Yazılar

Evet cephesi çökmüştür en güzel örneği de Erciş’tir

 

IMG_5088

Erciş’i önce deprem sonra AKP Vurdu 

Umut Oran: Ey iktidar, el insaf Erciş’in suçu ne? 

Atatürk heykelinin etrafını çöplük yapmışlar!! 

VAN Erciş

(Fotoğraflı) 

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, referandum çalışmaları kapsamında dün Van’da iken vatandaşların talebi üzerine son anda Erciş’i de programına ekledi. Akşam saatlerinde Erciş’e giden Umut Oran, “2010 yılındaki anayasa referandumda yüzde 93,6 oranında evet diyen Erciş’i önce deprem sonra da AKP vurmuş. Erciş’in hayalet şehire, adeta köye dönüşmüş olmasını görünce yüreğim sızladı. Sn. Bahçeli’nin açıklamasının üstüne Erciş’te vatandaşın feryadını görünce diyorum ki 16 Nisan’da evet cephesi çökmüştür, kendi kalelerine bile ihanet etmiş bir anlayış var karşımızda” dedi.

Ercişlilere söz verdi

CHP’li Umut Oran, 2011 depremi sonrasında 5 kez ziyaret ederek sorunlarını TBMM gündemine taşıdığı Erciş’e dün sürpriz bir ziyaret yaptı. Dün akşam karşılaştığı manzara ve vatandaşların feryadı üzerine “Söz veriyorum bu yaşananları gündeme taşıyacağım” diyerek bugün yazılı açıklama yapan Umut Oran şunları kaydetti:

Evet cephesi çökmüştür

Ercişliler 2010 yılında referandumda yüzde 93,6 oranında evet diyerek bu hükümete, yargının FETÖ’nün emrine verilmesine onay verdi, ardından yaşananlar malum. Ama her şerde bir hayır vardır derler. Sn. Bahçeli bile sonunda bölünme riskini görmüş durumda. Daha önce yüzde 93,6’sı evet demiş Erciş’liler şimdi binpişman, şehirleri terkedilmiş virane bir köye dönüşmüş durumda. Çıkardıkları milletvekilleri bakan yardımcıları var ama Erciş sefalet içerisinde. 2010 yılındaki anayasa referandumda yüzde 93,6 oranında evet diyen Erciş’i önce deprem sonra da AKP vurmuş. Erciş’in hayalet şehire adeta köye dönüşmüş olmasını görünce yüreğim sızladı. Sn. Bahçeli’nin açıklamasının üstüne Erciş’te vatandaşın feryadını görünce diyorum ki 16 Nisan’da evet cephesi çökmüştür, kendi kalelerine bile ihanet etmiş bir anlayış var karşımızda

Konteyner hastane, barakada acil müdahale

Nüfusu, 25 il nüfusundan büyük olan 125. 000 nüfuslu koca şehir enkaz halinde, köye dönmüş. Şehir Hastanesi 9 yıldır tamamlanamadı, sağlık hizmetleri konteynır hastanede veriliyor. Acil servis barakada hizmet veriyor. Şanlıurfa’da sağlık hizmetleri ve hastane nutuğu atanların önce Erciş’e bakıp öyle konuşmaları gerekir

Atatürk heykeli çöplük içinde

Depremden sonra 6,5 yıl geçti şehir merkezindeki yaklaşık 3.000 hasarlı konut halen yıkım bekliyor. Deprem konutlarında TOKİ ayrımcılık yapıyor mağdurlar yerleşemezken 3 bin konuda hak sahibi olmayanları da yerleştirmişler! Deprem konutlarının altyapı sorunu da cabası, kentte su sorunu var ve özellikle yazın kokudan durulmuyor şehirde. Yol, ulaşım ve altyapı sorunu da had safhada. Bu kadar sorunun içinde de şehir merkezindeki Atatürk heykelinin etrafını da tam bir mezbelelik yapmışlar. Kasti olarak Atatürk heykelinin bu şekilde bırakılması yürek sızlatıcı

IMG_5097

Şehir merkezi bile hayalet şehir gibi

Şehir merkezi depremle yıkıldı, iktidar kentsel dönüşüme soktu,7 yıl geçti kent merkezinin ihalesi bile yapılamadı. Yıkılan 250 dükkanın sahipleri geçici olarak yaptıkları derme çatma barakalarda perişan, çok kötü şartlarda esnaflık yapıyor. Şehrin merkezi meydan adeta harabe, hayalet şehir gibi

5 ay çalışan şeker işçileri mezarda emekli olacak

Erciş Şeker 1988’den beri faaliyette ama o zaman 1.200 çalışanı vardı, bugün ise çalışan sayısı 490’a düşürülmüş. Yılda sadece 5 ay çalışıyorlar, dolayısıyla geçici işçi olarak çalışan emekçi mezarda emekliliğe gün toplamaya çalışıyor. 28 yıldır çalışan bir emekçi, ‘yılda sadece 5 ay çalışıyorum 7 ay boş geziyorum ve SGK primim de buna göre yatıyor. Ben ancak mezarda emekliliği hak edeceğim’ diyerek bana dert yandı. Pancar kotası da 60 tondan 20 tona düşmüş.

İŞKUR, AKP’nin arka bahçesi gibi

Seçim öncesi terör bitmiş olmasına rağmen 900 korucu işe alınmış, tam bir seçim rüşveti! İŞKUR, AKP’nin arka bahçesi gibi çalışıyor, işe alınmak için önce parti üyeliğine bakılıyor sonra parti milletvekili ya da Gümrük Bakanı Yardımcısından referans isteniyor. AKP büyük bir baskı ve cadı avı uyguluyor burada. Kaymakam ve belediyeye atanan kayyum AKP ilçe temsilcisinden geri kalmıyor, diğer parti üyelerine büyük baskı uyguluyor. İlçenin resmi protokolüne muhalefetten tek bir kişi bile dahil edilmiyor!

IMG_5090

IMG_5086

IMG_5085

IMG_5091

IMG_5092

IMG_5095

IMG_5096

HAYIR Yüzde 55 ve Üstü Çıkacak

yazı

16 Nisan referandumu için Anadolu’yu karış karış gezen CHP’li Umut Oran, “katılım yüzde 90’lara ulaştığında hayır oyları yüzde 55 ve üzeri olacak. Hatta Rize’de bile yüzde 40’lık bir hayır’lı kesimi göreceğiz” açıklamasını yaptı.

23 İL VE KKTC’DE ÇALIŞTI

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran bugün, Halktv’de gazeteci Can Ataklı’nın sunduğu Yazıişleri programına konuk oldu. Bugüne kadar KKTC’nin dışında Adana, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bolu, Burdur, Bursa, Denizli, Düzce, Erzurum, Isparta, İstanbul, İzmir, Kastamonu, Konya, Malatya, Manisa, Mersin, Niğde, Rize, Sakarya, Trabzon, Tekirdağ’a giderek “bu sadece bir referandum değil #memleketmeselesi ” diyerek çalışma yürüten Umut Oran, HalkTV Yayınında şöyle konuştu:

HAYIR OYLARI YÜZDE 55 VE ÜSTÜ OLACAK

Katılım oranın yüzde 90’lara yaklaşacağına inanıyorum. Ve katılım oranın daha da arttığı sürece sonuçların en az yüzde 55 ve üstü hayır çıkacağını görüyorum. Her gün ortalama 7-8 saat alanda sahada çalışıyorum. Kırsala gidiyorum özellikle Pazar yerlerinde konuşuyorum insanlarımızla 10 kişiden 6’sı net biçiminde hayır’cı. Çok sayıda bir gizli hayır’cı da var çünkü artık insanlar görüşünü belirtmeye bile korkuyorlar.

RİZE’DE BİLE YÜZDE 40 HAYIR ÇIKACAKTIR

Her gittiğimiz yerde vatandaşın birinci sorunu işsizlik, geçim sıkıntısı yani ekonomi. Rize’nin durumu inanılmaz kötü mesela. Muhtarları dinleyince inanamadım Türkiye’nin en büyük su sorunu yaşayan ili Rize, suyu inanılmaz kirli. İki başbakan çıkarmış şimdiki cumhurbaşkanının memleketi, 15 yıldır iktidarı elinde tutan partinin Rize’ye reva gördüğü durum bu! Tek ürün var çay, tek alıcı var ÇAYKUR onu da Varlık Fonuna devrettiler yani özelleştirmesi, işçi çıkartılması yakındır. ÇAŞKUR’da Yılda sadece 4 ay iş var onu da sigortasız çalıştırıyorlar. Benden sonra Cumhurbaşkanı gitti memleketine konuştu inanamadım farklı illerden de bahsediyor diye. Ama ertesi gün ÇAYKUR önündeki geçici işçi alımı için geceden giderek bekleyen sabahlayan o işsizlerin dramı bütün vaziyeti özetledi. Rize’de bile göreceksiniz yüzde 40’lara yakın hayır oyu çıkacaktır.

ESNAFA ZORLA AFİŞ ASTIRIYORLAR

Gittiğim yerlerde görüyorum bana derdini anlatıyor vatandaş ‘ben siftah yapamıyorum ama zorla gelip dükkanımın camına evet afişini asıyorlar” diye yakınıyor. Bizim CHP’li gençlerimize de müthiş baskı var. 11 CHP gençlik kolu başkanımız yöneticimiz tutuklu, son aylarda 73 arkadaşımız gözaltına alındı. Yani evet’i anlatamayanlarda korku dağları sarmış açıkçası.

Anayasa Paketinde Türk Milletinin Faydasına Tek Bir Madde Bile Yok!

 

 

basın toplantıs (5)

Tüm yurttaşlarımı oy kullanmaya ve bir ‘hayır’la vatanı kurtarmaya davet ediyorum.

“Referandum değil memleket meselesi, Hayırda Umut var” diyerek Anadolu’yu karış karış gezmeye devam eden Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, Sakarya’da “Her bir yurtsever, sandığa gitmeyen ya da evet demeyi düşünen sadece 1 kişiyi hayır demeye ikna etmelidir. Bugüne kadar verilen emekler, dökülen alın terleri sebebiyle “hayırlı bir Türkiye” bir adım uzaktadır. “Bir Oy Bir Vatan Kurtarır! Bir Hayır Bir Vatan Kurtarır! Tüm yurttaşlarımı oy kullanmaya ve bir hayırla vatanı kurtarmaya davet ediyorum” şeklinde konuştu.

