Yazılar

Türkiye’nin Yeni Bir Liderliğe İhtiyacı Var!



Umut Oran Rize’de

“Türkiye’nin Yeni Bir Liderliğe İhtiyacı Var!”

CHP’li Umut Oran, artık mızrağın çuvala sığmadığını,  AKP’nin 16 Nisan ve 24 Haziran’dan önce vaat ettiği hiçbir sözü tutmadığını belirterek, “Bu zihniyet 31 Mart için vereceği sözleri de tutamayacaktır zira deniz bitmiştir. Denizin bittiğini Rize’de görmek mümkündür. Rize’de 16 yılda açılan fabrika yoktur ama iflas eden ve dükkanını kapatan çoktur. İstihdam yaratan işyerleri azdır ama iş bulmak için büyükşehirlere göçen çoktur. İnancımız odur ki Rizeliler ve Türk milleti 31 Mart’ı “Türkiye’yi yeniden kalkınma rotasına sokmak için” bir fırsat olarak görmektedir. Türk milleti, boş laf dışında hiçbir şey üretmeyen ve gençleri işsiz bırakan bu zihniyetin zincirlerinden kurtulacaktır. Bu düzeni değiştirmek için Türk milletinin en yetenekli evlatlarının ocu, bucu denmeden hak ettikleri mevkilere taşınmaları gerekmektedir. Rize, bu konuda öncülük yapmak durumundadır. Türkiye’nin Atatürk’ün aydınlık mirasına sahip çıkacak yeni bir liderliğe ihtiyacı vardır” dedi.

Dünya Değişiyor ama Türkiye İlerlemiyor!

Bu sabah Trabzon’dan Rize’ye geçen Umut Oran, CHP Rize İl Başkanlığında partililerle buluştu. CHP İl Başkanı Saltuk Deniz ile birlikte basın toplantısı da düzenleyen Umut Oran toplantıda şunları kaydetti:

On yıllardır yaşanan hiçbir olay tesadüf değildir. Soğuk savaşın sona ermesiyle beraber dünya yeni bir “yol aramaktadır”, tüm dünyada yeni bir “düzen kurulmaya çalışılmaktadır.” Ancak bu düzenin ne zaman kurulacağı ve insanlığın ne zaman yeniden huzura kavuşacağı belirsizdir. Ne yazık ki Türkiye, tüm bu kaos dönemine hazırlıksız yakalanmış ve iktidar partisinin gerçeklerle ilgisi olmayan hayallerine teslim olmuştur.

Eğitim sistemi çöktü

Dünya hızla değişmektedir, ancak Türkiye ileri gidememektedir. Hangi kriteri esas alırsanız alın Türkiye, dünyanın gelişmiş ülkelerinin gerisinde kalmaktadır. Eğitim sistemi çökmüştür, üniversitelerden mezun olan gençleri işsizlik sarmalı beklemektedir. Özellikle eğitim fakültesi mezunları, iktisadi idari bilimler fakültesi mezunları, fen-edebiyat fakültesi mezunları “hayat boyu işsiz” kalma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Örneğin ataması yapılmayan öğretmenlerin sayısı yaklaşık yarım milyondur. Bu sayı sadece 3 yıl sonra yani 2022’de 1.000.000’u aşacaktır. Yani 3 yıl sonra 1.000.000 öğretmen ailesi açlığa, mutsuzluğa, yuvasızlığa ve umutsuzluğa mahkûm edilmiş olacaktır. Ve çok açıktır ki bu sorunları mevcut iktidarın çözme ihtimali yoktur zira sorunları yaratan 16 yıllık AKP iktidarıdır. 

AKP Sadece Zenginleri Düşünüyor!

Dünyada da durum benzerdir. Soğuk savaşın bitimiyle birlikte vahşi kapitalizm zincirlerini kopararak tüm dünyaya eşitsizlik vaat etmektedir. Bugün dünyanın %1’i dünyanın tüm servetinin yaklaşık %80’ine sahiptir. Geri kalan %99’un payına düşense sadece %20’dir. Türkiye’de de AKP’nin temsil ettiği zihniyetin yarattığı sonuç da aynıdır. Türk-İş verilerine göre 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 1893 TL’dir; yoksulluk sınırıysa 6.167 liradır. Yani nerdeyse Türkiye’de herkes yoksuldur. Zaten Avrupa ülkelerinden gelen turistlerin profili de bu bilgileri doğrulamaktadır. Zira örneğin Almanya’dan, İngiltere’den Türkiye’ye gelen turistlerin önemli bir kısmı işçi ya da emekliyken Türkiye’deyse yurt dışında tatil yapabilen işçi ya da emekli nerdeyse yoktur. Ama AKP Türkiye’sinde 36 adet dolar milyarderi vardır. Yani AKP politikaları zengini daha zengin ederken fakiri açlığa mahkûm etmektedir. 

