Yazılar

10 Kasım Türk Tarihine Saygı Günüdür

10 Kasım; sadece büyük liderimiz Mustafa Kemal’i değil aynı zamanda Türk milletini en zor günlerinde var eden her bir şahsiyeti de anma günüdür. Saat 9’u 5 geçe saygı duruşunda bulunan yurttaşlar en az 7.000 yıllık Türk yurdu olan Anadolu’nun bizlere ait olmasına katkı sağlayan her bir kahramanı da selamlamış olurlar. Türkistan’dan Balkanlara, Kuzey Afrika’dan Basra’ya kadar tarih boyunca Türk kültür dairesine hizmet eden herkes birleşerek Atatürkleşir. Böylece her yaştan ve kökenden Türk milleti, tüm tarihi şahsiyetlerine sahip çıktığını ilan etmiş olur. Zira Fatih’i Fatih yapan aynı zamanda Alparslan’dır; Atatürk’ü Türklerin Atası yapan da bir yanıyla Süleyman Şah öbür yanıyla Kanuni’dir, Metehan’dır.

O halde bu 10 Kasım’da da saat tam 9’u 5 geçe tüm dünyada sadece 2 tip tavır görülecektir: Atatürk’ü ve onun şahsında binlerce yıllık Türk tarihini saygıyla ananlar ve emperyalizmin yalanlarının etkisiyle Atatürk’e ve tüm Türk tarihine sırtlarını dönenler!

Ben, Türk milletinin her zaman olduğu gibi dünyanın dört bir yanında Atatürk’te birleşeceğine ve tarih boyunca gelmiş geçmiş tüm kahramanlarımız için saygı duruşunda bulunarak Mustafa Kemal’in askerleri olduklarını ilan edeceklerine eminim.

Umut Oran

Cumhuriyeti Yeniden Kimsesizlerin Kimsesi Yapacağız!

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet rejiminin değişmiş olduğu gerçeğini  yaşadığımız bugünlerde Cumhuriyetimizin 95.yılını buruk biçimde kutluyoruz. Bu kutlamayı yaparken bir yandan da Cumhuriyetimizin 100.yıl kutlamalarına hazırlanmayı öneriyorum. Zira gerçek anlamda kutlama yapabilmek için önce “geri almak” ve “daha ileriye” taşımak gerekir. Oysa 2018 Türkiye’si her anlamda geriletilmiş, muasır medeniyetlerin ötesine geçme ideali bir yana gelişmekte olan ülkeler liginde bile arkalara düşürülmüş, kimsesizlerin kimsesi olmakla övünürken bugün sadece “yandaşların aygıtı” haline getirilmiştir.

Ancak Türk milleti çaresiz değildir. Yapılması gereken ilk şey “yeni durumun adını koymaktır.” Gerçeklik tüm çıplaklığıyla karşımızdadır: “Korunacak bir şey kalmamıştır; artık yeniden kurma zamanıdır!”

O halde 95.yıl kutlamalarını vakur bir şekilde tamamlamak ama asıl kutlamayı yani 2023’ü kazanmak için de hemen “örgütlenmeye” başlamak gereklidir.

Tıpkı Mustafa Kemal gibi düşünme, Mustafa Kemal gibi örgütlenme ve Mustafa Kemalce “hedefe kilitlenme” zamanı gelmiştir. Kendimizi ve dava arkadaşlarımızı kandırmadan, içinde bulunulan karanlığın anlamını idrak ederek ve kararlı adımlarla 100.yıla yürümeye ihtiyaç vardır. Geçici çözümlerin büyüsüne kapılmak değil ilmek ilmek örülecek bir mücadeleye başlamak elzemdir. Özellikle Atatürk’ün “iki büyük eserini” yaşatmakla ve geliştirmekle mükellef olan Cumhuriyet Halk Partililer için geriye doğru atılacak herhangi bir adım kalmamıştır.

