Yazılar

CHP’deki kritik MYK öncesinde Umut Oran uyardı

“CHP yönetimi, seçmenin ‘neden CHP’ sorusuna yanıt vererek onu sandığa çekmeli”

 “Süre yetersiz, üye yapımız müsait değil demek ya da herhangi bir gerekçeyle parti üyelerini ve seçmenleri karar alma süreçlerinin dışına itmek, adı ne olursa olsun bir yönüyle ‘tek adamlık’ dayatması olacaktır.” 

“Çanlar muhalefet partileri için çalmaktadır. Vatandaşın uyarısına kulaklarını kapatanları ise tüm hezimetleri gölgede bırakacak bir yıkım beklemektedir. O noktaya gelmemek için bir an evvel ortak aklı hâkim kılacak yollara odaklanmak gerekmektedir.” 

“Yerel Seçim Süreci Ciddiyetten Uzak Ele Alınıyor!”

 ANKARA

Yerel seçimde gösterilecek adayların hangi yöntemle belirleneceğine dair belirsizlik sürerken bugün toplanan CHP MYK öncesinde Umut Oran’dan kritik saptama ve uyarılar geldi. Umut Oran, “Süre yetersiz, üye yapımız müsait değil… diyerek ya da herhangi bir gerekçeyle parti üyelerini ve seçmenleri karar alma süreçlerinin dışına itmek, adı ne olursa olsun bir yönüyle “tek adamlık” dayatması olacaktır” dedi. 24 Haziran’da ve sonrasında partinin yaptığı hatalar nedeniyle seçmenin zaten sandığa gitmeme eğiliminde olduğunu ve bu tepkinin giderek artacağı uyarısında bulunan Umut Oran, “CHP yönetimi, seçmenin ‘neden CHP’ sorusuna yanıt vererek onu sandığa çekmeli. Sürekli seçim kaybederek ulaşılan bu noktada artık çanlar muhalefet partileri için çalmaktadır. Sorumluluk sahibi her bir vatan evladının uyarılarına kulaklarını kapatanları bekleyense “tüm hezimetleri gölgede bırakacak bir yıkım olacaktır.” O noktaya gelmemek için bir an evvel ortak aklı hâkim kılacak yollara odaklanmak gerekmektedir” dedi. 

Umut Oran, konuyla ilgili olarak bugün yaptığı basın açıklamasında şunları kaydetti:

SEÇMENDE DERİN HAYAL KIRIKLIĞI VAR

İktidar karşısında 16 yıldır aralıksız olarak yenilgiye mahkûm olan ve “tek başına iktidar hedefi” koyamayan muhalefet unsurlarının ve özellikle de Cumhuriyet Halk Partisi’nin yaşanan seçimlerden yeterince ders almadığı her geçen gün tekrar tekrar ortaya çıkmaktadır.  Geniş toplum kesimlerinin “yeniden sandığa gitmek” için gerekçeler aradığı, muhalif seçmenlerin derin hayal kırıklıkları yaşadığı ve pek çok insan için “sandığın önemini” kaybettiği bir ortamda “yeni yollar bulması, yeni sözler söylemesi ve umudu yeniden yeşertmesi gereken” ana muhalefet partisinin yaklaşan yerel seçimleri ele alma şekli maalesef kaygıları arttırmaktadır.

SON DAKİKA DAYATMASI OLMASIN

16 Nisan referandumundan hemen sonra 24 Haziran’ı “gerekçe göstererek” özeleştiri mekanizmasını işletmeyen yönetim anlayışı şimdi de “yerel seçimleri” gerekçe göstererek “kurulu düzenin” aynen devam etmesini arzulamaktadır. Bu yanlış tutumun varacağı noktaysa şaşırtıcı değildir: “ilkeleri değil kişileri ya da potansiyel belediye başkan adaylarını tartıştırmak” ve zamanı tüketerek “son dakikada” adayları tabana dayatmak!

Oysa bu yöntem defalarca denenmiştir ve hiçbir sonuç alınamamıştır. Denenmiş yolları “yeniymiş gibi” kitlelere sunmaksa en basitinden “seçmenleri hiç anlamamaktır!”

Şüphe yoktur ki CHP seçmeni, “kurumsal değişim istemektedir, parti içinde demokrasi ve adalet beklemektedir.” Doğal olarak yerel seçimlerde de parti üyelerinin ve seçmenlerin taleplerinin belirleyici olmasını isterken, Genel Merkez’den yollanan listelerle seçimlerin yapılmasınaysa tamamen karşı çıkmaktadır. 

MYK ÜYELERİNİN VE MİLLETVEKİLLERİNİN ADAYLIK AÇIKLAMALARI TABANI KIZDIRIYOR!

Ne yazık ki bugüne kadar liyakati, adaleti ve tabanın iradesini egemen kılacak “bir yöntem” ortaya konamamış ve süreç her türlü “spekülasyona açık” hale getirilmiştir. Yaratılan bu boşluk ortamıysa bir başka büyük yanlışa sebep olmuş ve halen aktif görevlerde bulunan MYK üyeleri ya da milletvekilleri arka arkaya, kendilerini “aday adayı” olarak ilan etmeye başlamışlardır. 24 Haziran’ın üzerinden henüz 3 ay geçmişken ya da MYK üyeliği sorumluluğunu taşımaya devam ederken, arkadaşlarımızın asıl görevlerine odaklanmak yerine konumlarını başka makamlara ulaşmak için kullanmaları “tamamen yanlıştır.” Kendisini “belediye başkanlığına” uygun gören birinin 24 Haziran’da “milletvekili adayı olmaması ve partiye emek vermiş insanların önünü açması bekleneceği gibi”, MYK üyeliği gibi önemli bir konumu işgal eden birinin de “belediye başkanlığını” düşünmeye başladığı anda bu görevinden istifa etmesi gerekir. Hem milletvekili olayım hem de belediye başkan adayı olayım demek “her iki makamı da küçümsemek” anlamına geldiği gibi “parti içi emeği ve liyakati de” hiçe saymak ve “her koltuk sadece bana yakışır” demektir. Görünen odur ki milletvekillerinin ve MYK üyelerinin “bu keyfi tavırları” CHP üyelerini ve milyonlarca seçmeni kızdırmak dışında bir işe yaramamaktadır. 

CHP YÖNETİMİ ADAY BELİRLEME YÖNTEMİNİ DERHAL AÇIKLAMALIDIR

Kendisini sol, sosyal demokrat ya da Atatürkçü olarak tanımlayanların partisi olan CHP, her konuda olduğu gibi, yerel seçimler sürecinde de “en adil, katılımcı, demokratik aday belirleme yöntemini” ortaya koymak zorundadır. CHP’nin “ama AKP’de şöyle, MHP’de böyle” deme şansı olmadığı gibi “Biz AKP’den daha demokratik bir partiyiz” diyerek bir “avunma gerekçesi” yaratma hakkı da yoktur. Zira CHP, kötü olana göre değil “en iyilere göre” kendisini tanımlaması gereken bir partidir. Doğal olarak CHP’nin kendisini kıyaslayacağı partiler de “dünyanın gelişmiş ülkelerinde siyaset yapan partilerdir.” Bu itibarla aday belirleme yöntemi “tüm üyeleri ve hatta tüm seçmenleri” kapsayacak şekilde katılımcı olmalı ve her aşamada adil bir yöntem bulunmalıdır. “Süre yetersiz demek”, “üye yapımız müsait değil demek” ya da “herhangi bir gerekçeyle parti üyelerini ve seçmenleri” karar alma süreçlerinin dışına itmek, adı ne olursa olsun bir yönüyle “tek adamlık” dayatması olacaktır ve her şekilde reddedilmelidir.

Ayrıca;

-İlkesel olarak her türlü “ittifak söylemi” bir kenara bırakılmalı ve bu partinin tek başına iktidar olabileceği vurgulanmalıdır.

-Her seçim öncesinde belli odaklar tarafından gündeme sokulan “ünlü ya da sağcı” aday arayışından artık vazgeçilmelidir. Bu partinin öz evlatlarının da her toplum kesiminden oy alabileceği kabul edilmelidir. Tüm ömrünü partimize adamış olan gençlerin, kadınların ve parti emekçilerinin hakkı yenmemelidir.

-CHP, uzun zamandır terk ettiği bir özelliğini yeniden hatırlayarak geniş toplum kesimlerine “kendi hayallerini, kendi yerel yönetim anlayışını ve kendi özgün hedeflerini” anlatmalıdır. AKP’ye “laf yetiştirme” yanlışına bir kez daha saplanılmamalı ve takipçi pozisyonu artık terkedilmelidir. 

ÇANLAR MUHALEFET PARTİLERİ İÇİN ÇALIYOR!

Diğer bir deyişle hayatın kurallarıyla siyasetin kuralları hemen her noktada kesişmektedir. Aynı şeyi yapanlar aynı sonucu alacağına göre “yeni bir şey yapması gereken” de iktidar bloğu değil muhalefet partileridir. CHP başta olmak üzere tüm muhalefet partileri ya bir yol bulacaklar ya da yavaş yavaş tüm iddialarını kaybedeceklerdir. Sürekli seçim kaybederek ulaşılan bu noktada “çanlar muhalefet partileri için çalmaktadır.” Sorumluluk sahibi her bir vatan evladının uyarılarına kulaklarını kapatanları bekleyense “tüm hezimetleri gölgede bırakacak bir yıkım olacaktır.” O noktaya gelmemek için bir an evvel ortak aklı hâkim kılacak yollara odaklanmak gerekmektedir. Ne mutlu ki Türk milleti her şeye rağmen hâlâ direnmektedir.

Basın Açıklaması:

Yerel Seçim Süreci Ciddiyetten Uzak Ele Alınıyor

Sevinç Gözyaşlarıyla Kutlayacağımız Kuruluş Yıldönümleri de Gelecek!

 

 

CHP kuruluş yıldönümü için Umut Oran’dan manidar mesaj:

Sevinç Gözyaşlarıyla Kutlayacağımız Kuruluş Yıldönümleri de Gelecek! 

‘Seçimde oy kullanmayacağım’ diyen tabanımıza karşı Genel Merkez doğru analiz yapmıyor! 

Kurumsal değişimin yolunu çizemeyen bir kısım parti içi muhalefet “felaket tellallığı” yapıyor. 

Ben ve tüm yol arkadaşlarım, Genel Merkez Üst Yönetimi için değil, ama tarihi şan ve şerefle dolu Cumhuriyet Halk Partisi ve partisine ömrünü vermiş fedakâr partililerimiz için alanlarda olacağız. 

CHP’li Umut Oran, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kuruluş yıldönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, 24 Haziran’da rejimin değişmesinden dolayı Atatürk’ün diğer eseri olan CHP’nin kuruluş yıldönümünü kutlamak için öncelikle özeleştiri yapılması gerektiğini vurguladı. “Sevinç Gözyaşlarıyla Kutlayacağımız Kuruluş Yıldönümleri de Gelecek” diyen Umut Oran, “Seçimde oy kullanmayacağım diyen tabanımıza karşı Genel Merkez Üst yönetimi halen doğru analiz yapmıyor! Kurumsal değişimin yolunu çizemeyen bir kısım parti içi muhalefet de ‘felaket tellallığı’ yapıyor” mesajı verdi. Umut Oran, “Ben ve tüm yol arkadaşlarım, Genel Merkez Üst Yönetimi için değil, ama tarihi şan ve şerefle dolu Cumhuriyet Halk Partisi ve partisine ömrünü vermiş fedakâr partililerimiz için alanlarda olacağız. ‘Emanet oy, stratejik oy, tepkisel oy’ gibi uydurma gerekçelere savrulan kim varsa hepsini CHP’ye oy vermeleri için ikna etmeye çalışacağız” diyerek yerel seçimler için yurdun dört bir tarafında yine çalışacağını açıkladı. 

Yeni hamleler yoksa kutlama havada kalır

Umut Oran, bugün yaptığı yazılı basın açıklamasında şu mesajları verdi:

Atatürk’ün iki büyük eserimden biri dediği Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm kurum ve kurallarıyla dönüştürüldüğü ve 24 Haziran itibariyle de “rejimin değiştiği” bir ortamda Atatürk’ün diğer eseri olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin “95.kuruluş yıldönümünü” kutlamaya çalışıyoruz. Zira kutlama yapmak için “Elimizde ne kaldı?” sorusu hâlâ cevaplanmayı beklediği gibi, “özeleştiri yapmadan, uygulanabilir bir yol haritası ortaya koymadan ve parti tabanında görülen derin hayal kırıklıklarını giderecek yeni hamleleri, her kademedeki yeni kadrolarla yapmak için irade koymadan” “kutlama adı altında yapılacak” her şey havada kalacaktır.

Kafa Karışıklığı Yüzyıla Yaklaştı

İşin esasına girildiğinde görülecektir ki “belirsizlik” partimiz için yeni değildir. Her fırsatta “Biz, İçişleri Bakanlığına verilen dilekçeyle kurulan bir parti değiliz!” diyen bir partinin kuruluş yıldönümü olarak 4 Eylül 1919’u, yani birinci kongremiz olan Sivas Kongresini değil de 9 Eylül 1923’ü kabul etmesi bile başlı başına bir sorundur. Nerdeyse yüzyıla yaklaşan bu kafa karışıklığı sebebiyle partimiz 95.yaşına mı girdi yoksa 99.yaşını mı kutladı belirsizdir. Kanaatimiz odur ki kaderi Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderiyle aynı olan Cumhuriyet Halk Partisi, Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti geleneği ve kurtuluş mücadelesi demektir. Bu anlamda “Ya İstiklal Ya Ölüm!” diye yola çıkanların “irade beyanı olan” Sivas Kongresi partimizin resmi kuruluş tarihi olarak görülmeli ve partinin kökleriyle bağı asla koparılmamalıdır. 