31 Mart Türkiye’nin Zincirlerinden Kurtulması İçin Fırsattır!

Ancak şartlar ne olursa olsun Türk milletinden umut kesilmemelidir. Artık mızrak çuvala sığmamaktadır. AKP, 16 Nisan referandumundan önce vaat ettiği hiçbir sözü tutmamıştır. AKP, 24 Haziran’da verdiği hiçbir sözü de tutmamıştır. Ve bu zihniyet 31 Mart için vereceği sözleri de tutamayacaktır zira deniz bitmiştir. Denizin bittiğini Rize’de görmek mümkündür. Rize’de 16 yılda açılan fabrika yoktur ama iflas eden ve dükkanını kapatan çoktur. İstihdam yaratan işyerleri azdır ama iş bulmak için büyükşehirlere göçen çoktur. İnancımız odur ki Rizeliler ve Türk milleti 31 Mart’ı “Türkiye’yi yeniden kalkınma rotasına sokmak için” bir fırsat olarak görmektedir. Türk milleti, boş laf dışında hiçbir şey üretmeyen ve gençleri işsiz bırakan bu zihniyetin zincirlerinden kurtulacaktır. Zira bu düzenin umut yaratması mümkün değildir. Yandaşlıkla mevki-makam sahibi yapılanların beceriksizlikleri yüzünden Türkiye potansiyelinin altında kalmaktadır. Bu düzeni değiştirmek için Türk milletinin en yetenekli evlatlarının ocu, bucu denmeden hak ettikleri mevkilere taşınmaları gerekmektedir. Rize, bu konuda öncülük yapmak durumundadır. Türkiye’nin Atatürk’ün aydınlık mirasına sahip çıkacak yeni bir liderliğe ihtiyacı vardır. Ben Rize’ye de Rizelilere de haktan ve doğrudan yana tavır alacakları konusunda güveniyorum. Daha güzel bir Türkiye’yi hep beraber kuracağımıza da inanıyorum.

Ya Türk Denizi Oluşur Ya da Üç Deniz Türk’e Hayal Olur



Umut Oran, Karadeniz Kıyısından uyardı:

“Ya Türk Denizi Oluşur Ya da Üç Deniz Türk’e Hayal Olur!”

TRABZON

CHP’li Umut Oran, Güneydoğu-GAP incelemesinin ardından Trabzon ve Rize’yi kapsayan iki günlük Karadeniz çalışması için bugün Trabzon’a geldi. Trabzon’da özellikle Türkiye’yi çevreleyen denizler üzerinden yaşanan gelişmelere karşı hükümeti uyaran Umut Oran, “Yaşanan tüm gelişmeler birlikte ele alındığında yaşanan durum: Türk’ün denizlere hapsedilmesi anlamını taşımaktadır. Türk milleti; Karadeniz’de Ukrayna, Ege’de Yunanistan, Akdeniz’de de Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi eliyle Anadolu yarımadasına hapsedilmek istenmektedir. Mevcut durumda iki seçenek vardır: Ya Türkiye; Akdeniz’i, Ege’yi ve Karadeniz’i “Türk Denizi” haline getirecek yani bu üç denizde yenilmez armada oluşturacaktır ya da tüm mavi sular Türk’e hayal olacaktır! Bu itibarla Trabzon’la Mersin’in kaderi aynıdır ve her şartta Türk Milleti’nin tüm denizleri “mavi vatan” olarak ilan etmesi bir zorunluluktur” dedi.

Umut Oran, sabah saatlerinde geldiği Trabzon’da sırasıyla Çevre Mühendisleri Odası Temsilcisi Vildan Özmen, Ziraat Odası Başkanı Mustafa Özbek’i ziyaret ederek ilin sorunları hakkında bilgi aldı. Daha sonra CHP İl Başkanlığında partililerle sohbet eden Umut Oran, saat 13.30’da ise Ortahisar İçe Başkanlığında, CHP İl Başkanı Güzide Uzun ve CHP Ortahisar İlçe Başkanı Ömer Hacısalihoğlu ile birlikte basın toplantısı düzenledi. Umut Oran toplantıda şunları kaydetti:

Denizler üzerinden Türkiye çevreleniyor

Dünyanın yeni bir paylaşım savaşına hazırlandığı bir dönemde Türkiye, tüm karasuları üzerinden çevrelenmek istenmektedir. Doğu Akdeniz’de başlayan çevreleme harekâtı, Ege Denizi’nde Yunanistan’ın provokasyonlarıyla devam ederken son olarak da Karadeniz, Türk egemenlik sahası olmakta çıkarılmak istenmektedir. Ukrayna’nın ABD’nin teşvikiyle başlattığı Kerç Boğazı provokasyonu aynı zamanda Türkiye’ye bir göz dağıdır zira Ukrayna, Karadeniz’i NATO’ya ve doğal olarak ABD’ye açmak istemektedir. Tek başına değerlendirildiğinde sadece Karadeniz’i ilgilendiren bu girişim, jeopolitik açıdan ele alınırsa Ege’de Yunan kışkırtması ve Akdeniz’de Türk Mavi Vatan’ının işgaliyle birlikte ele alındığında Türkiye’nin denizler üzerinden çevrelenmesi anlamını taşımaktadır.

Türkün denizlere hapsedilmesi !

Yaşanan tüm gelişmeler birlikte ele alındığında yaşanan durum: Türk’ün denizlere hapsedilmesi anlamını taşımaktadır. Türk milleti; Karadeniz’de Ukrayna, Ege’de Yunanistan, Akdeniz’de de Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi eliyle Anadolu yarımadasına hapsedilmek istenmektedir.

Mevcut durumda iki seçenek vardır: Ya Türkiye; Akdeniz’i, Ege’yi ve Karadeniz’i “Türk Denizi” haline getirecek yani bu üç denizde yenilmez armada oluşturacaktır ya da tüm mavi sular Türk’e hayal olacaktır! Bu itibarla Trabzon’la Mersin’in kaderi aynıdır ve her şartta Türk Milleti’nin tüm denizleri “mavi vatan” olarak ilan etmesi bir zorunluluktur.

Emperyalizm Mavi Vatanımıza Kastetmektedir!

