlüğünü engellemenin yanında onlarca yandaş kanalda her gün yapay bir gündem üzerinden yaygara yaparak, gerçeklerin konuşulmasını engellemeye ve büyük bir gürültü perdesi oluşturarak gündemi kontrol etmeye uğraşmaktadır.

7 milyon işsiz ve Doğu’da biten hayvancılık anayasada yok

Oysa ülkemizin çözülmeyi bekleyen ve ertelenemez onlarca sorunu bulunmaktadır. Bunlardan biri ve belki de en önemlisi işsizliktir. Resmi açıklamalara göre çoğunluğu genç olmak üzere yaklaşık 7 milyon evladımız işsizdir. Yani üretebilecek güce ve isteğe sahip olmasına rağmen işgücü piyasasına girememektedir. Bu durum üniversite mezunları arasında da çok büyük sorundur ve genç kadınlar en büyük sorunu yaşamaktadır. Ancak hükümetin işsizlik konusunda 80 milyon yurttaşımıza önerdiği hiçbir anlamlı söz yoktur. Özellikle Doğu Anadolu için büyük potansiyel ifade eden hayvancılık ve hayvancılığa bağlı ürünler konusunda hiçbir ciddi proje ortaya konmamıştır. Ve Türkiye, kendi meraları boş durumdayken yurtdışından canlı et ithal eder hale gelmiştir.

Türkiye’nin üstündeki karabulut

İşsizlik ve geleceksizlik doğal olarak toplumsal huzuru da bozmaktadır. Toplum doğudan batıya ve kuzeyden güneye büyük bir gerginliğin ve çatışma ikliminin içine düşmüş bulunmaktadır. Her ilden yurttaşlarımız doğdukları yerde geçimini sağlayamadığı için akın akın büyükşehirlere göçmektedir. Hem köyden il ve ilçe merkezlerine hem de Türkiye’nin dört bir yanından büyük şehirlere devam eden göç dalgası ülkenin her yerinde kent sorunlarını had safhaya ulaştırmaktadır. Sefalet ve çaresizlik iş bilmez politikacıların sayesinde bir karabulut gibi Türkiye’nin üstüne çökmüştür.

Sürekli düşmanlık ve nefret

Popülizmin ve hamasetin konforlu oy avcılığına alışan siyasi anlayış sorunları çözmektense bir ötekine hakaret etmeyi, her konuda düşman yaratmayı ve halkın bir kısmını diğerine günah keçisi olarak sunmayı adet edinmiştir. Ancak bilinmelidir ki sürekli düşmanlık ve nefret üzerinden politika yapanlar yüksek oy oranlarına sahip olsalar da oy aldıkları insanların da en büyük düşmanlarıdır.

Ülkeyi 15 yıldır kendileri yönetiyor

İşte böyle bir iklimde “Tek Adam Rejimi” dayatması gündeme gelmiştir. Türkiye’yi kan ve gözyaşı gölüne çeviren iktidar bloğu geçen 15 yılda Türkiye’yi aralıksız yönettiklerini unutarak herkesi suçlu kendilerini ise mağdur olarak konumlandırmaktadır. Oysa 15 yıldır vatandaşın vergilerini lüks makam arabaları ve temsil giderleri için har vurup harman savuranlar değil Van’da hala deprem konutlarına mahkûm edilenler mağdurdur.

Bir lokma ekmeğe muhtaç analar

Her türlü yalanı söylemek için televizyonlara çıkarılan ve gazetelerde köşe verilen yandaşlar değil asgari ücret için günde 14 saat çalışmak zorunda bırakılanlar mağdurdur.

Nerden geldiği olmayan servetlerle, lüks konutlarda sefa sürüp, tek kuruş vergi vermeden keyif çatanlar değil toprağından kopup büyükşehirlerin girdabında bir lokma ekmeğe muhtaç olan analar ve babalar mağdurdur.

Mağdur olanlar okula gidemeyen genç kızlardır, hayatı boyunca başını sokacak bir ev sahibi olamayacak olan işçilerdir, emekçilerdir. Türkiye’nin mağdurları işsizlerdir, yurt bulamayan üniversite öğrencileridir, hukuksuzlukla terbiye edilmeye çalışılan muhaliflerdir. Türkiye’de mağdur olan her kökenden sırandan halktır! Ama 15 yıldır olduğu gibi yine mağdur edebiyatı yapan da iktidar koltuklarında oturanlardır.

İstikrar sadece huzursuzlukta var

Dünya’da gelişmiş, medeni, demokratik ve özgür olarak tanımlanan en tepedeki 20 ülkenin nerdeyse tamamında parlamenter demokrasi varken Türkiye’yi 15 yıldır yönetenlerin yönü dünyanın her açıdan en gerisinde bulunan 20 ülkeden 18’i gibi kontrolsüz ve denetimsiz bir başkanlık yani tek adam rejimidir.

Bu durum sürdürülebilir değildir. Zira tek adam rejimlerinde istikrarlı olan tek şey “huzursuzluktur”!

Tek adam rejimlerinde her şey bir kişinin 2 dudağı arasındadır. İşte bizlere dayatılan 18 maddenin ve o maddelere bağlı olarak değişecek onlarca maddenin özeti budur! Yani hükümet, her şeyinizi bir kişinin 2 dudağından çıkacak karara teslim edin demektedir.

Bu itibarla “tek adam rejimini” pazarlamak için yapılan reklamların hepsi kandırmacadır zira hiçbir şey hukuka bağlı değildir tam aksine hukuk bile tek adam bağlıdır. Yani önerilen sistemde denge ve fren yoktur. Kendini yasayla bağlı hisseden bir yönetici yoktur. Tam aksine “ben dedim oldu” diyen bir anlayış hâkim olacaktır. Böyle bir ülkenin gideceği yerse geri kalmışlık, huzursuzluk, kan ve gözyaşı dışında bir yer olmayacaktır.

