Yazılar

YENİ BİR SÖZ SÖYLEMEK LAZIM

CHP’li Umut Oran 16 Nisan referandumu, Hayır bloku ve CHP’nin durumu ile ilgili görüşlerini 30 sayfalık kitapçıkla açıkladı. Kitapçığı tüm parti örgütüne, CHP’li gençlere ve kadınlara göndereceğini bildiren Umut Oran, “Kişi Merkezli Tartışmalar Aşılmak Zorundadır!“ dedi. umutoran.com üzerinden bugün açıklanan kitapçıktan bazı satırbaşları şöyle:

NİYETİM PARTİ İÇİ VE KİŞİSEL TARTIŞMALARIN DIŞINDA OLMAK! 

MESELE GENEL BAŞKANLIK YARIŞI YA DA OLAĞANÜSTÜ KURULTAY DA DEĞİL 

AMA HAD BİLDİREN ANLAYIŞIN DA FAYDASI YOK 

PARTİMİZİN SÜREKLİ “İÇ TARTIŞMALAR” ETRAFINDA YIPRATILMASININ VE HER ŞEYİN “KİŞİSELLEŞTİRİLMESİNİN” ÖNÜNE GEÇİLEREK ARTIK “GERÇEKLERLE YÜZLEŞMEK” ZORUNLUDUR. 

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran 30 sayfalık “Yeni Bir Söz Söylemek Lazım” kitapçığıyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklamasında şunları kaydetti: 

Yaşanan her günün bir öncekinden çok daha kritik olaylara sahne olduğu günümüz Türkiye’sinde 16 Nisan Referandumu, geçen 15 yılda yapılan seçimlerden ya da referandumlardan çok daha farklı bir noktada değerlendirilmek zorundadır.

“Rejimin geri dönülemez halde değiştirilmesi” ve “tek adam rejiminin” inşa edilmesi demek olan referandumda her yaştan ve her bölgeden seçmenlerin seferber olarak “hayır” demesi de milletimizin referandumun ne anlama geldiğini kavradığını göstermektedir.

Ancak milletin seferberlik hali sandık başlarında ve YSK dehlizlerinde “hukuksuzluk” yapılmasını engelleyememiş ve milletimizin iradesi gasp olunmuştur. Böylece ortaya “hukuksuzlukla yaratılmış bir hukuki durum” çıkmıştır.

YSK’nın almış olduğu “hukuksuz kararların” reddedilemeyecek kadar bariz ve herkesin gözü önünde yaşanmış olması “referandumun meşruiyetini” tamamen tartışmalı hale getirirken “Atı alan Üsküdar’ı geçti!” cümlesinde hayat bulan AKP’nin meseleyi algılama şekli de şaşırtıcı olmamıştır. Zira AKP demek fiili durum yaratmak, hukuku ayak bağı olarak görmek ve oldu-bittiler üzerinden mevzi kazanmaktır.

MEŞRUİYETİ TARTIŞMALI REJİMİN İNŞASI

Bununla birlikte referandum öncesinde ve sürecince yaşanan bunca “hukuksuzluk” Cumhuriyet sevdalılarının gönlünde derin yaralar açsa da ve “meşruluk tartışması” sonsuza kadar devam edecek olsa da ortada yeni bir fiili durum vardır. O durum: Meşruiyeti tartışmalı bir yeni rejimin inşa edildiği gerçeğidir. 16 Nisan akşamından beri devam eden de budur. Hukuksuzluklar ara vermeden devam etmektedir ve muhalefet unsurlarının “itirazları” gidişatı değiştirmeye yetmemiştir. 

CHP REFERANDUM SONUÇLARINI KAVRAYAMIYOR 

Ancak yaşanan sorunların tek sebebi hukuksuzluklar değildir. Hukuksuzlukların yanında referandum sonucunun “yorumlanması” konusunda da derin ayrılıklar bulunmaktadır. Özellikle ana muhalefet partisinde ortaya çıkan tartışmalar referandum sonuçlarının ve yeni rejimin ne anlama geldiğinin tam olarak kavranamadığını ortaya koymaktadır.

HAD BİLDİREN ANLAYIŞIN FAYDASI YOK

Örneğin “rejim değişikliğini” ve yeni durumu enine boyuna analiz etmek yerine “Saray kaynaklı komplo teorilerini” öne çıkaran ve her itiraz edene had bildiren bakış açısının hiçbir mantığı olmadığı gibi Cumhuriyetperverlere herhangi bir faydası da yoktur.

MESELE GENEL BAŞKANLIK YARIŞI YA DA OLAĞANÜSTÜ KURULTAY DA DEĞİL

Aynı durum meseleyi sadece bir Genel Başkanlık yarışı ya da Olağanüstü Kurultay gerekçesi olarak görenler için de geçerlidir. Türkiye’nin ve Atatürk’ün mirası olan Cumhuriyet’in karşı karşıya olduğu tehlikeyle kıyaslandığında “kişi merkezli parti içi tartışmaların artık önemi yoktur ve bu anlayış aşılmalıdır! Çünkü mesele, kişi değil memleket meselesidir. Bunun için de daha iyi bir Türkiye iddiası, hayali ortaya konularak alternatif bir dava yaratılmalı. Bunu da ancak bir şeye karşı olarak değil, yeni bir şey söyleyerek yapabiliriz!”

MAÇIN İLK YARISI DA DEĞİL!

Öte yandan gelinen noktada 16 Nisan’ı maçın ilk yarısı olarak konumlandıranların ve 2019 için “ortak aday” tartışmalarını başlatanların önerileri de yeterli değildir zira 16 Nisan’a gelinceye kadar geçen 15 yılda yapılan yanlışları, bir türlü hayata geçirilmeyen kurumsal dönüşüm ihtiyacını yok sayarak “kişi” üzerinden sonuç alınabileceğini varsaymaktadır.

HER ALANDA KURUMSAL DEĞİŞİM ŞART

Oysa Cumhuriyetimiz artık elimizde değildir.  Yargı, emniyet, ordu, bürokrasi vb artık tarafsız olmadığı gibi, hukuku esas alan bir noktada da değildir. Devlet tam anlamıyla bir partiyle özdeşleşmiş AKP’li olmayan tek bir kamu görevlisi kalmayana kadar bu gidişatın devam edeceği görülmüştür. Öyleyse geçen 15 yıl boyunca yapılan tüm yanlışlar ve yapılmayan tüm kurumsal değişimler A’dan Z’ye analiz edilmeden atılacak her adım yanlış olacaktır! Ülkenin ve geniş toplum kesimlerinin kurtuluşu için “en baştan ve her alanda” “kurumsal değişim” talebi yükseltilmeden yürünecek her yol çıkmazdır.

ARTIK GERÇEKLERLE YÜZLEŞİLMELİ

Ve herkes emin olmalıdır ki zamanın gerçeklerini göz önüne alarak bir “ideolojik netleşme” yaşanmadan ulaşılacak bir zafer de bulunamayacaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi’ne gönül vermiş bir nefer olarak benim üzerime düşen şey hem gelinen noktayı analiz etmek hem de doğru tartışma zeminini oluşturmak için çaba harcamak ve bir çıkış yolu bulunmasına öncülük etmektir.

