Yazılar

Orta Vadeli Fiyasko !

 

ORTA VADELİ PLANDA;

ENDÜSTRİ 4.0; DİJİTAL DEVRİM; BİLGİ TOPLUMU VE AKILLI TEKNOLOJİ İÇİN AR-GE YOK ! 

BOL BOL VERGİ ARTIŞI VE ZAM VAR 

MİLLET MARS’A GİDERKEN, AKP İLE ORTAÇAĞA YOLCULUK

Türkiye, içeride ve dışarıda öngörülemez, risklerle dolu ve tehditlerin giderek büyüdüğü bir konjonktüre doğru hızla savrulurken AKP hükümeti, ekonominin 3 yıllık yeni yol

haritası diye yine iddiasız, tutarsız, inandırıcılıktan yoksun bir Orta Vadeli Program (OVP) daha açıkladı ve sözde “ekonomik tedbir” adı altında bir sürü vergi ve zama dayalı bir program açıkladı.

Hükümet tarafından açıklanan 2018-2020 dönemine ait OVP’de yer alan hedef ve öngörüler tek kelimeyle dayanaksız ve gerçeklikten uzaktır.. İçsel tutarsızlık ve çelişkilerle dolu OVP, ortaya bir vizyon koyamamıştır.

Bu planda gelecek ile ilgili bütün dengeleri değiştirecek olan ve tüm dünyanın en önemli gündemi olan yakın geleceği belirleyecek “endüstri 4.0” yer almamıştır.

OVP’de 2017’de 852 milyar dolar olacak GSYH’nin önümüzdeki üç yılda, her yıl kaydedilecek yüzde 5,5’erlik büyüme ile 2020’de 1 trilyon doları; bu yıl 10.579 dolar olacak kişi başına gelirin de dönem sonunda 13 bin doları aşacağı öngörülmüş. Önümüzdeki 3 yıla ilişkin hedefler bir yana bu yıla ilişkin gerçekleşme tahminine bakalım. 2017’de öngörülen 852 milyar dolarlık milli gelir gerçekleşme tahmininde ortalama dolar kuru 3,56 TL olarak alınıyor. Oysa OVP’nin açıklandığı 27 Eylül itibariyle cari dolar kuru 3,57 TL’nin üzerinde gerçekleşti ve 1 Ocak-27 Eylül dönemi itibariyle ortalama dolar kuru 3,60 TL oldu. Programdaki yıllık hedefin tutması için kalan 3 ayda cari dolar kurunun düşmesi, son çeyrek ortalamasında 3,50 olması gerekiyor ki trend, dövizde artış/TL’de değer kaybı şeklinde, yani tam tersi yönde. Buna göre OVP’deki 2017 milli gelir gerçekleşme tahmini bile daha baştan sapmış bulunuyor.

2023 hedeflerini artık ağza almıyorlar… 

AKP, önceki yıllarda oldukça iddialı, ancak hayali 2023 hedefleri ile insanımızı kandırıp oyunu aldı. Yeni açıklanan OVP’ye göre2020 yılında GSYH 1,1 trilyon dolar, kişi başı milli gelir de 13bin 24 dolar olacakmış? Hadi diyelim oldu. Hani 2023’te GSYH 2trilyon dolar, kişi başına milli gelir 25 bin dolar olacaktı? Sonraki3 yılda milli gelir bir mucize ile ikiye mi katlanacak, peki nasıl?

Hükümetin Orta Vadeli Program (OVP) temel hedefleri

  2017GT 2018H 2019H 2020H
GSYH (Milyar TL) 3.035,0 3.446,0 3.872,0 4.321,0
GSYH (Milyar $) 852,2 930,2 997,6 1.074,4
Büyüme hedefi (%) 5,5 5,5 5,5 5,5
Kişi b.m.gelir ($) 10.579 11.409 12.100 13.024
Ortalama kur öngörüsü ($/TL) 3,5614 3,7046 3,8813 4,0218
Yıllık enflasyon tahmini (%) 9,5 7,0 6,0 5,0

Şirketlerin de çalışanların da vergi yükü artacak!.. 

OVP kapsamındaki önlemler, çalışanlar ve dar gelirliler başta olmak üzere her kesim açısından bir “kemer sıkma” döneminin başladığını gösteriyor. Çalışanlar maaş ve ücretlerindeki vergi yükünün azaltılmasını isterken, ekonomi yönetimi tam tersine gelir vergisi tarifesinin üçüncü diliminde 3 puanlık artışa giderek vergi oranını yüzde 27’den yüzde 30’a çıkarıyor. Bunun anlamı, gelecek yıl çalışanların maaş ve ücretlerinden daha fazla vergi kesintisi demek. Yani, ele geçen para daha da küçülecek, emek kesiminin milli gelirden aldığı pay daha da düşecek.

Gelir vergisi tarifesindeki bu artış, zaten kötüye giden ekonomi ve daralan piyasalar nedeniyle mali durumu sıkıntıda olan şirketler kesiminin de vergi yükünü artıracak. Aynı zamanda finans sektöründe kurumlar vergisi oranının yüzde 20’den yüzde 22’yeçıkarılması da banka ve finans kurumlarının vergi yükünü ağırlaştıracak.

Motorlu Taşıtlar Vergisi’nde yüzde 40 artışa gidiliyor. Yeni alınacak binek otomobillerde aracın değeri arttıkça vergi miktarında da yüzde 10-20 oranında artış olacak. Şans oyunları ve çekilişlerde elde edilen ikramiyeler üzerinden alınan vergilerde yüzde 10 olan vergi oranı yüzde 20’ye çıkarılıyor. Halen kolalı gazozlardan alınan yüzde 25 oranındaki ÖTV’nin kapsamı, meyveli gazozları ve enerji içeceklerini de kapsayacak. OVP’de öngörülen makro ekonomik hedeflerin tutmayacağı aşikarken, şirketler, bankacılık sektörü ve bireylerin vergi yükü artacak, harcanabilir gelir azalacak. Bu durumda, kağıt üstündeki hayali ve iyimser kurla hesaplanmış büyüme hedefi nasıl tutacak?

Savaş önlemi ise yetersiz, değilse fırsatçılık!…

Açıklanan tedbirler kapsamında elde edilecek gelirlerden 8 milyar liralık bir kaynağın münhasıran Savunma Sanayii Destekleme Fonu’na ilave gelir olarak aktarılacağı belirtiliyor. Tüm bu tedbirlere de “Jeopolitik riskler ve bu risklerin bütçede doğurduğu harcama ihtiyaçları” gerekçe gösteriliyor. Açıklanan bu tedbirler bir “savaş ekonomisi”ni çağrıştırıyor, ancak bir savaş durumunda bu önlemlerin hiçbir işe yaramayacağı da ortada… 

Hazine ciddi nakit sıkıntısında!…

15 yılda Cumhuriyetin tüm birikimlerini satarak elde ettiği 60milyar doların üzerindeki özelleştirme gelirini har vurup harman savuran AKP; şimdi satacak ciddi bir varlık kalmayınca kamu lojmanlarını satarak bütçeye gelir yaratmayı umuyor. Hayali, tutarsız makro ekonomik hedeflerin ötesinde gerçekte neredeyse sırf vergi artışından ibaret olan OVP kapsamındaki bu önlemler, Hazinenin ciddi bir nakit sorunu içinde olduğunu gösteriyor. 

Yüksek işsizlik sürecek!…

OVP’de bir yandan üç yıl boyunca yüzde 5’in üzerinde büyüme iddiası, diğer yandan da işsizliğin düşmeyeceğinin itiraf yer alıyor. İşsizlik oranının bu yıl yüzde 10.8, gelecek yıl yüzde 10.5,2019’da yüzde  9.9 ve 2020’de yüzde 9.6 olacağı öngörülüyor. İşsizlik oranına ilişkin öngörülen geçen yılki OVP’dekin den bile daha kötü bir tablo arz ediyor. Ekonomideki gidişat dikkate alındığında bu hedefler bile çok iyimser kalıyor, çift haneli işsizliğin artarak süreceği görülüyor. KGF garantileri ile piyasaya pompalanan kredilerle sağlanacak hormonlu büyüme, işsizlik sorununu çözmüyor. Önümüzdeki 3 yıla ilişkin işsizlik öngörüleri, öngörülen her yıl yüzde 5,5 büyüme hedefiyle çelişiyor.

Hayat pahalılığı artacak!.. 

Geçen yılki OVP’de 2017 için yüzde 6 enflasyon hedefi yer alıyordu. Yeni OVP’de enflasyonun 2017 yılı sonunda yüzde 9.5olacağı öngörülüyor. Bu yıla ilişkin iyimser gerçekleşme tahmini tutsa bile enflasyonda yüzde 50’nin üzerinde bir sapma var. Bu da gelecek yıllar için öngörülen yüzde 7, 6 ve 5’lik enflasyon hedeflerinin inandırıcılığını şimdiden ortadan kaldırıyor. Hükümetin, Kredi Garanti Fonu garantörlüğünde, kredi verme yarışına giren bankaların boşalan kasalarını doldurmak için yüksek faiz veriyor. Sanayicinin üretim maliyetleri şu an yüzde15’lerde. Bölgesel ve küresel riskler yok sayılsa bile dövizdeki trend artış yönünde. Bu koşullarda bu enflasyon hedeflerinin tutması mucize…

AKP ülkeyi kurtaramaz!..