Bu noktadan sonra her geri adım “yok oluş” anlamına geleceği için mücadelenin odağı “ilerlemek, mevzi kazanmak, birleştirmek ve yüceltmek” üzerine olmalıdır. Tarihi zaferlerle dolu olan Cumhuriyetimizin ve Cumhuriyet Halk Partisinin “büyük Türk milleti” dışında dayanacak kimsesi yoktur. Cumhuriyeti yeniden kimsesizlerin kimsesi haline getirmek için bugün, Türk milletinin Cumhuriyetine yeniden sahip çıkması gerekmektedir. Muhtaç olduğumuz kudret şanlı tarihimizde mevcuttur. O halde: “Ey yükselen yeni nesil! 100.yıl aşkına, görev başına!”

umut oran

 

Atatürk’ün mirasını ancak güçlü bir CHP koruyabilir

 

 

Umut Oran’dan İş Bankası yorumu:

“Atatürk’ün mirasını ancak güçlü bir CHP koruyabilir”

CHP’li Umut Oran, AKP iktidarı ve koalisyon ortağı MHP üzerinden yürütülen İş Bankası tartışmasını değerlendirirken, bu saldırının hedefinin Atatürk Cumhuriyeti olduğunun unutulmamasını istedi. CHP’nin savunmasız olmadığını göstermesiyle bu tür saldırıların azalacağının altını çizen Umut Oran, “CHP; birliğini korumaya ve güçlü olduğunu dosta-düşmana göstermeye mecburdur. Bir kez daha “kendi seçmeniyle arasına mesafe girmiş bir parti” görüntüsü vermek, iktidar bloğunu CHP’ye ve Cumhuriyet’e saldırmaya teşvik edecektir. İnancımız odur ki, özel anlamda İŞ Bankasını genel anlamda da Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ya da belli konularda “direnmek” için önce CHP’yi 21.yüzyılın gerçekliğine uygun şekilde “güçlü kılmak” gerekmektedir. İŞ Bankası ile Atatürk’ün Mirasının “Mahşer-i Vicdana Uygun Şekilde” Korunabilmesinin Güçlü Bir CHP yaratmak dışında bir çözümü de yoktur. Bu da ancak “yenilenerek, birleşerek, ortak aklı ve bilimi kullanarak” olur. Aksi her durumda, her direniş hattı “kumdan kaleler” misali ilk fırtınada yıkılma ihtimali yüksek olacaktır Oysa Cumhuriyet sevdalılarının yeni bir kayba daha tahammülü yoktur!” dedi.

Cumhuriyetin yaptıklarını silmek, itibarsızlaştırmak istiyorlar

Konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklamada Umut Oran şunları kaydetti:

İktidar bloğunun Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı görüşlerden asla vazgeçmeyeceği, tüm siyasi anlatısının temelinde Cumhuriyetin yaptıklarını silme ve itibarsızlaştırılmaya çalışıldığı ortadadır.

Bu bakış açısının doğal sonuçlarından biri bu ülkeyi 2.Dünya Savaşına sokmayarak koca bir neslin “babasız” büyümesini engelleyen İsmet İnönü’yü itibarsızlaştırmaksa diğeri de aynı zamanda Cumhuriyet deyince akla gelen tüm kurumların yerle bir edilmesidir. Mazisi binlerce başarıyla dolu olan kendi alanında dünyaya örnek olan İŞ Bankası da bu kurumların en büyüğü ve üniversitelerde “alternatif model” olarak okutulabilecek kadar “özgün” olanıdır. O halde AKP zihniyetinin İŞ Bankasına saldırması da doğal görülmelidir zira İŞ Bankası üzerinden saldırılan yer Cumhuriyet’in tüm kurumlarıdır. Bir başka deyişle İŞ Bankası sadece “maddi varlıklarına” el konulmak istenildiği için değil Cumhuriyetin kurucu kadrolarının başarılı bir uygulaması olduğu için de saldırıya uğramaktadır.

Apaçık bir suçtur

Aslında amaç ve kullandıkları yöntem tamamen hukuk dışı olsa da İŞ Bankası ile ilgili olarak yaptıkları kurgu Anayasaya, ulusal ve uluslararası yasalara, miras hukukuna, mülkiyet hakkı, vasiyet ve sözleşme hürriyeti gibi değişmez, temel haklara yapılan bir saldırıdır ve ayrıca Sermaye Piyasası Kanunu’na göre apaçık bir suçtur. 

