Yazılar

Sabah gazetesi ve Mahmut Övür’e tazminat tokadı

 

Umut Oran, Mahmut Övür ve Sabah gazetesinden tazminat kazandı

4 CHP’linin Pensilvanya’ya gittiği iftirasını atan Övür ve Sabah Gazetesi, Umut Oran’a 4 bin TL tazminat ödeyecek!

Umut Oran tazminatı şehit ailesine bağışlayacak!

CHP’li Umut Oran, yaşamı boyunca Pensilvanya’ya hiçbir zaman gitmediği halde kendisini 3 CHP’li ile birlikte FETÖ liderini ziyarete gitmekle itham eden ve bu asılsız iddiayı Sabah gazetesindeki köşesine taşıyan ‘gazeteci’ mahmut övür aleyhine açtığı 100 bin TL’lik manevi tazminat davasını kısmen kazandı. İstanbul 17. Asliye Hukuk Mahkemesi, övür ile birlikte Sabah gazetesi ve Ömer Faruk Kalyoncu’nun Umut Oran’a, işletilecek 2 yıllık faiz dışında 4 bin TL tazminat ödemesine hükmetti. Umut Oran, “Neredeyse aradan geçen 2 yılın ardından nihayet adalet yerini buldu. Gazeteci görünümü altında bana iftira atarak FETÖ taktikleri uygulayan bu kişiden parayı aldığımda tek kuruşuna dahi dokunmadan şehit ailelerine bağışlayacağım” diyerek kararı değerlendirdi.

İstanbul 17 Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen son duruşmada Sabah gazetesinin avukatı, övür’ün hiçbir belge, bilgi, kanıta dayanmadan FETÖ iftirası atmış olmasına rağmen sadece siyasilerin eleştiriye katlanması gerektiğini söylemekle yetindi. Umut Oran’ın avukatı ise terör örgütüyle bağlantılıymış gibi gösterilerek müvekkilinin kişilik haklarına saldırıldığına işaret etti. Mahkeme hâkimi ise mahmut övür ve Sabah gazetesinin sahibi Ömer Faruk Kalyoncu’nun, 4 bin TL tazminatı Ekim 2016’den bu yana işleyecek faiziyle birlikte Umut Oran’a ödenmesini kararlaştırdı.

Tekzibi Yayınlamadılar

Umut Oran’ın avukatı Turgut Kazan’ın açtığı tazminat davasında Mahmut Övür’ün 8 Eylül 2016’da söz konusu asılsız iddiayı gündeme getirdiği, 20 Eylül 2016 tarihli yazısında ise bir anlamda itirafta bulunduğu vurgulanmıştı. Yazının yayımlanması üzerine hemen ertesi gün tekzip gönderildiği halde Sabah gazetesinin bunu yayınlamadığı da vurgulanan dava dilekçesinde özetle şunlar vurgulanmıştı:

AKP Ve CHP’li Kaynakları Reddetti, Yazısında İtiraf Ediyor

Mahmut Övür 20 Eylül tarihli yazısında ise itirafta bulunarak, önce bu asılsız bilgiyi kendisine aktaran isimleri bir bir sıralıyor ve sonra 4 CHP’liyi Pensilvanya’da gördüğü iddia olunan kişinin, AKP eski milletvekili Bünyamin Özbek olduğunu beyan ediyor. Aynı yazıda Övür, “bir süre sonra eski milletvekili Bünyamin Özbek’i aradım. Çok rahatsız oldu ve söylenenleri kabul etmedi” diyor. Evet müvekkilimizi Pensilvanya’da gördüğü konuşulan AKP eski milletvekili, davalı Mahmut Övür tarafından dolaşıma sokulan bu asılsız kulis bilgisini reddediyor. Ayrıca yine iddialarda adı geçen CHP eski milletvekili Osman Kaptan, Halk TV’de katıldığı bir programda bu iddiaların külliyen yalan olduğunu ifade etmiştir.