Demokrasi insan onuru için Van hayır diyecektir

Buraya gelmeden önce ziyaret ettiğim 29 ilde olduğu gibi ben Vanlı kardeşlerimin de demokrasiye, insan onuruna, özgürlüklere, barışa ve kardeşliğe bir şans daha vermek için “tek adam rejimine” hayır diyeceğine inanıyorum. Vanlıların sadece kendileri için değil bu topraklarda nefes alan ve gelecekte nefes alacak olan her kuşak için de “hayır” demesi gerektiğine inanıyorum.

Ya itaat et ya sus

Zira bugünün Türkiye’sinde onlarca sorun olsa da parlamenter sistem, mevcut hukuk düzeni ve yerleşik siyaset anlayışı hala bizlere çözüm için bir şans veriyor. Hala yurdun dört bir yanından insanlar birbirinin yüzüne bakabiliyor, hala barış ve kardeşlik adına bir söz söyleyebiliyor. Ancak “tek adam rejiminde” bizlere sunulacak olan tek seçenek “ya itaat et ya da sonsuza kadar sus” olacaktır.

Başkanın adamları olacak

Tek adamların hüküm sürdüğü yerlerde renkler ya da fikirler değil sadece “başkanın adamları ve başkanın düşmanları olacaktır!” İşin daha kötü tarafıysa o başkanların adamı olmayan yani ben tarafsız kalabilirim diyenlerin de düşman olarak kodlanacak olmasıdır. Bunun örneği Almanya’da Hitler döneminde vardır. Hitler için ona itaat edenler ve etmeyenler diye sadece 2 grup vardı. Ve itaat edenler bile her an düşman ilan edilebiliyordu. Bu yüzden bugün kazanlar arasında olanlar bile ertesi gün her şeylerini kaybedebiliyordu.

O halde hepimiz için seçim basittir. Farklılıklarını zenginlik olarak görenler, barıştan, kardeşlikten ve huzurdan yana olanlar “tek adam rejimine” tüm kalpleriyle hayır diyeceklerdir. Ben hamasetle de doyarım, gerekirse “tek adamın gözüne girmek için her şeyi de yaparım diyenlerse “tek adam rejiminden” yana tavır alacaklardır.

Gönül gönüle çözeceğiz

Ben genel anlamda Doğu Anadolu’nun, özel anlamda da Van’ın her bir evladının “tek adam rejimine hayır” diyerek mutlu, huzurlu, barıştan ve özgürlükten yana tavır alacağına inanıyorum. Bunu yaptığımız zaman. Sandıklarda “80 milyon kere hayır” diye haykırdığımız zaman daha özgür, daha adil, daha huzurlu bir ülkenin de var olabileceğini hep beraber göreceğiz. Türkiye’nin tüm sorunlarını el ele, gönül gönüle çözeceğiz. Şiddetin ve düşmanlığın dilini değil barışın ve kardeşliğin renkli dilini inşa edeceğiz. O zaman hepimiz özgürleşeceğiz.

27 il ve KKTC’de çalıştı

İstanbul’da sürekli çalışma yürüten Umut Oran, KKTC’nin dışında bugüne kadar 27 ile giderek (Adana, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bolu, Burdur, Bursa, Denizli, Düzce, Erzurum, Hatay, Isparta, İstanbul, İzmir, Kastamonu, Konya, Kütahya, Malatya, Manisa, Mersin, Niğde, Rize, Sakarya, Sivas, Trabzon, Tekirdağ, Van) #1Oy1VatanKurtarır, referandum değil #memleketmeselesi mesajı veriyor.

Umut Oran’dan Suriye sınırından dış politika uyarısı

Image processed by CodeCarvings Piczard ### FREE Community Edition ### on 2014-03-04 19:21:15Z | http://piczard.com | http://codecarvings.com

Image processed by CodeCarvings Piczard ### FREE Community Edition ### on 2014-03-04 19:21:15Z | http://piczard.com | http://codecarvings.com

Hatay’dan uyarıyorum: AKP hükümetini Suriye konusunda uyarıyorum: bulanık suya acele balıklama dalmayın !

Hataylı kardeşlerim, barış için, kardeşlik için, dostluk, komşuluk için ” tek adam rejimine” hayır demeli

Lütfen unutmayın! 1 Hayır 1 vatan kurtarır! 1 Oy 1 Vatan Kurtarır!   

Anadolu’yu karış karış gezen CHP’li Umut Oran, bugün Hatay’a giderek çalışmalarda bulundu. Suriye’deki son durumu değerlendiren Umut Oran, “Hataylı Kardeşlerimi uyarıyorum: Bakın ABD’nin Suriye’ye BM kararı olmadan vurmasına kimler evet dedi? İsrail-Sudi Arabistan-Katar, başka? Barzani-PKK-YPG, başka? Binali bey, Devlet bey! Hataylı kardeşlerime soruyorum: Kim kimlerle beraber? İşte Hataylı kardeşlerim, barış için, kardeşlik için, dostluk, komşuluk için ” tek adam rejimine” hayır demeli” diye konuştu.

Hatay’da CHP PM Üyesi ve Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu ile birlikte çalışma yürüten Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Umut Oran, Erzin ve Dörtyol’da esnaf ve vatandaşların yanı sıra esnaf, sanatkar, ticaret ve sanayi odalarını da ziyaret ettiler. Hatay çalışmalarında açıklamalarda bulunan Umut Oran şöyle konuştu:

Referanduma katılım yükseliyor

Türkiye’nin her anlamda varlığını ve birliğini tehdit eden “tek adam rejimine” karşı “hayırlı mücadelemiz devam ediyor. Yurdun dört bir yanında her partiden yurttaşlarımız hayır oyu yönündeki kararlılığı, tüm anketlerde referanduma katılım oranlarının hızla yükseliyor olması AKP hükümetinin dengesinin bozulmasına sebep oluyor.

Bu sebepten olacak ki Amerikan gemilerinden komşumuz Suriye’ye fırlatılan füzeler AKP hükümeti tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanmış ve ortada uluslararası bir karar olmamasına rağmen “savaş çığırtkanlığı” başlatılmıştır.