CHP Tabanındaki Büyük Hayal Kırıklığı Doğru Değerlendirilmeli!

Partimizin kuruluş yıldönümünde karşımızda duran ve kutlama yapmayı engelleyen diğer bir konuysa geçmişte hiç bu dereceye çıkmamış olan hayal kırıklığıdır. Özellikle 16 yıldır devam eden iktidar bloğunun meseleyi “rejim değişikliğine” kadar götürebilmesi fedakâr tabanımızda “klasik parti siyasetiyle bir şey yapılamaz” görüşünün yaygınlaşmasına sebep olmuştur. Partililiğinden ve bugüne kadar ki fedakârlıklarından asla şüphe edilemeyecek çok sayıdaki seçmenimiz “yerel seçimlerde oy kullanmayacağını” yüksek sesle dile getirmektedir ve bu düşünce hızla partililer arasında yayılmaktadır. “Tabanın parçalanması” olarak görülmesi gereken bu tepkilere karşı Genel Merkez Yönetimininse “doğru analiz yapamadığı” ortadadır. Tabanın yaşadığı büyük hayal kırıklığını ortadan kaldırmak ve onları yeniden mücadele zeminine çekmek için atılması gereken adımları planlamak yerine “Küskünler AKP’ye oy versin!” gibi “tamamen yanlış açıklamalar” yapmak hatada ısrar etmek demektir. Tarih boyunca parti örgütüyle ve seçmen tabanıyla kavga ederek başarılı olabilmiş bir yönetim ya da siyasi parti görülmemiştir. Bundan sonra da görülmesi mümkün değildir. Bu itibarla CHP üst yönetimi acilen “somut adımlar atmalı” ve parti tabanını rahatlatacak yöntemler bulmalıdır. Aksi her durumda CHP’yi ve Türkiye Cumhuriyeti’ni çok daha karanlık günler bekleyecektir. 

Yerel Seçimler Parti İçi İktidar Mücadelesinin Cephesi Haline Getirilmemelidir!

Hiç şüphe yoktur ki temsili demokrasinin en önemli unsurlarından biri seçimlerdir. Her siyasi partinin amacı da her seçime katılmak ve her seçimden iktidar olarak çıkmaktır. Ancak 16 yıldır devam eden başarısız sonuçların ardından özellikle parti içinde iktidar mücadelesi veren, meseleyi “sen-ben” kavgasına indirgeyerek tartışma zeminini yanlış yerde kuran ve bu yolla tabanın enerjisini de yok eden bazı grupların yerel seçimleri “parti içi mücadelenin bir cephesi” haline getirme gayreti içinde oldukları da ortadadır. Yaşanan bunca yenilgiye rağmen doğru analizler yapamayan, doğru kadroları oluşturamayan, ortak aklı egemen kılacak yöntemler geliştiremeyen ve CHP’yi 21.Yüzyıla taşıyacak olan kurumsal değişimin yolunu çizemeyen parti içi muhalefet unsurlarından bir kısmının yine bir hata yaparak “felaket tellallığı” yaptıkları ortadadır. Ancak bize göre bu yaklaşım her anlamda yanlıştır. Parti üst yönetiminin yanlışları ortadadır ve mazur görülmeleri için hiçbir sebep de yoktur. Ancak parti duvara toslasın da bize ortam doğsun diye düşünmek de en hafif ifadeyle “siyaseti bilmemektir.” Zira unutulan nokta şudur: Her iktidar yıkılabilir! Eğer her türlü olumsuzluğa rağmen iktidar değişmiyorsa o noktada asıl sorun iktidar olmak isteyenlerin “doğru hamleler yapmamasıdır.” Bu durum hem Türkiye’deki iktidar-muhalefet ilişkileri açısından geçerlidir hem de CHP içindeki iktidar-parti içi muhalefet ilişkileri için geçelidir. Unutulmamalıdır ki “zamanı gelmiş fikirlerin karşısında hiç kimse duramaz!” Ve bir kısım arkadaşımızın düşündüğünün aksine parti bir kez daha yenilince “otomatik olarak” iktidar değişmeyecektir. 

Ben ve Arkadaşlarım “Bir Oy Fazla Almak için Sahada Olacağız!”  

Siyasetin doğru zamanda, doğru insanlarla, doğru fikirlerle ve doğru vasıtalarla yapılması gerektiğine inanan bizler için “büyük stratejimize” zarar verecek her türlü “taktik eylem”, kısa vadeli getirilerine rağmen reddedilmelidir. Bizim için “büyük strateji: Türkiye Cumhuriyeti’ni muasır medeniyetlerin ötesine taşımaktır.” Bu hedefe bizi ulaştırabilecek tek güç de Cumhuriyet Halk Partisi’dir. O halde asıl olan yönetimlerin geleceği değil Cumhuriyet Halk Partisi’nin geleceğidir. Asıl olan Cumhuriyet Halk Partililerin “mücadele azim ve kararıdır.” Bu anlamda yerel seçimlerde alınacak her bir oyu “büyük stratejimizin” gerçekleştirilmesinde bir adım olarak gördüğümüzün bilinmesini istiyorum. Ben ve tüm yol arkadaşlarım, Genel Merkez Üst Yönetimi için değil, ama tarihi şan ve şerefle dolu Cumhuriyet Halk Partisi ve partisine ömrünü vermiş fedakâr partililerimiz için alanlarda olacağız. “Emanet oy, stratejik oy, tepkisel oy” gibi uydurma gerekçelere savrulan kim varsa hepsini CHP’ye oy vermeleri için ikna etmeye çalışacağız. Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderiyle CHP’nin kaderini, CHP’nin kaderiyle de kendi kaderimizi aynı gördüğümüz için CHP üst yönetimini cezalandırmak isteyenlerin aksine partimizi onurlandırmak ve yarınların daha büyük mücadelelerine hazırlamak için “yerel seçimlerde hiçbir makama aday olmadan” partimiz için il il, ilçe ilçe, belde belde dolaşacağız. Doğruları halkımıza anlatacağız ve mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz. 

CHP’nin Kuruluş Yıldönümlerini Hep Beraber Yine Kutlayacağız!

Biliyoruz ki şartlar zorlu ve her kavram birbirine karışmış durumda. Ancak korkmuyoruz! Rejimin değiştiği bir dönemde, yaşadığımız büyük kalp kırıklıklarını ve hüznü hiç unutmadan CHP’nin kuruluş günlerini daha büyük coşkuyla kutlayacağımız o günlerin geleceğini biliyoruz. Partimizi yüzlerce yıl yaşatacak adımları atmak için kendimizi “sorumlu görüyoruz.” Sonunda kazanacağımızı da biliyoruz. Zira haklı olan güçlüdür. Biz de haklıyız! Haklılığımızdan aldığımız güçle 4 Eylülleri de 9 Eylülleri de sevinç gözyaşlarıyla kutlayacağımız o güzel günler için mücadele etmeye devam ediyoruz. Tüm Cumhuriyet Halk Partilileri de bu mücadeleye omuz vermeye davet ediyoruz.

Basın Açıklaması;

 

 

Genel Başkan Arayışından Önce Ortak Aklı Bulalım

Umut Oran’dan kurultay ve 24 Haziran değerlendirmesi:

·   “Genel Başkan Arayışından Önce Ortak Aklı Bulalım”

·   “Acilen Kurultay Kararı Alalım Ama Genel Başkan Seçiminden Önce CHP’yi Baştan Aşağıya Çağa Uygun Hale Getirelim!”

·   “En az 10 gün sürecek kurultayda CHP’yi 21. Yüzyıla uyumlu kılacak reformları yapalım”

·   “Siyaset sistemi baştan aşağıya değiştirildikten, parti içi demokrasi egemen kılındıktan ve ortak akıl kullanılmaya başlandıktan sonra” partimize değer katacak pek çok yeni yüz siyaset saflarına katılacaktır.”

·    “Elbette zamanın gerçeklerine uygun olarak kurumsal anlamda yenilenen CHP’ye Genel Başkan olarak hizmet etmek isteyen adaylar da olacaktır. Bu da herkesin hakkı olduğu gibi aynı zamanda bir görevdir. Bu ihtiyaç ortaya çıktığında ben de üzerime düşen ve partililerimin uygun gördüğü hiçbir görevden kaçmayacağım ve gereğini büyük bir kararlılıkla yapacağım!”

CHP’li Umut Oran, sandık aracılığıyla rejimin değişmesine yol açan 24 Haziran seçimleri sonrasında CHP’de gündeme gelen değişim ve kurultay taleplerini kapsamlı bir çalışma ile değerlendirdi. CHP’nin ana sorununun tek bir kişi ya da yöntem olmadığını, sorunun “kurumsallaşamamaktan” kaynaklandığını belirten Umut Oran, “24 Haziran hezimetinin hemen ardından fedakâr CHP tabanından yükselen olağanüstü kurultay çağrıları anlamlıdır. Ancak tabanın doğru değerlendirmesinin aksine ‘önce kendini başarılı ilan edip’ ardından kurultay çağrısı yapmak ya da ‘kurultayın gereksiz olduğunu’ ilan etmek başlı başına büyük bir hatadır” dedi. Bu bakış açısıyla kurultay olursa kim kazanırsa kazansın 16 yıldır devam eden seçim yenilgilerinin tartışılmayacağına işaret eden Umut Oran, “Acilen kurultay kararı alalım ama genel başkan seçiminden önce CHP’yi baştan aşağıya çağa uygun hale getirelim! En az 10 gün sürecek kurultayda CHP’yi 21. Yüzyıla uyumlu kılacak reformları yapalım. ‘Siyaset sistemi baştan aşağıya değiştirildikten, parti içi demokrasi egemen kılındıktan ve ortak akıl kullanılmaya başlandıktan sonra’ partimize değer katacak pek çok yeni yüz siyaset saflarına katılacaktır. Elbette zamanın gerçeklerine uygun olarak kurumsal anlamda yenilenen CHP’ye Genel Başkan olarak hizmet etmek isteyen adaylar da olacaktır. Bu da herkesin hakkı olduğu gibi aynı zamanda bir görevdir. Bu ihtiyaç ortaya çıktığında ben de üzerime düşen ve partililerimin uygun gördüğü hiçbir görevden kaçmayacağım ve gereğini büyük bir kararlılıkla yapacağım!” dedi. 

Herkesin CHP’ye bakması normal

Umut Oran, CHP örgütüyle de paylaşacağı çalışmasında özetle şunları kaydetti:

Tarihsel kırılma dönemlerinde geniş toplum kesimlerinin hizalanmak ve kötü gidişatı tersine çevirmek için örgütlü yapılara ya da toplum önderlerine bakması doğaldır. Türkiye’de de özellikle 16 yıldır devam eden zulüm dönemi sebebiyle, tüm muhalefet unsurlarının siyasi partilere ve en başta da Cumhuriyet Halk Partisi’ne bakmaları, CHP’den gelecek açıklamaları takip etmeleri ve bazı dönemlerde de CHP’yle birlikte eyleme geçmeyi düşünmeleri hayatın doğal akışına uygundur.

… En iyinin ve en doğrunun anlamıysa seçim sonuçlarıyla sınırlı değildir. İlkeli olmanın, öncü rolüne sadık kalmanın yanında Cumhuriyeti korurken ve geliştirirken “devrimcilik” ilkesine uygun hareket etmek de en iyinin ve doğrunun içinde sayılması gereken özelliklerdir. Böylece, adı ve zamanı ne olursa olsun, seçim sonuçlarının değerlendirilmesinde, oy oranlarını aşan bir bakış açısının olması zorunluluk halini alacaktır. 

24 Haziran Sonuçları Nasıl Değerlendirilmelidir?

O halde son seçimlere dair yapılan analizlerde ve başarı/başarısızlık söylemlerinde alınan “oy oranları”, değerlendirmeye tabi tutulacak kriterlerden sadece biri olarak karşımıza çıkacaktır. Örneğin; alınan oylar kadar önemli olan şeylerden biri, seçimlerin Cumhuriyetin geleceğine dair doğurduğu sonuçtur. Bir başka deyişle 24 Haziran seçim sonuçları Cumhuriyetimizin geleceği açısından olumlu olarak mı yoksa olumsuz olarak mı değerlendirilmelidir? Şayet cevaplar “olumsuzluk” üzerineyse alınmış olan oy oranları ister %22, isterse de %30 olsun, sonuç “başarısızlık” olarak görülmelidir. Zira Cumhuriyet Halk Partisi için Cumhuriyetimizin geleceğinden ayrı ve bağımsız düşünülebilecek bireysel ya da kurumsal bir “başarı hikâyesi” yoktur ve olmayacaktır. Benzer şekilde sorulacak olan başka bir soru şu olmalıdır: 24 Haziran’la birlikte kuruluşu tamamlanan “tek adam rejimi” Türk Milletinin bekası açısından ileri bir adım mıdır yoksa milletin beka sorunu büyümekte midir? Şayet cevap beka sorununun büyüyerek devam ettiğine işaret ediyorsa o halde seçim sonuçları tartışmasız şekilde “hezimettir.” Zira CHP için, Türk Milletinin yükselen beka sorununa rağmen kazanılabilecek bir seçim ya da zafer yoktur; olmayacaktır. 

