Yazılar

Ekonomide 2017 Hesapları Tutmadı

 

Umut Oran

Ekonomi Basın Açıklaması

25.12.2017

 OHAL’DE 2018 İÇİN RİSK BÜYÜK

  • Demokrasi ve hukuk açığı, dış politikada gerilim, içte ve dışta herkesle kavga siyaseti ve yönetimde keyfiliğin damgasını vurduğu 2017 yılında, ekonomide kötüye gidiş hızlandı; AKP’nin başlangıçta açıkladığı tüm makro ekonomik hedefler saptı.
  • Primini devletin üstlendiği çırak, stajyer ve kursiyerlerle kâğıt üstünde sağlanan suni ve geçici istihdam artışı ile pompalanan kamu kaynaklarıyla fiktif biçimde yaratılan kerameti kendinden menkul büyüme rekoru, ekonomide kötüye gidişe perde yapıldı.

Yüksek borçluluk-aşırı dış kaynağa bağımlılık kıskacındaki Türkiye ekonomisinde 2017 yılı, dış politika ve iç siyasette artan gerilimlerin yansıması ile döviz girişlerinin yavaşlaması, buna bağlı olarak kurlarda hızlı yükseliş, yoksulluk ve işsizlikte artış, enflasyonun ivme kazanması, piyasalarda daralma gibi olumsuz gelişmelerle, ekonomide son yılların en kötü tablolarından birini ortaya çıkardı.

Hükümetin, makro ekonomik göstergelere ilişkin başlangıçta öngördüğü hedeflerde ciddi sapmalar yaşandı. Çift haneli enflasyon, işsizlik ve faiz; büyüyen dış ticaret açığı, cari açık ve bütçe açıkları dolayısıyla 2017, ekonomide bozulmanın arttığı bir yıl oldu. Artan belirsizlik ve güven kaybı nedeniyle özellikle yılın sonuna doğru piyasalarda daralma, paranın dönmemesi, karşılıksız çek ve protestolu senetlerde artış, kapanan dükkan, mağaza ve işyerlerinde artış yaşanırken; istihdamda kalıcı olmayan kurgu yöntemlerle kağıt üzerinde sağlanan artış ve piyasaya pompalanan rekor hacimdeki kamu kaynakları ve özellikle 3. çeyrekte kırılan suni büyüme rekoru ile ekonomide kötüye gidiş perdelenmeye çalışıldı.

Hükümetin, makro ekonomik göstergelere ilişkin öngördüğü 2017 hedefleri ve gerçekleşmeleri karşılaştırdığımızda, şu tabloya tanık oluyoruz:

1- ENFLASYON HIZLANDI

2017 Programında Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) bazında yıl sonu enflasyonu yüzde 6,5 olarak öngörülmüştü. Aylar itibariyle genelde çift haneli seyreden enflasyon Eylül sonu itibariyle yıllık bazda %11,2 olurken bu tarihlerde hazırlanan ve Ekim’de yayınlanan 2018-2020 Orta Vadeli Program’da (OVP) 2017 enflasyonu için yüzde 9,5’lik gerçekleşme tahmini yapıldı. Ancak enflasyon, kur kaynaklı maliyet artışlarının etkisiyle izleyen dönemde de yükselişi sürdürerek, Kasım sonu itibariyle yıllık bazda yüzde 12.98’e kadar yükseldi. Hükümetin 2017 yılı için belirlediği enflasyon hedefinin, yılın tümünde açık farkla sapma kaydedeceği netleşti.

Yıllık tüketici fiyat artışının yüzde 13’e dayanırken, aynı tarih itibariyle Yurt içi Üretici Fiyat Endeksi’ndeki (Yİ-ÜFE) yıllık artışın yüzde 17,3 olması ise özellikle kurdaki yükselişe bağlı maliyet enflasyonunun henüz çarşı pazara tam yansımadığını gösteriyor. Yıllık bazda toptan fiyatlarla tüketici enflasyonu arasında, talepte canlanma durumunda hızla piyasaya yansıyacak 4 puanın üzerinde bir makas bulunuyor.

2- ÇİFT HANELİ İŞSİZLİK YAPIŞTI

2017 yılı için başlangıçta %10,2 öngörülen işsizlik oranı, son OVP ile %10,8’e revize edildi. En son açıklanan veriye göre ise Eylül 2017 dönemi itibariyle işsizlik oranı %10,6. TÜİK’e göre ülke genelinde toplam istihdam, son bir yılda 1 milyon 233 bin kişilik bir artışla 28 milyon 797 bine çıkarken, işsizlerin sayısı ise 104 bin kişi azalarak 3 milyon 419 bine geriledi.

İstihdam artışı yanıltıcı!

SGK’nın aynı döneme ait verileri ise son bir yılda istihdamda yaşanan artışın sadece 734 bin 340’ının zorunlu sigortalı işçilerden, 1 milyon 157 bin 886’sının çırak, stajyer ve kursiyerlerden kaynaklandığını gösteriyor. Çırak, stajyer ve kursiyerlerin Eylül 2016 döneminde sadece 344 bin 80 kişi olan sayısı; Eylül 2017 döneminde 1 milyon 501 bin 966’ya çıktı. Buna göre övünülen istihdam artışı büyük oranda, işverenlere yönelik istihdam teşvik ve destekleri kapsamında “İş başında eğitim”, “İşe almak sizden, sigortası bizden” gibi kampanyalarından yararlanan işverenlerin, ucuz iş gücü olarak doldurduğu çırak, stajyer ve kursiyerlerden kaynaklanıyor. Üstelik zorunlu sigortalı sayısındaki artışta da bu geçici uygulamanın payı bulunuyor. Geçici desteklerle sağlanan arızi istihdam artışının kalıcılığı kuşku yaratıyor. Bu yolla yaratılan ek istihdamın ne kadarının istihdamda kalıp, ne kadarının işsizler ordusuna eklemleneceği belirsiz. Öte yandan emek çevrelerinden, iş başında eğitim adı altında çırak, stajyer ve kursiyerlerin ucuz işgücü deposu olarak kullanıldığı eleştirileri geliyor. 24-48 ay gibi sürelerle uygulanan istihdam teşvik ve desteklerinin sağladığı geçici ve yapay istihdam artışına rağmen işsizlik oranının yılı çift haneli düzeylerde kapayacağı görülüyor.

Gerçek işsiz sayısı 6 milyon…

Öte yandan TÜİK’in dar tanımlı resmi işsiz sayısına, iş aramayıp iş başı yapmaya hazır 1 milyon 444 bin, iş bulma umudu olmayan 609 bin, zamana bağlı eksik istihdamda sayılan 356 bin ve mevsimlik çalışabilen 68 bin kişi de dahil edildiğinde geniş tanımlı (gerçek) işsiz sayısı 5 milyon  896 bin kişiye çıkıyor. 60 milyonu aşan çalışma çağındaki nüfusun 27 milyon 861 bini iş gücü dışında yer alırken, dar tanımlı iş gücü göstergelerine göre bile genç nüfusta işsizlik oranı yüzde 20’yi, ne eğitimde ne işte olan gençlerin oranı ise yüzde 26,1’i buluyor.

3- BÜYÜME YANILSAMASI…

2017 yılı gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) büyüme, yıllık Programda yüzde 4,4 olarak hedeflenmişti. Ancak 2016 yılının 3. çeyreğindeki daralma sonrası ekonomide başlayan yavaşlamayı önlemek için, 2017 yılında inşaat, beyaz eşya ve mobilya sektörlerine yönelik vergi indirimlerinin yanı sıra asıl olarak işletmelerin Kredi Garanti Fonu (KGF) kaynakları ile fonlanması, hormonlu bir büyümeyi tetikledi. KGF’den girişimcilere 200 milyar liranın üzerinde kredi dağıtılırken Hazine tarafından buna 178 milyar lira kefalet verdi. Alınan bu önlemlerin etkisiyle yılın ilk çeyreğinde yüzde 5,3, ikinci çeyreğinde yüzde 5.4’lük büyümeler kaydedildi. Devletçe bol kepçe dağıtılan, KGF kaynaklarıyla yaratılan parasal genişlemenin büyüme üzerindeki etkisi asıl 3. çeyrekte kendini gösterdi. Ancak bu kaynaklar, üretim ve yatırımdan çok, işletmelerin borç kapama ve kişisel harcamalarına gitti. Piyasaya pompalanan kamu kaynaklarıyla yaratılan genişleme, yüzde 0,8’lik küçülme yaşanan 2016’nın aynı çeyreğinin baz etkisiyle birleşince, 2017’nin 3. çeyreğinde yüzde 11,1’le rekor büyüme yanılsaması yaşandı. Diğer tüm makro göstergeler daralan bir ekonomiye işaret ederken; KGF fonları, kamu tüketim ve yatırımları ve inşaat yatırımına dayalı kâğıt üzerinde elde edilen bu büyüme, “hormonlu” ve “balon” niteliğindedir.

Gerçekte yavaşlama eğilimi var…

TÜİK’in “mevsimsel etkilerden ve takvim etkilerinden arındırılmış” verilerine bakıldığında ise baz etkisiz GSYH büyümesinin son dört çeyrekte sırasıyla yüzde 4.9, yüzde 1.6, yüzde 2.2 ve yüzde 1.2 olduğu, yani cila silinince, ekonominin aslında yavaşladığı görülüyor.  Dolayısıyla kâğıt üzerindeki 2017’nin 3. çeyrek performansı istatistiksel olarak abartılı bir yanılsamayı içeriyor. Söz konusu suni etkilerle 2017 yıllık büyüme oranının da yüzde 7 civarında çıkacağı, ancak ekonomide şu an istatistiklere yansımayan yavaşlamanın 2018’de rakamlara net biçimde yansıyacağı görülüyor.

4- KUR HEDEFİNDE BÜYÜK SAPMA

Yıllık plan ve programlarda, açıkça belirtilen bir kur hedefi olmamakla birlikte TL ve dolar cinsi milli gelir büyüklüklerinin karşılaştırmasıyla anlaşılan yıllık ortalama kur tahmininin ise ciddi biçimde saptığı görülüyor.  Programda başlangıçta cari fiyatla 2017 GSYH’si 2 trilyon 404,1 milyar TL (756,3 milyar dolar), buna göre yıllık ortalama dolar kuru 3,18 TL olarak öngörülmüştü. TÜİK’in milli gelir hesaplama yöntemini değiştirerek “Zincirleme Hacim Endeksi” esasına geçişi, tüm GSYH verilerini dramatik biçimde farklılaştırdı. Yeni programda 2017 GSYH gerçekleşme tahmini 3 trilyon 35,5 milyar TL (847 milyar dolar) olarak yapıldı. Buna göre beklenen yıllık ortalama dolar kuru 3,58 TL.

Ancak 22 Aralık itibariyle cari dolar kuru 3,82 TL dolayında ve yılbaşından bu tarihe kadar olan dönemin ortalama kuru 3,65 TL. Noel tatili dolayısıyla Batı piyasaları kapalı olmakla birlikte genel eğilimi yükseliş yönünde olan doların, son haftada yatay seyredebileceği öngörülüyor. Her halükarda yılın başında yapılan ortalama dolar kuru tahmini ve sonradan öngörülen gerçekleşme tahminlerinin tutmayacağı şimdiden belli oldu. Bu durum aynı zamanda yılın tümünde öngörülen TL cinsinden GSYH hedefi tutsa bile 847 milyar dolarlık GSYH ve kişi başına 10.579 dolarlık kişi başına milli gelir hedefinin de tutmayacağını gösteriyor.

5- BÜTÇEDE BÜYÜK AÇIK

2017’nin tümünde bütçede 598,3 milyar TL gelir, 645,1 milyar TL harcama ile 46,9 milyar liralık bütçe açığı öngörülmüştü. Yılın ilk 11 ayına ilişkin verilere göre bütçe gelirleri yüzde 13 artarak 574,6 milyar TL, bütçe giderleri yüzde 17,7 artarak 601,1 milyar TL ve bütçe açığı 26,5 milyar lira olarak gerçekleşti. 2016’nın aynı dönemine göre bütçe açığı yüzde 56,5 büyüdü. Bütçe gelirlerinin en büyük bölümünü oluşturan vergi gelirleri 11 ayda önceki yılın eş dönemine göre yüzde 16,7 artarak 489,3 milyar lira oldu. Gider hanesinde ise faiz giderleri yüzde 14,2 artışla 55,3 milyar lira olurken, faiz dışı harcamalar yüzde 18,1’le toplamdakinden daha yüksek oranlı bir büyüme ile 545,8 milyar liraya ulaştı. Harcamaların büyük bölümünün son ayda hesaplara yansıması nedeniyle Aralık’ta beklenen yüksek tutarlı açıkla birlikte, yıllık açığının hedefin üzerine çıkabileceği görülüyor.

6- DIŞ TİCARET VE CARİ AÇIK HEDEFLERİ DE ŞAŞTI

2017 yılı için 153,3 milyar dolar ihracat, 214 milyar dolar ithalat hedeflenmiş, yıllık dış ticaret açığı 60,7 milyar dolar olarak öngörülmüştü. Ocak-Ekim 2017 döneminde ihracat 129 milyar, ithalat 190,2 milyar ve dış ticaret açığı 61,2 milyar dolar olarak gerçekleşti. 2016’nın aynı dönemine göre ihracat yüzde 10,3, ithalat yüzde 16,5 arttı ve bunun sonucunda dış ticaret açığı yüzde 32,1 büyüdü.

Önceki yılın ilk on ayında yüzde 71,6 olan ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 67,8’e geriledi. Yıllık bazda 31,8 milyar öngörülen yıllık cari açık da Ekim sonu itibariyle 41,9 milyar dolarla rekor bir düzeye ulaştı. 2017’de dış ticaret ve cari işlemler açıklarının, hedefe göre büyük sapmalar gösterdiği yıl bitmeden belli oldu.

7- Kur artışı ihracatı artırmak yerine baskılıyor…

Bir ülkenin parasının değer yitirmesi, normalde ihraç ürünlerini dış pazarlarda ucuzlatarak ihracatını artırıcı, ithalatını baskılayıcı etki yaparken, Türkiye ekonomisinde ise bunun tam tersi bir süreç ortaya çıkıyor. Bu durum, üretimde aşırı düzeyde ithal girdiye bağımlı olunmasından kaynaklanıyor. TL’deki değer kaybı, büyük bölümü ithal olan üretim girdilerini pahalandırarak, ihraç ürünlerimizin birim maliyetlerini yükseltiyor. Bu gelişme de ihracatçımızın dış pazarlarda rekabet gücünü kırıyor.