Direnişin Yeri ve Yöntemi Önem Kazanıyor!

Öyleyse kendisini Cumhuriyet’in kurucu felsefesiyle bağlı gören Cumhuriyet Halk Partisi için yapılması gereken ilk şey saldırının “Cumhuriyetle hesaplaşma” amacını görmek ve buna uygun politikalar geliştirmek olacaktır. Çeşitli düzeylerde yapılan açıklamalarda dile getirilen “direniş” söylemleri “kararlılık ifade etmek açısından” değerlidir ancak “direnişin yerini ve yöntemini” tayin etmek çok daha büyük önem taşımaktadır. Bu noktada direniş; biri dar anlamlı diğeriyse geniş anlamlı olmak üzere 2 şekilde ele alınabilecektir.

“Yaptırmayız” hamaseti…

Dar anlamda direniş, AKP’nin hukuk içinde, ya da alışkın olduğu şekilde hukuk dışında, atacağı adımlara karşı, artık etkisi nerdeyse kalmamış olan Meclis’te sert konuşmalar yapmak ya da birkaç gün “yaptırmayız” demekten hamasetten ibarettir. 

Bu yöntem geçmişte de denenmiş, ancak sonuç alınamamıştır zira iktidar bloğu sonucu etkilemeyecek olan bu tip “didişmeleri ya da kavga görüntülerini” kendisi açısından sorun yapmamaktadır.

Menderes de Kenan Evren de bunu denemişti

Benzer şekilde meselenin, “evrensel hukuk ilkelerinin” ihlali sebebiyle, sıralı şekilde dava konusu yapılması da kısa vadede sonuç alıcı olmayacaktır, çünkü “vasiyet gibi” özel hukuk hükümlerini hiçe sayarak “ben dedim oldu” yöntemini benimseyen bir iktidarın mahkeme kararlarıyla kendini bağlı görmeyeceği de ortadadır. Zira benzer şekilde Menderes hükümeti de 12 Eylül cuntacısı Kenan Evren de “hukuk tanımazlık” üzerinden İŞ Bankasına ve Cumhuriyet Halk Partisi’ne saldırmışlar ve hukuku “ayak bağı” olarak gördüklerini kanıtlamışlardır.

O halde direnişin geniş anlamıyla ele alınması daha doğrudur. Geniş anlamıyla direnişin ilk koşulu saldırının hedefinin Atatürk Cumhuriyeti olduğunu görmek olacaktır. Hemen ardındansa iktidarın “saldırı cüretinin kaynağı sorgulanmalıdır.” Kanaatimiz odur ki iktidarın saldırgan tavrının kaynağında “CHP’nin yeteri kadar güçlü olmaması ön kabulü yatmaktadır. İktidar bloğu, CHP’nin “saldırılabilir derecede savunmasız” olduğunu düşünmekte ve bu sebeple bir gün Kurtuluş Savaşı Kahramanı İnönü’yü aşağılamakta öbür gün de İŞ Bankasındaki Atatürk hisselerini gasp etmeye çalışmaktadır.  

CHP Savunmasız Olmadığını Gösterdikçe Saldırılar Azalacaktır!

Bu durumda yapılması gereken şey saldırının kaynağındaki temel motivasyonlar üzerinden önlem almak olacaktır. Örneğin mevcut durumda en büyük direniş yolu, Cumhuriyet’in kalesi olan CHP’yi “kurumsal, ideolojik, yönetişimsel, teknolojik, örgütsel…” açılardan hızla “netleştirmek” ve “mükemmelleştirmek” yıllar içinde oluşan tüm tortularından arındırmak ve “yepyeni bir umudu Türk milletine” sunmak olacaktır. CHP, savunmasız olmadığını ve tüm güçleri hızla kendi etrafında birleştirebileceğini gösterdiği ölçüde iktidar bloğunun saldırıları da azalacaktır.