 “Rejim Değişmiştir!”

Öyleyse 24 Haziran seçimleri nereden bakılırsa bakılsın Türkiye Cumhuriyeti, Türk Milleti ve Cumhuriyet Halk Partisi için “gerileme” anlamına gelmektedir. Bu gerilemenin en hayati sonucu da ortadadır: “Rejim Değişmiştir!” Yani dünü, bugünü ve yarını kapsayacak here türlü değerlendirmenin başına “rejim değişmiştir” cümlesi konulmak zorundadır. Bu sayede her iddia ve fikir yerli yerine oturacak ve bazı kesimler tarafından ortaya konulan “başarı” söylemlerinin “neye rağmen ve neye göre başarı?” olarak görüldüğü de sağlıklı şekilde tartışılmaya başlanacaktır. Ancak düşüncemiz odur ki Cumhuriyetimiz mevzi kaybederken “başarı hikâyeleri” anlatmaya yeltenen herkes, unvanı ne olursa olsun, “analiz yanlışı” yapmaktadır ya da daha kötüsü gerçekle bağlarını koparmıştır. 

Tarihin Seyrini Değiştirmenin İlk Kuralı: Doğru Analiz

Mücadele azim ve kararlılığında olanlar için her mağlubiyet; özeleştiri yapmak, hatalardan ders çıkarmak, yeni atılımlar yapmak ve kazanmanın yollarını aramak için bir vesile demektir. Oysa “yenildiği anda dâhi kazandığını” sananlar için ortada çok büyük bir problem görünmeyecektir!… Türkiye ve CHP özelinde yanlış analiz yapmanın bedeliyse: Cumhuriyetin ve Türk Milletinin felaketine engel olamamaktır.” Durum bu derece vahim, hakikat de bu derece nettir. 

CHP’nin Sorunu: “Kurumsal Aklı Üretememektir!”

Peki “CHP’nin Sorunu Nedir?” Kanaatimiz odur ki bu sorunun cevabı: “Genel Başkan’dır, kadrolardır, tarihin yüklediği sorumluluklardır, siyaset yapma biçimidir, söylemidir, vs” değildir…. CHP’nin ana sorunu tek bir kişi ya da yöntem değildir, CHP’nin ana sorunu “kurumsallaşamama” sorunudur.

Bu yüzden onlarca seçim yapılmasına rağmen hiçbir seçimden gerekli dersler çıkarılamamaktadır.

Bu yüzden, yıllar geçmesine rağmen birbirini tamamlayan adımlar atılamamaktadır.

Bu yüzden siyasi partilerin en önemli gücü olan “tutarlılık” özelliği bir türlü hayata geçirilememekte ve parti sürekli “savruluyormuş” gibi görünmektedir.

Ortak kurumsal aklı üretemeyen CHP; günübirlik politikalara ve kişisel demeçlere ya da performanslara yenik düşmekte ve fedakâr tabanı sürekli olarak alın teri dökmesine rağmen hiçbir başarı elde edememektedir… Oysa gelişmiş ülkelerde ve özellikle sol-sosyal demokrat partilerde durum tam tersidir. Her seçime nasıl hazırlanılacağı, her seçim sonucunun nasıl değerlendirileceği ve sonuçların “gereğinin nasıl yapılacağı” neredeyse bellidir… Bu sayede kimse iktidar olamasa da “ben başarılıyım” dememektedir. Ya da hiç kimse “rejim değişti ama ben oyumuzu yükselttim” gibi gerekçeler üretmemektedir. 

Olağanüstü Kurultay Çağrıları Anlamlıdır Ancak Meseleyi Sadece “Genel Başkanlık” Düzeyinde Ele Almak “Büyük Bir Analiz Yanlışıdır!

24 Haziran hezimetinin hemen ardından fedakâr CHP tabanından yükselen “olağanüstü kurultay” çağrıları anlamlıdır. Zira bugüne kadar CHP Yönetimleri tarafından kendilerine verilen her görevi büyük bir özveriyle yerine getiren insanların yenilginin sebeplerinin masaya yatırılmasını istemelerinden ve bir sorumlu aramalarından daha doğal bir şey yoktur. Ancak tabanın doğru değerlendirmesinin aksine “önce kendini başarılı ilan edip” ardından kurultay çağrısı yapmak ya da “kurultayın gereksiz olduğunu” ilan etmek başlı başına büyük bir hatadır. Zira temelinde “büyük bir analiz yanlışı” yatmaktadır. Bu bakış açısının ulaşabileceği yerse günlerce sürecek “kişisel liderlik” yarışı, bolca hamaset ve tüm yapısal sorunların unutularak meselenin “sen-ben” kavgasına kilitlenmesi olacaktır.

Elbette her başarısızlık mutlaka eleştirilmelidir ve elbette “hiçbir şey olmamış” gibi davranılmamalıdır. Ancak “rejimin bile sıradan bir olaymış gibi değiştirildiği” bir sandık oyunundan sonra meseleyi sadece “genel başkanlık” ya da “bireysel özellikler” üzerinden açıklamaya ve kodlamaya çalışmak tam anlamıyla gaflettir.

Zira bu bakış açısıyla kurultay olursa;  Bir kez daha tüm yük, her türlü baskıya açık hale getirilen 1.250 delegenin omuzlarına yüklenecektir ve maalesef özellikle bazı belediye başkanlarının yönlendirmesiyle “bir tek adam” seçilecektir! 

Bu bakış açısıyla kurultay olursa; Genel Başkan seçilen “her şeyi” alacak, kaybedenler de süreç içinde “tasfiye” olacaktır! Oysa Türkiye’nin her bir yanı “anti-demokratik uygulamalar ve adil olmayan parti içi seçimler sebebiyle” tasfiye edilen ya da giderek partiden uzaklaşan CHP’lilerle doludur. Her ilde her ilçede nerdeyse 2 yılda bir tüm ekipler değişmektedir ve ne yazık ki parti örgütleri “un değirmeni gibi” gelen herkesi hızla öğütmektedir. Çoğulculuğu, farklılığı, demokrasiyi referans almayan siyaset yapma biçimi ve kurallar sebebiyle büyük bir küskünler ordusu yaratılmıştır.

Yine bu bakış açısıyla kurultay olursa “kim kazanırsa kazansın“ 16 yıldır devam eden seçim yenilgileri tartışılmayacak, bizi çağa uyduracak, gelecek nesillere örnek olacak ve en önemlisi çözümü “kurumsallıkta gören” anlayış aranmayacak ve bunların yerine “kurultayı” kim kazanırsa “o” konuşulacak ve kazananlar da hiç kimseye sormadan “yerel yönetim seçimleri” için “koltuk dağıtmaya” başlayacakladır!

Yani gelinen noktada bizi bunca yıl yenilgiye mahkûm eden yapısal sorunlar üzerinden değil “genel başkanlık ve yerel yönetimler” üzerinden bir tartışma yürümektedir. 

CHP’de Genel Başkan Olabilecek Onlarca Değerli İnsan Vardır Ancak Genel Başkanları “Tek Adam” Olmaktan Alıkoyacak Kurumsal Mekanizmalar Yoktur!

Bu tartışma zemini çok ama çok tehlikelidir. Zira CHP’de Genel Başkan olabilecek pek çok değerli insan vardır. Layıkıyla belediye başkanlığı yapacak, milletvekili olarak partiye ve millete hizmet edebilecek binlerce CHP’li her yerdedir. Ancak sorunumuz hiçbir zaman “nitelikli insan” değildir. Sorunumuz “nitelikli insanların siyasetin doğal akışı içinde kendilerine yer bulamamalarıdır.” Yani sorun; Genel Başkanları “Tek Adam” olmaktan alıkoyacak kurumsal mekanizmaların yokluğudur. Eğer her şeye ve her koşulda 1 kişi karar verecekse, eğer sistem bir kez koltuğa sahip olanın kendi istemediği sürece o koltuktan indirilmesine imkân vermiyorsa, eğer “seçilmiş tek adamın” ve “tek adamın adamlarının” her şeyi “kafalarına göre” dizayn etmelerinin önünde herhangi bir kurumsal engel yoksa ortada Genel Başkan’ın kim olduğundan daha önemli sorun var demektir. Bu sorunun adı da: “Bozuk siyaset sistemidir!” 

Rejim Değiştiğine Göre Kavramlar da Değişmiştir, Siyaset Kurumu da Değişmek Zorundadır!

Gelinen noktada zemin kaymıştır, rota değişmiştir, yollar ve yöntemler anlamsızlaşmış, geçmişe dair tüm kavramlar anlamını kaybetmiştir zira hepsi “parlamenter sistem”le beraber doğmuş, gelişmiş ve şimdi de yok olmuşlardır. Artık adı Cumhurbaşkanlığı olan, ama aslında “Tek Adamlık” anlamına gelen garip bir başkanlık rejimi vardır… Yani CHP’nin geçmişten ders alarak “yeni rejime göre örgütlenmesi, kurumsal değişimi sağlaması, ideolojik olarak netleşmesi, ortak aklı egemen kılacak yolları bulması, son derece anti-demokratik olan tüzüğü ve yönetmelikleri baştan aşağıya değiştirmesi vb.” gerekir. 

Acilen Kurultay Kararı Alalım Ama Genel Başkanlık Seçiminden Önce CHP’yi Baştan Aşağıya Çağa Uygun Hale Getirelim!

Oysa CHP, sadece bir siyasi parti değildir. CHP kaybederse Cumhuriyet ve Türk Milleti de kaybedecektir. Kuvâ-yi Milliyecilerin kutlu yuvası olan Cumhuriyet Halk Partisi, Türk Milletine karşı olan tarihsel sorumluluğunun bilincinde olmalı ve “sıradan Genel Başkanlık” yarışından önce “yapısal sorunlarına” el atmalıdır. Geçmişin kötü alışkanlıklarından kurtularak, örgütlenme biçiminden tüzüğe ve yönetmeliklere kadar her şey “ortak akılla” ve “değişimi otomatik” hale getirecek şekilde “yeniden inşa edilmelidir.” Bunun yoluysa Kurultayı 2 bölümde ele almaktır. En az 10 gün sürecek olan ilk bölümde “21.yüzyılı CHP yüzyılı” haline getirecek olan reformlar ortaya konmalıdır. Buna da tüm “Genel Başkan adayları öncülük etmeli ve partiyi geleceğe taşıyacak olan önerilerini kurulacak olan “ortak komisyona” aktarmalıdırlar. Örneğin;

-Genel Başkanlık yarışı başlamadan önce partinin her kademesinde ve CHP’li Belediyelerde %50 kadın temsilinin sağlanması ve bu eşitlik sağlanmadığı sürece hiçbir kurulun oluşturulamayacağının kural haline getirilip “tüzük maddesi olarak” kabul edilmesi en az Genel Başkanın kim olacağı kadar önemlidir.

-Aynı şekilde tüm Genel Başkan adaylarının ortak deklarasyonuyla objektif bir başarı kriteri getirilerek örneğin, “2 seçim üst üste seçim kaybeden ve iktidar olamayan Genel Başkan” görevinden ayrılır. “3 Dönem üst üste milletvekilliği, belediye başkanlığı, belediye meclis üyeliği vs. yapanlar 4.dönem aday olmazlar” gibi bir kuralın benimsenmesi bugünlerde yaşanan tüm tartışmaların gelecekte hiç gündeme gelmemesini garanti eder.

-Her kademede “önseçimin esas olması”, “üye sayısının arttırılması ve etnikçiliğin, mezhepçiliğin, bölgeciliğin ve her türlü feodal alışkanlığın partiden uzaklaştırılması için “nitelikli üyelik” hedefinin konulması da “hak edenin, emek verenin hak sahibi olması” anlamında büyük katkı sağlayacaktır.

-İl ve ilçe başkanlarının “objektif başarı kriterlerine” göre değerlendirilmesinin sağlanması, parti emekçilerinin Genel Merkez kapılarında bekletilmesinin önüne geçecek önlemlerin alınması, partinin her kademesinde “liyakatin” esas olması ayrıca önem arz etmektedir ve öncelikle çözülmelidir.

-Partinin çağa ayak uydurması ve artık “teknolojiyi keşfetmesi”, sadece üyeleri değil tüm oy verenleri ve seçmenleri karar alma süreçlerinin içine dâhil etmesi devrimsel bir tavır olacaktır.

-Cumhurbaşkanı adayları da dahil olmak üzere hiçbir adaylığın “Genel Başkanın şahsi kararına” bırakılmaması da ayrıca önemlidir.

-Ama en az diğerleri kadar önemli olmak üzere danışma kurullarının yani ortak akıl platformlarına işlerlik kazandırılması, partinin bir siyaset okulu vazifesi görerek kuşaklar arasında bilgi alışverişine imkân vermesi ve parti binalarında yeniden “siyaset konuşulmaya” başlanması da çok ama çok elzemdir.  

