Yazılar

Anadolu kaplanı Denizli Krizin Pençesinde



Anadolu’yu karış karış gezerek büyük Anadolu yürüyüşünü başlatan Umut Oran, 1 Şubat’ta Denizli’de CHP adaylarıyla çalışma yürüttü. Umut Oran’ın temasların ardından kaleme aldığı Denizli raporu şöyle:

DENİZLİ’DE HER TEKSTİLCİYİ KONKORDATOYU TADMAMALI

Anadolu kaplanı Denizli ekonomik kriz pençesinde!..

Denizli’ye değil Cezayir’e, Sırbistan’a tekstil desteği var!!

Sarayköy ilçe merkezi yazın toz-toprak, kışın çamur içinde, AKP’li belediye caddeleri bile yapamamış.

Türkiye’yi pençesine alan ve giderek ağırlaşan ekonomik kriz, Ege bölgesinin önemli sanayi merkezi ve Türkiye’nin “Anadolu Kaplanı” olarak anılan lokomotif illerinden biri olan Denizli’yi de derinden etkilemiş bulunuyor.

Denizli, büyük tarım ve turizm potansiyelinin, zengin mermer yataklarının yanı sıra 1980’lerden itibaren yakaladığı özellikle tekstilde olmak üzere sanayileşme ivmesiyle, Türkiye ekonomisinin dışa açılan en önemli kapılarından biri. Tüm ekonomik faaliyetlerde dünya ile rekabet edebilir hale gelen Denizli, özellikle dışa açık ve ihracata dayalı sanayileşmesi ile tekstil dışı sektörlerde de ön sıralara gelmiş bir il. Yem, ambalaj malzemeleri, emaye bakır tel, elektrolitik bakır mamulleri, gıda, tekstil sektörlerinde Denizli şirketleri, ülkenin en büyük şirketleri arasında yer alıyor. “Türkiye’nin En Büyük 500 Sanayi Kuruluşu” çalışmasında Denizli her yıl en az 10 firma ile temsil ediliyor. Havlu ve bornoz üretiminde önemli bir merkez olan Denizli, bu alanda ülkenin yıllık ihracatının yaklaşık üçte birini karşılıyor, pamuklu tekstil alanında dünya başkenti olarak kabul görüyor. İç ve dış turizme on iki ay hizmet sunabilen Denizli, en çok turist çeken iller sıralamasında ilk 5’te yer alıyor.

Ancak tüm bu avantajlarına ve güçlü yanlarına rağmen Denizli ekonomisi, AKP iktidarının yanlış politikalarının bizi getirdiği açmazda, temel makro ekonomik dengelerdeki çarpıklaşmanın sonucu yaşanan ekonomik krizin pençesinde sarsılıyor.

Denizli firmaları bir bir konkordato ilan ediyor

Kurlar ve faizdeki yükseliş, enflasyonun azması, talep cephesindeki daralma, genel ekonomik yavaşlama gibi gelişmeler, ülke ihracatında ve ekonomisinde önemli bir yere sahip Denizli firmalarını da zora sokmuş bulunuyor.

Denizli’de mali yapısı bozularak yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlandığı için konkordato ilan eden firmalara her gün bir yenisi ekleniyor. Denizli’nin, binlerce işçi çalıştıran en köklü firmaları bir bir konkordato ilan ediyor. İşleri bozularak iflas aşamasına gelen şirketler içinde özellikle tekstil firmaları önemli bir yer tutuyor.

Tekstilin kalbi tekliyor!..

2000’li yıllarda Türk tekstili dünya ihracatında ilk 2-3’te iken AKP iktirlarının yanlış politikaları nedeniyle o zaman ilk 10’da bile olmayan Kamboçya, Bangladeş ve Vietnam gibi ülkelerin gerisine düşerek ilk 10’un son sıralarına geriledi.

Denizli, Türkiye’de tekstil sektörünün kalbi konumundaki bir il. Tekstil sektöründe yaşanan sıkıntılar Denizli ekonomisini olumsuz etkiliyor. Bu da ülke ekonomisine yansıyor. Tekstilin kalbi tekliyor.

Denizli özelinde bakıldığında, bölgesel teşvik uygulamalarının yol açtığı haksız rekabetin yatırımları komşu illere yönelttiği görülüyor. Denizli, illerin gelişmişlik düzeyine göre gruplandırıldığı çok bölgeli teşvik sisteminde 2’nci bölgede yer alıyor. Buna göre öngörülen teşviklerden yararlanabilmek için tekstilin aprelenmesi yatırımları için 10 Milyon TL, diğer yatırım konularında 2 Milyon TL asgari yatırım şartı bulunuyor. Bu da yatırımların, daha düşük asgari yatırım tutarı öngörülen ve daha cazip teşvik unsurlarından yararlandırılan 3., 4. Bölgeler kapsamındaki komşu illere kaymasına yol açıyor.

Denizli’de tekstil sektörünün kümelenmede geç kalması da sektörün kan kaybında büyük payı bulunuyor.