  • AKP’nin iç siyasette, dış politikada ve ekonomide uyguladığı politikalar sürdürülebilir değildir
  • Türkiye, önümüzdeki dönemde jeopolitik risklerle; ekonomimize ve milli güvenliğimize yönelik ciddi tehditlerle dolu çetin bir sürece giriyor.
  • Ekonomi, milli güvenlik, ülke bütünlüğü ve her alanda ülkemizi ciddi tehlikelerin beklediği bu kritik süreçte AKP’nin, isabetli ve etkili politikalar geliştirip uygulayamayacağı; risk ve tehditleri bertaraf edemeyeceği, bugüne kadarki deneyimle sabittir.
  • Özellikle ekonomide bizi bekleyen ciddi kriz ve çöküş riskine karşı ilgili tüm kesimler, Ekonomik ve Sosyal Konsey zemininde toplanarak bu kötü gidişe “dur” demek için seferber olmalı, yaklaşan tehlikeye karşı ortak akılla doğru ve etkili önlemler alınmalıdır.

 

 

Anayasa Paketinde Türk Milletinin Faydasına Tek Bir Madde Bile Yok!

 

 

basın toplantıs (5)

Tüm yurttaşlarımı oy kullanmaya ve bir ‘hayır’la vatanı kurtarmaya davet ediyorum.

“Referandum değil memleket meselesi, Hayırda Umut var” diyerek Anadolu’yu karış karış gezmeye devam eden Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, Sakarya’da “Her bir yurtsever, sandığa gitmeyen ya da evet demeyi düşünen sadece 1 kişiyi hayır demeye ikna etmelidir. Bugüne kadar verilen emekler, dökülen alın terleri sebebiyle “hayırlı bir Türkiye” bir adım uzaktadır. “Bir Oy Bir Vatan Kurtarır! Bir Hayır Bir Vatan Kurtarır! Tüm yurttaşlarımı oy kullanmaya ve bir hayırla vatanı kurtarmaya davet ediyorum” şeklinde konuştu.

CHP’li Umut Oran’ın Sakarya İl Başkanı Ayça Taşkent ve Sosyalist Enternasyonal Kadın Başkan Yardımcısı Hilal Dokuzcan ile birlikte Arya Otelde basın toplantısı düzenledi. CHP Sakarya Kadın Kolları Başkanı Emel Bircan ile Gençlik Kolları Başkanı Ulaş Yusuf Konyalı’nın da katıldığı toplantıda Umut Oran şöyle konuştu:

Gençlerin üzerinden elinizi çekin

Öncelikle Hayır için çalışma yürüten CHP’li gençlerimizi Halklis’lileri selamlıyorum. Şu anda 11 genç arkadaşımız tutuklu, toplam 73 arkadaşımız gözaltına alınmış bu süreçte. Ama korkunun ecele faydası yok, ne yaparlarsa yapsınlar hayırlı bir Türkiye’yi önleyemeyecekler! O kamu görevlilerini de ellerini gençlerimizin üzerinden çekmesini istiyorum.

Dün Erzurum bugün Sakarya’da

Türkiye’nin bütünlüğünü ve milletimizin birliğini tehdit eden anayasa değişiklik paketine “hayır” demek için Anadolu’yu karış karış gezmeye, hayırlı bir Türkiye hayalini halkımızla paylaşmaya devam ediyorum. Dün Erzurum’da, Şenkaya’nın sokaklarında hayırlı bir gün geçirdik ve bugün Sakarya’da partimizin vefakâr üyeleriyle hayırlı bir güne başladık. İllerin ilçelerin ismi değişse de Türkiye’nin her yerinde yükselen hayır dalgasını görüyorum.

Mutlukla söyleyebilirim ki “hayırın gücü” sadece anavatanda değil yavru vatan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde de gücünü gösteriyor. Aynı şekilde AKP’nin tüm provokasyon girişimlerine rağmen yurtdışında da yurttaşlarımız hem Türkiye’nin hem de kendilerinin geleceği için “tek adam rejimine” hayır diyorlar.

Kadınlar ve gençler ayakta

Kampanya sürecinde şahit olduğum ve beni çok memnun eden bir başka gelişmeyse Anadolu’nun her yerinde kadınların ve gençlerin ayakta olması. Türkiye’nin hızla otoriter bir yapıya bürünmesinin nelere mal olacağını en fazla onlar idrak etmişler. Anayasa değişikliği paketinde Türk milletinin faydasına olan tek bir maddenin bile olmadığını gayet iyi görmüşler.

Gençlerin işsizliği ve eğitimiyle ilgili tek bir madde bile yok

Gerçekten de Anayasa paketinde işsizliğe dair herhangi bir madde yok. Anaokulundan üniversiteye kadar ücretsiz ve kaliteli eğitime dair bir madde yok. 15 yıldır çözülmeyen ve tarikatlara devredilen yurt sorununa dair bir madde yok. Üniversite bitirip, işsizler kervanına katılanların çalınan hayatlarına dair, yıllar boyunca çalınan sınav soruları sebebiyle ataması yapılmayan öğretmenlere dair bir madde yok. Yani gençlerin hayatına ve geleceklerine dair hiçbir söz yok ama bol bol tek adam güzellemesi var.

Kadın cinayetleri ve ayrımcılığın önlemesi, kadın istihdamı da yok

Aynı durum kadınlar için de geçerli. 15 yıllık AKP döneminde her yıl artan kadın cinayetlerinin çözümüne dair tek bir satır yok. Kadın istihdamı, kadın işsizliği, kadınlara yönelik ayrımcılığın kaldırılması, kadına yönelik şiddet ya da cinsiyetçi dilin engellenmesine dair de tek bir satır yok. Ama “tüm yetkiyi tek bir kişiye devreden” onlarca madde var.

İşte Türkiye’de kadınların ve gençlerin yükselen hayır çığlığının sebebi de bunlar. Kadınlar ve gençler işsizliğin, terörün, geleceksizliğin, şiddetin sona ermesini istiyorlar. Gençler ve kadınlar, Türkiye’nin birliğinin güçlenmesini, bölünmenin önüne geçilmesini, kaba kuvvetin değil aklın ve bilimin ışığında hoşgörünün egemen olmasını istiyorlar. Bu yüzden hep beraber ve yüksek sesle “hayır” diyorlar. Ben de onların bu hayırlı çabalarını görüyorum. Onlar gibi ben de daha hayırlı bir Türkiye’nin, insanca yaşayabileceğimiz özgür, demokratik ve zengin bir ülkenin mümkün olduğuna inanıyorum.

Bu iktidar çift başlılıktan söz edemez, bütün yetki kendileriydi

Hayatın akışı ileriye ve gelişmeye dönüktür. Kim ne yaparsa yapsın dünyanın dönüşünü durduramaz. 15 yıldır iktidarı tek başına elinde tutan ve kendini hiçbir hukuk kuralıyla bağlı saymayan iktidarın bugün kalkıp istikrarsızlıktan ya da çift başlılıktan bahsetmeye hakkı yoktur. AKP, hiçbir Cumhuriyet hükümetinin sahip olmadığı kadar geniş yetkileri sınırsızca kullanmıştır ve gelinen noktada Türkiye’nin hiçbir sorununu çözememiştir.

Ekonomi giderek kötüleşiyor

Bugün bizlere dayatılan tek adam rejimiyse” tamamen günü kurtarmaya ve toplumu oyalamaya yöneliktir. Türkiye’nin birikmiş sorunları bellidir. Tarihin gördüğü en büyük ekonomik kriz Antalya’da turizmi bitirmiş, Konya’da tarımı çökertmiş, Erzurum’da hayvancılığı vurmuş ve şimdi son hızla Türkiye’nin kalbi olan Marmara’ya doğru ilerlemektedir.

Ticaret hayatı durma noktasındadır. Ödenemeyen çekler, yerine getirilemeyen vaatler sebebiyle ekonomi kan kaybetmektedir. Körfez emirliklerinden getirilen paralar sadece 16 Nisan’ı hedeflemektedir. Hükümetin 16 Nisan sonrasına dair herhangi bir planı yoktur. Oysa hayat 17 Nisan’da da devam edecektir.

Tek bir hayır oyu hükümeti gerçeğe döndürür

Bu nokta Türk milletinin de çıkış noktasıdır. 16 Nisan’da verilecek her bir “hayır” oyu hükümete “bu ülkenin gerçek sorunlarına dön ve hayal âleminden çık artık” demek anlamına gelecektir. Türkiye’nin kurtuluşuna giden yolun ilk adımı “hayır” demektir. Bu görev Türkiye’nin birliğinden ve vatanın bütünlüğünden yana olan herkesin görevidir zira mesele memleket meselesidir.

Bir hayırla vatanı kurtar!

Gençler ve kadınlar başta olmak üzere 16 Nisan’da işsizliğe hayır demek, teröre hayır demek, eşitsizliğe hayır demek, sömürüye hayır demek, kavgaya ve kutuplaştırmaya hayır demek Türk Milletinin ertelenemez görevi olarak önümüzdedir.

Ben Türk Milletinin vatan sevgisine güveniyorum. Son 10 günde AKP’nin tüm provokasyonlarına rağmen tüm yurtseverleri tek bir görev etrafında birleşmeye çağırıyorum. Her bir yurtsever, sandığa gitmeyen ya da evet demeyi düşünen sadece 1 kişiyi hayır demeye ikna etmelidir. Bugüne kadar verilen emekler, dökülen alın terleri sebebiyle “hayırlı bir Türkiye” bir adım uzaktadır. “Bir Oy Bir Vatan Kurtarır! Bir Hayır Bir Vatan Kurtarır! Tüm yurttaşlarımı oy kullanmaya ve bir hayırla vatanı kurtarmaya davet ediyorum.”

