Yazılar

Umut Oran – Güçlü Çezik

Ülkemizi bu hallere düşüren hataları eleştirirken iktidar-muhalefet ayrımı da yapmıyoruz, kimin ne hatası varsa halkımıza göstermeye çalışıyoruz. Çünkü hiçbir partiye midemizden bağlı değiliz çok şükür.
Ve yıllardır, CHP ve MHP seçmenlerine, kendi parti yönetimleriyle ilgili olarak hep şu gerçeği göstermeye, kendi parti yönetimlerini sorgulatmaya çalışıyoruz: “Bir ülkede baskılar ve sorunlar arttığı halde muhalefet zayıflıyorsa, iktidar boşluğu yoktur, muhalefet boşluğu vardır!”
İşte bakın, nihayet UMUT ORAN çıktı, bizim bunca zamandır yazdıklarımızı adeta noktası virgülüne kadar Halk TV’deki Medya Mahallesi programında anlattı.

 

aydın

TSK’yı İtibarsızlaştırmak Türkiye’yi Güçsüzleştirmektir

“Yolunu bulmakta zorluk çekenler için Atatürk’ün aydınlığı, kutup yıldızı gibi takip edilmeyi beklemektedir 

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, 15 Temmuz silahlı kalkışmasının demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçtiğini, ancak son iki haftada yaşananların AKP’nin hala sorunu doğru olarak değerlendiremediğini ortaya koyduğunu belirtti. Umut Oran, “TSK’nın iç düzenini bozacak biçimde, alelacele kararlar alarak, eğitim kurumlarını kapatmak ve “emir komuta birliğini” bozacak girişimlerde bulunmak ülkemizin bulunduğu coğrafyanın gerekliliklerini anlamamış olmak demektir. Öyleyse Türk Silahlı Kuvvetleri, potansiyel düşman olarak görülmemeli ve aklıselim içinde ülkemizin nasıl bu günlere geldiği değerlendirilmelidir. TSK’yı itibarsızlaştırmanın Türkiye’yi güçsüzleştirmek olduğu unutulmamalıdır. Bazı siyasiler ve yurttaşlar, FETÖ’yle 15 Temmuz günü tanıştıklarını iddia etseler de ülkemizin pek çok aydını ve başta CHP olmak üzere siyasi partiler on yıllardır dini temelde örgütlenen yapılar noktasında uyarılar yapmışlardır. Yolunu bulmakta zorluk çekenler için Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlığı, bir kutup yıldızı gibi takip edilmeyi beklemektedir” dedi. 

KARA BİR LEKE

Umut Oran konuyla ilgili olarak yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:

Demokrasi tarihimize kara bir leke olarak giren 15 Temmuz “silahlı kalkışması” hem TSK içindeki darbe karşıtı geniş kesimin hem de her siyasal görüşten halkımızın sağduyusu sayesinde başarısızlıkla sonuçlandırılmıştır. Tüm siyasi partiler, demokrasimizin yapısal sorunlarına rağmen, birlik ve beraberlik sergilemiş ve “silahların” egemenliğine “hayır” demeyi bilmiştir. Bu anlamda 15 Temmuz, ne tek başına bir siyasinin ne de sadece bir partinin “zaferi” olarak konumlandırılabilir.

SİYASİ POZİSYON İÇİN PRAGMATİZM

Ancak silahlı kalkışmanın üzerinden geçen 2 haftalık sürede yaşananlar AKP’nin hala meseleleri doğru değerlendiremediğini ve büyük bir pragmatizmle süreci kendi siyasi pozisyonunu kuvvetlendirmek için kullandığını ortaya koymaktadır.

EMİR KOMUTA BİRLİĞİ BOZLUR

Yaşanan olaylar ne kadar travmatik ve ağır olsa da devleti yönetme pozisyonunda olanların temel görevi, aklı ve bilimi referans alarak demokrasiyi kuvvetlendirecek adımlar atmak olmalıdır. Olayların heyecanına kendini kaptırarak tamiri imkânsız hatalar yapmak gibi bir lüks yoktur. Özellikle askeri kurumların giriş-çıkışlarına iş araçları yığmak, halk yığınlarını askeri tesislerin önünde ve civarında gösteri yapmaları için teşvik etmek ve TSK’ya karşı toptancı ve özensiz bir üslup kullanmak doğru yaklaşımlar değildir. Aynı şekilde TSK’nın iç düzenini bozacak biçimde, alelacele kararlar alarak, eğitim kurumlarını kapatmak ve “emir komuta birliğini” bozacak girişimlerde bulunmak ülkemizin bulunduğu coğrafyanın gerekliliklerini anlamamış olmak demektir.