Umut Oran Kumpas Davalarını İzledi FETÖ’nün Hedefi Oldu

Davalı tarafından ortaya atılan bu tamamen uydurma iddia basında yer aldıktan sonra müvekkilimiz tarafından anında yalanlanmış, ayrıca gazeteye tekzip metni yollanmıştır. Zira müvekkilimiz yaşamı boyunca Pensilvanya’ya hiçbir zaman gitmemiştir. Müvekkilimiz Umut Oran siyasi hayatını cemaat yapılanmasının yarattığı bütün kumpas davalara karşı mücadele etmeye adamıştır. Verdiği soru önergeleri ve yaptığı basın açıklamalarıyla hep bu suç örgütünün hedefi olmuştur. Hakkında fezleke düzenleyen Silivri Başsavcısının yargıç eşiyle görevden uzaklaştırılıp tutuklanmış olmaları bu gerçeğin apaçık örneğidir.

Polis, Mahmut Övür’ün Pensilvanya Ziyaretini Sordu

Ve ilk yazının yayımlanmasından hemen sonra davalı Mahmut Övür’ün yalan iddialardan oluşan bu yazıyı hangi amaçla yazdığı ortaya çıkmıştır. Gerçekten Mahmut Övür bizim bildiğimiz en az iki kez Pensilvanya’ya gitmiş olmasına rağmen Fetullah Gülen’le gerçekleştirdiği görüşmelere ilişkin hiçbir yazı yazmamıştır. 8.9.2016 günlü yazının yayınlanmasından iki gün sonra, davalının birlikte Pensilvanya’ya gittiği Mehmet Altan adlı kişi gözaltına alınmıştır. Emniyet sorgusunda şüpheli Mehmet Altan’a, Mahmut Övür’le gerçekleştirdiği Pensilvanya ziyaretlerinin detayları sorulmuştur. Basına yansıyan emniyet sorgusunun bir örneğini ilişikte takdim ediyoruz.

Yayın Sahibi De Övür’le Birlikte Sorumlu

Sonuç olarak, yapılan yayınların, hayatını Fetullahçı suç örgütleriyle mücadeleye adamış müvekkilimizin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu açıktır. Üstelik basın özgürlüğünün kişilik haklarına üstün tutulabilmesi için, “öncelikle haberin gerçek olması gerektiği” ve “dava konusu yayın gerçek değilse hukuka aykırı sayılacağı” Yargıtay kararları ile sabit, en temel bir ilkedir. Dolayısıyla bu tamamen gerçek dışı ve uydurma yazı sebebiyle Mahmut Övür eser sahibi olarak, Sabah Gazetesi ve Ömer Faruk Kalyoncu ise Basın Kanunu’nun 13. Maddesine göre yayın sahibi ve tüzel kişinin yönetim kurulu başkanı olarak sorumludur.”

Milletin aklıyla dalga geçen Cumhuriyet davası sembolik bir dava

 

“Türkiye’de sansürün gerçekten kaldırılıp kaldırılmadığı bugün yapılacak Cumhuriyet duruşmasıyla ortaya çıkacak 

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, 267 gündür tutuklu olan Cumhuriyet yazar, karikatürist ve çalışanlarının basında sansürün kaldırılışının yıldönümünde ilk kez duruşmalarının yapılacağını anımsatarak, ““Bombadan tehlikeli” dedikleri FETÖ kitabını yazan Ahmet Şık’ın FETÖ’cü diye tutuklanması dahi bu davanın, Türk Milletinin aklıyla dalga geçildiğinin kanıtıdır. O kadar sembolik bir dava ki 9 aydır tutuklu olan gazetecilerin ilk duruşma günü olarak dahi 24 Temmuz belirleniyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde sansürün gerçekten kaldırılıp kaldırılmadığı bugün yapılacak Cumhuriyet duruşmasıyla ortaya çıkacak. Gazetecinin yeri gazetedir, kanıt olarak sadece haberlerin dosyaya girdiği, yayın çizgisinin bile savcı tarafından eleştirildiği bu dava; hiç kimse kusura bakmasın basın davasıdır” dedi.

