Yazılar

Mavi Vatanda oynanan oyunlara dikkat!



Umut Oran bir kez daha uyardı: Mavi Vatanda oynanan oyunlara dikkat

“Kıbrıs Türk’ü ve Türk Milleti 1974’teki Kadar Hazır Olmalı!”

Giderek ısınan Doğu Akdeniz’de yaşanan askeri ve enerji savaşlarını Kıbrıs Barış Harekatı’nın yıldönümünde değerlendiren CHP’li Umut Oran, iktidar bloğunu aynen 1974’te Karaoğlan Bülent Ecevit’in yaptığı gibi “yerli ve milli” tavır göstermeye çağırdı. İktidarın kutuplaştırıcı siyaset anlayışına son vermesini isteyen Umut Oran, “Kıbrıs Türkü ve Türk Milleti 1974’teki kadar hazır olmalı”  uyarısında bulundu. Umut Oran, “1974 birlik ruhu yeniden tesis edilmelidir. Kıbrıs Türk’ünü ve topyekûn Türk Milleti’ni her anlamda “hazırlamak” bugünün Türkiye’sinde Atatürk’ün iki büyük eserimden biri dediği Cumhuriyet Halk Partisi’ne düşmektedir. Şüphesiz ki Türk Milleti, tercihini Cumhuriyetin aydınlık ışığından yana kullanacaktır” dedi.

Geçen yılın başında Türkiye’nin KKTC’de deniz üssü kurmasının zorunlu hale geldiği uyarısında bulunan Umut Oran, “Mavi Vatanda oynanan oyunlara dikkat” diyerek bugün de sıcak gelişmelerle ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Oran, açıklamasında şunları kaydetti:

1974’ün puslu havasına benziyor

20 Temmuz 1974’teki Kıbrıs Türk Barış Harekâtından önce yaşanan gelişmelerle kıyaslandığında 20 Temmuz 2019 da Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC için büyük riskler ve tehditler barındırmaktadır. Dünyanın neredeyse tüm “güçlü donanmaları” Doğu Akdeniz’de “bayrak gösterirken”, dev petrol şirketlerinin öne sürüldüğü yeni bir “ittifaklar zinciri” kurulmaktadır.

Yaşananlar bu haliyle 1974 öncesinin puslu havasını çağrıştırmaktadır. Tıpkı o gün olduğu gibi bugün de Kıbrıs Türk’ünün hakları gasp edilmeye ve Türkiye Cumhuriyeti, Doğu Akdeniz’den kovulmaya uğraşılmaktadır. Benzer şekilde, 1974’ün piyonluğunu yapan Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi, bugün de arkalarına Batılı güçleri alarak “taşeronluk rolüne” soyunmakta, Yunan ve Rum halklarının geleceğini hiçe sayarak “emperyalizmin hizmetine” girmeye talip olmaktadır.

Türkiye’nin Şansızlığı İktidar Bloğudur!

Ne yazık ki tüm bu gelişmeler olurken ve Ege’den Doğu Akdeniz’e kadar Türkiye karşıtı bir cephe oluşturulurken, mevcut iktidar bloğu, 1974’ün hükümet yetkililerinin aksine yaşanan süreci doğru analiz edememektedir. Türkiye’nin ve KKTC’nin “mavi vatandaki” hak ve çıkarlarını  etkili şekilde” savunamamakta; Suriye ve Mısır’la “İhvancı bakış açısı” sebebiyle ittifak düzlemi oluşturulmadığı gibi anılan ülkeler, Türkiye karşıtı cephede birleşmektedir. Mevcut durumun 1974 şartlarından en büyük farkı da budur! O günlerde “Karaoğlan” olarak tarihe adını yazdıran Bülent Ecevit’in milli ve kararlı duruşuyla kıyaslandığında bugünkü iktidar bloğu, yaşanan sürece sadece “seyircidir”.

Tarihin Tekeri Hızla Dönerken Kutuplaştırıcı Siyaset Anlayışı “Gayri millilik” Demektir!