“Her tekstilciyi konkordatoyu tadacak”

Genel olarak bakıldığında iktidar aslında Denizlili sanayiciyi, tekstilciyi, yatırımcıyı cezalandırıyor. Denizli 2. Bölge teşviğini alırken, Sırbistan’a, Hırvatistan’a, Bosna Hersek’e 6. Bölge teşviği veriliyor. AKP daha önce Mısır ve Cezayir’e verdiği desteği şimdi Sırbistan’a vererek tekstilciyi oralarda yatırıma teşvik ediliyor. Yani bu hükümet yerli ve milli yatırıma karşı, Denizlili Tekstilciler “her testilci birg ün mutlaka konkordatoyu tadacak” deme noktasına gelmişler.

Tekstile yeni destekler şart

Avrupa Birliği, tekstilde üretimi destekleme kararı alırken, ABD de kendi sınırları içinde üretimi teşvik için her türlü radikal önlemler alıyor. Japonya, küresel ölçekte en çok tekstil makinesi alımı ve yatırımı yapan ülkeler arasına girdi. Bu nedenle Türk tekstil ve hazır giyim sektörü dünya pazarlarında, artık ucuz işçiliğe, düşük maliyete dayalı olarak kendisiyle rekabet eden bazı gelişmekte olan ülkelerin yanında artık yüksek teknolojiyle üretim için büyük bütçeleri tahsis eden gelişmiş ülkelerle de rekabet etmek zorunda kalıyor.

Son 10 yılda toplam 247.2 milyar dolarlık ihracat yapıp 134.7 milyar dolarlık dış ticaret fazlası sağlayan Türk tekstil ve hazır giyim sektörünün gücünü koruması ve küresel pazarlarda rekabet gücü olabilmesi için sektöre yönelik yeni desteklerin uygulamaya konulması gerekiyor. Hazır giyim Türkiye’nin en önemli, tek ve net ihracatçısıdır, yaklaşık 15 milyar dolar net döviz bırakmaktadır. Altın yumurtlayan tavuk olan hazır giyim ve tekstilin mutlaka doğru teşvirlerle desteklenmesi gerekmektedir.

İthal iplik yerli üretime darbe vuruyor!..

Türkiye’de iplik üretim kapasitesi çok yüksek olmasına rağmen pamuk ve suni sentetik iplik ithalatındaki artış, bu sektördeki fabrikalar kapanmasına yol açıyor. Kapanan fabrikalar da işsizlikteki artışa katkı yapıyor.

Türkiye’nin pamuk ipliği ithalatı 2017 yılında yüzde 21,4 oranında artarak 216 bin ton, suni sentetik devamsız liflerden iplik ithalatı ise yüzde 11,4 oranında artarak 209 bin tona ulaştı. Hemen her üründe ek vergi olmasına karşın pamuk ipliğinde uygulanmıyor.

Pakistan, Hindistan, Özbekistan ve Türkmenistan gibi ülkelerden Türkiye’ye çok ucuz fiyatlarla pamuk ipliği ve suni sentetik devamsız liflerden iplikler giriyor. Haksız rekabete karşı korunma önlemi olarak iplik ithalatına ek vergi getirilerek ithalatın baskılanması, yerli üretimin teşvik edilmesi gerekiyor.

Türkiye’nin pamuk üretimi geriliyor

Tekstilin önemli hammaddelerinden pamuk, dünyanın her yerinde yetişmiyor. Pamuğun yetişebildiği ülkelerden biri olan Türkiye’de ekim alanları 2000’den bu yana yüzde 36,4 küçüldü. 2001’de 1 milyon 295 bin ton olan yıllık pamuk üretimi de 1 milyon 260 bin tona düştü. Pamukta Hindistan, Çin, ABD, Pakistan, Brezilya ve Özbekistan’ın ardından en fazla üretimi yapan ülke olan Türkiye, bu konumunu giderek yitiriyor.

Öte yandan sentetik elyaflardan hammadde kullanımının, tekstil ve konfeksiyon imalatında payı artıyor. Bunun da etkisiyle Türkiye’de pamuk tüketiminin 2000-2017 döneminde yüzde 13 azaldığı görülüyor.

Pamukta denge tablosu

  2000/’01 2016/’17
Üretim (Ton) 1.295.066 1.260.000
Ekilen alan (Hektar) 654.177 416.010
Üretim kayıpları (Ton) 25.901 25.200
Arz=Kullanım (Ton) 1.435.423 1.234.885
Kullanılabilir üretim (Ton) 1.269.165 1.234.800
İthalat (Ton) 166.258 85
Yurt içi kullanım (Ton) 1.412.984 1.222.312
Tüketim (Ton) 1.318.480 1.147.612
Tohumluk kullanım (Ton) 27.387 16.640
Kayıplar (Ton) 67.117 58.060
İhracat (Ton) 22.439 12.559
Kişi başına tüketim (Kg) 19,7   14

Denizli’nin turizm potansiyeli değerlendirilemiyor

Antik çağlardan günümüze sağlık kenti misyonu üstlenen, doğal, tarihi, kültürel zenginlikleri ve geçmişten günümüze uzanan değerleri ile Denizli, turizm alanında da önemli bir potansiyele sahip…

Dünyada eşi benzeri olmayan pamuksu görüntüsüyle doğal bir mucize olan ve UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Pamukkale ve Hierapolis’in yanı sıra, 19 antik kente ev sahipliği yapan, oldukça zengin sağlık, termal, kültür ve inanç turizmi unsurları ile eko-turizm alternatifleri bulunan Denizli, görünen o ki turizm alanında sahip olduğu bu müthiş potansiyeli gerektiği gibi kullanamıyor.