Milletin aklıyla dalga geçiliyor

Bugün yapılan ilk duruşmaya da katılan CHP’li Umut Oran, konuyla ilgili olarak şu açıklamayı yaptı:

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet gazetesi 93 yaşında ama 12 gazetecisi 267 gündür cezaevinde. Geçmişte birçok yazarını radikal terör örgütlerinin saldırılarına kurban vermiş olan ve bütün yayınlarında çağdışı zihniyete karşı uyarılarda bulunan Cumhuriyet’i, FETÖ’cü diye yaftalamaya çalışanlar tam bir akıl tutulması içerisindeler. “Bombadan tehlikeli” dedikleri FETÖ kitabını yazan Ahmet Şık’ın FETÖ’cü diye tutuklanması dahi bu davanın, Türk Milletinin aklıyla dalga geçildiğinin kanıtıdır.

Duruşma günü özel sembolik dava

O kadar sembolik bir dava ki 9 aydır tutuklu olan gazetecilerin ilk duruşma günü olarak dahi 24 Temmuz belirleniyor. Ne acıdır ki Abdülhamit’in istibdadına son verdiği için Basın Bayramı, Sansürün kaldırılışının yıldönümü olarak kutlanan 24 Temmuz’da bu davaya tanıklık edeceğiz. Bugün yine çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünü tüm dünyaya tanıtan Lozan Zaferimizin de yıldönümü.

Sansürün kaldırılıp kaldırılmadığı bugün belli olacak

Atatürk’ün kurduğu gazeteyi yargılayanlar ilk duruşmayı basında sansürün kaldırılmasının yıldönümünde, yıllardır sistematik olarak zihinlerde karartmaya çalıştıkları doğrudan Atatürk’ü eleştiremedikleri için İsmet İnönü’yü hedefe koymalarını sağlayan Lozan’ın yıldönümünde yargılayacaklar. Türkiye Gazeteciler Sendikasına göre halen 160’ın üzerinde gazetecinin tutuklu olduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde sansürün gerçekten kaldırılıp kaldırılmadığı bugün yapılacak Cumhuriyet duruşmasıyla ortaya çıkacak.

Tahliye olursa basın bayram edecektir

Gazetecinin yeri gazetedir, kanıt olarak sadece haberlerin dosyaya girdiği, yayın çizgisinin bile savcı tarafından eleştirildiği bu dava; hiç kimse kusura bakmasın basın davasıdır. Eğer basında sansür yoksa, bugün basın bayramıysa 12 Cumhuriyetçinin bugün tahliye edilmesini bekliyorum, ancak o zaman bugün Türk basını bayram edecektir, ancak o zaman gerçekten de Türk yargısı geç de olsa bağımsız kararlar alıyormuş diyebileceğiz. Aksi takdirde bu dava Atatürk’le, Cumhuriyet rejimiyle hesaplaşma davasına dönüşür. Aslında cumhuriyet gazetesi üzerinden yapılmak istenen şey Cumhuriyet rejimiyle, cumhuriyet tarihiyle hesaplaşmaktır, çünkü Atatürk’ün, İnönü’nün kurucusu olduğu, elinin değdiği her kurum ve kuruluştan adeta intikam alınıyor

Evrensel Beyannameyi anımsattı

Bugün mahkemenin, sansürün kaldırılmasının yıldönümünde İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini ve özellikle “Her ferdin fikir ve ifade hürriyetine hakkı vardır” diyen 19. Maddesini hatırlayarak gazeteciliğin suç olmadığı yönünde karar vermesini bekliyorum.

Bu vesileyle devlet ve millet olarak Türkiye’yi bütün dünyaya tanıtan Lozan’ın mimarı İsmet İnönü’yü ve her daim yanında olduğu Mustafa Kemal Atatürk’ü saygıyla selamlarım.