23 il ve KKTC’de çalıştı

KKTC ve sürekli çalışma yürüttüğü İstanbul’un dışında Umut Oran bugüne kadar Adana, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bolu, Burdur, Bursa, Denizli, Düzce, Erzurum, Isparta, İzmir, Kastamonu, Konya, Malatya, Manisa, Mersin, Niğde, Rize, Sakarya, Trabzon, Tekirdağ’a giderek “bu sadece bir referandum değil #memleketmeselesi ” diyerek çalışma yürüttü.

Ekonomi Can Yakıyor, AKP Populizmi Halkı Aldatıyor

umutoran

Umut Oran

Basın Açıklaması

19.3.2017

 

Terör, darbe girişimi, OHAL ile alarm veren turizm, dış ticaret ve doğrudan yabancı sermaye verileri işsizliği patlattı. Ülke borçlarını çevirememe noktasına geldi, yüksek dış kaynak ihtiyacına rağmen, dışarıdan para gelmiyor. OHAL KHK’leri ile kamu bankaları, Şans Oyunları, Milli Piyango, At Yarışları vb. daha birçok kamu varlığı, mantığına aykırı biçimde oluşturulan Varlık Fonu’na devredildi. Yasal denetim mekanizmalarının yetki alanı dışına çıkarılan bu kuruluşların varlıkları,dışarıdan borç bulmak için ipotek gösterilecek. Bir çeşit Düyûn-u Umumiye oluşumu peydahladılar. Borçlarını çeviremezse Türkiye’nin iflas riski var! Bu durum sürdürülemez bir siyasi kriz. Daha iyi bir Türkiye mümkün, Ekonomide rejenarasyona ihtiyaç var. Bu düzen değişecek, ekonomi en öncelikli ve önemli gündem olacak. Daha çok iş daha çok aş ve sosyal barış egemen olacak. Oysa Daha hayırlı bir Türkiye mümkün, bunu da birlikte başaracağız.

TURİZMDE CİDDİ KAN KAYBI!

  • Rejim değişikliğine yönelik anayasa değişiklik paketi dayatması ile siyasi riskin tavan yaptığı 2016 yılında Türkiye’ye gelen turist sayısı ve elde edilen turizm gelirinde dramatik düşüşler yaşandı.
  • Önceki yıla göre turist sayısıyaklaşık % 25 düşerek 41 milyon 617 bin 530 kişiden 31 milyon 365 bin 330’a geriledi. Geçen yıl Türkiye’ye 2015’e göre 10 milyon 252 bin 200 daha az yabancı turist geldi.
  • 2016’da turizm geliri, önceki yıla göre yaklaşık % 30azalarak 31,5 milyar dolardan 22,1 milyar dolara geriledi, turizm gelirinde yıllık bazda 9,4 milyar dolarlık bir kayıp yaşandı.

EN ÇOK TURİST GÖNDEREN 10 ÜLKE

  • Türkiye’ye en çok turist gönderen ülke olan Almanya’dan gelenlerin sayısı geçe yıl % 30 oranında yaklaşık 1 milyon 424 bin kişi azaldı. 2015’te 4 milyon 724 bin 787 olan Alman turist sayısı, 2016’da 3 milyon 300 bin 838’e geriledi.
  • Toplam turist sayısında % 43 pay alan en çok turist gönderen 10 ülkeden gelen turistlerin toplam sayısı geçen yıl % 24,3 oranında 4 milyon 309 bin 22 kişi azalarak 17 milyon 700 bin 335 kişiden, 13 milyon 391 bin 313 kişiye geriledi.
  • En hızlı düşüş ise Rusturist sayısında yaşandı. İlk on ülke arasında yer alan Rusya’dan gelen turistlerin sayısı geçen yıl % 76 azaldı.
  • 2015’te 2 milyon 842 bin 972 kişi ile Türkiye’ye en çok turist gönderen 2. ülke olan Rusya, 2016’da 683 bin 335 turistle 8. sıraya indi.
  • Bu gelişmede, 24 Kasım 2015’te düşürülen Rus uçağı nedeniyle bu ülkeyle bozulan ilişkiler ve uzun süre yaşanan gerilimin 2016 yılına damga vurması etkili oldu.
  • Geçen yıl Ruslardan sonra en hızlı düşüşler; % 56,8’le Avustralyalı, % 55,3’le İtalyan, % 54.9’la Japon, % 53,6 ile İspanyol ve % 50,4’le İsveçli turistlerin sayısında yaşandı.  

KAN KAYBI BU YIL DA SÜRÜYOR

  • Turizmde kan kaybı bu yılın Ocak ayında da devam etti. Avrupa ülkeleri içinde en fazla azalış % 47,7 ile Lüksemburglu turistlerde yaşandı. Bunu % 33,9’la İrlandalı, % 33,6 ile Macar, % 31,9’la Danimarkalı, %31’le Alman, % 30,5’le İzlandalı, % 30,4’le Çek, %29,8’le Finli, % 28’ye Yunan, % 27,6 ile İspanyol turistler izledi.
  • OECD üyesi Avrupa ülkelerinden gelen turistlerin toplam sayısında % 26.9 azalma yaşandı. Toplam yabancı turist sayısı ise yaklaşık % 10 geriledi.  

TURİZME DARBENİN BÜYÜĞÜ YOLDA!…

  • Rejim değişikliği yolunda artan iç siyasi gerilim ve Ortadoğu’daki savaşta izlenen yanlış politikaların yansıması olarak ülkemizde zirve yapan terörün yol açtığı güvenlik kaygıları, dış politikada izlenen yanlış tutumla birçok ülkeyle iplerin gerilmesi, Türk turizmine kan kaybettirmeye devam ediyor.
  • 2016 sonlarında, dünyanın en büyük seyahat acentesi olan Carnival Corporation’ın sahibi olduğu üç şirket birden güvenlik endişeleri nedeniyle 2017 yazındaki rotalarından Türkiye’yi çıkarmıştı.
  • Son günlerde hükümetin, iç mevzuata aykırı olması ve ilgili devletlerin izin vermemesine rağmen, referandumda “evet” kampanyası için korsan yollarla Avrupa ülkelerine girme girişimleri ile yaşanan gerilim ve bozulan diplomatik ilişkiler de turizme olumsuz yansıyor.
  • Bu kapsamda ilişkilerin en fazla gerildiği iki ülkeden Almanya, Türkiye’ye en çok turist gönderen ülke; Hollanda ise geçen yılki 24’lük düşüşe rağmen 7. sırada.
  • Hollanda, Almanya ve sırayla diğer Avrupa ülkelerinden art arda tur, tatil iptalleri geliyor. Bu gelişmeler böyle giderse Türk turizminin bu yıl yeni bir dip yaşayacağını gösteriyor. Avrupa ve dünyada ülkemiz hakkında oluşan negatif algı, bu yıl Türk turizmine çok daha büyük bir darbe indirmeye aday.

YÜKSELEN İŞSİZLİK

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) en son Kasım 2016dönemi itibariyle açıkladığı verilere göre;

  • İşgücüne dahil nüfus son bir yılda 980 bin kişi artarken, bunların net bazda sadece 391 binine istihdam sağlanabildi, iş gücüne katılanların yarıdan fazlası işsiz kaldı.
  • Dar tanımlı (standart) işsiz sayısı, bir yıl önceye göre (Kasım 2015 dönemi) 590 bin kişi artarak 3 milyon 715bin kişi ile tüm zamanların en yüksek düzeyine ulaştı.
  • Dar tanımlı işsizlik oranı Kasım 2015’e göre 1.6 puan artarak % 12,1’eyükseldi. (İşsizliğin % 12,8 olduğu Mart 2010’dan bu yana en yüksek oran)
  • Genç (15-24 yaş) işsizliği önceki yılın aynı dönemine göre 3,5 puan artarak % 22,6’ya  çıktı. Özellikle genç kadın işsizlik oranı 2015’in Kasım dönemine göre 6,9 puan artarak 28,6’ya kadar yükseldi. Tarım dışı işsizlik bir yıl önceye göre 1,9 puan yükselerek % 14,3 oldu. Tarım dışı genç işsizliği ise % 25,4 düzeyine ulaştı. Tarım dışı kadın işsizliği 3,5 puan artarak 20,7’ye yükseldi
  • Ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranı toplamda 0,6 puan artışla % 23,9’a çıktı. Bu oran erkeklerde 0,4 puan artışla % 14,3, kadınlarda 0,9 puan artışla % 33,6 olarak gerçekleşti.

İŞSİZLİĞİN GERÇEK BOYUTLARI

TÜİK’in dar tanımlı işsizlik verileri, buzdağının ucunu gösteriyor. İşsizliğin gerçek boyutları bunun çok ötesinde bulunuyor.