İhracat ve turizm kenti olan Denizli’de havalimanı kentin 65 kilometre uzağında dağlık bölgede bulunuyor. Çardak Hava Alanının uluslararası tur operatörleri tarafından aktif olarak kullanılması ve turizm çeşitlendirme çalışmalarına devam edilmesi Denizli turizminin sürdürülebilirliği açısından büyük önem arz ediyor.

Termal imkânları yönüyle de oldukça önemli bir potansiyele sahip olan Denizli, bu alanda gerekli yatırımlar yapılmadığı için olması gereken yerde değil. Kleopatra’nın çamur banyosu yaptığı rivayet edilen ve 5.000 yıldır şifa kaynağı olan Karahayıt Kaplıcaları (Kırmızı Su) termal turizm açısından Denizli’nin önemli bir varlığı.

Denizli ayrıca Sarayköy Babacık Kaplıcası, Çizmeli (Yenice) Kaplıcaları, Beylerli Kaplıcaları; Sarayköy Tekkeköy Termal Çamurları, Gölemezli Çamur Kaplıcaları gibi birçok şifalı termal su ve çeşitli dertlere iyi gelen çamur varlığına sahip buluyor.

Meşhur Buldan dokuması, kestanesi, yayla turizmi, tarihi evleri ile ünlü Buldan ilçesinin, turizmde Eskişehir Odunpazarı’na alternatif olma şansı bulunuyor.

Denizli turizminde tanıtım ve organizasyon eksikliği en büyük sorunu oluşturuyor. Denizli’nin günübirlik turizmden uzun konaklamalı turistleri çeken bir yapıya geçmesi gerekiyor.

Turist sayısı

  Laodikya Pamukkale
2011 141.400 1.713.695
2012 70.958 1.612.723
2013 65.795 1.699.772
2014 54.589 1.875.000
2015 62.624 1.710.094
2016 34.660 980.000
2017 16.612 1.494.893

Denizli tarımında sorunlar bitmiyor

Sahip olduğu konum, iklimsel anlamda Ege, Akdeniz, kara iklimlerinin buluştuğu yer olması, bunun toprak yapısı ve ürün desenine etkisi ile Türkiye’nin önemli tarım merkezlerinden biri olan ve tarıma dayalı sanayi potansiyeli bulunan, 125 çeşit tarımsal ürünün üretiminin yapıldığı Denizli’de tarım sektörü de ciddi sorunlar yaşıyor.

  • Tarımda kullanılan ilaç, gübre, mazot gibi girdi maliyetlerinin aşırı yükselmesi, üretim maliyetlerini artırarak, ihracatta rekabet şansını düşürüyor.  
  • Şarap sektöründe ÖTV’nin yüksek oluşu, şaraplık üzüm üretiminde ve pazarlamasında sorunlara neden oluyor. Şaraptaki fahiş vergi, üzüm bağları ve şarapçılığı ile ünlü Denizli’de üreticinin en büyük derdi.
  • Denizli’de bağ yetiştiricileri arasında örgütlenme bulunmaması hem üretim hem pazarlama aşamasında üreticilerin aleyhinde olmaya devam ediyor. 
  • Denizli’de arazilerin parçalı ve küçük olması makineli tarımı güçleştiriyor, dolayısıyla da girdi maliyetlerini katlıyor.
  • Denizli’de üretim alanlarına yakın yeterli sayı ve kapasitede üzüm işleme ve depolama tesislerinin olmaması, kuru üzümde ise işleme ve depolama tesisinin hiç bulunmaması bağcılığı olumsuz yönde etkiliyor.
  • En kaliteli tütünün yetiştirildiği Denizli’de yakın zamana kadar çok sayıda çiftçi ailesi geçimini tütün ekiminden sağlıyordu. AKP döneminde Tekel’e bağlı sigara fabrikalarının kapatılması sonucunda ilde tütün ekimi ile uğraşan vatandaşlar geçinemedikleri için Büyükşehirlere göç etmek zorunda kaldı. Tütün üretiminde Türkiye’de 2. sırada yer alan Denizli’nin Tavas, Kale, Acıpayam, Beyağaç, Güney, Buldan, Bekilli başta olmak üzere 12 ilçesinde üretilen tütün; üreticinin emeğini karşılamıyor.
  • İl sınırları içindeki Baklan Ovası’nın sulamaya açılması ile alternatif ürün olarak giren çerezlik ayçiçeği ekim alanları son on yılda üç katına çıkmış. Ancak, bu alanların üst üste her yıl ekilmesi, toprak yapısının bozulmasına ve birçok bitkisel hastalığın ve parazitlerin ortaya çıkmasına yol açmış. Plansızlık yüzünden Baklan Ovası’nın ana sulama kaynağı olan Işıklı Gölü’nde tutulan su rezervi de ihtiyacı karşılayamaz hale gelmiş bulunuyor. Bu sorunun çözümü için acil önlem alınması gerekiyor.
  • Hükümet artık Sudan’a arazi kiralayıp yatırımcımızı oraya çağıracağına, Denizli’yi desteklemesini pamuk üretiminin artırılmasını teşvik etmesini bekliyoruz.