Hiç şüphe yoktur ki adı konmamış 3.Dünya Savaşının mücadele alanı denizlerdir. Her bir emperyalist güç; Karadeniz’den Akdeniz’e, Çin Denizi’nden Baltık Denizi’ne kadar büyük bir hakimiyet savaşının içindedir. Bu anlamda Türkiye’nin çevresindeki tüm denizleri “Türk Denizi” haline getirmekten başka bir şansı yoktur. Türk milletinin beka sorununu Mavi Vatan’da ortadan kaldırmasının yegâne yolu Mavi Vatanımıza kasteden Emperyalizme karşı “bayrak göstermek” olacaktır. Bu anlamda vakit kaybetmeden KKTC’de deniz ve hava üslerinin kurulması zaruridir. Benzer şekilde Türkiye’nin Ege’de Yunanistan tarafından işgal edilen adalarımızı geri alması ve Karadeniz’i Türk gölü haline getirmesi mecburidir.

Türkiye AKP’den Büyüktür!

Kılıçların çekildiği, egemenlik alanlarının yeniden tarif edildiği bir dönemde Türkiye’nin AKP’den büyük olduğu ve Türk milletinin iradesi dışında hiçbir gücün olmadığı görülmelidir. Zira hükümetler geçici Türk milletiyse bakidir. Atatürk’ün iki büyük eserine sahip çıkma kararlılığında olan Mustafa Kemal’in askerleri için de tek kutup yıldızı “tam bağımsızlıktır”. Türkiye’nin kıskançlıkla sahip çıkacağı “bağımsızlığının” ilk hedefi de tüm mavi vatanıdır. Türk milleti mavi vatanını Anadolu toprağı olarak görmek durumundadır. Kuruluşun ve kurtuluşun sıra neferlerinin torunları olarak bizlerin değişmez görevi de “bağımsızlığımızı” korumak olacaktır.

Umut Oran yarın da Rize’de çeşitli inceleme ve çalışmalarda bulunacak.

Umut Oran’dan Trabzon Raporu



“Gittim Gezdim Gördüm Uyarıyorum” …

UMUT ORAN’DAN TRABZON RAPORU

KARADENİZ’İN GELECEĞİNİ KARARTTILAR

Geçen ay Güneydoğu Anadolu Bölgesine giderek 5 ilde yaptığı incelemeleri raporlaştırarak kamuoyunu uyaran CHP’li Umut Oran, bu kez Kuzey’e, Doğu Karadeniz’e giderek araştırma yaptı, vatandaşın derdini dinledi, sivil toplum kuruluşlarından bilgi aldı. 5 ve 6 Aralık’ta Trabzon ve Rize’de il başkanları Güzide Uzun ve Saltuk Deniz ile birlikte yaptığı incelemeleri İstanbul’a dönünce iki ayrı rapor haline getiren Umut Oran’ın Trabzon’a dair gözlem, uyarı ve çözüm önerileri şöyle:

17 yıldır ülkeyi yöneten ve “tam yetki” verilmesi durumunda ülke ekonomisini “uçuracağını” iddia eden kişi o yetkiyi alır almaz patlak veren ekonomik kriz, tüm ülkeyi kasıp kavuruyor. Giderek büyüyen bu kasırgadan en fazla nasibini alan bölgelerin başında ise Doğu Karadeniz geliyor. 

İktidar Trabzon’daki yıpranmışlığını kendisi de gördüğü için Van’da kayyum olarak görev yapan Sn. Murat Zorluoğlu’nu Trabzon’a aday yaptı. Ama ilköğrenimi dışında Trabzon’da yaşamadığı belirtilen Van Valisi Murat Zorluoğlu da Trabzon’a derman olamayacağı için Trabzon’da değişim vakti gelmiştir! Daha önce Adalet ve Kalkınma Partisi’ne oy verdiği için pişman olduğunu söyleyen vatandaşlarımız, işsizlik ve parasızlık nedeniyle artık oy tercihlerinin değişeceğini bizzat gelip söylemekten bile çekinmemeleri de dikkat çekici idi!

Cumhuriyetin birikimi olan köklü üretim tesislerini özelleştirme adı altında peşkeş çekerek üretim ekonomisini bitiren, büyük şehirlerde rant ve gösteriş projeleri ile borç ve tüketim ekonomisini hayata geçiren AKP’nin, yoksulluk, işsizlik ve umutsuzluğa mahkum ettiği bölgelerden biri ve aynı zamanda en fazla oy aldığı yer Doğu Karadeniz…

Yerinde yaptığımız incelemelerden gördüğümüz şu ki dünyanın başka yerinde olmayan doğal zenginliklere, yer altı kaynaklarına, dış ticaret açısından stratejik ve son derece avantajlı bir konuma, önemli lojistik imkanlarına, nitelikli yetişmiş insan gücüne; özetle kalkınma ve gelişme için gerekli temel faktörlere sahip olmasına rağmen Doğu Karadeniz ekonomisi giderek kan kaybediyor. Bölgede yaşam koşulları hızla kötüleşiyor.

Bölgenin önemli illeri olan Trabzon ve Rize, işsizliğin, geçim derdinin, umutsuzluğun ve maalesef ayrıca incelenmesi gereken müthiş bir çevre katliamının pençesinde kıvranıyor.

“YEREL ÜRÜNLER”DE KAN KAYBI!..

Karadeniz bölgesinde; ekonomik, sosyal ve demografik açıdan çok önemli bir yere sahip ve yöre insanının temel geçim kaynağı olan özellikle fındık ve çayda üretici devasa sorunlarla boğuşuyor, ciddi bir darboğaz yaşıyor.