  • Resmi tanıma göre 3 milyon 715 bin kişiolarak açıklanan işsiz sayısında, sadece aktif iş arayan işsizler bazı baz alınıyor. Bu kişilerin 2 milyon 897 bini bir yıldan az, 818 bini ise bir yıldan uzun süredir iş arıyor. Erek işsizlerde % 18 olan bir yıldan fazla süredir iş arayanların oranı, kadın işsizlerde % 28’e ulaşıyor.
  • Bunların dışında, iş bulma umudunu yitirerek iş aramayı bırakmışkadın ve erkek toplam 2 milyon 286 bin işsiz kişi bulunuyor. Bunların da 1 milyon 368 bin kişi ile büyük bölümü kadın…
  • Bu iki sayıyı topladığımızda 6 milyonunüzerinde bir işsiz sayısı ve % 18,1 düzeyinde işsizlik oranı ortaya çıkıyor.
  • Öte yandan TÜİK’in anket yoluyla belirlediği işgücü araştırmasının referans haftasında herhangi bir işte 40 saatten az (bir saat bile olsa) çalışmış olan, mümkün olsa tam zamanlı çalışmak isteyen 507 binkişi de “Zamana bağlı eksik istihdam” tanımına dahil ediliyor (İşsizler ordusuna dahil edilmiyor).
  • Ayrıca, yılın belli döneminde çalışıp diğer zamanlarda işsiz kalan mevsimlik işsizlerin sayısı da Kasım 2016 itibariyle 103 bindüzeyinde bulunuyor.
  • Bu kategorilerdeki işsizleri de eklediğimizde en geniştanımlı işsizler ordusu olarak 6 milyon 611 binsayısına ulaşıyoruz. Buna göre işsizlik oranı da % 20 düzeyinde bulunuyor.  

İŞSİZLER ORDUMUZ 89 ÜLKENİNNÜFUSUNDAN FAZLA

Türkiye’de en geniş tanımla 6 milyon 611 bine ulaşan işsiz sayısı, dünyadaki belli başlı 190 ülkenin 89’unun nüfusundan daha fazla. Ki bu sayıya ülkemizdeki 4 milyona yakın Suriyeli göçmen dahil değil. 

PEKİ İŞSİZLİK NASIL ÖNLENİR?

  • Sadece ekonomik değil aynı zamanda sosyal bir sorun olan işsizlik, ülkemizin bir numaralı ulusal sorunuolmaya devam ediyor. İstihdama katılımı artırmak, işsizliği azaltmak, ülkemizin, uzun yıllardır değişmeyen başlıca gündem maddesi…
  • Bir ekonominin istihdam yaratma becerisi, toplumsal refah ve huzurun güvencesini oluşturur. Nüfus ve işgücündeki artışla orantılı istihdam yaratamayan ülkelerde büyüyen işsizlik, beraberinde yoksullaşmaile birlikte birçok toplumsal, yönetsel, adli, kriminal, kültürel, psikolojik ve etik sorunu beraberinde getiriyor.
  • Ekonominin istihdam yaratma kapasitesi ise sürdürülebilir büyümeyebağlı.
  • Türkiye artan siyasi riskin ekonomiye olumsuz yansımalarının etkisiyle son dönemde yatırımlar ve büyüme hızındaki yavaşlama paralelinde işsizlikte kaygı verici hızlı bir artış yaşanıyor.
  • Açıklanan işgücü verileri, işsizlikte son beş yılın en kötü tablosunu ortaya koyuyor.
  • Artan iş gücünü üretken hale getirerek ekonomik ve sosyal güvenceye bağlamak, işsizliği azaltmak, gelir dağılımını düzeltmek, toplumsal huzuru tesis etmek için ekonomik sürdürülebilir büyümeye ihtiyacımız var.  

HOLLANDA – ALMANYA –TÜRKİYE

  • AKP’nin referandum arifesinde ilişkileri gerdiği iki ülke; Almanya ve Hollanda, uzun yıllardır Türkiye’nin en fazla ticaret yaptığı ülkeler arasında yer alıyor.
  • Almanya, Türkiye’nin toplam ihracatında yaklaşık % 10 payla ilksırada, Hollanda ise 10’uncu sırada bulunuyor.
  • İthalatta ise Almanya % 10’un da üzerindeki payla Çin’in ardından 2’nci; Hollanda ise 20’nci sırada yer alıyor.

ÜÇ ÜLKENİN DIŞ TİCARETİNDE KİM KİMİN İÇİN DAHA ÖNEMLİ!

  • 2016 yılında Almanya, 1 milyar 311,7 milyon dolarlık ihracat, 1 milyar 44 milyon dolarlık ithalat yaptı ve 267,7 milyar dolarla Türkiye’nin toplam ihracatından daha büyük bir dış ticaret fazlasıverdi.
  • Aynı yıl 570 milyar dolarlık ihracata karşılık 513,8 milyar dolar ithalat gerçekleştiren Hollanda 56,3 milyar dolarlık dış ticaret fazlasıelde etti.
  • Türkiye ise 2016’da 142,6 milyar dolarlık ihracata karşılık 198,6 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirdi ve 56 milyar dolarlık dış ticaret açığıverdi.
  • Almanya’nın geçen yıl 2 trilyon 355,7 milyar dolara ulaşan toplam dış ticaret haddi içinde Türkiye ile yaptığı 35,5 milyar dolarlık ticaret (ihracat+ithalat) sadece % 1,5 paya sahip. Buna karşılık Türkiye toplam dış ticaretinin % 10,4’ünü tek başına Almanya ile yapıyor.
  • Hollanda’nın 2016’da 1 trilyon 83,9 milyar dolar olan toplam dış ticareti içinde de Türkiye ile yaptığı 6,6 milyar dolarlık ticaretin payı sadece % 1. Türkiye ise toplam dış ticaretinin % 2’sini bu ülkeyle gerçekleştiriyor.
  • Yüzölçümü Konya kadar olan 17 milyon nüfuslu Hollanda’nın 2016’da yaptığı sadece tarım ihracatı 94 Euro (yaklaşık 100 milyar $) dolar. 80 milyon nüfuslu ve Hollanda’nın 7 katı tarım alanına sahip olan Türkiye’nin aynı yıl yaptığı tarım ihracatı ise yaklaşık 18 milyar dolarla bunun beşte birinden de az.

BİRKAÇ ÖNEMLİ HUSUS…

Ülke olarak ciddi bir ekonomik kriz yaşıyoruz!

Bunun kaynağı; AKP’nin yıllarca uyguladığı yanlış politikalarla meydana çıkan yapısal koşulların üzerine son yıllarda alevlenen tek adamlık hırsı ile Cumhuriyeti yıkıp yerine otoriterlik kurma girişiminin yol açtığı siyasi risklerdir. Ortaya çıkan demokrasi-hukuk açığı ve  ekonomide kriz giderek derinleşecek, aklıselim galip gelmezse çöküş hızlanacaktır!

Dövizdeki oynaklık, gizli faiz artırma operasyonlarına rağmen kontrol edilemiyor, özel sektörde her gün artan iflaslar ve işsizlik bir çığ gibi büyüyerek üzerimize gelecektir!

Ülke borçlarını çevirememe noktasına geldi, yüksek dış kaynak ihtiyacına rağmen, dışarıdan para gelmiyor.

OHAL KHK’leri ile kamu bankaları, Şans Oyunları, Milli Piyango, At Yarışları vb. daha birçok kamu varlığı, mantığına aykırı biçimde oluşturulan Varlık Fonu’na devredildi. Yasal denetim mekanizmalarının yetki alanı dışına çıkarılan bu kuruluşların varlıkları, dışarıdan borç bulmak için ipotek gösterilecek. Bir çeşit Düyûn-u Umumiye oluşumu peydahladılar. Borçlarını çeviremezse Türkiye’nin iflas riski var!

Bu durum sürdürülemez bir siyasi kriz.

Daha iyi bir Türkiye mümkün, Ekonomide rejenarasyona ihtiyaç var

Bu düzen değişecek, ekonomi en öncelikli ve önemli gündem olacak

Daha çok iş daha çok aş ve sosyal barış egemen olacak.

Oysa Daha hayırlı bir Türkiye mümkün, bunu da birlikte başaracağız.

Basın Açıklaması:

AKP POPULİZMİ HALKI ALDATIYOR AMA EKONOMİNİN GERÇEKLERİ CAN YAKIYOR (002)

 

İşsizler Ordumuz 85 Ülkenin Nüfusundan Kalabalık

İŞSİZLİK İLK KEZ YÜZDE 12,1’E ULAŞTI

İŞ BULMA UMUDUNU KESENLERLE BİRLİKTE İŞSİZ SAYISI 6 MİLYONU GEÇTİ.

  • Türkiye’de 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2016 yılı Kasım döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 590 bin kişi artarak 3 milyon 715 bin kişi oldu.
  • İşsizlik oranı 1,6 puanlık artış ile en yüksek düzey olan yüzde 12,1’ye ulaştı. (Aynı dönemde; tarım dışı işsizlik oranı 1,9 puanlık artış ile yüzde 14,3 oldu. Genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı 3,5 puanlık artış ile yüzde 22,6 olurken,15-64 yaş grubunda bu oran 1,6 puanlık artış ile yüzde 12,3 olarak gerçekleşti.)
  • Referans dönemde iş aramayan, ancak iş olsa işbaşı yapmaya hazır “iş bulma umudunu yitirmişlerin” sayısı ise 2 milyon 286 bin ve bunlar da dahil edildiğinde geniş tanımlı işsiz sayısı 6 milyonu, işsizlik oranı da yüzde 18’i aşıyor.
  • Türkiye’de geniş tanımlı işsizlerin sayısı, dünyadaki belli başlı 190 ülkenin 85’inin nüfusundan daha fazla.
  • Bu sayılara ülkemizdeki 4 milyona yakın Suriyeli sığınmacı dahil bulunmuyor.
  • Parlamenter cumhuriyet rejimini tek adam rejimine dönüştürme anlayışı nedeniyle Türkiye ekonomisi hızla küçülüyor;

o   demokrasi-hukuk açığı nedeniyle dış kaynak gelmiyor,

o   dış borçların çevrilmesi giderek zorlaşıyor,

o   artan risk ve belirsizlikler nedeniyle yatırımlar erteleniyor,

o   ayakta kalabilmek için hızla küçülme eğilimindeki reel sektörde bilançolar bozuluyor, iflaslar çığ gibi büyüyor.

o   Bu ortamda özel sektöre “herkes 1 kişi işe alsın” yönünde baskı ile işsizliği çözmek imkânsız.

