Yazılar

Kurban Bayramı; iyilik ve doğruluk için vesile olsun



Kurban Bayramı, İslam’ın “dayanışma” ruhunu da gösteren ve maddi imkânı olanların kestikleri kurbanları, olmayanlarla paylaşmasını vaaz eden önemli bir ibadettir. Ancak hatırlanmalıdır ki İslam’da hiçbir ibadet sadece “şekli bir temele” sahip değildir. Her ibadet insanı “daha iyi” olmaya yönlendirirken, ibadetin yarattığı olumlu değişimin de sürekli olması istenir. Bu anlamda oruç tutmak, bir ayla sınırlanmış olsa da “nefis kontrolü” hayatın her anında arzulanan bir özellik olmuştur. Kurban ibadetinde de durum aynıdır. Kurban’ı “Allah rızası” için kesen kişi; İslam dininin yaratmaya çalıştığı iyi insan, adil insan, dayanışmacı, barışsever insan özelliklerine de sahip olmaya, var olanı muhafaza etmeye ve eksikliklerini tamamlamaya da talip olmuş olur. Öyleyse, her Kurban Bayramı’nı “iyilik ve doğruluk” içinde bir hayat sürmek için verilen sözlerin hatırlanması olarak kabul etmek de mümkündür.

Ben de Kurban Bayramının tüm inananlara ve özellikle de büyük sorunlar içinde bocalayan Türk Milletine gelecek güzel günler için ilham vermesini diliyorum. Başta sınır boylarında Ay-Yıldızlı bayrağımızı dalgalandıran Mehmetçiklerimiz olmak üzere, tüm yurttaşlarımızın bayramını kutluyorum.

Dayanışma duygularımla,

Umut Oran

Yaşasın 1 Mayıs! Yaşasın emekçilerin mücadele günü…



1 Mayıs’ları “Hak Kazanımlarının” Değerlendirme Günü Olarak Görmeliyiz

Emekçilerin ağır bedeller ödeyerek kazandığı 1 Mayıs, bayram olmaktan öte “mücadele etme ve geçen yılların muhasebesini” yapma günüdür.

Neo-liberalizmin, dünyanın tüm zenginliklerini 8 milyarlık nüfusun yaklaşık %1’lik kısmının elinde topladığı, geri kalan %99’u ise açlığa ve sefalete mahkûm ettiği düşünülürse her alanda hak kayıplarının yaşandığını da kabul etmemiz gerekir. Gerçekten dünyanın dört bir yanında ve özellikle Türkiye’de, “bir avuç egemen dışında herkes” büyük zorluklar altında yaşamaktadır. Üstelik Türkiye özelinde, üniversite mezunu genç işsizlerin sayısının yüksekliği, gelecek açısından da endişe vericidir.

Oysa dünyanın yeni bir Sanayi Devrimi yaşadığı ve bilinen tüm üretim süreçlerinin değişmeye başladığı bir dönemde, gencecik insanların “işsiz kalmaları için” üniversitelere doldurulması ve hiçbir gerçekçi planlamanın yapılmaması kabul edilemez. Zira insan onuruna yakışır bir hayat sürmek için “insan onuruna yakışır bir işte çalışmak” evrensel bir haktır.

Konunun enteresan yanı, endüstri devrimiyle beraber, neo-liberalizmin, her ülkedeki “yerli sermayedarları” da hedef almaya başlamasıdır. Paradan para kazanan ve devletleri bile aşacak ekonomik güce ulaşan bir avuç şirket, onlarca yıl sonunda belli bir büyüklüğe ulaşabilmiş “yerli sanayicilerin” mallarını adeta yağmalamaktadır. Kendisini hiçbir güçle ve kuralla bağlı görmeyen küresel şirket yöneticileri şatafatlı sözlerin arkasına yerleştirdikleri zehirli projelerle insanlığı yeni bir yıkıma doğru sürüklemektedir.

O halde 1 Mayıs 2019, Türk işçi sınıfının ve onun ayrılmaz parçası olan milyonlarca işsizin, geçmişi ve geleceği değerlendirme günü olmalıdır. Emekçiler, mevcut haklarını bile yerle bir edecek büyük bir neo-liberal saldırının geldiğini bilmelidir. Türkiye’de hâkim olan iktidar bloğunun da bu saldırıların “gönüllü destekçisi” olduğu hatırlanmalıdır. Bu anlamda, emekçileri küresel ve yerel ayağı olan bir mengene beklemektedir.  Öyleyse 2019’un 1 Mayıs’ında hem neo-liberal politikalara hem de Türkiye’deki egemen gericiliğe karşı ortak mücadele zemini inşa etmek en önemli sorumluluklardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’nin her işkolundaki emekçileri, büyük bir bilinçle hem küresel hem de yerel saldırılara karşı koyabilecek kudrettedir.

İnanıyorum ki, her türlü olumsuzluğa rağmen 1 Mayıs 2019, yarınların büyük değişimlerinin habercisi sayılacak yıllardan biri olacaktır. Türk emekçileri ve dünyanın her renkten emekçisi, vahşi kapitalizmin modern zaman saldırılarına karşı mutlaka daya iyi bir dünya ve Türkiye kuracaktır. İnsanlık, her şartta daha adil, daha eşit ve daha paylaşımcı bir düzeni hak etmektedir.