Yerel seçimler direniş hattı için bir fırsattır

Yaklaşan yerel seçimler de direniş hattı çizmek için çok büyük bir fırsattır. CHP üst yönetimi gerçekten “direnme kararlılığındaysa” tüm toplum kesimlerinin dikkatini çekecek uygulamalara imza atabileceği gibi herkesin CHP’yi takip etmesini de sağlayabilir. Örneğin, AKP’yi ya da MHP’yi örnek göstererek “biz onlardan daha demokratız” demek yerine gelişmiş ülkelerin sosyal demokrat partilerini dahi kıskandıracak bir “saydamlık ve adaletle” tüm üyelerin, oy verenlerin ve hatta tüm seçmenlerin tercihlerini dikkate alan “katılımcı” bir “aday belirleme” yöntemi uygulanabilir. Partiye ömrünü vermiş, partimizin tüm çilesini çekmiş gençlerin ve kadınların sadece birkaç küçük yerde değil tam aksine Türkiye’nin en büyük şehirlerinde ve ilçelerinde adaylaştırılmasının önü açılabilir.

Böylece CHP’nin “direniş söylemi” doğru hatta oturacak ve iktidar bloğunun CHP’yi takip etmesi sağlanmış olacaktır. CHP; on yıllardır tekrar edilen hatalarla yüzleştiği ve geçmişten ders aldığı müddetçe iktidar bloğunun saldırıları da azalacaktır zira CHP “savunmasız olmadığını” göstermiş olacaktır.

Birliğini Kaybetmiş Bir CHP, Hiçbir Direniş Sergileyemez!

Ancak gelinen nokta büyük risklerin var olduğunu da göstermektedir. Yerel Seçimler bu anlamda en önemli kırılma noktalarından biri olmaya adaydır. CHP; özellikle kuşaklardan beri CHP’ye oy veren seçmenlerinin güvenini yeniden kazanmak zorundadır. Zira direniş hattını çizecek olanlar en temelde partiye oy veren milyonlardır. CHP; birliğini korumaya ve güçlü olduğunu dosta-düşmana göstermeye mecburdur. Bir kez daha “kendi seçmeniyle arasına mesafe girmiş bir parti” görüntüsü vermek, iktidar bloğunu CHP’ye ve Cumhuriyet’e saldırmaya teşvik edecektir. İnancımız odur ki, özel anlamda İŞ Bankasını genel anlamda da Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ya da belli konularda “direnmek” için önce CHP’yi 21.yüzyılın gerçekliğine uygun şekilde “güçlü kılmak” gerekmektedir.  

İŞ Bankası ile Atatürk’ün Mirasının “Mahşer-i Vicdana Uygun Şekilde” Korunabilmesinin Güçlü Bir CHP yaratmak dışında bir çözümü de yoktur. Bu da ancak “yenilenerek, birleşerek, ortak aklı ve bilimi kullanarak” olur. Aksi her durumda, her direniş hattı “kumdan kaleler” misali ilk fırtınada yıkılma ihtimali yüksek olacaktır Oysa Cumhuriyet sevdalılarının yeni bir kayba daha tahammülü yoktur!

Geri Adım Atmayacağız

 

19 Mayıs 1919 günü Samsun’un ufuklarında görünen güneş, aynı akşam batmak için değil sonsuza kadar parlamak için doğmuştur. Türk Milletinin asla boyun eğmeyeceğinin, emperyalizmle ve gericilikle asla uzlaşmayacağının ve şartlar ne olursa olsun geri adım atmayacağının işareti olan 1919 ruhu hala canlıdır ve asla yok olmayacaktır.

Türk gençliği; o günlerin Samsun’unda, Amasya’sında, Erzurum’unda ve Sivas’ında Mustafa Kemal’in davasına katılanlar kadar cesur ve en az onlar kadar da mücadeleci olmak zorundadır. Zira emperyalizm gericilik ve bölücülük her fırsatta #Cumhuriyet değerlerini yok etmek ve atılan şanlı adımları tersine çevirmek için pusuda beklemektedir. Ve ne yazık ki Cumhuriyet karşıtı blok bugüne kadar önemli mevziler de kazanmıştır.

