Yazılar

Umut Oran Balıkesir’den uyardı: Türkiye’nin Bölgesel Savaşlara Hazır Olması Lazım!



CHP’li Umut Oran, Akdeniz havzasında, Kıbrıs’ın etrafında yaşanan gelişmelere dikkat çekerek “Türkiye’nin Bölgesel Savaşlara Hazır Olması Lazım” mesajı verdi. Umut Oran, “Türkiye; ABD-Rusya-Çin arasında devam eden küresel çatışmaların da etkisiyle her an çıkabilecek bölgesel çatışmaların merkezinde yer almaktadır. Artan risklere ve tehditlere karşı her zamankinden daha fazla hazır olması gereken Türkiye ise ne yazık ki içerden çökertilmektedir. İç cephedeki yıkıcı faaliyetlerin son ayağı yurttaşların vergileriyle lüks bir yaşam süren Diyanet İşleri Başkanı’nın, ne idiğü belirsiz fesli bir meczubu ziyaret etmesidir” dedi.

CHP’li Umut Oran, 3 yıldır milletvekili olmamasına rağmen yoğun olarak yürüttüğü çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. İki hafta önce Güneydoğu’da 5 ilde incelemelerde bulunarak GAP-Suriye raporunu hazırlayan, geçen hafta ise Bolu’da çalışma yürüten Umut Oran bugün de Balıkesir’de bulunuyor. İlk olarak CHP Merkez Karesi İlçe Başkanlığını ziyaret eden Umut Oran, burada İlçe başkanı, İl ve ilçe yöneticileriyle, partililerle buluştu. Umut Oran, basın mensuplarına yaptığı açıklamada şunları ifade etti:

Kıbrıs açıkları gasp ediliyor

Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz havzasının nerdeyse tamamı dünyanın en büyük çatışmalarına, yıkımlara ve yükselen rekabete sahne olmaktadır. Sıcak çatışmaların görüldüğü Libya, Suriye, Irak ve Filistin gibi sorun alanlarının yanında Yunanistan, GKRK ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu yeni bir “sıcak çatışma hattı” oluşmak üzeredir. Özellikle Doğu Akdeniz’de yükselen petrol ve doğalgaz rekabeti, Amerikan emperyalizminin bölgesel çıkarlarına uygun olarak hareket eden Yunanistan tarafından, sıcak çatışma zeminine çekilmek istenmektedir. Ege’de işgal edilen Türk adalarından sonra Kıbrıs açıkları da Yunanistan’ın başını çektiği bir grup devlet tarafından gasp edilmek istenmektedir.

Türkiye hem Ege Denizi’nden hem de Doğu Akdeniz’den çıkarılmak istenmektedir. Kuzey Suriye’de ve Irak’ın Kuzeyinde oluşturulan PKK/YPG’ye kurdurtulan “terör ordusu” da aynı odakların Türkiye’ye karşı oluşturduğu “kara gücünden” başka bir şey değildir.

Türkiye hazır olmalı

Türkiye; ABD-Rusya-Çin arasında devam eden küresel çatışmaların da etkisiyle her an çıkabilecek bölgesel çatışmaların merkezinde yer almaktadır. Artan risklere ve tehditlere karşı her zamankinden daha fazla hazır olması gereken Türkiye ise ne yazık ki “içerden çökertilmektedir.”  İç cephedeki yıkıcı faaliyetlerin son ayağı “yurttaşların vergileriyle lüks bir yaşam süren Diyanet İşleri Başkanının”, ne idiğü belirsiz fesli bir meczubu ziyaret etmesidir. “Keşke Yunan galip gelseydi!” diyen bu meczup aslında olası bölgesel çatışmalarda tarafını da ortaya koymaktadır. Bu tavır, “Türk milletine karşı işgalcilerin yanında yer alma hevesinden” başka bir şey değildir. İşte Diyanet İşleri’nin başındaki şahıs da bu duruşu ve tavrı destekler konuma düşmektedir. Bu durumu; Yunan işgal kuvvetlerine karşı ilk direniş toplantılarını Alaca Mescidi camiinde yapan Balıkesirliler’in dikkatine sunuyorum! Balıkesirliler, fesli meczubun ne demek istediğini en net anlayacak olanlardır zira bu toprakları bedel ödeyerek ve can vererek özgürleştirenler onlardır. Balıkesir’in Kuvayi Milliyecileri kaybetsin diye dua edenler de fesli meczup ve onlar gibi vatanseverliğin ne olduğunu bilmeyen işbirlikçilerdir. 

31 Mart, Türk Milletinin stratejik planıdır

Yükselen bölgesel savaş risklerine karşı stratejik bir plan çerçevesinde hareket etmek başarının tek anahtarıdır. Türk milletinin de stratejik planı vardır. 31 Mart, büyük Türk milletinin yeni stratejisini ortaya koyması açısından hayati bir öneme sahiptir. 16 yıldır yorulan, iktidar körlüğüne ulaşan ve dengesini kaybeden mevcut iktidarın kendine gelmesi ve Türkiye’nin yeniden akla ve bilime dayalı bir yükseliş dönemine girmesi için 31 Mart’ta Cumhuriyetçilerin yerel yönetimleri devralması gerekmektedir. Cumhuriyet Halk Partisi’ne düşen de bugüne kadar yapılan parti içi yanlışlardan ders alarak “en iyileri mücadelenin en ön cephesine koymaktır.” 

Ahmet Akın’ın seçileceğine inancım tamdır

Memnuniyetle söylüyorum ki Meclis’teki başarılı çalışmalarının ardından Sayın Ahmet Akın’ın partinin görevlendirmesini kabul ederek Büyükşehir Belediye Başkanı Adaylığını kabul etmesi çok doğru bir karar olmuştur. Tüm il ve ilçe örgütlerimizin ortak kararıyla aday olan Sayın Ahmet Akın, Kuvayi Milliye’nin kahraman şehri olan Balıkesir’e yakışan bir adaydır ve büyükşehir belediye başkanı seçileceğine olan inancım tamdır. Ancak Sayın Akın’ın Belediye Başkanı seçildikten sonra görevi bitmeyecektir. Tam aksine 31 Mart akşamından itibaren Balıkesir’i, Türkiye’nin ve dünyanın yükselen yıldızı yapmak gibi bir zorunluluğu da olacaktır. Ben, kendisinin ve ekibinin Balıkesirlilerle beraber yepyeni bir belediyecilik anlayışını hayata geçireceğine ve Eskişehir gibi bir “marka belediyecilik” anlayışı ortaya koyacağına eminim. Bugün hem Balıkesirli yurttaşlarımızla bir araya gelmek hem de Sayın Ahmet Akın başta olmak üzere tüm örgütümüze desteğimi ortaya koymak için aranızdayım. 31 Mart’tan sonra ilk ziyaretimi de Balıkesir’e yapacağımı ve Ahmet Akın’ı makamında ziyaret edeceğimin de sözünü veriyorum. Kendisini bir kez daha tebrik ediyorum.