Sanayicinin en büyük sorunu lojistik…

  • Denizli sanayisinin lokomotifi tekstil sektörü. Bu sektörde de uzun yıllardır dünyanın en gelişmiş ülkelerine satılan bornoz, havlu gibi ürünler öne çıkıyor. Ancak bu ürünlerde zamanla Malezya, Pakistan, Hindistan, Kore gibi ülkelerin rekabetiyle karşı karşıya kalan Denizlili tekstilcinin ayakta kalabilmek için başvurduğu moda, marka ve inovasyon alanında gelebildiği nokta henüz istenilen düzeyde değil. Bu konuda devletin güçlü desteği gerekiyor.
  • Denizli sanayicinin en büyük sorunu lojistik. Dünyada gelişmiş ülkelerde sanayiciler hammaddesini ve ürünlerini ağırlıkla deniz veya tren yoluyla taşıyor. Bu imkanlara sahip olmayan, sadece kara yoluna bağımlı bulunan Denizlili sanayici, ihraç için limana erişmede sıkıntı yaşıyor. Sanayiciler haklı olarak, Denizli’ye demir yolunu çift hatlı olarak getirilmesini talep ediyor. Denizli’nin ihracat artışı ve büyüme performansının devam etmesi için lojistik sorununun çözülmesi mutlaka gerekiyor.
  • Son dönemde aşırı şekilde artan elektrik ve doğalgaz zamlarından dolayı sanayiciler kömür kullanımına yönelirken, Türkiye Kömür İşletmeleri’nin tahsis ettiği kömür miktarının ise sanayicilerin talebini karşılamaması sorun yaratıyor. 

31 Mart seçimleri hayati önemde!..

Türkiye’nin yerel yöneticilerini seçeceği 31 Mart seçimleri, ülkenin esenliği ve geleceği açısından hayati önemdedir.

  • Türkiye’yi keyfi tek adam yönetimi anlayışı ve uygulamalarından kurtarıp demokrasiye, hukuk devletine, güçler ayrılığı ilkesine geri döndürecek;
  • Etkili yapısal önlemlerle işsizliği, enflasyonu, yatırımsızlığı yenip ekonomik krizden çıkışı sağlayacak;
  • Rant ve talan ekonomisinden sanayisi, tarımı, turizmi ve diğer tüm sektörleriyle dengeli ve sağlıklı bir kalkınma sürecine sokacak;
  • Tutarlı, onurlu ve milli bir dış politika ile dünyada itibarı ve güveni sağlayacak olan CHP iktidarına giden yolda, 31 Mart yerel seçimleri bir kilometre taşı olacaktır.

Ülkemizin içine düşmüş olduğu bu açmazdan elbirliğiyle çıkmak, Mart’ın sonunu bahara çevirebilmek için; tüm yurttaşlarımızın bu bilinçle sandık başına gitmelerini

“Milli Ürünler”de Kan Kaybı Yaşanıyor!



rize 30.03.2017 (4)

ÇİFTÇİ HÜKÜMETİN UMURUNDA DEĞİL

Türkiye’nin birçok ili ve bölgesinde; ekonomik, sosyal ve demografik açıdan çok önemli bir yere sahip olan fındık, çay, şeker pancarı, zeytin, pamuk, buğday gibi milli ürünlerde üretici devasa sorunlarla boğuşuyor, ciddi bir darboğaz yaşıyor.

Geçen hafta Karadeniz’de referandum çalışması yaptım ve özellikle Rize’deki sürdürülebilir ekonomi çok düşündürücü. Çünkü Rize 15 yıldır iktidar partinin kalesi konumunda ve Başbakanı, Cumhurbaşkanı çıkarmış başbakan. Ama içerisinde Başbakan, Cumhurbaşkanı çıkarmış güzel Rizemizin suyu yok ve var olanı da kirli. Rize’de iş yok, denizden-balıkçılıktan-tarım vs. yararlanamıyor. Rizeli tek sektöre mahkûm: Çay ve onda da yılda sadece 4 ay iş var sigortası da yok! Tek alıcı da ÇAYKUR

ÇAYKUR da Varlık Fonu’na aktarıldı yani Rizeli’den gizlenerek örtülü biçimde özelleştirilme aşamasına geçirildi, bu ise işten çıkartmaların çok da uzak olmadığı anlamına geliyor.

Türkiye’de teşvikli yatırımların toplamı 50 bin adet bunun sadece 138’i Rize’ye ait. Türkiye’de son 15 yılda 2 milyon istihdam yaratılmış Rize’de ise sadece 3 bin! Rize’nin ihracatı 150 milyon $, Trabzon’un ki 1,5 milyar $. İktidar sürsün Türkiye Büyüsün sloganının içinin ne kadar boş olduğunun en somut göstergesi Rize’dir! İktidarın kalesi, en yüksek oy aldığı il ama sürdürülebilir kalkınması yok sağlıklı sudan dahi mahrum bir il!