Hükümetin tarım politikaları ve çiftçiye karşı duyarsızlığı yüzünden bu stratejik ürünlerin üretiminde yaşanan kan kayıpları hem genel ekonomimiz; hem de ekonomisi ağırlıkla bu ürünlere dayalı Karadeniz bölgesinde geçim şartlarını zorlaştırıyor, yerel ekonomiyi ve toplumsal istikrarı tehdit ediyor.

Bölgede temel geçim kaynağı olan, ekonomik ve sosyal yapı açısından hayati önemdeki fındık, çay, mısır, balıkçılık gibi ürün ve sektörlerdeki sıkıntıların bir an önce giderilmesi, geçimini bu ürünlerden sağlayan milyonlarca üretici ve bu ürünlere dayalı sanayii kollarının ayakta kalabilmesi için acil önlem alınması gerekiyor.

FINDIK ÜRETİCİSİ PERİŞAN

Fındıkta dünyadaki toplam üretim alanlarının yüzde 77,9’una sahip olan Türkiye, toplam üretiminin ise 2017 itibariyle yüzde 70’ini gerçekleştiriyor. Türkiye’deki fındık üretim alanlarının yüzde 31,9’u Ordu, yüzde 16,5’i Giresun, yüzde 13,7’si Samsun, yüzde 11,2’si Rize, yüzde 9,2’si Trabzon’da. Ayrıca fındık; Artvin, Sinop, Tokat, Düzce, Sakarya, Kocaeli, Bartın, Zonguldak, Kastamonu ve daha birçok ile yayılan geniş bir alanda 500 bini aşkın üretici (aileleriyle birlikte 2 milyona yakın kişi) için temel geçim kaynağı… Dünyada fındığın yüzde 80’i çikolata sanayinde, yüzde 10-12’si pastane ve bisküvi mamullerinde, yüzde 3-4’ü kuruyemiş ve yüzde 2-3’ü dondurma yağ sanayinde tüketiliyor. Türkiye’de üretilen fındığın yüzde 15-20 oranındaki bir bölümü iç tüketime gidiyor.

Fiskobirlik out, Ferrero in!..

Karadeniz’de fındık üreticisi, özelleştirmeler yoluyla mağdur edildi, şirketlerin insafına bırakıldı. AKP iktidarıyla başta Fiskobirlik ve diğer 13 birliğin yavaş yavaş fındık sektöründe devre dışı bırakılmasıyla birlikte piyasada tekelleşen Ferrero isimli İtalyan şirket, dünya fındık üretiminin yüzde 70’ini gerçekleştiren Karadeniz’de piyasayı ele geçirdi. Üreticinin ürettiği ürünü depolama alanı bulunmazken, Fiskobirlik’in her kentteki depolama alanları, birlik devre dışı bırakıldığı için kullanılamaz oldu. Depolama alanı olmayan üretici fındığı hızla elinden çıkarmak zorunda kaldığı için düşük fiyata katlandı. Ürettiği ürüne sezon başında taban fiyat alamayan ve hasat sonrası ürününü depolayamayan üretici fındıkta tekelleşen Ferrero’ya bu ürünü çok düşük fiyatlarla vermek zorunda kaldı.

Fındıkta sorunlar

  • Türkiye’de ağırlıklı bölümü Doğu Karadeniz’de olmak üzere 39 ilde 400 bin aile 700 bin hektar alanda fındık üretimi ile uğraşıyor.
  • Ülkemizde 2015’te yılında 646 bin ton olan fındık üretimi 2016’da yüzde 35 azalarak 420 bin tona düştü, 2017’de ise tekrar artarak 675 bin ton oldu. Bu, fındıkta dünya üretiminin yaklaşık yüzde 70’i demek.
  • 2016’da miktar 240 bin ton olan 2017’de 270 bin tona yükselirken, ihracat geliri 1.9 milyar dolar olarak değişmedi.
  • 2023 hedefine konulan yaklaşık 1 milyon tonluk tüketime rağmen, Türkiye’de fındık üretimi istikrarlı biçimde artmıyor. Emeğini karşılayacak fiyatı bulamayan üretici fındık bahçelerini sökme yoluna gidiyor.
  • TOPRAK Mahsulleri Ofisi (TMO) fındık alımı yapmazken, serbest piyasadaki fiyatlar da üreticileri tedirgin ediyor. Sezon başında serbest piyasada 13 lira olan fiyatlar 12 liraya geriledi, eski fındık ise 10 liradan alıcı buluyor.
  • Türkiye’nin arzındaki dalgalanmalara bağlı fiyat istikrarsızlığı yüzünden oluşan güvensizlik önemli fındık alıcısı küresel firmaları, Arjantin, Şili gibi ülkelere yönlendiriyor.
  • Dünyanın en büyük fındık üreticisi Türkiye’deki oldukça düşük verimlilik, kârlılığı olumsuz etkileyen ana faktör. Türkiye’de yıllara göre 90-100 kilo olan, 2016’da 58 kiloya kadar düşen hektar başına üretim rakip ülkelerde 150-200 kilo arasında değişiyor.