Umut Oran, Yunanistan’ın ağır silahlarını Bolu’dan eleştirdi



Yunan obüsü sesini Çeşme Kaymakamı duyuyor da Ankara neden duymuyor?

 Doğu Akdeniz’in Türk egemenlik sahası olduğu acilen ilan edilmeli

 BOLU

Cumhuriyet Halk Partili Umut Oran, hükümetin hataları nedeniyle Türkiye’nin her yönden büyük bir ulusal güvenlik sorununun içine sürüklendiği uyarısında bulurdu. ABD’nin PKK-PYD-YPG ile bir oldu-bitti’ye hazırlandığını belirtirken, acilen düşmanlaştırıcı siyasetin terkedilerek milli dayanışmanın artırılmasını istedi. Yunanistan’ın giderek artan tehditlerini de gündeme getiren Umut Oran, “Yunanistan, Lozan Barış Antlaşmasını ayaklar altına aldı 18 adayı işgal etmesi yetmiyormuş  gibi sürekli bu adalara ağır silah yığıyor. 3 gün önce Sakız adasında Yunanistan tüm dünyanın gözünün içine baka baka uçaksavar, obüs atışları yapıyor. Bizim Çeşme Kaymakamı makamında bu atışları duyuyor, hop oturuyor hop kalkıyor ama Ankara’daki beyefendiler bunu duymuyor. Sakız Adasının sesi Cumhurbaşkanı, Milli Savunma Bakanı, Dışişleri Bakanı’nın kulağına neden gitmiyor?” dedi.

CHP Bolu İl Başkanı ziyaret eden Umut Oran, CHP Bolu İl Başkanı Kazım Karsu ve yönetimi ile partilerle buluştu. Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Umut Oran, toplantıda şu açıklamayı yaptı:

Suriyeliler yüzünden aşı programı çöktü

Türkiye; “AKP’nin 16 yıldır” yaptığı hatalar sebebiyle içerde ve dışarda çok büyük sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır. Sayılarını kimsenin bilmediği mülteciler, kontrolsüz olarak Türkiye’nin dört bir tarafına yayılmış durumdalar. Özellikle GAP bölgesindeki illerde, dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinin kabul edemeyeceği şekilde, mülteci nüfusu Türk vatandaşlarının nüfusunu geçmiş bulunuyor. Pek çok yerde TC vatandaşları öz yurtlarını terk ederek büyükşehirlere göçmeye başlamış durumda. Kontrolsüz mülteci akını sebebiyle Türkiye’nin aşı programı çökmüş, on yıllardır görülmeyen hastalıklar görülmeye başlanmış halde. Ancak AKP iktidarı milyonlarca mülteciyi Avrupa’ya karşı bir koz olarak kullanmanın derdine düşmüş ve Türkiye’nin milli çıkarlarını göz ardı etmiş şekilde davranıyor.

Türkiye’nin etrafı paylaşılıyor

Aynı vurdumduymazlık Ege’de ve Doğu Akdeniz’de devam ediyor. Yunanistan; silahsız olması gereken adalara ağır silahlar yığmış, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, İsrail, Mısır ve PKK/PYD’nin destekçisi ABD ile birlikte Türkiye’yi Anadolu’ya hapsetmenin hesaplarını yapıyor. Birinci dünya savaşında olduğu gibi, Türkiye’nin denizlere ulaşımı engellenerek içeriye doğru çekilmesinin planları yapılıyor.

Doğu Akdeniz’in Türk egemenlik sahası olduğu acilen ilan edilmeli

Doğu Akdeniz’de ABD merkezli petrol şirketlerine verilen petrol ve doğalgaz arama imtiyazları, bir oldu-bitti hazırlığının işareti olarak görülmeli. Daha önce defalarca dile getirdiğim gibi Türkiye’nin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ve Türk milletinin çıkarlarını korumak için acilen KKTC’de deniz ve hava üsleri kurması gerekiyor. Nerdeyse dünyanın her büyük devletinin bayrak gösterdiği Doğu Akdeniz’in Türk egemenlik sahası olduğunun acilen ilan edilmesi ve Münhasır Ekonomik Alan ilan edilerek Türk mavi vatanının korunacağının gösterilmesi gerekiyor.

Çeşme Kaymakamı duyuyor da Ankara neden duymuyor?

Bakın Yunanistan giderek dozunu artırdığı açıklamalar yapıyor ve 6 mili 12 mile çıkarma niyetini sürekli belli ediyor. Böyle bir şey olabilir mi Türkiye’yi yönetenler farkında değilse ben söyleyeyim Yunanistan bunu yaparsa bırakın savaş gemilerimizi, bizim balıkçılar bile limandan burnunu uzatıp denize açılamaz. Yunanistan, Lozan Barış Antlaşmasını ayaklar altına aldı 18 adayı işgal etmesi yetmiyormuş  gibi sürekli bu adalara ağır silah yığıyor. 3 gün önce Sakız adasında Yunanistan tüm dünyanın gözünün içine baka baka uçaksavar, obüs atışları yapıyor. Bizim Çeşme Kaymakamı makamında bu atışları duyuyor, hop oturuyor hop kalkıyor ama Ankara’daki beyefendiler bunu duymuyor. Sakız Adasının sesi Cumhurbaşkanı, Milli Savunma Bakanı, Dışişleri Bakanı’nın kulağına neden gitmiyor?

ABD ‘oldu-bitti’ye hazırlanıyor

Zaman; kısa vadeli çıkar hesaplarının ya da seçim yatırımlarının zamanı değil Türkiye’nin geleceğini düşünme zamanıdır.  Türk milleti dört bir yandan kuşatılmış ve beka sorunuyla karşı karşıya bırakılmıştır. PKK/PYD/YPG; ABD desteğiyle bir terör ordusu kurmuş durumdadır. Türkiye, bölge ülkeleriyle ittifak yaparak her türlü oldu-bittiye karşı yeni bir cephe oluşturmak zorundadır. Görünen odur ki, ABD, her türlü vasıtayla eğitip-donattığı terör ordusunu Türkiye’ye karşı kullanmaya hazırlanmaktadır.

