Yazılar

Tek adamlığa karşıysak Cumhurbaşkanı adayını tek adam belirlememeli

Tek adamlığa karşıysak Cumhurbaşkanı adayını tek adam belirlememeli

RÖPORTAJ: Nil SOYSAL

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı olan Umut Oran’la yaklaşan CHP Kurultayı’nı konuşmak için buluştuk. Ama sohbetimizde Oran’ın en az değindiği konu oldu kurultay. Gündeminin ilk sırasında cumhurbaşkanlığı seçimi vardı. Tepkisi de iddiası da bu yöndeydi. İşte o röportaj:

MUSTAFA KEMAL’İN ASKERİYİM

– Büyük kurultaya az kaldı. CHP Genel Başkanlığı için adaylık yarışında var mısınız, yok musunuz?

İl Kongrelerimizi yeni tamamladık. Şu anda yeni seçilen kurultay delegelerimizde bir liderlik değişimi iradesi görmüyorum. Üstelik CHP’de “Genel Başkanlığa aday olunmaz, aday gösterilir.” Yani delegeler, il-ilçe örgütleri, parti emekçileri bir araya gelir ve hak ettiğini düşündükleri birini adaylaştırırlar. Bu anlamda Genel Başkan adaylığıma ancak örgütüm karar verebilir. Ama ben her zaman olduğu gibi partimin bir neferi olarak “Mustafa Kemal’in Askeri” ruhuyla partim ve örgütüm için çalışıyorum; fikirlerimi, önerilerimi partili arkadaşlarımla ortaya koyuyorum. Bir üye olarak üstüme düşen görevleri yerine getiriyorum. Önümüzdeki 3 seçimde de partim için ölümüne çalışmaya adayım.

DAHA İYİ BİR TÜRKİYE HAYALİ

– Şu aşamada bir iddianız yok mu?

Elbette iddiam var. Elbette daha iyi yönetim, daha iyi bir Türkiye hayalim var. “CHP daha iyi nasıl yönetilir, ya da Türkiye’de daha iyi bir demokrasi nasıl olabilir?” bu konularda çalışıyorum, projeler geliştiriyorum. Bunları da partili yoldaşlarımla ve kamuoyuyla sürekli paylaşıyorum. Bunu daha evvel almış olduğum görevlerde taşıdığım sorumluluk bilinci içerisinde, ülkenin bu kadar kötü gidişatında herhangi bir makam, mevki beklemeden, herhangi bir görev tebliğ edilmeden, vatanını en çok seven, işini en iyi yapan, partisi için en çok çalışandır anlayışı ile yapıyorum. Siz eğer kendinizi partinizde bir davanın neferi olarak görüyorsanız, karşılık beklemeden hizmet etmeniz gerekir. Zaten haklıysanız o taban sizi layık olduğunuz yere bir gün mutlaka çıkartır. Maalesef 12 Eylül darbesinden beri belli grupların ve özellikle belli çıkar odaklarının “kendileri için siyaset yapma” bataklığına saplandıklarını ve parti tabanlarını unuttuklarını görüyoruz. Bu vahim bir durum…

ÖRGÜTÜM DE İSTERSE ADAY OLURUM Umut Oran, CHP'nin cumhurbaşkanı adayı için “Benim ideolojime sahip çıkacak bir aday olmalı. Olmazsa isyan bayrağını açarım ve örgütüme giderim. Örgütüm de isterse aday olurum” dedi.

ÖRGÜTÜM DE İSTERSE ADAY OLURUM
Umut Oran, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı için “Benim ideolojime sahip çıkacak bir aday olmalı. Olmazsa isyan bayrağını açarım ve örgütüme giderim. Örgütüm de isterse aday olurum” dedi.

KALECİ ARKASINI DÖNMEZ!

Doğru. Takvimde seçimlere kadar bir daha olağan kurultay yok. Burada size çok çarpıcı bir anekdot anlatmak istiyorum. Geçtiğimiz hafta kaybettiğimiz SÖZCÜ’nün Haber Müdürü Baki Avcı ile yılbaşından bir hafta önce bir araya gelmiş, sohbet etmiştik. Baki Bey benim geçmişte futbol oynadığımı da, Galatasaraylı olduğumu da bilmiyormuş. 13 yıllık futbol hayatımın büyük bölümünde yaşım da çok küçük olduğu için yedek kalecilik yaptığımı anlatınca şöyle bir şey dedi: “Kaleci hiçbir zaman takıma arkasını dönmez. Siz siyasette de bu çizginizi koruyorsunuz!” Çok güzel bir saptamaydı. Ben de öyle yapıyorum. Çünkü söz konusu vatansa gerisi teferruattır! Ancak şunu da söylemeliyim ki; 1980 darbe anayasasının ürünü olan Siyasi Partiler Kanunu ve seçim yasaları siyasi partilerde katılımcı, çoğulcu ve demokratik bir sistem kurulmasını engelliyor. Bir kez seçilmiş genel başkanlar ne kadar seçim kaybederlerse kaybetsinler, delege sisteminin verdiği avantajı kullanarak sürekli koltuklarını koruyabiliyorlar. Böylece oy veren milyonlarca insan ne derse desin siyasi partilerde değişim mümkün olmuyor. Maalesef CHP de bu olumsuz siyasi yapılanmanın bir parçası durumuna sokulmuş.