CHP’li Umut Oran’ın Sakarya İl Başkanı Ayça Taşkent ve Sosyalist Enternasyonal Kadın Başkan Yardımcısı Hilal Dokuzcan ile birlikte Arya Otelde basın toplantısı düzenledi. CHP Sakarya Kadın Kolları Başkanı Emel Bircan ile Gençlik Kolları Başkanı Ulaş Yusuf Konyalı’nın da katıldığı toplantıda Umut Oran şöyle konuştu:

Gençlerin üzerinden elinizi çekin

Öncelikle Hayır için çalışma yürüten CHP’li gençlerimizi Halklis’lileri selamlıyorum. Şu anda 11 genç arkadaşımız tutuklu, toplam 73 arkadaşımız gözaltına alınmış bu süreçte. Ama korkunun ecele faydası yok, ne yaparlarsa yapsınlar hayırlı bir Türkiye’yi önleyemeyecekler! O kamu görevlilerini de ellerini gençlerimizin üzerinden çekmesini istiyorum.

Dün Erzurum bugün Sakarya’da

Türkiye’nin bütünlüğünü ve milletimizin birliğini tehdit eden anayasa değişiklik paketine “hayır” demek için Anadolu’yu karış karış gezmeye, hayırlı bir Türkiye hayalini halkımızla paylaşmaya devam ediyorum. Dün Erzurum’da, Şenkaya’nın sokaklarında hayırlı bir gün geçirdik ve bugün Sakarya’da partimizin vefakâr üyeleriyle hayırlı bir güne başladık. İllerin ilçelerin ismi değişse de Türkiye’nin her yerinde yükselen hayır dalgasını görüyorum.

Mutlukla söyleyebilirim ki “hayırın gücü” sadece anavatanda değil yavru vatan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde de gücünü gösteriyor. Aynı şekilde AKP’nin tüm provokasyon girişimlerine rağmen yurtdışında da yurttaşlarımız hem Türkiye’nin hem de kendilerinin geleceği için “tek adam rejimine” hayır diyorlar.

Kadınlar ve gençler ayakta

Kampanya sürecinde şahit olduğum ve beni çok memnun eden bir başka gelişmeyse Anadolu’nun her yerinde kadınların ve gençlerin ayakta olması. Türkiye’nin hızla otoriter bir yapıya bürünmesinin nelere mal olacağını en fazla onlar idrak etmişler. Anayasa değişikliği paketinde Türk milletinin faydasına olan tek bir maddenin bile olmadığını gayet iyi görmüşler.

Gençlerin işsizliği ve eğitimiyle ilgili tek bir madde bile yok

Gerçekten de Anayasa paketinde işsizliğe dair herhangi bir madde yok. Anaokulundan üniversiteye kadar ücretsiz ve kaliteli eğitime dair bir madde yok. 15 yıldır çözülmeyen ve tarikatlara devredilen yurt sorununa dair bir madde yok. Üniversite bitirip, işsizler kervanına katılanların çalınan hayatlarına dair, yıllar boyunca çalınan sınav soruları sebebiyle ataması yapılmayan öğretmenlere dair bir madde yok. Yani gençlerin hayatına ve geleceklerine dair hiçbir söz yok ama bol bol tek adam güzellemesi var.

Kadın cinayetleri ve ayrımcılığın önlemesi, kadın istihdamı da yok

Aynı durum kadınlar için de geçerli. 15 yıllık AKP döneminde her yıl artan kadın cinayetlerinin çözümüne dair tek bir satır yok. Kadın istihdamı, kadın işsizliği, kadınlara yönelik ayrımcılığın kaldırılması, kadına yönelik şiddet ya da cinsiyetçi dilin engellenmesine dair de tek bir satır yok. Ama “tüm yetkiyi tek bir kişiye devreden” onlarca madde var.

İşte Türkiye’de kadınların ve gençlerin yükselen hayır çığlığının sebebi de bunlar. Kadınlar ve gençler işsizliğin, terörün, geleceksizliğin, şiddetin sona ermesini istiyorlar. Gençler ve kadınlar, Türkiye’nin birliğinin güçlenmesini, bölünmenin önüne geçilmesini, kaba kuvvetin değil aklın ve bilimin ışığında hoşgörünün egemen olmasını istiyorlar. Bu yüzden hep beraber ve yüksek sesle “hayır” diyorlar. Ben de onların bu hayırlı çabalarını görüyorum. Onlar gibi ben de daha hayırlı bir Türkiye’nin, insanca yaşayabileceğimiz özgür, demokratik ve zengin bir ülkenin mümkün olduğuna inanıyorum.

Bu iktidar çift başlılıktan söz edemez, bütün yetki kendileriydi

Hayatın akışı ileriye ve gelişmeye dönüktür. Kim ne yaparsa yapsın dünyanın dönüşünü durduramaz. 15 yıldır iktidarı tek başına elinde tutan ve kendini hiçbir hukuk kuralıyla bağlı saymayan iktidarın bugün kalkıp istikrarsızlıktan ya da çift başlılıktan bahsetmeye hakkı yoktur. AKP, hiçbir Cumhuriyet hükümetinin sahip olmadığı kadar geniş yetkileri sınırsızca kullanmıştır ve gelinen noktada Türkiye’nin hiçbir sorununu çözememiştir.

Ekonomi giderek kötüleşiyor

Bugün bizlere dayatılan tek adam rejimiyse” tamamen günü kurtarmaya ve toplumu oyalamaya yöneliktir. Türkiye’nin birikmiş sorunları bellidir. Tarihin gördüğü en büyük ekonomik kriz Antalya’da turizmi bitirmiş, Konya’da tarımı çökertmiş, Erzurum’da hayvancılığı vurmuş ve şimdi son hızla Türkiye’nin kalbi olan Marmara’ya doğru ilerlemektedir.

Ticaret hayatı durma noktasındadır. Ödenemeyen çekler, yerine getirilemeyen vaatler sebebiyle ekonomi kan kaybetmektedir. Körfez emirliklerinden getirilen paralar sadece 16 Nisan’ı hedeflemektedir. Hükümetin 16 Nisan sonrasına dair herhangi bir planı yoktur. Oysa hayat 17 Nisan’da da devam edecektir.

Tek bir hayır oyu hükümeti gerçeğe döndürür

Bu nokta Türk milletinin de çıkış noktasıdır. 16 Nisan’da verilecek her bir “hayır” oyu hükümete “bu ülkenin gerçek sorunlarına dön ve hayal âleminden çık artık” demek anlamına gelecektir. Türkiye’nin kurtuluşuna giden yolun ilk adımı “hayır” demektir. Bu görev Türkiye’nin birliğinden ve vatanın bütünlüğünden yana olan herkesin görevidir zira mesele memleket meselesidir.

Bir hayırla vatanı kurtar!

Gençler ve kadınlar başta olmak üzere 16 Nisan’da işsizliğe hayır demek, teröre hayır demek, eşitsizliğe hayır demek, sömürüye hayır demek, kavgaya ve kutuplaştırmaya hayır demek Türk Milletinin ertelenemez görevi olarak önümüzdedir.

Ben Türk Milletinin vatan sevgisine güveniyorum. Son 10 günde AKP’nin tüm provokasyonlarına rağmen tüm yurtseverleri tek bir görev etrafında birleşmeye çağırıyorum. Her bir yurtsever, sandığa gitmeyen ya da evet demeyi düşünen sadece 1 kişiyi hayır demeye ikna etmelidir. Bugüne kadar verilen emekler, dökülen alın terleri sebebiyle “hayırlı bir Türkiye” bir adım uzaktadır. “Bir Oy Bir Vatan Kurtarır! Bir Hayır Bir Vatan Kurtarır! Tüm yurttaşlarımı oy kullanmaya ve bir hayırla vatanı kurtarmaya davet ediyorum.”

23 il ve KKTC’de çalıştı

KKTC ve sürekli çalışma yürüttüğü İstanbul’un dışında Umut Oran bugüne kadar Adana, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bolu, Burdur, Bursa, Denizli, Düzce, Erzurum, Isparta, İzmir, Kastamonu, Konya, Malatya, Manisa, Mersin, Niğde, Rize, Sakarya, Trabzon, Tekirdağ’a giderek “bu sadece bir referandum değil #memleketmeselesi ” diyerek çalışma yürüttü.

15 Temmuz’un Tankları 2010 Referandumunda Yakıt Almaya Başladı

FINDIKLI

CHP’li Umut Oran, Rize Fındıklı’da halkın kaçak çayı önlemeyen siyasetçilerden hesap sorması çağrısında bulunurken, 2010 referandumunda ‘evet’ oyu verenlerin bu kez aynı hatayı tekrarlamamasını istedi. Umut Oran, “O zaman bizi dinlemeyenler şimdi gerçekleri görüyorlar, ‘keşke evet demeseydik de yargıyı ele geçirmeseydi bu FETÖ’ diyorlar!  Aslında 15 Temmuz’da sokağa çıkan o tanklar var ya onların yakıt deposunu ilk olarak 2010 referandumunda evet diyenler doldurmaya başladı. 2010 referandumunda evet çıkmasaydı o tanklar yürüyemezdi. Bu kez aynı tuzağa düşmeyin, herşeye evet deyip kabul etmemek lazım, gelin bu kez hayır deyin, ülkenin birliğindin bütünlüğünden yana oy kullanın” diye konuştu.

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Umut Oran, referandum çalışmaları kapsamında Anadolu’yu karış karış gezerek “bu sadece bir seçim değil memleket meselesi” diye uyarmayı sürdürüyor. Daha önce Adana, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bolu, Burdur, Bursa, Denizli, Düzce, Isparta, İzmir, Kastamonu, Konya, Malatya, Manisa, Mersin, Niğde, Trabzon ve Tekirdağ’a giderek çalışma yürüten Umut Oran bugün Rize’de çeşitli temaslarda bulunuyor. Rize Fındıklı‘da “hayır” bürosunun önünde vatandaşlara seslenen Umut Oran şöyle konuştu:

KAÇAK ÇAYI İŞSİZLİĞİ KONUŞMAK GEREKİR

Öncelikle hepinizin Regaip Kandilinizi kutluyorum. Ben iktisatçıyım buraya gelirken Rize’nin durumuna baktım. Keşke buraya gelirken bütün siyasetçilerin amacı aş iş yaratmak olsaydı. Keşke buraya ülkenin gerçek gündemiyle hiç alakası olmayan referandumu konuşmak için değil de ekonomiyi düzeltmeyi, işsizliği önlemeyi, kaçak çay sorunun nasıl önleneceğini konuşmaya gelseydik.