Çözüm

  • Fiskobirlik, çok daha etkili bir yapılanma ile yeniden canlandırılmalı, fındıkçı Ferrero’nun insafına terkedilmemeli!
  • Fındıkta devlet üreticiye sahip çıkmalı, üreticinin zarar etmemesi için TMO piyasaya girip müdahale alımı yapmalı.
  • Fındıkta verim ve kaliteyi artırmak için bahçelerin yenilenmesi en öncelikli adım olmalı, yaşlı bahçelerin sökülerek yenilenmesine devlet desteği sağlanmalı.
  • Fındıktaki destek, alana değil üreticiye verilmeli, söküm yapanlara teşvik uygulanmalı ve kaliteli üretim ödüllendirilmeli.
  • Haziran 2009’da serbest piyasaya bırakılan fındık üretimine yönelik devlet yardımları artırılmalı, işlevsel hale getirilmeli.
  • Fındıkta lisanslı depoculuk ve ürün borsacılığı piyasanın sağlıklı işleyişini sağlayacak ve sektöre küresel çapta dinamizm kazandıracak şekilde yürütülmeli.
  • Üreticinin emeğinin karşılığını alabilmesi, ülkemizin tüketim ve ihracat hedeflerine ulaşılabilmesi için fındıkta verim dekar başına 150-200 kilo aralığına çıkarılmalı.

BALIKÇILIK SEKTÖRÜ S.O.S VERİYOR!..

Bölgenin önemli bir ekonomik faaliyet ve geçim kaynağını da balıkçılık oluşturuyor. Türkiye denizlerinde yapılan avcılıkta yaklaşık yüzde 80’le en büyük paya Karadeniz sahip bulunuyor.

Ne var ki; yanlış avlanma, iklimsel, çevresel koşullar ve ihmal gibi nedenlerle Karadeniz’deki balık popülasyonu giderek azalıyor, her geçen gün yok oluşa biraz daha yaklaşıyor. Bunda; av gücünün çok fazla olması ve dolayısıyla ciddi av baskısının olması birincil faktörü oluşturuyor. Türkiye denizlerinde hunharca avlanma yapılıyor. İklim değişikliği ve nüfus artışına paralel olarak denizlerdeki kirlilik de Karadeniz’deki balık stoklarını etkiliyor. Bu şartlarda devam edilecek olursa yakında balığı sadece resimlerde göreceğiz. Karadeniz’de S.O.S. veren balıkçılık sektörü, ülkeyi yönetenlerin acil önlem almasını, etkili politikalar geliştirmesini zorunlu kılıyor.

Trabzon’da neler oluyor?

  • Trabzon’da tarih, kültür, doğa ve çevre imar rantı yüzünden adeta katlediliyor. Kent kimliği, kent kültürü ve geçmişi Araplara peşkeş çekilerek adeta yok ediliyor.
  • Beşikdüzü ilçesinde mevcut AKP’li belediye başkanı kendisini “kasabanın şerifi” olarak tanımlayarak, kanunları kendi keyfine göre uyguluyor. İmar Kanunu’nun 18.maddesini haksız hukuksuz biçimde uygulayarak kamu alanları 3.şahıslara peşkeş çekiliyor, imar planları halktan saklanıyor, yeşil alanlar yok ediliyor, tarihi binalar, tarihi okullar yıkılıyor, ilçenin neredeyse tamamı belediye uygulamalarından şikayetçi en son 800 Beşikdüzülü nün açtığı dava sonucunda Trabzon İdare Mahkemesi belediye uygulamalarıyla ilgili yürütmeyi durdurma kararı alarak vatandaşın haklılığını kanıtladı.
  • Trabzon Türkiye’nin en fazla göç veren ili, nüfusunun %75’i başta İstanbul büyük şehirlere göç etmiş durumda
  • Araştırmalar gösteriyor ki Trabzonlunun sadece yüzde 5,9’u din faktörünü göz önünde bulunduruyor. Halk işsizlik, ekonomi, terör, altyapı, ulaşım ve eğitim konularında hükümetten memnun değil ve artık alternatif arıyor. 1977’de solun toplam oyunun % 40’larda olduğunu da unutmamak lazım.
  • Fındık taban fiyatı sezon başında Haziran-Temmuz aylarında açıklanmalı. Bu sene belki de hiç fiyat açıklamayacaklardı ama CHP’nin TBMM’de zorlamasıyla hasattan 3 ay sonra 14 TL açıklandı ama yine de parası olmayan üretici sezon başında borçlarını ödeyebilmek için tekel konumuna gelmiş olan Ferrero’ya ve komisyonculara 11 liradan satmak zorunda kaldı. Üretici; budama, gübreleme, ilaçlama, teras bakımı, depolama gibi masraf için 14,5 TL harcamak zorunda kalıyor, verilen fiyat bunu bile karşılamıyor. Bu fiyat hasat başından açıklanmış olsaydı üretici zarar etmeyecek, en azından masrafını çıkarmış olacaktı.
  • Fındık Türkiye’nin yerli, milli stratejik ürünü, üstelik bu üründe Türkiye “net ihracatçı”. 2 milyar $ ihracatla zirai ürün ihracatının %10 undan fazlası tek başına fındıktan oluşuyor ama devlet üreticiye sahip çıkmayarak Ferrero’nun insafına terk etmiş durumda. Aslında iç piyasaya ayrı ihracata ayrı fiyat uygulaması yapılabilir. Dünya fındık üretiminin %70’lerini elinde bulunduran Türkiye ama devletin yanlış politikaları yüzünden fiyatta belirleyici olamıyor.
  • Fındık çalıştayı mutlaka senede 1-2 kere yapılmalı, üreticinin sorunları ilk ağızdan dinlenerek beklentiler karşılanmalı.

SONUÇ olarak, aslında Trabzon’da her şey var. Karadeniz’in incisi, Fındıkta dünya birincisi, tarihi-doğası-kültürü-ipek yolu var, denizi limanı-hamsisi var, Yeraltında madeni var, Ormanı-tarımı var, Trabzonspor’u var ama Üretemiyor-Büyüyemiyor-adil Bölüşemiyor. Yani Un var Şeker var Yağ var, ama Helva olmuyor çünkü sorun ustada artık yeni bir Usta zamanı.