Partimizin sürekli “iç tartışmalar” etrafında yıpratılmasının ve her şeyin “kişiselleştirilmesinin” önüne geçilerek artık “gerçeklerle yüzleşmek” zorunludur.

Reddedilemeyecek kadar net olan şey: “Önce kendi evimizi düzenlemeden” siyaset kurumunu da Türkiye’yi de bölgemizi de düzenleyemeyeceğimizdir.

NİYETİM PARTİ İÇİ VE KİŞİSEL TARTIŞMALARIN DIŞINDA OLMAK!

umutoran.com üzerinden sizlerle paylaştığım ve tüm parti örgütümüz ile CHP’li gençlere ve kadınlara göndereceğim “Yeni Bir Söz Söylemek Lazım” başlıklı kitapçık “yepyeni ve kurumsal bir değişim” ihtiyacına yönelik olarak ve doğru bir tartışma zemini oluşturmak için kaleme alınmıştır. Niyetim parti içi ve kişisel tartışmaların tamamının dışında olacağımı beyan etmek ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin “öncü rolüne” dikkat çekmektir.

Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti’nin devamı olan Cumhuriyet Halk Partisi için Türk Milletine “öncü” olmak tarihsel bir görevdir ve asla kaçınılamaz!

Rakibe odaklanmaktan ve rakip gibi olmaktan vazgeçmeyi zorunlu kılan öncülük pozisyonu doğal olarak “kurumsal dönüşümü” gerekli kılacaktır. Kurumsal dönüşümü samimiyetle başlatmaksa her şeyin kademe kademe değiştirilmesi demek olacaktır.

İKTİDAR OLMAK DIŞINDA BİR SEÇENEK YOK

Bu noktada net olmak, halkımıza asla yalan söylememek ve ulaşmak istediğimiz yeri bilmek hayatidir. Bana göre Cumhuriyet Halk Partisi’nin Cumhuriyeti kurtarmak için “iktidar olmak” dışında hiçbir seçeneği yoktur. İktidar hedefine yürüyen bir hareketin “dramatik mazeretlerin kolaycılığına saplanmak” gibi bir lüksü yoktur. Asıl olan tüm zorluklara rağmen doğru bilinen yolda yürümek ve asla vazgeçmemektir.

Muhtaç olduğumuz kudret 7.000 yıllık öz yurdumuz olan Anadolu’nun her karış toprağında ve Türkiye Cumhuriyeti kimliği taşıyan milletimizin her bir ferdinde gizlidir.

İndir (PDF, 913KB)

 

CHP, Umut Oran’ın öncülüğünde yeni bir başarıya daha imza attı

CHP’nin Sosyalist Enternasyonal’e adaylık başvurusu yapmasının 40.yılını geçen Kasım ayında kutlayan CHP, Umut Oran’ın öncülüğünde yeni bir başarıya daha imza attı. 153 ülke ve partinin üyesi bulunduğu Sosyalist Enternasyonal’in Kolombiya’da düzenlediği 25.Kongre’de Umut Oran, Başkan Yardımcılığı’na yeniden seçildi.

er

Daha önce Genel Başkanlar seçilmişti!

Bugüne kadar sadece Erdal İnönü, Deniz Baykal ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun Başkan Yardımcılığı yaptığı Sosyalist Enternasyonal’de Umut Oran partisinde, aktif görev almadığı halde bu göreve seçilen ilk CHP’li oldu. Daha önce Aralık 2014’te CHP Genel Başkanı’nın yerine 2 yıl için bu göreve getirilen Oran, bu sefer kongre üyelerinin oyuyla 4 yıl için SE Başkan Yardımcısı oldu.

zz

Kolombiya’nın Cartagena kentinde düzenlenen kongrenin bir başka önemli yanıysa toplantıya Kolombiya Devlet Başkanı ve Nobel Barış Ödülü sahibi Juan Manuel Santos’un katılmasıydı. 52 yılda 220 bin kişinin ölümüne sebep olan iç savaşın bitirilmesi için FARC ile yürüttüğü görüşmeleri geçen Eylül ayında Havana’da imzalanan barış anlaşmasıyla sonuca ulaştıran Manuel Santos, Sosyalist Enternasyonal üyelerini de barış süreciyle ilgili bilgilendirdi.

Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santos Calderón

Kongrede Sosyalist Enternasyonal Başkanlığına yeniden seçilen Yunanistan eski Başbakanı George Papandreu, Yunanistan’daki 3 sol partinin bundan sonraki süreçte beraber hareket ederek iktidar alternatifi olacaklarını kaydetti.

papandreou

Şilili Genel Sekreter Louis Ayala’nın, Güney Afrika temsilcisinin son anda adaylıktan çekilmesi üzerine tek aday olarak girdiği seçimde yeniden Genel Sekreter olması da Güney Amerika ülkelerinden gelen delegeler arasında büyük sevinç yarattı.

ayala

Sosyalist Enternasyonal Kadın Başkan Yardımcısı da CHP’li

Toplantının Türkiye’yi ilgilendiren bir başka önemli yanıysa Sosyalist Enternasyonal Kadın yapılanmasına da bir CHP’li kadının, eski Kadın Kolları Genel Başkanı Hilal Dokuzcan’ın Başkan Yardımcısı seçilmesi oldu. Böylece CHP, tarihinde ilk kez hem Sosyalist Enternasyonal’de hem de Sosyalist Enternasyonal Kadın’da (SIW) Başkan Yardımcısı seviyesinde temsil edilme hakkına kavuştu.

hilal

Toplantıda alınan bir diğer önemli kararsa 2021’den itibaren %50 kadın kotasının hayata geçirilecek olması. Böylece BM’nin 2030 sonrası için planladığı %50 kotasını Sosyalist Enternasyonal çok daha önce gerçekleştirmiş olacak.

16 Nisan Yol Haritası – OdaTV

oda

16.02.2017

Hayatta en hakiki yol gösterici olarak aklı ve bilimi kabul edenler için karşılaşılan zorlukları aşmanın en kestirme yolu: Özeleştiri yapmak, akla ve bilime dayalı çözüm önerileri ortaya koymaktır.

İçinde bulunduğumuz zaman diliminin ortaya koyduğu ve bizlerin aşmak zorunda olduğu en büyük zorluksa “Başkanlık Referandumu” süreci ve ardından Türkiye’yi aydınlık günlere ulaştıracak olan mekanizmaları inşa edebilmektir. Son 15 yıl içinde yaşanan olaylar göz önüne alındığında şartların uygun olmadığını, başarı şansının düşük olduğunu ya da bu kavganın kaybedildiğini düşünenler çıkacaktır ancak unutmamak gerekir ki “Umutsuz durum yoktur; umutsuz insan vardır!”

Türkiye Cumhuriyeti’nin şanlı geçmişi ve ondan ayrılamaz tarihiyle Cumhuriyet Halk Partisi, tüm olumsuzluklara rağmen, var olabilmenin ve yeniden doğmanın simgeleridir. Bu itibarla; özgürlükten, demokrasiden, Atatürk ilkelerinden ve doğrudan yana olan Türk Milleti için “başarısızlık” gibi bir olasılık yoktur. Tam aksine gelinen nokta, çok büyük bir dönüşüm için en uygun şartların var olduğu bir duruma işaret etmektedir.