TRABZON, RİZENİN 10 KATI İHRACAT YAPIYOR

Ekonomiye baktığımda diyorum ki neden Rize tek ürüne, tek üreticiye ÇAYKUR’a, tek pazara mahkum kalmış? Mesela son 15 yıl içinde Rize’nin ihracatı 150 milyon dolar, biraz önce Trabzon’dan geldik iki katı nüfusuna sahip Rize’nin ama 10 katı ihracat yapıyor, 1,5 milyar dolar ihracat yapıyor. Neden Rize daha fazla ihracat yapamıyor? İhracat daha çok iş daha çok yatırım demek. 15 yılda Türkiye’de 500 bin yatırım teşvik belgesi var, bunların sadece 138 sadece Rize’ye ait.

TEK ÜRÜNLE TEK PAZARLA OLMUYOR

Türkiye’nin en önemli sorunu her yerde işsizlik. 7 milyona yakın işsizlik var, Suriyeden gelenler 4 milyon. En önemli sorunumuz iş aş, bunlar olmadan sosyal arış olmuyor. 15 yıl genlinde 2 milyon istihdam sağlanmış. Ama nüfusumuz da işsizlik de artıyor. Bu 2 milyon istihdamın içinde Rize’nin aldığı pay sadece 3 bin. Tek pazara mahkum olunca ilerleyemiyorsunuz. Tek toptancı var ÇAYKUR, olmuyor o zaman rekabet lazım çoğulculuk lazım. Onu da Varlık Fonu’na devrettiler artık kimse denetimini yapamayacak. 4 milyon Suriyeli Türkiye’deki nüfusu 10 sene sonra ne olacak, siyasetçinin bunu düşünmesi lazım.

15 YILDIR RİZE HAKETTİĞİNİ ALMIYOR!

Şunu söylemeye çalışıyorum bakın buradan ne kadar güzel siyasetçiler çıkmış. Daha önce başbakan çıkarmış, şimdi de Cumhurbaşkanı Rizeli. Ama sonuçta baktığım zaman son 15 yılda Rize’nin hak ettiğini almadığını görüyorum. Bunları da bu ülkeyi çok seven her tarafında iş aş sosyal barış olmasını isteyen siyasetçi insan iktisatçı olarak söylüyorum.

Terör bir insanlık suçu PKK Bir halk düşmanı. Ama hala Türkiye’de terör örgütleri cirit atıyor. Bugün ülkemizde vatandaşımızın can ve mal güvenliği korunabiliyor mu? O zaman biz neden bu ülkede başkanlık referandumuyla uğraşıyoruz. Güneyimizde PKK federal devletini kurmak üzere, orada bir savaş ortamı var. Bizim en çok birlik beraberlik dayanışma içinde olacağımız zaman. O terör ortamı nedeniyle kaçak çayın arttığını, finansman sağladığını neden konuşmuyoruz? Siz neden siyasetçilere bunun hesabını sormuyorsunuz?

15 TEMMUZ’UN TANKLARI 2010 REFERANDUMUNDA YAKIT ALMAYA BAŞLADI

Aldatıldık kandırıldık diyerek bu ülke yönetilemez. Vatandaş bunu diyebilir ama devlet adamlarının, ülkeyi yönetenlerin böyle bir hakkı yoktur. Bakın 15 Temmuz darbe girişimi için biz çok önceden uyardık, 12 Eylül 2010 referandumunda yapmayın etmeyin bunu yaparsanız yargı elden gider bu kumpas davalarına inanmayın dedik, dinletemedik. O zaman bizi dinlemeyenler şimdi gerçekleri görüyorlar, keşke evet demeseydik de yargıyı ele geçirmeseydi bu FETÖ diyorlar!  Aslında 15 Temmuz’da sokağa çıkan o tanklar var ya onların yakıt deposunu ilk olarak 2010 referandumunda evet diyenler doldurmaya başladı. 2010 referandumunda evet çıkmasaydı o tanklar yürüyemezdi. Bu kez aynı tuzağa düşmeyin, herşeye evet deyip kabul etmemek lazım, gelin bu kez hayır deyin, ülkenin birliğindin bütünlüğünden yana oy kullanın.

CUMHURİYETİN TAPUSUNU BEN SANA VEREMEM

Başkanlık da başkanlık canı gitsin başkanlığın. Dünya sol partilerinin Birleşmiş Milletler’i olan Sosyalist Enternasyonal’in başkan yardımcısıyım. Bakıyorum orada 203 ülkenin en dipteki 20 ülkesinin 19’u başkanlıkla yönetiliyor. Bu ülkelerde aynı zamanda kan, gözyaşı, acı, iç savaş var bu ülkelerde. Ben de bunu anlatmak için geliyorum buralara. Partide yönetim görevim yok ama ben buraya Mustafa Kemal’in askeri olarak geldim. Bizim gündemimizi ayrılık gayrılık değil. İktidar önce yangını söndürmeli asla yangına körükle gitmemeli bu ülkeyi bölmemeli, kutuplaştırmamalı. Bizim de görevimiz ana muhalefet olarak iktidarın görmediklerini göstermemiz lazım. Mustafa Kemal’in askeri isem Cumhuriyetin tapusunu ben sana teslim edemem demem lazım. Bundan da çekinmemem lazım. O zaman bu başkanlığa da tek adamlığa da hayır diyorum.

16 Nisan Türkiye’nin Şahlanışı Olacak!

20170328_112305

Referandum çalışmaları kapsamında Anadolu’ya karış karış gezip “Bu sadece bir referandum değil #memleketmeselesi” diye uyarmayı sürdüren Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı CHP’li Umut Oran bugün Tekirdağ’da çalışma yürütüyor. Bu anayasa değişikliğinin Türkiye’ye kurulmuş bir tuzak olduğunu belirten Umut Oran, “16 Nisan’da ülkemizin geleceğini kurtardıktan hemen sonra daha özgür, daha demokratik, daha zengin bir ülkeyi kurmak için yine ele ele vereceğiz. Türkiye’yi muasır medeniyetlerin ötesine geçirme mücadelemizde Türkiye’nin tüm değerleriyle omuz omuza olmaya devam edeceğiz. Durmayacağız. Yılmayacağız. Ve 16 Nisan’ı Türkiye’nin şahlanışı olarak tarihe yazacağız” diye konuştu.

SAMET BURAK SARI İLE BİRLİKTE GİTTİ

Tutukluluk döneminde durumunu yakından takip ettiği CHP Maltepe Gençlik Kolları üyesi Samet Burak Sarı ile birlikte Tekirdağ’a giden Umut Oran ilk olarak Çorlu İlçe Başkanlığını ziyaret etti. Umut Oran burada CHP Tekirdağ İl Başkanı Recep Ökten, Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak, CHP Çorlu İlçe Başkanı İsmail Akar, Çorlu Belediye Başkanı Ünal Baysan ile Samet Burak Sarı, Çorlu ilçe ve gençlik örgütü ile Halkçıliseli’lerin katılımıyla basın toplantısı düzenledi. CHP’li Oran konuşmasında şunları kaydetti:

ÜLKEYİ YENİDEN ‘HASTA ADAM’ YAPTILAR

Bundan yaklaşık 100 yıl önce Balkanlardan, Kafkaslardan ve tüm Osmanlı sınırlarından büyük göç dalgalarıyla Anadolu’ya sığınan Türk Milleti, göç yollarının acı hatıralarını hafızasından silemeden yeniden bir beka sorunuyla karşı karşıya kalmıştır. Dünyanın ve bölgemizin hızla değiştiği, onlarca ülkenin sınırlarının değiştiği bu dönemde Türkiye tekrar “hasta adam” olarak tanımlanmaya başlanmıştır. Ancak ne üzücüdür ki dünyada bunlar konuşulurken Türkiye’deki iktidar partisi de milleti birleştirmesi gerekirken “tek adamlık rejimi” dayatmasıyla milleti bölmüş ve son Türk Devletinin geleceğini riske atmıştır.

EKONOMİK KRİZ DERİNLEŞİYOR

Türk ekonomisi, Arap Şeyhlerinden alınan paralarla ayakta tutulmaya çalışılırken hükümet hiçbir gerçekçi önlem almadığı için kriz her geçen gün derinleşmektedir. Turizm çökmüştür! 2015’le 2016 arasında sadece Türkiye’ye gelen Rus turistlerin sayısında %76 azalma yaşanmıştır. Dünya’nın en büyük seyahat acentelerinden bazılarının 2017 rotalarından Türkiye’yi çıkarmış olması yarınlar adına endişe vericidir. Uygulanan yanlış tarım ve hayvancılık politikaları nedeniyle Türk çiftçisi toprağından kopmuştur. Türkiye; saman ithal eden, kurbanlık koyun ithal eden, buğday ithal eden bir ülke haline dönüştürülmüştür. Millet iş, aş ve güvenlik talep ederken hükümet daha fazla işsizlik, daha fazla fakirlik ve daha fazla kutuplaşma vaat etmektedir.

TÜRK MİLLETİNE KURULAN TUZAK

Mehmetçik, Suriye’de tepesine yağan bombalarla mücadele ederken AKP hükümeti milletin parasıyla satın aldıkları konfetileri patlatıp “Türkiye’nin bölünmesine evet deyin!” propagandası yapmaktadır. “Tek adam rejimi” demek olan Anayasa değişikliği talebi, Türkiye’ye ve Türk Milletine kurulan bir tuzak haline dönüşmüştür.

KOLTUK İÇİN HERŞEYE ‘EVET’ DİYENLER

Bugün itibariyle milletin bekası ve ülkemizin birliği oylamaya konulmuştur. Bir yanda Cumhuriyetin yıkılmasına, Türkiye’nin bölünmesine, milletin göç yollarına düşmesine “hayır” diyen yurtseverler diğer yandaysa “koltuk için her şeye evet!” diyenler vardır. Ancak referanduma 19 gün kala Türk Milleti’nin ezici çoğunluğu “bölünmeye hayır” derken Türkiye’nin birliğini bozmaya yemin etmiş olanlar sadece hükümet partisinin yöneticileri ve Bahçeli’nin etrafında siyasetçilik oynayan birkaç kişiden ibarettir.