1974’le 2019 karşılaştırıldığında bir başka olumsuzluk, iktidar bloklarının Türk Milletine bakış açılarında görülmektedir. Mevcut iktidar, 17 yıldır yapılan sayısız hatalar ve olumsuz sonuçlar ortada olmasına rağmen hâlâ toplumu ayrıştırmaya ve kendilerinden olmayan herkesi ötekileştirmeye devam etmektedir. Oysa 1974’ün yönetici kadrosu, Türk Milletinin tamamını “milli dava” konusunda aynı noktaya çekecek kadar “birleştirici bir tavır” geliştirebilmişlerdir. İki bakış açısından birisi “milli” olduğuna göre, toplumu kutuplaştırma ve iç cepheyi ayrıştırma sonucu doğuran her türlü politik hamlenin de “gayri milli” olarak tanımlanması bir zorunluluktur.

İktidarlar Geçici, “Türkiye’nin Birliği ve Bekası” için Mücadele ise Baki Bir Görevdir!

Gelinen noktada iktidarı elinde bulunduran blok, yaşanan gelişmeleri “doğru analiz” edemese de muhalefet bloğunun görev ve sorumluluğu ortadan kalkmamaktadır. Konu; yakın gelecekte Ege Denizi’nde ve Doğu Akdeniz’de ortaya çıkabilecek “sıcak çatışma alanları” ve Türkiye’nin denizlerden “kuşatılması” olduğuna göre, muhalefet bloğunun, Türk Milletini “uyarma ve milli bilinci oluşturma” görevi vardır. Tıpkı, Bülent Ecevit’in 20 Temmuz 1974 öncesinde ve sonrasında yarattığı gibi, kamuoyunu oluşturmak ve “milli dava” için her toplum kesiminden yurttaşı “birleştirmek” açık görevimiz olmalıdır.

Muhalefetin Türk Milletinin Dikkatini Ege ve Doğu Akdeniz’e Çekmesi Gerekir

Özellikle 31 Mart ve tekrarlanan İstanbul seçimlerinden sonra “dış politikada rotası olmayan iktidar bloğunun” tamamen savrulmaya başlaması ve “kendi iç çözülüşüne odaklanması” sürecin bir başka sorunlu alanıdır. Zira devletin tüm organlarını “iktidar partisine” bağlayan anlayış, içine düştüğü çözülme ikliminden kurtulmak dışında bir önceliğe sahip görünmemektedir. ABD’nin AB’nin ve son olarak Rusya’nın; Türkiye ve KKTC’nin yasal haklarını hiçe sayarak Türkiye karşıtı açıklamalar yapması ve iktidar bloğunun gerekli tepkiyi göstermemesi yarınlar için tehlike çanlarının çok daha güçlü çalmasına sebep olmaktadır. Gelinen noktada Yunanistan’ın yanı sıra Güney Kıbrıs Rum Kesimi gibi küçücük bir devletçiğin bile Türkiye’yi tehdit edebiliyor olması acı vericidir. Zira tüm bölge ülkeleri ve küresel aktörler, mevcut iktidarın yönetimi altında Türkiye’nin “güç kaybettiğini” görmektedir. Üstelik aynı iktidar bloğu, Türk Ordusunun geleneksel kurum ve kurallarını bozacak şekilde parası olanların askerlik yapmaması için yasa çıkararak, Türk Ordusunun birden fazla cephede ve aynı anda iç cephede mücadele edebilmesi için gerekli personel sayısının altına düşmesine yol açmaktadır. İktidar, deyim yerindeyse, Türkiye’nin tüm güvenlik mimarisini bozarak, bölgede hâkim olmak isteyen ülkelerin işlerini adeta kolaylaştırmaktadır.

Ancak şartlar ne kadar ağır olursa olsun, Cumhuriyet çocuklarının vatanın birliği ve mavi vatanın bölünmezliği konusundaki farkındalığı arttırılmalı ve 1974 birlik ruhu yeniden tesis edilmelidir. Kıbrıs Türk’ünü ve topyekûn Türk Milleti’ni her anlamda “hazırlamak” bugünün Türkiye’sinde Atatürk’ün iki büyük eserimden biri dediği Cumhuriyet Halk Partisi’ne düşmektedir. Şüphesiz ki Türk Milleti, tercihini Cumhuriyetin aydınlık ışığından yana kullanacaktır.