AKP’nin 15 yıldır devam eden masallarının tüm yaldızları dökülmüştür; rant ve inşaat temelli, tüketime dayalı ekonomi politikaları iflas etmiştir ve çok açıktır ki hukuksuzlukların, korkuların, haksızlıkların tavan yaptığı bu dönem yepyeni bir Türkiye kurma iddiasındakiler için çok geniş bir hareket alanı yaratmaktadır.

AKP; liberallerle, PKK’yla ve FETÖ’yle yürüdüğü yollarda tüm kurucu kadrolarını ve iddialarını kaybetmiştir. AKP’nin elinde kalan tek ve en güçlü silahsa “alternatifsizlik” iddiasından başka bir şey değildir. Ancak “alternatifsizlik” söylemi bile AKP’nin çaresizliğine kanıt sayılmalıdır zira ne kadar propaganda yapılırsa yapılsın “iktidarı alabileceğini gösteren ilk hareket” AKP’nin devasa görülen ama içi boş olan tüm mekanizmalarının da yerle bir olmasını sağlayacaktır.

Bu anlamda tüm ipler AKP’nin karşısında mevzilenen geniş halk kesimlerinin elindedir. Türkiye’yi yönetebileceğini, alternatif politikalar üretebileceğini, huzuru, güvenliği, adaleti ve sağlıklı işleyen bir ekonomiyi kurabileceğini gösterenler 15 yıllık yıkım sürecini de tersine çevirenler olarak tarihe geçeceklerdir.

O halde, “Başkanlık Referandumu” sadece bir “evet-hayır” denklemi olarak ele alınmamalıdır. Zaten “hayır” üzerine kurulu bir kampanyanın da tek başına başarı şansı yoktur! Zira kitlelerin ihtiyaç duyduğu ve dört gözle beklediği şey; “kuru bir hayır kampanyası” değil güçlü bir meydan okumadır!

Tüm tartışmayı “Başkanlık Rejiminin Olumsuzlukları” üzerine hapsetmek aynı zamanda AKP’nin istediği tartışma zemininde olmayı kabul etmek demektir. Zira referandum ne kadar “evet-hayır” denklemine mahkûm edilirse AKP de o kadar rahat edecektir çünkü böyle bir tartışma durumun aciliyetini ve muhalif unsurların iktidar hedefini değil sadece “teknik bir itirazı” öne çıkarmak anlamına gelecektir.

HAYIR KAMPANYASI YERİNE İKTİDAR YÜRÜYÜŞÜ

İster spor müsabakalarında ister siyasette olsun en iyi takipçinin bile ulaşabileceği nokta ikinciliktir! İktidarı çok iyi takip eden partiyse en fazla ana muhalefet unvanına sahip olacaktır. Fakat Türkiye’nin mevcut sorunları ana muhalefet ya da muhalefet olunarak değil iktidara ulaşarak çözümlenebilir. Vatanın birliğini ve milletin huzurunu garanti altına almak için iktidar olmak zorunludur.

Başkanlık Referandumu özelinde “Evet’in karşısına Hayır’ı koymak”takipçilik anlamına gelecekken “Başkanlığın” karşısına “Yükselen Türkiye”idealini koymak ve tüm süreci “iktidar hedefiyle” yürütmek zafer anlamına gelecektir.

O halde soru şu olmalıdır: “Başkanlık Referandumu Nasıl İktidar Tartışmasına Çevrilebilir?”

Cevap basittir: “İktidar Yürüyüşüne Başlayarak!”

Bir hareketin sadece “hayır kampanyası” yürütmesiyle “İktidar Yürüyüşü” başlatması arasında derin farklar olduğu açıktır. İlkinde bir reklam şirketiyle anlaşıp aynı sözlerle, aynı tavırla ve aynı kadrolarla çalışma yürütülürken ikincisinde “topyekûn bir seferberlik hali” ve sonu gelmez bir “arayış” hâkimdir.

Hayır Kampanyası; rakibin iddialarını çürütmeye odaklıyken “İktidar Yürüyüşü” kendi iddialarına odaklanmak demektir.

Hayır Kampanyası; kısa vadeli hamleleri esas alırken “İktidar Yürüyüşü”uzun vadeli stratejik hedeflere ulaşmak için atılan taktik adımları esas alır.

Hayır Kampanyası; içinde bulunulan durumu kabul edip, eldeki imkanları harekete geçirirken “İktidar Yürüyüşü” atıl kalan tüm güçleri örgütler ve büyük hedefe uygun olarak harekete geçirir.

Hayır Kampanyası; denenmiş olanı “daha iyi sunma” iddiasındayken “iktidar yürüyüşü” denenmiş ve başarısız olmuşu tamamen reddedip denenmemiş ve başarı getireceğine inanılanı yaratma derdindedir.

O halde ikinci bir soru daha gündeme gelir! “Kitleler, bir hareketin iktidar olabileceğine nasıl inanır?”

Sorunun binlerce cevabı var gibi görünse de vazgeçilmez olan şart: “Yetkinliğin İspatıdır!”

Yani “İktidar Yürüyüşü” başlatan hareketin kitleleri ikna edebilmesinin ilk koşulu “iktidar yetkinliğine” sahip olduğunu gösterebilmektir.

Ancak iktidar yetkinliği sanılandan daha zor bir ispat sürecidir. Zira iktidarı hedefleyen herhangi bir hareket için “bahane bulma” özgürlüğü yoktur.

Örneğin, “AKP’nin medya tekeli var! Bize basında yer verilmiyor!” deme şansı yoktur. Medya yer vermiyorsa tek tek bireylere ulaşılmalıdır!

“AKP; devletin tüm gücünü kullanıyor!” deme şansı yoktur. AKP’nin devlet gücüne karşı milletin gücü harekete geçirilmelidir.

“AKP’nin yetişmiş kadroları, eski siyasetçileri var!” deme şansı yoktur. Onların kadrolarına karşı yepyeni kadrolar vitrine çıkarılmalıdır.

“AKP’nin rant üzerinden bir arada tuttuğu tarikatlar, cemaatler var!” deme şansı yoktur. Onların tarikat örgütlenmeleri varsa milletin de sessiz ama doğrudan yana milyonlarca evladı vardır; onlar bulunmalıdır.

Bir başka deyişle “iktidar yetkinliğini” ispat edecek olan hareket “tüm bahaneleri zihninden silmeli ve yenilgiyi çağrıştıran tüm söylemlerden kurtulmalıdır.

Bahaneler ortaya koymadan siyaset yapmak sanıldığı kadar kolay değildir. Bahaneleri bir kenara bırakmak demek her anlamda “çözüm ortaya koymak” da demektir. O halde bahane siyasetini terk eden her hareket için yoğun bir kadro değişimi zorunludur.