SANDIĞA GİTMEMEK, TARAFSIZ KALMAK OLMAZ

16 Nisan akşamı açılacak sandıklardan çıkan “her bir hayır” oyu “Önce Vatan!”, “Önce millet”, “Önce birlik” demek olacaktır. Gelinen nokta kritiktir. Mesele bir parti meselesi olmaktan çıkmış bir memleket meselesi haline dönüşmüştür. Hiçbir yurttaşımızın bu kavgada tarafsız olmaya ya da çekimser kalmaya hakkı yoktur. Sadece bizlerin değil çocuklarımızın ve torunlarımızın da geleceğini ilgilendiren bu referandumda “sandığa gitmemek” asla kabul edilemez. Bu sorumluluk hepimize aittir. 16 Nisan’da şartlar ne olursa olsun her bir yurttaşımızın “oy kullanması” sağlanmak zorundadır. Özellikle Türkiye’nin hayırlı geleceğinden yana tavır alan dostlarımın sandığa gitmeyenleri tek tek tespit etmeleri ve oy vermelerinin sağlanması hayatidir.

80 MİLYON KERE BÖLÜNMEYE ‘HAYIR’

Zira bizim için %51 başarı değildir. Bizim için başarı 80 milyon kere hayır oyu verilmiş olmasıdır. Türkiye’nin bölünmesine 80 milyon kere hayır denilecektir. Göç yollarına düşmeye 80 milyon kere hayır denilecektir. Kardeş kavgasına 80 milyon kere hayır denilecektir. Emperyalizme ve Türkiye düşmanlarına 80 milyon kere hayır demek borcumuzdur. Ancak bu şekilde, 80 milyon kişi hep birlikte “bölünmeye hayır” diyerek aydınlık yarınlar inşa edilebilir. Türkiye’yi “hasta adam” olmaktan kurtaracak olan da budur.

MUSTAFA KEMAL GİBİ EMPERYALİZME ‘HAYIR’ DEMEK

Bugünün acil konusu Mustafa Kemal olmaktır. Mustafa Kemal Atatürk gibi emperyalizme “hayır” diyebilmektir. Türkiye’yi kurtaracak ve yepyeni umutları yeşertecek birikim Tekirdağ’dan Hakkâri’ye, Artvin’den Antalya’ya kadar mevcuttur. Türkiye’nin hayırlı yarınlarından yana tavır alarak mücadeleye omuz veren Saadet Partililere, Demokratik Sol Partiye, Vatan Partisine, Demokrat Partiye ve partili-partisiz tüm Türkiye âşıklarına şimdiden teşekkür ediyorum.

16 NİSAN ŞAHLANIŞ OLACAK

16 Nisan’da ülkemizin geleceğini kurtardıktan hemen sonra daha özgür, daha demokratik, daha zengin bir ülkeyi kurmak için yine ele ele vereceğiz. Türkiye’yi muasır medeniyetlerin ötesine geçirme mücadelemizde Türkiye’nin tüm değerleriyle omuz omuza olmaya devam edeceğiz. Durmayacağız. Yılmayacağız. Ve 16 Nisan’ı Türkiye’nin şahlanışı olarak tarihe yazacağız.

Yepyeni bir gün doğacak 17 Nisan’da – ODA TV

yepyeni-bir-gun-dogacak-17-nisanda-2603171200_m2

İngiltere’nin Brexit kararıyla geleceği sorgulanan Avrupa Birliği, bütünlüğünü koruma çabasında. Aşırı sağın yükselmesi, ırkçılığın İslam karşıtlığı söylemlerin artmasının nedeni Avrupalının ekonomik refah payının azalması mıdır, Avrupa da neo-liberal politikalar iflasın eşiğinde midir?

İnsanoğlu için en önemli öğretmen tarihin kendisidir. Bugünün kaotik ortamının cevapları da aslında geçmişte gizli… İnsanlık nasıl ki I. ve II. Dünya Savaşları öncesinde kaos yaşadıysa şimdi de benzer bir kaosu yaşıyor. Soğuk Savaş dönemi boyunca devam eden ve sınırların belirliliği, atılacak adımların şiddeti ve süresi anlamında netlik içeren uzlaşı dönemi 1989’da Berlin Duvarı’nın ve 1991’de Sovyet Rusya’nın yıkılmasıyla beraber yerini “belirsizliğe” bıraktı. Bu duruma teknolojide ve toplumsal yaşamda görülen hızlı değişimleri ve “tek kutuplu dünyanın” kutsal görüşü olarak pazarlanan neo-liberalizmi de eklerseniz 2000’lerden beri neden sürekli huzursuzluk yaşandığını ve neden sorunların her geçen gün arttığını da görmüş olursunuz.

Brexit yani İngiltere’nin AB’den ayrılma kararı da bu “arafta” olma halinin yansıması. İnsanlık yeni bir denge halini arıyor. Ancak şu ana kadar “kaos” dışında bir şey üretilemedi. Teknolojinin ilerlemesiyle beraber çatışmaların azalacağını iddia eden iyimser görüşler gerçekleşmediği gibi, Varşova Paktı dağılınca NATO gibi büyük ve pahalı askeri birlikteliklerin yok olacağına dair beklenti de boşa çıktı. Hatta Sovyet bloğunun yıkılmasından sonra askeri harcamaların azalacağı ümidi de tam tersi istikamete ilerledi.

Şimdilerde uluslararası kabul görecek büyük anlatılar, insanlığı peşinden sürükleyecek ideolojiler olmadığı için insanlık da “piyasaların dalgalanmaya bırakılması gibi dalgalanıyor.” Neo-liberalizmin gerçek ve insanlığa umut verecek bir alternatifi de oluşturulamadığı için popülizmin tavan yaptığı, tüm değerlerin “para” karşısında eridiği, gerçek çözümlerin değil, pansuman tedbirlerin pazarlandığı ama herkesin, her şart altında “tüketime” koşulduğu bir kaos dönemi yaşanıyor. Kaos dönemlerinin başat duygusuysa “korku”. Belirsizlikler toplumda korkuya, korkular da kolay çözümlere ve radikalizme sebep oluyor. Halklar birbirinden korkuyor, inançlar birbirinden korkuyor, insanlar birbirinden korkar hale getiriliyor. Böylece bir yandan para küresel olarak her yere ulaşıyor ama, aynı anda “korumacı, içe kapanmacı, tek tipleştirici” anlayışlar öne çıkmaya başlıyorlar. Zamanın ruhunun merkezinde “tüketim” olduğu için de hiçbir şey yeterince hayatta kalamıyor. Tıpkı elbiseler gibi. Bundan 20-30 yıl önce bir gömlek alıp yıllarca giymeye odaklanmış insanlar, artık her mevsim birkaç gömlek alıp sonra da atmaya koşullandırıldığından dolayı düşünsel faaliyetler de günlük, aylık ve en fazla mevsimlik olabiliyor. İşte böyle bir devinim içinde neo-popülizmin “Duvar örer hallederim!”, “Kapatırım sınırı olur biter!”, “Çıkarım AB’den sorun çözülür!” gibi sıradan, basit ve alabildiğine içi boş önerileri korkutulmuş ve yalnızlaştırılmış kitlelere cazip görünüyor. Böylece Hollanda gibi bir ülkede “ırkçı söylemler” yükseliyor, Avusturya’da, Rusya’da birkaç on yıl öncesine kadar alay edilen fikirlere sahip radikal partiler iktidar alternatifi oluyor. Türkiye olarak biz de dünyadan payımıza düşeni, belki özgün koşullar sebebiyle biraz daha fazlasını yaşamak zorunda kalıyoruz. Ancak küresel anlamda “arayış” devam ediyor. Henüz nerede duracağı belli değil.

“HER YERDE BİR SORGULAMA VAR”

Nurzen Amuran: Siz Sosyalist Enternasyonal’in Başkan Yardımcılığını yürütüyorsunuz. Sıraladığınız bu kaotik ortam içinde Sosyalist Enternasyonal kendisini sorguluyor mu? Sol kendisini yenileyecek yeni argümanlar hazırlıyor mu? 

Umut Oran: Mesele sadece Sosyalist Enternasyonal’in meselesi değil. Genel anlamda Komünistinden Demokratik Sosyalistine, bağımsızlıkçı, milli hareketlerden geri kalmış ülkelerin aydınlarına kadar her yerde bir sorgulama var. Dünyanın daha adil, daha özgür, daha dayanışmacı ve daha zengin bir yöne gitmediği aşikâr… Bunu sadece biz değil herkes görüyor. İngiltere’de ve Almanya’da 90’lı yıllardan beri yoğun arayışlar var. Hatırlarsanız “3.Yol” adı altında önemli tartışmalar yaşandı geçmişte. Zamanın değiştiğini, teknolojik ve sosyal dönüşümün özü doğru olsa da geçmişin söylemlerini taşımaya yetmediğini, yeni sözler, yeni analizler bulunması gerektiğini ortaya koydu herkes. Örneğin Giddens’ın “3.Yol” iddiası başlangıçta heyecan yaratsa da kitleselleşemedi, fırtına yaratmadı. En temelde Sosyal Demokratların 2.Dünya savaşı sonrasında savunduğu “Klasik Sosyal Demokrasi”yle Neo-liberalizm’den ayrı bir yol yaratma iddiasını içeren bu tez ortada kaldı.