Kıbrıs-Türkü-ve-Türk-Milleti-1974teki-Kadar-Hazır-Olmalı-002

Jeopolitik Risklere Karşı KKTC’de Deniz Üssü Kurulmalıdır



Umut Oran

Basın Açıklaması

12.4.2018

Vahşi kapitalizmin tüm dünyaya “sınırsız yıkım” vaat ettiği günümüzde, insanlığın binlerce yılda geliştirdiği nerdeyse her olumlu kavram ayaklar altına alınmış durumdadır. Kan ve gözyaşının “twitter” hesaplarından “müjde” gibi sunulduğu, binlerce masum insanın ölümüne sebep olacağı bilinen bombaların “Füzeler geliyor!” denilerek, adeta reklam malzemesi olarak kullanıldığı bu topyekûn “çılgınlık hali” ne yazık ki geçici değildir.

Kâr hırsı dışında hiçbir duygusu kalmayan ve nerdeyse dünyadaki tüm parayı kontrol eden %1’lik egemen tabakanın gözünde Irak’ta öldürülen milyonlarca masumun önemi olmadığı gibi Suriye’ye yağdırılacak bombaların parçalayacağı bedenlerin de önemi yoktur. Paradan para kazanmanın hiçbir kurala ve ahlaki değere bağlı olmadığı bu düzen, maalesef en çok Türkiye’yi etkilemektedir. Zira 3.Dünya Savaşı senaryolarının prova edildiği yer; Türkiye’nin merkezinde olduğu coğrafyadır ve ister Irak’ı ve Suriye’yi, isterse de İran’ı ya da Rusya’yı hedef alsın patlayan ve patlayacak olan her bombanın etkisi en çok Türkiye’de hissedilecektir.

Jeopolitik Risklere Karşı Stratejik Adımlar Atılması Gerekmektedir

Gelinen noktada; sıradan hamlelerle ya da artık Afrika’daki kabile liderlerinin bile ciddiye almadığı “Eyyy!” nidalarıyla ulaşılabilecek bir yer yoktur. Çember her anlamda daralmaktadır ve bugün atılmayan her adımın bedeli ağır olacaktır. Özellikle Doğu Akdeniz’i “satranç tahtası” haline getiren mevcut hegemonya mücadelesinde Türk Milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarları için akılcı ve oyun kurucu adımların atılması ertelenemez bir zorunluluktur. Rusya’nın ve ABD’nin “baş aktör” olarak yer aldığı bu sahnede İngiltere ve Fransa gibi ülkeler rol kapma yarışına girmişken, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi gibi devletler de Türkiye üzerindeki emellerini hayata geçirmek için fırsat kollamaktadır. Devleti yöneten kadrolarsa tüm gelişmelere karşı “izleyici olmayı ve denge oyunu oynamayı” tercih etmektedir. Oysa her iki seçenek de reaktif tutuma işaret etmektedir ve Türkiye’nin oyun kurucu rolüne uygun değildir. Doğru tavır: Coğrafyamızdan kaynaklanan ve sürekli artan jeopolitik risklere karşı stratejik adımlar atmaktır.

Türkiye’nin KKTC’de Deniz Üssü Kurması Stratejik Zorunluluktur

Enerji savaşlarının “Doğu Akdeniz’de” yoğunlaştığı, İngiltere’nin bölgeye müdahale etmek için Kıbrıs’taki askeri üslerini kullandığı, istihbarat örgütlerinin de her dönemde “eğitim sahası” olarak kullandığı Kıbrıs’ta, Türkiye’nin “oyun kurucu” olma vakti gelmiştir. Bu noktada, Türkiye’nin KKTC’de bir “Deniz Üssü” kurması Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de “gözardı edilemez bölgesel aktör” olmasının önünü açacaktır. KKTC Türklerinin özgürlüğünün ve can güvenliğinin de teminatı demek olan bu karar aynı zamanda, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasına katkı sağlayacak ve PKK-PYD terör koridorunun Akdeniz’e açılma planlarının sonsuza kadar gündemden düşmesi anlamına da gelecektir.