ADAY NASIL BELİRLENECEK?

– CHP’nin cumhurbaşkanı adayı kim olacak, hala bilmiyoruz…

Burada esas mesele; adayımızın kim olacağından öte adayın nasıl belirleneceğidir? Biz 16 Nisan’da neye karşı geldik: Tek adamlığa… Tek karar vericiliğe, tek seçiciliğe… Yüzde 50’nin üzerinde bir mutabakat sağladık. Peki, o zaman biz CHP olarak bu rejime, bu anlayışa karşıysak, neden parti içinde tek karar vericiyi, tek seçiciyi kabul ediyoruz? O tek karar verici hata yaparsa ne olacak? Nitekim Ekmeleddin İhsanoğlu bir hataydı. Tek adamlığa karşıysak, “CHP’de de tek adam karar vermesin” dememiz lazım. Ben bu konudaki fikrimi açık açık söylüyorum. Diyorum ki: Cumhurbaşkanı adayımızın belirlenmesini katılımcı, çoğulcu, kolektif bir akılla yapalım. Örneğin iki turlu yapalım. Kriter koyalım. İsteyen aday olsun. 1 milyon 260 bin üyemiz var, gidelim anlatalım, ilk turda örgüt oylasın en yüksek oyu alan 4-5 kişiyi belirlesin. İkinci turda bu isimleri halk oylasın. İnanın 10 milyon kişi gelir ve oy kullanır. Orada kazanan kişi de zaten direkt cumhurbaşkanı olur.

HATANIN PARÇASI OLMAM

– Peki siz de aday olur musunuz?

CHP'li Umut Oran, Nil Soysal'ın sorularını yanıtladı.

CHP’li Umut Oran, Nil Soysal’ın sorularını yanıtladı.

ÖNCE ÖZELEŞTİRİ YAPMAMIZ VE YENİ BİR YOL BULMAMIZ GEREK

– Kemal Kılıçdaroğlu’nu başarılı buluyor musunuz?

Bu sorunun cevabını Kemal Bey defalarca verdi: “Başarının tek ölçüsü ‘iktidar olmaktır’ sözü kendisine ait. Bu durumda ayrıca bir cevap vermeme gerek yok. Öncelikle önümüzdeki üç seçime sadece seçim ve sandık olarak bakmayıp, Türkiye’nin geleceği ile ilgili iki tane önemli tehdidi değerlendirerek hareket etmemiz lazım. Bu ortamda yeni bir yol bulmak bir zorunluluktur. Çünkü gelinen nokta itibariyle mesele sadece dönemsel bir iktidar olamama meselesi değil bizim için. Artık siyaset yapmanın önemini kaybedeceği, siyaset zemininin ortadan kalkacağı bir duruma düşme tehlikesi ile karşı karşıyayız. O nedenle bizim önce özeleştiri yapmamız ve yeni bir yol bulmamız gerekiyor. Einstein’ın dediği gibi; aynı şeyi yaparsan, aynı sonucu alırsın. Yaşadığımız 9-10 seçimde yapılan hatalar tekrarlanırsa, yani her şeye tepedeki birkaç kişi karar verirse, 2019’da da farklı sonuç almamız imkansız. Bunu görmemiz lazım.

– Nedir o özeleştiriler mesela?

– CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun seçilmesi sonrası yaşananlar için ne diyorsunuz?

İstanbul kongresinin en önemli sonucu şu oldu: Cumartesi gece yarısı, sabaha karşı kongre bitti. Pazar günü, yani bir tatil günü Cumhuriyet Savcılığı jet hızıyla soruşturma açtı. Bu çok yanlış ve çok çirkin bir şey… Bu, meselenin siyasi boyutunu ve iktidarın yargıyı bir sopa gibi nasıl kullandığını ortaya koyuyor. İkincisi ve daha önemlisi; bu soruşturmanın nedeni il başkanının geçmişte AKP Genel Başkanı’nı eleştirmiş olması. AKP Genel Başkanı eleştiriden muaf değil. Evet TCK’nın 299. maddesi cumhurbaşkanına hakareti düzenliyor. Fakat 16 Nisan referandumu ile cumhurbaşkanı tarafsızlığını yitirdi ve AKP’nin Genel Başkanı oldu. Artık tarafsız ve partiler üstü bir cumhurbaşkanı yok. Şunu da vurgulamak lazım; Ahmet Necdet Sezer, Cumhurbaşkanlığı döneminde, ağır eleştiriye, hakarete rağmen kendisi hiçbir vatandaştan şikayetçi olmamış. Ama AKP Genel Başkanı sadece 2016 yılında kendisine hakaretten 6 bine yakın vatandaşa suç duyurusunda bulunmuş! Bunları kamuoyu değerlendirmeli.