8- YABANCI, YATIRIMI KISTI

2017 yılında artan belirsizlik ve azalan güvenin etkisiyle Türkiye’ye doğrudan uluslararası yatırım girişleri gerilemeye devam etti. İlk 10 aylık verilere göre ülkeye bu dönemde 5,4 milyar dolarlık bir yatırım girişi olurken, tasfiyeler yoluyla geri götürülen sermaye geçen yılın eş dönemine göre yüzde 195,2’lik rekor artışla 1,8 milyar dolara ulaştı. Böylece net yatırım sermayesi girişi 3,6 milyar dolarla önceki yılın yüzde 17,1 altında kaldı. Yabancı sermayeli şirketlerin dış ortaklarından 489 milyon dolarlık kredi kullanması ve yabancıların Türkiye’de 4,2 milyar dolarlık gayrimenkul almasına rağmen, toplamda net doğrudan yatırım girişi yüzde 16,9 düşüşle 8,3 milyar dolara geriledi.

9- DIŞ BORÇ STOKU BÜYÜDÜ

Türkiye’nin toplam dış borç stokuna ilişkin en son açıklanan veri Haziran 2017 sonu itibariyle. Buna göre brüt dış borç stoku son bir yılda net 12,7 milyar dolar büyüyerek 432.4 milyar dolara ulaştı. Son bir yılda kamu sektörünün dış borcu 8,1 milyar, özel sektörün 4,9 milyar dolar net artış gösterdi. Bir yıl önce yüzde 49 olan toplam dış borcun GSYH’ye oranı, yüzde 51,8’e yükseldi.

Dış borçta kur farkı yükü 126 milyar TL…

Kurdaki hızlı artış, dış borçların Türk parası cinsi karşılığını rekor düzeyde büyüttü. Yılın ilk yarısında toplam dış borç stoku dolar cinsinden 27,9 milyar dolar artarken, (Haziran sonundaki stokun sabit kaldığını varsaysak bile), 22 Aralık itibariyle bu borcun Türk parası karşılığında 224,4 milyar liralık artış gerçekleşti. Türk parası cinsinden artışın 126,3 milyar liralık bölümü, yılbaşından 22 Aralık’a kadar olan dönemde dolarda yaşanan 29 kuruşluk artıştan kaynaklandı. Haziran sonu itibariyle 432,4 milyar dolar olan dış borcun 22 Aralık kuru ile 1 trilyon 647,8 milyar liraya denk gelen Türk parası karşılığı, kur yılın başındaki düzeyinde kalsaydı 1 trilyon 521,5 milyar TL olacaktı.

EKONOMİDE 2017’YE DAMGA VURAN BAZI GELİŞMELER

  • 2016 sonunda %10,63 olan “gösterge faiz”, 22 Aralık 2017 itibariyle %13,40 düzeyinde gerçekleşti.
  • Yılbaşından 22 Aralık’a kadar olan dönemde dolar TL’ye karşı yüzde 8,4 değerlenerek 3,8113 TL’ye; Euro % 21,8 artış 4,5171 TL’ye çıktı.
  • 1 Ocak-22 Aralık arasında altının gramı yüzde 20 artışla 156,45 TL’ye, çeyrek altın yüzde 19,1 artışla 256,54, Cumhuriyet altını yüzde 19,5 artışla 1.050,26 liraya çıktı.
  • Yılbaşından 18 Aralık’a kadar olan dönemde benzinin litresi yüzde 7,7 artışla 5,57 TL’ye, mazotun yüzde 10,3 artışla 5,05 TL oldu.
  • Yılın ilk 11 ayında kapanan şirket sayısı geçen yıla göre yüzde 26 artışla 10 bin 371’e ulaştı.
  • Ocak-Kasım döneminde 68.136 esnaf ve sanatkâr sicil terkini yaparak faaliyetine son verdi, 19.075’i de mesleki terkin yoluna gitti.
  • Tüketicilerin bankalara olan bireysel kredi ve kredi kartı borçlarının toplam tutarı ilk 10 ayda 58,3 milyar lira artarak 506,9 milyar liraya ulaştı.
  • Yılın ilk 10 ayında, 632 bin 206’sı bireysel kredi; 762 bin 60’ı de bireysel kredi kartı borcundan dolayı; toplam 1 milyon 118 bin 91 kişi yasal takibe düştü.
  • Ekim 2017 itibariyle bireysel kredi borcunu ödememiş kişilerden borcu devam edenlerin sayısı 2 milyon 45 bin 830, bireysel kredi kartı borcunu ödememiş olanlardan borcu devam edenler de 2 milyon 249 bin 595 kişi.
  • Bankaların TBB Risk Merkezi’ne bildirdiği batık kredi tutarı Ekim 2017 sonu itibariyle 19,7 milyarı bireysel krediler olmak üzere toplam 67,9 milyar liraya ulaştı.
  • İlk 11 ayda 11,5 milyar TL tutarlı 862 bin 411 senet protestoya uğradı.
  • Aynı dönemde bankalara ibraz edilen toplam 18,8 milyar TL tutarlı 412 bin 946 adet çek için “karşılıksız işlemi” yapıldı.

2018’DE KRİZ RİSKİ!..OHAL DEVAM EDERSE 2018 YILI 2017’Yİ ARATIR

Dünya ile ilişkilerde yaşanan sorunlar, iç ve dış gerilimin dozunun giderek artması, 2018 yılında ekonomiye ilişkin riskleri de büyütüyor. Kurlar, enflasyon, cari açık, işsizlikte artış eğilimi; büyümede sert fren beklentisi ve dış borcu çevirmeyle ilgili kaygılar, temerrüt riski ekonomide 2018’e ilişkin olumsuz bekleyişlerin başında geliyor.

Türkiye’nin gelecek bir yıl içinde 144,5 milyar doları özel sektör, 24.9 milyar doları kamu, 703 milyon doları da Merkez Bankası’nca olmak üzere Türkiye’nin toplam 170,1 milyar dolar dış borç geri ödemesi yapması gerekiyor. Özel sektörün ödeyeceği tutarın 83,7 milyarı bankalar vd. finans kuruluşları, 60,8 milyar doları ise doğrudan reel sektör firmalarına ait. Buna göre cari açık finansmanı ile birlikte gelecek bir yıl içinde Türkiye’nin en az 210 milyar dolar taze döviz bulması gerekiyor.

Fed politikaları Türkiye’yi zorlayacak!

Amerikan Merkez Bankası FED’in 2008-2009 krizini aşmak için mali sistemini 10 trilyon dolar fonlamıştı. Bu fonların büyük bölümü, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu gelişen ülkelere aktı. Ancak Türkiye, bu likidite bolluğunda gelen kaynakları yatırıma, yüksek teknolojiye yönlendiremedi, bunun yerine bireyleri borçla tüketime özendirdi. Şimdi ise ekonomisindeki düzelme algısıyla Fed, bilanço küçülterek parasal sıkılaştırmaya gitmeye hazırlanıyor. Buna göre 2018’de 3-4 faiz artırımı öngören Fed, daha önce küresel piyasalara akıttığı kaynağın 2 trilyon lirasını önümüzdeki 4 yılda geri çekmeyi planlıyor. 2018 yılında çekilmesi öngörülen tutar ise 420 milyar dolar.

Türkiye’nin ise borçlarını ve cari işlemler dengesini çevirebilmek, yatırım ve tüketimini finanse edebilmek için aşırı derecede dış kaynağa ihtiyacı var. ABD’de, geçmişte uygulanan İran ambargosunu delme ve uluslararası mali suç iddialarına konu dava odağında yaşanan ve “Türkiye’yi köşeye sıkıştırma” olarak nitelendirilen sürecin, 2018’de nasıl bir noktaya evrileceği merak ediliyor. Bu temelde yaşanacak dış politika kriz ve Türkiye ile ilgili eksen değişikliği tartışmaları ve diğer jeopolitik risklerin yol açtığı gerilim ve belirsizlikler bir yana, tek başına yeni Fed politikaları Türkiye için dövizin tümden kıtlaşması ve 2018’ün ekonomide zor bir yıl olması anlamına geliyor. Zarrab davası kapsamında Türk bankalarına yönelik “ambargoyu delme” tazminatı ve uluslararası fon transfer sisteminden çıkarma gibi yaptırımlar ise Türkiye ekonomisine büyük darbe indirebilecek nitelikte.

Bu gelişmeler bize 2018’de;

  • Dış kaynak girişlerinin azalacağı hatta net çıkış yaşanacağı,
  • Döviz kurlarında yükselişin süreceği,
  • Dış borç çevirmede maliyetlerin artacağı, temerrüt riskinin büyüyeceği,
  • Özellikle net döviz pozisyon açığı 212 milyar dolara ulaşan reel sektör firmalarının kur farkı yükü ile zorda kalabileceği, bir iflas dalgası yaşanabileceği,
  • Faiz, enflasyon, işsizlik, iç ve dış açıkların hızla büyüyeceğini gösteriyor.

2017’deki büyümeyi tetikleyen teşviklerin tüketilmesi nedeniyle, ekonomide yavaşlamanın istatistiklere yansıyacağı 2018 yılında  bizi “düşük büyüme” bekliyor. Yıllık büyüme oranının yüzde 3’lerde kalacağı görülüyor. Olası bir erken seçim durumunda ise mali disiplinde bozulma artacak.

SORUN EKONOMİK OLMAKTAN ÇOK SİYASİDİR!..

Dış çevrelerde IMF ve Dünya Bankası’nın Türkiye’ye yeniden kredi vermesi ‘‘büyük kumar’’ olarak nitelendiriliyor, Türkiye’nin borcunu ödeyememesi olasılığından söz ediliyor ve bunun ABD ve Avrupa için önemli bir müttefik olan Türkiye’yi istikrarsızlığa iteceği yorumları yapıyor. Türkiye ekonomisinde olası kötüye gidişin ana nedeninin, ekonomik olmaktan öte siyasi olacağına işaret ediliyor. Dolayısıyla, ekonomik alanda yapısal reformlarla halka iş ve aş yaratacak sermaye girişleri ve yatırımların önünü açacak iklimin yeniden yaratılması; öncelikle dış politikada gerilimin düşmesi, siyasal alanda istikrar ve sosyal barışın tesisine bağlı bulunuyor.

Bu bağlamda;

  • Devleti yönetenler içeride ve dışarıda herkesle kavga, gerilim politikasından vazgeçmelidir!..
  • Türkiye’nin; demokrasiden uzaklaşma, hukuk devletini, güçler ayrılığını ortadan kaldırma ve totalitarizm/keyfi tek adam yönetimi görüntüsü veren politika ve uygulamalardan derhal vazgeçip, siyasi istikrarı ve iç barışı, küresel alanda güveni sağlaması gerekiyor.
  • Bir yandan gazeteciler başta haksız gözaltı ve tutuklulukların devam etmesi, diğer yandan suça bulaşmış devlet yöneticilerini aklama girişimleri, toplumda adalet duygusunu ve dışarıda ülkemizin imajını bozuyor.
  • Bu anlayıştan derhal vazgeçilerek hukuk içinde saydamlık, denetlenebilirlik ve hesap verirliğin önünün açılmasına acilen ihtiyaç var!
  • Aksi halde, Türkiye’nin kendi özel durumunun yanı sıra; zaten küresel ekonomi ve finanstaki politika değişikliği ve gelişmelerin zorladığı büyük bir ekonomik çöküşü 2018 yılında yaşamamız kaçınılmaz olacaktır!..

 

Sorumlu muhalefet anlayışıyla yaptığım bu tespit ve uyarılar temelinde ilgilileri acil önlemler almaya davet ederken; ekonomide istikrarın sağlandığı, demokrasi ve hukuk devletinin tam işlediği, sosyal barış, huzur ve adaletin sağlandığı, insanların yurttaşı olmaktan mutluluk duyup, geleceğe umut ve güvenle baktığı bir Türkiye dileğiyle tüm halkımızın yeni yılını kutluyorum!

 

Ekonomide 2023 Balonu Patladı

Umut Oran

Basın Açıklaması

17.11.2017

  • AKP’nin halkı kandırarak oyunu almak, iktidarını sürdürmek uğruna ortaya attığı 2023 hedeflerinin yalan ve hayal olduğu açık ve net biçimde ortaya çıkmıştır. 2023 popülizmi, balon gibi patlamıştır. 

AKP, 2012 yılında Cumhuriyetin 100. yılı olan 2023 için bazı ekonomik hedefler açıklamıştı.

Nüfusun 100 milyona ulaşacağı öngörülen 2023 için en iddialı 5 hedef şöyleydi:

  • GSYH 2 trilyon dolar,
  • Kişi başına gelir 25 bin dolar
  • İhracat da 500 milyar dolara ulaşacak.
  • İşsizlik yüzde 5 olacak
  • Ekonomide dünyanın ilk 10 ülkesinden birisi olacağız.

AKP ve Erdoğan, seçim meydanlarında, TV ekranlarında, salon toplantılarında; tıpkı “adı var-kendi yok” nitelikteki “yerli uçağımız göklerde”, “yerli otomobilimiz yollarda”, “milli tankımızı yapıyoruz” projeleri gibi bu oldukça iddialı, ancak hayali nitelikteki 2023 hedefleri ile de insanımızı kandırıp oyunu aldı, hayali oya tahvil etti. 

OVP İLE KENDİ KENDİLERİNİ YALANLADILAR!…

Hükümetin yaklaşık 40 gün önce açıkladığı 2018-2020 dönemine ilişkin Orta Vadeli Program’da ise 2020 yılı için GSYH hedefi 1 trilyon 74,4 milyon dolar, kişi başına milli gelir ise 13.024 dolar olarak öngörüldü.

Mevcut ekonomik durum ve dinamiklere bakıldığında bu hedefler de iddialı kalıyor.

Çünkü OVP hedeflerinde ortalama dolar kuru;

  • 2017’de 3.56,
  • 2018’de 3.73,
  • 2019’da 3.92,
  • 2020’de 4.02 TL olarak öngörülüyor.

Oysa daha 2017’nin bitmesine 1,5 ay var ve dolar kuru şimdiden 3.90 TL’ları gördü.

  • Hadi diyelim 2020 için OVP’de öngörülen bu hedefler tuttu… Kalan 3 yılda nasıl bir büyüme ivmesi yakalanacak da 2023’te GSYH 2 trilyon dolara, kişi başına milli gelir 20 bin dolara çıkarılacak? Çünkü bu durumda bile 2023 hedeflerinin tutması için sonraki 3 yılda milli geliri ikiye katlayacak bir mucizeye ihtiyaç var.