Barışı Tesis Edebilmek İçin Güçlü Olmak Gerekir

Türkiye’nin etrafı ateş çemberidir. Barışı tesis etmek her zamankinden zordur ve aktif çaba gerektirmektedir. Tüm çabaların ortak noktasıysa “güçle” olan ilişkisidir. Bu bölgede barışı tesis edebilmenin koşulu: Güçlü olmaktır. Güçlü olmaksa sadece silah stoklarıyla ölçülebilecek bir kavram değildir. Silahlardan daha önemli güç kaynağı ekonomidir. Ekonomik olarak güçlü olmayan bir ülke, silahlı mücadelede de zaafa uğrayacaktır. Mustafa Kemal’in on yıllar öncesinden işaret ettiği gibi: “Siyasî, askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, ekonomik zaferler ile taçlandırılmazlarsa elde edilen zaferler kalıcı olamaz. Sağlanan faydalı sonuçlardan yararlanabilmek için ekonomimizin, ekonomik egemenliğimizin sağlanması, güçlendirilmesi ve genişletilmesi lazımdır.” Bu gerçek bugün de aynıdır. Türkiye’nin barışı tesis edebilmesi için çalışan gençlere, üreten bir ekonomiye ve bilimi rehber edinmiş, erdemli yöneticilere ihtiyacı vardır. Şüphe yoktur ki Türk Milleti, karar verme günü geldiğinde de tercihini, kendisine yeni ufuklar çizecek kadrolardan yana kullanacaktır.

Umut Oran, New York’ta BM’de Konuştu



IRAK’IN KADERİNE SADECE IRAKLILAR KARAR VEREBİLİR! 

KKTC CUMHURBAŞKANI AKINCI BM BİNASINDA! 

Sosyalist Enternasyonal (SE) Başkanlık Divanı toplantısı Birleşmiş Milletler’in (BM) New York’taki ana karargahında dün yapıldı. SE Başkan Yardımcısı Umut Oran, burada yaptığı konuşmada, Ortadoğu coğrafyasının, Irak Kürt Bölgesel Yönetiminin (IKBY) sorumsuzluğu ve hukuk tanımazlığı sebebiyle savaşın eşiğine geldiğini, Bölgesel Yönetimin 25 Eylül’de yapacağını duyurduğu bağımsızlık referandumunun hukuksuz olmasının yanı sıra hem Kürtler hem de bölgedeki diğer topluluklar için hayati bir hata olduğunu söyledi. IKBY’nin uluslararası popülaritesini kullanarak Kerkük’te fiili bir durum yaratmak istediğine işaret eden Umut Oran, “İnanıyorum ki Irak’ın toprak bütünlüğü ve birliği tüm Iraklılar için anahtar kavramlardır. Irak’ın kaderi sadece Kürtler, Araplar ya da Türkmenler tarafından değil tüm Iraklılar tarafından belirlenecektir” dedi.

Öte yandan Umut Oran’ın girişimiyle SE toplantısına katılan KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı da kısa bir konuşma yaparak, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile çizilen çözüm çerçevesinde çalışmaya devam edeceğini bildirdi.

BİR DİĞERİNİN HAKKINA SAYGI

Umut Oran’ın BM Binasında yapılan SE Prezidyum (Başkanlık Divanı) toplantısında yaptığı konuşma şöyle:

Dünyanın dört bir yanındaki sosyalistlerin, sosyal demokratların ve demokratik sosyalistlerin görevi halklar ve milletler arasında barışı ve uyumu savunmaktır. Hukukun üstünlüğü için mücadele etmek, insan haklarının önceliğini kabul etmek ve kaos ya da hukuksuzluk yerine dayanışmayı ve ortak aklı tercih etmek de bizlerin ortak ilkeleridir…Tüm devletler ve halklar; istikrar, barış ve huzuru tesis etmek için bir diğerine saygı göstermeli ve herkes belirlenmiş kurallara uymalıdır. Geçmişten günümüze kadar ötekinin hakkına riayet etmemek, saygısızlıkta ısrar etmek ya da bazı düşünceleri tehditle başkalarına dayatmak; halklar ve devletler arasında istenmeyen sonuçların doğmasına sebep olmuştur.