Sınırda terör saldırılarına karşı uyardı !

Önümüzdeki günlerde Türkiye içinde ve Fırat Kalkanı-Zeytin Dalı Harekâtı alanlarında terör saldırılarıyla karşı karşıya kalınacaktır. Türk askerinin ve Türk vatandaşlarının güvenliğini sağlamak için derhal “milli bir politika” geliştirilmeli ve yandaşlık uygulamaları bir tarafa bırakılarak “milli bir mutabakat sağlanmalıdır.”  AKP iktidarının en acil görevi büyüyen tehlikelere karşı Türk milletinin ortak hareketini sağlamaktır.

Düşmanlaştırıcı siyasetten vazgeçilmeli

Ancak bunun ön koşulu “kutuplaştırma ve düşmanlaştırma” siyasetine son verilmesidir. AKP iktidarı, kendisinden olmayan herkesi “düşman olarak” göstererek “milli birliğe” zarar vermektedir. Bu tavır en çok Türkiye üzerinde hesapları bulunan emperyalist ülkeleri sevindirmektedir. AKP’nin bir an evvel Türkiye’ye verdiği zararları fark etmesi ve izlediği düşmanlaştırıcı siyasetten vazgeçmesi gerekmektedir. Zira Türkiye sadece AKP’ye ait değildir. 80 milyon Türkiye Cumhuriyeti yurttaşının her biri Türkiye’nin geleceğine dair eşit söz hakkına sahiptir. Hiç kimse kendini Türk milletinden daha üstün görme ve “makbul vatandaş” tanımı yapma hakkına sahip değildir.

İktidarlar geçici ama Türkiye Cumhuriyeti kalıcı

Unutulmamalıdır ki iktidarlar geçici ama Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti bakidir. 16 yıldır yapılan hataların tekrar edilmesi halinde ödenecek bedel ağırlaşacaktır. Bu itibarla AKP iktidarını, Türkiye’nin güvenliğine odaklanmaya ve yanlış politikalardan vazgeçmeye davet ediyorum. Aksi her durumda PKK/PYD/YPG’nin güçleneceğinin, Türkiye’nin Ege Denizinden ve Akdeniz’den soyutlanacağının bilinmesini istiyorum. Yaşanacak her türlü olumsuzluğun sorumlusunun da AKP iktidarı olacağını Türk milletine ilan ediyorum.

Mehmetçiğin Her Zaferi Türk Milletine Aittir



Terör örgütü PKK-YPG unsurlarına karşı Türkiye’nin “sınır güvenliğini korumak” ve Suriye’nin kuzeyinde bir “terör koridoru” oluşturulmasını engellemek için kahraman Türk Ordusunun gerçekleştirmiş olduğu “Zeytindalı Harekatı”, Afrin kent merkezine girilmesiyle beraber önemli bir aşama kat etmiştir.

Harekatın başından beri Türk Ordusunun, sivillerin korunmasına yönelik attığı adımlar, PKK-YPG unsurlarının baskısından yılmış yöre halkına karşı sergilediği insani yaklaşım ve her aşamada “uluslararası hukuk kurallarını” itinayla uygulamış olması hiç kimsenin reddedemeyeceği gerçeklerdir ve her türlü takdire layıktır.

Operasyon boyunca, Türk milletinin her bir ferdinin, teröre karşı birlik ve beraberlik ruhuyla hareket etmesi ve buldukları her vasıtayla Mehmetçiklerin yanında olduklarını göstermeleri “milli konularda” tüm farklılıkların bir kenara bırakılması gerektiğine dair önemli bir gösterge olmuştur.

Ancak Mehmetçiğin büyük fedakarlıklarla elde ettiği zaferleri “şahsi başarı hanesine yazmak isteyenlerin” ya da “sadece bir partinin tekeline almak” isteyenlerin olduğu da görülmektedir. Milletin emeğini ve desteğini yok sayan, Mehmetçiğin her zaferinin topyekun Türk milletine ait olduğu gerçeğini göz ardı eden bu yaklaşım tamamen yanlıştır ve asla hoşgörü gösterilmemelidir.

Hangi kademede yer alırsa alsın, hiç kimse kendi emeğini Mehmetçiğin fedakarlıklarının ya da gönlünün Mehmetçikle birlikte olduğunu göstermek için evinin balkonuna Türk bayrağı asan 80 yaşındaki ninelerin emeğinin üstünde görmemelidir. Zira Türk Ordusu, hangi görüşten olursa olsun Türk Milletine aittir ve Mehmetçik de hepimizin evladıdır.

Hükümet, Mehmetçiğin Zaferini Pazarlık Masalarında Kaybetmemelidir

Unutulmaması gereken bir diğer noktaysa Mehmetçiğin elde ettiği zaferlerin kapalı kapılar ardında kurulan pazarlık masalarında kaybedilmemesi gereğidir. Hükümetin, operasyonun başından beri “kamu diplomasisi” alanında yeterince çalışmadığı ve PKK-PYD’nin uluslararası alanda yaptığı propaganda faaliyetlerine yeterli tepkiyi göstermediği ortadadır. Oysa PYD-YPG’ye dair uluslararası kurumlar ve bağımsız sivil toplum örgütleri tarafından hazırlanan ve bu örgütlerin çok sayıda insanlık ve savaş suçu işlediğini gösteren raporlar mevcuttur ve Türkiye’nin elini güçlendirecek onlarca bilgi kullanılmayı beklemektedir. AKP hükümetlerinin “Kırmızı halıyla karşıla; kırmızı bültenle ara!” şeklinde formüle ettiği “tutarsızlıklar” da Türkiye karşıtı cephenin büyütülmesi için kullanılmaktadır. O halde yapılması gereken şey, aklı ve bilimi referans alarak dünya kamuoylarının “doğru bilgilendirilmesine” yönelik çalışmalar başlatmak ve emperyalist odakların art niyetli çözüm masalarına oturmamaktır. Mehmetçiğin zaferleri pazarlık konusu edilmemelidir.