On yıllar boyunca “Ama onlar dini kullanıyor!”, “Ama onlar yalan söylüyor!”, “Ama onlar %70’lik sağ bloktan oy alıyor!” demeye alışan ve iktidar hedefiyle siyaset yapmayı unutan pek çok siyasinin bu yeni dönemde alıştıkları koltuklardan kaldırılmaları gerekmektedir. Aksi halde her aşamada iktidar yürüyüşünü baltalayacaklardır zira karşılaşılan ilk zorlukta “bahane bulmaya” ve kendi “inançsızlıklarını” yaymaya gayret edeceklerdir.

Ancak hatırlanmalıdır ki “kadro değişimi” demek yeni ihtiyaçların doğurduğu yapıları inşa etmek ve bu yapılara uygun kişileri bulup görevlendirmektir. Bir ilin milletvekillerinin bugün değişmesine ihtiyaç da olanak da yoktur ancak o ilin kanaat önderlerini alanlara sürecek yeni platformların yaratılmasına, yeni yöntemlerin denenmesine ve yeni arayışların canlı tutulmasına herhangi bir engel de yoktur. Tüm hayatını Cumhuriyet mücadelesine vakfetmiş ailelerin yeni kuşak üyeleri her yerde ve göreve hazır beklemektedir. Onların var olduklarını ve yetkin olduklarını yurdun dört bir yanındaki Gezi Direnişlerinde gördük. Öyleyse seferberlik ruhuna uygun olarak her birini saflarımıza çekmek sorun olmamalıdır.

Yetkinlik İspatı’nın bir başka yanıysa “Ne Yapılacağının ve Türkiye’nin Nasıl Yükseltileceğinin” ortaya konabilmesiyle ilgilidir. Bu konu iki yönlü olarak ele alınmalıdır. Bunlardan biri “Yeni Sözler” üzerinden ispat, diğeriyse “Yeni Figürler” üzerinden ispattır!

Bir önceki maddeyle de bağlantılı olan bu durumda örneğin Türkiye’nin ekonomik sorunlarının nasıl çözüleceğine dair hem yeni sözler bulunmalı hem de yepyeni figürlerin kişisel yetkinliklerinden faydalanılmalıdır. Örneğin kendi bölgesinde başarılı yatırımlar yapmış, bölge ekonomisine katkı sağlamış, istihdam yaratmış, namuslu bir iş adamının ekonomiye dair sözünün inandırıcılık açısından gücü tartışılmazdır. Zira sözün müstakil doğruluğu kadar sözün sahibinin kişisel itibarı da zirvededir ve bu durum en uygun kombinasyonu yaratmaktadır. Bu sayede sözle sözü eden arasındaki uyumsuzluk tamamen ortadan kaldırılmış olur. Müflis tacirin ağzından çıkan doğru söz nasıl kategorik olarak inandırıcı bulunmuyorsa dürüst ve yetkin rol modellerin ağzından çıkan doğru da kategorik olarak inandırıcı bulunacaktır. Bu sayede bugüne kadar yaşanan “iletişim kazalarının” yaşanma ihtimali de ortadan kalkmış olacaktır zira söz de yenidir sözün sahibi de yenidir. Söz de itibarlıdır, sözün sahibi de…

Yetkinlik İspatının olmazsa olmazların bir diğeri “yaratılan iklimdir!”

Kendi hayaline inanmayan lider, destekçilerini; başaracağına inanmayan destekçiler de potansiyel seçmenleri ikna edemezler. İnancın göstergesiyse hayatın her alanıdır. Bahsedilen inancın somut yansıması “arı kovanı” gibi olmaktır. Hareketin hayatın her alanında ve anında var olması, seferberlik ruhunu yansıtması ve başarıya duyulan inancın gözle görülür kılınması hayatidir. Eğer iddia “varlık-yokluk” kavgasında olduğumuzsa o halde bu iddiaya uygun örgütlenme ve çalışma yürütülmesi kaçınılmazdır.

Eğer iddia “uçurumdan önceki son çıkışsa” uçuruma doğru sürüklenenlerin can havliyle yapacağı kadar cesur ve kararlı olmak zorunludur.

Eğer iddia “son şansımız” olduğu savıysa “son şansı yeni bir başlangıç için kullanma” hevesini göstermek de gereklidir.

Yani ağızdan çıkan her kelimenin özgül ağırlığına uygun bir örgütlenme, mücadele ve irade ortaya konularak inandırıcılık elde edilmelidir. Aksi her durum “yalancı çobanlık” olarak adlandırılacak ve Cumhuriyetçi kitlelerin moral motivasyonunu sanılandan çok daha fazla düşürecektir.

O halde “varlık-yokluk” kavgası için bir “cephe” inşa etmekten daha doğal bir şey yoktur.

Her şeyin aynı ad altında yapılması gerekli değildir. Ancak her şeyin büyük stratejik hedefe uygun olarak ve geçmişten dersler alınarak yapılması gibi bir zorunluluk vardır; hem de yakıcı bir zorunluluktur bu!

Örneğin: Baroların temel görevlerinden biri “Hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumaktır.” Kanımızca bu görev pasif anlamda yorumlanamaz. Şayet “Başkanlık Rejimiyle” birlikte “Fiilen Denetlemez Bir Tek Adamlık” getirilmek isteniyorsa yurdun dört bir yanındaki Barolar’ın asli görevi aktif olarak sahada olmak ve halkı uyarmaktır.

Mevcut durumda bu görevin eksiksiz olarak yerine getirilmesini sağlama görevi de Cumhuriyetçi Cepheye ve doğal olarak Cumhuriyet Halk Partisi’ne düşmektedir. İktidar Yürüyüşü’ne odaklanan hareketin bir yandan da toplumun tüm örgütlü kesimlerini birleştirmesi ve doğru cepheye saf tutmalarını sağlaması ertelenemez bir görevdir.

Aynı durum sendikalar, demokratik kitle örgütleri ve meslek odaları için de geçerlidir. Bu kurumları ve benzerlerini alternatif yapılanmaların içine sokmak, ihtiyaç halinde onların öncülüğünü desteklemek ve her durumda mücadeleyi genişletmek mecburidir. Bu tutum aynı zamanda “Yükselen Türkiye’nin Nasıl Olacağının” göstergelerinden biri olacaktır.

Bu noktada “İktidar Yürüyüşüne” odaklanmış bir muhalefetin bazı noktalarda ön alması ve meseleyi tanımlarken ortak kavramlar kullanması açısından birkaç temel önerinin ele alınmasında fayda görülmüştür.

1) Bu Bir Parti Meselesi Değildir!