Şartların tüm olumsuzluğuna rağmen 2019’un şafağında 1919 ruhunu yeniden hâkim kılacak olan şey: Türk Gençliğinin azim ve kararı olacaktır. Gençliğe Hitabeyi ve Bursa Nutkunu müebbet görev emri olarak kabul eden Türk genci, bağımsızlık ve özgürlük meşalesini yükseltmeyi de, Cumhuriyetini korumayı ve geliştirmeyi de bilecektir ve hep ileriye, çağdaşlığa doğru kutup yıldızı ATA’sının ışığında ilerleyecektir.

Saygı, sevgi ve dostlukla,
Umut Oran

1920 Başlangıçtır Ancak 2017 Son Değildir!

web23

Türk Milletinin onurlu evlatları Mustafa Kemal’in arkasında vatan ve bağımsızlık uğruna can verirken padişahın yanında yer alan, din ticaretinden daha fazla kazanç elde etmek için ölüm fetvaları yazan, emperyalizme köle olmayı arzulayan kapıkulları da vardı.

Samsun’da, Amasya’da bağımsızlık bayrağını yükseltenlerin hemen yanı başında Mustafa Kemalleri yok etmek için pusu kuranlar, Sivas yollarını kan gölüne çevirmek için Osmanlının imkânlarına başvuranlar da mevcuttu.

Ve hatta vatanın en güzel çocukları İnönü’de, Sakarya’da, Büyük Taarruz’da düşman üstüne koşarken o düşmanın emrinde yer alan sözde din adamları ve vatan düşmanları da bulunuyordu.

İşte Türkiye Büyük Millet Meclisi, öncesi ve sonrasıyla, iç cephedeki tüm çelişkilere rağmen Türk Milletinin kanı pahasına kurulmuş ve bugüne kadar ayakta kalabilmiştir. Ancak geçen zaman içinde, o günlerde TBMM’yi kuran azim ve kararlı irade güç kaybetmiştir.

Bu anlamda yaklaşık 100 yıl sonra Türk milleti yeniden aynı risklerle karşı karşıya gelmiştir.

Ancak bilinmelidir ki Mustafa Kemal’in askerleri için “23 Nisan 1920 bir başlangıçtır ancak 2017 bir son değildir.” Yapmamız gereken tek şey “yeniden başlamaktır.”

Cumhuriyetin emanet edildiği Türk Gençliğinden başka güveneceğimiz dağ yoktur! Gençlik, emanete mutlaka sahip çıkacaktır.

1919 ruhu; 2019’ları da sonsuzluğu da aydınlatacak kadar kuvvetlidir.

Dayanışma duygularımla,

Umut Oran

Daha İyi Bir Türkiye Mümkün

 

uo-foto

“Başkanlığa Karşı Süper Demokrasi” 

Demokrasiyi Korumak İçin Seferberlik Gerekli

Uçurumdan Önceki Son Çıkış 

Gelişmiş 20 Ülkeden Sadece 2’sinde Başkanlık Var 

Muhalefet Hep ‘Hayır’ Deme Hatasına Düşüyor 

AKP En Zayıf Dönemini Yaşıyor

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, AKP’nin dayattığı Cumhurbaşkanlığı görünümlü Başkanlık sistemine karşı muhalefet unsurlarının, CHP’nin nasıl bir demokrasiyi hayal ettiğini anlatması gerektiğini kaydetti. Umut Oran, “Ben, sistemin yeniden çalışmasını ve bir üst aşamaya geçmesini sağlayacak olan yasal değişikliklerden oluşan pakete ve gerekli düzenlemeler yapıldığı takdirde ortaya çıkacak yeni duruma ‘Süper Demokrasi’ diyorum. Sadece AKP’nin Başkanlık rüyasına “hayır” demektense Süper Demokrasiyi anlatmayı daha doğru buluyorum. Muhalefet unsurları için propaganda kolaylığı sağlayacak olan ve tabanı harekete geçirecek olanın da bu olduğuna inanıyorum. Biliyorum ki AKP yenilmez değildir ve hatta AKP, tarihinin belki en zayıf dönemindedir. İktidarını korumasının sebebi gücü değil alternatifsizliğidir. Muhalefet alternatif olmaya yani iktidarı almaya karar verdiği ve gereğini yaptığı anda gençlerin, kadınların, çocukların, işsizlerin, emekçilerin, kimsesizlerin huzur ve refah içinde yaşayacakları yepyeni bir dönem açılacaktır. Tarih bu iddiamın doğruluğunu mutlaka gösterecektir. Daha iyi bir Türkiye mümkündür.” 