Mahkeme kapılarıyla mücadelemi engelleyemezsiniz

“Sadece beğenilmeyen Başbakanlar değil seçmen tabanında karşılık bulacağı düşünülen muhalefet partilerinin Genel Başkan Adaylarının da binbir türlü yolla üstleri çizilmeye çalışılıyor.”

İSTANBUL

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı CHP’li Umut Oran, Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul milletvekili iken eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’u ziyaretinin ardından Silivri İlçe Başkanlığında yaptığı basın toplantısı nedeniyle hakkında açılan davanın ilk duruşmasına katıldı. Duruşma sonrasında basın toplantısı düzenleyen Umut Oran, “Sadece beğenilmeyen Başbakanlar değil seçmen tabanında karşılık bulacağı düşünülen muhalefet partilerinin Genel Başkan Adaylarının da binbir türlü yolla üstleri çizilmeye çalışılıyor. Kullanışlı paralel yapı savcılarından sonra kullanışlı TOMA’ların da olası muhalefet liderlerinin önünü kesmek için kullanılabileceklerini, yargı eliyle muhalefetin dizayn edilmek istendiğini gözlemleme fırsatı bulduk. İktidar güçlerine dayanarak muhalefet liderlerini susturmaya çalışanlar bilmelidirler ki beni mahkeme kapılarında uğraştırabilirsiniz ama mücadelemi asla engelleyemezsiniz” diye konuştu. 

HUKUK TARİHİNE GEÇECEK KARA LEKE

Duruşma sonrasında Silivri İlçe Başkanlığında basın toplantısı düzenleyen Umut Oran şöyle konuştu:

Bugün milletvekili olduğum dönemde açılan ve hukuk tarihine kara bir leke olarak geçecek bir dava sebebiyle Silivri’deydim. 2012 yılında dönemin Başbakanı’na hakaret gerekçesiyle açılan bu dava, bana göre, Türk yargısının AKP ve Fethullah Gülen Terör Örgütü eliyle nasıl bir keşmekeşe dönüştürüldüğünün ibret verici bir örneğidir. Bu dava dahi dokunulmazlığın özellikle muhalefet milletvekilleri için etkili bir muhalefet için ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. 

KUMPASÇI BAŞSAVCIDAN KOPYALA YAPIŞTIR

Fezlekeyi hazırlayan Silivri eski Başsavcısı Ali İşgören, kamuoyunda Fethullah Gülen Terör Örgütüyle bağlantılı olarak değerlendirilen bir şahıstır ve yargı gücünü terör örgütü lehine kullandığı öne sürülmektedir. Bu gerçek ortadayken ve AKP hükümeti “Paralel Devletle mücadele ediyorum” derken ilgili Cumhuriyet Savcısının iddianamesinde Fethullah Gülenci Başsavcı Ali İşgören’in fezlekesini aynen kopyalayıp iddianameye koyması hukuksuzluğun devam ettiğinin göstergesidir. Şayet “Paralel Devlet Yapılanmasıyla” mücadele ediliyorsa ve bugüne kadar onlarca kumpas davasının açıldığı kabul ediliyorsa o halde bu dava neden devam etmektedir? Fethullahçı olduğu tescillenen ve HSYK’da hakkında kapsamlı bir dosya bulunan eski bir başsavcının fezlekesi neden bir cumhuriyet savcısı tarafından aynı şekilde iddianameye konulmuştur? 

TÜRKİYE DAVALARLA SUSTURULMAK İSTENİYOR

Cevap, acı ama basittir! Yargı, tarafsız hareket etme kabiliyetini belli noktalarda kaybetmiştir. Özellikle Cumhurbaşkanı söz konusu olduğunda yargı mensupları kendilerini büyük bir baskı altında hissetmekte ve hukuk fakültelerinden aldıkları diplomalara ihanet etme pahasına otomatik olarak davalar açılmaktadır. Tüm Türkiye “dava tehdidiyle susturulmak istenmektedir.” Ancak geçen 14 yıl içinde yaşanan hukuksuzluklar düşünüldüğünde tüm bu yaşananlar şaşırtıcı olmamalıdır.  