Yaşasın 1 Mayıs! Yaşasın emekçilerin mücadele günü…

Saygılarımla,

umut oran

Emekçileri Birleştirenler Ülkenin Kaderini de Değiştirecektir!



 

1mayıs

Dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de emekçi sınıfının ne kadar güçlü ve örgütlü olduğunu anlamanın yanında ülkenin ana gündeminin ne olduğunu görmenin de en kestirme yolu 1 Mayıs’ta sokaklara bakmaktır. Alanlar bölünmüşse sendikalar bölünmüşse ve daha kötüsü emekçiler “din, dil, mezhep, etnik köken” gibi yapay gerekçelerle bölünmüşse artık gerçek bir örgütlü mücadeleden bahsedilemez!

Benzer şekilde 1 Mayıs günü alanların ve ülkenin gündemi; “emekçilerin talepleri ve mücadele gücü” değil de örneğin tarihsel öneme sahip bir meydanın emekçilere kapatılmasıysa ya da metro seferlerinin bile emekçiler bir yere gitmesin diye durdurulmasıysa o ülkenin demokratikliğinden de gidişatının iyiye olduğundan da bahsedilemez!

Bu anlamda 2017, 1 Mayıs’ı da önceki 1 Mayıs’lar gibi, Türkiye’nin gündeminin ne olduğunu ve emekçi sınıfının durumunu herkese ilan edecek bir sahne vazifesi görecektir.

Ancak bilinmelidir ki sahneye yansıyacak olan tablonun “olumsuzluluğu” tek başına önemli değildir. Hatta “ders almasını” bilenler için “olumsuz tablolar” dahi faydalıdır ve yararlanılmalıdır. Son yıllarda eksik bırakılan ve odaklanılmayan konu budur! Türkiye’nin tüm alanları her 1 Mayıs’ta emekçi sınıfının içinde bulunduğu koşulları göstermesine rağmen özellikle “siyaset kurumu” gerekli dersleri çıkarmamaktadır. Emekçileri gündemlerine almayanlar din, dil, mezhep, etnik köken gibi yapay bölünmelere feda ettikleri emekçilerden yeterli desteği de alamayacaklardır. 1 Mayıs’tan 1 Mayıs’a “mücadele dolu” mesajlar yayınlayıp hemen ertesi gün örgütlenme, eğitim ve dayanışma faaliyetlerini diğer 1 Mayıs’a kadar erteleyenler muhakkak ki emekçileri bir araya getiremeyeceklerdir.

O halde bu kez, “tek adam rejiminin” gölgesinde gireceğimiz 2017, 1 Mayıs’ına 2018’e kadar çözmek zorunda olduğumuz sorunları tespit etmek ve gereğini yapmak için bakmak gerekir.

Emin olun bir kez bunu yapanlar 1 yıl sonraki 1 Mayıs’ta “yepyeni bir iklimi” de yaratmış olacaklardır. Genel anlamda ülkemizi özel anlamda da emekçileri ileriye taşıyacak olan budur. Aksi her durum “1 Mayıs’ı” mücadele günü değil gerilemenin tespit günü haline dönüştürecektir.

Oysa alternatif bir yol mümkündür. Emekçileri birleştirenler ülkenin kaderini de değiştirecektir.

Dayanışma duygularımla,

Umut Oran

George A. Papandreou’nun 1 Mayıs Mesajı



Her yıl, Mayıs ayının ilk günü, daha adil ve daha insani çalışma koşulları uğruna verilen uzun mücadeleyi hatırlamamız için bir fırsattır. Aynı zamanda, giderek artan küresel eşitsizliğe ve kötüye giden işçi haklarına karşı sesimizi güçlü bir şekilde yükseltme fırsatıdır. Küresel eşitsizlik ve refahın az sayıdaki kişinin elinde olması, herkes için insan onuruna yakışır işe zemin hazırlayan kazanımları tehdit etmektedir. Bununla birlikte 1 Mayıs bize, demokratik toplanma hakkının ve ifade özgürlüğünün önemini hatırlatır. Tarihe bakıldığında, otoriter rejimler güçlerini göstermek için çoğunlukla bu sembolik günü seçmiştir. Yukarıda bahsi geçen nedenlerden ötürü, Türkiye’de vatandaşın 1 Mayıs’ı meydanlarda, kamusal alanlarda ve özellikle geçmiş sembol tarihi öneminden dolayı Taksim Meydanında barışçıl bir şekilde kutlamalarına, hiçbir engel veya sınır koymaksızın, imkan verilmesi son derece önemlidir. Bu mücadeleyi devamı ettirmek mirası korumakla mümkündür. Gelin, bu yıl 1 Mayıs, küresel eşitsizlikle mücadele günü olsun.

Sosyalist Enternasyonal Başkanı

George A. Papandreou

 

İndir (PDF, 158KB)