  • Nisan ayında yapılacak referanduma kadar ekonomik göstergelerdeki kötüleşme iyice hızlanacak, ekonomide sert bir çöküş tehlikesi giderek büyüyor.
  • Türkiye’nin siyasi intihardan vazgeçip siyasal yapısını ve ekonomisini yeniden normalleşme-iyileşme sürecine sokabilmesi için referandumdan HAYIR çıkması hayati önem taşıyor.

Türkiye bu gidiş ile kocaman bir işsizler ülkesi olacak. İş, aş olmadan barış olmaz. TOBB üyelerine “her biriniz 1 kişi işe alın” diyerek işsizlikle mücadele edilemez. İşsizlikle mücadele için ulusal istihdam stratejisi ve yeni bir kalkınma planı hazırlanmalı. Unutulmamalı ki İşsizlik terörün de nedenlerinden birisidir. İşsizlik kemirici, bitirici, öldürücü bütün ülkedeki sosyal barışı bozan, aile ilişkilerini zedeleyen günden güne bitiren tüketen bir illettir. Millet can derdinde, insanlar ekmek peşinde, askerimiz ve polisimiz vatan nöbetinde birer birer can veriyor şehit düşüyor iktidar ise koltuk peşinde, saltanat hayali kuruyor. Yazık, çok yazık oluyor bu ülkeye. Ülkeyi yönetenler, 2010 referandumunda anayasal kurum haline getirdikleri Ekonomik Sosyal Konseyi (ESK) acilen toplamalı ve ortak akılla işsizlik sorununu çözmeli. Hükümet, meydan meydan, ekran ekran gezerek, kutuplaşmayı artırıp başkanlık propagandası yapacağına iş, aş, sosyal barış için kolları sıvamalılar

 

İş gücü göstergeleri (kişi)

İş gücü 30.781.000
İşsiz 3.715.000
Umutsuz 2.286.000
Geniş tanımlı işsiz 6.001.000
İşsizlik oranı (%) 12,1
İşsizlik oranı (%)(1) 18,1

 

Ülkelere göre nüfus

ÜLKE Kişi
Nikaragua 5.991.733
Kırgız Cumhuriyeti 5.607.200
Danimarka 5.591.572
Finlandiya 5.413.971
Slovak Cumhuriyeti 5.407.579
Singapur 5.312.400
Türkmenistan 5.172.931
Norveç 5.018.573
Kostarika 4.805.295
İrlanda 4.586.897
Orta Afrika Cumhuriyeti 4.525.209
Gürcistan 4.490.700
Yeni Zelanda 4.433.100
Lebnan 4.424.888
Croatia 4.267.600
Liberiya 4.190.435
Batı Şeria ve Gazze (Filistin) 4.046.901
Bosna Hersek 3.833.916
Panama 3.802.281
Moritanya 3.796.141
Portoriko 3.667.084
Moldova 3.559.519
Uruguay 3.395.253
Umman 3.314.001
Kuveyt 3.250.496
Arnavutluk 3.162.083
Litvanya 2.987.773
Ermenistan 2.969.081
Moğolistan 2.796.484
Jamaika 2.707.805
Namibya 2.259.393
Makedonya 2.105.575
Slovenya 2.057.159
Katar 2.050.514
Letonya 2.034.319
Botsvana 2.003.910
Kosova 1.807.106
Gambiya 1.791.225
Gabon 1.632.572
Trinidad ve Tobago 1.337.439
Estonya 1.329.301
Bahreyn 1.317.827
Doğu Timor 1.210.233
Kıbrıs 1.128.994
Fiji 874.742
Cibuti 859.652
Guyana 795.369
Bhutan 741.822
Ekvator Ginesi 736.296
Komorlar 717.503
Karadağ 621.081
Solomon Adaları 549.598
Surinam 534.541
Lüksemburg 530.946
Malta 419.455
Brunei Darussalam 412.238
Bahamalar 371.960
Maldivler 338.442
Belize 324.060
İzlanda 320.716
Barbados 283.221
Fransız Polinezyası 273.814
Yeni Kaledonya 258.121
Vanuatu 247.262
Samoa 188.889
Guam 162.810
Grenada 105.483
Virgin Adaları (ABD) 105.275
Tonga 104.941
Mikronezya 103.395
Aruba 102.384
Kiribati 100.786
Andorra 78.360
Dominika 71.684
Bermuda 64.806
Cayman Adaları 57.570
Grönland 56.810
Amerikan Samoası 55.128
Kuzey Mariana Adaları 53.305
Marshall Adaları 52.555
Faroe Adaları 49.506
Monako 37.579
Lihtenştayn 36.656
San Marino 31.247
Tuvalu 9.860
İŞSİZLİK KASIM 2016 (003)

77 Milyonu Fişleyen AKP Bunları da Gör

CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, AKP’nin “Big Brother” yönetim tarzı doğrultusunda devletin kolluk kuvveti, istihbaratı Türkiye genelinde 77 milyona ait her türlü özel bilgiyi toplayıp, bilgisayar ortamında depolamaktadır. Tüm yurttaşları fişleyen AKP, ne tuhaftır ki, en özel alanlarına kadar izleyip kontrol etmek istediği halkın yaşam koşulları, geçimi, sorunları konusunda ise bir o kadar ilgisiz ve duyarsızdır. Aksine iktidar; 77 milyonun işsizlik, yoksulluk, geçim derdi, iş kazaları gibi kanayan yaralarının üstünü örtme, bunları gözlerden kaçırma çabasındadır dedi.

Umut Oran

Basın Açıklaması

18.3.2015 

  • Ülkemizde “umutsuzlar” dâhil 6 milyona yakın işsizimiz vardır.
  • Bir kişinin yaşam maliyeti 1.500 TL’yi aşmışken, kayıt dışı çalışan 8.5 milyon kişi patronun uygun gördüğü, 5 milyon kişi ise 949 liralık asgari ücrete talim etmektedir.
  • 77 milyonun 22 milyonu aylık 835 TL’nin altında gelire sahiptir.
  • Nüfusun 49 milyonu borç ve taksit ödemeleri ile boğuşmaktadır.
  • 34.3 milyon kişinin 2 günde bir et yiyebilme, 56.2 milyonun eskimiş ev eşyasını yenileyebilme, 58.4 milyonun ise bir haftalık tatil yapabilme imkanı dahi yoktur.
  • 22 milyon kişi, evini ısıtacak parası olmadığı için kışı titreyerek geçirmektedir.
  • Her dört kişiden biri, odaları karanlık, güneş almayan evlerde oturmaktadır.
  • 6.6 milyon kişi banyosuz, 2 milyon kişi tuvaletsiz, 1.3 milyon kişi ise suyu olmayan evlerde yaşamaktadır.
  • 26 milyon insanımızın kendisine yeni giysi alacak parası yoktur.
  • En tehlikeli işlerde ve çoğu 949 TL’lik asgari ücrete çalışan binlerce işçimiz, devlet ve işverenin ihmali sonucu iş kazalarında hayatını yitirmektedir. 

AKP’nin “Big Brother” yönetim tarzı doğrultusunda devletin kolluk kuvveti, istihbaratı Türkiye genelinde 77 milyona ait her türlü özel bilgiyi toplayıp, bilgisayar ortamında depolamaktadır. Tüm yurttaşları fişleyen AKP, ne tuhaftır ki, en özel alanlarına kadar izleyip kontrol etmek istediği halkın yaşam koşulları, geçimi, sorunları konusunda ise bir o kadar ilgisiz ve duyarsızdır. Aksine iktidar; 77 milyonun işsizlik, yoksulluk, geçim derdi, iş kazaları gibi kanayan yaralarının üstünü örtme, bunları gözlerden kaçırma çabasındadır.