TÜRK SİYASETİNİN KAYGI VERİCİ DURUMU

CHP’li Umut Oran, konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada dayatılan Başkanlık sistemine karşı neler yapılması gerektiğini “Süper Demokrasi” başlığı altında şu şekilde ifade etti:

Başkanlık Rejimi tartışmalarının ele alınış biçimi ve MHP tabanının karşı tutumuna rağmen sn. Devlet Bahçeli’nin “bireysel ikbal” kaygısıyla AKP’ye verdiği destek; Türk siyasetinin geldiği kaygı verici durumu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Süreç baştan sona kadar değerlendirildiğinde görülecek olan tek şey, iktidar bloğunun “demokrasiye inanmadığı” gerçeği olacaktır.

DEMOKRASİYİ KORUMAK İÇİN SEFERBERLİK

Tarikatlar ve çıkar ittifakı şeklinde örgütlenen ve kendilerinden olmayan herkesi düşman olarak kodlayan bir zihniyetle karşı karşıya olduğumuz için gelinen nokta şaşırtıcı değildir. Tarihte demokrasinin nimetlerini kullanarak iktidara geldikleri halde demokrasiyi ayak bağı olarak gören otoriter anlayışların insanlık için ne büyük bir tehdit oluşturduğu da acı deneyimler sonucunda öğrenilmiştir. Bu anlamda her türlü demokrasi karşıtlığına karşı topyekûn bir mücadele vermek ve eldeki tüm imkânları demokrasiyi korumak ve geliştirmek için seferber etmek acil bir zorunluluktur.

UÇURUMDAN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ

Demokrasi mücadelesi vermeye kararlı muhalefet unsurları için ilk adımsa yaşanan durumun doğru tespit edilmesidir. Başkanlık tartışmaları özelinde doğru tespit: Uçurumdan önceki son çıkıştır! Türkiye hızla uçuruma doğru yol almaktadır ve Başkanlık Rejimi, her şeyin boyut değiştireceği bir düzeni ifade etmektedir. Dünyanın dört bir yanında yaşanan Başkanlık deneyimleri de Türkiye’yi bekleyen büyük tehlikelerin adeta uyarıcı levhalarıdır.

GELİŞMİŞ 20 ÜLKEDEN SADECE 2’SİNDE BAŞKANLIK VAR 

Birleşmiş Milletler İnsani Gelişmişlik Endeksi’nin zirvesinde yer alan 20 ülkenin sadece 2’sinde Başkanlık sistemi varken endeksin dibindeki 20 ülkenin 14’ünde Başkanlık, 5’indeyse Yarı Başkanlık sisteminin olması tesadüf değildir. Bir başka deyişle bu tablo Türkiye’nin aydınlıkla karanlık, özgürlükle tutsaklık ya da 21. yüzyılla Orta Çağ arasında bir tercih yapmak zorunda olduğunu göstermektedir. Bir yanda Başkanlık adı altında yoksulluğun, yolsuzluğun, yasakların kurumsallaşması diğer taraftaysa özgür bireyler olarak insanlığın aydınlık yarınlarında söz sahibi olacak bir iklim vardır.

MUHALEET HEP ‘HAYIR’ DEME HATASINA DÜŞÜYOR

Ancak bugüne kadar yaşananlar muhalefet unsurlarının söylem ve eylem olarak, yükselen büyük tehlikeye karşı doğru noktada olduğunu göstermemektedir. Muhalefet, 2002 yılından beri genel ve yerel seçimlerle referandumlarda yaşandığı gibi, sadece “hayır” diyerek ya da “reddin gerekçelerini anlatarak” yani iktidarın yapmak istediklerine karşı çıkarak bu tehlikeyi bertaraf edemez. Aynı şey yapılarak, farklı sonuç alınamaz” diyen Einstein’ı haksız çıkarma uğraşından artık vazgeçilmelidir. Zira gelinen durum çok daha kritiktir ve 15 yıldır söylenen sözlerle, 15 yıldır denenen yöntemlerle ve 15 yıldır sahaya sürülen kişilerle bu mücadele kazanılamaz.