İHRACATTA 500 MİLYAR DOLAR DA HAYAL!…

OVP’de; 2016’da 142,5 milyar ve bu yılın ilk dokuz ayında 115 milyar dolar olan ihracatın, 2017’nin tümünde yüzde 9,8 artışla 156,5 milyar dolar olacağı öngörülüyor. İhracatın, izleyen üç yılda sırasıyla yüzde 8, yüzde 16,3 ve yüzde 7,1 oranındaki artışlarla 2020’de 195 milyar dolara çıkacağı iddia ediliyor. Oysa ihracatın son dört yılına baktığımızda, bunun üçünde gerilediği, birinde ise küçük bir artış gösterdiği görülüyor.

  • 2020’de 195 milyar dolarlık ihracat hacmi dayanaktan yoksun. Bu hedefi ulaşsak bile, 2023 hedefi olan 500 milyar doları yakalamak için kalan 3 yılda yıllık hacmi 2,5 katına çıkarma iddiasının hiç inandırıcılığı bulunmuyor.

* Normal bir ekonomide ulusal paranın değer yitirmesi, ihraç ürünlerini dış pazarlarda ucuzlatarak ihracatını patlatır, ithalatını baskılar. Bizde ise üretimde tamamen ithal girdiye bağımlı olunması yüzünden tam tersi yaşanıyor. Son yıllardaki hızlı kur artışları (TL’de değer kaybı) ithal girdiler yoluyla üretim maliyetlerini, ihraç ürünlerinin birim maliyetlerini yükseltiyor, ihracatı baskılıyor.

ZİHNİYET DEĞİŞİMİNE İHTİYAÇ VAR!

AKP’nin 2023 hedefleri diye açıkladığı büyüklüklere erişmek, kendilerinin de bildiği gibi imkansızdır.

Bilimi dışlayan, dinselleştirilmiş, ezberciliğe dayalı eğitim sistemi; imam hatipleştirilmiş okulları ile Türkiye, sorgulayan, araştıran ve analiz yapabilen nesiller yetiştiremez.

Yeterli düzeyde Ar-Ge, inovasyon, teknoloji yatırımı yapamayan, sanayi 4.0’ı halen gündemine almayan Türkiye, buluş yapamaz, katma değerli ürün üretemez, ekonomisini, ihracatını büyütemez, yatırım ve sermaye çekemez. Demokrasiden, hukuk devleti olmaktan uzaklaşan ülkeler, zaten hiçbir alanda ilerleyemez.

16 yıldır bunların tam tersini yapan AKP’nin demokrasi, dış politika ve ekonomide sorunları çözme, ülkeyi büyütme, geliştirme yönünde yapacağı hiçbir şey olmadığı tecrübeyle sabittir.

AKP’nin halkı kandırarak oyunu almak, iktidarını sürdürmek uğruna ortaya attığı 2023 hedefleri popülizmi, çoktan bir balon misali patlamıştır.

 

Orta Vadeli Fiyasko !

 

ORTA VADELİ PLANDA;

ENDÜSTRİ 4.0; DİJİTAL DEVRİM; BİLGİ TOPLUMU VE AKILLI TEKNOLOJİ İÇİN AR-GE YOK ! 

BOL BOL VERGİ ARTIŞI VE ZAM VAR 

MİLLET MARS’A GİDERKEN, AKP İLE ORTAÇAĞA YOLCULUK

Türkiye, içeride ve dışarıda öngörülemez, risklerle dolu ve tehditlerin giderek büyüdüğü bir konjonktüre doğru hızla savrulurken AKP hükümeti, ekonominin 3 yıllık yeni yol

haritası diye yine iddiasız, tutarsız, inandırıcılıktan yoksun bir Orta Vadeli Program (OVP) daha açıkladı ve sözde “ekonomik tedbir” adı altında bir sürü vergi ve zama dayalı bir program açıkladı.

Hükümet tarafından açıklanan 2018-2020 dönemine ait OVP’de yer alan hedef ve öngörüler tek kelimeyle dayanaksız ve gerçeklikten uzaktır.. İçsel tutarsızlık ve çelişkilerle dolu OVP, ortaya bir vizyon koyamamıştır.

Bu planda gelecek ile ilgili bütün dengeleri değiştirecek olan ve tüm dünyanın en önemli gündemi olan yakın geleceği belirleyecek “endüstri 4.0” yer almamıştır.

OVP’de 2017’de 852 milyar dolar olacak GSYH’nin önümüzdeki üç yılda, her yıl kaydedilecek yüzde 5,5’erlik büyüme ile 2020’de 1 trilyon doları; bu yıl 10.579 dolar olacak kişi başına gelirin de dönem sonunda 13 bin doları aşacağı öngörülmüş. Önümüzdeki 3 yıla ilişkin hedefler bir yana bu yıla ilişkin gerçekleşme tahminine bakalım. 2017’de öngörülen 852 milyar dolarlık milli gelir gerçekleşme tahmininde ortalama dolar kuru 3,56 TL olarak alınıyor. Oysa OVP’nin açıklandığı 27 Eylül itibariyle cari dolar kuru 3,57 TL’nin üzerinde gerçekleşti ve 1 Ocak-27 Eylül dönemi itibariyle ortalama dolar kuru 3,60 TL oldu. Programdaki yıllık hedefin tutması için kalan 3 ayda cari dolar kurunun düşmesi, son çeyrek ortalamasında 3,50 olması gerekiyor ki trend, dövizde artış/TL’de değer kaybı şeklinde, yani tam tersi yönde. Buna göre OVP’deki 2017 milli gelir gerçekleşme tahmini bile daha baştan sapmış bulunuyor.

2023 hedeflerini artık ağza almıyorlar… 

AKP, önceki yıllarda oldukça iddialı, ancak hayali 2023 hedefleri ile insanımızı kandırıp oyunu aldı. Yeni açıklanan OVP’ye göre2020 yılında GSYH 1,1 trilyon dolar, kişi başı milli gelir de 13bin 24 dolar olacakmış? Hadi diyelim oldu. Hani 2023’te GSYH 2trilyon dolar, kişi başına milli gelir 25 bin dolar olacaktı? Sonraki3 yılda milli gelir bir mucize ile ikiye mi katlanacak, peki nasıl?

Hükümetin Orta Vadeli Program (OVP) temel hedefleri

  2017GT 2018H 2019H 2020H
GSYH (Milyar TL) 3.035,0 3.446,0 3.872,0 4.321,0
GSYH (Milyar $) 852,2 930,2 997,6 1.074,4
Büyüme hedefi (%) 5,5 5,5 5,5 5,5
Kişi b.m.gelir ($) 10.579 11.409 12.100 13.024
Ortalama kur öngörüsü ($/TL) 3,5614 3,7046 3,8813 4,0218
Yıllık enflasyon tahmini (%) 9,5 7,0 6,0 5,0

Şirketlerin de çalışanların da vergi yükü artacak!.. 

OVP kapsamındaki önlemler, çalışanlar ve dar gelirliler başta olmak üzere her kesim açısından bir “kemer sıkma” döneminin başladığını gösteriyor. Çalışanlar maaş ve ücretlerindeki vergi yükünün azaltılmasını isterken, ekonomi yönetimi tam tersine gelir vergisi tarifesinin üçüncü diliminde 3 puanlık artışa giderek vergi oranını yüzde 27’den yüzde 30’a çıkarıyor. Bunun anlamı, gelecek yıl çalışanların maaş ve ücretlerinden daha fazla vergi kesintisi demek. Yani, ele geçen para daha da küçülecek, emek kesiminin milli gelirden aldığı pay daha da düşecek.

Gelir vergisi tarifesindeki bu artış, zaten kötüye giden ekonomi ve daralan piyasalar nedeniyle mali durumu sıkıntıda olan şirketler kesiminin de vergi yükünü artıracak. Aynı zamanda finans sektöründe kurumlar vergisi oranının yüzde 20’den yüzde 22’yeçıkarılması da banka ve finans kurumlarının vergi yükünü ağırlaştıracak.

Motorlu Taşıtlar Vergisi’nde yüzde 40 artışa gidiliyor. Yeni alınacak binek otomobillerde aracın değeri arttıkça vergi miktarında da yüzde 10-20 oranında artış olacak. Şans oyunları ve çekilişlerde elde edilen ikramiyeler üzerinden alınan vergilerde yüzde 10 olan vergi oranı yüzde 20’ye çıkarılıyor. Halen kolalı gazozlardan alınan yüzde 25 oranındaki ÖTV’nin kapsamı, meyveli gazozları ve enerji içeceklerini de kapsayacak. OVP’de öngörülen makro ekonomik hedeflerin tutmayacağı aşikarken, şirketler, bankacılık sektörü ve bireylerin vergi yükü artacak, harcanabilir gelir azalacak. Bu durumda, kağıt üstündeki hayali ve iyimser kurla hesaplanmış büyüme hedefi nasıl tutacak?

Savaş önlemi ise yetersiz, değilse fırsatçılık!…

Açıklanan tedbirler kapsamında elde edilecek gelirlerden 8 milyar liralık bir kaynağın münhasıran Savunma Sanayii Destekleme Fonu’na ilave gelir olarak aktarılacağı belirtiliyor. Tüm bu tedbirlere de “Jeopolitik riskler ve bu risklerin bütçede doğurduğu harcama ihtiyaçları” gerekçe gösteriliyor. Açıklanan bu tedbirler bir “savaş ekonomisi”ni çağrıştırıyor, ancak bir savaş durumunda bu önlemlerin hiçbir işe yaramayacağı da ortada… 

Hazine ciddi nakit sıkıntısında!…

15 yılda Cumhuriyetin tüm birikimlerini satarak elde ettiği 60milyar doların üzerindeki özelleştirme gelirini har vurup harman savuran AKP; şimdi satacak ciddi bir varlık kalmayınca kamu lojmanlarını satarak bütçeye gelir yaratmayı umuyor. Hayali, tutarsız makro ekonomik hedeflerin ötesinde gerçekte neredeyse sırf vergi artışından ibaret olan OVP kapsamındaki bu önlemler, Hazinenin ciddi bir nakit sorunu içinde olduğunu gösteriyor. 

Yüksek işsizlik sürecek!…

OVP’de bir yandan üç yıl boyunca yüzde 5’in üzerinde büyüme iddiası, diğer yandan da işsizliğin düşmeyeceğinin itiraf yer alıyor. İşsizlik oranının bu yıl yüzde 10.8, gelecek yıl yüzde 10.5,2019’da yüzde  9.9 ve 2020’de yüzde 9.6 olacağı öngörülüyor. İşsizlik oranına ilişkin öngörülen geçen yılki OVP’dekin den bile daha kötü bir tablo arz ediyor. Ekonomideki gidişat dikkate alındığında bu hedefler bile çok iyimser kalıyor, çift haneli işsizliğin artarak süreceği görülüyor. KGF garantileri ile piyasaya pompalanan kredilerle sağlanacak hormonlu büyüme, işsizlik sorununu çözmüyor. Önümüzdeki 3 yıla ilişkin işsizlik öngörüleri, öngörülen her yıl yüzde 5,5 büyüme hedefiyle çelişiyor.

Hayat pahalılığı artacak!.. 

Geçen yılki OVP’de 2017 için yüzde 6 enflasyon hedefi yer alıyordu. Yeni OVP’de enflasyonun 2017 yılı sonunda yüzde 9.5olacağı öngörülüyor. Bu yıla ilişkin iyimser gerçekleşme tahmini tutsa bile enflasyonda yüzde 50’nin üzerinde bir sapma var. Bu da gelecek yıllar için öngörülen yüzde 7, 6 ve 5’lik enflasyon hedeflerinin inandırıcılığını şimdiden ortadan kaldırıyor. Hükümetin, Kredi Garanti Fonu garantörlüğünde, kredi verme yarışına giren bankaların boşalan kasalarını doldurmak için yüksek faiz veriyor. Sanayicinin üretim maliyetleri şu an yüzde15’lerde. Bölgesel ve küresel riskler yok sayılsa bile dövizdeki trend artış yönünde. Bu koşullarda bu enflasyon hedeflerinin tutması mucize…

AKP ülkeyi kurtaramaz!..

  • AKP’nin iç siyasette, dış politikada ve ekonomide uyguladığı politikalar sürdürülebilir değildir
  • Türkiye, önümüzdeki dönemde jeopolitik risklerle; ekonomimize ve milli güvenliğimize yönelik ciddi tehditlerle dolu çetin bir sürece giriyor.
  • Ekonomi, milli güvenlik, ülke bütünlüğü ve her alanda ülkemizi ciddi tehlikelerin beklediği bu kritik süreçte AKP’nin, isabetli ve etkili politikalar geliştirip uygulayamayacağı; risk ve tehditleri bertaraf edemeyeceği, bugüne kadarki deneyimle sabittir.
  • Özellikle ekonomide bizi bekleyen ciddi kriz ve çöküş riskine karşı ilgili tüm kesimler, Ekonomik ve Sosyal Konsey zemininde toplanarak bu kötü gidişe “dur” demek için seferber olmalı, yaklaşan tehlikeye karşı ortak akılla doğru ve etkili önlemler alınmalıdır.

 

 

“Milli Ürünler”de Kan Kaybı Yaşanıyor!

rize 30.03.2017 (4)

ÇİFTÇİ HÜKÜMETİN UMURUNDA DEĞİL

Türkiye’nin birçok ili ve bölgesinde; ekonomik, sosyal ve demografik açıdan çok önemli bir yere sahip olan fındık, çay, şeker pancarı, zeytin, pamuk, buğday gibi milli ürünlerde üretici devasa sorunlarla boğuşuyor, ciddi bir darboğaz yaşıyor.

Geçen hafta Karadeniz’de referandum çalışması yaptım ve özellikle Rize’deki sürdürülebilir ekonomi çok düşündürücü. Çünkü Rize 15 yıldır iktidar partinin kalesi konumunda ve Başbakanı, Cumhurbaşkanı çıkarmış başbakan. Ama içerisinde Başbakan, Cumhurbaşkanı çıkarmış güzel Rizemizin suyu yok ve var olanı da kirli. Rize’de iş yok, denizden-balıkçılıktan-tarım vs. yararlanamıyor. Rizeli tek sektöre mahkûm: Çay ve onda da yılda sadece 4 ay iş var sigortası da yok! Tek alıcı da ÇAYKUR

ÇAYKUR da Varlık Fonu’na aktarıldı yani Rizeli’den gizlenerek örtülü biçimde özelleştirilme aşamasına geçirildi, bu ise işten çıkartmaların çok da uzak olmadığı anlamına geliyor.