Bu bir memleket meselesidir. Söz konusu vatandır ve ulus devlettir. Türkiye’nin varlık-yokluk kavgasında gelinen nokta partileri aşan bir durumdur. Mücadelenin merkezinde sadece “bir parti” yoktur. Yine mücadelenin merkezinde tek bir “kişi” de olmamalıdır

O halde tüm siyasi partiler de bireyler de ancak kendilerinden daha büyük ve geniş cephenin örgütlü birer parçası olabilirler. CHP’ye düşen “ortak cepheyi” inşa etmek ve ülkenin birliğinden yana olan herkesi aynı cephede mücadele saflarına katmaktır. Bu noktada ilk adım “Milli Kuvvetler Merkezi’ni” yani tüm süreci yönetecek olan Merkezi inşa etmektir. Milli Kuvvetlerin ilk görevi mücadelenin eşgüdümünü sağlamak ikinci göreviyse bu ortak cephede yer alacak her toplum kesiminin temsilcilerini bir araya getirmektir. CHP’de Genel Başkanlık yapmış tüm Genel Başkanlar bu Merkez’in doğal üyeleri olarak kabul edilmeli ve aktif olarak sahada kullanılmalıdır. Aynı zamanda “Başkanlık Rejimine ve ülkenin bölünmesine HAYIR” diyen tüm siyasi parti liderleri ve örgütlü toplum kesimlerinin temsilcileri de bu ortak merkezin içinde yer almalıdır. Alınacak her karar, atılacak her adım Milli Kuvvetleri Merkezinden çıkarılarak gerekli olan mücadele ahengi oluşturulacaktır.

2) Ulusal Seferberlik İlan Edilmelidir!

Gün, her saniyenin değerli olduğu ve sorumlulukların asla ertelenemeyeceği bir gündür. “Ulusal seferberlik” ruhuna ve bu ruhun canlı tutulmasına ihtiyaç vardır. Yazana da çizene de konuşana da ilan dağıtana da ihtiyaç vardır. Her bir üyeye, her bir seçmene yapabileceği ne varsa o görevi vermek seferberlik ruhunun gereğidir. 18 yaşındaki üniversite öğrencileri de 75 yaşındaki emekliler de aynı ruhla harekete geçirilmeli ve Türkiye’nin birliği garanti altına alınana kadar asla durulmamalıdır. Kuruculuktan kurtarıcılığa giden yolun gereği de budur.

3) Gerçekleri Anlatma Heyetleri Oluşturulmalıdır

Türkiye’nin birliği sadece bir partinin sorunu olmadığına göre CHP dışında yer alan ancak aynı cephede bulunan tüm partilerden ve siyasi kimliği olmasa da tüm toplum kesimlerinden kanaat önderleri “7 Bölge” Esasına göre bir araya getirilmeli ve “Gerçekleri Anlatma Heyetleri” oluşturulmalıdır. Sanatçıların, Sporcuların, Demokratik Kitle Örgütü Temsilcilerinin oluşturacağı bu heyetler sorumlu oldukları bölgeleri il-il, ilçe ilçe dolaşarak gerçekleri halka anlatacaklardır. Medyanın bizlere yer vermesi beklenmeden doğrudan doğruya halka ulaşılacaktır.

4) Partinin Tüm İnsan Kaynağı Aktifleştirilmelidir

Bölünme riskiyle karşı karşıya olduğumuz bu dönemde mücadele dışında tutulabilecek tek bir kişi bile yoktur. Hangi iç çekişmenin tarafı olursa olsun, hangi kalp kırıklığını yaşadıysa yaşasın Cumhuriyet Halk Partisi’nde bugüne kadar görev almış her MYK üyesi, PM üyesi, Milletvekili, il ve ilçe başkanlarıyla, Belediye Başkanları ve Meclis Üyeleri bağlı bulundukları il ve ilçe başkanlıklarında kurulacak olan “Milli Dayanışma Komiteleri”nde görevlendirilmelidir. Oluşturulacak olan komitelerde görev alacak ilgili kişiler hedef ildeki tüm ilçelerde ve köylerde aktif saha çalışması yürüterek“Tek Adam Rejimine karşı” ülkenin birliği için çalışmalar yürüteceklerdir. Komiteler sadece CHP tabanını değil, MHP ve AKP tabanındaki sağduyu sahibi “hayırcıları” da birleştirecekler aynı zamanda da oy vermek için sandığı gitmeyen büyük kitleye ulaşacaklardır.

5) Partinin Tüm Gücü “Hayırcılar”la Birleştirilmelidir

Başkanlık adı altındaki bölünme sürecinde Türkiye’nin birliği için kararlılık gösteren her bir örgütlü gruba destek vermek partimizin ana hedeflerindendir. Özellikle Milliyetçi Hareket Partisi’nin Türkiye’den yana tavır almış tabanıyla ve onların temsilcileriyle iş birliği halinde olmak, onlar üzerinde kurulacak her türlü baskıya karşı dayanışma sergilemek vazgeçilmez görevler olarak görülmelidir. OHAL bahane edilerek “hayırcılara” izin verilmemesi, salon tahsis edilmemesi ya da fiziki tehdide maruz kalmaları halinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin örgütlü gücü her birimiyle “hayırcılara” destek olmalıdır.

6) YSK Mutlaka Denetlenmelidir

Son 15 yıldır devletin tüm önemli kurumlarını FETÖ’cülere açan iktidar bloğunun bu haksız uygulamasından YSK da nasibini almıştır. Bilgi Edinme Hakkı Kanunu çerçevesinde elde ettiğim ve hem kamuoyuyla hem de partimle paylaştığım belgelere göre bugüne kadar yapılan her seçimin “şaibeli” olduğu düşünülebilir. Zira FETÖ’nün YSK’da çok önemli bir varlığa ulaşmış olduğu ispatlanmıştır. Ancak FETÖ mensuplarının görevlerinden uzaklaştırılması yerlerine getirilenlerin liyakat esasına göre tespit edildiği anlamına gelmemektedir. Bu anlamda olası ilk referandumun da %100 adil ve şeffaf olduğuna inanmak mümkün değildir. Tüm seçim sürecinin ve YSK’nın; seçmen kütüklerinin hazırlanmasından kullanılan teknik altyapıya ve sandık görevlilerinden oyların sayımına kadar tek tek analize tabi tutulması, denetlenmesi ve alternatif önlemler alınması mecburidir. Özgür iradesiyle “hayır” oyu vererek Türkiye’nin bölünmesini engelleyecek olan Türk milletinin tercihinin “seçim hileleriyle” tersyüz edilmesine müsaade edilmemelidir. Oy ve Ötesi gibi sivil inisiyatiflerle iş birliğinin yanında tüm şaibeleri ortadan kaldıracak etkin bir modelin geliştirilmesi önemlidir ve asla ihmal edilmemelidir.

7) “Yalanlara Karşı Bilim Kurulu” Oluşturulmalıdır!