Suriye’nin Toprak Bütünlüğü Türkiye’nin Toprak Bütünlüğüdür

Gelinen noktada Afrin’de Mehmetçiğin kanı pahasına elde ettiği zafer, hükümet kanadında da kendine yer bulan “yayılmacı ve hayalci” odakların hezeyanlarına da kurban edilmemelidir. Zira hangi ad altında olursa olsun Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunamaması zincirleme reaksiyonla ülkelerin parçalanmasına sebep olacaktır. Afrin ve civarında bir tür “Sünni Devletçik” kurmak demek Fırat’ın doğusunda da bir “PKK-PYD-YPG devletçiği” kurulmasına “izin vermek” demektir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Irak’ın da Suriye’nin de “toprak bütünlüğünü” kırmızı çizgi  olarak görmeli ve her türlü mecaracılıktan uzak durmalıdır. Irak’ın ve Suriye’nin “güçlü merkezi hükümetlere” sahip olması, PKK’nın bölgedeki etkinliğini de engelleyecektir. Türkiye, bu değişmez gerçeği kavradığı müddetçe kendi sınırlarını da daha kolay savunabilecektir.

Suriye Sınırımızda Hala PKK-PYD’nin Silahlı Unsurları Var

Afrin’de gerçekleştirilen operasyon, Mehmetçiğin başarı hanesine yazılmıştır ancak PKK-PYD tehlikesi henüz ortadan kalkmamıştır. Suriye sınırımızın çok büyük kısmında silahlı terör grupları emperyalist devletlerin verdiği modern silahlarla beklemektedir. Hükümet, tüm bölge ülkeleriyle işbirliği yaparak bu tehdidi ortadan kaldırmak ve sınırlarımızı güvenceye almak zorundadır. Türkiye’nin ve Türk milletinin huzur için bölge ülkeleriyle beraber “barışı” tesis etmek, yani her ülkenin “toprak bütünlüğünü” garanti altına alacak adımları hiç bir kompekse kapılmadan atmak tarihsel zorunluluktur. Türk Ordusunun zaferlerini taçlandırmanın en kolay yolu tüm bölgeye barış getirecek olan “bölgesel işbirliği” yollarını açmaktır.

Bu anlamda, ülkemizi terör saldırılarından korumak ve Suriye’de bir terör koridoru oluşturulmasını engellemek için düzenlenen Zeytindalı Harekatına katılan her bir Mehmetçiğimizi elde ettikleri başarılardan dolayı tebrik ediyorum. Vatan için toprağa düşen şehitlerimize Allah’tan rahmet, kahraman gazilerimize de acil şifalar diliyorum.

umut oran

Umut Oran’dan Suriye sınırından dış politika uyarısı



Image processed by CodeCarvings Piczard ### FREE Community Edition ### on 2014-03-04 19:21:15Z | http://piczard.com | http://codecarvings.com

Image processed by CodeCarvings Piczard ### FREE Community Edition ### on 2014-03-04 19:21:15Z | http://piczard.com | http://codecarvings.com

Hatay’dan uyarıyorum: AKP hükümetini Suriye konusunda uyarıyorum: bulanık suya acele balıklama dalmayın !

Hataylı kardeşlerim, barış için, kardeşlik için, dostluk, komşuluk için ” tek adam rejimine” hayır demeli

Lütfen unutmayın! 1 Hayır 1 vatan kurtarır! 1 Oy 1 Vatan Kurtarır!   

Anadolu’yu karış karış gezen CHP’li Umut Oran, bugün Hatay’a giderek çalışmalarda bulundu. Suriye’deki son durumu değerlendiren Umut Oran, “Hataylı Kardeşlerimi uyarıyorum: Bakın ABD’nin Suriye’ye BM kararı olmadan vurmasına kimler evet dedi? İsrail-Sudi Arabistan-Katar, başka? Barzani-PKK-YPG, başka? Binali bey, Devlet bey! Hataylı kardeşlerime soruyorum: Kim kimlerle beraber? İşte Hataylı kardeşlerim, barış için, kardeşlik için, dostluk, komşuluk için ” tek adam rejimine” hayır demeli” diye konuştu.

Hatay’da CHP PM Üyesi ve Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu ile birlikte çalışma yürüten Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Umut Oran, Erzin ve Dörtyol’da esnaf ve vatandaşların yanı sıra esnaf, sanatkar, ticaret ve sanayi odalarını da ziyaret ettiler. Hatay çalışmalarında açıklamalarda bulunan Umut Oran şöyle konuştu:

Referanduma katılım yükseliyor

Türkiye’nin her anlamda varlığını ve birliğini tehdit eden “tek adam rejimine” karşı “hayırlı mücadelemiz devam ediyor. Yurdun dört bir yanında her partiden yurttaşlarımız hayır oyu yönündeki kararlılığı, tüm anketlerde referanduma katılım oranlarının hızla yükseliyor olması AKP hükümetinin dengesinin bozulmasına sebep oluyor.

Bu sebepten olacak ki Amerikan gemilerinden komşumuz Suriye’ye fırlatılan füzeler AKP hükümeti tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanmış ve ortada uluslararası bir karar olmamasına rağmen “savaş çığırtkanlığı” başlatılmıştır.

Hatay’da sınırdan hükümeti uyardı

Hatay’dan uyarıyorum: AKP hükümetini Suriye konusunda uyarıyorum: bulanık suya acele balıklama dalmayın ! Hataylı Kardeşlerimi uyarıyorum: Bakın ABD’nin Suriye’ye BM kararı olmadan vurmasına kimler evet dedi? İsrail-Sudi Arabistan-Katar, başka? Barzani-PKK-YPG, başka? Binali bey, Devlet bey! Hataylı kardeşlerime soruyorum: Kim kimlerle beraber? İşte Hataylı kardeşlerim, barış için, kardeşlik için, dostluk, komşuluk için ” tek adam rejimine” hayır demeli”

Vekalet Savaşına hayır

Türk Milleti bilmelidir ki Irak’ta ve Suriye’de akan kan Müslümanların kanıdır. Batılı emperyalist güçlerin destekledikleri IŞID, YPG, PKK ve Nusra gibi terör örgütleri tüm insanlığa karşı suç işlemektedirler. Mazlum milletlerin üzerine silahla ve bombayla salınan terör örgütlerinin tamamına hem Türkiye içinde hem de sınırlarımızda müsaade edilmemeli, vekâlet savaşı adı altında emperyalist devletlerin hizmetine girmiş olan bu gruplara karşı Türk devletinin ve komşu devletlerin bütünlüğü savunulmalıdır.