KUTU:

TRABZON’DAKİ GENEL SOSYO EKONOMİK GÖRÜNÜM

Doğu Karadeniz bölgesinin en büyük ili konumunda ve köklü bir tarihe, coğrafi konumu dolayısıyla önemli avantajlara sahip olan Trabzon, ağır sosyo ekonomik sorunların kıskacında bulunuyor. AKP döneminde hızla büyüyüp ağırlaşan bu sorunlar giderek büyürken, iktidarda çözüm iradesi gözükmüyor.

  • Türkiye’nin geneli gibi Trabzon’un da kanayan yarası işsizlik ve hayat pahalılığı…
  • Kentte ciddi bir iş alanı bulunmuyor. İşsizlik, pahalılık, geçim sıkıntısı, umutsuzluk ve gelecek kaygısı, yöre insanını bir cendere gibi sımsıkı sarmış durumda.
  • Dağlık ve engebeli coğrafi yapısı, toprak azlığı, tarımı zorlaştırırken, bölgeye özgü fındık, çay, tütün, mısır, patates, fasulye gibi tarım ürünleri ile tereyağı, peynir, süt, et gibi hayvansal ürünlerde devletin yanlış politikaları, ülkedeki genel ekonomik darboğaz ve aracılar fahiş karlar elde ederken üreticinin emeğinin karşılığını alamaması, geçimi zorlaştırıyor, hayatı çekilmez kılıyor.
  • Kıyılar mahvolmuş durumda, hayvancılık ve tarım gibi balıkçılık da can çekişiyor.
  • Deniz, doğa, tarih, spor, üniversite, kültür ve sanat kenti olarak bilinen Trabzon’da tüm bu imkanlar turizmin ve genel olarak ekonominin gelişimine katkı veremiyor.
  • Ekonomik yapı ve üretim ilişkilerindeki köklü sorunlar, sosyal sorunlara, işsiz güçsüz, çaresiz insanlar ve özellikle gençlerde yozlaşmaya yol açıyor.
  • Kentin içinde ve tüm ilçelerinde, ileri boyutlarda katı atık sorunları, çevre sorunları, yaşanıyor. HES’lerle dereler adeta kurutuluyor.
  • Önemli uluslararası yolların kavşağında oluşu, zengin turizm potansiyeli, denizi, yer altı kaynakları, yetişmiş insan gücü, eşsiz doğası, Rusya ve BDT ülkelerine yakınlığı ve daha birçok özellikleriyle, büyük bir kalkınma potansiyeline sahip olan Trabzon, izlenen yanlış politikalar nedeniyle bu zengin potansiyelini değerlendirip hak ettiği kalkınma ivmesini yakalayamıyor, ülke ekonomisine verebileceği katkıyı veremiyor.

300 kişinin çalıştığı fındık fabrikası kapandı

İşsizliğin hayatı zorlaştırdığı Trabzon’da az sayıdaki istihdam alanlarından biri olan bir fındık fabrikası geçen ay kapatıldı, 300 çalışan işsiz kaldı. İtalyan Çikolata Firması Ferrero, Oltan Gıda’yı satın aldıktan sonra bünyesine geçen Maçka Esiroğlu Mahallesindeki 300 kişinin çalıştığı “Fındık Kırma” fabrikasında faaliyetleri durdurdu. İşçiler 6 aylık ücretli izne ayrılırken fabrikanın yeniden açılıp açılmayacağı sorusunu ise Ferrero yanıtsız bırakıyor.

TRABZON’A İLİŞKİN TEMEL GÖSTERGELER:

Nüfus:

  • 786 bin 326 kişi
  • 2017 yılında nüfus artış hızı % 0,9 (Türkiye %1,24)
  • Türkiye’nin nüfus bakımından 28., Doğu Karadeniz bölgesinin en büyük ili.
  • Türkiye nüfusunun yaklaşık %1’i Trabzon’da yaşıyor.
  1. 18 ilçesi var; en kalabalığı 332.504’le Ortahisar, ikinci 121.535’le Akçaabat
  • Nüfusun tamamı il ve ilçe merkezlerinde yaşıyor.
  • İl nüfusu 2000’den bu yana yaklaşık 200 bin kişi azalmış.
  • Nüfus yoğunluğu (kilometrekareye düşen kişi sayısı) 169. (Türkiye 105)

Trabzon nüfusu (kişi)

2007 740.569
2008 748.982
2009 765.127
2010 763.714
2011 757.353
2012 757.898
2013 758.237
2014 766.782
2015 768.417
2016 779.379
2017 786.326

Yeraltı kaynakları

  • Çok çeşitli maden yataklarına sahip.
  • En önemlileri Bakır, Kurşun, Çinko, Molibden  ve Manganez cevherleşmesi…  Araştırmalara göre, ilde 74 metalik maden yatağı ve zuhuru var. (Bakır-Kurşun-Çinko-Pirit-Molibden gibi önemli maden yatakları özellikle Maçka, Sürmene, Yomra ve Of İlçelerinde yoğunlaşıyor)
  • Önemli endüstriyel hammaddeler ise çimento hammaddesi, kil ve kaolin. Çoğunlukla, inşaat sektöründe dolgu veya endüstriyel hammadde tedarik kaynağı olarak kullanılan taş ocakları yönünden büyük bir potansiyele sahip.