Hatay’da sınırdan hükümeti uyardı

Hatay’dan uyarıyorum: AKP hükümetini Suriye konusunda uyarıyorum: bulanık suya acele balıklama dalmayın ! Hataylı Kardeşlerimi uyarıyorum: Bakın ABD’nin Suriye’ye BM kararı olmadan vurmasına kimler evet dedi? İsrail-Sudi Arabistan-Katar, başka? Barzani-PKK-YPG, başka? Binali bey, Devlet bey! Hataylı kardeşlerime soruyorum: Kim kimlerle beraber? İşte Hataylı kardeşlerim, barış için, kardeşlik için, dostluk, komşuluk için ” tek adam rejimine” hayır demeli”

Vekalet Savaşına hayır

Türk Milleti bilmelidir ki Irak’ta ve Suriye’de akan kan Müslümanların kanıdır. Batılı emperyalist güçlerin destekledikleri IŞID, YPG, PKK ve Nusra gibi terör örgütleri tüm insanlığa karşı suç işlemektedirler. Mazlum milletlerin üzerine silahla ve bombayla salınan terör örgütlerinin tamamına hem Türkiye içinde hem de sınırlarımızda müsaade edilmemeli, vekâlet savaşı adı altında emperyalist devletlerin hizmetine girmiş olan bu gruplara karşı Türk devletinin ve komşu devletlerin bütünlüğü savunulmalıdır.

Irak’ın düzmece olduğu kabul edildi

Tıpkı 2003’te düzmece kimyasal silah iddialarıyla Irak’ın işgal edilmesi olayında yaşandığı gibi Suriye’nin toprak bütünlüğünü ortadan kaldıracak ve tüm güney sınırımızda bir PKK devleti kuracak olan her türlü oldu-bittiye karşı bölge devletleriyle işbirliği içinde olmak tarihin ve aklın dayattığı zorunluluklardır.

Amerikan askerleri PKK ile kolkola

Gelinen nokta her anlamda tehlikelidir. Özellikle AKP’nin henüz ispatlanmamış bir kimyasal saldırı iddiaları üzerinden, Amerikan askerlerinin yerine Mehmetçiği gözden çıkarma hevesi asla kabul edilmemelidir. Fırat Kalkanı Operasyonunda net olarak görüldüğü üzere PKK-YPG terör örgütleri Afrin’de Rus’larla, Menbiç’te ve Rakka’da Amerikan askerleriyle kol koladır ve kendilerine sağlanan modern silahlarla beraber IŞID’a karşı savaş adı altında Suriye’nin bütünlüğüne karşı savaşmaktadırlar.

Türkiye’nin bütünlüğü tehlikeye atılıyor

Soğuk Savaş sonrasında Amerikalı stratejistler tarafından hedef tahtasına oturtulan “güçlü ulus devletler”, Irak’ta ve Suriye’de olduğu gibi tehdit altındadır. Bu devletlerin bölünmesine yol açacak herhangi bir projeye ya da operasyona destek vermekse Türkiye’nin bütünlüğünü de tehlikeye atmak demektir. Bu anlamda sorun sadece Irak, Suriye’nin ya da İran’ın sorunu değil emperyalizmin kendisine rakip olarak gördüğü “güçlü ulus devletlerin” tamamıdır. AKP’nin açıklamaları ve “savaş çığırtkanlığı” Türkiye’nin ve bölgenin gerçekleriyle uyuşmadığı gibi milli bir politika da değildir.

Milli Duruş Barzani’ye karşı olmaktır

AKP’nin topluma dayattığı “tek adam rejimi”ne Türk milletinin “hayır” diyeceği açık ve net olarak görüldüğü için AKP, savaşçı bir dil kullanarak ve bunu milli bir dava gibi göstermeye çalışarak toplumu etkilemeye çalışmaktadır. Oysa çok açıktır ki milli duruş Musul’un ve Kerkük’ün bir oldu-bittiyle Barzani’ye teslim edilmesine engel olmakla mümkündür. Milli duruş, Suriye’nin kuzeyinde kurulmak üzere olan PKK devletine karşı mücadeleyle mümkündür. Mehmetçiği Amerikan planları için pazarlık masalarına sürmek milli bir duruş değildir. Türk Milleti, başta medeniyetler şehri Antakya olmak üzere bu savaş çığırtkanlığına hayır demelidir. Bu anlamda 16 Nisan, “savaş naraları” atanlara karşı “güçlü bir hayır” demeyi zorunlu kılmaktadır. Artık AKP’nin iflas etmiş, sürekli sorun yaratan “dış politikasına” ve milletin gerçek sorunlarını öteleyerek kendi kişisel sorunlarına odaklanan siyaset anlayışına “hayır” deme vakti gelmiştir.

Unutmayın, 1 Hayır 1 vatan kurtarır! 1 Oy 1 Vatan Kurtarır!   

16 Nisan’a sayılı gün kala tüm yurttaşlarıma tekrar çağrıda bulunmak istiyorum. 17 Nisan’da Hayır’lı bir sabaha uyanmak için sadece 1 kişiyi ikna etmek yeterlidir. Oy vermeyi düşünmeyen sadece 1 kişinin kolundan tutup onun sandığa gitmesini sağlamak ülkemize yapılacak en büyük iyiliktir. Lütfen unutmayın! 1 Hayır 1 vatan kurtarır! 1 Oy 1 Vatan Kurtarır!

HAYIR Yüzde 55 ve Üstü Çıkacak

yazı

16 Nisan referandumu için Anadolu’yu karış karış gezen CHP’li Umut Oran, “katılım yüzde 90’lara ulaştığında hayır oyları yüzde 55 ve üzeri olacak. Hatta Rize’de bile yüzde 40’lık bir hayır’lı kesimi göreceğiz” açıklamasını yaptı.