Kim Genel Başkan Olacak?

Bu ve benzeri kararları tüm Genel Başkan Adaylarının katılımıyla ve önerileriyle aldıktan, geçmişten bugüne kadar yapılan hataları masaya yatırdıktan, “özeleştiri” mekanizmalarını inşa ettikten ve ideolojik netliği sağlandıktan sonra sıra “Kim Genel Başkan Olacak?” sorusuna gelebilecektir. Bu noktada adaylık tüm CHP’lilerin hakkıdır ve “doğru işleyen bir kurumsal mekanizma” kurulduktan ve Kurultayda kabul edildikten sonra “Kimin Genel Başkan Olacağının” aslında çok da önemi kalmayacaktır. Çünkü asıl sorunu aştıktan yani “kurumsal aklı egemen kıldıktan” sonra seçilecek olan Genel Başkanların “tek adam” olmaları ve koltuktan güç alarak “değişimin önündeki engel” olmaları engellenmiş olacaktır.

Her şeyin kurala bağlandığı böylesi bir ortamda iç çatışmalar, küskünlükler, boşa akan enerjiler, gerçeklerle bağını koparmalar da olmayacaktır. Bu sayede dünyanın en fedakâr ve çalışkan seçmenleri olan Cumhuriyet Halk Partililer bir kez daha Mustafa Kemal’in Askerleri olarak Kuvâ-yi Milliye ruhuyla Türkiye’yi baştan sona yeniden inşa edebileceklerdir. Bu sayede her seçimden sonra ortaya çıkan elem ve keder yerine korkmadan “özeleştiri yapan, hatalarla yüzleşen” ve seçimleri de kazanan bir parti ortaya çıkacaktır.

İşte tüm bunlar yapıldıktan sonra iktidar bloğunun sürekli gündeme getirdiği “silahlı, palalı sivil grupların” tehdidi de son bulacaktır. Zira örgütlü bir toplumu kimsenin yenemeyeceği bir gerçektir. Mustafa Kemal’in manevi mirasçıları için örgütlenmek ve Cumhuriyetimizi ilelebet payidar kılmak, bir seçim değil ertelenemeyecek bir görevdir.

Büyük Türk Milletini hak ettiği refaha, huzura, barışa, zenginliğe ve kudrete kavuşturacak olan şey “kurumsal dönüşümünü sağlamış, adaleti ve demokrasiyi kurallarla güçlendirmiş” Cumhuriyet Halk Partisidir.

Elbette zamanın gerçeklerine uygun olarak kurumsal anlamda yenilenen CHP’ye Genel Başkan olarak hizmet etmek isteyen adaylar da olacaktır. Bu da herkesin hakkı olduğu gibi aynı zamanda bir görevdir. Bu ihtiyaç ortaya çıktığında ben de üzerime düşen ve partililerimin uygun gördüğü hiçbir görevden kaçmayacağım ve gereğini büyük bir kararlılıkla yapacağım!

Türk Milletinin de üzerine düşen görevi yapacağına ve doğrudan yana, Cumhuriyetten yana tavır alacağını biliyorum. “Siyaset sistemi baştan aşağıya değiştirildikten, parti içi demokrasi egemen kılındıktan ve ortak akıl kullanılmaya başlandıktan sonra” partimize değer katacak pek çok yeni yüzün de siyaset saflarına katılacağından şüphe duymuyorum. Zira halkımıza her anlamda öncülük edecek, toplumun çok farklı kesimlerine rol model olacak on binlerce vatan evladı her yerdedir. Cumhuriyet Halk Partisi kadar zengin insan kaynağına sahip olan bir parti yoktur. CHP’lilerin ihtiyaç duyduğu şey: Doğru stratejik hedefe kilitlenmek, kurumsal değişimi her anlamda tesis etmek, adaleti ve demokrasiyi parti içinde de egemen kılmak ve partililerin özgürce rekabet edebilecekleri mekanizmalara sahip olmaktır. Bunlar başarıldığı anda “21.Yüzyıl CHP’nin yüzyılı” olacaktır! Öyleyse;

Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın Cumhuriyet Halk Partisi,

Doğru Yere Odaklanırsak Bu Krizi Fırsata Çevirmek Mümkün

Umut Oran

Basın Açıklaması

29.6.2018

CHP’NİN YAPISAL SORUNLARINI “HİÇBİR TEK ADAMIN” ÇÖZME İMKÂNI YOKTUR 

Türkiye gibi kutuplaşmaların zirve yaptığı ülkelerde her seçimin “varlık-yokluk meselesi” olarak görülmesi, seçim sürecine ve sonuçlarına dair “objektif” analiz yapmayı da maalesef imkânsız kılıyor.

Duyguların aklın önüne geçtiği böyle dönemlerde, hele hele kaybeden taraf sürekli aynıysa, “özeleştiri” mekanizmalarının çalıştırılması da neredeyse imkânsız hale geliyor.

Oysa tarihin hiçbir döneminde, hiçbir seçim ne tek başına her şeyin başlangıcıdır ne de tek başına her şeyin sonudur. Bu anlamda siyasette “en önemli seçim” diye bir şey yoktur. Fakat “cevapları yanlış yerde aramak” her zamanda ve zeminde en büyük sorundur.

Uyarıyorum, öneriyorum

Seçim bitmiş rejim değişmişken daha dün yaşananlara baktığımızda yeni dönem için acil önlemlerin konuşulması gerekirken CHP bunun yerine bir milletvekilinin partiden ihracını konuşuyor. Üstelik yine bu sabah, İçişleri Bakanı’nın CHP’yi doğrudan hasım olarak gören dünkü konuşmasından sonra, bir eski milletvekilinin gözaltına alınması da parti yönetiminin çok  daha ciddi değerlendirmeler yapması gerektiğini ortaya koyuyor! CHP Yönetiminin seçim gecesi ve sonrasındaki tavrı, Fatih’in İstanbul’un fethi sırasında Bizans yönetiminin meleklerin cinsiyetini tartışmasından farkı yoktur. Parti yönetimi meselenin ciddiyetini ne zaman fark edecektir? 

Sorunu Doğru Yerde Aramak Gerekir

Gelinen noktada yadsınamayacak tek bir gerçek vardır: Rejim değişmiştir ve CHP oylarında da azalma meydana gelmiştir. Bu gerçeği görmezden gelmeye çalışmak, hangi cümlelerle süslenirse süslensin, durum tespitini gerçekçi kılmaz. Zira çözümsüz sorun yoktur, ama mevcut durum doğru tespit edilmezse bulunabilecek bir cevap da üretilebilecek bir çözüm de zaten olmayacaktır. Örneğin, “ıslak imzalı tutanaklar” sorunu somut şekilde önümüzdedir ve 16 Nisan Referandumunda olduğu gibi, 24 Haziran seçimlerinde de ne tüm ıslak imzalı tutanaklara zamanında ulaşılabilmiş ne de Anadolu Ajansının “manipülasyonlarını” engelleyebilecek, işleyen bir sistem kurulabilmiştir. Bir başka deyişle “sandıklardan Genel Merkeze bilgi akışı” büyük bir sorun olmaya devam etmektedir. Fedakâr CHP’liler yurdun dört bir yanında büyük bir özveriyle sandıklara sahip çıksalar da “Genel Merkez”; seçim sonuçlarını anında elde edip, işleyip, anlamlı bilgiler olarak kamuoyuna sunamamıştır. O halde bu sorunun ivedilikle çözülmesi için çalışmaya “şu anda” başlamaktan ve “16 Nisan’dan neden ders alınmadığını” sorgulamaktan başka yol yoktur. İlerlemenin ve geçmişten ders almanın yöntemi de budur. 

Yeni Tüzükle Beraber Kaldırılan Danışma Kurullarına Olan İhtiyaç Bir Kez Daha Ortaya Çıktı

Elbette mağlubiyetlerden sonra “yapıcı eleştiriler” bile belli çevrelerde “saldırı olarak” kabul edilebilmektedir. Yaşanılan mağlubiyetlerin özellikle “sorumluluk makamlarında” olanları gerginleştirdiği ve istemeseler de her eleştiriye “yıkıcı karşılıklar” verdikleri görülmüştür. Ancak karşılıklı restleşmenin “ana konuyu unutmak” dışında bir sonuç üretmesi de mümkün değildir. Örneğin son tüzük kurultayında yapılan değişiklikler neticesinde, seçim sonuçlarının “nasıl, kimlerle ve nerelerde” değerlendirileceği belirsiz hale gelmiştir. Eski tüzükte yer alan “Küçük Kurultay” gibi tartışma zeminleri ortadan kaldırılmış, “Onur Kurulları” iptal edilmiş ama yerine hiçbir şey konmamıştır. Oysa CHP gibi sol gelenekten gelen partilerin her seçimden sonra serinkanlı değerlendirmeler yapmak ve sorunları tespit etmek gibi geleneksel yöntemleri olmalıdır. Aksi her durumda, insanlar “kamuoyu önünde” konuşmak zorunda kalacaktır ve bu da en fazla parti tabanını üzecektir. Öyleyse bu ihtiyacın görülmesi ve “kitlesel değerlendirme” imkânı verecek kurulların tüzüğe eklenmesi gerekir. 

Herkesi Bağlayan Kurallar Oluşturulmazsa Her Tartışma Kişiselleşir

Aynı ihtiyaç her konuda geçerlidir. Yani kuralların net olarak konulmadığı her alanda her konu, ister istemez “kişisel” boyutta tartışılmaya mahkûm olur. Bu yüzden aynı seçim sonucuna bakan bazıları “başarı” görürken başka bazıları da “büyük bir hezimet” görebilir. Dünyadaki örneklere baktığımızda köklü partilerin “genel başkanlık başta olmak üzere hemen her konuda dönem ya da süre sınırlaması” getirdikleri böylece “kişisel tartışmaları” daha başlamadan bitirdikleri gözlenmektedir. Örneğin 3 dönem kuralı tüzük maddesi haline getirilmiş olsa ya da bir önceki oy oranından daha düşük oy alınırsa güvenoyuna gidilmesi kuralı getirilse şu anda tartışılan konuların pek çoğu tartışılmayacak, süresi dolanlar otomatik olarak koltuklarını başka arkadaşlara devredebileceklerdi. Aynı şekilde “kim başarılı, kim başarısız” tartışmaları da “objektif kriterlere” dayalı olacağı için “anlamlı yükseliş, anlamlı düşüş” gibi tamamen kişiye bağlı görüşler hiç duyulmayacak “kural neyse o uygulanmış” olacaktı. Bir başka deyişle, partinin enerjisini bitiren şey tartışmak ya da eleştirmek değil “kuralların ortaya konmamasıdır.” Ortada kural yoksa herkes kendine göre haklı olur ve herkesin haklı olduğu yerde sadece çatışma ve çekişme görülür.

CHP Bu Krizi Fırsata Çevirebilir

An itibariyle Cumhuriyet Halk Partililerin üzgün oldukları, bir kez daha hayal kırıklıkları yaşadıkları ortadadır. Ve en hızlı çözümlerin, en radikal kararların her şeyi düzelteceğine inanmak istemeleri de normaldir. Ancak şu hiç unutulmamalıdır: Acil kararlara değil ortak akılı egemen kılacak kararlılığa ihtiyaç vardır.

CHP; köklü geleneği ve fedakâr tabanı sayesinde yaşanan krizi bile fırsata çevirebilir. Bunun ilk adımı “özeleştiri” mekanizmalarını çalıştırmak, herkesi bir araya getirmek, korkmadan mevcut durumu tespit etmek ve kararlılıkla değişimi sağlamaktır.

Zira CHP’nin acil olarak “İdeolojik netleşmeye, yönetişim konusunda yenilenmeye, kurumsal değişimlere ve teknolojik bir dönüşüme” ihtiyacı vardır. Bu gereklilikler bugüne kadar ertelendiği için “sorunlar büyümektedir.” Ve gelinen noktada CHP’nin yapısal sorunlarını “hiçbir tek adamın” çözme imkânı yoktur. Zaten mesele de sen-ben noktasını çoktan geçmiştir. Mesele memleketin ve CHP’nin ne olacağı meselesidir. O halde bir kez daha tüm CHP’lileri ve CHP üst yönetimini mevcut durumu doğru analiz etmeye, ertelenen kurumsal dönüşüm için acil olarak ortak akılı hâkim kılmaya, özeleştiri mekanizmalarını çalıştırmaya ve köklü bir reform sürecini başlatmaya çağırıyorum. Aksi her durumda 2019’daki yerel seçimlerin de kaybedileceğini, kısır çekişmelere mahkûm olunacağını ve CHP tabanında büyük kopmalar olacağını öngörüyorum.

Daha iyi bir Türkiye için daha iyi bir CHP mümkün.

Daha iyi bir CHP’nin yolu da “ortak akıldan“, “özeleştiriden”, “hatalarla yüzleşmekten”, “daha iyisini aramaktan” ve “bulmaktan” geçer.

İktidar Partisine Benzeyerek İktidar Olunmaz!