Türkiye’de teşvikli yatırımların toplamı 50 bin adet bunun sadece 138’i Rize’ye ait. Türkiye’de son 15 yılda 2 milyon istihdam yaratılmış Rize’de ise sadece 3 bin! Rize’nin ihracatı 150 milyon $, Trabzon’un ki 1,5 milyar $. İktidar sürsün Türkiye Büyüsün sloganının içinin ne kadar boş olduğunun en somut göstergesi Rize’dir! İktidarın kalesi, en yüksek oy aldığı il ama sürdürülebilir kalkınması yok sağlıklı sudan dahi mahrum bir il!

Sonuç olarak yerli ve milli ürünlerimizi bir türlü planlı ve düzenli değerlendiremeyen ve sürdürülebilir bir kalkınmayla adil ve eşit refahı yaratamayan ve paylaştıramayan bir iktidar ile karşı karşıyayız. 15 yılın sonunda ekonomiyi üretimle-yatırımla-inovasyon ve ARGE ile büyütemeyen ve Türkiye’yi ithalata mahkûm eden dışarıya bağımlı kılan ve en kötüsü sıcak para bağımlısı haline getiren ekonomiyi yönetemeyen beceriksiz bir iktidardan bahsediyorum

Bu ülkede herşey var

Toprak var

Güneş var

Deniz var

Çalışkan ve işe ihtiyacı olan insan var

Genç beyinler var ama bir türlü kalkınma olmuyor adil ve eşit bir refah gelmiyor

Yağ var un var şeker var ama helva olmuyor

Sorun mutfakta

Sorun ustada

FINDIK

Fındıkta dünyadaki toplam üretim alanlarının yüzde 77,9’una sahip olan Türkiye, toplam üretiminin ise yüzde 58,3’ünü gerçekleştiriyor. Türkiye’deki fındık üretim alanlarının yüzde 31,9’u Ordu, yüzde 16,5’i Giresun, yüzde 13,7’si Samsun, yüzde 11,2’si Rize, yüzde 9,2’si Trabzon’da. Ayrıca fındık; Artvin, Sinop, Tokat, Düzce, Sakarya, Kocaeli, Bartın, Zonguldak, Kastamonu ve daha birçok ile yayılan 712 bin 647 hektarlık geniş bir alanda 500 bini aşkın üretici (aileleriyle birlikte 2 milyona yakın kişi) için temel geçim kaynağı… Dünyada fındığın yüzde 80’i çikolata sanayinde, yüzde 10-12’si pastane ve bisküvi mamullerinde, yüzde 3-4’ü kuruyemiş ve yüzde 2-3’ü dondurma yağ sanayinde tüketiliyor. Türkiye’de üretilen fındığın yüzde 15-20 oranındaki yıllık yaklaşık 80 bin ton civarındaki bir bölümü iç tüketime gidiyor tüketim söz konusu. Kişi başına tüketim ise yıllık 500-600 gram düzeyinde kalıyor.

SORUNLAR

  • Ülkemizde 2015’te yılında 646 bin ton olan fındık üretimi 2016’da yüzde 35 azalarak 420 bin tona düştü.
  • Son yıllarda dünya fındık tüketimindeki artış paralelinde artan fındık ihracatı da 2016’da miktar bazında yüzde 47 azalarak 249,7 bin tondan 132,2 bin tona; tutar bazında da yüzde 50,4 düşüşle 2 milyar 280 milyon dolardan 1 milyar 130,5 milyon dolara geriledi.
  • 2023 hedefine konulan yaklaşık 1 milyon tonluk tüketime rağmen, Türkiye’de fındık üretimi artmıyor. Fındıkta dekar başına verim miktarı 2016 yılında 60 kilonun da altına düştü.
  • Fındık bahçelerinin de bu alanda çalışanların da yaşlanmış olması üretimde sıkıntı yaratıyor.
  • Türkiye’nin arzındaki dalgalanmalara bağlı fiyat istikrarsızlığı yüzünden oluşan güvensizlik önemli fındık alıcısı küresel firmaları, Arjantin, Şili gibi ülkelere yönlendiriyor.
  • Dünyanın en büyük fındık üreticisi Türkiye’deki oldukça düşük verimlilik, kârlılığı olumsuz etkileyen ana faktör. Türkiye’de yıllara göre 90-100 kilo olan, 2016’da 58 kiloya düşen hektar başına üretim rakip ülkelerde 150-200 kilo arasında değişiyor.
  • Miras yoluyla bölünmelerle fındık bahçelerinin küçülmesi, üretim maliyetlerini yükseltiyor.
  • ÇÖZÜM
  • Fındık alanlarında verim ve kalitenin artırılması için devlet üreticiye sahip çıkmalı, yaşlı bahçelerin sökülerek yenilenmesi için etkili politikalar hayata geçirilmeli.
  • Fındıkta verim ve kaliteyi artırmak için bahçelerin yenilenmesi en öncelikli adım olmalı.
  • Fındıktaki destek, alana değil üreticiye verilmeli, söküm yapanlara teşvik uygulanmalı ve kaliteli üretim ödüllendirilmeli.
  • Haziran 2009’da serbest piyasaya bırakılan fındık üretimine yönelik devlet yardımları artırılmalı, işlevsel hale getirilmeli.
  • Fındıkta lisanslı depoculuk ve ürün borsacılığı piyasanın sağlıklı işleyişini sağlayacak ve sektöre küresel çapta dinamizm kazandıracak şekilde yürütülmeli.
  • Üreticinin emeğinin karşılığını alabilmesi, ülkemizin tüketim ve ihracat hedeflerine ulaşılabilmesi için fındıkta verim dekar başına 150-200 kilo aralığına çıkarılmalı.

ÇAY

Doğu Karadeniz Bölgesinde Rize, Trabzon, Artvin, Giresun il sınırları içindeki toplam 762 bin 412  dekarlık alanda gerçekleşen çay tarımında çalışan faal nüfus 250 bin kişi dolayında. Çay üretim sanayii de bu illerde bulunuyor. Her yıl  bölgede 1.200.000-1.300.000 ton arasında yaş çay yaprağı hasat ediliyor. Bu miktar yapraktan yaklaşık  220.000-230.000 ton kuru çay üretiliyor.

SORUNLAR

  • Çay bahçeleri yaşlanmış durumda; çaylıkların yenilenmesi gerekiyor.
  • Yaş çay fiyatı düşük; üretici mağdur. ÇAYKUR’un günlük işleme kapasitesinin yetersizliği nedeniyle üretici çayını özel sektöre düşük fiyattan satmak zorunda kalıyor.
  • Türk çayının en büyük sorunlarının başında ülkeye sokulan kaçak çaylar geliyor.
  • Hasat edilen çayların üretim hattına gelene kadar muhafaza edilmesinde güçlükler var.
  • Kuru çay üretim ve satış koşulları yeterince denetlenmiyor; standart dışı hammadde alımı nedeniyle kaliteli çay üretimi sağlanamıyor.
  • ÇAYKUR yönetim kurulunda üretici örgütlerinin temsilcileri yer almıyor.
  • Gübre denetim yetersiz, gereksiz miktarda gübre kullanımı çevreye zarar veriyor.
  • Çay üretim maliyeti yüksek; ihracat miktarı düşük.
  • Sektörde Ar-Ge çalışmaları da ziraat ve gıda mühendislerinin istihdamı da yetersiz.
  • Kuru çayda piyasa düzenlemesi, ticaretin kayıt altına alınması yetersiz. 3092 Sayılı Çay Kanunun günümüz şartlarında yetersiz kalıyor.
  • ÇÖZÜM
  • Yaşlanan çay bahçelerinde gençleştirmeye gidilmeli, verim ve kalitenin artırılması için budama ve yenileme sistemi daha cazip hale getirilmeli, buna devlet desteği sağlanmalı.
  • İç pazarda Türk çayına karşı haksız rekabete yol açan kaçak çay girişleri önlenmeli.
  • Günümüzde organik ürünlere talep artışı da değerlendirilerek dünyanın en natürel çayları arasındaki Türk çayının yurt dışında pazar bulması için çalışmalar yapılmalı.
  • Sürdürülebilir çay tarımına yönelik programlar hayata geçirilmeli ve yaygınlaştırılmalı.
  • Organik tarım, iyi tarım gibi uygulamalar hayata geçirilmeli.
  • Üreticilerin yeterli gelir elde etmeleri için, yaş çay fiyatı günün şartlarına göre belirlenmeli.
  • Çay kooperatiflerinin güçlendirilmesi için devlet desteği sağlanmalı.
  • Hammadde alımı ve kalite kontrol noktalarında yeterli eksper ve mühendis istihdam edilmeli.
  • Gübre  ve budama konularında çiftçilere aydınlatıcı eğitim programları hayata geçirilmeli.
  • Çay bedelleri peşin ödenmezken, tarımsal girdiler ve kredilere aylık faiz uygulanıyor. Girdi bedellerinin geri ödemesi çay bedellerinin ödemesine göre ayarlanmalı ve faiz uygulaması kaldırılmalı.
  • Kaliteli çay üretme konusunda özel sektör kamu iş birliği güçlendirilmeli.
  • Paketleme tesislerinin ve kuru çay satışları denetlenmeli.
  • 3092 Sayılı Kanun çalışmaları başta üretici temsilcileri olmak üzere, sektördeki tüm aktörler ve STK görüşleri alınarak yapılmalı.

ŞEKER PANCARI

Türkiye’de yaklaşık 500 bin çiftçi ailesi şeker pancarı tarımı ile geçiniyor. Hane halkı bazında bu sayı yaklaşık 2.5 milyon kişiye karşılık geliyor. Şeker fabrikalarında yaklaşık 30 bin kişi çalışıyor. Şeker pancarı tarımı, sağladığı yüksek istihdamla köyden kente göçün hızını kesiyor. Şeker pancarı çiftçisi devlete hiç yük olmadan 170 bin hektar kıraç tarım arazisini tamamen kendi yatırımı ile sulu tarıma kazandırmış durumda. Devletin bu kazancının parasal karşılığı 340 milyon dolar… Şeker pancarının baş, yaprak, posa ve melası ucuz hayvan yemi olarak kullanılıyor. Şeker pancarının fabrikada işlenmesi ile elde edilen melas, maya sanayiinin ana hammaddesi. Melastan üretilen maya 80 ülkeye ihraç edilerek döviz girdisi sağlanıyor. 1 dekar şeker pancarı, taşımacılık sektörüne 5.7 ton yük sağlıyor. Şeker pancarı, kendinden sonra ekilen üründe verim artışı sağlıyor. 1 dekar şeker pancarının fotosentez sonucu havaya verdiği oksijen ormandan 3 kat daha fazla ve 6 kişinin 1 yıllık ihtiyacını karşılayabilecek miktarda.

SORUNLAR

  • “Üretim Reformu Paketi Kanun Tasarısı” ile Şeker Kanunu’nda yapılacak ve nişasta bazlı şeker (NBŞ) firmalarına kota kıyağı öngören düzenlemeden, gelen tepkiler üzerine geri adım atan hükümet, ilk fırsatını bulduğunda bunu hayata geçirmeye hazırlanıyor.
  • Düzenleme gerçekleşirse, toplum sağlığı için büyük tehdit oluşturan NBŞ’ler dolaylı biçimde kota kapsamından çıkarılacak; Cargill vb. çok uluslu firmalara piyasada tamamen istedikleri gibi at koşturma imkânı sağlanacak.
  • Ülkemizde şeker pancarı tarımı ve pancar şekeri sanayiinin sonunu getirecek bu düzenleme, halk sağlığına da ciddi bir tehdit oluşturuyor. 
  • ÇÖZÜM
  • Avrupa ülkelerinin yüzde 1’lerde tuttuğu NBŞ kotasını yükseltmek, hatta tamamen serbest bırakmak ülkeye, millete ihanettir; bu düzenlemeden tamamen vazgeçilmeli.
  • Türkiye şekerini şeker pancarından üretmeli, sadece gıda dışı sektörlerin ihtiyacını karşılamak üzere NBŞ kotası yüzde 1-2 aralığına çekilmeli.
  • Çok uluslu şirketlerin karı uğruna, toplum sağlığının tehlikeye atılmasının önüne geçilmeli.

ZEYTİN

Türkiye, 837 bin hektarlık bir alanda 172 milyon civarındaki ağaç sayısı ve yıllık 1.700.000 ton dolayındaki zeytin üretimi ile dünyanın en önemli zeytin üreticisi ülkeleri arasında yer alıyor. Türkiye’de zeytin üretim Ege, Marmara, Akdeniz Güneydoğu Anadolu ve Karadeniz Bölgeleri olmak üzere çok geniş bir coğrafyaya yayılıyor. En çok bilinen İzmir, Balıkesir, Çanakkale, Bursa, Manisa gibi illerin yanı sıra, Aydın, Muğla, Adana, Antalya, Gaziantep, Hatay, Kilis, Mersin, Osmaniye, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa gibi illerde de zeytin üretiliyor. Ülkemizde milyonlarca insanımız geçimini zeytin ve zeytinyağı üretiminden sağlıyor. Türkiye’de yıllık zeytin tüketimi 355, zeytinyağı tüketimi 150 ton civarında.