23 İL VE KKTC’DE ÇALIŞTI

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran bugün, Halktv’de gazeteci Can Ataklı’nın sunduğu Yazıişleri programına konuk oldu. Bugüne kadar KKTC’nin dışında Adana, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bolu, Burdur, Bursa, Denizli, Düzce, Erzurum, Isparta, İstanbul, İzmir, Kastamonu, Konya, Malatya, Manisa, Mersin, Niğde, Rize, Sakarya, Trabzon, Tekirdağ’a giderek “bu sadece bir referandum değil #memleketmeselesi ” diyerek çalışma yürüten Umut Oran, HalkTV Yayınında şöyle konuştu:

HAYIR OYLARI YÜZDE 55 VE ÜSTÜ OLACAK

Katılım oranın yüzde 90’lara yaklaşacağına inanıyorum. Ve katılım oranın daha da arttığı sürece sonuçların en az yüzde 55 ve üstü hayır çıkacağını görüyorum. Her gün ortalama 7-8 saat alanda sahada çalışıyorum. Kırsala gidiyorum özellikle Pazar yerlerinde konuşuyorum insanlarımızla 10 kişiden 6’sı net biçiminde hayır’cı. Çok sayıda bir gizli hayır’cı da var çünkü artık insanlar görüşünü belirtmeye bile korkuyorlar.

RİZE’DE BİLE YÜZDE 40 HAYIR ÇIKACAKTIR

Her gittiğimiz yerde vatandaşın birinci sorunu işsizlik, geçim sıkıntısı yani ekonomi. Rize’nin durumu inanılmaz kötü mesela. Muhtarları dinleyince inanamadım Türkiye’nin en büyük su sorunu yaşayan ili Rize, suyu inanılmaz kirli. İki başbakan çıkarmış şimdiki cumhurbaşkanının memleketi, 15 yıldır iktidarı elinde tutan partinin Rize’ye reva gördüğü durum bu! Tek ürün var çay, tek alıcı var ÇAYKUR onu da Varlık Fonuna devrettiler yani özelleştirmesi, işçi çıkartılması yakındır. ÇAŞKUR’da Yılda sadece 4 ay iş var onu da sigortasız çalıştırıyorlar. Benden sonra Cumhurbaşkanı gitti memleketine konuştu inanamadım farklı illerden de bahsediyor diye. Ama ertesi gün ÇAYKUR önündeki geçici işçi alımı için geceden giderek bekleyen sabahlayan o işsizlerin dramı bütün vaziyeti özetledi. Rize’de bile göreceksiniz yüzde 40’lara yakın hayır oyu çıkacaktır.

ESNAFA ZORLA AFİŞ ASTIRIYORLAR

Gittiğim yerlerde görüyorum bana derdini anlatıyor vatandaş ‘ben siftah yapamıyorum ama zorla gelip dükkanımın camına evet afişini asıyorlar” diye yakınıyor. Bizim CHP’li gençlerimize de müthiş baskı var. 11 CHP gençlik kolu başkanımız yöneticimiz tutuklu, son aylarda 73 arkadaşımız gözaltına alındı. Yani evet’i anlatamayanlarda korku dağları sarmış açıkçası.

Anayasa Paketinde Türk Milletinin Faydasına Tek Bir Madde Bile Yok!

 

 

basın toplantıs (5)

Tüm yurttaşlarımı oy kullanmaya ve bir ‘hayır’la vatanı kurtarmaya davet ediyorum.

“Referandum değil memleket meselesi, Hayırda Umut var” diyerek Anadolu’yu karış karış gezmeye devam eden Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, Sakarya’da “Her bir yurtsever, sandığa gitmeyen ya da evet demeyi düşünen sadece 1 kişiyi hayır demeye ikna etmelidir. Bugüne kadar verilen emekler, dökülen alın terleri sebebiyle “hayırlı bir Türkiye” bir adım uzaktadır. “Bir Oy Bir Vatan Kurtarır! Bir Hayır Bir Vatan Kurtarır! Tüm yurttaşlarımı oy kullanmaya ve bir hayırla vatanı kurtarmaya davet ediyorum” şeklinde konuştu.

CHP’li Umut Oran’ın Sakarya İl Başkanı Ayça Taşkent ve Sosyalist Enternasyonal Kadın Başkan Yardımcısı Hilal Dokuzcan ile birlikte Arya Otelde basın toplantısı düzenledi. CHP Sakarya Kadın Kolları Başkanı Emel Bircan ile Gençlik Kolları Başkanı Ulaş Yusuf Konyalı’nın da katıldığı toplantıda Umut Oran şöyle konuştu:

Gençlerin üzerinden elinizi çekin

Öncelikle Hayır için çalışma yürüten CHP’li gençlerimizi Halklis’lileri selamlıyorum. Şu anda 11 genç arkadaşımız tutuklu, toplam 73 arkadaşımız gözaltına alınmış bu süreçte. Ama korkunun ecele faydası yok, ne yaparlarsa yapsınlar hayırlı bir Türkiye’yi önleyemeyecekler! O kamu görevlilerini de ellerini gençlerimizin üzerinden çekmesini istiyorum.

Dün Erzurum bugün Sakarya’da

Türkiye’nin bütünlüğünü ve milletimizin birliğini tehdit eden anayasa değişiklik paketine “hayır” demek için Anadolu’yu karış karış gezmeye, hayırlı bir Türkiye hayalini halkımızla paylaşmaya devam ediyorum. Dün Erzurum’da, Şenkaya’nın sokaklarında hayırlı bir gün geçirdik ve bugün Sakarya’da partimizin vefakâr üyeleriyle hayırlı bir güne başladık. İllerin ilçelerin ismi değişse de Türkiye’nin her yerinde yükselen hayır dalgasını görüyorum.

Mutlukla söyleyebilirim ki “hayırın gücü” sadece anavatanda değil yavru vatan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde de gücünü gösteriyor. Aynı şekilde AKP’nin tüm provokasyon girişimlerine rağmen yurtdışında da yurttaşlarımız hem Türkiye’nin hem de kendilerinin geleceği için “tek adam rejimine” hayır diyorlar.