ZAFER YOLUNUN KÖŞE TAŞLARI BELLİ

Oysa Cumhuriyet’in birikimi bizimledir. Cumhuriyetçilerin sarsılmaz kararlılığı bizimledir. Ve her şeyden önce doğru bizimledir. Yapılması gereken de durumu doğru tespit ettikten hemen sonra geçmişte denenmiş olan bütün yöntemleri reddederek oyunu yeniden kurmaktır.

Gelinen noktada zafere giden yolun köşe taşları bellidir:

-Takipçi olmak ve cevap yetiştirmek yerine “özgün bir büyük hikâye” yaratmak yani bir iddia ortaya koymak

-Başarısızlıklara kişisel değil kurumsal değişimle çözüm aramak.

-Mücadeleyi sadece parti binalarında yapmak yerine hayatın her alanına yaymak.

-Her aşamada ortak aklı egemen kılmak…

-Rakibi şaşırtmak, ezber bozmak.

-Ve değişimin gücüne inanmak…

Elbette zafere giden yolu en mükemmel hale getirecek olan muhalefetin eşsiz birikimidir. Milyonlarca Cumhuriyet aşığının bilgisi, deneyimi ve vatan sevgisi en büyük güvencemizdir. Ve feraset sahibi bu milletin son anda da olsa ülkenin uçurumdan aşağıya düşmesine müsaade etmeyeceğine olan inancımız tamdır.

O halde sadece “hayır” demek yerine bugüne kadar halkı mutlu edemeyen, sistemin tıkanmasına sebep olan ve AKP’nin 15 yıldır demokrasiyi baskıcı ve otoriter bir yapıya dönüştürmesine imkân veren yasaları halka anlatmakla başlamak gerekir.

BİLEREK TIKANAN SİSTEM AÇILIP İŞLETİLMELİ

Şüphesiz ki Türkiye’de sistem adalet üretememektedir. Sistem muktedirler tarafından bilerek, isteyerek tıkanmıştır ve AKP, büyük pay sahibi olduğu bu düzeni başkanlıkla aşacağını iddia etmektedir. Bize göreyse sistemi tıkayan şey parlamenter demokrasi değil 1980 askeri darbesinin ürünü olan Siyasi Partiler Kanunudur, Seçim Yasalarıdır, Adaletsiz %10 Barajıdır, Anti-Demokratik TBMM İçtüzüğüdür, bir türlü çıkarılmayan Siyasi Ahlak ve Etik Yasasıdır ve sürekli ötelenen Yerel Yönetimler Reformudur. Sistemi tıkayan şey hukukun uygulanmaması ve kuvvetler ayrılığının güçlendirilmemesidir. Bütün bu sorunlar sebebiyle Türkiye, “muasır medeniyetlerin” ötesine geçmek için gerekli olan değişimi yaratamamakta ve çözüm üretmesi gereken siyaset kurumunu çalıştıramamaktadır. Türkiye kısır kavgalar içinde adeta Orta Çağa doğru sürüklenmektedir

AKP EN ZAYIF DÖNEMİNİ YAŞIYOR, DAHA İYİ BİR TÜRKİYE MÜMKÜN

Ben, sistemin yeniden çalışmasını ve bir üst aşamaya geçmesini sağlayacak olan yukarıdaki maddelerden oluşan pakete ve gerekli düzenlemeler yapıldığı takdirde ortaya çıkacak yeni duruma “Süper Demokrasi” diyorum. Sadece AKP’nin Başkanlık rüyasına “hayır” demektense Süper Demokrasiyi anlatmayı daha doğru buluyorum. Muhalefet unsurları için propaganda kolaylığı sağlayacak olan ve tabanı harekete geçirecek olanın da bu olduğuna inanıyorum. Biliyorum ki AKP yenilmez değildir ve hatta AKP, tarihinin belki en zayıf dönemindedir. İktidarını korumasının sebebi gücü değil alternatifsizliğidir. Muhalefet alternatif olmaya yani iktidarı almaya karar verdiği ve gereğini yaptığı anda gençlerin, kadınların, çocukların, işsizlerin, emekçilerin, kimsesizlerin huzur ve refah içinde yaşayacakları yepyeni bir dönem açılacaktır. Tarih bu iddiamın doğruluğunu mutlaka gösterecektir. Daha iyi bir Türkiye mümkündür.