77 milyonun özelini mercek altına alan AKP, yoksulluğu, işsizliği, halkın yaşadığı acıları görmezden geliyor. İktidar madem yurttaşını fişliyor ben de kendilerine, görmezden geldikleri acı gerçekleri anımsatmak isterim. Buyurun ülkenin sosyo-ekonomik gerçekleri:

  • Gerçekte ülkede 6 milyona yakın işsiz var: TÜİK’in her ay açıkladığı iş gücü verileri, buzdağının sadece ucunu gösteriyor. Resmi tanıma göre işsiz sayısı 3 milyon 145 bine, işsizlik oranı da yüzde 10.9’a çıkmıştır. Bu oran, işsizlikte son 4 yılın zirvesidir. Genç işsizliği ise yüzde 20.2’ye vurmuştur. Ancak bu veriler sadece aktif olarak iş arayanları kapsıyor. Son 3 ayda iş aramamış, ancak iş olsa çalışmaya hazır 2 milyon 418 bin “umutsuz” da dâhil gerçek işsiz sayısı 5 milyon 563 bin, gerçek işsizlik oranı yüzde 17.8’dir. İşsiz sayımız birçok önemli ülkenin nüfusundan fazladır. Ayrıca; çoğu tarımda olmak üzere hiçbir iş akdi, sosyal güvence ve emeklilik beklentisi olmayan 3 milyon kadar “ücretsiz aile işçisi” bulunmaktadır. 12 milyona yakın ev kadını da işgücünün dışındadır. İşsizlik Türkiye’nin kanayan yarasıdır. AKP, 12 yılda halkın iş ve aş sorununu çözememiştir. Şimdi ise küçülen ekonomide yeni bir işsizlik patlamasının arifesindeyiz. 
  • Yoksulluk had safhada: TÜİK’in 2013 yılı için hesapladığı medyan gelirin yüzde 70’i oranında aylık 835 TL olarak baz alınan “yoksulluk sınırına”  göre bile ülkedeki yoksul sayısı 22 milyon dolayındadır. Yoksulluk oranı yüzde 30’u aşmaktadır. Yani her 3 kişiden biri yoksuldur. Baz alınacak gerçekçi bir yoksulluk sınırı ile yapılacak hesaplamada ise yoksul sayısı bunun kat kat üzerinde çıkacaktır. 
  • 4 kişilik ailenin aylık asgari geçimi 4 bin TL: Türk-İş’e göre 4 kişilik ailenin “açlık” sınırı (aylık asgari gıda harcaması) 1.308 TL, diğer gereksinimleri ile birlikte yoksulluk sınırı 4 bin 259 TL; yetişkin tek kişinin yaşama maliyeti ise 1.593 TL’dir. Türkiye’de 26 milyon dolayında çalışanın 8.5 milyonla üçte biri kayıt dışı istihdam edilmekte ve bunların ne ücret aldığı bilinmemektedir. 5 milyon kişi ise asgari ücretle çalışmaktadır. Net asgari ücret halen 949 TL ve işçi ücretleri, memur maaşları, emekli aylıkları ortadadır. Halkın açlık ve yoksullukla imtihanını varın siz düşünün!
  • Halkımız borç batağında: Nüfusun yaklaşık 49 milyon kişi ile yüzde 65.4’ü, borç ve taksit ödemeleri ile boğuşmaktadır. 77 milyonun 58.4 milyonla yüzde 78.5’i evden uzakta bir haftalık tatil masrafını karşılayacak maddi imkanlara sahip değildir. 
  • Vatandaşın damı akıyor: Malum “saray”ın camları dahi ithal edilirken, 77 milyonun 30.5 milyonu (%39.7); çatısı sızdıran, duvarları nem geçiren, pencere çerçeveleri çürümüş evlerde oturmaktadır. 19 milyona yakın insanımız odaları karanlık, güneş almayan evlerde yaşamaktadır. Nüfusun 2 milyonu (%2.7) banyosu, 6.6 milyonu (% 8.8) tuvaleti, 2.1 milyonu (%2.8) mutfağı olmayan evlerde barınmakta, 12.1 milyon kişinin (%16.3) evinde sıcak su sistemi, 1.3 milyonun (%1.8) evinde ise hiç borulu su sistemi bulunmamaktadır.   
  • Vatandaş et yiyemiyor: İki günde bir et, tavuk ya da balık içeren yemek masrafını karşılayamayan yurttaşlarımızın sayısı 34.3 milyona (%46), yıpranmış, eskimiş mobilyalarını değiştiremeyenlerin sayısı 56.2 milyona (%75.5) ulaşıyor. Halkın yaklaşık 22 milyonu (%29.3) evinin ısınma giderini karşılayamamakta, kışı soğukta titreyerek geçirmektedir. 26 milyonun yurttaşın (%35) kendisine yeni giysi alacak parası yoktur. 
  • İş kazaları cinayete dönüşmüştür: Yerin binlerce metre altındaki maden ocaklarında ya da diğer tehlikeli işlerde ve çoğu 949 TL’lik asgari ücrete çalışan binlerce işçimiz, devlet ve işverenin ihmali sonucu iş kazalarında hayatını yitirmektedir. 2014 yılında Türkiye, 1.886 kişi ile ölümlü kazalarda ne yazık ki dünya birincisi olmuştur. Bu yılın ilk iki ayında da 206 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir.

Basın Bülteni:

İndir (PDF, 218KB)

 

Kriz var mı? Yok mu?

5T HASTALIK – VİRÜS / KRİZ
Yaşadığımız krize çok farklı teşhisler konuluyor, farklı değerlendirmeler yapılıyor. Ancak hemen hemen herkesin hem fikir olduğu nokta bunun finans-bankacılık sistemi kaynaklı bir finansla kriz olduğu yönünde… IMF de bu krizi Dünya’nın 1930’lardan bu yana karşılaştığı yüzyılın krizi olarak nitelendiriyor. Krizde finansal sistemin yeterli ölçüde denetleme ve düzenlenme mekanizmasının çalışmamasının ana nedenlerden biri olduğu öngörülüyor ( emlak ve finans sektörleri ).
Bir Koyun – On Post
Üçkâğıt Ekonomisi

TÜRKİYE’DE MALİ SEKTÖR ( BANKACILIK VE FİNANS SEKTÖRÜ ) YIKILMADI AYAKTA
Oysa Türkiye’de durum oldukça farklı… Bir türev ekonomi olması ve 2002 yılında -bir önceki hükümet döneminde- başlayan bankacık sisteminin düzenlenmesine yönelik yapısal reformlar sayesinde bankalarımız ve finans sistemimiz bu krize bir anlamda aşılı girdi. Dünyadaki finansal mikroptan çok az ölçüde etkilendi.  Adeta dünyadaki bankalar zatüre oldu bizin bankalarımız griple durumu kurtardık.
Türkiye’de kriz virüsü Reel Sektörü sarmış bulunmaktadır.
Pazar Daralması
Kredi Darboğazı ve Pahallı Finansman

TÜRKİYE’DE KRİZİN ADINI KOYMAK LAZIM
DÜNYADA BANKALAR BİZDE FABRİKALAR BATTI

Türkiye’de kriz Reel Sektörde ; yani Üretimde, İstihdamda, İhracatta ve Yatırımda.
Büyük küçük tüm işletmeler, fabrikalar tehdit altında.
Reel anlamda bir çöküşün göstergeleri = ( Yıllık izinler – Ücretsiz izinler – Üretime ara verme – Kısıtlı çalışma )
Buna ilave borçlu veya taahhüdü olan birçok fabrika %50 kapasite ile yaşam mücadelesi vermekte.
Son altı yıl boyunca izlenen yanlış politikalar sonucu direncini yitiren Türkiye Ekonomisi Küresel Kriz ile birlikte şiddetli bir kaosun içindedir.
Dünya ile Türkiye’deki durumu kıyaslamak adına şu noktanın bir kez daha altını çizmek gerekiyor. Dünyada yaşanan kriz finans bizde reel sektör krizi… Bu durumun kanıtı, dünyada bankaların bizde ise fabrikaların batıyor olması…

DOĞRU TEŞHİS KONMAZSA DOĞRU TEDAVİ UYGULANAMAZ
Bugün Türk sanayicisinin, ihracatçısının, emekçisinin geldiği nokta açısından en trajik nokta ise son 8 ayda hükümetin ekonomiye ilk müdahaleyi çok kötü yapması hatta yapmamış olmasıdır. Nasıl bir kaza sırasından en değerli evre kazayı izleyen bir saat içinde yapılacak olan ilk müdahale ise bir ekonomik kriz için de en hayati dönem krizi izleyen haftalar, aylardır. Krizin akut hale geldiği 8 ayda büyük bir sorumsuzluk ile karşı karşıya kaldık.
Krizin dünyada akut hale geldiği Amerikalı dev mortgage şirketleri Fannie Mae ve Freddie Mac`in battığı Eylül ayında Başbakan ‘Kriz Yok’  açıklaması yaptı. Türkiye’de işçi çıkarmaların başladığı Ekim ayında Başbakan ‘Bu kriz de inşallah bizi teğet geçecek’  derken Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Şimşek: ‘Kriz var ama bize bir şey olmayacak’ dedi.  İşçi çıkarmaların rekor düzeye ulaştığı, tezgâhların susmaya başladığı aralık ayında Başbakan ‘Kriz Psikolojik’ dedi.  Fabrikaların kapandığı, kepenklerin indiği Mart ayında Başbakan ‘Kriz yok, iş bilmediklerinden batıyorlar  !!!’ ( Beceriksizlikle suçlanan ve kapatırsan ya da işçi çıkartırsan hesabını sorarım diye tehdit edilen ).
Dünya’da kriz birinci öncelikli gündem konusu iken Türkiye Yerel Seçim, Medya – İktidar Savaşı, Davos ve Hukukun Siyasallaşması ile ilgili konularla uğraştı.

DİKKATE VE CİDDİYE ALINMAYAN KRİZ İLE İLK 9 AY
Bu süreçte Türkiye’nin ekonomik kaybına dair rekorlarla dolu birkaç rakam…
– 2009 Ocak itibarıyla İŞSİZLİK bir önceki yıla göre 1 milyondan fazla artarak 3,650 milyona ulaştı.
– 2009 Mart ayında SANAYİ ÜRETİMİ bir yıl öncesine göre %20.9 daraldı.
– Son  7 ayda İHRACAT %37 daraldı. Krizin akut hale geldiği 2008 Eylül’de 12,8 Milyar $ olan aylık ihracatımız  2009 Mart’ta 8,1 Milyar  $ a geriledi.
– Bu yılın Mart ayında KAPASİTE KULLANIM oranı %64 ile son 20 yılın en düşük oranına indi.