Bugüne kadar yaşanan deneyimler AKP zihniyetinin hiçbir seçimi sadece “seçim koşullarında” değerlendirmediğini ve eldeki tüm imkânların seçim sonuçlarını etkilemek için kullanıldığını defalarca göstermiştir. AKP’nin bu alışkanlığını Başkanlık Referandumu sürecinde de tekrarlayacağı bilinmelidir. Özellikle “milliyetçi” taban üzerinde etki yaratmak için, hiçbir stratejik anlamı olmayan ama kitlelere yönelik propaganda imkânı verecek birkaç göstermelik hamle gelebilir. Ege Denizinde, Yunanistan’ın Türk adalarını hukuksuz şekilde “işgal etmesine” seyirci kalan AKP’nin bugünlerde Kardak’ın Türkiye’ye ait olduğunu hatırlaması “referandum” yatırımı olarak görülebilir. Zira Türkiye’nin Ege’deki ve Kıbrıs’taki hakları ve çıkarları AKP’nin hiçbir zaman umurunda olmamıştır. Benzer bir durum yıllarca “pazarlık yapılan PKK” ve Türkiye’nin çıkarlarına ters olmasına rağmen desteklenen Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi üzerinden de gerçekleştirilebilinir. Bu anlamda, AKP, “sınırlı ve anlaşmalı bir askerî harekât” ya da “gerginlik politikasını” referandum sürecinde tercih edebilir. Aynı şekilde CHP’yi ve diğer “Hayırcıları” hedef alacak karalama kampanyalarına karşı da hazırlıklı olunmalıdır. Toplumda kısa süreli şok etkisi yaratacak hamlelere karşı iletişimcilerden, siyaset bilimcilerden ve askeri uzmanlardan oluşacak bir “Yalanlara Karşı Bilim Kurulu”na ihtiyaç vardır. AKP’nin manipülatif hamlesi gelmeden önce gidişatı yorumlayıp, gerekli önlemleri ve söylemleri de ortaya koyacak olan bu yapı “stratejik düşünme ve proaktif politika geliştirme” konularında mevcut olan eksiklikleri de ortadan kaldırmaya yardımcı olacaktır.

Elbette bu öneriler sadece “İktidar Yürüyüşü” perspektifinde olduğu müddetçe anlamlı sonuçlar doğuracak “Kuru Bir Hayır Kampanyası”temelindeyse başarı şansı azalacaktır. Zira kitleler alternatif bir yetkinlik görme ihtiyacı içindedir. İktidar yetkinliğini ispat edemeyen bir hareketin yapacağı hamlelerin hedefi bulması düşük bir ihtimaldir zira sorun “evet-hayır” değildir. Kitleler bir çıkış aramaktadır ve güvenilir bir rehberlik gösterilmediği sürece mevcut durumun yani statükonun korunmasından yana tavır alabileceklerdir.

Türkiye’nin bugünkü ihtiyacı her anlamda “İktidar Alternatifi” olabileceğini ispat edecek bir hareketin başlatılması ve her aşamada bu hedefin gerçekçi olduğunun ispatlanmasıdır. Bu noktada kuruluşun partisi olan Cumhuriyet Halk Partisinin “kurtarıcılığa” yeniden soyunması ertelenemez bir görevdir. CHP; daha adil, daha güvenli, daha zengin ve daha huzurlu bir Türkiye yaratılabileceğini ve bunu da ancak CHP öncülüğündeki Cumhuriyetçi kadroların gerçekleştirebileceğini göstermek zorundadır.

Geçmiş kötü deneyimlerden dersler alarak, yanlışta ısrar etmeyerek ve mutlaka “iktidarı hedefleyerek” bu karanlık dönem aşılabilir.

Aklın ve bilimin öncülüğü, Türk Milletinin doğrudan ve haktan yana tavır alma alışkanlığıyla birleştirildiğinde ortaya çıkacak tek sonuç “zaferdir.”

Zafere giden “İktidar Yürüyüşünün” ilk adımı en zor ama mutlaka atılması gereken adımdır.

Ön yargıları yıkacak ve bizleri yeniden “kutlu bir zafere” taşıyacak olan bu ilk adım bizlere “iktidar yolunu” açacaktır.

Başkanlık Referandumu da ancak iktidar yürüyüşünün bir aşaması olarak görülür ve büyük stratejik hedefin bir parçası olarak ele alınırsa anlam kazanacaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve Mustafa Kemal Atatürk’ün kararlı bir neferi olarak benim yapacağım şey de gerçekleri tüm toplum kesimlerine anlatmak ve bu yolda yürüyen herkese omuz vermektir.

Bu anlayış içinde Anadolu’nun her karışını adımlamaya, her yurttaşımla “cumhuriyet” için bir arada mücadele etmeye kararlıyım. Değerli dava arkadaşlarımı da bu yolda yanımda göreceğime eminim.

En Derin Dayanışma Duygularımla,

Umut Oran – Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı 24.Dönem CHP İstanbul Milletvekili

Odatv.com

Oran’dan 30 ilde ve yurtdışında hayır kampanyası – Milliyet

oran-dan-30-ilde-ve-yurtdisinda-hayir-kampanyasi-8440087

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı ve eski CHP Milletvekili Umut Oran, referandumda 30 ilde ve yurtdışında aktif kampanya yürüteceğini belirtti. Geçen hafta Adana ve Niğde’de vatandaşla buluşan, bugün de Mersin’de temaslarda bulunacak olan Oran, Milliyet’e referandum sürecindeki kişisel kampanyası hakkında bilgi verdi.

MERİÇ TAFOLAR Ankara
Kampanya sürecinde 30 ili kapsayacak çalışma yürüteceğini, yoğun olarak İstanbul’da çalışacağını belirten Oran, “Yurtdışında da çalışmalar yürüteceğim. CHP, bir seferberlik ilan etmeli. Sayın Genel Başkan’ın ne kadar eski genel başkan, genel sekreter, eski MYK üyesi, eski milletvekili, eski il başkanı varsa şu anda hayatta olan ve partide sorumluluk almış tüm partilileri göreve çağırması lazım. ‘Milli Kuvvetler Merkezi’ gibi bir merkez oluşturulmalı. Bunun da önderliğini CHP’nin yapması gerekir. Parlamentonun içinde, dışında, ‘hayır’ cephesinde olan tüm siyasi parti liderlerini ve sivil toplum örgütü liderlerinin burada toplanması ve eşgüdüm sağlanması lazım” dedi.

CHP’lilerin yüzde 100 ‘hayır’ diyeceklerini, MHP tabanında da yüzde 75-80 oranında Bahçeli’nin aldığı pozisyonu doğru bulmayan bir kitle olduğunu savunan Oran, şöyle devam etti: “MHP tabanının sandığa gitmesi ve hayır demesi konusunda onları cesaretlendirmemiz lazım.. AKP tabanında da yüzde 15-20 civarında ‘hayır’ diyecek seçmen var. Referandumlarda sandığa gitmeyen seçmen sayısı artıyor. Protesto edebilecek, boykot edebilecek bir seçmen kitlesi var. Bunun bir parti meselesi olmadığını, bunun bir beka sorunu olduğunu iyi anlatmamız gerekiyor.”
‘Anlatamıyorum’
Sosyalist Enternasyonal toplantılarında Türkiye’deki demokrasinin nasıl bir şey olduğunu anlatamadığını belirten Oran şunları söyledi: “Bana şunu soruyorlar: ‘Ülkenizde demokrasi var, parlamenter sistem var, 1 Kasım’da seçim oldu, halk Davutoğlu’nu seçti. 1 yıl dolmadan Cumhurbaşkanı seçilen başbakanı görevden alıyor, yerine başkasını atıyor. Bunu anlamak mümkün değil.’ Meclis’ten bu karar çıktıktan sonra da şu soruyu sordular: ‘Zaten anlamamıştık ama bu sefer hiç anlamıyoruz. Atanan Başbakan kendi görevini bırakıyor, Başbakanlık makamını yok ediyor. Bu nasıl bir biattır?’ İşte ben demokraside böyle bir şeyin nasıl olduğunu anlatamıyorum.”