ORTADOĞU SAVAŞIN EŞİĞİNDE

Ne yazık ki Ortadoğu coğrafyası, Irak Kürt Bölgesel Yönetiminin (IKBY) sorumsuzluğu ve hukuk tanımazlığı sebebiyle savaşın eşiğine gelmiştir. Bölgesel Yönetimin 25 Eylül’de yapacağını duyurduğu bağımsızlık referandumu hukuksuz olduğu gibi hem Kürtler hem de bölgedeki diğer topluluklar için hayati bir hatadır.

ANAYASAYA AYKIRI

Referandum hukuksuzdur zira Irak Anayasasının 1.maddesinde: “Irak Cumhuriyeti; federal, bağımsız ve egemen bir devlettir. Yönetim şekli cumhuriyetçi, temsili, parlamenter ve demokrattır. Bu anayasa Irak’ın bütünlüğünü garanti eder!” denmektedir.

Madde gayet açıktır. Bağımsızlık ya da Irak’tan ayrılma gibi bir madde mevcut değildir. Hiçbir siyasi parti diğerlerinden ayrı olarak, kendi kendine Irak’ın kaderine karar veremez. Irak Anayasası Irak’ın bütünlüğüne vurgu yaptığı gibi 2005 yılında Kürtler de bu anayasayı kabul etmişlerdir. Bununla birlikte Irak Parlamentosu bağımsızlık referandumunun yapılmasını reddetmiştir. Bir başka deyişle anayasaya aykırılık Iraklıların yetkili temsilcileri tarafından da tespit edilmiş bulunmaktadır.

KERKÜK’LE OYNAMAK ÇATIŞMAYA YOL AÇAR

Kerkük konusu bir başka problem durumundadır. Zira Kerkük, Irak Kürt Bölgesel Yönetimine ait değildir. Kerkük’ün sahipliği konusu Kürt otoritelerle Irak merkezi hükümeti arasında uzun zamandır tartışmalı haldedir. Kerkük nüfusu; Araplar, Türkmenler, Kürtler ve Asurilerden oluşmaktadır ve her bir grubun bu tarihi kent üzerinde farklı iddiaları mevcuttur. Kerkük’te, fiili bir durum yaratmaya çalışmak ya da Kerkük’ün tarihsel ve kültürel kimliğiyle oynamak Kürtler, Araplar ve Türkmenler arasında çatışmalara ve gözyaşlarına sebep olabilecek hukuksuz eylemlerdir. Ancak, maalesef, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin uluslararası popülaritesini kullanarak Kerkük’te fiili bir durum yaratmak istediği görülmektedir.

KADERİ TÜM IRAKLILARA BAĞLI

Öte yandan, memnuniyetle söylemeliyim ki, hala Birleşmiş Milletler gibi örgütler ve BM Genel Sekreteri Antonio Guterres gibi insanlar Irak’ın birliğine, toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı gösterilmesi gerektiği konusunda saygın hatırlatmalar yapmaktadır. Ben de inanıyorum ki Irak’ın toprak bütünlüğü ve birliği tüm Iraklılar için anahtar kavramlardır. Irak’ın kaderi sadece Kürtler, Araplar ya da Türkmenler tarafından değil tüm Iraklılar tarafından belirlenecektir. Bölgesel Yönetimle Irak merkezi hükümeti arasındaki tüm sorunlar diyalog yoluyla çözüme kavuşturulmalıdır. Tek taraflı olarak referandum yapmaya ya da Irak’tan ayrılmaya karar vermek tüm kanunları ve uluslararası hukuku reddetmek anlamına gelecektir. IKBY’nin bu tek taraflı ve hukuksuz kararı IŞİD’e karşı yürütülen mücadeleye ve yeniden yapılanma çalışmalarına da zarar verecektir.

TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNE SAYGI

Öyleyse bu şartlar altında, hukuka ve anayasaya aykırı olarak alınan referandum kararı uluslararası toplum tarafından reddedilmeli ve tüm tarafları Irak’ın toprak bütünlüğü ve egemenliğine saygı göstermeye çağırmalıdır. Birleşmiş Milletlerin “toprak bütünlüğüne saygı” ilkesi tüm ülkeler tarafından tereddüt edilmeden savunulmalıdır. Sosyalist Enternasyonal’in tüm temsilcileri bilmelidirler ki Irak’ın birliğinin tehdit altında olması tüm bölgenin güvenliğinin tehdit altında olması anlamına gelecektir.