Kadınlar ve gençler ayakta

Kampanya sürecinde şahit olduğum ve beni çok memnun eden bir başka gelişmeyse Anadolu’nun her yerinde kadınların ve gençlerin ayakta olması. Türkiye’nin hızla otoriter bir yapıya bürünmesinin nelere mal olacağını en fazla onlar idrak etmişler. Anayasa değişikliği paketinde Türk milletinin faydasına olan tek bir maddenin bile olmadığını gayet iyi görmüşler.

Gençlerin işsizliği ve eğitimiyle ilgili tek bir madde bile yok

Gerçekten de Anayasa paketinde işsizliğe dair herhangi bir madde yok. Anaokulundan üniversiteye kadar ücretsiz ve kaliteli eğitime dair bir madde yok. 15 yıldır çözülmeyen ve tarikatlara devredilen yurt sorununa dair bir madde yok. Üniversite bitirip, işsizler kervanına katılanların çalınan hayatlarına dair, yıllar boyunca çalınan sınav soruları sebebiyle ataması yapılmayan öğretmenlere dair bir madde yok. Yani gençlerin hayatına ve geleceklerine dair hiçbir söz yok ama bol bol tek adam güzellemesi var.

Kadın cinayetleri ve ayrımcılığın önlemesi, kadın istihdamı da yok

Aynı durum kadınlar için de geçerli. 15 yıllık AKP döneminde her yıl artan kadın cinayetlerinin çözümüne dair tek bir satır yok. Kadın istihdamı, kadın işsizliği, kadınlara yönelik ayrımcılığın kaldırılması, kadına yönelik şiddet ya da cinsiyetçi dilin engellenmesine dair de tek bir satır yok. Ama “tüm yetkiyi tek bir kişiye devreden” onlarca madde var.

İşte Türkiye’de kadınların ve gençlerin yükselen hayır çığlığının sebebi de bunlar. Kadınlar ve gençler işsizliğin, terörün, geleceksizliğin, şiddetin sona ermesini istiyorlar. Gençler ve kadınlar, Türkiye’nin birliğinin güçlenmesini, bölünmenin önüne geçilmesini, kaba kuvvetin değil aklın ve bilimin ışığında hoşgörünün egemen olmasını istiyorlar. Bu yüzden hep beraber ve yüksek sesle “hayır” diyorlar. Ben de onların bu hayırlı çabalarını görüyorum. Onlar gibi ben de daha hayırlı bir Türkiye’nin, insanca yaşayabileceğimiz özgür, demokratik ve zengin bir ülkenin mümkün olduğuna inanıyorum.

Bu iktidar çift başlılıktan söz edemez, bütün yetki kendileriydi

Hayatın akışı ileriye ve gelişmeye dönüktür. Kim ne yaparsa yapsın dünyanın dönüşünü durduramaz. 15 yıldır iktidarı tek başına elinde tutan ve kendini hiçbir hukuk kuralıyla bağlı saymayan iktidarın bugün kalkıp istikrarsızlıktan ya da çift başlılıktan bahsetmeye hakkı yoktur. AKP, hiçbir Cumhuriyet hükümetinin sahip olmadığı kadar geniş yetkileri sınırsızca kullanmıştır ve gelinen noktada Türkiye’nin hiçbir sorununu çözememiştir.

Ekonomi giderek kötüleşiyor

Bugün bizlere dayatılan tek adam rejimiyse” tamamen günü kurtarmaya ve toplumu oyalamaya yöneliktir. Türkiye’nin birikmiş sorunları bellidir. Tarihin gördüğü en büyük ekonomik kriz Antalya’da turizmi bitirmiş, Konya’da tarımı çökertmiş, Erzurum’da hayvancılığı vurmuş ve şimdi son hızla Türkiye’nin kalbi olan Marmara’ya doğru ilerlemektedir.

Ticaret hayatı durma noktasındadır. Ödenemeyen çekler, yerine getirilemeyen vaatler sebebiyle ekonomi kan kaybetmektedir. Körfez emirliklerinden getirilen paralar sadece 16 Nisan’ı hedeflemektedir. Hükümetin 16 Nisan sonrasına dair herhangi bir planı yoktur. Oysa hayat 17 Nisan’da da devam edecektir.

Tek bir hayır oyu hükümeti gerçeğe döndürür

Bu nokta Türk milletinin de çıkış noktasıdır. 16 Nisan’da verilecek her bir “hayır” oyu hükümete “bu ülkenin gerçek sorunlarına dön ve hayal âleminden çık artık” demek anlamına gelecektir. Türkiye’nin kurtuluşuna giden yolun ilk adımı “hayır” demektir. Bu görev Türkiye’nin birliğinden ve vatanın bütünlüğünden yana olan herkesin görevidir zira mesele memleket meselesidir.

Bir hayırla vatanı kurtar!

Gençler ve kadınlar başta olmak üzere 16 Nisan’da işsizliğe hayır demek, teröre hayır demek, eşitsizliğe hayır demek, sömürüye hayır demek, kavgaya ve kutuplaştırmaya hayır demek Türk Milletinin ertelenemez görevi olarak önümüzdedir.

Ben Türk Milletinin vatan sevgisine güveniyorum. Son 10 günde AKP’nin tüm provokasyonlarına rağmen tüm yurtseverleri tek bir görev etrafında birleşmeye çağırıyorum. Her bir yurtsever, sandığa gitmeyen ya da evet demeyi düşünen sadece 1 kişiyi hayır demeye ikna etmelidir. Bugüne kadar verilen emekler, dökülen alın terleri sebebiyle “hayırlı bir Türkiye” bir adım uzaktadır. “Bir Oy Bir Vatan Kurtarır! Bir Hayır Bir Vatan Kurtarır! Tüm yurttaşlarımı oy kullanmaya ve bir hayırla vatanı kurtarmaya davet ediyorum.”