Sözcü haber linki :

http://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/tek-adamliga-karsiysak-cumhurbaskani-adayini-tek-adam-belirlememeli-2181726/

 

CHP-Sosyalist Enternasyonal İşbirliğinin 41.Yılı Kutlu Olsun

Tarih yazan, devlet kuran, demokrasiyi inşa eden geleneğin adı olan Cumhuriyet Halk Partisi, tam 41 yıl önce bugün, 23.Olağan Kurultayında, Sosyalist Enternasyonal’e üyelik başvurusu yapma kararı aldı. Adalet Partisi’nin ve bilumum anti-komünistin “Ortanın solu, Moskof’un yolu!” tekerlemesine rağmen o gün Sosyalist Enternasyonal’e üyelik başvurusu yapanlar Türkiye’nin, dünya milletler ailesinin “eşit ve etkin” üyelerinden biri olduğuna inanıyorlardı. Bu inancın yansıması, Ecevit’in kurultaya sunduğu önergede “Enternasyonal üyeliği dünyada hakça ve barışçı bir düzen kurulmasına katkımızı da kolaylaştıracaktır.” cümlesiyle yer buldu. Bu kısacık cümle, Cumhuriyet Halk Partisi’nin örgütüne, tarihine ve gücüne olan inancının apaçık göstergesiydi. CHP, sadece Türkiye’de değil dünyada da “hakça ve barışçı bir düzen” kurulmasında kendisini sorumlu görüyordu.

Ne mutlu bizlere ki aradan geçen 41 yıllık süre zarfında Cumhuriyet Halk Partililerin hakça ve barışçı bir düzen kurma ideallerinde herhangi bir geri adım yoktur. CHP, özellikle iktidar bloğunun dünyanın her köşesinde yarattığı “Türkiye karşıtlığına” rağmen, geçen her yılla beraber Sosyalist Enternasyonal’deki etkinliğini de arttırmayı başarmıştır. Bizler de, Cumhuriyet Halk Partililerin enternasyonaldeki bugünkü temsilcileri olarak, uluslararası dayanışmaya ve işbirliğine verdiğimiz öneme paralel olarak gerek Enternasyonal toplantılarında gerekse de ikili görüşmelerde “Türkiye’nin ulusal çıkarları” için mücadele etmeye ve Sosyal Demokratların küresel çapta “iktidara gelmesi” için yol gösterici olmaya devam ediyoruz.

Ancak bilinmelidir ki uluslararası mücadele her zamankinden daha zordur. Zira tüm kavramlar birbirine karıştırılmış, neo-liberal saldırı karşısında tüm fikirler birbirine yaklaştırılmıştır. Özellikle Almanya’da yapılan son seçimlerde görüldüğü gibi, Avrupa’daki bazı sosyal demokrat partiler bile “fikri köklerine aykırı olarak yabancı düşmanlığına, neo-liberal dayatmalara ve nefret söylemine” kendilerini kaptırmıştır. Oysa popülizmin ve her anlamda şiddetin egemen kılındığı bir dönemde kendi özgün fikirlerine dayanmadan gündelik çıkarlar uğruna siyaset yapanların ulaşabilecekleri bir başarı yoktur. Dünyanın neresinde olursa olsun, tüm sosyal demokrat partiler “yeni bir söz söylemek ve yeni bir yol bulmak” konusunda daha fazla düşünmeli ve “daha adil bir dünya için ilerici politikalar” geliştirmeye daha fazla odaklanmalıdır. Aksi her durumda kazananlar “eşitsizlikten beslenen odaklar” olacaktır.

Dünyanın inanılmaz bir hızla değiştiği, bilginin her zamankinden çok daha yoğun bir şekilde belli grupların ellerinde toplandığı bu dönemde tüm sosyal demokratlar, büyük bir ciddiyetle “yarını konuşmaya” başlamalıdır. 41. yılını kutladığımız CHP-Sosyalist Enternasyonal işbirliğinin bizlere hatırlatması gereken de “ilerici fikirler” olmalıdır. Türkiye’nin de dünyanın da CHP’ye ve yeni iddialara ihtiyacı vardır. Değişen koşullara adapte olmanın ve yeni dönemi yakalamanın yolu, Ecevit’in önderliğindeki CHP’nin 41 yıl önce yaptığı gibi “zamanın ruhunu anlamak ve büyük iddialar ortaya koymaktır.”

Kendisini Atatürk’ün aydınlık ilkelerine bağlı gören ve sosyal demokrasinin evrensel değerlerine gönülden inanan her bir yurttaşımız için kaçınılmaz olan şey “değişimin gücüne” inanmak ve her alanda özgün kavram setleri oluşturmaktır. Gelinen noktada; eşitlik, özgürlük, adalet, dayanışma, emeğin üstünlüğü, barışın tesisi, güvenlik, istihdam gibi pek çok konunun yeniden ele alınması ve fikri köklerimizden kopmadan yeniden tanımlanması şarttır.

Dünyanın tüm sosyal demokratları arasında saygın ve müstesna bir yeri olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin Sosyalist Enternasyonal’le olan ilişkisinin 41 yılında hedef: “Türkiye’de iktidar, Sosyalist Enternasyonal’de oyun kurucu” olmaktır.

İnancım odur ki tüm Cumhuriyet Halk Partililer şanlı tarihimizden aldığımız güçle ve 41 yılın özgüveniyle yeni meydan okumalara ve değişimin getireceği büyük fırsatlara hazırdır.