Irak’ın düzmece olduğu kabul edildi

Tıpkı 2003’te düzmece kimyasal silah iddialarıyla Irak’ın işgal edilmesi olayında yaşandığı gibi Suriye’nin toprak bütünlüğünü ortadan kaldıracak ve tüm güney sınırımızda bir PKK devleti kuracak olan her türlü oldu-bittiye karşı bölge devletleriyle işbirliği içinde olmak tarihin ve aklın dayattığı zorunluluklardır.

Amerikan askerleri PKK ile kolkola

Gelinen nokta her anlamda tehlikelidir. Özellikle AKP’nin henüz ispatlanmamış bir kimyasal saldırı iddiaları üzerinden, Amerikan askerlerinin yerine Mehmetçiği gözden çıkarma hevesi asla kabul edilmemelidir. Fırat Kalkanı Operasyonunda net olarak görüldüğü üzere PKK-YPG terör örgütleri Afrin’de Rus’larla, Menbiç’te ve Rakka’da Amerikan askerleriyle kol koladır ve kendilerine sağlanan modern silahlarla beraber IŞID’a karşı savaş adı altında Suriye’nin bütünlüğüne karşı savaşmaktadırlar.

Türkiye’nin bütünlüğü tehlikeye atılıyor

Soğuk Savaş sonrasında Amerikalı stratejistler tarafından hedef tahtasına oturtulan “güçlü ulus devletler”, Irak’ta ve Suriye’de olduğu gibi tehdit altındadır. Bu devletlerin bölünmesine yol açacak herhangi bir projeye ya da operasyona destek vermekse Türkiye’nin bütünlüğünü de tehlikeye atmak demektir. Bu anlamda sorun sadece Irak, Suriye’nin ya da İran’ın sorunu değil emperyalizmin kendisine rakip olarak gördüğü “güçlü ulus devletlerin” tamamıdır. AKP’nin açıklamaları ve “savaş çığırtkanlığı” Türkiye’nin ve bölgenin gerçekleriyle uyuşmadığı gibi milli bir politika da değildir.

Milli Duruş Barzani’ye karşı olmaktır

AKP’nin topluma dayattığı “tek adam rejimi”ne Türk milletinin “hayır” diyeceği açık ve net olarak görüldüğü için AKP, savaşçı bir dil kullanarak ve bunu milli bir dava gibi göstermeye çalışarak toplumu etkilemeye çalışmaktadır. Oysa çok açıktır ki milli duruş Musul’un ve Kerkük’ün bir oldu-bittiyle Barzani’ye teslim edilmesine engel olmakla mümkündür. Milli duruş, Suriye’nin kuzeyinde kurulmak üzere olan PKK devletine karşı mücadeleyle mümkündür. Mehmetçiği Amerikan planları için pazarlık masalarına sürmek milli bir duruş değildir. Türk Milleti, başta medeniyetler şehri Antakya olmak üzere bu savaş çığırtkanlığına hayır demelidir. Bu anlamda 16 Nisan, “savaş naraları” atanlara karşı “güçlü bir hayır” demeyi zorunlu kılmaktadır. Artık AKP’nin iflas etmiş, sürekli sorun yaratan “dış politikasına” ve milletin gerçek sorunlarını öteleyerek kendi kişisel sorunlarına odaklanan siyaset anlayışına “hayır” deme vakti gelmiştir.

Unutmayın, 1 Hayır 1 vatan kurtarır! 1 Oy 1 Vatan Kurtarır!   

16 Nisan’a sayılı gün kala tüm yurttaşlarıma tekrar çağrıda bulunmak istiyorum. 17 Nisan’da Hayır’lı bir sabaha uyanmak için sadece 1 kişiyi ikna etmek yeterlidir. Oy vermeyi düşünmeyen sadece 1 kişinin kolundan tutup onun sandığa gitmesini sağlamak ülkemize yapılacak en büyük iyiliktir. Lütfen unutmayın! 1 Hayır 1 vatan kurtarır! 1 Oy 1 Vatan Kurtarır!

Devlet Düzeni Çöküş Sürecindedir! Çöküş Ancak Atatürkçü Milli Duruşla Engellenir



 

umut-oran11

Beşiktaş’ta onlarca polisimizi ve masum insanımızı hedef alan terör saldırısı, Kayseri’de gerçekleştirilen ve kahraman Mehmetçiklerimizi toprağa düşüren hain girişim ve hemen ardından Rusya Büyükelçisi’nin öldürülmesi; çöküş sürecine giren devlet düzeninin yarattığı dehşet verici sonuçlardır.

İktidara geldiği günden beri ortak aklı reddeden zihniyet, yaşanan acı olaylardan hiçbir şekilde ders almadığı gibi sorumluluk da kabul etmemektedir. Son yıllarda sürekli olarak tedavüle sürülen ve temelinde “kıskançlık” olduğu ileri sürülen “uluslararası komplo” iddialarıysa iç kamuoyunun bir kısmını tatmin etse de, “kıskançlık merkezli bir uluslararası ilişkiler teorisi” yoktur.

Benzer şekilde iktidar bloğunun kazanım olarak gördüğü her şey devlet düzeninin çökertilmesi anlamına gelmektedir. Örneğin vesayeti yıkmak olarak tanımlanan süreç; Türk ordusunun emir komuta zincirinin kırılması, laik karakterinin zayıflatılması ve mezhepçi kadrolaşmanın önünün açılmasıdır.  FETÖ’yle mücadele ediyoruz denilense daha önce FETÖ’ye teslim edilen kadroların “başka tarikatlara ve yandaşlara” verilmesinden başka bir şey değildir. Tüm kamu gücünü elinde toplayan iktidar; personel seçiminde ve kariyer basamaklarının tırmanılmasında liyakat yerine sadakati, yetenek yerine parti ya da fikir aidiyetini esas almaktadır.

Yaşanan onca acıya ve saldırıya rağmen iktidar bloğunun herhangi bir çözüm önerisi de bulunmamaktadır. İktidar bloğu, kendileri dışında herkese “şehitlik ve gazilik” önererek halkın kutsal duygularını istismar etmekten başka bir vaat sunmadığı gibi her olaydan sonra özeleştiri yapmak yerine adeta hatalarını bastırarak daha yüksek sesle tehditler savurmayı  ve de  “yayın yasağı” koymayı siyaset sanmaktadır.