SORUNLAR

  • 2002 yılında 1.800.000 ton olan zeytin üretimi 2016’da 1.730.000 ton olarak gerçekleşti; üretim artmak bir yana geriliyor.
  • Yunanistan’da 24, İspanya ve İtalya’da 14, Tunus, Portekiz, Lübnan ve Suriye’de ise 8 litre olan kişi başına yıllık zeytinyağı tüketim miktarı ülkemizde sadece 2 litre civarında kalıyor.
  • Türkiye’nin 2016 itibariyle 191 milyon dolar düzeyinde bulunan zeytin ve zeytinyağı ihracatının 2023 yılında 3.8 milyar dolara çıkarılması hedeflenirken, zeytinlikler maden ve enerji yatırımlarına, inşaat devlerine kurban ediliyor.
  • ÇÖZÜM
  • Zeytincilikte piyasayı düzenleyici fiyat ve destek modelleri uygulanmalı; ayrıca havza bazlı destek modelinde geleneksel eğimli alanlarda kurulu zeytinlikler için ilave destek verilmeli.
  • Stratejik bir ürün olması nedeniyle zeytin ve zeytinyağına verilen prim  artırılmalı.
  • Zeytin alanlarında maden aramalarına izin verilmemeli.
  • Zeytinde hastalık ve zararlılarla mücadelede geniş spektrumlu ilaç kullanımı minimize edilmeli, organik kökenli ilaçlarla mücadele teşvik edilmeli, biyolojik ve biyoteknik mücadelede kullanılan preparatlar destekleme kapsamına alınmalı.
  • Yerli zeytin gen kaynaklarının korunmalı ve fidan ithalatı engellenmeli.
  • Zeytincilikte kullanılan girdilerden başta akaryakıt ve enerjinin ucuzlatılmalı, Ar-Ge çalışmalarının desteklenmeli.
  • Zeytinyağına diğer ülkeler dikkate alınarak ciddi teşvikler verilmeli.
  • Ülkemizde var yılı-yok yılı (periyodisite) etkisinin azaltılması için, zeytin çeşitlerinin ıslahı yapılmalı, sulama, ilaçlama ve gübreleme vb. bakım işlemleri modernize edilmeli.
  • AB ülkeleri ile eşit koşullarda rekabet için markalı ve ambalajlı zeytinyağı ihracatının artırılmasına yönelik teşvikler geliştirilmeli.
  • Türk zeytinyağı imajı oluşturulmasına yönelik tanıtım çalışmaları desteklenmeli.
  • Zeytinyağında iç tüketimin artırılmasına yönelik çalışmalar yapılmalı.

BUĞDAY

Türkiye’nin zengin bitki örtüsü içinde insanoğlu için doğrudan ekonomik değer taşıyan ve özel bir yere sahip bitkilerin başında buğday geliyor. Buğdayın anavatanı olan Anadolu için, kültürümüzün ayrılmaz bir parçası olan buğday bir bitkiden çok daha fazlasını ifade ediyor. Buğday, aynı zamanda tüm dünya nüfusunun gıda güvencesi açısından temel kaynaklardan biri ve dünya üzerinde yaşayan her birey için yaşamsal öneme sahip.

Üretimi, ülkemizin her bölgesinde yapılabildiği için buğday, tarla bitkileri içerisinde ekiliş alanı ve üretim miktarı bakımından ilk sırayı alıyor. Bu nedenle buğday 6 milyonluk kırsal nüfusu üretici olarak, 80 milyon nüfusu da tüketici olarak doğrudan ilgilendiriyor. Ancak Türkiye’de buğday ekiliş alanlarının 2002 yılında 9 milyon 300 bin hektar olan büyüklüğü, 2016’da 7 milyon 867 bin hektara düştü. Artan nüfusa karşılık yıllık buğday üretimi de yerinde sayarak 20 milyon ton civarında seyretti. Artan nüfusla birlikte buğday talebi de artan Türkiye’nin ekmek, bulgur, makarna, irmik, bisküvi, nişasta ve buğdaya dayalı diğer unlu mamuller tüketimi dikkate alındığında yıllık buğday tüketimi 18-18,5 milyon ton düzeyinde bulunuyor. Tarih boyu buğday üretimi bakımından kendine yeterli düzeyde olan ülkemiz, izlenen yanlış politikalar yüzünden giderek bu üründe bile dışa bağımlı hale geliyor. geçtiğimiz günlerde TMO, AB’den toplam 230 bin ton buğday alımı için uluslararası ihale açtı. Öte yandan geçtiğimiz iki yılda Rusya’dan 3,1 milyon ton buğday satın alan Türkiye, Rusya’yı “vergisiz” buğday ithalatı izni verdiği ülkeler listesinden çıkardı.

SORUNLAR

  • Son yıllarda hızla tarımdan kopan ve büyük şehirlere göç eden nüfus ve işlenen tarım alanlarının azalması, ülkemizin stratejik ürün buğdaydaki arz talep dengesini bozuyor.
  • Girdi maliyetlerinin aşırı yüksekliğine karşılık ürün fiyatlarının tatmin etmemesi, üreticiyi üretim faaliyetinden caydırıyor.
  • Ülkemizin çeşitli bölgelerinde soğuk zararı veya kuraklık nedeniyle buğday üretiminde ciddi sıkıntılar yaşanıyor.
  • Özellikle yurt dışından getirilerek çok kısa sürede tescil ettirilen buğday çeşitlerinin, yerel ekolojik koşullar dikkate alınmaksızın bütün bölgelere önerilmesi sonucu, tarlalarda önemli verim kayıpları ortaya çıkabiliyor ve üreticiler büyük maddi kayıplara uğrayabiliyor. 
  • ÇÖZÜM
  • Yerel buğday çeşitleri ve bunların yabani akrabaları koruma altına alınmalı. Bunun için kamu kurum ve kuruluşları, bilim dünyası, özel sektör, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları arasında işbirliği yapılmalı.
  • Küresel iklim değişikliği tehlikesine karşı, buğday üretim sistemimizde değişiklikler yapılmalı; kurağa, soğuğa ve yüksek sıcaklıklara dayanıklı çeşitler geliştirilmeli ve bu çeşitler iklim değişikliğinden en çok etkilenmesi olası sorunlu bölgelerde üretilmeli.
  • GDO’lu ürünlerin yurda girişi ve dağıtımı kontrol altında tutulmalı, yerel buğday çeşitleri, geleneksel tarım ve organik tarım çalışmaları korunmalı ve desteklenmeli.
  • Toprak hazırlığında yeni uygulamalar benimsenmeli, ekimde yeni teknolojilere sahip makineler kullanılmalı ve dane kayıplarını azaltmak için daha etkin uygulamalar yapılmalı.
  • Tarımda verimliliği ve kaliteyi artıracak teknolojilerin geliştirilmesi, su kaynaklarının artırılması, üretimde kaliteli tohumluk kullanımı için bir devlet politikası şeklinde etkin çalışmalar başlatılmalı, iyi tarım uygulamalarına ağırlık verilmeli.
  • Üreticiye verilen devlet destekleri artırılmalı, üreticiliği teşvik edecek şekilde işlevsel hale getirilmeli, üretim girdilerinin maliyetlerini düşürücü önlemler alınmalı.
  • Çiftçilerin banka ve tarım kredi kooperatifi borçları faizsiz olarak ertelenmeli.

PAMUK

AKP döneminde pamuk ekim alanları %40 oranında azaldı. 2002’de 720.000 hektar iken 2016’da 416.000 hektara düştü. Üretilen lif pamuk ise yaklaşık %25 gerilemiştir. 2002’de 1 milyon ton lif pamuk üretimi 2016’da 750.000 tona düştü.

AKP’den Çiftçiye Saç Baş Yoldurtacak Proje!

SUDAN

Umut Oran

Basın Açıklaması

26.3.2017

 

AKP’DEN TÜRK ÇİFTÇİSİNE SAÇ BAŞ YOLDURACAK PROJE: 

“SUDAN’DA TARIMA TEŞVİK” 

14 yılda Türkiye’de 3,5 milyon hektar tarım arazisinin yok olmasına göz yuman AKP iktidarı, çiftçinin durumu iyileştirip aracıları ortadan kaldıracak önlemler almak yerine Sudan’da 8 milyon dönüm araziyi kiralayarak ucuz tarım ürünü ithal etmeyi planlaması zihni sinir projesidir! 

AKP’nin TİM’i de kendisine alet ederek geçmişte hazır giyim ve tekstil sektörünün Mısır’a taşınarak orada kuracağı OSB’de üretim yapmasını teşvik eden milli tavırını(!) da unutmamak gerekir. 

Hükümetin, sayıları 6 milyonu bulan Türk vatandaşlarının işsizliğini önlemek için, ülkemizde bulunan 4 milyon Suriyeliyi çalıştıracak işverenleri asgari ücret üzerinden vergiden muaf kılacak bir çılgın projeyi daha yaşama geçirerek “yerli ve milli tavrını” sürdürmesi bizleri şaşırtmayacaktır! 

·       Tahıl, sebze ve süs bitkilerinde işlenen tarım alanlarının 2002 yılında 23,9 milyon hektar olan büyüklüğü, 2016 sonunda 20,4 milyon hektara geriledi.

·       Söz konusu alanlar 14 yılda yüzde 14,5 oranında 3,5 milyon hektar (Yaklaşık 35 milyon dönüm) küçüldü.

·       Diğer meyve, içecek ve baharat bitkileri ile bağ ve zeytinlik gibi uzun ömürlü bitkilerin toplam alanı da dahil edildiğinde işlenen tarım alanları yüzde 10,6 oranında 2.8 milyon hektar küçülerek 26,6 milyon hektardan 23,8 milyon hektara geriledi.

·       Çayır ve meralar da dahil edildiğinde 2002 sonu itibariyle 41,2 milyon hektar olan toplam tarım alanı, yüzde 6,8 küçülmeyle 2016 sonunda 38,4 milyon hektara indi. 

Türkiye’nin tarım alanları (Bin Hektar)

2002

2016

Değ.

 (%)

Tahıllar ve bitkisel ürünler

22.975

19.624

-14,6

-Ekilen

17.935

15.574

-13,2

-Nadas

5.040

4.050

-19,6

Sebze bahçeleri

930

804

-13,5

Süs bitkileri

5

İŞLENEN TARIM ALANI

23.905

20.433

-14,5

Uzun ömürlü bitkiler

2.674

3.329

24,5

UZ.ÖM.B. DAHİL TOPLAM. İŞL. TARIM A.

26.579

23.762

-10,6

Çayır mera

14.617

14.617

0,0

TOPLAM TARIM ALANI

41.196

38.379

-6,8

 (*):Diğer meyveler, içecek ve baharat bitkileri alanı ile bağlar ve zeytinlikler,

 

Dikkat!

          Bin dönüm cinsinden

2002

2016

Değ.

 (%)

Tahıllar ve bitkisel ürünler

229.750

196.240

-14,6

-Ekilen

179.350

155.740

-13,2

-Nadas

50.400

40.500

-19,6

Sebze bahçeleri

9.300

8.040

-13,5

Süs bitkileri

0

50

İŞLENEN TARIM ALANI

239.050

204.330

-14,5

Uzun ömürlü bitkiler

26.740

33.290

24,5

UZ.ÖM.B. DAHİL TOPLAM. İŞL. TARIM A.

265.790

237.620

-10,6

Çayır mera

146.170

146.170

0,0

TOPLAM TARIM ALANI

411.960

383.790

-6,8

1 Hektar = 10 Dekar

1 Dekar  = 1 Dönüm 

TARIM ALANLARI NEDEN KÜÇÜLÜYOR? 

·       Tarım alanlarının kentleşmeye ve sanayi tesislerine dönüştürülmesi, tarım alanlarının azalmasındaki en büyük neden.

·       1. sınıf sulamaya uygun tarım arazileri imara açılarak sanayi ve yerleşim yeri yapıldı.

·       Şehir, ilçe ve beldelerde tarım arazileri imara açıldı, üzerine konutlar yapıldı.

·       Kentsel yapılaşma, kaliteli tarım arazileri üzerinde yoğunlaştı, tarım yapılan alanlar ise daha düşük nitelikli arazilere doğru kaydı. 

·       Sanayinin, çoğunlukla verimli araziler üzerinde kurulması ve çevresindeki şehirleşme, üstün vasıflı tarım arazilerinin niteliklerinin bozulmasına yol açtı.

·       Kentlerde sanayi, turizm gibi ekonomik faaliyetler arazi kullanım biçimini belirlediği için tarım dışı kullanım özellikle Çukurova, Gediz, Menderes, Tarsus ovaları, İzmir, Bursa, Antalya, Mersin, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Trakya gibi verimli tarım arazilerinin bulunduğu yerlerde yoğunlaştı.

·       Şehir planları, ülke tarımının geleceği düşünülerek yapılmadı.

·       Arazilerin bir kısmı kabiliyetlerine uygun kullanılmıyor;

o   verimli bazı tarım arazileri tarım dışı amaçlarla kullanılırken,

o   orman ve mera olarak kullanılması gereken 6 milyon hektar dolayında arazide ise işlemeli tarım yapılıyor. 

TARIM VE GIDA DIŞ TİCARETİ 14 YILDA NEREDEN NEREYE GELDİ? 

·       TÜİK verilerine göre “Tarım, Hayvancılık ve Ormancılık Sektörü” ihracatının 2002’de 1 milyar 754 milyon dolar olan tutarı yüzde 208 artışla 2016’da 5 milyar 398 milyon dolara çıkarken, aynı ürünlerde ithalat yüzde 314 artışla 1 milyar 703 milyon dolardan 7 milyar 42 milyon dolara yükseldi.

·       Söz konusu ürünlerin toplam ihracat içinde 2002’de yüzde 4,9 olan payı 2016’da yüzde 3,3’e düştü. Bu ürünlerin dışalımının toplam ithalattaki payı ise yüzde 3,3’ten yüzde 3,5’e çıktı.  

·       Toplamda küçük bir paya sahip olan balıkçılık ürünlerinde yıllık ihracat 2002-2016 arasında yüzde 705; ithalat ise yüzde 4.569 (46 kat) artış gösterdi.

·       İmalat sanayiinin gıda ürünleri ve içecek ihracatında aynı dönemdeki artış yüzde 327 ile bu ürünlerin ithalatındaki yüzde 290’lık artışın üzerinde gerçekleşti. 

Tarım ve gıda ürünleri dış ticareti (Milyon $)

 

2002

2016

İHRACAT

Toplamda

Payı (%)

İTHALAT

Toplamda

payı (%)

İHRACAT

Toplamda

payı (%)

İTHALAT

Toplamda

payı (%)

Tarım, hayvancılık, ormancılık

1.754,3

4,9

1.702,6

3,3

5.397,5

3,8

7.041,8

3,5

Balıkçılık

51,4

0,1

1,2

0,0

414,0

0,3

56,0

0,0

İmalat (Gıda ürünleri ve içecek)

1.880,7

5,2

1.361,9

2,6

9.913,5

7,0

4.851,8

2,4

TOPLAM TARIM VE GIDA

3.686,4

10,2

3.065,8

5,9

15.725,0

11,0

11.949,6

6,0

TOPLAM

36.059,1

100,0

51.553,8

100,0

142.557,4

100,0

198.610,3

100,0

Kaynak: TÜİK 

2002-2016 tarım ve gıda ürünleri dış ticaretindeki artış (%)

 

İHRACAT

İTHALAT

Tarım, hayvancılık, ormancılık

207,7

313,6

Balıkçılık

705,2

4.568,8

Gıda ürünleri ve içecek (İmalat)

427,1

256,2

TOPLAM TARIM VE GIDA

326,6

289,8

TOPLAM

295,3

285,2

 

·       Tarım, hayvancılık ve ormancılık ürünlerinde ihracatın ithalatı karşılama oranı 2002-2016 döneminde yüzde 103’ten yüzde 76,6’ya geriledi.