Sonuç olarak yerli ve milli ürünlerimizi bir türlü planlı ve düzenli değerlendiremeyen ve sürdürülebilir bir kalkınmayla adil ve eşit refahı yaratamayan ve paylaştıramayan bir iktidar ile karşı karşıyayız. 15 yılın sonunda ekonomiyi üretimle-yatırımla-inovasyon ve ARGE ile büyütemeyen ve Türkiye’yi ithalata mahkûm eden dışarıya bağımlı kılan ve en kötüsü sıcak para bağımlısı haline getiren ekonomiyi yönetemeyen beceriksiz bir iktidardan bahsediyorum

Bu ülkede herşey var

Toprak var

Güneş var

Deniz var

Çalışkan ve işe ihtiyacı olan insan var

Genç beyinler var ama bir türlü kalkınma olmuyor adil ve eşit bir refah gelmiyor

Yağ var un var şeker var ama helva olmuyor

Sorun mutfakta

Sorun ustada

FINDIK

Fındıkta dünyadaki toplam üretim alanlarının yüzde 77,9’una sahip olan Türkiye, toplam üretiminin ise yüzde 58,3’ünü gerçekleştiriyor. Türkiye’deki fındık üretim alanlarının yüzde 31,9’u Ordu, yüzde 16,5’i Giresun, yüzde 13,7’si Samsun, yüzde 11,2’si Rize, yüzde 9,2’si Trabzon’da. Ayrıca fındık; Artvin, Sinop, Tokat, Düzce, Sakarya, Kocaeli, Bartın, Zonguldak, Kastamonu ve daha birçok ile yayılan 712 bin 647 hektarlık geniş bir alanda 500 bini aşkın üretici (aileleriyle birlikte 2 milyona yakın kişi) için temel geçim kaynağı… Dünyada fındığın yüzde 80’i çikolata sanayinde, yüzde 10-12’si pastane ve bisküvi mamullerinde, yüzde 3-4’ü kuruyemiş ve yüzde 2-3’ü dondurma yağ sanayinde tüketiliyor. Türkiye’de üretilen fındığın yüzde 15-20 oranındaki yıllık yaklaşık 80 bin ton civarındaki bir bölümü iç tüketime gidiyor tüketim söz konusu. Kişi başına tüketim ise yıllık 500-600 gram düzeyinde kalıyor.

SORUNLAR

  • Ülkemizde 2015’te yılında 646 bin ton olan fındık üretimi 2016’da yüzde 35 azalarak 420 bin tona düştü.
  • Son yıllarda dünya fındık tüketimindeki artış paralelinde artan fındık ihracatı da 2016’da miktar bazında yüzde 47 azalarak 249,7 bin tondan 132,2 bin tona; tutar bazında da yüzde 50,4 düşüşle 2 milyar 280 milyon dolardan 1 milyar 130,5 milyon dolara geriledi.
  • 2023 hedefine konulan yaklaşık 1 milyon tonluk tüketime rağmen, Türkiye’de fındık üretimi artmıyor. Fındıkta dekar başına verim miktarı 2016 yılında 60 kilonun da altına düştü.
  • Fındık bahçelerinin de bu alanda çalışanların da yaşlanmış olması üretimde sıkıntı yaratıyor.
  • Türkiye’nin arzındaki dalgalanmalara bağlı fiyat istikrarsızlığı yüzünden oluşan güvensizlik önemli fındık alıcısı küresel firmaları, Arjantin, Şili gibi ülkelere yönlendiriyor.
  • Dünyanın en büyük fındık üreticisi Türkiye’deki oldukça düşük verimlilik, kârlılığı olumsuz etkileyen ana faktör. Türkiye’de yıllara göre 90-100 kilo olan, 2016’da 58 kiloya düşen hektar başına üretim rakip ülkelerde 150-200 kilo arasında değişiyor.
  • Miras yoluyla bölünmelerle fındık bahçelerinin küçülmesi, üretim maliyetlerini yükseltiyor.
  • ÇÖZÜM
  • Fındık alanlarında verim ve kalitenin artırılması için devlet üreticiye sahip çıkmalı, yaşlı bahçelerin sökülerek yenilenmesi için etkili politikalar hayata geçirilmeli.
  • Fındıkta verim ve kaliteyi artırmak için bahçelerin yenilenmesi en öncelikli adım olmalı.
  • Fındıktaki destek, alana değil üreticiye verilmeli, söküm yapanlara teşvik uygulanmalı ve kaliteli üretim ödüllendirilmeli.
  • Haziran 2009’da serbest piyasaya bırakılan fındık üretimine yönelik devlet yardımları artırılmalı, işlevsel hale getirilmeli.
  • Fındıkta lisanslı depoculuk ve ürün borsacılığı piyasanın sağlıklı işleyişini sağlayacak ve sektöre küresel çapta dinamizm kazandıracak şekilde yürütülmeli.
  • Üreticinin emeğinin karşılığını alabilmesi, ülkemizin tüketim ve ihracat hedeflerine ulaşılabilmesi için fındıkta verim dekar başına 150-200 kilo aralığına çıkarılmalı.