Sadece son bir haftada yaşananlar bile yarınlarda yaşanabilecek çok daha acı olayların habercisidir. Çünkü iktidar bloğu yaşananlardan ders çıkarmamaktadır, özeleştiri yapmamaktadır, sorumlu aramamaktadır, aklın ve bilimin ışığında kurumsal çözümler düşünmemektedir. Tam aksine tüm enerjisini kendine göre “düşman” olarak kodladığı muhalif çevreleri ve kurumları yok etmeye harcamaktadır.

Yüzlerce yıllık geleneği temsil eden GATA’nın, Askeri Okulların kapatılması iktidarın “düşman” algısının sonucudur. Oysa son olayda görülmüştür ki mesele kurumun adı değildir mesele topyekûn zihniyet meselesidir. Rus Büyükelçiyi katleden polis, bu iktidar döneminde Polis Okulu’na girmiş, bu iktidar döneminde “güvenlik soruşturmasından geçmiş”, bu iktidar döneminde polis olmuş, bu iktidar döneminde asaleti tasdik olunmuş ve yine bu iktidar döneminde görev almış biridir. Aynı şekilde AKP’nin hükümet olduğu dönemde okula gitmiş, AKP’nin “dindar ve kindar gençlik” yaratma iddiasının hayat bulduğu yıllarda eğitim görmüş, her kanalda AKP’lilerin konuştuğu bir iklimde yetişmiş ve nerdeyse tüm ömrünü AKP’nin tek başına iktidar olduğu bir dönemde geçirmiştir. Ve ne yazık ki kutuplaştırmanın, düşmanlaştırmanın, ötekileştirmenin, saldırganlaştırmanın egemen olduğu son 15 yılın bir parçasıdır. O; Taksim’de terör estiren “palalıların”, Ali İsmail’e tekme atan “fırıncıların” ve Kayseri’de olduğu gibi ana muhalefet partisine mensup gençleri “linç etmeye” çalışanların oluşturduğu “zorbalığın” bir parçasıdır Ülkemizin dört bir yanında Aleviden, Kürtten, spor yapan kadınlardan, şort giyen kızlardan yani kendileri gibi düşünmeyen herkesten nefret eden gençler vardır. Ve yaratılan “nefret iklimi” bu insanları provokasyona açık hale getirmektedir.

Şüphesiz ki yaşanan bu durum sürdürülebilir değildir. Hiçbir ülkede toplumun farklı kesimleri bir diğerini hain diye damgalayıp sonra da başarılı olamaz. Milli birlik, “makbul gruplar” yaratarak değil tüm yurttaşları “makbul” görerek ve ortak idealler etrafında toplayarak sağlanır. Türkiye özelinde birliğin formülüyse adil olmak, laikliğe sahip çıkmak, nefret söyleminden vazgeçmek ve her koşulda ATAMIZIN aydınlık mirasına sahip çıkmaktır. Ortaya koyduğu ilkeler bağlamında ATAMIZIN  görüşleri günceldir ve yaşadığımız her sorunu çözecek kadar nettir. “Yurtta barış dünyada barış!” ilkesine sarılmak, “Hayatta en hakiki yol gösterici bilimdir!” demek, “Bağımsızlığın bütünlüğü ancak mali bağımsızlık ile mümkündür!” sözünü rehber edinmek ülkemizi kurtuluşa götürecektir. Mezhepçilikte, etnikçilikte, nefrette, hurafecilikte, İslamcılıkta, piyasacılıkta, ötekileştirmede ısrar etmekse kan, gözyaşı ve ölüm getirecektir.

Dünyanın hızla kaotik bir ortama sürüklendiği bu dönemde bir kez daha tüm yurttaşlarımızı aklı, bilimi ve adaleti referans alarak “ATATÜRKÇÜ milli bir duruş” sergilemeye ve akılla, bilimle, adaletle ve gerçeklerle bağını koparmış görünen iktidar bloğuna karşı hayatın her alanında sesimizi yükseltmeye çağırıyorum. Çocuklarımızı bu yıkım ikliminden kurtarmak için dayanışma içinde birleşmekten, mücadele etmekten ve bir diğerimize yalnız olmadığını hissettirmekten başka bir seçenek yoktur… PKK’yı da, FETÖ’yü de, IŞİD’i de uluslararası komploları da yenecek olan güç: Laikliğe, demokrasiye, kardeşliğe ve barışa inanan halkımızdır.

Daha iyi bir Türkiye mümkündür

Kayseri saldırısı Malaga’dan ses getirdi



 

malaga

PKK’ya Enternasyonal kınama

 “Ama Erdoğan…” diyen Suriyeliyi Umut Oran susturdu 

“Önce vatanım” diyen Umut Oran, Erdoğan ve AKP hükümetini gündeme aldırmadı 

PKK’ya YPG’ye giden AB ve ABD silahları da konuşuldu 

Sosyalist Enternasyonal (SE) Akdeniz Komitesi’nin 16-17 Aralık 2016 tarihlerinde İspanya’nın Malaga kentinde yaptığı toplantıda CHP’li Umut Oran tarafından Kayseri saldırısının da gündeme getirildiği öğrenildi. Umut Oran’ın AB ve ABD’nin PKK bağlantılı gruplara kontrolsüz verdiği silahların Türkiye’de masum insanları öldürmesinden duyduğu rahatsızlığı anlattığı toplantıda, o sabah yaşanan Kayseri saldırısını da gündeme getirdiği kaydedildi. SE Başkan Yardımcısı Umut Oran’ın ”PKK’nın kınanması ve örgüt mensuplarının yakalanıp yargılanması konusunda Türkiye ile aktif işbirliği yapılması” çağrısı üzerine Suriyeli temsilcinin, “Türkiye’nin tutarsız politikaları uluslararası arenada bu konudaki samimiyeti etkiliyor. Uluslararası politika Erdoğan’a göre şekillendirilmez” itirazına sert çıkan Umut Oran, “Söz konusu olan vatandaşımın canıysa söz konusu olan vatanımsa gerisi teferruat. Bu konuda gereğini derhal, amasız fakatsız yapın. Bugün bu ortamda ülkemde yas varken, bu konuyu Erdoğan ya da AKP politikalarıyla bir araya getiremezsiniz, buna izin veremem” dedi. Bunun üzerine Sosyalist Enternasyonal, PKK’yı kınayan bir bildiri yayınladı.

AB ve ABD silahları Türk vatandaşlarını öldürüyor!