Herkes tarafından bilinmelidir ki darbe girişimleri, köklü kurumları kategorik “suçlu” ilan ederek ya da bir cemaatin yerine bir başkasını ikame ederek değil; demokrasiyi, adaleti, eşitliği ve özgürlüğü hâkim kılarak engellenebilir. Darbelerle mücadele gerekçesi altında ülkenin milli kurumlarını güçsüzleştirmek ise yeni darbelere ve çok ciddi güvenlik sorunlarına davetiye çıkarmak anlamına gelecektir.

TSK POTANSİYEL DÜŞMAN DEĞİL

Öyleyse Türk Silahlı Kuvvetleri, potansiyel düşman olarak görülmemeli ve aklıselim içinde ülkemizin nasıl bu günlere geldiği değerlendirilmelidir. TSK’yı itibarsızlaştırmanın Türkiye’yi güçsüzleştirmek olduğu unutulmamalıdır. Bazı siyasiler ve yurttaşlar, FETÖ’yle 15 Temmuz günü tanıştıklarını iddia etseler de ülkemizin pek çok aydını ve başta CHP olmak üzere siyasi partiler on yıllardır dini temelde örgütlenen yapılar noktasında uyarılar yapmışlardır. Bugün aynı odaklar, yapılması gereken şeyleri aynı samimiyetle ortaya koymaktadırlar. Sorunun temelinde eşitsizlikler, liyakat sisteminin bozulması, adaletsizlik, köşe dönmecilik, kutuplaştırma, dışa bağımlılık, laiklikten ve bilimden uzaklaşma, ötekine tahammülsüzlük ve meselelere “at gözlüğüyle” bakma alışkanlığı vardır. Çözüm de bu sorunların ortadan kaldırılmasıyla mümkündür.

Tamamen propagandaya yönelik açılımlar sorunları büyütecektir. Oysa geçmişte benzer yöntemler denenmiş ve bugünlere ulaşılmıştır. Bugün Harp Okullarını kapatmak isteyenler, Kuvvet Komutanlıklarını MSB’ye bağlayanlar dün de aynı gerekçelerle Genelkurmay Elektronik Sistemler Komutanlığını MİT’e bağlamışlardı. Ve görüldüğü üzere GES’in MİT’e bağlanması “silahlı kalkışmayı” engellemek bir yana önceden haberdar olunmasını bile sağlayamamıştır. Bu somut gerçek ortadayken hala daha aynı yöntemde ısrar etmek Türkiye’yi ve dünyayı anlayamamış olmak demektir.

ATATÜRK’ÜN AYDINLIĞI KUTUP YILDIZIDIR

Katılımcı, çoğulcu demokrasimizin işleyebilmesi için hükümetin bir an evvel devlet yönetmenin ciddiyetini anlaması, TBMM’nin “yasa yapıcı” iradesine saygı duyması ve kendilerini değil demokrasimizi ve milletimizi güçlendirecek adımları atması zaruridir. Bölgemiz güçsüz bir orduyu, korkulara teslim olmuş bir bürokrasiyi ya da kapatmaya, yıkmaya, yok etmeye odaklanmış bir anlayışı kaldıramaz. Bir an evvel, muhalefet partileriyle, üniversitelerle, demokratik kitle örgütleriyle ve milletimizle beraber ortak aklı oluşturmaya çalışmak ve demokrasimizi güçlendirmek için adımlar atılmalıdır.

Bu acil görev, iktidar bloğuna düşmektedir. FETÖ’nün yanında, PKK’nın ve IŞİD’in de aktif eylemlilik sürecinde olduğu, Büyük Ortadoğu Projesi adı altında bölgenin kaos içinde yaşadığı bir dönemde kaybedecek zaman yoktur.

Yolunu bulmakta zorluk çekenler için Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlığı, bir kutup yıldızı gibi takip edilmeyi beklemektedir.

Basın Açıklaması:

İndir (PDF, 194KB)

Sosyalist Enternasyonal, Türkiye’de Yaşanan Darbe Girişimine Karşı Demokrasiden Yanadır

Sosyalist Enternasyonal, Türkiye’de Yaşanan Darbe Girişimine Karşı Demokrasiden Yanadır

İndir (PDF, 204KB)

Ergenekon Kararı Zafer Değildir !

 

“Davanın savcısının da tanık olarak ifadesi alınmadan bu kumpas bitmez!” 

“Zafer olarak kabul edilebilecek tek sonuç, Cumhuriyetimizi “karşı devrim” rotasından çıkarmak ve yeniden özgürlük, demokrasi, birlik ve altı ok rotasına sokmak olacaktır.”