ÇAY

Doğu Karadeniz Bölgesinde Rize, Trabzon, Artvin, Giresun il sınırları içindeki toplam 762 bin 412  dekarlık alanda gerçekleşen çay tarımında çalışan faal nüfus 250 bin kişi dolayında. Çay üretim sanayii de bu illerde bulunuyor. Her yıl  bölgede 1.200.000-1.300.000 ton arasında yaş çay yaprağı hasat ediliyor. Bu miktar yapraktan yaklaşık  220.000-230.000 ton kuru çay üretiliyor.

SORUNLAR

  • Çay bahçeleri yaşlanmış durumda; çaylıkların yenilenmesi gerekiyor.
  • Yaş çay fiyatı düşük; üretici mağdur. ÇAYKUR’un günlük işleme kapasitesinin yetersizliği nedeniyle üretici çayını özel sektöre düşük fiyattan satmak zorunda kalıyor.
  • Türk çayının en büyük sorunlarının başında ülkeye sokulan kaçak çaylar geliyor.
  • Hasat edilen çayların üretim hattına gelene kadar muhafaza edilmesinde güçlükler var.
  • Kuru çay üretim ve satış koşulları yeterince denetlenmiyor; standart dışı hammadde alımı nedeniyle kaliteli çay üretimi sağlanamıyor.
  • ÇAYKUR yönetim kurulunda üretici örgütlerinin temsilcileri yer almıyor.
  • Gübre denetim yetersiz, gereksiz miktarda gübre kullanımı çevreye zarar veriyor.
  • Çay üretim maliyeti yüksek; ihracat miktarı düşük.
  • Sektörde Ar-Ge çalışmaları da ziraat ve gıda mühendislerinin istihdamı da yetersiz.
  • Kuru çayda piyasa düzenlemesi, ticaretin kayıt altına alınması yetersiz. 3092 Sayılı Çay Kanunun günümüz şartlarında yetersiz kalıyor.
  • ÇÖZÜM
  • Yaşlanan çay bahçelerinde gençleştirmeye gidilmeli, verim ve kalitenin artırılması için budama ve yenileme sistemi daha cazip hale getirilmeli, buna devlet desteği sağlanmalı.
  • İç pazarda Türk çayına karşı haksız rekabete yol açan kaçak çay girişleri önlenmeli.
  • Günümüzde organik ürünlere talep artışı da değerlendirilerek dünyanın en natürel çayları arasındaki Türk çayının yurt dışında pazar bulması için çalışmalar yapılmalı.
  • Sürdürülebilir çay tarımına yönelik programlar hayata geçirilmeli ve yaygınlaştırılmalı.
  • Organik tarım, iyi tarım gibi uygulamalar hayata geçirilmeli.
  • Üreticilerin yeterli gelir elde etmeleri için, yaş çay fiyatı günün şartlarına göre belirlenmeli.
  • Çay kooperatiflerinin güçlendirilmesi için devlet desteği sağlanmalı.
  • Hammadde alımı ve kalite kontrol noktalarında yeterli eksper ve mühendis istihdam edilmeli.
  • Gübre  ve budama konularında çiftçilere aydınlatıcı eğitim programları hayata geçirilmeli.
  • Çay bedelleri peşin ödenmezken, tarımsal girdiler ve kredilere aylık faiz uygulanıyor. Girdi bedellerinin geri ödemesi çay bedellerinin ödemesine göre ayarlanmalı ve faiz uygulaması kaldırılmalı.
  • Kaliteli çay üretme konusunda özel sektör kamu iş birliği güçlendirilmeli.
  • Paketleme tesislerinin ve kuru çay satışları denetlenmeli.
  • 3092 Sayılı Kanun çalışmaları başta üretici temsilcileri olmak üzere, sektördeki tüm aktörler ve STK görüşleri alınarak yapılmalı.

ŞEKER PANCARI

Türkiye’de yaklaşık 500 bin çiftçi ailesi şeker pancarı tarımı ile geçiniyor. Hane halkı bazında bu sayı yaklaşık 2.5 milyon kişiye karşılık geliyor. Şeker fabrikalarında yaklaşık 30 bin kişi çalışıyor. Şeker pancarı tarımı, sağladığı yüksek istihdamla köyden kente göçün hızını kesiyor. Şeker pancarı çiftçisi devlete hiç yük olmadan 170 bin hektar kıraç tarım arazisini tamamen kendi yatırımı ile sulu tarıma kazandırmış durumda. Devletin bu kazancının parasal karşılığı 340 milyon dolar… Şeker pancarının baş, yaprak, posa ve melası ucuz hayvan yemi olarak kullanılıyor. Şeker pancarının fabrikada işlenmesi ile elde edilen melas, maya sanayiinin ana hammaddesi. Melastan üretilen maya 80 ülkeye ihraç edilerek döviz girdisi sağlanıyor. 1 dekar şeker pancarı, taşımacılık sektörüne 5.7 ton yük sağlıyor. Şeker pancarı, kendinden sonra ekilen üründe verim artışı sağlıyor. 1 dekar şeker pancarının fotosentez sonucu havaya verdiği oksijen ormandan 3 kat daha fazla ve 6 kişinin 1 yıllık ihtiyacını karşılayabilecek miktarda.