Dayanışma duygularımla,

Umut Oran

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı

Partimizin SE’deki 39.Yılı Kutlu Olsun

Bundan tam 39 yıl önce, 28 Eylül 1978’de, büyük siyaset adamı Willy Brandt’ın başkanlığında toplanan Sosyalist Enternasyonal, “oy birliği”yle Cumhuriyet Halk Partisi’ni üyeliğe kabul etti. Cumhuriyet Halk Partisi’nin SE’deki 39.yılı kutlu olsun.

O günden bu yana dünya değişti, kavramlar değişti, insanlar değişti ama Cumhuriyet Halk Partisi’nin Mustafa Kemal Atatürk’ün ışığında Cumhuriyetimizi ilelebet payidar kılma mücadelesiyle Sosyalist Enternasyonal’in daha adil bir dünya için ilerici politikalar geliştirme ideali asla değişmedi.

Özellikle Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının ve soğuk savaşın bitmesinin ardından dünya hızla çelişkilerin, şiddetin, sömürünün ve çatışmaların yaygınlaştığı, belirsizliklerin arttığı ve insanlığın her anlamda risklerle karşı karşıya kaldığı bir sürece girdi.

Bu noktada dünyadaki hızlı değişime sosyal demokratların yeterince güçlü bir karşılık verebildiğini ve insanlık için daha güçlü bir alternatif oluşturduğunu söylemek olası değil. Hatta bir adım ileri giderek tıpkı Alman Sosyal Demokrat Partisi örneğinde olduğu gibi, pek çok Avrupalı sosyal demokrat partinin taban tabana zıt fikirlere sahip olan muhafazakâr partilerle aynı dili kullandıklarına, yabancı karşıtı ve düşmanlaştırıcı söylemleri savunduklarına şahit olundu. Görünen o ki ideolojik savrulma tüm dünyada bir süre daha devam edecek.

Ancak bu olumsuzluklara rağmen umudumuzu asla kaybetmemeliyiz. Hem Türkiye için hem de dünyanın dört bir yanındaki sosyal demokrat partiler için çıkış yolları vardır. O çıkış yollarının en başındaysa “değişimin gücüne inanmak” yazmaktadır. Şartlar ne kadar zorlu olursa olsun değişimin önünü açanlar yeni fırsatları da önlerinde bulacaktır.

Değişimle beraber dört elle sarılmamız gereken şeyse öz düşüncemiz, öz evlatlarımız ve özgün yolumuz olmalıdır. Başkalarına benzeyerek, onlar gibi olarak ve onların fikirlerini savunanları yol gösterici seçerek özgün kalamayacağımız gibi zafere de ulaşamayız. Değişim kavramını, yenilenme ve zamanın ruhunu anlama olarak değil de başkalarına benzeme ve kısa yoldan seçim kazanma olarak kabul edenler için ulaşılacak tek yer “hezimet” olacaktır. İşte Almanya’da yaşanan durum da budur.

Bu itibarla tarih bize bir kez daha çağrı yapmaktadır. Sosyalist Enternasyonal’deki 39. yılımızı 49’uncu ve hatta 139’uncu yıla ulaştıracak, Türkiye’yi de muasır medeniyetlerin ötesine taşıyacak olan şey “özgünlüğümüzü” korumak ve insanlığın ortak iyiliğine yönelik mücadelemizi aralıksız olarak devam ettirmektir.

Elbette bu yolda, tıpkı 1970’lerde olduğu gibi, her koldan bizlere saldıranlar olacaktır. Yeminli CHP düşmanlarının “akıl verme” seanslarının sonu gelmeyeceği gibi, her türlü yalan ve iftiraya da maruz kalacak olan, bu ülkenin gerçek yurtseverlerini bünyesinde barındıran Cumhuriyet Halk Partisi olacaktır. Fakat yaşananlar da yaşanacak olanlar da bizleri yıldırmamalıdır. Zira doğru bizden, adalet bizden, hak bizden yanadır. İlkelerimizi unutmadan ve kararlı bir şekilde mücadele edersek “zafer” de bizden yana olacaktır.

Bu duygularla Cumhuriyet Halk Partisi’nin SE’deki 39.yılını bir kez daha kutluyor, tüm yurtseverleri her anlamda daha adil bir ülkede ve dünyada yaşamak için yeniden mücadele saflarına çağırıyorum.

Dayanışma duygularımla,
Umut Oran

 

Cumhuriyet Halk Partimizin Yeni Yaşı Kutlu Olsun

Cumhuriyet Halk Partisi, sıra dışı bir coğrafyanın binlerce yıllık direniş kültüründen doğmuş ve bizzat tarih yazmış bir fikrin temsilcisidir. Bu anlamda kuruluş tarihi de ne yalnızca 9 Eylül 1923’tür, ne de ilk kongresi sadece 4 Eylül 1919 yani Sivas Kongresi olarak kabul edilebilir. Cumhuriyet Halk Partisi bu tarihlerin hepsinden öte en az 7.000 yıllık Türk beşiği olan Anadolu’nun ve başta Trakya ile Balkanlar olmak üzere, üç kıtaya yayılmış zengin Türk kültür dairesinin bizatihi kendisidir. Aynı bakış açısıyla ele alındığında Malazgirt’te çarpışan orduyla, Çanakkale’de ve Büyük Taarruz’da çarpışan ve zafere koşan ordular da aynıdır. Her biri aynı köklü ağacın farklı mevsimlerde açan yapraklarıdır.