YARGIYLA MUHALEFETİ DİZAYN ETMEK İSTİYORLAR

Daha dün, Milliyetçi Hareket Partisi’nin “olağanüstü kurultayının” nasıl yargı, polis ve siyasiler eliyle engellendiğine şahit olduk. Gelinen noktada sadece beğenilmeyen Başbakanların değil seçmen tabanında karşılık bulacağı düşünülen muhalefet partilerinin Genel Başkan Adaylarının da bin bir türlü yolla üstlerinin çizilmeye çalışıldığını görmüş olduk. Kullanışlı paralel yapı savcılarından sonra kullanışlı TOMA’ların da olası muhalefet liderlerinin önünü kesmek için kullanılabileceklerini, yargı eliyle muhalefetin dizayn edilmek istendiğini gözlemleme fırsatı bulduk.

Bütün hukuksuzluklara ve muhalefeti topyekûn susturma girişimlerine rağmen bir hakikatin altını çizmem gerekiyor. 14 yıllık AKP zulmü Balyoz, Ergenekon, Askeri Casusluk gibi kumpas davalarıyla ve sınav sorularının çalınması, torpil, adam kayırmacılık gibi yolarla pek çok vatandaşı mağdur etmiştir. Milyonlarca yurttaş sadece AKP’li olmadıkları için düşmanca davranışlara maruz kalmış, iş ve aile düzenleri bozulmuştur. 

MAHKEME KAPILARIYLA MÜCADELEME ENGELLEYEMEZSİNİZ

Böylesine dramatik gerçekler ortadayken malum zihniyetin benim gibi muhalif siyasileri hedef almalarını normal karşılıyorum. Ancak iktidar güçlerine dayanarak muhalefet liderlerini susturmaya çalışanlar bilmelidirler ki beni mahkeme kapılarında uğraştırabilirsiniz ama mücadelemi asla engelleyemezsiniz. 

CHP ÇATISI ALTINDA MÜCADELEYE ÇAĞIRIYORUM

Her ne olursa olsun Atatürk’ün emanet ettiği laik Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkmaya ve hakları gasp edilen yurttaşlarımız için en ön safta adalet savaşı vermeye devam edeceğim. Bugünler geçecektir. Bu karanlık mutlaka aydınlığa dönecek ve hak yerini bulacaktır. O gün geldiğinde hep beraber, el ele; daha adil, daha demokratik, daha zengin bir ülke kuracağız. Herkesin adalet bulduğu, kimsenin yargı eliyle susturulmaya çalışılmadığı o günler yakındır. Tüm yurttaşlarımıza yeni döneme hazır olma çağrısı yapıyorum ve herkesi CHP çatısı altında, benimle birlikte mücadeleye çağırıyorum.

İndir (PDF, 103KB)

 

 

Ergenekon Kararı Zafer Değildir !

 

“Davanın savcısının da tanık olarak ifadesi alınmadan bu kumpas bitmez!” 

“Zafer olarak kabul edilebilecek tek sonuç, Cumhuriyetimizi “karşı devrim” rotasından çıkarmak ve yeniden özgürlük, demokrasi, birlik ve altı ok rotasına sokmak olacaktır.”

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, Yargıtay’ın Ergenekon bozma kararını değerlendirirken, “Ergenekon Kararı Zafer Değildir. Davanın savcısının da tanık olarak ifadesi alınmadan bu kumpas bitmez!  Öyleyse “zafer” olarak kabul edilebilecek tek sonuç, Cumhuriyetimizi “karşı devrim” rotasından çıkarmak ve yeniden özgürlük, demokrasi, birlik ve altı ok rotasına sokmak olacaktır. Aksi her durumda yeni kumpaslar ve yeni iftiralar devam edecektir.” dedi. 

SAYLAN, TATAR, OKKIR BUGÜN DE MASUM

Umut Oran, konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:

Daha büyük kumpasların habercisi olarak 2007 yılında başlayan ve Yargıtay’ın kararına kadar 9 yıl boyunca sonsuz acılara ve gözyaşlarına sebep olan Ergenekon Kumpası yıkılmıştır ancak bir zaferle sonuçlanmamıştır.