Tarım ve hayvancılık

  • 466 bin hektarlık alanın %43’ünü ormanlar, %26’sını meralar, %22’sini tarımsal alanlar, %9’unu kültür dışı araziler oluşturuyor.
  • 70 bin dolayında tarımsal işletme var.
  • Mısır, patates, yem pancarında Doğu Karadeniz illeri arasında birinci.
  • Karalahana, pazı, kabak ve yeşil fasülye üretiminde önde geliyor.
  • Fındık şehir ve bölge için stratejik bir ürün…
  • Türkiye’nin fındık üretiminin%15’ini, çay üretiminin %29’unu yapıyor.
  • Balıkçılık Trabzon kültürünün en önemli parçalarından biri.

Lojistik

  • Üst seviyede bir ulaşım ağına sahip
  • Tarih boyunca önemli bir lojistik merkezi
  • Yılda 3,5 milyon ton yükleme boşaltma kapasitesiyle 24 saat hizmet veren Trabzon Limanı, 1957’den beri hizmet veren Trabzon Havalimanı büyük avantajları.

Yatırım

  1. AKP döneminde Trabzon teşvikli yatırımlardan sadece yüzde 0,4 pay alabilmiş.
  • Yıllar itibariyle yaratılan yeni istihdam, nüfus artışına karşılık verecek sayının çok altında.
  • 9’u yabancı 8’i yerli olmak üzere toplam 17 firma faaliyet gösterdiği Trabzon Serbest Bölgesi önemli bir yatırım, üretim ve ticaret merkezi

Sanayi

  • Sanayi sicil belgesine sahip 500 dolayında firmanın %26’sı fındık, çay ve su ürünleri başta “gıda ve içecek” sektöründe.
  • Sanayi işletmelerinin %28’i mikro, %60’ı küçük, %10’u orta, sadece %2’si büyük ölçekli.
  • Sanayileşme ilin potansiyeli ile kıyaslanınca yetersiz.

Dış ticaret

  • 2015 yılında 1 milyar 545 milyon dolar ihracatla 81 il arasında 13’üncü sırada yer alan Trabzon’un yıllık ihracatının 2016’da 1 milyar 341 milyon dolara, sırasının 14’e, ihracat tutarının 2017’de 1 milyar 197 milyon dolara, ilin sıralamadaki yerinin 16’ncılığa düştüğü görülüyor.
  • Trabzon’un ihracatının tamamına yakınını tarım, hayvancılık ve balıkçılık ürünleri oluşturuyor. Tarım ürünleri içinde de en büyük pay fındığın

Trabzon’un ihracatı

  Milyon $ Değ. (%)
2011 1.088,5 7,6
2012 1.099,6 1,0
2013 1.165,8 6,0
2014 1.317,0 13,0
2015 1.545,2 17,3
2016 1.341,9 -13,2
2017 1.197,2 -10,8

Turizm

  • Özellikle son 2000’li yıllarda turizm alanında büyük ilerleme kaydeden illerden biri, ancak son yıllarda turizmde ülke genelinde yaşanan sıkıntıdan İl de payını almış.
  • Sümela Manastırı, Uzungöl, Ayasofya Camii gibi dünyaca bilinen turizm destinasyonları, yeşil yaylaları, rahat ulaşım olanakları ve uygun fiyatları ile turistler için cazip özelliklere sahip bir il.
  • Trabzon’un turizmdeki potansiyeli değerlendirilemiyor.

15 Temmuz’un Tankları 2010 Referandumunda Yakıt Almaya Başladı



FINDIKLI

CHP’li Umut Oran, Rize Fındıklı’da halkın kaçak çayı önlemeyen siyasetçilerden hesap sorması çağrısında bulunurken, 2010 referandumunda ‘evet’ oyu verenlerin bu kez aynı hatayı tekrarlamamasını istedi. Umut Oran, “O zaman bizi dinlemeyenler şimdi gerçekleri görüyorlar, ‘keşke evet demeseydik de yargıyı ele geçirmeseydi bu FETÖ’ diyorlar!  Aslında 15 Temmuz’da sokağa çıkan o tanklar var ya onların yakıt deposunu ilk olarak 2010 referandumunda evet diyenler doldurmaya başladı. 2010 referandumunda evet çıkmasaydı o tanklar yürüyemezdi. Bu kez aynı tuzağa düşmeyin, herşeye evet deyip kabul etmemek lazım, gelin bu kez hayır deyin, ülkenin birliğindin bütünlüğünden yana oy kullanın” diye konuştu.

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Umut Oran, referandum çalışmaları kapsamında Anadolu’yu karış karış gezerek “bu sadece bir seçim değil memleket meselesi” diye uyarmayı sürdürüyor. Daha önce Adana, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bolu, Burdur, Bursa, Denizli, Düzce, Isparta, İzmir, Kastamonu, Konya, Malatya, Manisa, Mersin, Niğde, Trabzon ve Tekirdağ’a giderek çalışma yürüten Umut Oran bugün Rize’de çeşitli temaslarda bulunuyor. Rize Fındıklı‘da “hayır” bürosunun önünde vatandaşlara seslenen Umut Oran şöyle konuştu:

KAÇAK ÇAYI İŞSİZLİĞİ KONUŞMAK GEREKİR

Öncelikle hepinizin Regaip Kandilinizi kutluyorum. Ben iktisatçıyım buraya gelirken Rize’nin durumuna baktım. Keşke buraya gelirken bütün siyasetçilerin amacı aş iş yaratmak olsaydı. Keşke buraya ülkenin gerçek gündemiyle hiç alakası olmayan referandumu konuşmak için değil de ekonomiyi düzeltmeyi, işsizliği önlemeyi, kaçak çay sorunun nasıl önleneceğini konuşmaya gelseydik.