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, Yargıtay’ın Ergenekon bozma kararını değerlendirirken, “Ergenekon Kararı Zafer Değildir. Davanın savcısının da tanık olarak ifadesi alınmadan bu kumpas bitmez!  Öyleyse “zafer” olarak kabul edilebilecek tek sonuç, Cumhuriyetimizi “karşı devrim” rotasından çıkarmak ve yeniden özgürlük, demokrasi, birlik ve altı ok rotasına sokmak olacaktır. Aksi her durumda yeni kumpaslar ve yeni iftiralar devam edecektir.” dedi. 

SAYLAN, TATAR, OKKIR BUGÜN DE MASUM

Umut Oran, konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:

Daha büyük kumpasların habercisi olarak 2007 yılında başlayan ve Yargıtay’ın kararına kadar 9 yıl boyunca sonsuz acılara ve gözyaşlarına sebep olan Ergenekon Kumpası yıkılmıştır ancak bir zaferle sonuçlanmamıştır.

Zira Ergenekon Kumpasının mağduru olanlar ilk gün de suçsuzdular bugün de suçsuzlar. İlhan Selçuklar, Türkan Saylanlar, Ali Tatarlar ve Kuddusi Okkırlar o gün de masumdular bugün de masumlar.

SİSTEM TAMAMEN DÖNÜŞTÜRÜLDÜ

Bu anlamda masum insanların suçsuzluklarına dair mahkeme kararı sadece kumpasın varlığını tespit etmiştir. Ancak bu tespit tek başına asla yeterli değildir. Ergenekon kumpası ve devam eden süreçte farklı adlarla tezgahlanan kumpaslar Türkiye’nin siyasi, hukuki, ahlaki yapısına ağır darbe vurmuş ve Cumhuriyet karşıtı güçlerin istediği şekilde, sistem tamamen dönüştürülmüştür.

Kumpas sürecinde onlarca televizyon, yüzlerce gazete ve radyo kanalı vasıtasıyla halkımız ablukaya alınmış, yalanlara ve iftiralara inandırılarak seçimlerde oy vermeleri sağlanmıştır.

ERGENEKON BİR DAVA DEĞİL BAŞARILI BİR SİVİL DARBE SÜRECİDİR

Hatta öyle ki Türk toplumunun en kutsal kavramları kullanılarak yurttaşlarımız taraf olmaya ve kumpasın bir parçası haline gelmeye zorlanmıştır. Bu anlamda Ergenekon kumpası sadece yüzlerce masum insanın mağdur edildiği bir dava değil, demokrasi kuralları içinde topluma yön veremeyenlerin hukuk maskesi altında Türk toplumunu hedef aldığı başarılı bir sivil darbe sürecidir.

Yargıtay’ın verdiği karar da bir “zafer” olarak yorumlanmamalıdır. Böyle bir bakış açısı, meseleyi bir “yargılama sorununa” indirgemek ve kumpas sürecinin yarattığı büyük dönüşümü göz ardı etmek anlamına gelecektir. Halihazırda kumpastan en fazla yarar sağlayan kesimler de sözde “özeleştiri” adı altında, yaşananları “basit bir kandırılma ve hukuki yanlışın düzeltilmesi” şeklinde ele almaktadır.

ZAFER DEMEK CUMHURİYET ŞEHİTLERİNİ YOK ETMEKTİR

Tüm Cumhuriyetçi kesimler bilmelidir ki Ergenekon Kumpası ve devamında ortaya atılan iftiralar İlhan Selçukları, Türkan Saylanları, Kuddusi Okkırları ve Ali Tatarları yok edememiştir. Ancak tüm bu yaşananları basite indirgemek ve konuyu Yargıtay’ın kararı üzerinden “zafer” diye yorumlamak Cumhuriyet Şehitlerimizi yok etmek anlamına gelecektir.

DAVANIN SAVCISI DA DİNLENMEDEN BU KUMPAS BİTMEZ

Üstelik dönemin hükümet üyelerinin imzasının bulunduğu 2004 MGK kararı ortadayken, 2014’e kadar neden ülkeye zarar verilmesine göz yumulduğunun cevabı henüz verilmiş değil! “Davanın savcısı” henüz işbaşındayken mahkeme kalemindekilerle uğraşmakla kimseyi kandıramazsınız, geçmişte söylemiştim yine tekrarlıyorum davanın savcısının da tanık olarak ifadesi alınmadan bu kumpas bitmez!

Öyleyse “zafer” olarak kabul edilebilecek tek sonuç, Cumhuriyetimizi “karşı devrim” rotasından çıkarmak ve yeniden özgürlük, demokrasi, birlik ve altı ok rotasına sokmak olacaktır. Aksi her durumda yeni kumpaslar ve yeni iftiralar devam edecektir.

Basın Açıklaması:

İndir (PDF, 268KB)