 

Parti Değil Memeleket Meselesi – Adana Bölge

adana bol

adana bol2

Haberin linki: http://www.bolgegazetesi.org/haber/350/parti-meselesi-degil-memleket-meselesi.html

Devlet Bahçeli, Cumhuriyet’le Hesaplaşanların Safına Düştü

Image processed by CodeCarvings Piczard ### FREE Community Edition ### on 2014-03-04 19:21:15Z | http://piczard.com | http://codecarvings.com

 

Umut Oran

Basın Açıklaması

27.12.2016

Devlet Bahçeli, Cumhuriyet’le Hesaplaşanların Safına Düştü

Başkanlık tartışmalarını yıllar boyunca doğru noktadan değerlendiren ve karşı duruş sergileyen Sayın Devlet Bahçeli’nin, tüm sözlerini yalanlayarak AKP’nin yanında saf tutması tesadüf değildir.

Her önemli dönemeçte AKP’nin önünü açmasından dolayı kendi tabanından uzaklaşan Bahçeli’ye duyulan tepki son seçimlerin ardından, Tüzük Kurultayı için toplanan imzalarla beraber, açık bir hesaplaşmaya dönüşmüştür. Sayın Bahçeli’nin, yükselen muhalif dip dalgaya karşı geliştirebildiği çözümse hukuksuzluğa başvurmak ve AKP’ye kayıtsız-şartsız teslim olmak olmuştur.

Sayın Bahçeli, her ne kadar kendince bahaneler ortaya koysa da AKP’nin Başkanlık Rejimine destek vermesinin tek gerekçesi: ”Muhaliflerine karşı hükümetin desteğini almak ve koltuğunu korumaktır.”

Türkiye’nin kurucu değerlerini hiçe sayan, ülkenin her anlamda kamplaşmasına sebep olan ve milletin birliğini bozan bu tavır aynı zamanda Bahçeli’nin “Cumhuriyetle hesaplaşma derdinde olanlarla” aynı safa düştüğünün de göstergesidir. Son günlerde Cumhuriyet Halk Partisi’ni hedef alan açıklamalarında görülen artış da bunun ispatıdır, Sayın Bahçeli suçunu bastırma çabası içindedir.

Ancak Sayın Bahçeli unutmamalıdır ki karanlık dönemlerden geçen milletlerin yöneticileri, sorunların sebebi olanlara destek vererek değil “doğrudan ve haktan” yana tavır alarak ülkelerine hizmet edebilirler. Türkiye de şu anda AKP’nin yarattığı sorunlar yumağıyla boğuşmaktadır. Bu noktada sorunların sebebi olanları meşrulaştırmak anlamına gelecek her destek; milletin birliğini ve devletin bekasını dinamitlemek anlamına gelecektir.

Hele hele işi bir adım daha ileri götürerek, konuyu ilk kurultayını Sivas Kongresiyle yapan Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve onun vatanseverliği asla tartışılamayacak olan tabanına hakaret etmeye vardırmak tam anlamıyla “yanlışa saplanmak” demektir. Böyle bir tavır, delegelerin ezici çoğunluğunun imzasıyla “meşruiyeti tartışmalı hale gelmiş” bir siyasinin son ve anlamsız çabaları şeklinde yorumlanmalıdır.

Asla şüphe edilmemelidir ki Kuva-yi Milliye ruhuna sahip olan Türk Milleti, Cumhuriyet’le hesaplaşma hevesinde olanları da onların saflarına düşenleri de görmektedir. Millet; Habur’da, Oslo’da, Dolmabahçe’de teröristlerle iş tutanları unutmadığı gibi onlara destek verenleri de asla unutmayacaktır. İşbirlikçiler ve destekçileri bir gün mutlaka yüce Türk Milletine hesap verecektir.

CHP, Sosyalist Enternasyonal’de bugün 40 yaşına girdi

sosyalist-chp

 

“Sosyalist Enternasyonal’e üye olunması kararını 40 yıl önce bugün oybirliğiyle kabul eden CHP, AKP’nin itibarını sarstığı Türkiye’yi yeniden insanlık ailesinin onurlu ve bağımsız üyesi haline getirecek tek güçtür

Umut Oran, bugün İstanbul Maltepe’de, yarın Afyonkarahisar’da

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, 40 yıl önce bugün düzenlenen 23. Kurultayda CHP’nin Sosyalist Enternasyonal’e üyelik kararını oybirliğiyle aldığını anımsatarak, “’Ulusal yararları ve dünya barışını korumak için yalnız devletten devlete ilişki kurmak yetmemektedir, Enternasyonal üyeliği dünyada hakça ve barışçı bir düzen kurulmasına katkımızı da kolaylaştıracaktır’ diyerek önergeyi veren rahmetli Bülent Ecevit’in de işaret ettiği gibi bugün AKP’nin itibarını sarstığı Türkiye’yi yeniden insanlık ailesinin onurlu ve bağımsız üyesi haline getirecek tek güç CHP’dir” dedi.

MALTEPE VE AFYON’DA

Bu akşam saat 19.00’da İstanbul Maltepe Küçükyalı Kültür Merkezinde, yarın (30 Kasım) akşam ise CHP Afyonkarahisar İl Başkanlığında “Sosyalist Enternasyonal ve Sol Gelecek” konulu toplantılara katılarak birer konuşma yapacak olan Umut Oran, bugün yaptığı yazılı açıklamada ise şunları kaydetti:

CHP 27-30 Kasım 1976 tarihleri arasında 4 gün boyunca süren 23. Kurultayını yapıp program ve tüzüğünü değiştirirken, Batılı Dünya sistemiyle özdeş olma girişimi anlamına da gelen Enternasyonal’e üye olunması kararı da alınmıştır. Birinci Genel Başkanımız, CHP’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere hedef olarak gösterdiği “muasır medeniyete” ulaşmak için yönümüzü döndüğümüz Sosyalist Enternasyonal’e neden üye olunması gerektiğini 3. Genel Başkanımız Bülent Ecevit bizzat kendisinin verdiği ve oybirliğiyle kabul edilen önergeyle şu şekilde açıklamıştı:

ECEVİT’İN KURULTAY ÖNERGESİ 

 “Sosyalist Enternasyonal’in ilkeleri CHP programındaki ilkelere uygundur. Ulaştırma ve kitle haberleşme araçlarında görülen hızlı gelişimin ulusları böylesine birbirine yakınlaştırdığı ve çağımızda ulusal yararları ve dünya barışını korumak için yalnız devletten devlete ilişki kurmak yetmemektedir. Kamuoyları, dış politikaların çiziminde, uluslararası konum belirlemelerinde giderek daha etkili olmaya başlamıştır. Demokratik ülkelerde kamuoyunu hem oluşturan hem yansıtan başlıca araçlardan biri de siyasal partilerdir. Bu nedenle her siyasal partinin kendi amaçlarına ve ilkelerine benzer amaçları ve ilkeleri benimseyen partilerle ilişkiler kurup geliştirmesi ülke yararının ve uluslararası yakınlaşmaların kaçınılmaz bir gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Bütün bu nedenlerle CHP, kendisiyle benzer ilkeleri paylaşan ve bu doğrultuda bulunan partilerin oluşturduğu sosyalist Enternasyonal’e katılması partimiz ve ülke yararınadır. Enternasyonal üyeliği dünyada hakça ve barışçı bir düzen kurulmasına katkımızı da kolaylaştıracaktır.”