·       İmalat sanayii sektörünün alt sektörü olan gıda ürünleri ve içeceklerde ise ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 138’den yüzde 204’e yükseldi. 

İhracat / ithalat (%)

2002

2016

Tarım, hayvancılık, ormancılık

103,0

76,6

Balıkçılık

4.290,2

739,9

Gıda ürünleri ve içecek (İmalat)

138,1

204,3

TOPLAM TARIM VE GIDA

120,2

131,6

TOPLAM

69,9

71,8

 TÜRK TARIMINA BİR DE SUDAN DARBESİ!… 

Yıllardır izlediği politikalarla Türk çiftçisini zor durumda bırakan AKP hükümeti, şimdi yabancı ülkelerde kiralattığı tarım arazilerinde üretilerek iç piyasaya sokulacak ürünlerle en büyük darbeyi indirmeye hazırlanıyor: 

·       Tahıl ülkesi olarak bilinen, dünyaya sebze ve meyve ihraç eden Türkiye, tarihinde ilk kez yabancı bir ülkeden toprak kiralayıp tarımsal ürün üretme kararı aldı.

·       Bu kapsamda 2014 yılında devlet ve özel sektör iş birliğiyle Afrika ülkesi Sudan‘da 792 bin hektar (7 milyon 920 bin dönüm) tarım arazisi 99 yıllığına kiralandı.

·       Sivas büyüklüğündeki devasa tarım arazisinde üretilerek yurda getirilecek ananasmangoavokadopepinojambukanola gibi tropikal meyve ve sebzelerle halkımız bu yabancı ürünleri tüketmeye özendirilecek, ülkemizin tarımda ithalata bağımlılığı artırılacak.

·       Aynı zamanda bu arazide buğdaydomates ve salatalık gibi Türkiye’de zaten yetişen ürünlerin de üretilip Türkiye’ye gönderilmesiyle, yurt içinde üretim yapan küçük çiftçiler ile küçük ve orta boy tarım işletmelerine darbe vurulacak.

·       Sudanlı çiftçilerin üreteceği bu ürünlerin Türkiye’ye gönderilmesiyle iç piyasanın ucuzlatılacağı iddia ediliyor.

·       Hükümet, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün (TİGEM) Sudan’daki arazinin içinde 125 bin dekarlık bir alana “örnek çiftlik” kurarak yapacağı pamuk, soya, ayçiçeği, susam, buğday, mısır, şeker kamışı, bakla, yonca, domates, patlıcan, hıyar ve biber üretimi ile özel sektörü yönlendireceğini söylüyor.

·       Ülkemizin toprağını, çiftçisini bırakıp Sudan’da tarım yapıp Türkiye’ye ucuz ithalat yapmak gerçekten inanılmaz bir zeka (!)

·       Türkiye’de ekilecek toprak mı kalmadı?

·       Hükümet çiftçinin elinden tuttu, onları darboğaza sokmadı da çiftçi mi üretmedi?

·       Türkiye’de enflasyonun tek sebebiymiş gibi gösterilen sebze, meyvede bir pahalılık varsa, bu üreticiden mi kaynaklanıyor?

·       Hükümet tarım ürünlerinin pahalanmasına yol açan asıl faktörün aracılar olduğunu bilmez gibi, arz zincirinde iyileşme sağlamak yerine Türk çiftçisine darbe vuruyor.

·       Tarım ürünlerinde kullanılan girdiler ve vergilerin fiyata etkisini görmeyen hükümet, emeğinin karşılığını alamayan çiftçiyi cezalandırıyor.

·       Hükümet, bu projeyi hataya geçirirse bu, Türk çiftçisi için öldürücü darbe olur! 

KİRALANAN ARAZİ SİVAS BÜYÜKLÜĞÜNDE 

Türkiye’nin Sudan’da kiraladığı 7 milyon 920 bin dönümlük tarımsal arazi;

·       Türkiye’nin en büyük tarımsal alana sahip ili Konya’daki işlenen tarım alanlarının yarısına yakın;

·       Söz konusu arazi; yüzölçümü olarak Türkiye’nin ikinci, tarımsal alan olarak dördüncü ili olan Sivas’ın tarım alanları ile hemen hemen aynı büyüklükte.

·        2016 sonu itibariyle 237,6 milyon dönüm tarımsal alana sahip olan Türkiye’de en büyük tarım arazisi 19.1 milyon dönümle Konya’da bulunuyor. Bu ili 12.1 milyon dönümle Ankara, 11.5 milyon dönümle Şanlıurfa, yaklaşık 8 milyon dönümle Sivas izliyor.

·        Buna göre kiralanan arazi; Türkiye’nin 77 ilinin tarım alanlarından daha büyük bir alan oluşturuyor. 

TARIM ALANI EN BÜYÜK 10 İL

ALAN

(DÖNÜM)

(*)

KONYA 

19.600.279

ANKARA

12.056.242

ŞANLIURFA

11.543.201

SİVAS

7.977.432

YOZGAT

6.056.114

KAYSERİ

5.940.939

DİYARBAKIR

5.894.229

ESKİŞEHİR

5.717.208

ÇORUM

5.342.238

MANİSA

4.931.399

DİĞER İLLER

152.566.443

TÜRKİYE

237.625.724

(*): Çayır, mera hariç. 

HALKA İTHAL GDO’LU SOYA KATKILI EKMEĞİ YEDİRİYORLAR! 

Adana’da bir firma tarafından üretimi yapılan ekmeklerde; ekmeği olduğundan hacimli gösteren ve geç bayatlatan “ekmek katkı maddesi”nden GDO’lu soya çıktı. Üretimi yapan firma Adana’da 100 fırından 80’ine bu ürünü sattığını söylüyor. 

·       Mevzuata göre sadece yem amaçlı olarak ülkemize girebilen, insan gıdası olarak kullanımı yasak olan “GDO’lu soya”nın halkın yediği ekmekte kullanılması, tarım ve gıda ürünlerinde denetimlerin ne kadar önemli olduğunu bize gösteriyor.

·       GDO’lu soyaların yem amaçlı da olsa ülkemize girmesini doğru bulmuyoruz.

·       Tarım Bakanlığı’nın izniyle bütün unlara yüzde 10 katkı maddesi konulabiliyor. Ülkemizde GDO’suz herşeyi yetiştirebilecek imkanlara sahip olduğumuz halde, bu katkı maddelerinin ithalini anlamak mümkün değil!

·       Soyada yalancı östrojen bulunuyor, bu da neredeyse bütün hastalıkların sebebi, bunların başında ise meme kanseri ve kısırlık geliyor. 

·       2016’da en fazla ithalat 1.8 milyar dolarla saman ve kaba yemin de içinde yer aldığı fasılda gerçekleşirken, gıda sanayiinin kalıntı ve döküntülerinden hayvanlar için hazırlanmış kaba yemler faslı 1,3 milyar dolarla üçüncü, hububat ithalatı da 1.2 milyar dolarla dördüncü sırada yer alıyor. Bu veriler insan ve hayvan sağlığının denetimsiz ithal ürünlerle nasıl tehlikeye atıldığını gösteriyor. 

2016’da tarım ve gıda ürünlerinde en fazla ihalat yapılan fasıllar (Bin $)

Yağlı tohum ve meyvalar, muhtelif tane, tohum ve meyvalar, sanayiide ve tıpta kullanılan bitkiler, saman ve kaba yem

1.819.617

Hayvansal ve bitkisel katı ve sıvı yağlar, yemeklik katı yağlar, hayvansal ve bitkisel mumlar

1.753.047

Gıda sanayiinin kalıntı ve döküntüleri, hayvanlar için hazırlanmış kaba yemler

1.326.940

Hububat

1.150.612

Canlı hayvanlar

603.822

Yenilen çeşitli gıda müstahzarları (kahve hülasaları, çay hülasaları, mayalar, soslar, diyet mamaları, vb.)

584.916

Kakao ve kakao müstahzarları

551.468

Yenilen meyveler ve sert kabuklu meyveler

540.768

Yenilen sebzeler ve bazı kök ve yumrular

456.733

Şeker ve şeker mamulleri

257.161

Meşrubat, alkollü içkiler ve sirke

249.463

Kahve, çay, paraguay çayı ve baharat

215.998

Hububat, un, nişasta veya süt müstahzarları, pastacılık ürünleri

206.670

Balıklar, kabuklu hayvanlar, yumuşakçalar ve suda yaşayan diğer omurgasız hayvanlar

174.616

Değirmencilik ürünleri, malt, nişasta, inülin, buğday gluteni

126.395

Süt ürünleri, yumurtalar, tabii bal, diğer yenilebilir hayvansal menşeli ürünler

110.077

Canlı ağaçlar ve diğer bitkiler, yumrular, kökler ve benzerleri, kesme çiçekler ve süs yaprakları

87.253

Sebzeler, meyvalar, sert kabuklu meyvalar ve bitkilerin diğer kısımlarından elde edilen müstahzarlar

78.999

Diğer hayvansal menşeli ürünler (kıl, kemik, boynuz, fildişi, mercan, bağırsak, vb.)

46.823

Lak, sakız, reçine ve diğer bitkisel özsu ve hülasalar

42.599

Etler ve yenilen sakatat

42.001

Örülmeye elverişli bitkisel maddeler, tarifenin başka yerinde belirtilmeyen veya yer almayan bitkisel ürünler

10.910

Et, balık, kabuklu hayvanlar, yumuşakçalar veya diğer su omurgasızlarının müstahzarları

10.796

 

KONYA – HOLLANDA 

·        Hollanda’nın toplam tarım alanı 2 milyon hektar (20 milyon dönüm) ile yaklaşık Konya’nınki kadar ve Türkiye’nin 20’de biri düzeyinde.

·        Hollanda’nın 17 milyonluk nüfusunun yaklaşık yüzde 11’i (yaklaşık 1,9 milyon kişi) kırsal kesimde yaşıyor. Bu da Konya’nın toplam nüfusundan daha az. (Konya 2,2 milyon kişi)

·        Buna karşılık Hollanda 2016 yılında 94 milyar dolarla Türkiye’nin yaklaşık 6 katı tarım ve gıda ürünü ihracatı gerçekleştirdi. 

TARIMDA HOLLANDA BAŞARISININ SIRRI 

Kısacası Hollanda’nın tarımdaki başarısı tesadüf değil;

·        Doğru destekleme politikaları ile yön verilen üretim, pazarlama ve dağıtım ağı sistemi birlikte işliyor.

·        Bu sistemin en önemli ayaklarından biri eğitim ve Ar-Ge çalışmalarının temelinin atıldığı üniversiteler.

·        Hollanda’da üniversitelerin tarımda odaklandığı ana konuların başında, gıda üretimi, gıda tüketim artışı, yaşam alanı, gıda sağlığı ve geçim geliyor. Üniversitelerin gıda üretimi konusunda asıl odak noktası az girdi ile iki katı ürün alarak verimi artırmak. Buna “24’üncü Yüzyıl” tarımı deniyor.

·        Üniversitelerde araştırma amacıyla oluşturulan tarla ve seralar, tarımdaki yeni gelişmeler hakkında bilgi almak isteyen bütün üreticilere açık.

·        Üniversitelerdeki araştırmalar, üretici-devlet-özel sektör ortaklığı ile destekleniyor. Hollandalılar bu iş birliğine, “Başarıyı sağlayan altın üçgen” adını veriyor.

·        Başarının ana unsuru ‘Bir şey üzerine odaklanıp beraber çalışmak’ olarak tanımlanıyor. Bu da sektörü daha güçlü ve ekonomik açıdan daha mücadele edilebilir hale getiriyor.

·        Sınırlı ekim alanları yüzünden en az alandan en yüksek verimi sağlamak için Ar-Ge çalışmalarına yönelen Hollandalılar, seralarda enerji ve su verimliliği üzerine çalışıyor.

·        Doğa dostu üretim yapan seralar, çevre sertifikaları ve vergi avantajları ile destekleniyor.

·        Yeni açılan tüm seralar çevreye duyarlılığı gösteren “yeşil etiket” sertifikasına sahip.

·        Hollanda artık sadece tarımsal ürün değil bu alandaki tecrübe ve teknolojik birikimini de ihraç ediyor.  

Türkiye’nin sahip olduğu toprak ve doğal zenginlikleri aynen Hollanda yönetim mantığıyla işlesek ülkemizin yapabileceklerini bir düşünün!

Basın Açıklaması:

AKPDEN TÜRK ÇİFTÇİSİNE SAÇ BAŞ YOLDURACAK PROJE; sudan (002)

FETÖ Darbesi 2010 Referandumundan Kaynaklanıyor, Uyardık Dinlemediler

malatya

O ZAMAN EVET DİYENLER GELİN BU KEZ ‘HAYIR’ DİYİN

CHP’li Umut Oran, Anadolu’yu karış karış gezerek “bu bir referandum değil memleket meselesi diyerek vatandaşı uyarmaya devam ediyor. Malatya’da ilçe ve beldelerde çalışan Umut Oran, “15 Temmuz’da Türkiye büyük bir darbe girişimi yaşadı. Bunun sebebi nedir, ta 2010’daki referanduma kadar uzanıyor. O zaman da uyardık yapmayın yargıyı bağımlı hale getirmeyin yoksa tuz da kokacak dedik uyardık dinletemedik iktidara. O zaman Evet diyenlerin vicdanına sesleniyorum, gelin bu kez ‘hayır’ deyin aynı hatayı tekrarlamayın” diye konuştu.

CHP’li Umut Oran ve CHP İl Başkanı Enver Kiraz, Malatya Doğanşehir ve Akçadağ’daki yoğun çalışma nedeniyle programın sarkması üzerine basın toplantısını il başkanlığı yerine Esnaf ve Sanatkar Odaları Başkanlığında düzenledi.