Çeşitli hanedanların aile tarihlerine ya da belli dönemlerde hüküm sürmüş devletlerin ömürlerine göre farklı tasnifler, farklı adlandırmalar yapılabilse de tarih boyunca Türk milletinin özü aynı, ruhu aynı, hedefi de aynı olmuştur. O hedeflerin bugün için en büyüğü Türk milletinin varlığının ve bekasının garantisi olan bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet payidar kılınmasıdır. Müebbet görev emrimiz olan Gençliğe Hitabe’de ve Bursa Nutku’nda işaret edilen de budur. Türk milleti; birliğini, beraberliğini ve aydınlık Atatürk yolunda ilerleme kararlılığını muhafaza ettiği müddetçe geleceğe dair endişe etmeye gerek yoktur. Ancak her dönemde olduğu gibi bu dönemde de harici bedhahlar kadar dâhili bedhahlar da bizlerin Cumhuriyet’i yaşatma kararlılığımıza saldıracaklardır. Böyle anlarda dahi bizlere düşen, mücadelemizin sadece bir parti mücadelesi değil aynı zamanda vatan ve millet mücadelesi olduğunu hatırlayarak asla geri adım atmamaktır.

Sarsılmaz inancım odur ki; kendimize, fikrimize ve gücümüze odaklandığımız müddetçe zafer bizlerin olacaktır. Türk milletini bir kez daha Atatürk’ün işaret ettiği idealler uğrunda birleştirmek bugünün kaçınılmaz görevidir.

Bu itibarla Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığının ve birliğinin teminatı olan Cumhuriyet Halk Partimizin yeni yaşını kutluyorum.

Yaşasın CUMHURİYET,

Yaşasın CUMHURİYET HALK PARTİSİ,

Yaşasın TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE.

Saygılarımla,

Umut Oran

15 Temmuz darbe girişimine SE’den bir kınama daha

Maltepe Deklarasyonu, Enternasyonal Bildirgesine girdi

NewYork’ta Birleşmiş Milletler binasında yapılan Sosyalist Enternasyonal (SE) Konsey toplantısı bitiminde yayınlanan bildiriye Türkiye Deklarasyonu da girdi. Bildiride, “Konseyimiz 9 Temmuz’da milyonlarca yurttaş adına açıklanan 10 maddelik ‘Adalet için Maltepe Çağrısını’ istisnasız olarak desteklemektedir ve anılan taleplerin acilen yerine getirilmesi için çağrıda bulunmaktadır” denildi.

BM’deki toplantıda SE’nin en önemli komitelerinden birisi olan ve partilerin üye olup olamayacaklarına karar veren Etik Komite’ye CHP yeniden üye olarak seçildi.

Sosyalist Enternasyonal’in önceki Genel Başkanı olan ve yılbaşından bu yana Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği görevini yürüten Antonio Gueterres’in ev sahipliğinde NewYork BM binasında yapılan SE Konsey toplantısı tamamlandı. Tüm dünyadan 140 parti ve organizasyonun üyesi olduğu Sosyalist Enternasyonal’in en önemli komitelerinden birisi olan ve kimlerin üye olacağına ilişkin ilk kararı veren Etik komite üyeliğine CHP’nin yeniden 4 yıllığına seçildiği toplantıda Türkiye, sonuç bildirgesinde de yer aldı.

Türkiye’de gerçekleştirilen Adalet Yürüyüşü SE’nin Konsey toplantısı açılışında da gündeme gelirken Enternasyonal Başkan Yardımcısı CHP’li Umut Oran konuşmasında Türkiye’deki adalet beklentisine değinmişti. 15 Temmuz darbe girişiminden hemen sonra 16 Temmuz 2016’da bir bildiri yayınlayarak “Sosyalist Enternasyonal, Türkiye’de yaşanan darbe girişimine karşı demokrasiden yanadır” açıklamasını yapan SE, darbe girişiminin yıldönümünde girişimini kınadığını bir kez daha duyurdu. Konsey Toplantısı sonrasında yayınlanan Türkiye Deklarasyonu şöyle:

Yürüyüşteki milyonların yanındayız

Sosyalist Enternasyonal Konseyi, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara’dan İstanbul’a gerçekleştirdiği adalet yürüyüşünde yer alan yüz binlerin ve varış noktası olan Maltepe’deki mitinge katılan milyonların yanındadır. Onların hak, hukuk ve adalet için yaptıkları barışçı çağrılar mutlak suretle değerlendirilmelidir.

15 Temmuz darbe girişimini biz de kınıyoruz

Konsey, tartışmasız biçimde, adalet ve demokrasi isteyen Türk halkının taleplerini desteklemektedir. Bizim de kınadığımız, 15 Temmuz 2016 başarısız darbe girişiminden beri, Türk vatandaşlarının hak ve özgürlükleri azaltılmış, pek çok yurttaş binlerce kişinin işten atıldığı ya da tutuklandığı yaygın bir baskının masum kurbanları olarak kendilerini bulmuştur.