Ecevit’in bu görüşü aradan geçen 40 yıla rağmen halen geçerliliğini korumaktadır. Evet CHP’nin, ülke çıkarlarını korumak adına gelişmiş demokrasilerle, Batı ile bağlantısı gücü, etkisi giderek artmaktadır. Bu sayededir ki ultra sağcı ve gayri milli olmasına rağmen “CHP’yi atacaklar bizi alacaklar” diyenlerin hezeyanlarını hala acı tebessümle anımsıyoruz.

Türkiye’nin çıkarı ve geleceği Batı’dadır, bugün yapılan gereksiz AB tartışmaları bu anlamda çok tehlikelidir. Türkiye’nin dış dünyayla özellikle Batı demokrasileriyle kalkınmışlığıyla insani gelişmişliğiyle temasının kesilmesi durumunda içeride, halen kadınlar araba kullansın mı kullanmasın mı devrimini tartışıp duran kimi Arap ülkelerinden farkımız kalmaz. Bu tehlikeli durumda dahi işte Ecevit’in önergesinde sözünü ettiği biçimde devletler arası ilişkinin dışında bizlerin dünya sol partilerinin arka kapı diplomasileri devreye girecektir, girmektedir de. Sosyalist Enternasyonal’de birçok ülkenin önceki cumhurbaşkanları, başbakanları, bakanları ile Başkan Yardımcısı olarak aynı konseyde görev yapıyoruz. CHP var oldukça Türkiye’nin muasır medeniyet arayışı bitmeyecektir, kimse Türkiye’yi yalnızlaştırıp, despotik bir ülke haline getirmeyi başaramayacaktır. Sosyalist Enternasyonal’e üye olunması kararını 40 yıl önce bugün oybirliğiyle kabul eden CHP, AKP’nin itibarını sarstığı Türkiye’yi yeniden insanlık ailesinin onurlu ve bağımsız üyesi haline getirecek tek güçtür.

ÜLKEYİ KURTARACAK BİRİKİM CHP’DE VAR

Bizim güven veren bir yönetime ve insan kaynaklarını etkin kullanabilen yeni bir kurumsal yönetişim sistemine ihtiyacımız var. Ülkeyi kurtaracak bilgi, birikim ve deneyim CHP’de var, onları bulup çıkartacağımıza, işbaşına geçireceğimize inanıyorum.

CHP’nin 97. yaşı kutlu olsun

UMUT ORAN: ATATÜRK’ÜN İKİ BÜYÜK ESERİNE GÖZ DİKENLER İÇİN ZAMANIN GETİRECEĞİ TEK ŞEY “HAYAL KIRIKLIĞI” OLACAKTIR. 

“GEÇMİŞİ İNŞA EDEN CHP’LİLER GELECEĞİ DE İNŞA EDECEK KARARLILIKTADIR” 

“BAKANLIĞA VERİLEN DİLEKÇEYLE DEĞİL KURTULUŞ SAVAŞI SİPERLERİNDE KURULAN CHP’NİN GEÇMİŞİ, GELECEĞİMİZİN GARANTİSİDİR.”

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, CHP’nin 97 yıl önce bugün Sivas Kongresinde  Anadolu-Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti olarak kurulduğunu anımsatarak, “Türk milletinin bağrından çıkan ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş mücadelesinden asla ayrı düşünülemeyecek olan Cumhuriyet Halk Partisinin 97. zafer yılı kutlu olsun. “Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış” olsa da Atatürk’ün iki büyük eserine göz dikenler için zamanın getireceği tek şey “hayal kırıklığı” olacaktır. Geçmişi inşa eden CHP’liler geleceği de inşa edecek kararlılıktadır. Çünkü bakanlığa verilen dilekçeyle değil Kurtuluş Savaşı siperlerinde kurulan CHP’nin geçmişi, geleceğimizin garantisidir” dedi.

Umut Oran, konuyla ilgili olarak bugün yaptığı açıklamada şu mesajları verdi:

Türk milletinin bağrından çıkan ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş mücadelesinden asla ayrı düşünülemeyecek olan Cumhuriyet Halk Partisinin 97. zafer yılı kutlu olsun.

4 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresinde, Anadolu-Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti olarak kurulan Cumhuriyet Halk Partisi’nin kuruluş gerekçesi aynı zamanda Kurtuluş Savaşının da gerekçesidir.

Türk milletinin kutsal çağrısını Amasya Tamimi’yle kaleme alan Mustafa Kemal’in gerekçesi nettir:

“1. Vatanın bütünlüğü, ulusun bağımsızlığı tehlikededir.

2. İstanbul Hükümeti, üzerine düşen görevi yerine getirememektedir. Bu durum ulusumuzu yok gibi göstermektedir.

3. Ulusun geleceğini yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır.

4. Ulusun içinde bulunduğu durum ve koşulların gereğini yerine getirmek ve haklarını gür sesle dünyaya duyurmak için her türlü etki ve denetimden uzak bir ulusal heyetin varlığı zorunludur. (…)”

İşte bu gerekçeler Cumhuriyet Halk Partisinin doğmasına ve günümüze kadar süren devrimci mücadelesine yol açan gerekçelerdir.

ANADOLU İNSANININ TOPRAĞA TUTUNMA KARARI

Bu anlamda CHP; bağımsızlığı ve varlığı tehlikeye düşmüş Anadolu insanının “Toprağa tutunma!” kararıdır. Bu karar, kuşaktan kuşağa kök salarak bugüne kadar ulaşmıştır.

CHP’nin 97. kuruluş yılında sıra neferi olarak mücadele eden bizler için de en temel vazife, CHP’yi ve Cumhuriyetimizi gelecek nesillere ulaştırmak yani ilelebet payidar kılmaktır.

Bizleri “en kıymetli hazinemiz” olarak gördüğümüz bağımsızlığımızdan ve Cumhuriyetimizden koparabilecek herhangi bir güç yoktur ve olmayacaktır. Bu inancımızın sebebi de gençliğin rehber edindiği Bursa Nutkunda gizlidir. Emaneti kabul eden gençlik Cumhuriyet Halk Partisini sonsuza kadar geliştirip, koruyacak olan tek güvencemizdir.

GEÇMİŞİ İNŞA EDEN CHP GELECEĞİ DE İNŞA EDECEKTİR

“Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış” olsa da Atatürk’ün iki büyük eserine göz dikenler için zamanın getireceği tek şey “hayal kırıklığı” olacaktır. Geçmişi inşa eden CHP’liler geleceği de inşa edecek kararlılıktadır. Çünkü bakanlığa verilen dilekçeyle değil Kurtuluş Savaşı siperlerinde kurulan CHP’nin geçmişi, geleceğimizin garantisidir.

İndir (PDF, 55KB)