SORUNLAR

  • “Üretim Reformu Paketi Kanun Tasarısı” ile Şeker Kanunu’nda yapılacak ve nişasta bazlı şeker (NBŞ) firmalarına kota kıyağı öngören düzenlemeden, gelen tepkiler üzerine geri adım atan hükümet, ilk fırsatını bulduğunda bunu hayata geçirmeye hazırlanıyor.
  • Düzenleme gerçekleşirse, toplum sağlığı için büyük tehdit oluşturan NBŞ’ler dolaylı biçimde kota kapsamından çıkarılacak; Cargill vb. çok uluslu firmalara piyasada tamamen istedikleri gibi at koşturma imkânı sağlanacak.
  • Ülkemizde şeker pancarı tarımı ve pancar şekeri sanayiinin sonunu getirecek bu düzenleme, halk sağlığına da ciddi bir tehdit oluşturuyor. 
  • ÇÖZÜM
  • Avrupa ülkelerinin yüzde 1’lerde tuttuğu NBŞ kotasını yükseltmek, hatta tamamen serbest bırakmak ülkeye, millete ihanettir; bu düzenlemeden tamamen vazgeçilmeli.
  • Türkiye şekerini şeker pancarından üretmeli, sadece gıda dışı sektörlerin ihtiyacını karşılamak üzere NBŞ kotası yüzde 1-2 aralığına çekilmeli.
  • Çok uluslu şirketlerin karı uğruna, toplum sağlığının tehlikeye atılmasının önüne geçilmeli.

ZEYTİN

Türkiye, 837 bin hektarlık bir alanda 172 milyon civarındaki ağaç sayısı ve yıllık 1.700.000 ton dolayındaki zeytin üretimi ile dünyanın en önemli zeytin üreticisi ülkeleri arasında yer alıyor. Türkiye’de zeytin üretim Ege, Marmara, Akdeniz Güneydoğu Anadolu ve Karadeniz Bölgeleri olmak üzere çok geniş bir coğrafyaya yayılıyor. En çok bilinen İzmir, Balıkesir, Çanakkale, Bursa, Manisa gibi illerin yanı sıra, Aydın, Muğla, Adana, Antalya, Gaziantep, Hatay, Kilis, Mersin, Osmaniye, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa gibi illerde de zeytin üretiliyor. Ülkemizde milyonlarca insanımız geçimini zeytin ve zeytinyağı üretiminden sağlıyor. Türkiye’de yıllık zeytin tüketimi 355, zeytinyağı tüketimi 150 ton civarında.

SORUNLAR

  • 2002 yılında 1.800.000 ton olan zeytin üretimi 2016’da 1.730.000 ton olarak gerçekleşti; üretim artmak bir yana geriliyor.
  • Yunanistan’da 24, İspanya ve İtalya’da 14, Tunus, Portekiz, Lübnan ve Suriye’de ise 8 litre olan kişi başına yıllık zeytinyağı tüketim miktarı ülkemizde sadece 2 litre civarında kalıyor.
  • Türkiye’nin 2016 itibariyle 191 milyon dolar düzeyinde bulunan zeytin ve zeytinyağı ihracatının 2023 yılında 3.8 milyar dolara çıkarılması hedeflenirken, zeytinlikler maden ve enerji yatırımlarına, inşaat devlerine kurban ediliyor.
  • ÇÖZÜM
  • Zeytincilikte piyasayı düzenleyici fiyat ve destek modelleri uygulanmalı; ayrıca havza bazlı destek modelinde geleneksel eğimli alanlarda kurulu zeytinlikler için ilave destek verilmeli.
  • Stratejik bir ürün olması nedeniyle zeytin ve zeytinyağına verilen prim  artırılmalı.
  • Zeytin alanlarında maden aramalarına izin verilmemeli.
  • Zeytinde hastalık ve zararlılarla mücadelede geniş spektrumlu ilaç kullanımı minimize edilmeli, organik kökenli ilaçlarla mücadele teşvik edilmeli, biyolojik ve biyoteknik mücadelede kullanılan preparatlar destekleme kapsamına alınmalı.
  • Yerli zeytin gen kaynaklarının korunmalı ve fidan ithalatı engellenmeli.
  • Zeytincilikte kullanılan girdilerden başta akaryakıt ve enerjinin ucuzlatılmalı, Ar-Ge çalışmalarının desteklenmeli.
  • Zeytinyağına diğer ülkeler dikkate alınarak ciddi teşvikler verilmeli.
  • Ülkemizde var yılı-yok yılı (periyodisite) etkisinin azaltılması için, zeytin çeşitlerinin ıslahı yapılmalı, sulama, ilaçlama ve gübreleme vb. bakım işlemleri modernize edilmeli.
  • AB ülkeleri ile eşit koşullarda rekabet için markalı ve ambalajlı zeytinyağı ihracatının artırılmasına yönelik teşvikler geliştirilmeli.
  • Türk zeytinyağı imajı oluşturulmasına yönelik tanıtım çalışmaları desteklenmeli.
  • Zeytinyağında iç tüketimin artırılmasına yönelik çalışmalar yapılmalı.