Zira Ergenekon Kumpasının mağduru olanlar ilk gün de suçsuzdular bugün de suçsuzlar. İlhan Selçuklar, Türkan Saylanlar, Ali Tatarlar ve Kuddusi Okkırlar o gün de masumdular bugün de masumlar.

SİSTEM TAMAMEN DÖNÜŞTÜRÜLDÜ

Bu anlamda masum insanların suçsuzluklarına dair mahkeme kararı sadece kumpasın varlığını tespit etmiştir. Ancak bu tespit tek başına asla yeterli değildir. Ergenekon kumpası ve devam eden süreçte farklı adlarla tezgahlanan kumpaslar Türkiye’nin siyasi, hukuki, ahlaki yapısına ağır darbe vurmuş ve Cumhuriyet karşıtı güçlerin istediği şekilde, sistem tamamen dönüştürülmüştür.

Kumpas sürecinde onlarca televizyon, yüzlerce gazete ve radyo kanalı vasıtasıyla halkımız ablukaya alınmış, yalanlara ve iftiralara inandırılarak seçimlerde oy vermeleri sağlanmıştır.

ERGENEKON BİR DAVA DEĞİL BAŞARILI BİR SİVİL DARBE SÜRECİDİR

Hatta öyle ki Türk toplumunun en kutsal kavramları kullanılarak yurttaşlarımız taraf olmaya ve kumpasın bir parçası haline gelmeye zorlanmıştır. Bu anlamda Ergenekon kumpası sadece yüzlerce masum insanın mağdur edildiği bir dava değil, demokrasi kuralları içinde topluma yön veremeyenlerin hukuk maskesi altında Türk toplumunu hedef aldığı başarılı bir sivil darbe sürecidir.

Yargıtay’ın verdiği karar da bir “zafer” olarak yorumlanmamalıdır. Böyle bir bakış açısı, meseleyi bir “yargılama sorununa” indirgemek ve kumpas sürecinin yarattığı büyük dönüşümü göz ardı etmek anlamına gelecektir. Halihazırda kumpastan en fazla yarar sağlayan kesimler de sözde “özeleştiri” adı altında, yaşananları “basit bir kandırılma ve hukuki yanlışın düzeltilmesi” şeklinde ele almaktadır.

ZAFER DEMEK CUMHURİYET ŞEHİTLERİNİ YOK ETMEKTİR

Tüm Cumhuriyetçi kesimler bilmelidir ki Ergenekon Kumpası ve devamında ortaya atılan iftiralar İlhan Selçukları, Türkan Saylanları, Kuddusi Okkırları ve Ali Tatarları yok edememiştir. Ancak tüm bu yaşananları basite indirgemek ve konuyu Yargıtay’ın kararı üzerinden “zafer” diye yorumlamak Cumhuriyet Şehitlerimizi yok etmek anlamına gelecektir.

DAVANIN SAVCISI DA DİNLENMEDEN BU KUMPAS BİTMEZ

Üstelik dönemin hükümet üyelerinin imzasının bulunduğu 2004 MGK kararı ortadayken, 2014’e kadar neden ülkeye zarar verilmesine göz yumulduğunun cevabı henüz verilmiş değil! “Davanın savcısı” henüz işbaşındayken mahkeme kalemindekilerle uğraşmakla kimseyi kandıramazsınız, geçmişte söylemiştim yine tekrarlıyorum davanın savcısının da tanık olarak ifadesi alınmadan bu kumpas bitmez!

Öyleyse “zafer” olarak kabul edilebilecek tek sonuç, Cumhuriyetimizi “karşı devrim” rotasından çıkarmak ve yeniden özgürlük, demokrasi, birlik ve altı ok rotasına sokmak olacaktır. Aksi her durumda yeni kumpaslar ve yeni iftiralar devam edecektir.

Basın Açıklaması:

İndir (PDF, 268KB)