Umut Oran

Basın Açıklaması

24.5.2018

Siyasetin değişmez kuralıdır: Her parti “iktidar” olmak için kurulur ve iktidar olamadığı her zaman biriminde “sürekli bir arayış” içinde bulunarak “kuruluş hedeflerini” gerçekleştirmeye çalışır. Bu durum, on milyonlarca oy alan partiler için geçerli olduğu kadar birkaç bin kişinin oyunu alan partiler için de geçerlidir. İsimler değişir, oy oranları değişir ama “iktidar arayışı” asla değişmez.

Türkiye’de de durum farklı değildir. Özellikle “rejim tartışmalarının” aralıksız cereyan ettiği bir atmosferde, muhalefet unsurları için “iktidarı hedeflemek” aynı zamanda varlık-yokluk mücadelesinde “ben de varım ve yok olmayacağım” demek anlamına gelecektir. Ancak iktidarlar da asla boş durmayacaklardır. Ellerindeki her türlü araçla “kendilerinin mutlak iktidar” olduğunu ve ne yapılırsa yapılsın diğer partilerin “iktidar” olamayacağını söyleyeceklerdir.

Aslında bu durum iktidarın ana propagandasıdır ve herkesin “çıkış yok” ortak paydasında birleşerek “itaat etmesini” sağlama amacına yöneliktir. “Umuttan” bahseden herkese vebalı muamelesi yapılması, “başarabiliriz” diyen herkesin ötekileştirilmesi ve “alternatif yollar” önerenlerin hızla siyaset sahnesinden “sürülmesi” iktidar bloğunun ilk hedefi haline gelir. Böylece her türlü muhalif meydan okuma, daha düşünce aşamasındayken yok edilir ve iktidarın iktidar olma hali sürekli kılınmış olur.

Ne yazık ki belli dönemlerde muhalefet partilerinin “yönetici elitleri de” iktidarın söylemlerine kendilerini kaptırabilirler. Ne yapılırsa yapılsın asla iktidar olunamayacağına dair yüzlerce gerekçe üretmeye başlayanlar işte böyle ortamlarda görülür. “İktidar, devlet imkanlarını kullanıyor! Onlar, dini siyasete alet ediyor! Siyasette harcayacak çok paraları var!” gibi yüzlerce cümleyle konuşma alışkanlığına erişen muhalefet unsurlarının bir sonraki durağı “onlara benzemezsek oy alamayız” fikrine kadar ulaşır. Bu dönemin tipik uygulamasıysa “karşı mahalleden kamyonla transfer yapıp, paraşütle en üst makamlara getirip icap ederse kadın kontenjanlarına bile ‘bıyıklıları’ doldurmaktır.” Partiye, partililere ve seçmenlere “iktidar bloğunun ağzıyla” yaklaşmak da aynı dönemde görülür. “Tıpış tıpış” talimatlarıyla parti yönetmeye soyunmak, her toplantıda “parmak sallamak”, partiye gönül vermiş olanları “kapının önüne koymakla” tehdit etmek de “iktidardaki partiye benzeyerek iktidar olabileceğini” düşünme hastalığının sonuçlarıdır. Benzer şekilde muhalefet bloğunun herhangi bir konuda yükselen itirazlara cevaben dile getirdiği “partimize zarar vermeyin”, “şimdi konuşmanın zamanı değil”, “basın önünde partiyi tartıştırmayın” sözleriyle iktidarın her türlü hukuksuzluğu yapıp “ülkemizi yurtdışında zor durumda bırakmayın”, “sakın hükümeti eleştirmeyin” sözleri arasında bir fark yoktur. Her iki söz grubunun da temel amacı: seçmenlerin partilerine ya da ülkelerine olan sevgilerini “sömürmek” ve onları “sonsuz sessizliğe” gömmektir.

Çelişki odur ki “iktidara benzeyerek iktidar olan bir siyasi parti” dünya tarihinde yoktur! Birbirinin tamamen aynı olan 2 üründen birinin diğeriyle değiştirilmesi mantıksız olduğuna göre iktidara “tıpatıp” benzeyerek iktidar olunabileceğini düşünmek de mantıksızdır. Öyleyse aslında ortada olan şey “iktidar olmak arzusu değil” sadece iktidarın gücü karşısında “direnmekten vazgeçmektir.” Geriye kalan her şey de bu vazgeçişin ifadesi olmak dışında bir anlam ifade etmeyecektir.

İktidara benzemeye çalışarak, aslında iktidar olmaktan vazgeçen muhalefet partilerinde sıkça görülen bir diğer davranış şekliyse “her koşulda ötekini suçlamaktır.” Örneğin, “hiçbir objektif kriter göstermeden milletvekili, belediye başkanı ya da belediye meclis üyesi belirlerken” söylenen “siyaset sadece unvanla yapılmaz”, “bu bir bayrak yarışı”, “parlamento dışında da çalışılabilir” gibi cümleler monolog tadında tekrarlanır. Ancak bu sözleri edenlerin “neden sürekli unvanla” siyaset yaptıkları, “neden kendilerinin ellerindeki bayrağı hiçbir zaman başkasına vermedikleri”, “neden kendilerinin sürekli parlamentoda oldukları” gibi sorulara asla cevap verilmez. Çünkü gücü elinde bulunduranlar için önemli olan “gücü korumaya” devam etmektir ve koltuklarını kaybetmemek için yapamayacakları şey yoktur.

Ancak görüleceği üzere tüm bu iktidarı taklit etme sürecinde siyasi partilerin ana hedefi olan “iktidara gelmek” amacına yönelik hiçbir adım bulunmamaktadır. Zaten böylesi bir yaklaşımın ulaşabileceği en üst seviye de Bahçeli örneğinde olduğu gibi, iktidar bloğuna “yamanmaktır.”

Mensubu olmaktan büyük onur duyduğum ve kimsenin benden koparamayacağı partimin, üst yönetiminde de ne yazık ki, “iktidara benzeyerek iktidar olunabileceği” fikri egemen görünmektedir. Tüm hayatlarını CHP karşıtı siyaset odaklarında geçirmiş “tescilli sağcıların” ısrarla “milletvekili” yapılmaya çalışılması bile başlı başına bu bakışın işaretidir. Sadece bu ısrar bile “ben iktidar olmak istemiyorum” demenin bir başka yoludur.

Bu yaklaşımın doğal sonucu olarak, 16 yıllık otoriter iktidar deneyimine rağmen CHP üst yönetimi bir türlü “özeleştiri” yaparak “iktidar hedefini” ortaya koymamıştır. İktidar olma arzusunu dile getiren herkese karşıysa kibir diliyle karşılık verilmektedir. Örneğin YSK seçim takviminde adaylarını “önseçimle” belirleyecek partiler için tarihler verilmesine rağmen “CHP üst yönetimi” “zamansızlığı” bahane ederek tüm kararları “sübjektif şekilde kendileri almıştır.” Üstelik bugün geriye dönüp bakıldığında, ortada henüz erken baskın seçim yok iken aceleyle tüzük kurultayı toplanması ve ittifak yapılırsa önseçim uygulanmayacağı değişikliğindeki ısrar çok daha manidar görünmektedir!

Evet, “Siyaset sadece unvanla yapılmaz!” bu ifade doğrudur ancak “inanılır olması için bu sözleri söyleyenlerin de tüm kararlarını “unvana göre değil”, “ilkelere göre” almış olmaları beklenir. Bu durumda bana düşen görev elbette kişileri tartışmak ya da ‘o neden oldu, bu neden olmadı’ demek değildir. Zira ilkelerin olmadığı, iktidar hedefinin bulunmadığı, sadece iktidara benzeyerek yol alınabileceğinin kabul gördüğü bir iklimde kim aday gösterilirse bir diğerine “haksızlık” yapılmış olacağını teorik olarak kabul edebilirim. Ancak CHP üst yönetiminin herkesi aynı torbaya koyarak ve kibir diliyle Cumhuriyet Halk Partilileri yaftalamalarına izin veremem.

Bu itibarla kendileri için “dikensiz gül bahçesi” yaratma hevesi içinde olduğunu gördüğüm CHP üst yönetiminin partimi kamuoyu önünde “şahıslar üzerinden tartıştırmasını” doğru bulmadığımın da bilinmesini istiyorum. CHP üst yönetiminin bu tavırla aslında en çok Cumhurbaşkanı adayımıza ve Cumhuriyetçilere zarar verdiğini düşünüyorum. Bu noktada tüm aday tartışmalarını aşmak ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine odaklanmak için, iktidar vizyonundan uzak gördüğüm parti üst yönetimine dair eleştirilerimi 24 Haziran sonrasına ertelediğimi ve kısır ‘sen-ben’ tartışmalarının içinde olmayacağımı ilan ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisini, iktidar partisine benzeterek ve sürekli seçim kaybederek yönetebileceğini sananlar varsa hangi unvana sahip olursa olsun yanılmaktadır. Hiç kimse, Anadolu’nun ve Rumeli’nin dağlarında, kanla ve gözyaşıyla kurulan Cumhuriyet Halk Partisinden daha büyük değildir! Bu partiye hiçbir karşılık beklemeden tüm ömrünü veren on milyonlarca insanı yok sayan, partide görev almak isteyen adaylarla görüşmeye bile tenezzül etmeyen, Genel Merkez kapılarını fedakâr Cumhuriyet Halk Partililerin suratına kapatanlarla demokratik zeminde mücadele etmek boynumun borcudur. 

O halde, tüm Cumhuriyet Halk Partililere açık çağrımdır: Bize yakışan, Cumhurbaşkanı adayımız ve gözbebeğimiz Cumhuriyet Halk Partisi için “seferberlik ruhuyla” çalışmaktır! “Dikensiz gül bahçesi!” isteyenlerle mücadele günü zaten gelecektir. İşte o gün; haksızlığa uğrayan gençlerle, kadınlarla ve her toplum kesiminden Cumhuriyet sevdalısıyla ele ele vereceğiz. Ve asla şüphe duymayın: Bu adaletsiz düzeni mutlaka değiştireceğiz!

Referandumun Birinci Yıldönümünde Muhalefet Unsurlarına Bir Soru: “Farklı Olarak Ne Yapıldı?”

Umut Oran

Basın Açıklaması

16.4.2018

 İnsanoğlunu diğer tüm canlılardan ayıran temel özellik “bilgiyi biriktirebilmek ve başkalarına aktarabilmektir.” Böylece insan; sadece kendi yaşam deneyimini değil başkalarının deneyimlerini de kullanmaya ve ortak bilgilerden faydalanarak kendi kısıtlı kapasitesini toplumun sınırsız kapasitesiyle genişletmeye imkân bulur. Bu sayede bir kez bile dev surlarla çevrili bir kale görmeyen bireyler kalelerin ardında “güvenlik arayışının”, güçlü toplar karşısında işe yaramayacağını bilir. İnsanlığın bilgi birikimi sayesinde tekerlek bir kez, yelkenli bir kez, buhar gücü bir kez icat edilir ve takip eden nesiller her bir icadı, eldeki bilgileri kullanarak geliştirme şansına sahip olur. Bilgi birikimi “olumsuzlukları” aşmak için de büyük şanstır. Yaşlı balıklar genç balıklara sahte yemlere kanmamaları gerektiğini anlatamazlar, ama atalarımız bizlere “Aynı şeyleri yapanlar aynı sonuçları alırlar!” diye nasihatte bulunabilirler.

Bilgi aktarımının en kritik öneme sahip olduğu alanların başındaysa “siyaset” gelir. Zira siyasi partiler, temsili demokrasilerin vazgeçilmez unsuru olarak, karar alıcı pozisyondadır ve alınan her karar toplumun geleceği demektir. O halde her bir siyasi parti için “eski kadrolardan ve olaylardan mümkün olduğu kadar fazla bilgiyi devralmak” ve insanlığın ortak aklını referans alarak mücadele etmek hayati öneme haiz olacaktır.

Örneğin Mustafa Kemal, yeterince organize olmamış bir ordunun ve askerinin arkasında birleşmiş bir halkın olmadığı koşullarda “savaş kazanılamayacağını” bilecek kadar savaş sanatı ve tarih bilgisine sahiptir. Kurtuluş Savaşının en kritik anlarında Yunan ordusunun ağır baskısına karşı ordusunu Anadolu’nun kalbine, Sakarya’nın doğusuna çeker. Bilir ki karşısında yedi düvel vardır ve o yedi düvel ancak Eliflerin kağnıları ard arda dizilince, kocabaşlı sarı öküzler bile mücadeleye omuz verince defedilebilecektir. Çanakkale’de “ölmeyi emrettiği” askerleri tanıdığı için, günü gelince ordularına hedef olarak Akdeniz’i de gösterebilmiştir. Böylece Çanakkale’yle Dumlupınar bir olur. Onbeşliler, tarihi yarıp da İzmir’i kurtaran askerler haline gelir. İnsanlığın ortak aklını referans alanlar; kendilerinden öncekilere ve kendilerinin öncesine bakarak en doğru yolu bulurlar. Bir başka deyişle zaman ve insan değişse de bilgi hep birikir. İnsanlık; damla damla biriken tecrübeler ışığında yürür kutlu hedeflere.

Ancak bazen de tam tersi işler. Zamanın belli dönemlerinde insanoğlu kendi birikimini reddetme aşamasına gelir. Aynı şeyi yapınca farklı sonuçlar alabileceği yanılgısına saplanır. Hiç düşülmemiş gibi aynı yolda, aynı çukura düşer durur bazen siyasiler. Akıl tutulması öyle yaygınlaşabilir ki çukura her düşüşten sonra yol da unutulur, çukur da!