TRABZON, RİZENİN 10 KATI İHRACAT YAPIYOR

Ekonomiye baktığımda diyorum ki neden Rize tek ürüne, tek üreticiye ÇAYKUR’a, tek pazara mahkum kalmış? Mesela son 15 yıl içinde Rize’nin ihracatı 150 milyon dolar, biraz önce Trabzon’dan geldik iki katı nüfusuna sahip Rize’nin ama 10 katı ihracat yapıyor, 1,5 milyar dolar ihracat yapıyor. Neden Rize daha fazla ihracat yapamıyor? İhracat daha çok iş daha çok yatırım demek. 15 yılda Türkiye’de 500 bin yatırım teşvik belgesi var, bunların sadece 138 sadece Rize’ye ait.

TEK ÜRÜNLE TEK PAZARLA OLMUYOR

Türkiye’nin en önemli sorunu her yerde işsizlik. 7 milyona yakın işsizlik var, Suriyeden gelenler 4 milyon. En önemli sorunumuz iş aş, bunlar olmadan sosyal arış olmuyor. 15 yıl genlinde 2 milyon istihdam sağlanmış. Ama nüfusumuz da işsizlik de artıyor. Bu 2 milyon istihdamın içinde Rize’nin aldığı pay sadece 3 bin. Tek pazara mahkum olunca ilerleyemiyorsunuz. Tek toptancı var ÇAYKUR, olmuyor o zaman rekabet lazım çoğulculuk lazım. Onu da Varlık Fonu’na devrettiler artık kimse denetimini yapamayacak. 4 milyon Suriyeli Türkiye’deki nüfusu 10 sene sonra ne olacak, siyasetçinin bunu düşünmesi lazım.

15 YILDIR RİZE HAKETTİĞİNİ ALMIYOR!

Şunu söylemeye çalışıyorum bakın buradan ne kadar güzel siyasetçiler çıkmış. Daha önce başbakan çıkarmış, şimdi de Cumhurbaşkanı Rizeli. Ama sonuçta baktığım zaman son 15 yılda Rize’nin hak ettiğini almadığını görüyorum. Bunları da bu ülkeyi çok seven her tarafında iş aş sosyal barış olmasını isteyen siyasetçi insan iktisatçı olarak söylüyorum.

Terör bir insanlık suçu PKK Bir halk düşmanı. Ama hala Türkiye’de terör örgütleri cirit atıyor. Bugün ülkemizde vatandaşımızın can ve mal güvenliği korunabiliyor mu? O zaman biz neden bu ülkede başkanlık referandumuyla uğraşıyoruz. Güneyimizde PKK federal devletini kurmak üzere, orada bir savaş ortamı var. Bizim en çok birlik beraberlik dayanışma içinde olacağımız zaman. O terör ortamı nedeniyle kaçak çayın arttığını, finansman sağladığını neden konuşmuyoruz? Siz neden siyasetçilere bunun hesabını sormuyorsunuz?

15 TEMMUZ’UN TANKLARI 2010 REFERANDUMUNDA YAKIT ALMAYA BAŞLADI

Aldatıldık kandırıldık diyerek bu ülke yönetilemez. Vatandaş bunu diyebilir ama devlet adamlarının, ülkeyi yönetenlerin böyle bir hakkı yoktur. Bakın 15 Temmuz darbe girişimi için biz çok önceden uyardık, 12 Eylül 2010 referandumunda yapmayın etmeyin bunu yaparsanız yargı elden gider bu kumpas davalarına inanmayın dedik, dinletemedik. O zaman bizi dinlemeyenler şimdi gerçekleri görüyorlar, keşke evet demeseydik de yargıyı ele geçirmeseydi bu FETÖ diyorlar!  Aslında 15 Temmuz’da sokağa çıkan o tanklar var ya onların yakıt deposunu ilk olarak 2010 referandumunda evet diyenler doldurmaya başladı. 2010 referandumunda evet çıkmasaydı o tanklar yürüyemezdi. Bu kez aynı tuzağa düşmeyin, herşeye evet deyip kabul etmemek lazım, gelin bu kez hayır deyin, ülkenin birliğindin bütünlüğünden yana oy kullanın.

CUMHURİYETİN TAPUSUNU BEN SANA VEREMEM

Başkanlık da başkanlık canı gitsin başkanlığın. Dünya sol partilerinin Birleşmiş Milletler’i olan Sosyalist Enternasyonal’in başkan yardımcısıyım. Bakıyorum orada 203 ülkenin en dipteki 20 ülkesinin 19’u başkanlıkla yönetiliyor. Bu ülkelerde aynı zamanda kan, gözyaşı, acı, iç savaş var bu ülkelerde. Ben de bunu anlatmak için geliyorum buralara. Partide yönetim görevim yok ama ben buraya Mustafa Kemal’in askeri olarak geldim. Bizim gündemimizi ayrılık gayrılık değil. İktidar önce yangını söndürmeli asla yangına körükle gitmemeli bu ülkeyi bölmemeli, kutuplaştırmamalı. Bizim de görevimiz ana muhalefet olarak iktidarın görmediklerini göstermemiz lazım. Mustafa Kemal’in askeri isem Cumhuriyetin tapusunu ben sana teslim edemem demem lazım. Bundan da çekinmemem lazım. O zaman bu başkanlığa da tek adamlığa da hayır diyorum.