Eski bir işadamı olduğunu anımsatan Umut Oran, 30 yıldır bu ülkeye vergi ödemiş birisi olarak bir şeyler söylemek istediğini kaydetti. Geçmişte Anadolu’ya gittiğinde parti ayrımı yapılmaksızın siyasetçilerin bir araya gelerek o bölgenin nasıl kalkınacağın tartıştığını, sonuç da alındığını, GAP’ta dahi bu yolun izlendiğini anımsattı. “Atatürk’ün her fabrika bir kaledir” sözünü anımsatan Umut Oran, “Ne oldu da bugün bu noktaya geldi ülke?” diye sordu. Siyasetle ticaretin bir arada olamayacağını düşündüğü için ticaretten ayrıldığın artık tamamıyla siyasetin içinde Türkiye’yi nasıl ileri götüreceğini insanların tamamının nasıl mutlu ve kalkınmış olabileceğine çalıştıklarını söyledi. Umut Oran şöyle konuştu:

SOMALİDE TARIM ARAZİSİ KİRALADILAR

Ülkede tarımı bitirdiler gittiler Somali’de tarım arazisi kiraladılar. Böyle bir şey kabul edilebilir mi, Türkiye nasıl bu hale getirilebilir. Türkiye tarım arazilerinin üçte birini artık ekip dikemiyor çiftçinin borcu nedeniyle ya banka bu arazilere el koymuş ya da çiftçi mazot tohum ilaç alamıyor.

24 YAŞINDA 8 ÇOCUKLU SURİYELİ

4 milyon Suriyeli Türkiye’de misafir ediliyor, dünyada en yüksek sayıda Türkiye’de bulunuyorlar. Ülkemizin eti ne butu nedir, bunun sonu nereye varacak? Geçen hafta Bursa’daydım bir doktor yanıma geldi söyledi geçen hafta 24 yaşında Suriyeli bir kadının doğumunu yaptırmış 8. Çocuğu dünyaya gelmiş … Bu ülkenin sonu nereye varacak?

FETÖ DARBESİ 2010 REFERANDUMUNDAN KAYNAKLANIYOR

15 Temmuz’da Türkiye büyük bir darbe girişimi yaşadı. Bunun sebebi nedir ta 2010’daki referanduma kadar uzanıyor. O zaman da uyardık yapmayın yargıyı bağımlı hale getirmeyin yoksa tuz da kokacak dedik uyardık dinletemedik iktidara. O zaman Evet dilenlerin vicdanına sesleniyorum, gelin bu kez ‘hayır’ deyin aynı hatayı tekrarlamayın.

ESNAF KARA LİSTEDEN ÇIKAMIYOR

Bütün esnaf kara listeye girmiş batmış kredi istiyor ama bir türlü kara listene çıkamıyor. Biz bunları konuşacağımız yere gelmişiz evet mi hayır mı dalatılan bir konuyu görüşüyoruz. Vatandaşımızı koruyup sorunlarını çözmemiz gerekirken iktidarın dayattığı bir konuyu konuşup.

TURİZMCİ BİTTİ

Antalya kan ağlıyor turizmciler rezervasyon iptalleri nedeniyle inanılmaz kötü günler yapıyorlar. Ama birileri Eyy Almanya ey Hollanda diyor. Bu sorunlar bu şekilde çözülmez. Turizmde bir önceki yıla göre 2016’de yüzde 25 turist sayısı kaybı var, gelirde ise yüzde 30 düşüş var. Rusya ile zaten düzelmedi ilişkiler. Bu durumda turizmci 2017’yi bırakın 2018’i bile karamsar görüyor. Türkiye’nin her yanı yangın yeri gibi cayır cayır yanıyor.

GELİŞMİŞ 20’NİN 18’İNDE PARLAMENTER SİSTEM VAR

Bu ortamda biz de dedik ki kişileri tartışmayalım ülkenin geleceğini konuşalım. Gelişmiş ilk 20 ülkenin 18’inde parlamenter sistem var tek başkanlık örneği ABD’de ama orada da sistemin nasıl işlediğin gördünüz. Trump geldi astı kesti ama hukuk durdu yapamazsın dedi. Öbürü de yarı başkanlık olan Fransa ki orası da demokrasinin beşiği. Bizim cumhuriyetçi parlamenter sistemimiz Atatürk’ün işaret ettiği muasır medeniyet çizgisidir, eksiklikleri olsa da buradan gitmemiz gerekiyor. En kötü durumdaki 20 ülkenin ise 19’u başkanlıkla yönetiliyor ve buralarda iç savaş var bölünme var. Allah bana akıl fikir vermiş yolumuz hangisi olmalı? Yönetim sistemimizdeki eksiklikleri gideriz düzeltiriz ama başkanlık olmaz, bizi geri götürür.

YÜZDE 10 SEÇİM BARAJI OLMAZ

Yüzde 10 seçim barajı olmaz. 2002’de oyların yüzde 44’ü baraj nedeniyle çöpe gitti. Şimdi de kalkmış iki parti olsun daha iyi diyorlar. Hayır doğru değil. Çoğulcu demokrasi daha iyidir. İstikrar yok diyorlar şimdi. Ben iktisatçıyım, geçmişte 11 hükümetle çalıştım, masanın her tarafında bulundum. Geçmiş cumhuriyet hükümetlerine bakınca büyüme, işsizlik, enflasyon her rakam geçmişten iyi değil. 15 yıldır tek parti var durum iyi değil, istikrar sürsün Türkiye büyüsün diyorlar ama böyle değil gerçekler.

GÜVENİLEN KİŞİDEN SONRA NE OLACAK?

OHAL’de seçim süreci olmaz, burada referandumunu konuşmamamız gerekiyordu. Emeklilerin sorunu esnafın sorunu gençlerin işsizliği bunlar nerede? 18 maddenin hiçbirinde bunlar yok. Bütün yetkiyi tek kişiye veriyor! 80 milyonun her yetkisini bir kişiye veriyor. Buün o kişiye güvenebilirsiniz ama o kişinin başına bir şey gelirse kim gelecek yerine? O kişi isterse yerine eşini getirebiliyor, ki Azerbaycan’da örneğini yaşadık, çocuğunu getirebilenler dahi var.

REJİM DEĞİŞİNCE AKAN SULAR DURUYOR

Anayasa mahkemesinin 15 üyesinin 12’sini atayacak, e bu kişiler bir durum olursa onu yargılayabilir mi? Başbakan yok o makamı yok ediyorlar. TBMM’nin içini yetkisini boşaltıyorlar. Rejimi değişiyor, rejim değişikliği dediğiniz zaman akan sular duruyor. 15 yıldır birçok şeyde beni yanılttılar aldattılar dedin. E şimdi ortalık cayır cayır yanarken yangına körükle gidip toplumu ayırmanın hayırcıları darbece hain olarak nitelemek kabul edemiyorum, üzülüyorum.

KARIŞ KARIŞ GEZİYORUM DAHA İYİ BİR TÜRKİYE MÜMKÜN

Daha iyi bir Türkiye mümkün, herkesin mutlu olduğu Türkiye’yi birlikte yaratacağız. İnşallah 16 nisanı cumhuriyetimizi koruyarak daha da yükselterek geçireceğiz. Ama hemen ertesi gün oturup parlamenter sistemi nasıl daha iyi çalıştırabiliriz oturup ona çalışmamız lazım. Çalışıyorum Anadolu’ya karış karış geziyorum gittiğim yerleri gördükçe de umut oranım artıyor.

malatya

13

Ekonomi Can Yakıyor, AKP Populizmi Halkı Aldatıyor

umutoran

Umut Oran

Basın Açıklaması

19.3.2017

 

Terör, darbe girişimi, OHAL ile alarm veren turizm, dış ticaret ve doğrudan yabancı sermaye verileri işsizliği patlattı. Ülke borçlarını çevirememe noktasına geldi, yüksek dış kaynak ihtiyacına rağmen, dışarıdan para gelmiyor. OHAL KHK’leri ile kamu bankaları, Şans Oyunları, Milli Piyango, At Yarışları vb. daha birçok kamu varlığı, mantığına aykırı biçimde oluşturulan Varlık Fonu’na devredildi. Yasal denetim mekanizmalarının yetki alanı dışına çıkarılan bu kuruluşların varlıkları,dışarıdan borç bulmak için ipotek gösterilecek. Bir çeşit Düyûn-u Umumiye oluşumu peydahladılar. Borçlarını çeviremezse Türkiye’nin iflas riski var! Bu durum sürdürülemez bir siyasi kriz. Daha iyi bir Türkiye mümkün, Ekonomide rejenarasyona ihtiyaç var. Bu düzen değişecek, ekonomi en öncelikli ve önemli gündem olacak. Daha çok iş daha çok aş ve sosyal barış egemen olacak. Oysa Daha hayırlı bir Türkiye mümkün, bunu da birlikte başaracağız.

TURİZMDE CİDDİ KAN KAYBI!

  • Rejim değişikliğine yönelik anayasa değişiklik paketi dayatması ile siyasi riskin tavan yaptığı 2016 yılında Türkiye’ye gelen turist sayısı ve elde edilen turizm gelirinde dramatik düşüşler yaşandı.
  • Önceki yıla göre turist sayısıyaklaşık % 25 düşerek 41 milyon 617 bin 530 kişiden 31 milyon 365 bin 330’a geriledi. Geçen yıl Türkiye’ye 2015’e göre 10 milyon 252 bin 200 daha az yabancı turist geldi.
  • 2016’da turizm geliri, önceki yıla göre yaklaşık % 30azalarak 31,5 milyar dolardan 22,1 milyar dolara geriledi, turizm gelirinde yıllık bazda 9,4 milyar dolarlık bir kayıp yaşandı.

EN ÇOK TURİST GÖNDEREN 10 ÜLKE

  • Türkiye’ye en çok turist gönderen ülke olan Almanya’dan gelenlerin sayısı geçe yıl % 30 oranında yaklaşık 1 milyon 424 bin kişi azaldı. 2015’te 4 milyon 724 bin 787 olan Alman turist sayısı, 2016’da 3 milyon 300 bin 838’e geriledi.
  • Toplam turist sayısında % 43 pay alan en çok turist gönderen 10 ülkeden gelen turistlerin toplam sayısı geçen yıl % 24,3 oranında 4 milyon 309 bin 22 kişi azalarak 17 milyon 700 bin 335 kişiden, 13 milyon 391 bin 313 kişiye geriledi.
  • En hızlı düşüş ise Rusturist sayısında yaşandı. İlk on ülke arasında yer alan Rusya’dan gelen turistlerin sayısı geçen yıl % 76 azaldı.
  • 2015’te 2 milyon 842 bin 972 kişi ile Türkiye’ye en çok turist gönderen 2. ülke olan Rusya, 2016’da 683 bin 335 turistle 8. sıraya indi.
  • Bu gelişmede, 24 Kasım 2015’te düşürülen Rus uçağı nedeniyle bu ülkeyle bozulan ilişkiler ve uzun süre yaşanan gerilimin 2016 yılına damga vurması etkili oldu.
  • Geçen yıl Ruslardan sonra en hızlı düşüşler; % 56,8’le Avustralyalı, % 55,3’le İtalyan, % 54.9’la Japon, % 53,6 ile İspanyol ve % 50,4’le İsveçli turistlerin sayısında yaşandı.  

KAN KAYBI BU YIL DA SÜRÜYOR

  • Turizmde kan kaybı bu yılın Ocak ayında da devam etti. Avrupa ülkeleri içinde en fazla azalış % 47,7 ile Lüksemburglu turistlerde yaşandı. Bunu % 33,9’la İrlandalı, % 33,6 ile Macar, % 31,9’la Danimarkalı, %31’le Alman, % 30,5’le İzlandalı, % 30,4’le Çek, %29,8’le Finli, % 28’ye Yunan, % 27,6 ile İspanyol turistler izledi.
  • OECD üyesi Avrupa ülkelerinden gelen turistlerin toplam sayısında % 26.9 azalma yaşandı. Toplam yabancı turist sayısı ise yaklaşık % 10 geriledi.  

TURİZME DARBENİN BÜYÜĞÜ YOLDA!…

  • Rejim değişikliği yolunda artan iç siyasi gerilim ve Ortadoğu’daki savaşta izlenen yanlış politikaların yansıması olarak ülkemizde zirve yapan terörün yol açtığı güvenlik kaygıları, dış politikada izlenen yanlış tutumla birçok ülkeyle iplerin gerilmesi, Türk turizmine kan kaybettirmeye devam ediyor.
  • 2016 sonlarında, dünyanın en büyük seyahat acentesi olan Carnival Corporation’ın sahibi olduğu üç şirket birden güvenlik endişeleri nedeniyle 2017 yazındaki rotalarından Türkiye’yi çıkarmıştı.
  • Son günlerde hükümetin, iç mevzuata aykırı olması ve ilgili devletlerin izin vermemesine rağmen, referandumda “evet” kampanyası için korsan yollarla Avrupa ülkelerine girme girişimleri ile yaşanan gerilim ve bozulan diplomatik ilişkiler de turizme olumsuz yansıyor.
  • Bu kapsamda ilişkilerin en fazla gerildiği iki ülkeden Almanya, Türkiye’ye en çok turist gönderen ülke; Hollanda ise geçen yılki 24’lük düşüşe rağmen 7. sırada.
  • Hollanda, Almanya ve sırayla diğer Avrupa ülkelerinden art arda tur, tatil iptalleri geliyor. Bu gelişmeler böyle giderse Türk turizminin bu yıl yeni bir dip yaşayacağını gösteriyor. Avrupa ve dünyada ülkemiz hakkında oluşan negatif algı, bu yıl Türk turizmine çok daha büyük bir darbe indirmeye aday.

YÜKSELEN İŞSİZLİK

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) en son Kasım 2016dönemi itibariyle açıkladığı verilere göre;

  • İşgücüne dahil nüfus son bir yılda 980 bin kişi artarken, bunların net bazda sadece 391 binine istihdam sağlanabildi, iş gücüne katılanların yarıdan fazlası işsiz kaldı.
  • Dar tanımlı (standart) işsiz sayısı, bir yıl önceye göre (Kasım 2015 dönemi) 590 bin kişi artarak 3 milyon 715bin kişi ile tüm zamanların en yüksek düzeyine ulaştı.
  • Dar tanımlı işsizlik oranı Kasım 2015’e göre 1.6 puan artarak % 12,1’eyükseldi. (İşsizliğin % 12,8 olduğu Mart 2010’dan bu yana en yüksek oran)
  • Genç (15-24 yaş) işsizliği önceki yılın aynı dönemine göre 3,5 puan artarak % 22,6’ya  çıktı. Özellikle genç kadın işsizlik oranı 2015’in Kasım dönemine göre 6,9 puan artarak 28,6’ya kadar yükseldi. Tarım dışı işsizlik bir yıl önceye göre 1,9 puan yükselerek % 14,3 oldu. Tarım dışı genç işsizliği ise % 25,4 düzeyine ulaştı. Tarım dışı kadın işsizliği 3,5 puan artarak 20,7’ye yükseldi
  • Ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranı toplamda 0,6 puan artışla % 23,9’a çıktı. Bu oran erkeklerde 0,4 puan artışla % 14,3, kadınlarda 0,9 puan artışla % 33,6 olarak gerçekleşti.