23 il ve KKTC’de çalıştı

KKTC ve sürekli çalışma yürüttüğü İstanbul’un dışında Umut Oran bugüne kadar Adana, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bolu, Burdur, Bursa, Denizli, Düzce, Erzurum, Isparta, İzmir, Kastamonu, Konya, Malatya, Manisa, Mersin, Niğde, Rize, Sakarya, Trabzon, Tekirdağ’a giderek “bu sadece bir referandum değil #memleketmeselesi ” diyerek çalışma yürüttü.

15 Temmuz’un Tankları 2010 Referandumunda Yakıt Almaya Başladı

FINDIKLI

CHP’li Umut Oran, Rize Fındıklı’da halkın kaçak çayı önlemeyen siyasetçilerden hesap sorması çağrısında bulunurken, 2010 referandumunda ‘evet’ oyu verenlerin bu kez aynı hatayı tekrarlamamasını istedi. Umut Oran, “O zaman bizi dinlemeyenler şimdi gerçekleri görüyorlar, ‘keşke evet demeseydik de yargıyı ele geçirmeseydi bu FETÖ’ diyorlar!  Aslında 15 Temmuz’da sokağa çıkan o tanklar var ya onların yakıt deposunu ilk olarak 2010 referandumunda evet diyenler doldurmaya başladı. 2010 referandumunda evet çıkmasaydı o tanklar yürüyemezdi. Bu kez aynı tuzağa düşmeyin, herşeye evet deyip kabul etmemek lazım, gelin bu kez hayır deyin, ülkenin birliğindin bütünlüğünden yana oy kullanın” diye konuştu.

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Umut Oran, referandum çalışmaları kapsamında Anadolu’yu karış karış gezerek “bu sadece bir seçim değil memleket meselesi” diye uyarmayı sürdürüyor. Daha önce Adana, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bolu, Burdur, Bursa, Denizli, Düzce, Isparta, İzmir, Kastamonu, Konya, Malatya, Manisa, Mersin, Niğde, Trabzon ve Tekirdağ’a giderek çalışma yürüten Umut Oran bugün Rize’de çeşitli temaslarda bulunuyor. Rize Fındıklı‘da “hayır” bürosunun önünde vatandaşlara seslenen Umut Oran şöyle konuştu:

KAÇAK ÇAYI İŞSİZLİĞİ KONUŞMAK GEREKİR

Öncelikle hepinizin Regaip Kandilinizi kutluyorum. Ben iktisatçıyım buraya gelirken Rize’nin durumuna baktım. Keşke buraya gelirken bütün siyasetçilerin amacı aş iş yaratmak olsaydı. Keşke buraya ülkenin gerçek gündemiyle hiç alakası olmayan referandumu konuşmak için değil de ekonomiyi düzeltmeyi, işsizliği önlemeyi, kaçak çay sorunun nasıl önleneceğini konuşmaya gelseydik.

TRABZON, RİZENİN 10 KATI İHRACAT YAPIYOR

Ekonomiye baktığımda diyorum ki neden Rize tek ürüne, tek üreticiye ÇAYKUR’a, tek pazara mahkum kalmış? Mesela son 15 yıl içinde Rize’nin ihracatı 150 milyon dolar, biraz önce Trabzon’dan geldik iki katı nüfusuna sahip Rize’nin ama 10 katı ihracat yapıyor, 1,5 milyar dolar ihracat yapıyor. Neden Rize daha fazla ihracat yapamıyor? İhracat daha çok iş daha çok yatırım demek. 15 yılda Türkiye’de 500 bin yatırım teşvik belgesi var, bunların sadece 138 sadece Rize’ye ait.

TEK ÜRÜNLE TEK PAZARLA OLMUYOR

Türkiye’nin en önemli sorunu her yerde işsizlik. 7 milyona yakın işsizlik var, Suriyeden gelenler 4 milyon. En önemli sorunumuz iş aş, bunlar olmadan sosyal arış olmuyor. 15 yıl genlinde 2 milyon istihdam sağlanmış. Ama nüfusumuz da işsizlik de artıyor. Bu 2 milyon istihdamın içinde Rize’nin aldığı pay sadece 3 bin. Tek pazara mahkum olunca ilerleyemiyorsunuz. Tek toptancı var ÇAYKUR, olmuyor o zaman rekabet lazım çoğulculuk lazım. Onu da Varlık Fonu’na devrettiler artık kimse denetimini yapamayacak. 4 milyon Suriyeli Türkiye’deki nüfusu 10 sene sonra ne olacak, siyasetçinin bunu düşünmesi lazım.

15 YILDIR RİZE HAKETTİĞİNİ ALMIYOR!

Şunu söylemeye çalışıyorum bakın buradan ne kadar güzel siyasetçiler çıkmış. Daha önce başbakan çıkarmış, şimdi de Cumhurbaşkanı Rizeli. Ama sonuçta baktığım zaman son 15 yılda Rize’nin hak ettiğini almadığını görüyorum. Bunları da bu ülkeyi çok seven her tarafında iş aş sosyal barış olmasını isteyen siyasetçi insan iktisatçı olarak söylüyorum.

Terör bir insanlık suçu PKK Bir halk düşmanı. Ama hala Türkiye’de terör örgütleri cirit atıyor. Bugün ülkemizde vatandaşımızın can ve mal güvenliği korunabiliyor mu? O zaman biz neden bu ülkede başkanlık referandumuyla uğraşıyoruz. Güneyimizde PKK federal devletini kurmak üzere, orada bir savaş ortamı var. Bizim en çok birlik beraberlik dayanışma içinde olacağımız zaman. O terör ortamı nedeniyle kaçak çayın arttığını, finansman sağladığını neden konuşmuyoruz? Siz neden siyasetçilere bunun hesabını sormuyorsunuz?