SORUN BUGÜNÜN YA DA SON DOKUZ AYIN DEĞİL SON ALTI YILIN SORUNU İDİ
Nadir de olsa bazı yorumlar duyuyorum. Bazıları diyorlar ki; hükümet 6 yıl ekonomiyi iyi idare etti. Ancak krizde ekonomi direksiyonunun kontrolünü kaybetti. Krizde direksiyonun kontrolünü kaybettiği doğru ancak 6 yıldır ekonomiyi iyi idare ettiği koca bir balon. Bu 6 yıl dünyadaki ekonomik konjoktürün onca avantajının Türkiye’de müflis bir tüccar gibi heba edildiği bir dönem oldu. Dünyadaki bahar havası nedeniyle pek fark etmedik. Son 6 yılda neredeyse bütün ekonomik trendler yıldan yıla aşağı doğru seyrediyordu.
2002 yılında 51 milyar dolar olan İTHALAT 2008 yılında 4 misli artışla 202 milyar dolara yükseldi. Bu dönemde DIŞ TİCARET AÇIĞI da 4.5 misli artarak 15 milyar dolardan 70 milyar dolara çıktı. Yine bu dönemde 130 milyar dolar büyüklüğündeki DIŞ BORÇ 247 milyar dolara  yükseldi ( Borç Stoğu 2 misli arttı ).  Son altı yılda 80 yılda yaptığımız 57 milyar dolar büyüklüğündeki CARİ AÇIK üç misli katlanarak 157 milyar dolara fırladı.
Son 6 yıl çok başarılı değildi. Trend aşağıya doğruydu. Yurtdışındaki olumlu dinamiklere paralel olarak Türkiye de büyüdü. Ancak bu dönemi Brezilya gibi yapısal dönüşüm için değerlendiremediği için krizde en fazla etkilenen gelişmekte olan ülke oldu.
Son 6 yılda nasıl bir balon ekonomisi haline geldiğimizi bu yılsonunda kişi başına düşen GSMH’daki büyük daralma ile daha da net göreceğiz. Hükümetin açıkladığı ekonomik programa göre 2009’da GSMH 579 milyar dolara gerileyecek. Bu da kişi başı GSMH’nın 8,100 dolar düzeyine gerileyeceğini işaret ediyor. Ancak TÜİK geçtiğimiz yıl milli gelir hesaplama yöntemini değiştirmesiyle birlikte oluşan %31.6 oranındaki balon da hesaba katıldığında 2009 sonunda kişi başı GSMH 5,590 dolar düzeyinde gerçekleşecek.
Özetle son 6 yılda sadece şirketlerimizin karlılığı, verimliliği erimedi, vatandaşımızın cebindeki para da daraldı. Büyümeye rağmen yüksek faiz düşük kur, öngörülenden %100 sapan bir Enflasyon hedefi, bir yıl için öngörülenin 2 ayda erişildiği Bütçe açığı, Ekonomi politikası, işsizlik, bölgesel ve sosyal sorunlar, göç ve terör-güvenlik sorunlarında artışa neden oldu.

ÇÖZÜM: İSTİHDAM ODAKLI İHRACAT HEDEFLİ, SEKTÖREL KÜMELENME İLE BÖLGESEL KALKINMA İÇEREN YENİ BİR EKONOMİ PROGRAMI

Türkiye’de tek sorun yok, sorunlar çok boyutlu, bu sorunları çözmek için TEK FORMÜL yerine, aynı anda peş peşe FARKLI FORMÜLLERLE çözüm gerekmektedir.
Bu noktada Türkiye’nin ivedilikle hızlı ve agresif bir kalkınma hamlesi başlatması gerekmektedir. Bu hamleyi gerçekleştirirken Türkiye’nin farklı nitelik gösteren çok fazla sorunu bulunduğu gerçeğini unutmamalıyız. Bu anlamda hedefi Türkiye’nin istihdam, ihracat ve katma değer sorunlarını çözecek farklı modelleri ivedilikle gündem almalıyız.
Ben bu bağlamda 6 yıldır, ihracat hedefli istihdam odaklı, sektörel kümelenme bölgesel kalkınma modelini öneriyorum. Asgari ücret uygulamasının kaldırılması, istihdam üzerindeki vergilerin kaldırılması, enerji maliyetlerinin diğer ülkeler seviyesine çekilmesini öneriyorum.
Sektörel kümelenme projesinin hayata geçirilmesi için bütün bilgi altyapısının hazır olması bu noktada önemli bir avantajdır. 2006 yılında her ilin potansiyel vadeden sektörleri ve gelişim planları ortaya kondu. Bu sektörlerin ilgili illerde gelişimi için hangi teşviklerin hangi koşullarda sağlanması gerektiğine dair bir yol haritası da bilinmektedir. Bu doğrultuda hükümetin biran önce harekete geçerek bu potansiyeli değerlendirmesi gerekmektedir.

İNSAN KALKINMADIKTAN SONRA EKONOMİK KALKINMA BİR İŞE YARAMAZ
Önce İnsan – Onurlu Yaşam Hakkı
Bu ekonomik kalkınma modelinin yanına eşgüdümlü bir şekilde sosyal kalkınma projesi yerleştirmeliyiz. Mardin’de geçtiğiz hafta 40’dan fazla vatandaşımızın vahşice katledildiği olay sorunun derinliğini ortaya koymaktadır. Bu azgelişmişlik portresini aslında temel evrensel verilere baksaydık çok önceden tespit edebilirdik.

OECD VERİLERİ MARDİN KATLİAMININ ÖNCÜ GÖSTERGESİ GİBİ

OECD’nin geçtiğimiz günlerde yayınladığı ve farklı ülkelerdeki temel toplumsal durumun fotoğrafını çekmemizi sağlayan çalışmaya göre, Türkiye neredeyse bütün temel toplumsal sorunda Meksika ile birlikte en kötü performans gösteren 2 ülkeden biri konumunda. OECD verilerine göre Türkiye;  “nüfusa oranla istihdam”, “gelir eşitsizliği”, “65 yaşında ömür beklentisi”, “bebek ölümleri”, “bilgi seviyesi yeterli olmayan öğrencilerin oranı”, “mutluluk algısı”, “kişi başına net milli gelir” başlıklı yedi göstergede “kırmızı ışık” uyarısı aldı. Yine göstergeler, çocukların en fazla zorbalıkla karşılaştığı ülkelerin Türkiye ve Yunanistan olduğunu ortaya koyuyor.
Rapor adeta Türkiye’nin sadece ekonomik anlamda değil sosyal anlamda da geri kalmışlığını belgeliyor. Ne kadar üzülsek de ancak böyle bir ülkede Mardin’deki benzer katliamlar yaşanabilir.

TÜRKİYENİN YENİ SİYASET ANLAYIŞI ZAMANI
ZİHNİYETTE VE EYLEMDE DEĞİŞİM ZAMANI

Evet hepimiz görüyoruz, yaşıyoruz. Türkiye’nin toplumsal, ekonomik ve siyasal sorunları o kadar köklü ve büyük ki, bu sorunlarla ancak yine büyük kapsayıcı bir bakış açısıyla baş edebiliriz. Öncelikle siyaset anlayışımızda, kültürümüzde köklü bir değişime gitmemiz gerekiyor. Maalesef bugün siyasetçilerimiz, parti liderlerimiz en temel konularda dahi sağlıklı bir diyalog kuramıyorlar. Yüz yüze görüşmek yerine medya üzerinden atışmayı tercih ediyorlar. Bu yaklaşım yerine sorun değil çözüm üreten bir siyaset kültürü geliştirmeliyiz.
1- Kutsala dayanmayan; inançlar üzerinden değil gerçekler üzerinden siyaset anlayışı.
2- Sahici üzerinden, şeffaf, samimi,  hesap verebilen bir siyaset anlayışı.
3- Kayırmacı olmaya, demokrasiyi benimseyen ve içselleştiren bir siyaset anlayışı.
4- Geçmiş üzerinden değil geleceğe dönük bir siyaset anlayışı.
5- Desantralize, yerele inanan, yerele güvenen, yerele proje ve düşünce üretme şansı veren bir siyaset anlayışı.
6- Yenilikçi ve karşılıklı öğrenmeye dayanan bir siyaset anlayışı.
7- Çatışmacı değil uzlaşımcı ve paylaşımcı bir siyaset anlayışı.
8- Farklılıklara olanak veren bir siyaset anlayışı.
Bu yeni siyaset kültüründen hareketle; katılımcı, çoğulcu, müzakereci, paylaşımcı, uzlaşmacı, projeci, şeffaf, performansa dayalı, farklılıklara olanak veren bir anlayışı siyasette hakim kılmalıyız. Ancak bu anlayış hakim olduğunda ülkemizde siyasetçiler bir araya gelerek ülke sorunlarına hep birlikte çözüm bulmak adına katkı sunacaklardır. Aslında bu yeni siyaset kültürüne dair umut verici örneklerle de zaman zaman karşılaşıyoruz.
Geçtiğimiz 1 Mayıs öncesinde DİSK Tekstil İşçileri Sendikası’nın, Türkiye’de tekstil sektörünün ve sanayicisinin sorunlarını ortaya koyan, sorunlara çözüm öneren ilanını bu bağlamda güzel bir örnek olarak değerlendirebiliriz. Bu ilan çatışma yerine dayanışmayı ön plana çıkaran örnek bir girişimdir.