Sosyalist Enternasyonal de hayatın hızını görüp bu hızın yarattığı yeni dünyaya uygun bir konumlanma inşa etmeye devam ediyor. Örneğin en son Kolombiya’da yaptığımız Kongre’de ana konulardan biri “eşitsizlikti”. Yükselen neo-popülizm net bir şekilde reddedildi ve insanlığın topyekun iyiliği için dayanışmacı politikalar konusunda kararlılık, bir kez daha ortaya kondu. Ancak Sosyalist Enternasyonal de uygulaması yapılabilecek ya da kitleleri hemen dönüştürecek bir sonuca henüz ulaşamadı. Fakat büyük mutlulukla şunu söyleyebilirim ki sosyal demokrasi hala dünyanın farklı yerlerindeki sorunları çözme kabiliyetine sahip tek ideoloji. Kolombiya’da 52 yıldır devam eden ve 220 bin kişinin ölümüne sebep olan çatışmalar sona erdirildi. Yapılan konuşmalarda Kolombiya Hükümetinin tüm süreç boyunca 3.Yol Söyleminden ilham aldığını, devletin dönüştürücü rolüne dair Giddens’in görüşlerinden faydalandıklarını dile getirdiler. Bu da demek oluyor ki insanlığın geleceği için çözümü yine solcular söyleyecek. Yakın zamanda mutlaka yeni bir heyecan dalgası yaratılacak. Ve merkezinde sol değerler olacak. Elbette Sosyalist Enternasyonal de bu değişimin motor güçlerinden biri olarak önemli bir işlev üstlenecek. Bu konuda endişeye gerek yok. Zira eşitsizliklerin, çatışmaların, nefretin, silahlanmanın insanlığı ulaştırabileceği aydınlık bir dünya yok. Tarih boyunca olduğu gibi bundan sonra da özgürlük, eşitlik, dayanışma, adalet, emeğin üstünlüğü, barış gibi değerleri savunanlar insanlığa yön ve umut verecekler. Biz de Türkiye’den insanlığın gelişimine destek vereceğiz.

“HOLLANDA KRİZİ “BİR OLAY BULMAM LAZIM” DİYEN HÜKÜMETİN “İŞTE FIRSAT BU” DEMESİDİR”

-Gelelim gündemdeki olaylara. Türkiye’nin, Almanya Hollanda ile yaşadığı gerilimler, söylendiği gibi iç politikalarına bir mesaj niteliğindeyse kim kime yardım etti? Hollanda veya Almanya için Türkiye’deki rejim değişikliği onlara fayda mı sağlayacak?

Öncelikle dış politika devlet politikası olmalıdır ve asla iç siyasete alet edilmemelidir. Maalesef AKP her zaman dış politikayı içeriye malzeme yapmıştır. Dünyada hiçbir toplumsal olay ya da diplomatik kriz her aşaması masa başında yazılarak uygulamaya geçirilemez. Bu anlamda eylemleri birbirine bağlı bir zincir gibi ele almak ve “AKP şunu yaptı, Hollanda bunu yaptı” diye kesin yargılar geliştirmek doğru değildir. Ancak yaşanan herhangi bir olayın yönlendirilmesi, dozunun yükseltilmesi ya da psikolojik bir operasyonun konusu edilmesi mümkündür. Bu anlamda ortada “kontrollü bir gerginlik” olduğu söylenebilir. Yani bir hükümet “Milliyetçi tabanı etkilemek için bir şey bulmam lazım!” diye yola çıkarsa o olayı mutlaka bulur! Hatta olayın gerçek olmasına da gerek yoktur; AKP döneminde defalarca gördüğümüz gibi yalan ve iftira üzerinden de gerçekleştirilebilir aynı operasyonlar.

Hollanda krizi de tüm gücüyle “Bir olay bulmam lazım!” diyen hükümetin “İşte fırsat bu!” demesidir. İşin ilginç yanı, yaşanan krizin Hollanda’daki partilerin de işine yaramış olmasıdır. Böylece AKP ve Hollanda arasında “kazan-kazan” anlamına gelecek bir “mini kriz” yaşanmıştır.

Burada asıl önemsenmesi gereken konu “kaba şiddetin” hem AKP hem de Hollandalı partiler tarafından “propaganda edilir” birer malzeme olarak görülmesidir. Bundan 30 sene evvel asla kabul edilemeyecek “kabalıklar” artık normal görülmektedir. AKP, iç politik konulara etki etsin diye “Hollanda’da ve tüm Avrupa’da yaşayan Türkleri” riske atarken Hollandalı partiler de “Senin yabancı düşmanlığın mı iyi benim yabancı düşmanlığım mı iyi?” noktasına kadar düşmüştür. İşte bu ortamı yaratansa tüm Avrupa’nın ve dünyanın neo-popülist, yabancı düşmanı, ötekileştirici, nefreti öne çıkaran söylemlere teslim olmasıdır. Zaten sorun da buralardadır. AKP de Hollandalı partiler de “şiddet üzerinden” siyaset yapmaktadırlar. Oysa ihtiyaç duyulan şey “kabadayılık değil akılcılıktır.” Diplomasiyi bu kadar çok ayaklar altına alırsanız diplomasiye gerçekten ihtiyaç duyduğunuz anda çaresiz kalabilirsiniz. Bu anlamda ben hem Hollanda’nın hem de Almanya’nın neo-popülistlerinin AKP iktidarını ve “evet kampanyasını” desteklediklerini düşünüyorum. Çünkü AKP iktidarda kaldığı müddetçe tıpkı İngiltere’de olduğu gibi “kutuplaştırma” üzerinden kitleleri sömürüye ikna etmeleri daha kolay. AKP de Avrupa’da ırkçıların iktidarda olmasını ister aynı şekilde. Böylece onlar da kamuoyuna dönüp “Hilalle Haçın Savaşı” masalları anlatabilirler. Oysa meseleyi “hilali politik malzeme yapanlarla, haçı politik malzeme yapanların danışıklı dövüşü” olarak tanımlamak gerekir. Zira yapılan budur. Her iki taraf da sömürü düzenini öteki üzerinden meşrulaştırmaktadır. Olan da gariban insanlara olmaktadır.

HERKESİN VE HER ŞEYİN İKTİDAR UĞRUNA “FEDA EDİLEBİLECEĞİ” BİR İKLİMDE YAŞIYORUZ

-Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yaşanan gerilimlerde en fazla tedirgin olan kesim, oralarda ekmek mücadelesi veren vatandaşlarımız. Düzenleri orada, gelecekleri orada… Kendi vatandaşlarını tedirgin etmekle, siyasi iktidar referandumda “EVET” için nasıl bir fayda sağlayabilir, bu bir kumar değil mi?

Doğru; bu bir kumar! Ancak sorun şu ki yurtdışında yaşayan gurbetçilerimiz AKP’nin umurunda değil. Zira AKP’nin tepe yönetimi için her şey ve herkes “iktidarda kalmak adına feda edilebilir.” Bunu biz son 15 yılda onlarca kez gördük. Gezi Direnişi dönemini hatırlayın. O dönemde camiler ve başörtüsü üzerinden yapılan provokasyonları hatırlayın! Yandaş medyada günler boyunca aralıksız olarak “%50’yi zor tutuyoruz!” propagandası neydi? Toplumun kutsal değerleri üzerinden bir iç çatışma zemini yaratılmadı mı o dönemde? Neyse ki milletimiz o günlerde provokasyonlara gelmedi. Zaten iddia edilen olayların tamamının “yalan” olduğu da ispatlandı. Peki ya o dönemde insanlar galeyana getirilebilseydi ve birbirine kırdırılsaydı ne olacaktı? Muhtemelen meydana gelecek ölümler de propaganda unsuru olarak kullanılacaktı. Bu anlamda uygulanan ölçüsüz ve anlamsız dış politika sizi şaşırtmasın. Maalesef Türkiye 15 yıldır aynı mantıkla yönetiliyor. Herkesin ve her şeyin iktidar uğruna “feda edilebileceği” bir iklimde yaşıyoruz. Zaten bu da hayatı her anlamda zorlaştırıyor. Sadece Türkiye’de yaşayanları değil Avrupa’da yaşayan gurbetçilerimiz için de aynı zorluk geçerli.

AKP’NİN “KAMU DİPLOMASİSİNDEKİ” YETERSİZLİĞİ ÜLKEMİZE ZARAR VERİYOR

-Türkiye’nin dış ilişkilerin de önce gerilim politikaları devreye giriyor sonra normalleşmeye gidiliyor. Ancak bu durum güvensiz bir süreci başlatıyor. Şu anda uluslararası kurumlarla haklı olduğumuz konularda bile anlaşma ortamı sağlayamıyoruz. Nereye gidiyoruz?

AKP’nin gittiği yer çıkmaz sokak. Çünkü burada iç kamuoyuna yönelik olarak söylenen her söz anında dünyanın dört bir yanında haberleştiriliyor. Hükümet burada “El Bab’tan sonra hedef Esad!” der demez dünyanın dört bir yanında haber bültenleri alarm veriyor. Aynı şey PYD’li Salih Müslim “kırmızı halıyla” karşılandığında da yaşanıyor ya da PKK’yla Oslo’da “anlaşma” yapılırken de yaşanıyor. Yani dünya iletişim anlamında küçüldü. Ben dedim ama kimse duymaz diye bir şey yok! Ben herkese ayar vereyim ama kimse bundan alınmasın diye düşünemezsiniz. Hükümet buradan “asarım, keserim” dedikçe Avrupa basını da “İşte saldırgan Türkler!” diyorlar.

Bakın AKP’nin bu gelgitleri, tutarsızlıkları ve sürekli şiddet içeren dili sebebiyle uluslararası arenada Türkiye’nin çıkarlarını savunup sonuç almakta çok zorlanıyoruz. Çünkü yabancı ülkelerin temsilcileri de hükümetin yaptıkları açıklamaları ve çelişkili icraatları biliyor. Örneğin biz PYD ve silahlı kanadı YPG, Kuzey Suriye’de insan hakları ihlalleri yapıyor, insanları yerlerinden sürüyor, işkence yapıyor, küçük yaştaki çocukları silah altına alıyor vs dediğimiz zaman hemen bize hükümetin “PYD’yi kırmızı halıyla karşıladığı” haberleri gösteriyorlar. “Eşme Ruhu!” adı altında yapılan “işbirliğini” gösteriyorlar. Yanı durum PKK için de geçerli! Hükümetin açılım adı altında yürüttüğü pazarlık sürecini bilmeyen yok dünyada. Bu durum her anlamda işimizi zorlaştırıyor.

Bir de buna AKP’nin “kamu diplomasisi” kavramından habersiz olmasını da ekleyince uluslararası arena daha zor hale geliyor. Oysa PKK’dan, PYD’ye kadar her örgüt ve Suriye’den Ermenistan’a kadar her devlet başka ülkelerin kamuoylarını kendi görüşleri doğrultusunda etkilemek ve yönlendirmek için faaliyet gösteriyorlar. AKP’nin “kamu diplomasisindeki” yetersizliği ülkemize zarar veriyor. Neyse ki Cumhuriyet Halk Partisi olarak hala ülkemizin milli çıkarları için uluslararası tecrübemizi kullanabiliyoruz.