15 TEMMUZ’UN TANKLARI 2010 REFERANDUMUNDA YAKIT ALMAYA BAŞLADI

Aldatıldık kandırıldık diyerek bu ülke yönetilemez. Vatandaş bunu diyebilir ama devlet adamlarının, ülkeyi yönetenlerin böyle bir hakkı yoktur. Bakın 15 Temmuz darbe girişimi için biz çok önceden uyardık, 12 Eylül 2010 referandumunda yapmayın etmeyin bunu yaparsanız yargı elden gider bu kumpas davalarına inanmayın dedik, dinletemedik. O zaman bizi dinlemeyenler şimdi gerçekleri görüyorlar, keşke evet demeseydik de yargıyı ele geçirmeseydi bu FETÖ diyorlar!  Aslında 15 Temmuz’da sokağa çıkan o tanklar var ya onların yakıt deposunu ilk olarak 2010 referandumunda evet diyenler doldurmaya başladı. 2010 referandumunda evet çıkmasaydı o tanklar yürüyemezdi. Bu kez aynı tuzağa düşmeyin, herşeye evet deyip kabul etmemek lazım, gelin bu kez hayır deyin, ülkenin birliğindin bütünlüğünden yana oy kullanın.

CUMHURİYETİN TAPUSUNU BEN SANA VEREMEM

Başkanlık da başkanlık canı gitsin başkanlığın. Dünya sol partilerinin Birleşmiş Milletler’i olan Sosyalist Enternasyonal’in başkan yardımcısıyım. Bakıyorum orada 203 ülkenin en dipteki 20 ülkesinin 19’u başkanlıkla yönetiliyor. Bu ülkelerde aynı zamanda kan, gözyaşı, acı, iç savaş var bu ülkelerde. Ben de bunu anlatmak için geliyorum buralara. Partide yönetim görevim yok ama ben buraya Mustafa Kemal’in askeri olarak geldim. Bizim gündemimizi ayrılık gayrılık değil. İktidar önce yangını söndürmeli asla yangına körükle gitmemeli bu ülkeyi bölmemeli, kutuplaştırmamalı. Bizim de görevimiz ana muhalefet olarak iktidarın görmediklerini göstermemiz lazım. Mustafa Kemal’in askeri isem Cumhuriyetin tapusunu ben sana teslim edemem demem lazım. Bundan da çekinmemem lazım. O zaman bu başkanlığa da tek adamlığa da hayır diyorum.

16 Nisan Türkiye’nin Şahlanışı Olacak!

20170328_112305

Referandum çalışmaları kapsamında Anadolu’ya karış karış gezip “Bu sadece bir referandum değil #memleketmeselesi” diye uyarmayı sürdüren Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı CHP’li Umut Oran bugün Tekirdağ’da çalışma yürütüyor. Bu anayasa değişikliğinin Türkiye’ye kurulmuş bir tuzak olduğunu belirten Umut Oran, “16 Nisan’da ülkemizin geleceğini kurtardıktan hemen sonra daha özgür, daha demokratik, daha zengin bir ülkeyi kurmak için yine ele ele vereceğiz. Türkiye’yi muasır medeniyetlerin ötesine geçirme mücadelemizde Türkiye’nin tüm değerleriyle omuz omuza olmaya devam edeceğiz. Durmayacağız. Yılmayacağız. Ve 16 Nisan’ı Türkiye’nin şahlanışı olarak tarihe yazacağız” diye konuştu.

SAMET BURAK SARI İLE BİRLİKTE GİTTİ

Tutukluluk döneminde durumunu yakından takip ettiği CHP Maltepe Gençlik Kolları üyesi Samet Burak Sarı ile birlikte Tekirdağ’a giden Umut Oran ilk olarak Çorlu İlçe Başkanlığını ziyaret etti. Umut Oran burada CHP Tekirdağ İl Başkanı Recep Ökten, Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak, CHP Çorlu İlçe Başkanı İsmail Akar, Çorlu Belediye Başkanı Ünal Baysan ile Samet Burak Sarı, Çorlu ilçe ve gençlik örgütü ile Halkçıliseli’lerin katılımıyla basın toplantısı düzenledi. CHP’li Oran konuşmasında şunları kaydetti:

ÜLKEYİ YENİDEN ‘HASTA ADAM’ YAPTILAR

Bundan yaklaşık 100 yıl önce Balkanlardan, Kafkaslardan ve tüm Osmanlı sınırlarından büyük göç dalgalarıyla Anadolu’ya sığınan Türk Milleti, göç yollarının acı hatıralarını hafızasından silemeden yeniden bir beka sorunuyla karşı karşıya kalmıştır. Dünyanın ve bölgemizin hızla değiştiği, onlarca ülkenin sınırlarının değiştiği bu dönemde Türkiye tekrar “hasta adam” olarak tanımlanmaya başlanmıştır. Ancak ne üzücüdür ki dünyada bunlar konuşulurken Türkiye’deki iktidar partisi de milleti birleştirmesi gerekirken “tek adamlık rejimi” dayatmasıyla milleti bölmüş ve son Türk Devletinin geleceğini riske atmıştır.

EKONOMİK KRİZ DERİNLEŞİYOR

Türk ekonomisi, Arap Şeyhlerinden alınan paralarla ayakta tutulmaya çalışılırken hükümet hiçbir gerçekçi önlem almadığı için kriz her geçen gün derinleşmektedir. Turizm çökmüştür! 2015’le 2016 arasında sadece Türkiye’ye gelen Rus turistlerin sayısında %76 azalma yaşanmıştır. Dünya’nın en büyük seyahat acentelerinden bazılarının 2017 rotalarından Türkiye’yi çıkarmış olması yarınlar adına endişe vericidir. Uygulanan yanlış tarım ve hayvancılık politikaları nedeniyle Türk çiftçisi toprağından kopmuştur. Türkiye; saman ithal eden, kurbanlık koyun ithal eden, buğday ithal eden bir ülke haline dönüştürülmüştür. Millet iş, aş ve güvenlik talep ederken hükümet daha fazla işsizlik, daha fazla fakirlik ve daha fazla kutuplaşma vaat etmektedir.

TÜRK MİLLETİNE KURULAN TUZAK

Mehmetçik, Suriye’de tepesine yağan bombalarla mücadele ederken AKP hükümeti milletin parasıyla satın aldıkları konfetileri patlatıp “Türkiye’nin bölünmesine evet deyin!” propagandası yapmaktadır. “Tek adam rejimi” demek olan Anayasa değişikliği talebi, Türkiye’ye ve Türk Milletine kurulan bir tuzak haline dönüşmüştür.