Berberoğlu’nun mahkumiyetini şiddetle kınıyoruz

İfade özgürlüğü gibi demokratik sistemin en önemli ilkeleri hedef haline getirilmiş ve bu yaklaşım sebebiyle 150’den fazla gazetecinin tutukluluk halleri devam ettirilmiştir.  Pek çok medya organının zorla kapatılması basın özgürlüğü gibi demokrasinin taşıyıcı kolonlarından birine saldırmakla eşdeğerdir.  Hükümet tarafından muhalefet milletvekillerinin hapsedilmesi, bir düzine milletvekiline karşı devam eden yargı süreci gibi, herhangi bir demokrasiye tamamen yabancı bir durumdur. Bizler, demokratik sisteme yönelik tüm bu saldırıları ve özel olarak da Sosyalist Enternasyonal üyesi CHP’nin milletvekili Enis Berberoğlu’nun 25 yıl hapse mahkûm edilmesini şiddetle kınıyoruz.

Maltepe çağrısına tam destek

Sosyalist Enternasyonal konseyi, temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmak için kararlı adımlar atan hükümete rağmen, Türkiye’deki demokratik muhalefetle dayanışma ve birlik içinde olduğunu bir kez daha tekrarlamaktadır. Demokrasiyi ve geleceklerini savunmak için ayağa kalkan tüm Türk vatandaşlarının başarılı olacağına dair inancımız tamdır.

Konseyimiz 9 Temmuz’da milyonlarca yurttaş adına açıklanan 10 maddelik “Adalet için Maltepe Çağrısını” istisnasız olarak desteklemektedir ve anılan taleplerin acilen yerine getirilmesini için çağrıda bulunmaktadır.

Deklarasyon Türkçe;

SE Konseyi BM Toplantısı Türkiye Deklarasyonu Türkçe

9 Temmuz Bir Son Değil Yepyeni Bir Başlangıç Olmalı!

“Tüm yurttaşlarımı yeni bir başlangıç yapmak için Maltepe’ye davet ediyorum.” 

“Mitingde somut bir yol önerilmeli, heyecan yeni hedeflere yöneltilmeli” 

“Turnusol kağıdına dönüşen bu yürüyüş yarın daha büyük bir ortak hedefe yöneltilmeli, cumhuriyetçilerin beklentilerine umut olmalı” 

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran CHP’nin Adalet Yürüyüşünün ardından yarın Maltepe’de yapılacak mitingin sıradan bir toplantı değil, son 15 yılda yükselen gericiliğe, umutsuzluğa, açlığa, yoksulluğa ve tüm haksızlıklara karşı “somut bir yol önermesi” ve yükselen heyecanı “daha adil, özgür, demokratik ve zengin bir ülke” yaratmak için doğru hedeflere yöneltmesi gerektiğini belirtti. Umut Oran, “Ben; tüm kalbimle, bugüne kadar şanla ve şerefle devam eden ve turnusol kağıdına dönüşen bu yürüyüşün 9 Temmuz’da daha büyük bir ortak hedefe kanalize edileceğine ve beklenti içindeki Cumhuriyetçilere umut vereceğine inanıyorum. Bu bağlamda Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği geleceğe yürüme kararlılığında olan tüm yurttaşlarımı, yeni bir başlangıç yapmak için 9 Temmuz’da Maltepe’ye davet ediyorum” dedi. 

CHP’li Umut Oran konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:

Adaletin, hukukun, demokrasinin ve özgürlüklerin ayaklar altına alındığı, mühürsüz oy pusulalarıyla millet iradesinin çalındığı bir dönemde başlatılan “Adalet Yürüyüşü” Maltepe aşamasına ulaşmış bulunmaktadır.

Yolun her santimine inancını koyan on binler 

Yurdun dört biryanından yürüyüşe katılan ve 450 kilometrelik yolun her bir santimine inancını koyan on binlerce kararlı yurttaşımızı karşılamak için, benimle birlikte, milyonlarca adalet savunusunun Maltepe’de olacağına eminim. Ancak şunu da biliyorum ki; Maltepe’ye gelme imkânı olmasa da ataması yapılmadığı için acı çeken öğretmenler de çalınan ÖSYM sınav soruları sebebiyle ya da iktidar bloğundan bir torpil bulamadıkları için işsizliğe ve açlığa mahkûm edilen gençler de kahkahasına bile tahammül edilemeyen kadınlar da karın tokluğuna günde 10-12 saat çalıştırılan işçiler, emekçiler, köylüler de televizyonları başından da olsa miting alanına katılacaklardır… 

Somut bir yol önerilmeli 

Bu anlamda 9 Temmuz; sıradan bir miting olmanın ötesinde, özellikle son 15 yılda yükselen gericiliğe, umutsuzluğa, açlığa, yoksulluğa ve tüm haksızlıklara karşı “somut bir yol önermeli” ve yükselen heyecanı “daha adil, özgür, demokratik ve zengin bir ülke” yaratmak için doğru hedeflere yöneltmelidir.