-Anayasa değişiklikleriyle ilgili Venedik Komisyonunun son raporu AKP de tepkiyle karşılandı. Deniliyor ki, “Venedik komisyonu görevi olmadığı halde siyasi yorumlar yapmaya başladı. Hukuki anlamda danışmanlık yapar ihtiyaç hissederse hukuki yorum yapar” Oysa Komisyon, bu raporuyla hukuki danışmanlık görevini yerine getirmedi mi? 

AKP’nin uluslararası olaylara bakışında ciddi bir yanlışlık var. AKP, kendisiyle ilgili “olumlu bir değerlendirme” olunca hemen bunu “hayatın merkezine” koyuyor. Ancak olumsuz her değerlendirmeden sonra istihbarat örgütlerinden başlayıp, haçlı ittifakına kadar her türlü iddiayı gündeme getiriyor. Örneğin aynı kredi derecelendirme kuruluşu kredi notunu yükselttiğinde AKP bunu “Cumhuriyet tarihinde bir ilk” olarak lanse ederken kredi notu düşünce “Sen düşürsen kaç yazar, düşürmesen kaç yazar!” deyiveriyor. Bu tarz bir yaklaşım uluslararası camiada işe yaramıyor. Bakın kredi derecelendirme kuruluşları “yatırım yapılamaz” kararı verince yabancı sermaye kaçıp gidiyor; oysa sizin bu paraya ihtiyacınız var. Dev turizm acenteleri Türkiye’yi rotalarından çıkarınca turist gelmiyor; oysa ülkemizin bu turistlere ihtiyacı var.

Mesele olumsuz karar alınınca ya da eleştiri yapılınca “Eyyyy!” demek değil mesele her alanda doğru işler yapmak ve Avrupa’yı kendi kurallarıyla mahkûm etmekte. İşte Perinçek-İsviçre Davası! AKP’nin yıllardır yapamadığını doğru strateji ve taktik adımlarla Perinçek ve Talat Paşa Komitesi yaptı. Bu önemli başarının incelenmesi ve gerekli derslerin alınması gerekir. Aklı ve bilimi referans alan hükümetler için uluslararası arenada hamle yapmak çok daha kolaydır. AKP’nin yapması gereken de aklı, bilimi ve devletin birikimini doğru kullanmaktır.

-Biraz önce değindiniz ama önemli bir konu olduğu için ayrıntılara girmekte yarar var. Sayın Mevlüt Çavuşoğlu, bir televizyon programında, “Artık dış politikayla iç politika arasında fark kalmadı. İçerdeki her gelişme dış politikayı etkiliyor dışardaki gelişmeler de iç politikayı ilgilendiriyor” dedi. Bizim bildiğimiz “Dış Politika” partiler üstü devlet politikası olarak değerlendirilir. Cumhuriyet tarihimizin dış politikasındaki başarısı bu anlayıştan kaynaklanmadı mı?

AKP, kendisini devlet olarak konumlandırdığı ve Cumhuriyet’in birikimlerini hiçe saydığı için böyle toptancı sonuçlara ulaşması normal. Tüm dünyada hükümetlerden bağımsız olarak tespit edilmiş ve stratejik olarak belirlenmiş öncelikler, kırmızı çizgiler vardır. Bunlar her dakika ya da her hükümet döneminde değişmezler. Ancak hükümetler milli duyguları istismar ederek kitleleri manipüle edebileceklerini keşfettiklerinden beri dış politika çok daha fazla iç politikanın malzemesi haline geldi. Bunun temelinde de “siyasetin konularının değişmesi” var. Yani siyaset işsizlikle, eşitsizlikle, kalkınmayla ilgilenmediği zaman bunların yerine dış politik gelişmeleri koyuyor. Böylece yurttaşların detaylı olarak bilmesine gerek olmayan konular sürekli gündemde tutuluyor. Oysa bunun insanların yaşamlarına doğrudan bir etkisi yok! Zaten kameralar önünde “kavga görüntüsü” verenler, işler ciddiye binince karanlık odalarda gayet iyi “anlaşıyorlar”. Bunu İsrail konusunda da gördük. Vatandaşa İsrail karşıtı propaganda yapanlar mesele ballı ticaret olunca gayet iyi anlaşıyorlar. Son 15 yıla bakarsanız hemen hepsinde aynı şeyi görürsünüz. Almanya ve Hollanda meselesinde de aynı şey olacak. Toz duman biraz dağılsın yeni makam arabalarının sipariş edildiğini hep beraber göreceğiz.

SANDIKLARDAN MUTLAKA “HAYIRLI BİR TÜRKİYE” ÇIKACAKTIR

-Anayasalar birer toplumsal uzlaşma belgesi olarak bilinir. Olağanüstü hal durumlarında gerilimin kavganın bölünmenin derinleştiği ortamlarda “HAYIR”a baskı kurulmasıyla toplumsal uzlaşı nasıl sağlanacaktır? Sonuç, ”EVET” çıkarsa bu açıdan yeni Anayasa “Dayatma anayasası” olarak yürürlüğe girmeyecek midir, darbe anayasalarından ne farkı olacaktır?

İki konuda tespit yaparak başlayalım. Öncelikle “EVET” diye bir ihtimali ben görmüyorum. “Hayırlı bir Türkiye” ideali için mücadele eden herkesin de benimle aynı görüşte olduklarını düşünüyorum. Bu yüzden “evet çıkarsa” gibi bir cevap vermeyi doğru bulmuyorum. Ancak ortada büyük bir dayatma, baskı ve hukuksuzluk olduğu da gerçek. Gerçek MHP’liler olarak görülen Meral Akşener, Sinan Oğan, Ümit Özdağ ve Yusuf Halaçoğlu’nu hedef alan vahşi saldırılar ortada. Korkarım bu saldırıların şiddeti ve sıklığı artarak devam edecek. Aynı şekilde CHP’li gençlere yönelik polis şiddeti de meydanda. Her gün başka bir yerde tutuklamalar, gözaltılar yaşanıyor.

OHAL şartlarında referanduma gitmek zaten başlı başına bir hukuksuzluk. Üstelik AKP her istediği yerde miting yaparken “HAYIR” çalışması yapan yurtseverlerin, toplantıları iptal ediliyor! AKP, vatanın bütünlüğünden ve milletin bekasından yana tavır alan herkesi düşman olarak kodlayıp her türlü zorluğu çıkarıyor.

Ancak korkunun ecele faydası yok! Türk milleti bütün baskılara rağmen ülkenin bölünmesine “hayır” diyecektir. Milletimiz evlatlarının hayatını tehlikeye atmayacaktır. Sandıklardan mutlaka “hayırlı bir Türkiye” çıkacaktır.

-Bütün önlemlere rağmen rejim değişikliğine “HAYIR” diyen sivil toplum kuruluşları Anayasa değişikliklerinin getireceği riskleri kamuoyuna anlatmaya çalışıyor. Partiler üstü bir anlayış hakim. Siz de toplantılara katılıyorsunuz. AKP’ye gönül vermiş kararsızlar hangi konularda “EVET” demekten kaçınıyorlar?

En başta her partiden yurttaşımız tüm yetkinin “tek adamda” toplanmasına karşılar. Ayrıca AKP’nin 15 yıldır ülkeyi tek başına yönettiğini de görüyorlar ve bu yetkilerin yarınlarda nelere yol açabileceğinin de farkındalar. Cumhurbaşkanına “eyalet” kurma yetkisi herkesi rahatsız etmiş. Meclisin yok ediliyor olması, bakanların “kişisel sadakat” esasına göre seçilecek olması ve hepsinden öte tüm rejimin “bir kişiye indirgenmesi”, risk olarak görülüyor.

Doğal olarak AKP’li kardeşlerimiz de isyan ediyorlar. Bugüne kadar oy verdik ama bu kadarı fazla, bu kadar zorlamaya gerek yok diyorlar. Sadece bu kampanya süresince durmadan artan ekonomik krizlere rağmen hükümetin krizle ilgilenmek yerine miting yapmasından da rahatsız olmuş insanlar. Memleketin bunca sorunu varken, böyle bir çabayı doğru bulmuyorlar. Ben de onların bu kaygılarını paylaşıyorum. Bakın Türkiye ekonomik olarak iflasın eşiğinde. Turizm başta olmak üzere herkes perişan… Döviz kurundaki her 1 kuruşluk artış borç yükünü 4,4 milyar TL arttırıyor.  İflaslar, işten çıkarmalar kapıya dayanmış ama hükümet her şeyi unutmuş ve başkanlık derdine düşmüş. Oysa aynı şeyleri 2010 referandumunda da yaşamadık mı? O zaman da tüm dertlerimizin çözümü olarak “evet” önermiyorlar mıydı? Mezardaki ölülere “oy verdirin” çağrısı yapıyorlardı. Ne oldu peki? Hangi sorunumuz çözüldü? Aksine dertlerimiz birken bin oldu! 15 Temmuz’daki FETÖ darbe girişimi gücünü 2010 referandumundan almaktadır, o zaman da yapmayın ‘yargının bağımsızlığını zedelemeyin’ dedik dinlemediler sonuç ortada. Şimdi de aynı şeyi görüyor vatandaşlarımız. Bu yüzden AKP’liler de “ülkenin bölünmesine hayır” diyor! Bir de aklı başında olan herkes şunu görüyor: Evet çıkarsa ekonomi düzelecek terör bitecekmiş, kuyruklu yalan! Açıkça yalan söylüyorlar. Bu anayasa değişikliğinin içinde, ülkenin gerçek gündemi olan işsizlikle, ekonomiyle, terörün önlenmesiyle tek kelime dahi yok! Üstelik iki konu dışında geri kalanlar Kasım 2019’da yürürlüğe girecek, madem çok önemli neden hemen yürürlüğe girmiyor? Bu iktidar artık halkı aldatıp, kandıramayacak, yeter artık!

SANDIĞA GİTMEMEK DEMEK BEN İRADEMİ BAŞKALARINA TESLİM ETTİM DEMEK

-Bir de sandığa gitmek istemeyen bir kesim var. Bu bir siyasi seçim değil ülkenin geleceği karara bağlanacak. Sandığa gitmemenin sonuçlarını da sıralar mısınız?