KOLTUK İÇİN HERŞEYE ‘EVET’ DİYENLER

Bugün itibariyle milletin bekası ve ülkemizin birliği oylamaya konulmuştur. Bir yanda Cumhuriyetin yıkılmasına, Türkiye’nin bölünmesine, milletin göç yollarına düşmesine “hayır” diyen yurtseverler diğer yandaysa “koltuk için her şeye evet!” diyenler vardır. Ancak referanduma 19 gün kala Türk Milleti’nin ezici çoğunluğu “bölünmeye hayır” derken Türkiye’nin birliğini bozmaya yemin etmiş olanlar sadece hükümet partisinin yöneticileri ve Bahçeli’nin etrafında siyasetçilik oynayan birkaç kişiden ibarettir.

SANDIĞA GİTMEMEK, TARAFSIZ KALMAK OLMAZ

16 Nisan akşamı açılacak sandıklardan çıkan “her bir hayır” oyu “Önce Vatan!”, “Önce millet”, “Önce birlik” demek olacaktır. Gelinen nokta kritiktir. Mesele bir parti meselesi olmaktan çıkmış bir memleket meselesi haline dönüşmüştür. Hiçbir yurttaşımızın bu kavgada tarafsız olmaya ya da çekimser kalmaya hakkı yoktur. Sadece bizlerin değil çocuklarımızın ve torunlarımızın da geleceğini ilgilendiren bu referandumda “sandığa gitmemek” asla kabul edilemez. Bu sorumluluk hepimize aittir. 16 Nisan’da şartlar ne olursa olsun her bir yurttaşımızın “oy kullanması” sağlanmak zorundadır. Özellikle Türkiye’nin hayırlı geleceğinden yana tavır alan dostlarımın sandığa gitmeyenleri tek tek tespit etmeleri ve oy vermelerinin sağlanması hayatidir.

80 MİLYON KERE BÖLÜNMEYE ‘HAYIR’

Zira bizim için %51 başarı değildir. Bizim için başarı 80 milyon kere hayır oyu verilmiş olmasıdır. Türkiye’nin bölünmesine 80 milyon kere hayır denilecektir. Göç yollarına düşmeye 80 milyon kere hayır denilecektir. Kardeş kavgasına 80 milyon kere hayır denilecektir. Emperyalizme ve Türkiye düşmanlarına 80 milyon kere hayır demek borcumuzdur. Ancak bu şekilde, 80 milyon kişi hep birlikte “bölünmeye hayır” diyerek aydınlık yarınlar inşa edilebilir. Türkiye’yi “hasta adam” olmaktan kurtaracak olan da budur.

MUSTAFA KEMAL GİBİ EMPERYALİZME ‘HAYIR’ DEMEK

Bugünün acil konusu Mustafa Kemal olmaktır. Mustafa Kemal Atatürk gibi emperyalizme “hayır” diyebilmektir. Türkiye’yi kurtaracak ve yepyeni umutları yeşertecek birikim Tekirdağ’dan Hakkâri’ye, Artvin’den Antalya’ya kadar mevcuttur. Türkiye’nin hayırlı yarınlarından yana tavır alarak mücadeleye omuz veren Saadet Partililere, Demokratik Sol Partiye, Vatan Partisine, Demokrat Partiye ve partili-partisiz tüm Türkiye âşıklarına şimdiden teşekkür ediyorum.

16 NİSAN ŞAHLANIŞ OLACAK

16 Nisan’da ülkemizin geleceğini kurtardıktan hemen sonra daha özgür, daha demokratik, daha zengin bir ülkeyi kurmak için yine ele ele vereceğiz. Türkiye’yi muasır medeniyetlerin ötesine geçirme mücadelemizde Türkiye’nin tüm değerleriyle omuz omuza olmaya devam edeceğiz. Durmayacağız. Yılmayacağız. Ve 16 Nisan’ı Türkiye’nin şahlanışı olarak tarihe yazacağız.

Umut Oran ‘hayır’ için Tekirdağ’da

TEKİRDAĞ DUYURU

CHP’li Umut Oran, “bu bir referandum değil #Memleketmeselesi” demek için yarın Tekirdağ’da

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, referandum için Anadolu’yu karış karış gezmeye devam ediyor. “Bu sadece bir referandum değil #MemleketMeselesi, #HayırdaUmutVar “ diyen Umut Oran yarın Tekirdağ’a giderek çalışmalarını sürdürecek.

Tekirdağ 18. İl oldu

CHP 24. Dönem Milletvekili Umut Oran, 16 Nisan referandumu için daha önce Adana, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bolu, Burdur, Bursa, Denizli, Düzce, Isparta, İzmir, Kastamonu, Konya, Malatya, Manisa, Mersin, Niğde’ye giderek çalışmalarda bulundu. Referandumun ‘hayır’la sonuçlanmasıyla birlikte daha iyi bir Türkiye’nin yaratılabileceğini vatandaşlara anlatan Umut Oran, diğer illere gitmediği zamanlarda ise kendi seçim bölgesi olan İstanbul’un 39 ilçesinde ayrım yapmaksızın çalışmalarını sürdürüyor.

Umut Oran’ın yarınki (28.3.2017) Tekirdağ programı şöyle:

11:30  – CHP Çorlu İlçe Başkanlığı Ziyaret ve Basın Açıklaması

12:30  – Çorlu Esnaf çalışması

13:30  – Çorlu Belediyesi

14:30  – CHP Çerkezköy İlçe Başkanlığı

15:00  – Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası

16:00  – Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesi

17:00  – Yeni İnan Gazetesi

18:00  – TekirdağSpor

20:00  – Alternatif Sahne

21:00  – Gündoğdu Mahallesi Kahvehane Çalışması

Etkinlikler

Sonuç Bulunamadı

Üzgünüz, hiç bir gönderi kriterinizle eşleşmedi