IRAK’IN BİRLİĞİNDEN YANAYIZ 

Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, yaklaşan referandumun karşısında olduğumuzu ve Irak’ın birliğinden ve toprak bütünlüğünden yana olduğumuzu beyan ediyoruz. Ve Sosyalist Enternasyonal üyelerini tüm Iraklılarla dayanışma halinde olmaya ve Irak’ın bütünlüğünü korumak için gerekli adımları atmaya çağırıyoruz.

KKTC CUMHURBAŞKANI BM’DE 

Bu arada Umut Oran’ın girişimiyle SE toplantısına katılan KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı da kısa bir konuşma yaparak, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile çizilen çözüm çerçevesinde çalışmaya devam edeceğini bildirdi. Umut Oran’ın, SE Başkanı Yorgo Papandreu’ya Akıncı ile bir araya gelmeleri önerisinde bulunması üzerine, Akıncı Başkanlık Divanı toplantısına davet edildi. Akıncı’nın KKTC Cumhurbaşkanı sıfatıyla BM çatısı altında uluslararası bir toplantıyla katılmış olması önem taşıyor.

Türkiye, KKTC’ye Bir Kez Daha Omuz Vermelidir!



 

Rumların planı bellidir, ancak Kıbrıs Türkünün ve Türkiye’nin planı nedir? 

Kıbrıs Barış Harekatı’nın 43. Yıldönümünde KKKTC ile ilgili olarak yürütülen “çözüm” sürecini değerlendiren CHP’li Umut Oran, “Birkaç yılda bir “çözüm masası” kurup Türkleri çözüm umuduyla taviz vermeye zorlayan anlayış, Kıbrıs Türkleri kayıtsız şartsız Rumlara teslim olana kadar tekrarlanacak gibi görünmektedir. Kıbrıslı Rumların planı bellidir, ancak Kıbrıs Türkünün ve Türkiye’nin planı nedir? İşte Kıbrıs’a barış ve huzur getiren Barış Harekâtının 43.yılında konuşulması gereken konu bu olmalıdır. Bir an evvel bu ve benzeri konular üzerinde düşünülüp sürdürülebilir, sonuç odaklı, ulusal çıkarlarımızı öne alan stratejik planlamalar yapmak gerekmektedir. Aksi halde Kıbrıs Türk’ü “iki çözüm görüşmesi arasında” bekleyen ve Rumlar istediği zaman koşarak masaya oturan ve her defasında daha fazla taviz vermek isteyen bir anlayışa sürüklenmiş olacaktır” dedi.

Harekatla Adaya huzur geldi

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran’ın konuyla ilgili olarak bugün yaptığı açıklama şöyle:

20 Temmuz 1974 günü, Kıbrıs’ın tamamına barış götürmek için, garantör devlet sorumluluğuyla askerî harekât düzenleyen Türkiye, Kıbrıs Türklerinin can ve mal güvenliğini garanti altına almıştır. Harekât sayesinde on yıllardır Türkleri hedef alan baskı, şiddet, tecrit ve öldürme eylemleri son bulmuş ve adaya huzur gelmiştir.

Tecrit kaldırılamadı, psikolojik üstünlük kayboldu

Harekâttan sonra Türkiye’ye karşı ardı arkası kesilmeyen ambargolar uygulanmış, hemen her uluslararası meselede Kıbrıs bahane edilerek Türkiye’nin hareket etmesi engellenmiştir. Türkiye’nin, etkileri bugüne kadar devam eden, ekonomik kayıplarına rağmen Türk milleti bir an olsun geri adım atmamış ve Kıbrıs Türk halkının yanında yer almıştır.

Ancak geçen süreç içinde Kıbrıs Türklerinin dünyayla entegrasyonunu sağlayacak, onları tecritten kurtaracak ya da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ekonomik kalkınmasını sağlayacak politikalar geliştirilememiştir. Türkiye’deki sağ iktidarların günübirlik siyaset anlayışı Kıbrıs’ta sürdürülebilir ve milli çıkarlara uygun bir politika geliştirilmesini mümkün kılmamıştır. Bu yüzden adadaki psikolojik üstünlük zaman içinde kaybolmuş, Kıbrıs Türkleri; Rum ve Batı kaynaklı kara propagandaya açık hale getirilmiştir. “Çözüm” adı altında yürütülen kampanyalarla “ulusal çıkar kavramı” unutturulmuş, içi boş bir çözüm çılgınlığı adanın Türk tarafına hâkim kılınmıştır.