Sandığa gitmemek demek ben irademi başkalarına teslim ettim demek! Partimin yanlış ismi aday yapmasını bir kenara koyarak söylemek isterim ki, son Cumhurbaşkanlığı seçiminde sandığa gitmeyen 14 milyon seçmen oy vermiş olsa sonuç çok daha farklı olabilirdi. Bu her seçim için geçerli. İstanbul’da son Genel Seçimlerde her 3 kişiden 1’i sandığa gitmemiş. Oysa yurttaş olarak en büyük silahımız, oyumuz! Üstelik bu bir parti meselesi değil artık! Memleketin geleceği söz konusu olan… Bir kez hayır diyerek ülkenin bölünmesine, milletin bekasının riske atılmasına engel olabiliriz. Sadece bir kez sandığa giderek Türkiye’mizin tek adam rejimine ve ortaçağ karanlığına teslim olmasını engelleyebiliriz. Her şey bu kadar kolay işte…

16 Nisan akşamı o sandıklardan hayır oyları fışkırdığı zaman göreceksiniz her şey değişecek. Yepyeni bir gün doğacak 17 Nisan’da. Herkes oturup yeniden düşünecek. Kavgalar son bulacak. Yeniden bir masanın etrafında birleşecek insanlar. Düşmanlıklar son bulacak. Nefretle sıkılmış yumruklar açılacak ve el sıkışacak herkes. Yeniden birlik ve beraberlik içinde yaşayan huzurlu insanlar olacağız. Hiç kimse endişe etmesin. Türkiye çok büyük bir ülke, Türk milleti çok büyük bir millet. Mutlaka başaracağız. Referandum sandığından “hayırlı bir Türkiye” çıkaracağız, buna eminim. Anadolu’ya gitmediğim zamanlarda İstanbul’un 39 ilçesinde ayrım yapmadan çalışıyorum ama onun dışında bu hafta sonu itibariyle referandum çalışmalarında 20’nci ile ulaştım. Ve şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Anadolu’yu, Trakya’yı, Türkiye’yi bir uçtan diğerine dolaştıkça ve özellikle gençlerle, kadınlarla buluştukça umut oranım artırıyor.

-Biz de size Hayırlı çalışmalar diliyor, bu güzel sohbet için teşekkür ediyoruz.

Ben teşekkür ederim.

Nurzen Amuran

Odatv.com

AKP Hükümeti Toplumun Gerisinde Kalmıştır

erken

CHP’li Umut Oran, “bu bir referandum değil memleket meselesi” demek için gittiği Manisa’da, AKP’nin her türlü provokasyonu yapabileceğini ancak bu kez sonuç alamayacaklarını söyledi. Umut Oran, “Çünkü AKP  toplumun gerisine düştü. Milletin önceliği yerine kendi gündeminin önceliğinin peşine düştü. CHP’ye oy vermiş 12.5 milyon seçmenimize seferberlik görev emri, hedefi koymak istiyorum: Herkes 21 günün sonunda daha önce CHP’ye oy vermemiş en az bir kişiyi ikna edip sandığa beraber giderse hayırlı bir Türkiye’yi hep beraber yaratacağız buna eminim” dedi. 

Referandum için çalışma yürüttüğü 16 il olan Manisa’ya sabahleyin gelen Umut Oran, Şehzadeler ilçe örgütünün dayanışma toplantısına katıldı. Daha sonra İl Başkanlığına geçen Umut Oran, burada basın toplantısı düzenledi. CHP Şehzadeler İlçe Başkanı Semih Balaban, CHP Yunus Emre İlçe Başkanı Kubilay Koç, CHP İl Başkan Yardımcısı Reis Öncü, Süleyman Özcan, Bektaş Kılınç, Hatice Gözlet, Yıldız Kılınç, Enver Akgün ile kadın ve gençlik kolları yöneticilerinin katıldığı toplantıda Umut Oran şöyle konuştu: 

BABAOCAĞIMDA OLMAKTAN MUTLUYUM 

Türkiye’nin birliğini korumak ve milletin bekasını riske atanlara “hayır” demek için Anadolu’yu karış karış geziyorum ve bugün baba ocağım Manisa’da olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Ancak bilmelisiniz ki Manisa’daki “hayırlı” havayı görmekten de ayrıca memnunum. Çünkü bu salona gelene kadar karşılaştığım herkes, tıpkı dün Ankara’da, ondan önceki gün Konya’da, daha önceki gün Balıkesir’de ve İstanbul’un tüm ilçelerinde karşılaştığım yurttaşlarımız gibi, Türkiye’nin hayırlı yarınlarının 16 Nisan’da 80 milyon kere “hayır” demekten geçtiğini görmüşler. Gittiğim her yerde “hayır” oylarının açık ara önde olduğunu görüyorum. Ancak geçen 15 yıllık AKP dönemini değerlendirdiğimde ve Türkiye’nin bölünmesine hayır demek için sadece 21 gün kaldığını düşündüğümde tüm yurttaşlarımı uyarma ihtiyacı duyuyorum! 

AKP TOPLUMUN GERİSİNDE KALMIŞTIR 

AKP hükümeti toplumun gerisinde kalmıştır! Toplumun gitmek istediği yerle AKP’nin Türkiye’yi götürmek istediği yer birbirine tamamen zıt noktadadır. Örneğin AKP, varlık fonu örneğinde olduğu gibi tüm kamu mallarını rehin vererek günü kurtarmak isterken Türk milleti, üretim ekonomisine geçerek evlatlarına iş ve aş sağlamayı ve geleceği kurtarmayı istemektedir. AKP, her yere devlet parasıyla “lüks konut” stoklarken Türk milleti evlatlarına “yurt”, evlenmek için başını sokacak bir yuva arayan gençlerine insanca yaşayabilecekleri ev aramaktadır. AKP, sırf iç politikada etkisi olur düşüncesiyle her ülkeyle kavga çıkarmak, sorun yaratmak ve kabadayılık yapmak isterken Türk Milleti ulusal onurunu korumak, diplomasiyle hakkını savunmak, sonuç alınmayacak diklenmeler yerine dik durmak istemektedir. 

AKP MİLLETE AYAK BAĞI OLUYOR 

Hayatın her alanında AKP, toplumun gerisine düşmüştür. AKP anlayışı milletimize ayak bağı olmaktadır. 16 Nisan’da oylanacak olan “tek adam rejimi” de Türk milletinin değil AKP’nin ihtiyaçlarına yöneliktir. Zira referandum paketinin içinde Türkiye’nin birliğine hizmet edecek tek bir harf yoktur. İşsizlik sorununu çözecek, çocuklarımıza aş ve gelecek sağlayacak tek bir madde yoktur. 

AŞAĞIDA PKK DEVLETİ KURULUYOR, AKP DE EYALETİ GETİRİYOR 

Terör örgütlerinin kökünü kazıyacak, millete huzur getirecek tek bir öneri yoktur. Suriye’nin kuzeyinde yani güney sınırımızın tamamında kurulmak üzere olan, Amerika’nın ve Rusya’nın desteklediği “PKK Devletini” engelleyecek tek bir söz, tek bir önlem ve daha kötüsü tek bir niyet yoktur! Ancak AKP’nin önerisinde eyalet kurma yetkisi vardır. AKP’nin önerisinde Meclis’in yani Türk Milletinin iradesinin sınırlanması, Meclis’in sadece şekle indirgenmesi vardır. İşçilerin tüm haklarının “tek bir sözle” ellerinden alınması imkânı, memurların iş güvencesinin “keyfi uygulamalara” terk edilmesi vardır. 

BU KEZ PROVOKASYONLARI SÖKMEYECEK 

Türk Milleti, Edirne’den Hakkâri’ye, Artvin’den Manisa’ya ve Antalya’ya kadar 7 bölge, 4 deniz ve yurtdışında gurbetçilerimizin yaşadığı her ülkede “hayırdan” yana tavır almıştır. Şu ana kadar yayınlanmış ve yayınlanmamış tüm anketlerde sonuç aynıdır. Türk Milleti bölünmeye “hayır” demektedir. “Tek adam rejimine” hayır demektedir. Türkiye’nin eyaletlere bölünmesine ve Suriye’de bir PKK devleti kurulmasına “hayır” demektedir. Bu dakikadan sonra sandıkta kazanamayacaklarını görenler, Türk Milletinin iradesini sakatlamak için türlü hilelere başvurabilirler. Milletimi uyarıyorum: “Her türlü provokasyona ve kumpasa hazır olun!” ama ne yaparlarsa yapsınlar bu kez kazanamayacaklar. Çünkü demin de dediğim gibi AKP toplumun gerisine düştü. Milletin önceliği yerine kendi gündeminin önceliğinin peşine düştü. 

SALDIRILAR DA OLABİLİR 

Bugünden itibaren yandaş kanallarda “düzmece anketler” yayınlanmaya başlanabilir. Önümüzdeki yaklaşık 3 hafta içinde kriz adı altında yabancı bir ülkeyle “kavga” çıkarılabilir. Hatta bu süre zarfında Ergenekon ve Balyoz kumpaslarında olduğu gibi “büyük bir yalan” uydurulup, millet iradesinin tecelli etmesi engellenmek istenebilir. Hatta geçtiğimiz günlerde Sayın Ümit Özdağ’ın işaret ettiği gibi MHP tabanının gerçek temsilcileri olan Sayın Meral Akşener’e, Sayın Ümit Özdağ’a, Sayın Koray Aydın’a ve çok değerli Sinan Oğan’a yönelik yeni saldırılar, girişimler olabilir. 

SEFER-GÖREV HEDEFİ KOYDU 

CHP’ye oy vermiş 12.5 milyon seçmenimize seferberlik görev emri gibi hedef koymak istiyorum: Herkes 21 günün sonunda daha önce CHP’ye oy vermemiş en az bir kişiyi ikna edip sandığa beraber giderse hayırlı bir Türkiye’yi beraber yaratmış olacağız. Ancak 16 Nisan’ın önemine yakışır son sandık açılıp, son hayır oyu da sayılana kadar asla gevşememeli, bir saniye bile rehavete kapılmamalıdır. Bu bizim hem vatanımıza hem de gelecek nesillere olan borcumuzdur. Ben bu bilinçle hareket eden tüm yurttaşlarıma, demokrasiden ve milleten yana tavır alarak “hayırlı bir Türkiye” mücadelesine omuz veren Demokratik Sol Partili, Vatan Partili, Saadet Partili, Büyük Birlik Partili tüm yurttaşlarıma teşekkür ediyorum. Hepsini saygıyla selamlıyorum. 