Türkiye’nin bunca adaletsizlikle ilerlemesi mümkün olmadığı gibi, Ankara’dan İstanbul’a kadar yüzlerce kilometre yüründükten sonra adalet arayışını somut bir hedef olmadan bitirmek de mümkün değildir. 

Bundan sonra da gündemi izlemek yerine gündem olunmalı 

Her anlamda milat olması gereken 9 Temmuz, aynı zamanda hem Cumhuriyet Halk Partisi hem de tüm Türkiye için yepyeni bir anlayışın hâkim olacağı ilk adım olmalıdır. İktidar bloğunun dayattığı gündeme rağmen var olunabileceği, yandaş medyanın gücüne rağmen tüm topluma mesaj verilebileceği görüldüğüne göre bundan sonraki süreçte iktidarın gündemini takip eden siyaset anlayışına asla dönülmemelidir.  

Yürüyüş birleştirici oldu 

Yürüyüşün birleştiriciliği göz önüne alındığında ortak hedefe yürüyen bir kitlenin iç kavgalardan nasıl uzaklaştığı yaşanarak tespit edildiğine göre bugüne kadar ortaya çıkan her türlü iç kargaşanın bir sebebinin de “doğru bir ortak hedefin tayin edilememesi” olduğu tespiti yapılarak en azından bundan sonrası için doğru stratejik hedefler ortaya konmalıdır. 

Partiden başlayarak yenilikçi sistem inşa edilmeli 

Aynı bakış açısının bir gerekliliği olarak başta CHP olmak üzere tüm kurumlarda ve doğal olarak devlet organizasyonunda köklü değişiklikler yapılmak zorundadır. Artık bıçak kemiğe dayandığına ve adalete ulaşılabilecek tüm mekanizmalar çöktüğüne göre bugüne kadar yapılan her şey de denenen her yol da söylenen her eski söz de geçmişe ait görülmeli ve net bir özeleştiri yapılarak tamamı terk edilmelidir. Bunların yerineyse önce kendi partimizden başlamak üzere adaletin egemen olacağı yenilikçi, ilerici ve kurumsallaşmış bir sistem inşa edilmelidir. 

Büyük değişimin ilk adımı 

9 Temmuz; aynı zamanda tüm muhalefet unsurları için organizasyon kabiliyetini test etme günü olarak da görülmelidir. Her sorun büyük bir ciddiyetle ve ortak akıl referans alınarak çözülmeli, kişisel karar alma ve uygulama alışkanlığı yerine her alanda kurullar öne çıkarılmalıdır.

9 Temmuz; aynı zamanda büyük bir “netleşme ve berraklaşma” imkânı sunmalıdır. “Acaba ne derler?” diye düşünme alışkanlığı terk edilerek nasıl bir Türkiye hayaline inanılıyorsa tüm dünyaya ilan edilmelidir. Bu netleşme, korkulanın aksine kitlesel bir daralmayla değil genişlemeyle sonuçlanacaktır.

Görüleceği üzere 9 Temmuz, sadece 25 gündür yürünen bir yolun sonu değil milyonlarca insanın beklediği büyük değişimin ilk adımı olarak kodlandığı zaman anlam ifade edecek ve umutlar tazelenecektir. 

Ülkeyi yeniden muasır medeniyet rotasına sokma borcumuz var 

Muhalefet unsurlarının ve Türkiye’nin ihtiyacı budur. Gezi Direnişinden, onlarca seçimden ve referandumdan sonra yapılan hataların tekrarlanma lüksü yoktur. Zira Cumhuriyetçi kitlelerin bir kez daha “başları önde” evlerine dönmeye tahammülleri kalmamıştır.

CHP üst yönetimi başta olmak üzere, unvan ve makam sahibi her bir Cumhuriyet sevdalısının on yıllardır bedel ödeyen Türk milletine karşı büyük bir borcu bulunmaktadır. Bu borç; Türkiye’yi yeniden Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği muasır medeniyet rotasına sokmaktır. Akıl ve bilimden başka rehberimiz yoktur. Türk milleti, tıpkı Ergenekon’da olduğu gibi tüm engelleri aşarak kutlu bir yükselişe başlamak için hazırdır. 

Herkesi yeni başlangıç için Maltepe’ye davet ediyorum

İnancım odur ki herkes durumun ciddiyetinin ve görevinin farkındadır. Ben; tüm kalbimle, bugüne kadar şanla ve şerefle devam eden ve turnusol kağıdına dönüşen yürüyüşün 9 Temmuz’da daha büyük bir ortak hedefe kanalize edileceğine ve beklenti içindeki Cumhuriyetçilere umut vereceğine inanıyorum. Bu bağlamda Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği geleceğe yürüme kararlılığında olan tüm yurttaşlarımı, yeni bir başlangıç yapmak için 9 Temmuz’da Maltepe’ye davet ediyorum.

Adalet Yürüyüşüne Enternasyonal’den Büyük Destek

Sosyalist Enternasyonal Genel Sekreteri Luis Ayala Adalet Yürüyüşünün Düzce’den Sakarya’ya olan kısmına katıldı.  SE Başkan Yardımcısı Umut Oran ile birlikte yürüyen Luis Ayala’nın yürüyüşe dair gözlem ve açıklamaları Sosyalist Enternasyonal web  sitesinden yayınladı.