Cumhuriyeti Kuran Türk Milleti, İlelebet Yaşatmasını da Bilecektir!

 

umuttt_duzenlendi-1

Türk milleti, binlerce yıllık tarihinde nice badireler atlatmış, nice kayıplar vermiş ve defalarca yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bazen kendini ve toprağını tanımayan yöneticiler ortaya çıkmış ve küçük dünyalarındaki konforu devam ettirmek için halka zulmetmeyi marifet saymışlar bazen de hayalperest yöneticiler 1 koyup 3 almak hevesiyle ülkeyi ateşe atmışlardır. Ancak Türk tarihi defalarca göstermiştir ki binlerce yıllık birikimi arkasına alan Anadolu insanı günü, zamanı geldiğinde birlik ve beraberlik içinde yeniden doğuşu başarmışlardır. Bu anlamda 29 Ekim 1923, sadece bir kuruluş günü değildir. 29 Ekim; Anadolu’nun yürekli evlatlarının kendi kaderini eline alma geleneğinin 20.yüzyıldaki destansı ifadesidir.

Öte yandan, tıpkı tarihimizin pek çok döneminde olduğu gibi, var olma mücadelesini anlamayan, ödenen bedelleri kavrayamayan güruhlar ortaya çıkmıştır. Bu güruhlar için her değer maddiyata tabidir, ödenen her bedel ücret mukabilidir ve Anadolu’nun güzel insanları sadece onların zevk ve sefasına hizmet etmek için vardır. Bu itibarla Türk milletinin başka ülkelere karşı yürüttüğü mücadeleden daha zor olan şey, içerdeki güruhların yıkıcılığıdır. Reklam arası merakı yaşayanlar, tarihin sürekliliğini reddederek Cumhuriyet karşıtlığını marifet sayan bir “Osmanlı torunluğu” uyduranlar ve Cumhuriyetin tüm nimetlerinden yararlanırken mazlum bir millete fakirlik bahşedenler hep aynı geleneğin yansımalarıdır. Ancak bu güruhların karşısında da dün Sakarya’da ve Dumlupınar’da bugün Ulus Meydanında ve Taksim Gezi Parkında ve yurdun dört bir yanında yürek yürek mücadele eden vatanseverler vardır. Varlığımızın ve geleceğimizin teminatı da vatanseverlerin oluşturduğu büyük gelenektir. O halde endişe duymaya değil mücadeleye ihtiyaç vardır. Şüphesiz ki “Cumhuriyeti Kuran Türk Milleti, İlelebet Yaşatmasını da Bilecektir!”

Saygılarımla,

Umut Oran

 

Umut Nöbeti İçin Silivri’deyiz

Zülfü Livaneli, Nebil Özgentürk, Ali Kırca ile Can ve Erdem’in tutukluluklarının 52.gününde Umut Nöbetindeyiz.

20160117_113946

Umut Nöbeti İçin Silivri'deyiz

Zülfü Livaneli, Nebil Özgentürk, Ali Kırca ile Can ve Erdem’in tutukluluklarının 52.gününde Umut Nöbetindeyiz.

20160117_113946

Demokrasi adına mutsuzuz – Cumhuriyet

Papandreu: AB Komisyonu’nun, Türkiye’nin adaylığına dair hazırladığı raporda basın özgürlüğü meselesini kilit nokta olarak ele alacağından kuşkum yok. Eski Yunanistan Başbakanı Papandreu, dün gazetemize özel bir dayanışma ziyareti gerçekleştirdi. Dündar ve Gül’e moral için gelen Papandreu, “Türkiye’deki basın özgürlüğünün durumundan endişe etmekteyiz” dedi.  Ziyarette Papandreu’nun danışmanı Lampsa ile Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Umut Oran da vardı.

cum1

cum2