16 NİSAN MİLAT OLACAKTIR 

Tüm yurttaşlarıma bir kez daha seslenmek istiyorum. 16 Nisan bir milat olacaktır. Türkiye’nin yeniden gerçek sorunlara odaklandığı, işsizliğe, teröre, hukuksuzluklara çare arandığı bir dönem 16 Nisan’da verilecek hayır oylarıyla başlayacaktır. Şu anda Türkiye’ye saldırmaya cesaret eden tüm ülkeler 16 Nisan’da çıkacak olan hayırlı tablodan sonra tek tek geri adım atacaklardır. Türkiye yeniden gücünün farkına varacak kimseye faydası olmayan “tek adam” tartışmalarından kurtulacaktır. Daha iyi bir Türkiye mümkündür! Türkiye’nin geçmişi ve milletimizin kabiliyeti daha güçlü, daha özgür, daha huzurlu ve daha zengin, hayırlı bir Türkiye inşa edecek kadar derindir.

Milletimiz bir kez hayır diyerek 1001 sorunu çözeceğine emin olmalıdır. Yaşanacak olan da bu olacaktır. 

Zenginlik İçinde Bir Türkiye İnşa Edebiliriz!

Umut Oran

Bırakın onlar “Ölüleri bile mezardan kaldırıp ‘evet’ dedirtmeye çalışsınlar”; biz, çocuklarımızın geleceği için sadece dirilerimize “hayır” dedirtelim. 

Bırakın onlar “durmadan şiddet çağrısı yapsınlar, toplantıları basıp kavga çıkartsınlar”; biz, hayırlı bir Türkiye için ele ele vermeyi seçelim. 

Bırakın onlar “dil sürçmelerinden” yola çıkıp itibar cellatlığına soyunsunlar; biz, İzzet Baysallar gibi, Türkan Saylanlar gibi, bir hayır duası için mücadele edelim. 

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı CHP’li Umut Oran, Türkiye’nin 15 yıldır aralıksız olarak “dedikodu siyasetine” mahkûm edildiğini, herkesi düşman olarak gören iktidar bloğunun her yerde vatan hainleri olduğunu öne sürdüğünü belirtti. Umut Oran, “Bırakın onlar ‘ölüleri bile mezardan kaldırıp ‘evet’ dedirtmeye çalışsınlar’; biz, çocuklarımızın geleceği için sadece dirilerimize ‘hayır’ dedirtelim. Bırakın onlar ‘durmadan şiddet çağrısı yapsınlar, toplantıları basıp kavga çıkartsınlar’; biz, hayırlı bir Türkiye için ele ele vermeyi seçelim. Bırakın onlar “dil sürçmelerinden” yola çıkıp itibar cellatlığına soyunsunlar; biz, İzzet Baysallar gibi, Türkan Saylanlar gibi, bir hayır duası için mücadele edelim” dedi.

Neden insanca ücret yok, neden işsizim?

CHP’li Umut Oran yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:

Dünyanın her yerinde sınıfsal eşitsizlikler, emek sömürüsü, kadına yönelik şiddet, yoksulluk ve ırkçılık salgın gibi yayılırken alternatif vadeden siyasilerin sesi kısılmak istenmektedir. Sabahtan akşama kadar çok ağır şartlar altında çalışan emekçilerin “Neden insanca yaşayacak ücret elde edemiyorum?” sorusuna popülist iktidarların herhangi bir cevabı yoktur. Yıllar boyunca üniversite amfilerinde dirsek çürüten gençlerin “Neden işsizim?” haykırışlarına verilen yanıtların tamamı insanı göz ardı eden, istatistik oyunlarını kitlelere dayatan cinstendir.

Emekliler, çiftçiler perişan

Emekliler perişanlık içinde yaşam mücadelesi verirken çiftçiler sadece mazot parasını çıkarabilmek için ter dökmektedir. Ancak bu düzenin egemenleri maaş yerine hamaseti, iş yerine şiddeti, dayanışma yerine ötekileştirmeyi tercih etmektedir.

15 yıldır dedikodu siyasetine mahkumuz 

Türkiye 15 yıldır aralıksız olarak “dedikodu siyasetine” mahkûm edilmiştir. İktidar bloğuna bakılırsa herkes düşmandır, her yerde vatan haini vardır ve nerdeyse tüm sorunların cevabı “kaba güçle” açıklanmaktadır. Oysa Türkiye’nin temel sorunlarına ciddi cevaplar bulması gerekmektedir. Dünya büyük bir hızla gelişirken “herkese bağırarak”, toplumu sürekli “korkutarak”, herkesi birbirine “düşman ederek” ülkemiz gelişemez.

Daha iyi bir Türkiye mümkün

İktidar bloğunun iddialarının aksine “daha iyi bir Türkiye mümkündür!” Ele ele verip çalışarak, insanca üretip adaletlice paylaşarak ve hiç kimseyi arkada bırakmayarak yaşamak mümkündür. İngiliz, Alman, Fransız emeklisi Antalya’da aylarca tatil yapabiliyorsa Türk emeklilerinin yaşam standartlarını yükseltmek mümkündür. Sadece düşmanlık üreten bu düzene “hayır” deyip, Anadolu’nun binlerce yıllık kardeşlik ve dayanışma kültürüne sahip çıkabilmek de mümkündür. Bunun için ilk hedef 16 Nisan’dır!

Dil sürçmesinden itibar cellatlığına 

16 Nisan’da bırakın onlar “Ölüleri bile mezardan kaldırıp ‘evet’ dedirtmeye çalışsınlar”; biz, çocuklarımızın geleceği için sadece dirilerimize “hayır” dedirtelim.

Bırakın onlar “durmadan şiddet çağrısı yapsınlar, toplantıları basıp kavga çıkartsınlar”; biz, hayırlı bir Türkiye için ele ele vermeyi seçelim.

Bırakın onlar “dil sürçmelerinden” yola çıkıp itibar cellatlığına soyunsunlar; biz, İzzet Baysallar gibi, Türkan Saylanlar gibi, bir hayır duası için mücadele edelim.

Milletin ferasetine inancım tamdır ve halkımdan yana hiçbir şüphem yoktur! Bir kere hayır deyip 1001 hayır işleyebiliriz. Düşmanlık üreten bu düzeni değiştirip insana hizmet edecek yepyeni ve zenginlik içinde bir Türkiye inşa edebiliriz!

Basın Açıklaması:

Zenginlik İçinde Bir Türkiye İnşa Edebiliriz

Umut Oran, Denizli’de CHP’ye Umut Oldu – Habercikuş

CHP Denizli Gençlik Örgütü’nün düzenlemiş olduğu Referandum Türkiye’si paneline katılan 24. Dönem CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, Denizlili CHP’lilere umut oldu. Sabah 09.00’da Denizli Çardak Havalimanı’ndan çıkarak çevre ilçelerde vatandaşlarla bir araya gelen Oran, vatandaşları dinledi onlara referandum sürecinde neden Hayır oyu kullanacakları hakkında bilgi verdi.

IMG_7926

Sosyalist Enternasyonel Genel Başkan Yardımcısı ve CHP’nin önceki dönem Milletvekili Umut Oran, CHP Gençlik Kolları’nın daveti üzerine Denizli’de düzenlenen Referandum Türkiye’si paneline katıldı. Oran’a CHP Denizli İl Başkanı Teoman Sancar, CHP Parti Meclis Üyesi Gülizar Biçer Karaca, CHP Gençlik Kolları Başkanı İbrahim Abuşaha, Merkezefendi İlçe Gençlik Kolları Başkanı Tugay Odabaşıoğlu, CHP Denizli Milletvekili Kazım Arslan’da eşlik etti.

1

Haberci Kuş TV’den Aslı Öztabak’ın sorularını yanıtlayan Sosyalist Enternasyonel Genel Başkan Yardımcısı ve CHP’nin önceki dönem Milletvekili Umut Oran, Denizli’nin sorunlarını ele aldı. Denizli’ye ilk defa gelmediğini kaydeden sevilen siyasetçi, Denizli son dönemlerde gelişmek yerine geriye gitmiş. Ekonomisiyle görüntüsüyle bir büyükşehir değil kasaba havasında, yolları köstebek yuvasına dönmüş, ekonomik olarak gerilemiş dedi. Aslı Öztabak’ın sorularını yanıtlayan Oran, sorularımıza tüm samimiyetiyle cevap verdi.

İŞTE O RÖPORTAJ:

CHP Gençlik Örgütü’nün davetiyle Denizli’ye gelen Umut Oran, Esnaf Sarayı Konferans Salonu’nda yeni anaya değişikliğine niçin hayır denilmesi gerektiğini hakkında konuşma yaptı. Konferansta konuşmacı olan Oran’dan önce CHP Denizli Milletvekili  Kazım Arslan, Parti Meclisi Üyesi Gülizar biçer karaca, İl başkanı Teoman Sancar kısa konuşmalar yaptı. Salona sığmayan bir kalabalık ile gerçekleşen konferansa katılım beklenilenin üstünde oldu. Konferansta konuşma öncesinde salonda bulunan herkes hayır yazılı pankart kaldırdı.

ori_manset-61-23-53

111111124.Dönem CHP İstanbul Milletvekili Sosyalist Enternasyonel Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran Türkiye’nin bugün gereksiz bir tartışmanın içine sürüklendiğini kaydetti. CHP’li Umut Oran; “ Karış karış Anadolu’yu geziyorum. Anlatması zor bir durum. Ama anlatacağız, haklıyız, kazanacağız. 1 kişi  kuyuya 1 taş atıyor, 80 milyon o taşı çıkarmak için uğraşıyoruz.  Dünya  insanlar Mars’a gitmeye çalışırken, bilim ve teknoloji ile yeni 3 boyutlu yazıcılarla  insan organları  kopyalanabilirken, bilim yapay zeka ile uğraşırken biz nelerle uğraşıyoruz? Bizim yolumuz  Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi ‘ muasır medeniyetler seviyesidir’ ama biz bugün nelerle uğraşıyoruz” dedi. Umut oran daha sonra Anayasa değişikliğinin getireceği olumsuzlukları sıralayarak neden hayır denmesi gerektiğini anlattı.

Konferans soru cevaplarla son bulurken Oran ise Denizli’den gitmeden Çardak’ta son defa partilileriyle bir araya gelmek üzere harekete geçti.

Etkinlikler

Sonuç Bulunamadı

Üzgünüz, hiç bir gönderi kriterinizle eşleşmedi