Ne yazık ki Türkiye’nin 16 yıllık siyasi tarihi de aynı yollarda yürüyenlerle aynı çukurlara düşenlerin hikayesi haline gelmiş durumdadır. İktidar sürekli aynı yolu yürürken, muhalif unsurların tamamı da yerli yerinde duran çukurlara düşmektedir. Bu çukurların en büyüğü hiç şüphesiz ki seçimler ve referandumlardır. Son referandum tarihi 16 Nisan 2017’dir; yani o günden bugüne, milletin “hayırlı iradesinin mühürsüz gerekçelerle çalınmasının” üzerinden tam 365 gün geçmiş bulunmaktadır. O günden bu yana 8.760 saat geçmiştir. AKP’nin iktidara geldiği günden bugüneyse yaklaşık 189 ay ya da 5.644 gün ya da 135.456 saat geçmiştir. Bir başka deyişle muhalefet unsurları 8.127.360 dakikadır iktidar bloğuna karşı bir “alternatif” geliştirememiştir. Bu süre zarfında mevsimler değişmiştir, insanlar değişmiştir, genç delikanlılar orta yaşa adım atmıştır, yenidoğanlar lise çağına ulaşmıştır. Ancak iktidarın iktidar, muhalefet unsurlarının da muhalefet kimliğinde hiçbir değişim olmamıştır.

Öyle ki 16 Nisan’da “rejim” değişmiştir, mühürsüz referandumlar mühürsüz kanunlara dönüştürülmüştür, birileri hileye başkaldırır korkusuyla “palalı gruplar” oluşturmuştur, herşey “tek elden”, “tek yerden” yönetilir hale getirilmiştir. Yani 2002’den beri sahnelenen oyunda yeni bir aşamaya geçilmiştir. Geçmişin tüm kuralları ortadan kaldırılmış, yepyeni kurallar ortaya çıkarılmıştır. Örneğin artık “Ankara’da hakimler var!” denilememektedir. OHAL koşullarında ve KHK baskısı altında hak aramak olası değildir. Güvenlik güçlerinin sandık başında bekleyebileceği bu yeni dönemde “geçmişin yöntemleriyle sandık güvenliği sağlamak” da mümkün olmayacaktır.

Bilinen ve denenen tüm yollar, bir daha kullanılmamak üzere geçmişe terkedilmiştir. Artık yeni bir Türkiye vardır. O halde muhalefet unsurları da yenilenmek, yeni yollar bulmak, yeni umutlar üretmek zorundadır. Aksi her durumda sonuç değişmeyecek yani 16 Nisan gecesi sokaklarda beklediği söylenen eli silahlı gruplar yeni 16 Nisanlarda da önce oyları çalacak sonra da TOMA’larla, tanklarla, toplarla çaldıkları oylara dokundurtmayacaktır.

İnsanoğlunu diğer tüm canlılardan ayıran temel özellik “bilgiyi biriktirebilme ve başkalarına aktarabilmektir.” Halihazırda elimizde 487.641.600 saniyelik AKP iktidarı altında yaşama tecrübesi vardır. Yalanlara şahit olunmuştur, iftiralara muhatap kalınmıştır, TOMA’ların zehirli suyuyla yıkanılmış, binlercesi aynı anda atılan gaz bombaları ciğerlerimizin son hücresine kadar tahrip etmiştir. İktidar bloğunun 16 yıldır yönettiği Türkiye’de kumpas davaları yaşanmış, Türk Ordusu’na tuzak kurulmuş, terör örgütleriyle el ele “Megri megri” denmiş, Habur’da yargı, Oslo’da insan aklı ayaklar altına alınmıştır. İktidar bloğunun hukuksuzluk, zalimlik, adam kayırmacılık, yandaşlık demek olduğu binlerce kez görülmüştür.

Bu ahval ve şerait içinde, bu ülkede umudun yaşatılmasından bizzat sorumlu olan muhalefet unsurlarına sorulacak tek bir soru vardır: “İktidar bunları yaptı da siz 16 yılda farklı olarak ne yaptınız?”

Bu soru sadece bir kişiye ya da partiye yönelik değildir. Şahsım da dahil olmak üzere; Cumhuriyetten, demokrasiden, adaletten ve iyilikten yana olup “tek adam rejimine” karşı olduğunu söyleyen herkese yönelik bir “özeleştiri” çağrısıdır. Bu düzeni değiştirmek, iktidar olmak, Türkiye’yi herkesin yaşamak isteyeceği özgür, huzurlu ve zengin bir ülke yapmak için ve bir daha 16 Nisanlar yaşanmasın diye “Ne yaptık?”

Bilgiyi biriktirebilen ve başkalarına aktarabilen tek canlı olarak bizlerin bu soruya cevap bulmamız gerekir. Cevapları, iktidarın çizdiği alanlarda aramak değil, sorunun olduğu yerde aramak gibi bir zorunluluğumuz bulunmaktadır. Başka bir partiyle “ittifak ihtiyacı” ortaya çıkarsa tüm milletvekillerini “merkez yoklamasıyla” tayin etmek doğru olmadığı gibi küçücük salonlarda birkaç saate sıkıştırılmış kongre ve kurultay yapmak da doğru değildir. Hele hele Cumhurbaşkanı adayını “tüm seçmenlerin tercihine” sunmak yerine kapalı kapılar ardında tespit etmeyi düşünmek sadece sorunları arttıracaktır.

O halde gün; bilgiyi biriktirmek ve geçmişten ders almak günüdür. Hiçbir komplekse kapılmadan “sorunları konuşmak” ve Cumhuriyet sevdalısı milyonlarca insanın aklını çözüm için kullanmak en doğru yoldur.

Ben hâlâ, ilk günkü gibi, Türk Milletinin gücüne inanıyorum. Muhalefet unsurları 1 adım atarsa Türk Milletinin yepyeni bir huzur ülkesi inşa edeceğini, daha eşit, daha adil, daha zengin ve daha fazla sevgiyle dolu bir düzen kurabileceğimizi biliyorum.

Rejimin değiştirildiği günden bu yana geçen 365 günde yapılanları ve yapılmayanları gören bir Cumhuriyet sevdalısı olarak, aynı hatalarda ısrar edenlere karşı bir santim bile geri adım atmayacağımın da bilinmesini istiyorum.

Muhalefet Partileri İttifak Görüşmeleriyle Vakit Kaybediyor

 

Umut Oran

Basın Açıklaması

6.4.2018

İktidar bloğunun 16 yıldır aralıksız olarak ülkeyi hukuksuzlukla yönettiği ve her türlü baskı yöntemini kullanmaktan çekinmediği bir ortamda muhalefet partilerine düşen görev: İktidar olmanın yollarını bulmaktır. Sonsuz bir arayışın içinde olmak anlamına gelen bu görevin belki de ilk aşaması “geçmişten dersler çıkarmak” ve mümkünse aynı hataları tekrarlamamaktır. Ancak ne yazık ki, 16 yıldır yapılan tüm seçimlerden sonra “takip eden seçim bahane gösterilerek” tüm arayışlar ertelenmiştir. Bu durum 16 Nisan referandumundan sonra da değişmemiştir. Halbuki özeleştiri mekanizması işletilmeli, hatalarla yüzleşilmeli, strateji değiştirilmelidir. Örneğin sadece cumhurbaşkanlığı seçimine odaklanmak yerine bizi bekleyen her üç önemli seçim için de ‘ya iktidar ya iktidar’ hedefi konulması gerekmektedir. Maalesef görünen o ki muhalefet partileri “bu gidişatı değiştirmek için ne yapmalıyız” demek yerine bir kez daha “iktidara nasıl laf yetiştiririz” siyasetine saplanmış ve tüm otoriter uygulamalar normalleştirilmiştir.

Gelinen noktada hemen her gün “ittifak görüşmeleri” adı altında farklı partilerle ya da gruplarla yapılan toplantılar da muhalefet partilerinin bir kez daha “iktidarın çizdiği alanda” hareket ettiğini göstermiştir. Oysa ittifak görüşmelerine gelene kadar yapılması gereken onlarca şey vardır. Örneğin: “Neden AKP 16 yıldır sürekli tek başına iktidar oluyor ve neden muhalefet partileri halkı ikna edemiyor?” gibi basit bir soruyu gündeme almak, an itibariyle ittifak görüşmelerinden çok daha değerlidir. Zira bu soruya doğru cevap bulunamadığı müddetçe “ittifakın stratejisi de” oluşturulamayacaktır.

Sadece Türk milletine karşı sorumluluk hisseden bir siyasetçi olarak, geçmişte defalarca ortaya koyduğum gibi, bir kez daha uyarıyorum: Bugünün sorunu basit matematik işlemleriyle %51 hesabı yapmak değildir. Bugünün temel sorunu, geniş toplum kesimlerinin heyecan duyacağı, iktidar bloğuna alternatif olarak görülecek bir söylemi, örgütlenmeyi ve eylemi hayata geçirmektir. Daha basit bir şekilde ifade etmek gerekirse ittifak görüşmeleri yapabilmek için önce “yapılan hataları ortaya koymak ve ardından yeni bir yol inşa etmek için çalışmak gereklidir. Oysa bugün yapılanlar, yapılması gerekenlerin tam tersidir. Muhalefet bloğu; hiçbir gerçekçi özeleştiri yapmadan, dünyayı ve Türkiye’yi analiz etmeden, kitlelerin yenilgiler karşısında yaşadığı hayal kırıklıklarını göz önüne almadan sadece “ittifakı” konuşmaktadır. İktidarın istediği de tam olarak budur. İktidar bloğu, kimsenin durup düşünmesini istememektedir. Bunun yerine “Cumhur İttifakı” adı altında kurduğu cepheyi, siyasetin merkezine koyarak tüm muhalefetin de sadece “ittifakları” konuşmasının zeminini hazırlamıştır. Bu durum muhalefet partilerinin vakit katbetmesine ve ikinci bir “istikşafi oyalanma” süreci yaşanmasına sebep olmaktadır. 

Demokrasi Mağdurları için Alternatifler Üretmek Gerekir

Zaman hızla akmaktadır. Dünya değişmektedir ve insanlar da hızla dönüşmektedir. İnsanoğlu düne kadar tartışmasız ideal olarak gördüğü demokrasiyi tartışmaya başlamıştır. Demokrasilerin “kendisine bir katkı sağlamadığını, ezilmesine çözüm bulmadığını” düşünen geniş kitleler büyük bir hayal kırıklığıyla otoriter rejimlere sarılmaktadır. Sadece Türkiye’de değil, Amerika’da da Rusya’da da gidişat aynıdır. Zira sorun sadece Türkiye’deki iktidar bloğuyla ilgili değil, kapitalizmin günümüzde ulaştığı şekille ilgilidir. Kapitalizm insanlığın umutlarını yok etmektedir. Tepedeki azınlıklar, ellerindeki sınırsız para gücüyle herkesi ve herşeyi kontrol etmek istemektedir. Ve bir şeyleri kaybettiğini ya da asla sahip olamayacağını düşünen insanların sayısı çoğalmaktadır. Öyleyse Türkiye’nin hem mevcut iktidar bloğuna karşı hem de dünyadaki değişime karşı uyanık olması ve çözümü de çok daha geniş bir perspektiften değerlendirmesi gerekmektedir. Bu anlamda Rusya’da Putin’in aldığı %76 oy, daha öncesinde Trump’ın aldığı yüksek oyla ABD başkanı seçilmesi, Mısır’da Sisi’nin düşük katılımlı seçim sonucunda yüzde 92 oy alması, Macaristan’da yabancı düşmanı bir başbakanın tekrar seçilmesine kesin gözüyle bakılması bir arada değerlendirilmelidir. Böylece, muhalefet partileri gerçekçi adımlar atmadığı takdirde mevcut iktidarın geçmiş seçimlerle kıyaslanmayacak ölçüde yüksek oy oranlarına ulaşmasının da olasılık dairesi içinde olduğu görülecektir. Gidişata akılcı bir şekilde müdahale edilmezse yani geniş toplum kesimlerine inanabilecekleri “alternatif bir hayatın mümkün olduğu” fikri anlatılmazsa gelecek sadece felaket getirecektir. Yani bir an önce demokrasi mağdurları için alternatifler üretmek gerekmektedir. 

Asimetrik Dünyada Ancak Asimetrik Mücadele Verilebilir

Dünya artık asimetrik bir hal almıştır. Güçler arasında dengesizlik had safhaya ulaşmış, aynı yolları kullananların daha büyük olanlarla mücadele etmesi imkânsız hale gelmiştir. Küçük araba üreticilerinin büyüklerle, bakkalların da aynı ürünleri satarak, marketlerle rekabet edemeyeceği milyonlarca kez ispatlanmıştır. O halde iktidarla aynı yöntemleri ve söylemleri kullanan “muhalefet unsurlarının” iktidara kendiliğinden gelmesini beklemek de gerçekçi değildir. Bu düşünce biçimi bilimsel ya da akılcı da değildir. Zira tüm etmenler aynı olduğu sürece sonuçlar da aynı olacaktır. Öyleyse tüm eşitsizliklere ve dezavantajlara rağmen mücadele etmek zorunluluktur. Mücadeleyse rakibin en güçlü olduğu konularda ve onunla aynı araçları kullanarak verilmemelidir. Örneğin iktidar bloğu her olayı magazin malzemesi haline getirirken ve onlarca kanalda aynı gariplikleri binlerce defa topluma gösterme gücüne sahipken birkaç TV’de görünmek için sürekli “siyaseti magazinleştirmek” yanlıştır. Tam aksine her şeye büyük bir ciddiyetle yaklaşmak ve iktidar bloğunun seviyesizliğini reddetmek esas olmalıdır.