Umut Oran ”Ayala yürüyüşe katılır katılmaz Enternasyonal’in web sayfası üzerinden görüşlerini açıklayarak adalet yürüyüşüne büyük destek verdi.” dedi.

Umut Oran “ Herkes için adalet yürüyüşü artık sadece Türkiye’yi ilgilendiren bir konu olması ötesine geçmiştir. Bütün dünyanın gözü kulağı bu yürüyüştedir ve herkes yürüyüş sonunda adalet taleplerinin yeri getirilmesini beklemektedir.  İktidarın da adalet beklentisi karşısında büyük sorumluluğu bulunmaktadır” diye konuştu.

Luis Ayala’nın yürüyüşün hemen ardından Enternasyonal web sitesinde yayınlattığı bildiri şöyle;

 

Türkiye

Adalet! Türkiye’de Adalet İçin Yürüyoruz

28 Haziran 2017

Sosyalist Enternasyonal Genel Sekreteri Luis Ayala, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ülkedeki hak ve özgürlükler alanındaki baskılar dolayısıyla muzdarip olan tüm Türk vatandaşları adına adalet talep etmek için Ankara’dan İstanbul’a doğru devam eden yürüyüşüne katıldı. 15 Haziran günü Ankara’da başlayan ve 9 Temmuz’da İstanbul’da sona erecek olan yürüyüşte Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Umut Oran ve diğer muhalefet partisi üyeleri de hazır bulundular.

Geçen Temmuz ayında başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal sonucunda aralarında terör örgütüyle ilişkisi olduğu iddia edilen gazetecilerin de bulunduğu 50.000’den fazla insan tutuklandı, 150’den fazla medya kuruluşu kapatıldı, 140.000’den fazla insan işten atıldı, yasama dokunulmazlığının kaldırılması sonucunda bir düzineden fazla milletvekili hapse atıldı ve son olarak da milletvekili Enis Berberoğlu 14 Haziran’da 25 yıl hapse mahkûm edildi.

Sosyalist Enternasyonal, bu tip hak ihlallerinin sona erdirilmesi çağrısında bulunduğu gibi, ifade özgürlüğünün kısıtlanmasını, yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasını ve bağımsız yargının olmamasını da kınamaktadır.

Adalet Yürüyüşü’ne Enternasyonal destek geldi

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Umut Oran’ın girişimi üzerine Sosyalist Enternasyonal, CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasını kınayan ve Adalet Yürüyüşü’ne destek veren bir bildiri yayınladı.

Umut Oran, SE Genel Sekreteri Ayala ile birlikte bu hafta içerisinde Adalet Yürüyüşüne katılacaklarını da açıkladı.

CHP’li Umut Oran yazılı açıklama yaparak girişimi üzerine “Sosyalist Enternasyonal, Muhalefet Partisi Milletvekili Enis Berberoğlu’nun Cezalandırılmasını Protesto Etmektedir!” başlıklı bildiri yayınlandığını duyurdu.

Ayala da Adalet Yürüyüşüne katılacak

Umut Oran, SE Genel Sekreteri Luis Ayala ile birlikte Adalet Yürüyüşüne bu hafta içinde katılacaklarını da bildirdi. Enternasyonal’in, Berberoğlu’nun tutuklanmasını protesto eden ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı Adalet yürüyüşüne katılanlarla omuz omuza olduğu mesajını içeren bildirisi şöyle:

Sosyalist Enternasyonal, üye partimiz CHP’nin milletvekillerinden Enis Berberoğlu’nun, Türk istihbarat teşkilatı MİT tarafından gizlice Suriye’ye gönderilen silahlarla ilgili bilgileri açığa çıkarma iddiasıyla cezalandırılmasını ve tutuklanmasını şiddetle kınamaktadır.

Omuz omuza dayanışma

Organizasyonumuz, Erdoğan rejimi tarafından muhalefeti susturmak amacıyla yapılan bu son hamleyi büyük bir üzüntüyle karşıladığı gibi Türkiye’deki üyelerimizle dayanışma halinde olduğumuzu ve onları her anlamda desteklediğimizi bir kez daha teyit etmektedir. Sosyalist Enternasyonal, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile ve onunla birlikte adalet talebiyle Ankara’dan İstanbul’a bir protesto yürüyüşü gerçekleştiren muhalefet mensuplarıyla omuz omuza dayanışma içindedir.

Sosyalist Enternasyonal, geçen Temmuz ayında başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişiminin ardından başlayan ve yaygınlaşan yasaklamaların Türkiye’de hak ve özgürlüklere ciddi olarak zarar vermesinden büyük endişe duymakta; adaletsizlik ve yılgınlık yaratan eylemlere, ifade özgürlüğünün önündeki engellere, yasama dokunulmazlığının ve bağımsız bir yargının olmamasına karşı tepkisini ortaya koymaktadır. Bu anlamda tüm yetkilileri yurttaşların haklarına tam olarak saygı duymaya, tutuklu milletvekillerini ve onlarla beraber, siyasi sebeplerden dolayı, haksız yere tutulan tüm diğer vatandaşları serbest bırakmaya çağırıyoruz.