Türkleri tavize zorlayan anlayış

Bu sayede birkaç yıl öncesine kadar asla kabul edilemeyecek maddeler topluma kabul ettirilebilir hale gelmiştir. Örneğin; Annan Planı adı altında büyük bir propaganda kampanyasıyla başlatılan çözüm çılgınlığı Rumların “reddetmesiyle” sonuca ulaşamamış, ancak çözüm çılgınlığı baki kalmıştır. Rum kesimi Cenevre’de bu yıl yapılan çözüm görüşmelerini de anlaşma olmadan bitirmiştir.

Ancak bu durum Kıbrıs Rum Kesimi açısından bir başarısızlık değildir zira çözüm görüşmeleri sonuç alınmadan dağıtılsa da Rum Kesimi bir önceki barış görüşmelerinde Kıbrıs Türklerine kabul ettirdiği maddeleri veri kabul etmiş ve görüşmeleri kabul ettirilen o maddelerin ötesine geçen taleplerle başlatmıştır. Böylece dün Annan Planı, bugün de Cenevre Görüşmeleri Kıbrıs Rumlarının “Daha fazla ne alabilirim!” düşüncesine hizmet eden “yoklamalara” dönüşmüştür. Görünen odur ki bu yaklaşım Kıbrıs Rumları için uzun vadeli bir politik tercihtir. Birkaç yılda bir “çözüm masası” kurup Türkleri çözüm umuduyla taviz vermeye zorlayan bu anlayış, Kıbrıs Türkleri kayıtsız şartsız Rumlara teslim olana kadar tekrarlanacak gibi görünmektedir.

Kıbrıslı Rumların planı belli, peki Türkiye’nin?

Kıbrıs Rumlarının nihai hedefi “sıfır garanti, sıfır asker ve her anlamda azınlık haline getirilmiş Türk toplumu” yaratmaktır. Bu hedefe ulaşmanın yoluysa daha en baştan dağıtılmak için kurulan “çözüm masası stratejisidir”.

Kıbrıslı Rumların planı bellidir, ancak Kıbrıs Türkünün ve Türkiye’nin planı nedir? İşte Kıbrıs’a barış ve huzur getiren Barış Harekâtının 43.yılında konuşulması gereken konu bu olmalıdır. Tartışma zemini buradan kurulmalıdır. Örneğin 2004 Annan Planı’yla 2017 Cenevre Görüşmeleri arasında neler yapılmıştır, hangi önlemler alınmıştır, hangi kararların takipçisi olunmuştur? “Yes be annem!” denirse Avrupa’nın tüm ambargoları kaldıracağı propagandasını yapanlar nerededir?

Türkiye bir kez daha omuz vermelidir

Bir an evvel bu ve benzeri konular üzerinde düşünülüp sürdürülebilir, sonuç odaklı, ulusal çıkarlarımızı öne alan stratejik planlamalar yapmak gerekmektedir. Aksi halde Kıbrıs Türk’ü “iki çözüm görüşmesi arasında” bekleyen ve Rumlar istediği zaman koşarak masaya oturan ve her defasında daha fazla taviz vermek isteyen bir anlayışa sürüklenmiş olacaktır. Oysa milli konuların, meselenin ciddiyetine uygun olarak ele alınması ve ortak akılla hareket edilmesi gerekir. Kıbrıs Türkünü ve Türkiye’yi kutlu yarınlara taşıyacak olan şey her anlamda “ayakları üzerinde durabilen, mutlu insanların ülkesini” yaratmaktır. Kıbrıs Türkü’nün geleceğe umutla bakmasını sağlayacak, Türk halkının da 1974’ten beri ödediği bedellerin sonunda başarıya ulaştırılmış bir “milli davanın” hazzını yaşamasını sağlayacak olan şey, bu yeni iddia olacaktır. Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne bir kez daha omuz vermelidir.

Etkinlikler

Sonuç Bulunamadı

Üzgünüz, hiç bir gönderi kriterinizle eşleşmedi