Artık İktidar Bloğuna Laf Yetiştirmekten Vazgeçilmelidir

Son 16 yıldır iktidarın her sözüne laf yetiştirilmiştir. Bu yöntem binlerce kez denenmiştir. Ve ne kadar denenirse denensin başarızlıkla sonuçlanacaktır. Oysa sadece bir ay boyunca iktidarı ve onun genel başkanını kendi söyledikleriyle baş başa bırakmak, onları konuşulmamaya ve yokluğa mahkûm etmek bile büyük fark yaratacaktır. Muhalefet unsurları her konuda “kendi özgün iddialarını, özgün sözlerle, özgün tavırla ve öz temsilcileriyle birlikte, alternatif yolları inşa ederek millete aktarmak durumundadır. Aksi her durumda iktidarın ekmeğine yağ sürülecektir. Örneğin iktidara laf yetiştirmek yerine neden parti içinde seferberlik ilan edilerek, üst yönetime aday olmuş ama seçilememiş olanlarla birlikte tüm eski MYK üyeleri ve il-ilçe başkanlarına sefer-görev verilmemektedir?

Son günlerde sürekli gündeme gelen “ittifak görüşmeleri” de bu itibarla, vakit kaybıdır. Derhal vazgeçilmeli ve bir an önce halkın ve ülkenin gerçek ihtiyaçlarına odaklanarak ayaklar yere basılmalıdır. Doğru olan şey: Özeleştiri yapmayı öğrenmek ve düşünmektir. Başlangıç için en güzel nokta: “Biz nerede hata yapıyoruz?” sorusu olabilir. Tek bir soru bile devasa bir meydan okumayı başlatacak mahiyettedir. Muhtaç olduğumuz kudret, bakmasını bilenler için, şanlı tarihimizde mevcuttur.

Umut Oran’dan yüzde 50+1 barajını yıkacak öneri

“Halk adayını kendisi belirlerse onu Cumhurbaşkanı da seçer” 

“Cumhurbaşkanı adayımızı önce partililerimiz, sonra da tüm seçmenle birlikte iki turlu seçimle kendimiz belirleyelim” 

“Her koşulda koltukta kalmak isteyenlerle de her koşulda aynı koltuğa tekrar tekrar aday olanlarla da aynı fikirleri paylaşmıyorum”

CHP’li Umut Oran, 2019’da yapılması öngörülen cumhurbaşkanlığı seçiminde gereken yüzde 50+1’lik oy oranının, ancak CHP’nin cumhurbaşkanı adayının iki turlu önseçimle belirlenmesi halinde sağlanabileceğini belirterek, “Halk, Cumhurbaşkanı seçeceği kişinin kim olacağına kendisi karar verirse, yani kimi aday görmek istiyorsa onu da kendisi belirlerse ancak o zaman yüzde 50+1 barajını geçeriz. Halk adayını kendisi belirlerse onu zaten Cumhurbaşkanı da seçer. Cumhurbaşkanı adayımızı önce partililerimiz, sonra da tüm seçmenlerle birlikte iki turlu seçimle kendimiz belirleyelim” dedi. “Her koşulda koltukta kalmak isteyenlerle de her koşulda aynı koltuğa tekrar tekrar aday olanlarla da aynı fikirleri paylaşmadığını” vurgulayan Umut Oran, CHP Ayağa Kalkmadan İktidar Bloğu Yerine Oturmaz! “DEĞİŞİME TÜZÜKTEN BAŞLAMAK” başlıklı bir çalışma ile kimi çarpıcı saptamalarda bulundu.

Umut Oran, 9-10 Mart’ta yapılacak CHP Tüzük kurultayı öncesinde, CHP örgütüyle yaptığı temaslarda ortaya çıkan beklentileri, pekçok Avrupa ülkesinde mevcut olan kimi uygulamalarla sentezleyerek bir tüzük kitapçığı hazırladı. Tüm CHP il ve ilçe başkanlıkları ile kurultay delegelerine çalışmasını göndermeye başlayan Umut Oran, CHP Ayağa Kalkmadan İktidar Bloğu Yerine Oturmaz! “DEĞİŞİME TÜZÜKTEN BAŞLAMAK” isimli kitapçığı www.umutoran.com  adresi üzerinden de yayınladı. Umut Oran, iki turlu cumhurbaşkanı adayı belirleme önerisi için, “Cumhurbaşkanı seçimini bu kez kazanmak zorundayız. Bunun için de ezber bozmamız, rakibimi şaşırtmamız gerekmektedir. Bunu da ancak parti içi demokrasiyi çalıştırarak, dayatılan tek adam siyasetini reddederek başarabiliriz. Katılımcı, çoğulcu, kolektif bir ortak akıl ile halkın iktidarının inşa edileceği bir süreç ve zemini oluşturmamız gerekmektedir” dedi.

2017 yılı başından itibaren dile getirdiği cumhurbaşkanı adayının iki turlu önseçimle belirlenmesi modelinin ayrıntılarını hazırladığı kitapçıkla anlatan Umut Oran, şunları kaydetti:

“Cumhuriyet Halk Partisi ayağa kalmadan Türkiye Cumhuriyeti’nin ayağa kalkması mümkün değildir. Türkiye’yi karanlıktan kurtarmanın yegâne yolu Cumhuriyet Halk Partisinin tüm Türkiye’ye umut olmasıdır… Her koşulda koltukta kalmak isteyenlerle de her koşulda aynı koltuğa tekrar tekrar aday olanlarla da aynı fikirleri paylaşmıyorum. Dün olduğu gibi bugün de Mustafa Kemal’in Askeri olma onurunu, Cumhuriyet Halk Partililerle beraber omuz omuza yol yürümenin büyük zevkini yaşayan bir partili olarak bir kez daha “Kaybedeni değiştirerek kazananı değiştirebiliriz. Kaybedene kaybetme alışkanlığında olanları kenara çekerek yeni bir yol da bulabiliriz!” fikrimi tekrarlıyorum.

CUMHURBAŞKANI ADAYINA TEK KİŞİ KARAR VEREMEZ

Kabul etmek zordur ancak 2019’da yapılacak olan seçim 16 Nisan’ın rövanşı değil “yeni dönemin ilk Cumhurbaşkanını belirleyecek” olan seçimdir. Seçilecek Cumhurbaşkanı da nerdeyse “tek başına her şey” anlamına geleceği için Parlamenter Sisteme dönmeden önce zorunlu ve kaçınılmaz olarak onlarca bakan atayacaktır, yüzlerce üst düzey bürokratı belli makamlara getirecektir, devleti her anlamda yönetecektir ve MİT başta olmak üzere devletin tüm önemli kurumlarına dair kararlar alacaktır. Bir başka deyişle Parlamenter Sisteme geçmek için “bir gün değil belki de birkaç yıl” gerekecektir. Seçilecek Cumhurbaşkanı, devleti bir süre, çok geniş yetkilerle yönetecektir. Yani anılan makam “bir emanetçi için çok ama çok büyük bir sorumluluk makamını” işaret etmektedir. Doğal olarak CHP’nin ikinci bir Ekmeleddin İhsanoğlu hatası yapmasının bedeli tüm tahminlerin ötesine geçecek büyüklükte hasarlar oluşturacaktır.

CUMHURBAŞKANI ADAYI 2 TUR SEÇİMLE BELİRLENMELİ

Cumhurbaşkanlığı Adaylık Süreci Şu Şekilde Düzenlenebilir:

– Aday Adaylarının Belirlenmesi: CHP Kurultay delegeleri, il-ilçe başkanları, milletvekilleri ile PM üyelerinden toplam 50 imza alan her CHP’li, “Cumhurbaşkanı Aday Adayı” olabilecektir.  50 imza ile aday adayı olan CHP üyelerinin isimleri Genel Merkez tarafından ilan edilecek ve 45 günlük süre için chp.org.tr adresinden “imza sayfası” açılacaktır. Aynı sayfaya erişim için il ve ilçe başkanlıkları da yetkili kılınacak bu sayede CHP üyeleri evlerinden ya da CHP örgütlerine giderek Cumhurbaşkanı adayı görmek istedikleri kişiye oy verebilecektir. Yapılan oylama sonucunda en fazla oy alan 3 kişi 2.tura katılmaya hak kazanacaktır. Üye tam sayısının %3’ünden az imza alan adaylar ilk 3 sırada yer alsalar bile ikinci tura katılamayacaktır.

– İkinci Tur: İlk turda CHP üyelerinden en fazla oy alan 3 kişi, 45 gün sürecek ikinci turda CHP üyelerinin tamamının yanında “Parlamenter Sisteme Dönme” taahhüdünü paylaşan ve “Temel İlkeler Beyannamesini” imzalayan tüm yurttaşlardan da oy talep edebileceklerdir. chp.org.tr adresinin yanında, il ve ilçe başkanlıklarının aktif çalışmasıyla imza standları kurulacak ve imzalar günlük olarak, mükerrer oyların kontrol edilerek sağlıklı listelerin oluşturulması için genel merkeze bildirilecektir. “İl ve ilçe bilişimden sorumlu başkan yardımcılarının” koordinasyonuyla gerçekleştirilecek “imza kampanyası” sürecinin uygulama yönetmeliği de ayrıca hazırlanacaktır. İkinci turda en çok oy alan kişi, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olarak tespit edilecektir. Her iki turda da adayların eşit ve adil şartlarda yarışabilmeleri için “bütçe sınırlaması” getirilecek ve adaylardan birinin lehine ortam oluşması engellenecektir. Böylece ilk turda tüm CHP örgütleri, ikinci turdaysa tüm “hayır bileşenleri” aday adaylarını dinleme ve faaliyetlerin parçası olma şansına ulaşacaktır. Benzeri örnekleri pek çok Avrupa ülkesinde olan aday belirleme süreci sayesinde seçilecek olan Cumhurbaşkanı, toplumun tüm kesimlerinden oy almış olarak Parlamenter Sisteme geçilene kadar ülkeyi yönetecek ve eksikleri tamamlandıktan, anti-demokratik yönleri törpülendikten sonra yeniden Parlamenter Sisteme dönüş sağlanmış olacaktır.

OYUNU 2 SEÇİMDE ARTIRAMAYAN GENEL BAŞKAN DEĞİŞMELİ

Genel Başkanlar için “devralınan oy oranlarını arka arkaya iki seçimde yüzdelik olarak arttıramayan Genel Başkan, seçim sonuçlarının kesinleşmesinden sonra aday olmamak üzere Olağanüstü Kurultay’ı toplar” maddesinin eklenmesi parti içindeki yenilenmeyi sağlayacağı ve yeni kadroların siyasette yer almasına imkân vereceği için dikkatle değerlendirilmelidir.

HER MAKAMA 3 DÖNEM KURALI GETİRİLMELİ

Siyaseti “meslek” haline getirenler de isimleri ne kadar büyük olursa olsun, unvansız siyaset yapmayı öğrenebilmelidir. 16 yıldır aralıksız milletvekilliği yapanlar var. Bu anlamda 3 dönem kuralı getirilmesi anlamlıdır.

YÜZDE 50-50 KADIN -ERKEK EŞİTLİĞİ

Tüzük kurultayında hiçbir bahanenin arkasına sığınmadan “%50-%50 cinsiyet eşitliğini sağlayacak” değişiklikleri yapmak ve cinsiyet eşitliği sağlanmamış kurulların istifa etmiş sayılacaklarını tüzüğe eklemektir.

PM’YE MİLLETVEKİLİ AYARI

“Parti Meclisi’ne seçilecek Milletvekili sayısı PM üye sayısının %20’sini geçemez!” şeklinde bir tüzük maddesi sayesinde hem milletvekillerinin gereksiz rekabeti engellenmiş olacak hem de Meclis Grubu dışında da fenomen siyasetçiler yetiştirilebilecektir.

DİĞER ÖNERİLER

– “Onur Kurulu’nun ve Küçük Kurultay’ın süresi içinde toplanmaması halinde ihlalin yapıldığının tespitinden itibaren 45 gün içinde Olağanüstü Kurultay toplanır.

– Danışmanlara/Başdanışmanlara Siyasi Görev Vermek Seçilmişleri İtibarsızlaştırmak Demektir.

– Maymuncuk ya da Anahtar Liste Dağıtmakla Blok Liste Arasında Fark Yoktur: İkisi de Anti-Demokratiktir

– Parti Meclisinin Seçeceği Bir Genel Sekreter, Kaos Görüntüsünü Bir Nebze Dağıtacaktır.

-Şehit Ailelerinin ve Gazilerin Temsil Edilmesi, CHP’nin Kurucularına Vefa Göstermek Demektir.

– Öz Gücümüz Olan Gençlik Kollarına mali özerklik sağlanıp, ayrı bina tahsis edilerek Ana Kademenin Gölgesinden Kurtulmalıdır.