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı CHP’li Umut Oran’ın, Malaga’daki toplantıda cuma günü yaptığı konuşmada, “Özellikle AB üyeleri ve ABD’nin Suriye ve Irak’ta IŞİD’le mücadele edilmesi için muhaliflere ve Kürt gruplara, PKK’ya bağlı PYD ve YPG gibi örgütlere kontrolsüz biçimde verdikleri silah ve mühimmat Türkiye’de benim vatandaşlarımı vurmakta güvenlik güçlerimiz şehit edilmektedir. Bundan çok büyük rahatsızlık duyuyoruz” dediği öğrenildi.

Umut Oran, Halep’te yaşanan insanlık dramı karşısında uluslararası kurumların daha fazla sessiz kalmamaları gerektiğini belirterek, katliamın bitirilmesi için bir an evvel harekete geçilmesi gerektiğini vurguladı.

Türkiye adına sizden büyük bir ses bekliyorum

Cumartesi günü ise Kayseri’de askerlere yönelik saldırı haberini alması üzerine Umut Oran’ın bir kez daha söz alarak SE üyelerine şu çağrıda bulundu:

“Bu sabah Türkiye’de Kayseri’de bombalı saldırı yapıldı masum insanlarımız can verdi. Terör insanlık suçudur, iyi terörist ya da kötü terörist olmaz. Teröre doğrudan veya dolaylı olarak hizmet eden teröristtir ve mutlaka cezalandırılması gerekir. Bakın bugün ülkemde olmam ve yurttaşlarımın acısını paylaşmam, beraber yas tutmam ve terörle mücadeleye destek olmam gerekirken burada Enternasyonal toplantısındayım. Sizler de terörle mücadele konusunda samimi iseniz açıkça bu terör örgütlerini deşifre edin, en sert şekilde kınayın. Bu nedenle sizlerden Türkiye adına büyük bir ses bekliyorum. Bu teröristlerin yakalanıp yargılanmaları, Türkiye’ye iade edilmeleri için aktif bir işbirliği, büyük bir kınama ve dayanışma bekliyorum.”

Suriyeli’den Erdoğan itirazı geldi

Ancak SE’ye üye olmamasına rağmen Suriyeli Ezidileri temsilen Londra’dan gelen bir katılımcı, “Saldırılar nedeniyle çok üzgünüm, masum insanların ölmesini ben de kınıyorum. Ama Türkiye de kendi iç politikalarını gözden geçirmeli. 4 yıl boyunca başbakanınız PKK ile ortak çalışma yaptı ve müzakere ederek barış sürecini sürdürdü sonra da birden fikir değiştirerek PKK’yı düşman ilan etti. Bu tutarsız politikalar uluslararası arenada Türkiye’nin bu konudaki samimiyetini etkiliyor. Uluslararası politika Erdoğan’a göre şekillendirilmez” diyerek itiraz etti.

Umut Oran sesini yükseltti: Toplantıyı terk ederim!

Bunun üzerine yeniden söz alan Umut Oran’ın ise yüksek sesle şu konuşmayı yaparak başlamadan tartışmayı bitirdiği öğrenildi:

“Gündemimiz Erdoğan’ın siyaset anlayışı değil. Ortada terör örgütü PKK’nın yaptığı bir terör olayı, bombalı saldırı bir katliam var, masum insanlarımız ölüyor. Ya PKK’yı en sert şekilde kınayıp deşifre edersiniz ve bizimle aktif işbirliğinde bulunursunuz ya da ben bu toplantıyı terk ederim. Söz konusu olan vatandaşımın canıysa söz konusu olan vatanımsa gerisi teferruat. Bu konuda gereğini derhal, amasız fakatsız yapın. Bugün bu ortamda ülkemde yas varken, bu konuyu Erdoğan ya da AKP politikalarıyla bir araya getiremezsiniz, buna izin veremem.”

Enternasyonal PKK’yı kınadı

Umut Oran’ın bu konuşmasının ardından Malaga Bildirisine PKK’nın kınanmasıyla ilgili şu ifadeler oybirliğiyle eklendi:

“İstanbul’dan Paris’e, Brüksel’den Tunus’a kadar tüm Akdeniz boyunca gerçekleştirilen terör saldırıları hepimizi dehşete düşürmüştür. Geçtiğimiz haftalarda PKK tarafından gerçekleştirilen ve onlarca masum insanın hayatını kaybetmesine sebep olan terör saldırılarını şiddetle kınıyoruz.  Hükümetlerimiz, bu tarz tehditleri küresel düzeyde ele almalı ve yalnızca sahada mücadele etmek yerine radikalizmin sebepleriyle de mücadele etmelidir.” 

15 Temmuz eleştirisi de var 

Bu arada bildiride 15 Temmuz askeri darbe girişimi kınanırken sonrasında yaşanan hukuksuzluklara da şu şekilde dikkat çekildi:

“Bizler, Türkiye’deki 15 Temmuz askeri darbe girişimini kınadığımız gibi o tarihten beri hükümetin baskıcı ve antidemokratik yönelimini de derin bir üzüntüyle karşılamaktayız. Türk halkını, sivil toplum örgütlerini, gazetecileri ve insan hakları savunucularını ayrıca demokratik değerleri ve fikirleri savundukları için baskı altına alınan CHP ve HDP’yi de güçlü şekilde desteklediğimizi ve hepsiyle dayanışma içinde olduğumuzu ifade ediyoruz. “

 

PKK’yla, PYD’yle ve YPG’yle masaya oturanlar bugün CHP’ye çamur atamazlar



Yapılması gereken tek şey bütün gücümüzle üflemektir. Ampul patlamak üzeredir” 

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, İktidar yanlısı “zift medyasının” yeniden saldırıya geçmesi üzerine, “CHP’nin ulus devlet, üniter yapı konusunda değişmez tavrı dün olduğu gibi bugün de aynen geçerlidir ve ona yönelecek her türlü iç ve dış tehditlerle mücadele azmi ve kararlığı tamdır. PKK’yla, PYD’yle ve YPG’yle el ele tutuşup, Cumhuriyet Halk Partisi’ne çamur atabilme cüretini göstermektedir. Tüm insanlığın düşmanı haline gelmiş olan IŞİD’i besleyip büyüten ruh ikizleri, ona karşı mücadele verenleri tüm dünyada meşru kıldığını gizlemek ve 29 Ekim 2014 Cumhuriyet Bayramında YPG’yi sınırlarımızdan törenle geçirenin kendileri olduğunu unutturmak için bugün de 78 milyonun zekasıyla dalga geçmektedirler!” açıklamasını yaptı. 