İŞSİZLİĞİN GERÇEK BOYUTLARI

TÜİK’in dar tanımlı işsizlik verileri, buzdağının ucunu gösteriyor. İşsizliğin gerçek boyutları bunun çok ötesinde bulunuyor.

  • Resmi tanıma göre 3 milyon 715 bin kişiolarak açıklanan işsiz sayısında, sadece aktif iş arayan işsizler bazı baz alınıyor. Bu kişilerin 2 milyon 897 bini bir yıldan az, 818 bini ise bir yıldan uzun süredir iş arıyor. Erek işsizlerde % 18 olan bir yıldan fazla süredir iş arayanların oranı, kadın işsizlerde % 28’e ulaşıyor.
  • Bunların dışında, iş bulma umudunu yitirerek iş aramayı bırakmışkadın ve erkek toplam 2 milyon 286 bin işsiz kişi bulunuyor. Bunların da 1 milyon 368 bin kişi ile büyük bölümü kadın…
  • Bu iki sayıyı topladığımızda 6 milyonunüzerinde bir işsiz sayısı ve % 18,1 düzeyinde işsizlik oranı ortaya çıkıyor.
  • Öte yandan TÜİK’in anket yoluyla belirlediği işgücü araştırmasının referans haftasında herhangi bir işte 40 saatten az (bir saat bile olsa) çalışmış olan, mümkün olsa tam zamanlı çalışmak isteyen 507 binkişi de “Zamana bağlı eksik istihdam” tanımına dahil ediliyor (İşsizler ordusuna dahil edilmiyor).
  • Ayrıca, yılın belli döneminde çalışıp diğer zamanlarda işsiz kalan mevsimlik işsizlerin sayısı da Kasım 2016 itibariyle 103 bindüzeyinde bulunuyor.
  • Bu kategorilerdeki işsizleri de eklediğimizde en geniştanımlı işsizler ordusu olarak 6 milyon 611 binsayısına ulaşıyoruz. Buna göre işsizlik oranı da % 20 düzeyinde bulunuyor.  

İŞSİZLER ORDUMUZ 89 ÜLKENİNNÜFUSUNDAN FAZLA

Türkiye’de en geniş tanımla 6 milyon 611 bine ulaşan işsiz sayısı, dünyadaki belli başlı 190 ülkenin 89’unun nüfusundan daha fazla. Ki bu sayıya ülkemizdeki 4 milyona yakın Suriyeli göçmen dahil değil. 

PEKİ İŞSİZLİK NASIL ÖNLENİR?

  • Sadece ekonomik değil aynı zamanda sosyal bir sorun olan işsizlik, ülkemizin bir numaralı ulusal sorunuolmaya devam ediyor. İstihdama katılımı artırmak, işsizliği azaltmak, ülkemizin, uzun yıllardır değişmeyen başlıca gündem maddesi…
  • Bir ekonominin istihdam yaratma becerisi, toplumsal refah ve huzurun güvencesini oluşturur. Nüfus ve işgücündeki artışla orantılı istihdam yaratamayan ülkelerde büyüyen işsizlik, beraberinde yoksullaşmaile birlikte birçok toplumsal, yönetsel, adli, kriminal, kültürel, psikolojik ve etik sorunu beraberinde getiriyor.
  • Ekonominin istihdam yaratma kapasitesi ise sürdürülebilir büyümeyebağlı.
  • Türkiye artan siyasi riskin ekonomiye olumsuz yansımalarının etkisiyle son dönemde yatırımlar ve büyüme hızındaki yavaşlama paralelinde işsizlikte kaygı verici hızlı bir artış yaşanıyor.
  • Açıklanan işgücü verileri, işsizlikte son beş yılın en kötü tablosunu ortaya koyuyor.
  • Artan iş gücünü üretken hale getirerek ekonomik ve sosyal güvenceye bağlamak, işsizliği azaltmak, gelir dağılımını düzeltmek, toplumsal huzuru tesis etmek için ekonomik sürdürülebilir büyümeye ihtiyacımız var.  

HOLLANDA – ALMANYA –TÜRKİYE

  • AKP’nin referandum arifesinde ilişkileri gerdiği iki ülke; Almanya ve Hollanda, uzun yıllardır Türkiye’nin en fazla ticaret yaptığı ülkeler arasında yer alıyor.
  • Almanya, Türkiye’nin toplam ihracatında yaklaşık % 10 payla ilksırada, Hollanda ise 10’uncu sırada bulunuyor.
  • İthalatta ise Almanya % 10’un da üzerindeki payla Çin’in ardından 2’nci; Hollanda ise 20’nci sırada yer alıyor.

ÜÇ ÜLKENİN DIŞ TİCARETİNDE KİM KİMİN İÇİN DAHA ÖNEMLİ!

  • 2016 yılında Almanya, 1 milyar 311,7 milyon dolarlık ihracat, 1 milyar 44 milyon dolarlık ithalat yaptı ve 267,7 milyar dolarla Türkiye’nin toplam ihracatından daha büyük bir dış ticaret fazlasıverdi.
  • Aynı yıl 570 milyar dolarlık ihracata karşılık 513,8 milyar dolar ithalat gerçekleştiren Hollanda 56,3 milyar dolarlık dış ticaret fazlasıelde etti.
  • Türkiye ise 2016’da 142,6 milyar dolarlık ihracata karşılık 198,6 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirdi ve 56 milyar dolarlık dış ticaret açığıverdi.
  • Almanya’nın geçen yıl 2 trilyon 355,7 milyar dolara ulaşan toplam dış ticaret haddi içinde Türkiye ile yaptığı 35,5 milyar dolarlık ticaret (ihracat+ithalat) sadece % 1,5 paya sahip. Buna karşılık Türkiye toplam dış ticaretinin % 10,4’ünü tek başına Almanya ile yapıyor.
  • Hollanda’nın 2016’da 1 trilyon 83,9 milyar dolar olan toplam dış ticareti içinde de Türkiye ile yaptığı 6,6 milyar dolarlık ticaretin payı sadece % 1. Türkiye ise toplam dış ticaretinin % 2’sini bu ülkeyle gerçekleştiriyor.
  • Yüzölçümü Konya kadar olan 17 milyon nüfuslu Hollanda’nın 2016’da yaptığı sadece tarım ihracatı 94 Euro (yaklaşık 100 milyar $) dolar. 80 milyon nüfuslu ve Hollanda’nın 7 katı tarım alanına sahip olan Türkiye’nin aynı yıl yaptığı tarım ihracatı ise yaklaşık 18 milyar dolarla bunun beşte birinden de az.

BİRKAÇ ÖNEMLİ HUSUS…

Ülke olarak ciddi bir ekonomik kriz yaşıyoruz!

Bunun kaynağı; AKP’nin yıllarca uyguladığı yanlış politikalarla meydana çıkan yapısal koşulların üzerine son yıllarda alevlenen tek adamlık hırsı ile Cumhuriyeti yıkıp yerine otoriterlik kurma girişiminin yol açtığı siyasi risklerdir. Ortaya çıkan demokrasi-hukuk açığı ve  ekonomide kriz giderek derinleşecek, aklıselim galip gelmezse çöküş hızlanacaktır!

Dövizdeki oynaklık, gizli faiz artırma operasyonlarına rağmen kontrol edilemiyor, özel sektörde her gün artan iflaslar ve işsizlik bir çığ gibi büyüyerek üzerimize gelecektir!

Ülke borçlarını çevirememe noktasına geldi, yüksek dış kaynak ihtiyacına rağmen, dışarıdan para gelmiyor.

OHAL KHK’leri ile kamu bankaları, Şans Oyunları, Milli Piyango, At Yarışları vb. daha birçok kamu varlığı, mantığına aykırı biçimde oluşturulan Varlık Fonu’na devredildi. Yasal denetim mekanizmalarının yetki alanı dışına çıkarılan bu kuruluşların varlıkları, dışarıdan borç bulmak için ipotek gösterilecek. Bir çeşit Düyûn-u Umumiye oluşumu peydahladılar. Borçlarını çeviremezse Türkiye’nin iflas riski var!

Bu durum sürdürülemez bir siyasi kriz.

Daha iyi bir Türkiye mümkün, Ekonomide rejenarasyona ihtiyaç var

Bu düzen değişecek, ekonomi en öncelikli ve önemli gündem olacak

Daha çok iş daha çok aş ve sosyal barış egemen olacak.

Oysa Daha hayırlı bir Türkiye mümkün, bunu da birlikte başaracağız.

Basın Açıklaması:

AKP POPULİZMİ HALKI ALDATIYOR AMA EKONOMİNİN GERÇEKLERİ CAN YAKIYOR (002)

 

Zenginlik İçinde Bir Türkiye İnşa Edebiliriz!

Umut Oran

Bırakın onlar “Ölüleri bile mezardan kaldırıp ‘evet’ dedirtmeye çalışsınlar”; biz, çocuklarımızın geleceği için sadece dirilerimize “hayır” dedirtelim. 

Bırakın onlar “durmadan şiddet çağrısı yapsınlar, toplantıları basıp kavga çıkartsınlar”; biz, hayırlı bir Türkiye için ele ele vermeyi seçelim. 

Bırakın onlar “dil sürçmelerinden” yola çıkıp itibar cellatlığına soyunsunlar; biz, İzzet Baysallar gibi, Türkan Saylanlar gibi, bir hayır duası için mücadele edelim. 

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı CHP’li Umut Oran, Türkiye’nin 15 yıldır aralıksız olarak “dedikodu siyasetine” mahkûm edildiğini, herkesi düşman olarak gören iktidar bloğunun her yerde vatan hainleri olduğunu öne sürdüğünü belirtti. Umut Oran, “Bırakın onlar ‘ölüleri bile mezardan kaldırıp ‘evet’ dedirtmeye çalışsınlar’; biz, çocuklarımızın geleceği için sadece dirilerimize ‘hayır’ dedirtelim. Bırakın onlar ‘durmadan şiddet çağrısı yapsınlar, toplantıları basıp kavga çıkartsınlar’; biz, hayırlı bir Türkiye için ele ele vermeyi seçelim. Bırakın onlar “dil sürçmelerinden” yola çıkıp itibar cellatlığına soyunsunlar; biz, İzzet Baysallar gibi, Türkan Saylanlar gibi, bir hayır duası için mücadele edelim” dedi.

Neden insanca ücret yok, neden işsizim?

CHP’li Umut Oran yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:

Dünyanın her yerinde sınıfsal eşitsizlikler, emek sömürüsü, kadına yönelik şiddet, yoksulluk ve ırkçılık salgın gibi yayılırken alternatif vadeden siyasilerin sesi kısılmak istenmektedir. Sabahtan akşama kadar çok ağır şartlar altında çalışan emekçilerin “Neden insanca yaşayacak ücret elde edemiyorum?” sorusuna popülist iktidarların herhangi bir cevabı yoktur. Yıllar boyunca üniversite amfilerinde dirsek çürüten gençlerin “Neden işsizim?” haykırışlarına verilen yanıtların tamamı insanı göz ardı eden, istatistik oyunlarını kitlelere dayatan cinstendir.

Emekliler, çiftçiler perişan

Emekliler perişanlık içinde yaşam mücadelesi verirken çiftçiler sadece mazot parasını çıkarabilmek için ter dökmektedir. Ancak bu düzenin egemenleri maaş yerine hamaseti, iş yerine şiddeti, dayanışma yerine ötekileştirmeyi tercih etmektedir.

15 yıldır dedikodu siyasetine mahkumuz 

Türkiye 15 yıldır aralıksız olarak “dedikodu siyasetine” mahkûm edilmiştir. İktidar bloğuna bakılırsa herkes düşmandır, her yerde vatan haini vardır ve nerdeyse tüm sorunların cevabı “kaba güçle” açıklanmaktadır. Oysa Türkiye’nin temel sorunlarına ciddi cevaplar bulması gerekmektedir. Dünya büyük bir hızla gelişirken “herkese bağırarak”, toplumu sürekli “korkutarak”, herkesi birbirine “düşman ederek” ülkemiz gelişemez.

Daha iyi bir Türkiye mümkün

İktidar bloğunun iddialarının aksine “daha iyi bir Türkiye mümkündür!” Ele ele verip çalışarak, insanca üretip adaletlice paylaşarak ve hiç kimseyi arkada bırakmayarak yaşamak mümkündür. İngiliz, Alman, Fransız emeklisi Antalya’da aylarca tatil yapabiliyorsa Türk emeklilerinin yaşam standartlarını yükseltmek mümkündür. Sadece düşmanlık üreten bu düzene “hayır” deyip, Anadolu’nun binlerce yıllık kardeşlik ve dayanışma kültürüne sahip çıkabilmek de mümkündür. Bunun için ilk hedef 16 Nisan’dır!

Dil sürçmesinden itibar cellatlığına 

16 Nisan’da bırakın onlar “Ölüleri bile mezardan kaldırıp ‘evet’ dedirtmeye çalışsınlar”; biz, çocuklarımızın geleceği için sadece dirilerimize “hayır” dedirtelim.

Bırakın onlar “durmadan şiddet çağrısı yapsınlar, toplantıları basıp kavga çıkartsınlar”; biz, hayırlı bir Türkiye için ele ele vermeyi seçelim.

Bırakın onlar “dil sürçmelerinden” yola çıkıp itibar cellatlığına soyunsunlar; biz, İzzet Baysallar gibi, Türkan Saylanlar gibi, bir hayır duası için mücadele edelim.

Milletin ferasetine inancım tamdır ve halkımdan yana hiçbir şüphem yoktur! Bir kere hayır deyip 1001 hayır işleyebiliriz. Düşmanlık üreten bu düzeni değiştirip insana hizmet edecek yepyeni ve zenginlik içinde bir Türkiye inşa edebiliriz!

Basın Açıklaması:

Zenginlik İçinde Bir Türkiye İnşa Edebiliriz