SMART – AKILLI SİYASET İÇİN SOMUT PROJELER
Elbette bu kültürün ve anlayışın kendiliğinden gerçekleşmesini bekleyemeyiz. Siyaseti yapısal olarak değiştirecek adımlara imza atmalıyız. Bu doğrultuda, yeni bir siyasi partiler yasası, daha katılımcı, denetlenebilir seçim sistemi oluşturmalıyız. Parti içi demokrasinin, hesap verilebilirliğin siyasette yaşam bulması için gerekli yasal düzenlemeleri gerçekleştirmeliyiz.

SONUÇ :
Dünya’da Kriz vardır.
Türkiye’de Kriz vardır.
ÇÖZÜM : 5 T + Diyalog + Smart Siyaset

Kadın Emeği Davet Bekliyor, Hem de HEMEN!

Tarihsel gelişimi, insanlığın daha güzele daha iyiye doğru yürüyüşünü durdurabilir miyiz? Türkiye’yi dünyanın gelişmiş ülkelerindeki gelişim dinamiğinden koparabilir miyiz? Maalesef bu konuda birçok örnek verebilirim. Sadece kadın politikaları, kadınların işgücüne katılımına dair izlenen politikalar dahi bu bağlamda acı bir örnektir. Dünyanın ulaştığı nokta ile tezat oluşturan durumumuz ibret  vericidir.

İşte birkaç örnek…

* Dünyada ilk defa gelişmiş ülkelerde kadınların işgücünde aldığı pay erkekleri yakaladı. Örneğin, artık ABD’de iki çalışandan biri kadın… Türkiye’de ise ancak dört çalışandan biri kadın… AB ve OECD ülkelerinde çalışabilecek durumdaki kadınların %55-65’i çalışıyor. Bu oran her geçen gün de artıyor. Türkiye’de ise bu oran sadece %23. Üstelik her geçen gün daha da azalıyor.

* Türkiye’de gerçek işsizlik rakamını gösteren tarım dışı işsizlik oranı erkeklerde %14,7 iken kadınlarda %22 düzeyinde. Oysa gelişmiş ülkelerde kadın işsizlik oranı erkeklerden daha düşük. Örneğin, ABD’de resesyondan sonra işsiz kalan her 4 kişiden 3’ü erkek. Yine ABD’de kadın işsizlik oranı %8.6 iken erkek işsizlik oranı %11.2…

AVRUPA İLE KADIN EMEĞİNDE AYRIŞTIK

* Başta Norveç gibi Kuzey ülkeleri, özel sektörde de kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık uyguluyor. Norveç, 2002 yılında yaptığı yasal düzenleme ile kamu ve özel şirketlere, yönetimlerinde kadınların yüzde 40 oranında temsil edilme zorunluluğu getirdi. Aradan geçen 8 yılda Norveç’in 400 büyük şirketinde kadınlar yönetimde yüzde 40 oranında temsil ediliyor.

İspanya ve Hollanda da 2015 yılına kadar uygulanmak üzere benzer kanunları kabul etti. Kendimizi bir parçası olarak gördüğümüz Avrupa ülkeleri, artık kadınların üst yönetiminde temsil edilmesi gibi meselelerle uğraşırken Türkiye, Dünya Ekonomik Forumu 2009 Küresel Cinsiyet Eşitliği Raporu’na göre (The Global Gender Gap Report 2009) 134 ülke arasında sondan 6’ncı sırada yer alıyor. Arkamızda sadece Suudi Arabistan, Benin, Pakistan, Çad ve Yemen var. Yine aynı endeksin 2007 tarihli çalışmasında Türkiye, kadın istihdamında 128 ülke arasında 123. sırada yer alıyor. Daha da trajiği 2010 yılı Türkiye’sinde; çalışma çağındaki 25.8 milyon kadın nüfusun yüzde 27’sine denk gelen 7 milyon kadınımız okuma yazma bilmemekte veya hiç eğitim görmemiş durumdadır.

* Oysa araştırmalar, kadınların işgücüne katılmalarının genel ekonomi üzerinde de çok olumlu etkileri olacağını öngörüyor. Örneğin, dünyanın önde gelen finans kuruluşlarından Goldman Sachs’ın hazırladığı çalışmaya göre, işgücünde artan kadın çalışan sayısının GSYİH’yı İtalya’da %21, İspanya’da %19, Japonya’da %16, Amerika Fransa ve Almanya’da %9 ve İngiltere’de %8 oranında arttıracağını öngörüyor.

HÜKÜMET, KADINLARIMIZI 4 YILDA 24 SIRA GERİLETTİ

Evet, yukarıda aktardığımız sorunların birçoğunun uzun bir geçmişi var. Ancak bu durum Türk siyasetinin son 30 yılında tam hakim olan sağ iktidarların ve son 8 yılda ülkeyi yöneten AKP iktidarının sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor. Çünkü AKP iktidarında, dünyadaki bütün bu hızlı gelişmelere rağmen Türkiye’de kadınların durumları geriledi. Örneğin, Dünya Ekonomik Forumu’nun “Küresel Cinsiyet Eşitliği Raporu”nda 2006 yılında dünya ülkeleri arasında 105’inci sırada yer alan Türkiye aradan geçen 4 yılda 129’uncu sıraya geriledi.

AKP iktidarının istihdamda uyguladığı bıyıklı kriteri, bürokraside kadınların yönetimden dışlıyor.  The Washington Institute adlı Think Tank’ın bu kapsamda derlediği verilere bakalım:

* Bugün 26 bakanın sadece ikisi kadındır. 25 müsteşar arasında tek bir kadın yoktur. 85 müsteşar yardımcısı arasıdan sadece 3’ü kadındır. Kamuya bağlı kurumlarda 139 genel müdür arasında sadece 8’i kadındır.

* Türkiye’de öğretmenlerin %40’ı kadın olmasına rağmen, Milli Eğitim Bakanlığı’nın tepesinde yer alan 27 bürokrat arasında tek bir kadın yok. Türkiye’de mühendislerin %35’i; doktorların %30 kadın olmasına rağmen, yine Sağlık, Tarım, Enerji gibi farklı bakanlıkların tepe kadrolarında kadın bulunmuyor.

AKP, YÖNETİMDE ERKEK OLİGARŞİ TARAFTARI

* Aslında AKP’nin kadına bakışını en güzel özetleyen örneklerden biri Yüksek Yargı ve Adalet Bakanlığı’nda kadınların temsilidir. Türkiye’de avukatların yüzde 33’ü kadın olmasına rağmen siyasi iktidarın yönetimindeki Adalet Bakanlığı’nda tek bir üst düzey bürokrat yer almamaktadır. Diğer taraftan, siyasi iktidardan bağımsız özerk ve AKP iktidarının her fırsatta hedef aldığı Yüksek Yargı’da kadınlar, Türkiye ortalamasının çok üzerinde yer almaktadır. Danıştay üyelerinin %49’u, Yargıtay üyelerinin %20’si, Anayasa Mahkemesi’ndeki 13 üyeden 2’si kadın. Özetle, AKP’nin kadın karşıtı ideolojisi düşünüldüğünde Yüksek Yargı’yı hedef almaktaki gayesi anlaşılabiliyor.

KADIN İSTİHDAMINA SON TEHDİT

Kadının emek dışına itildiği bu ortamda gündeme gelen yeni bir yasla uygulama, 100 binlerce yeni kadını emek dışına itecektir. Buna göre, özellikle düşük eğitimli kadınların en kolay iş bulabildiği tekstil ve hazır giyim sektörü tehlikeli ve ağır işler kapsamına alınıyor. Böylece sektörde çalışan kadınlar ayda 5; yılda 60 gün ekstra özel günleri nedeniyle izin alabilecek. İlk başta kadın emeği adına olumlu görülen bu yasa çok daha büyük kadın kitlelerini emek dışına itecektir. Bu uygulama %44 ile Türkiye ortalamasının çok üzerinde kadın istihdam eden ve Türkiye şartlarında kesinlikle ‘ağır ve tehlikeli’ işler sınıfına yerleştirilemeyecek tekstil sektöründe kadın istihdamını dışlayacaktır.
Halihazırda yaşam savaşı vermekte olan tekstil ve hazır giyim sektörünü hızla kadın çalışan sayısını azaltmak mecburiyeti ile karşı karşıya bırakacaktır.

KADIN İŞÇİLERDEN ALINAN KESİNTİLER AZALTILSIN

Bu noktada Türkiye’de kadın istihdamının makul ölçülere gelmesi için acil bir eylem planı öneriyor. Bu kapsamda öncelikle şu adımlar atılmalıdır:
• Öncelikle bürokraside ve özel sektörde belirli bir kadın kotası konulmalıdır.
• Hem vatandaştan hem de şirketlerden dünyanın en ağır vergilerini alan devletimiz, kadınların işgücünde kalabilmesi için hamilelik, özel günler gibi dönemlerdeki işgücü kaybını karşılamalıdır.
• Kadın işgücünü teşvik için en pratik yöntemlerden biri kadın işçilerden kesilen SSK primi daha düşük tutulması olacaktır.
• Tekstil ve hazır giyim sektörünün ağır ve tehlikeli işler sınıfından çıkarılmalıdır.

Saygılarımla,
Umut Oran