BUĞDAY

Türkiye’nin zengin bitki örtüsü içinde insanoğlu için doğrudan ekonomik değer taşıyan ve özel bir yere sahip bitkilerin başında buğday geliyor. Buğdayın anavatanı olan Anadolu için, kültürümüzün ayrılmaz bir parçası olan buğday bir bitkiden çok daha fazlasını ifade ediyor. Buğday, aynı zamanda tüm dünya nüfusunun gıda güvencesi açısından temel kaynaklardan biri ve dünya üzerinde yaşayan her birey için yaşamsal öneme sahip.

Üretimi, ülkemizin her bölgesinde yapılabildiği için buğday, tarla bitkileri içerisinde ekiliş alanı ve üretim miktarı bakımından ilk sırayı alıyor. Bu nedenle buğday 6 milyonluk kırsal nüfusu üretici olarak, 80 milyon nüfusu da tüketici olarak doğrudan ilgilendiriyor. Ancak Türkiye’de buğday ekiliş alanlarının 2002 yılında 9 milyon 300 bin hektar olan büyüklüğü, 2016’da 7 milyon 867 bin hektara düştü. Artan nüfusa karşılık yıllık buğday üretimi de yerinde sayarak 20 milyon ton civarında seyretti. Artan nüfusla birlikte buğday talebi de artan Türkiye’nin ekmek, bulgur, makarna, irmik, bisküvi, nişasta ve buğdaya dayalı diğer unlu mamuller tüketimi dikkate alındığında yıllık buğday tüketimi 18-18,5 milyon ton düzeyinde bulunuyor. Tarih boyu buğday üretimi bakımından kendine yeterli düzeyde olan ülkemiz, izlenen yanlış politikalar yüzünden giderek bu üründe bile dışa bağımlı hale geliyor. geçtiğimiz günlerde TMO, AB’den toplam 230 bin ton buğday alımı için uluslararası ihale açtı. Öte yandan geçtiğimiz iki yılda Rusya’dan 3,1 milyon ton buğday satın alan Türkiye, Rusya’yı “vergisiz” buğday ithalatı izni verdiği ülkeler listesinden çıkardı.

SORUNLAR

  • Son yıllarda hızla tarımdan kopan ve büyük şehirlere göç eden nüfus ve işlenen tarım alanlarının azalması, ülkemizin stratejik ürün buğdaydaki arz talep dengesini bozuyor.
  • Girdi maliyetlerinin aşırı yüksekliğine karşılık ürün fiyatlarının tatmin etmemesi, üreticiyi üretim faaliyetinden caydırıyor.
  • Ülkemizin çeşitli bölgelerinde soğuk zararı veya kuraklık nedeniyle buğday üretiminde ciddi sıkıntılar yaşanıyor.
  • Özellikle yurt dışından getirilerek çok kısa sürede tescil ettirilen buğday çeşitlerinin, yerel ekolojik koşullar dikkate alınmaksızın bütün bölgelere önerilmesi sonucu, tarlalarda önemli verim kayıpları ortaya çıkabiliyor ve üreticiler büyük maddi kayıplara uğrayabiliyor. 
  • ÇÖZÜM
  • Yerel buğday çeşitleri ve bunların yabani akrabaları koruma altına alınmalı. Bunun için kamu kurum ve kuruluşları, bilim dünyası, özel sektör, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları arasında işbirliği yapılmalı.
  • Küresel iklim değişikliği tehlikesine karşı, buğday üretim sistemimizde değişiklikler yapılmalı; kurağa, soğuğa ve yüksek sıcaklıklara dayanıklı çeşitler geliştirilmeli ve bu çeşitler iklim değişikliğinden en çok etkilenmesi olası sorunlu bölgelerde üretilmeli.
  • GDO’lu ürünlerin yurda girişi ve dağıtımı kontrol altında tutulmalı, yerel buğday çeşitleri, geleneksel tarım ve organik tarım çalışmaları korunmalı ve desteklenmeli.
  • Toprak hazırlığında yeni uygulamalar benimsenmeli, ekimde yeni teknolojilere sahip makineler kullanılmalı ve dane kayıplarını azaltmak için daha etkin uygulamalar yapılmalı.
  • Tarımda verimliliği ve kaliteyi artıracak teknolojilerin geliştirilmesi, su kaynaklarının artırılması, üretimde kaliteli tohumluk kullanımı için bir devlet politikası şeklinde etkin çalışmalar başlatılmalı, iyi tarım uygulamalarına ağırlık verilmeli.
  • Üreticiye verilen devlet destekleri artırılmalı, üreticiliği teşvik edecek şekilde işlevsel hale getirilmeli, üretim girdilerinin maliyetlerini düşürücü önlemler alınmalı.
  • Çiftçilerin banka ve tarım kredi kooperatifi borçları faizsiz olarak ertelenmeli.

PAMUK

AKP döneminde pamuk ekim alanları %40 oranında azaldı. 2002’de 720.000 hektar iken 2016’da 416.000 hektara düştü. Üretilen lif pamuk ise yaklaşık %25 gerilemiştir. 2002’de 1 milyon ton lif pamuk üretimi 2016’da 750.000 tona düştü.