CHP’li Umut Oran, Cenevre’de 1-2 Temmuz’da yapılan Sosyalist Enternasyonal Konsey toplantısıyla ilgili yazılı açıklama yaparak “havuz medyasının” çarpıtma yayınlarına açıklık getirdi. Umut Oran’ın açıklaması şöyle: 

ZİFTİ MEDYASI TAARRUZDA 

İçeride ve dışarıda tüm itibarını yitirmiş olan AKP siyaseti, elindeki son silah olan “zift medyasıyla” birlikte yeniden taarruza geçmiştir. İstanbul Atatürk Havalimanında patlayan bombaların yankısı bile dinmeden gülücükler eşliğinde açılışlarda kutlamalar yapan iktidar bloğu, her zaman olduğu gibi, “baskın basanındır” taktiğine başvurmaktadır. Şehit cenazelerini provoke eden, yalanı ve iftirayı vazgeçilmez gören bu zihniyetin yeni zırvası; terör örgütleriyle CHP kurumsal kimliğini aynı cümle içinde kullanmaktır. 

CHP’NİN DEĞİŞMEZ ULUS DEVLET TAVRI AYNEN GEÇERLİDİR 

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran bir partiyi, bölücülükle itham edebilmek ancak ve ancak büyük yalancıların işi olabilir. CHP’nin ulus devlet, üniter yapı konusunda değişmez tavrı dün olduğu gibi bugün de aynen geçerlidir ve ona yönelecek her türlü iç ve dış tehditlerle mücadele azmi ve kararlığı tamdır. Dedelerimizin vatan için dövüştüğü sırada emperyalizmin uşaklığına soyunanların torunları, bugün de aynen geçmişte olduğu gibi, Türkiye’yi bölmeye uğraşmaktadırlar. Bu anlamda tarih tekerrür etmektedir. Bir yanda Kuvayi Milliyeciler diğer yandaysa menfaat için vatanı bölmeye uğraşan işbirlikçiler bulunmaktadır. 

PKK, PYD VE YPG İLE EL ELE TUTUŞUP CHP’YE ÇAMUR ATANLAR 

Ancak bilinmelidir ki dün bu topraklara ihanet edenler nasıl işgal kuvvetleriyle koyun koyuna iş tutup, Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını “hainlikle suçladılarsa” bugün de emperyalizmin hizmetine girmiş olan bu zihniyet PKK’yla, PYD’yle ve YPG’yle el ele tutuşup, Cumhuriyet Halk Partisi’ne çamur atabilme cüretini göstermektedir. İktidarın bu suçluluk durumu hem suçlu hem güçlü psikolojisinin tezahürüdür. Tüm insanlığın düşmanı haline gelmiş olan IŞİD’i besleyip büyüten ruh ikizleri, ona karşı mücadele verenleri tüm dünyada meşru kıldığını gizlemek ve 29 Ekim 2014 Cumhuriyet Bayramında YPG’yi sınırlarımızdan törenle geçirenin kendileri olduğunu unutturmak için bugün de 78 milyonun zekasıyla dalga geçmektedirler!! CHP’nin Sosyalist Enternasyonal’de PYD’ye karşı tavrı ve duruşu nettir. Ayrıca dün Salih Müslim’i Türkiye’de defalarca ağırlayıp üst düze görüşmeler yapanların bu iktidar olduğunu da hepimiz biliyoruz. 

CUMHURİYETÇİ GÜÇLERE SALDIRIYORLAR 

Dün; Menemen’de Kubilay’ın kafasını kesenler, Çorum’da, Maraş’ta masum insanları katledenler, Sivas’ta canlarımızı ateşe itenler bugün de IŞİD’le, El Nusra’yla, insan kanı içen ÖSO’yla yan yana gelip Cumhuriyetçi güçlere saldırmaktadırlar. 

Ancak sonuçları bağlamında da tarih tekerrür edecektir. AKP zihniyetinin iftiraya dayalı bu oyununu Cumhuriyet Halk Partililer bozacaktır! Tıpkı tüm olumsuzluklara rağmen Kuvayi Milliye ruhunu yaratanlar gibi bugünün Cumhuriyet Halk Partilileri de aynı direniş ruhunu yaratacaklardır. 

ÜFLEYİN, AMPÜL PATLAMAK ÜZERE 

Artık yolun sonuna gelinmiştir. AKP zihniyetinin yükselen sesi, içinin iyice boşaldığına işarettir. Bundan sonraki süreçte iftiralar daha da artacaktır. Yalanlarına yeni yalanlar ekleyecekler, şeytanı bile kıskandıracak kumpaslar uyduracaklardır. Ama sonuç yine değişmeyecektir çünkü iktidar bloğu çökmektedir. Topyekûn zırvalara sarılmalarının sebebi budur. Seslerini yükseltmelerinin sebebi çatırdayan binalarının gürültüsünü bastırmaktır. O yıkılmaz denen menfaat ağı artık pamuk ipliğine bağlı haldedir. Yapılması gereken tek şey bütün gücümüzle üflemektir. Ampul patlamak üzeredir. 

Bu yüzden tüm CHP’liler için vakit: Dayanışma ve AKP’nin oyununu bozma vaktidir. Muhtaç olduğumuz kudret, şanlı geçmişimizde mevcuttur.

Basın Açıklaması:

İndir (PDF, 46KB)

Ey PKK Derhal Silah Bırak Ve Şiddeti Terk Et



 

CHP’li Umut Oran, PKK’ya silah bırakma çağrısında bulunurken, kazılan hendeklerin AKP’nin baskıcı anlayışına hizmet ettiğini belirtti. Umut Oran, “PKK’nın yarattığı vahşet ortamından faydalanmak için her türlü baskıyı arttıran ve hukuksuzluğu sıradanlaştıran AKP iktidarına karşı mücadele etmek de zorunludur” dedi.

“Bu millet ve bu ülke AKP parti-devletinin zulmü altında acı çekmektedir. Halkımız bu büyük tehlikeyi bir an evvel görmek, yeniden umutlu yarınların hayalini kurabilmek için örgütlenmek ve mücadele etmek zorundadır. Başka bir kurtuluş yolu yoktur. Türkiye, AKP’nin otoriter zihniyetini de PKK’yı da aşmak zorundadır.”

Basın Açıklaması için:

İndir (PDF, 192KB)