 

 

Tek adamlığa karşıysak Cumhurbaşkanı adayını tek adam belirlememeli

Tek adamlığa karşıysak Cumhurbaşkanı adayını tek adam belirlememeli

RÖPORTAJ: Nil SOYSAL

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı olan Umut Oran’la yaklaşan CHP Kurultayı’nı konuşmak için buluştuk. Ama sohbetimizde Oran’ın en az değindiği konu oldu kurultay. Gündeminin ilk sırasında cumhurbaşkanlığı seçimi vardı. Tepkisi de iddiası da bu yöndeydi. İşte o röportaj:

MUSTAFA KEMAL’İN ASKERİYİM

– Büyük kurultaya az kaldı. CHP Genel Başkanlığı için adaylık yarışında var mısınız, yok musunuz?

İl Kongrelerimizi yeni tamamladık. Şu anda yeni seçilen kurultay delegelerimizde bir liderlik değişimi iradesi görmüyorum. Üstelik CHP’de “Genel Başkanlığa aday olunmaz, aday gösterilir.” Yani delegeler, il-ilçe örgütleri, parti emekçileri bir araya gelir ve hak ettiğini düşündükleri birini adaylaştırırlar. Bu anlamda Genel Başkan adaylığıma ancak örgütüm karar verebilir. Ama ben her zaman olduğu gibi partimin bir neferi olarak “Mustafa Kemal’in Askeri” ruhuyla partim ve örgütüm için çalışıyorum; fikirlerimi, önerilerimi partili arkadaşlarımla ortaya koyuyorum. Bir üye olarak üstüme düşen görevleri yerine getiriyorum. Önümüzdeki 3 seçimde de partim için ölümüne çalışmaya adayım.

DAHA İYİ BİR TÜRKİYE HAYALİ

– Şu aşamada bir iddianız yok mu?

Elbette iddiam var. Elbette daha iyi yönetim, daha iyi bir Türkiye hayalim var. “CHP daha iyi nasıl yönetilir, ya da Türkiye’de daha iyi bir demokrasi nasıl olabilir?” bu konularda çalışıyorum, projeler geliştiriyorum. Bunları da partili yoldaşlarımla ve kamuoyuyla sürekli paylaşıyorum. Bunu daha evvel almış olduğum görevlerde taşıdığım sorumluluk bilinci içerisinde, ülkenin bu kadar kötü gidişatında herhangi bir makam, mevki beklemeden, herhangi bir görev tebliğ edilmeden, vatanını en çok seven, işini en iyi yapan, partisi için en çok çalışandır anlayışı ile yapıyorum. Siz eğer kendinizi partinizde bir davanın neferi olarak görüyorsanız, karşılık beklemeden hizmet etmeniz gerekir. Zaten haklıysanız o taban sizi layık olduğunuz yere bir gün mutlaka çıkartır. Maalesef 12 Eylül darbesinden beri belli grupların ve özellikle belli çıkar odaklarının “kendileri için siyaset yapma” bataklığına saplandıklarını ve parti tabanlarını unuttuklarını görüyoruz. Bu vahim bir durum…

ÖRGÜTÜM DE İSTERSE ADAY OLURUM Umut Oran, CHP'nin cumhurbaşkanı adayı için “Benim ideolojime sahip çıkacak bir aday olmalı. Olmazsa isyan bayrağını açarım ve örgütüme giderim. Örgütüm de isterse aday olurum” dedi.

ÖRGÜTÜM DE İSTERSE ADAY OLURUM
Umut Oran, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı için “Benim ideolojime sahip çıkacak bir aday olmalı. Olmazsa isyan bayrağını açarım ve örgütüme giderim. Örgütüm de isterse aday olurum” dedi.

KALECİ ARKASINI DÖNMEZ!

Doğru. Takvimde seçimlere kadar bir daha olağan kurultay yok. Burada size çok çarpıcı bir anekdot anlatmak istiyorum. Geçtiğimiz hafta kaybettiğimiz SÖZCÜ’nün Haber Müdürü Baki Avcı ile yılbaşından bir hafta önce bir araya gelmiş, sohbet etmiştik. Baki Bey benim geçmişte futbol oynadığımı da, Galatasaraylı olduğumu da bilmiyormuş. 13 yıllık futbol hayatımın büyük bölümünde yaşım da çok küçük olduğu için yedek kalecilik yaptığımı anlatınca şöyle bir şey dedi: “Kaleci hiçbir zaman takıma arkasını dönmez. Siz siyasette de bu çizginizi koruyorsunuz!” Çok güzel bir saptamaydı. Ben de öyle yapıyorum. Çünkü söz konusu vatansa gerisi teferruattır! Ancak şunu da söylemeliyim ki; 1980 darbe anayasasının ürünü olan Siyasi Partiler Kanunu ve seçim yasaları siyasi partilerde katılımcı, çoğulcu ve demokratik bir sistem kurulmasını engelliyor. Bir kez seçilmiş genel başkanlar ne kadar seçim kaybederlerse kaybetsinler, delege sisteminin verdiği avantajı kullanarak sürekli koltuklarını koruyabiliyorlar. Böylece oy veren milyonlarca insan ne derse desin siyasi partilerde değişim mümkün olmuyor. Maalesef CHP de bu olumsuz siyasi yapılanmanın bir parçası durumuna sokulmuş.

ADAY NASIL BELİRLENECEK?

– CHP’nin cumhurbaşkanı adayı kim olacak, hala bilmiyoruz…

Burada esas mesele; adayımızın kim olacağından öte adayın nasıl belirleneceğidir? Biz 16 Nisan’da neye karşı geldik: Tek adamlığa… Tek karar vericiliğe, tek seçiciliğe… Yüzde 50’nin üzerinde bir mutabakat sağladık. Peki, o zaman biz CHP olarak bu rejime, bu anlayışa karşıysak, neden parti içinde tek karar vericiyi, tek seçiciyi kabul ediyoruz? O tek karar verici hata yaparsa ne olacak? Nitekim Ekmeleddin İhsanoğlu bir hataydı. Tek adamlığa karşıysak, “CHP’de de tek adam karar vermesin” dememiz lazım. Ben bu konudaki fikrimi açık açık söylüyorum. Diyorum ki: Cumhurbaşkanı adayımızın belirlenmesini katılımcı, çoğulcu, kolektif bir akılla yapalım. Örneğin iki turlu yapalım. Kriter koyalım. İsteyen aday olsun. 1 milyon 260 bin üyemiz var, gidelim anlatalım, ilk turda örgüt oylasın en yüksek oyu alan 4-5 kişiyi belirlesin. İkinci turda bu isimleri halk oylasın. İnanın 10 milyon kişi gelir ve oy kullanır. Orada kazanan kişi de zaten direkt cumhurbaşkanı olur.

HATANIN PARÇASI OLMAM

– Peki siz de aday olur musunuz?

CHP'li Umut Oran, Nil Soysal'ın sorularını yanıtladı.

CHP’li Umut Oran, Nil Soysal’ın sorularını yanıtladı.

ÖNCE ÖZELEŞTİRİ YAPMAMIZ VE YENİ BİR YOL BULMAMIZ GEREK

– Kemal Kılıçdaroğlu’nu başarılı buluyor musunuz?

Bu sorunun cevabını Kemal Bey defalarca verdi: “Başarının tek ölçüsü ‘iktidar olmaktır’ sözü kendisine ait. Bu durumda ayrıca bir cevap vermeme gerek yok. Öncelikle önümüzdeki üç seçime sadece seçim ve sandık olarak bakmayıp, Türkiye’nin geleceği ile ilgili iki tane önemli tehdidi değerlendirerek hareket etmemiz lazım. Bu ortamda yeni bir yol bulmak bir zorunluluktur. Çünkü gelinen nokta itibariyle mesele sadece dönemsel bir iktidar olamama meselesi değil bizim için. Artık siyaset yapmanın önemini kaybedeceği, siyaset zemininin ortadan kalkacağı bir duruma düşme tehlikesi ile karşı karşıyayız. O nedenle bizim önce özeleştiri yapmamız ve yeni bir yol bulmamız gerekiyor. Einstein’ın dediği gibi; aynı şeyi yaparsan, aynı sonucu alırsın. Yaşadığımız 9-10 seçimde yapılan hatalar tekrarlanırsa, yani her şeye tepedeki birkaç kişi karar verirse, 2019’da da farklı sonuç almamız imkansız. Bunu görmemiz lazım.

– Nedir o özeleştiriler mesela?

– CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun seçilmesi sonrası yaşananlar için ne diyorsunuz?

İstanbul kongresinin en önemli sonucu şu oldu: Cumartesi gece yarısı, sabaha karşı kongre bitti. Pazar günü, yani bir tatil günü Cumhuriyet Savcılığı jet hızıyla soruşturma açtı. Bu çok yanlış ve çok çirkin bir şey… Bu, meselenin siyasi boyutunu ve iktidarın yargıyı bir sopa gibi nasıl kullandığını ortaya koyuyor. İkincisi ve daha önemlisi; bu soruşturmanın nedeni il başkanının geçmişte AKP Genel Başkanı’nı eleştirmiş olması. AKP Genel Başkanı eleştiriden muaf değil. Evet TCK’nın 299. maddesi cumhurbaşkanına hakareti düzenliyor. Fakat 16 Nisan referandumu ile cumhurbaşkanı tarafsızlığını yitirdi ve AKP’nin Genel Başkanı oldu. Artık tarafsız ve partiler üstü bir cumhurbaşkanı yok. Şunu da vurgulamak lazım; Ahmet Necdet Sezer, Cumhurbaşkanlığı döneminde, ağır eleştiriye, hakarete rağmen kendisi hiçbir vatandaştan şikayetçi olmamış. Ama AKP Genel Başkanı sadece 2016 yılında kendisine hakaretten 6 bine yakın vatandaşa suç duyurusunda bulunmuş! Bunları kamuoyu değerlendirmeli.

Sözcü haber linki :

http://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/tek-adamliga-karsiysak-cumhurbaskani-adayini-tek-adam-belirlememeli-2181726/

 

CHP-Sosyalist Enternasyonal İşbirliğinin 41.Yılı Kutlu Olsun

Tarih yazan, devlet kuran, demokrasiyi inşa eden geleneğin adı olan Cumhuriyet Halk Partisi, tam 41 yıl önce bugün, 23.Olağan Kurultayında, Sosyalist Enternasyonal’e üyelik başvurusu yapma kararı aldı. Adalet Partisi’nin ve bilumum anti-komünistin “Ortanın solu, Moskof’un yolu!” tekerlemesine rağmen o gün Sosyalist Enternasyonal’e üyelik başvurusu yapanlar Türkiye’nin, dünya milletler ailesinin “eşit ve etkin” üyelerinden biri olduğuna inanıyorlardı. Bu inancın yansıması, Ecevit’in kurultaya sunduğu önergede “Enternasyonal üyeliği dünyada hakça ve barışçı bir düzen kurulmasına katkımızı da kolaylaştıracaktır.” cümlesiyle yer buldu. Bu kısacık cümle, Cumhuriyet Halk Partisi’nin örgütüne, tarihine ve gücüne olan inancının apaçık göstergesiydi. CHP, sadece Türkiye’de değil dünyada da “hakça ve barışçı bir düzen” kurulmasında kendisini sorumlu görüyordu.

Ne mutlu bizlere ki aradan geçen 41 yıllık süre zarfında Cumhuriyet Halk Partililerin hakça ve barışçı bir düzen kurma ideallerinde herhangi bir geri adım yoktur. CHP, özellikle iktidar bloğunun dünyanın her köşesinde yarattığı “Türkiye karşıtlığına” rağmen, geçen her yılla beraber Sosyalist Enternasyonal’deki etkinliğini de arttırmayı başarmıştır. Bizler de, Cumhuriyet Halk Partililerin enternasyonaldeki bugünkü temsilcileri olarak, uluslararası dayanışmaya ve işbirliğine verdiğimiz öneme paralel olarak gerek Enternasyonal toplantılarında gerekse de ikili görüşmelerde “Türkiye’nin ulusal çıkarları” için mücadele etmeye ve Sosyal Demokratların küresel çapta “iktidara gelmesi” için yol gösterici olmaya devam ediyoruz.

Ancak bilinmelidir ki uluslararası mücadele her zamankinden daha zordur. Zira tüm kavramlar birbirine karıştırılmış, neo-liberal saldırı karşısında tüm fikirler birbirine yaklaştırılmıştır. Özellikle Almanya’da yapılan son seçimlerde görüldüğü gibi, Avrupa’daki bazı sosyal demokrat partiler bile “fikri köklerine aykırı olarak yabancı düşmanlığına, neo-liberal dayatmalara ve nefret söylemine” kendilerini kaptırmıştır. Oysa popülizmin ve her anlamda şiddetin egemen kılındığı bir dönemde kendi özgün fikirlerine dayanmadan gündelik çıkarlar uğruna siyaset yapanların ulaşabilecekleri bir başarı yoktur. Dünyanın neresinde olursa olsun, tüm sosyal demokrat partiler “yeni bir söz söylemek ve yeni bir yol bulmak” konusunda daha fazla düşünmeli ve “daha adil bir dünya için ilerici politikalar” geliştirmeye daha fazla odaklanmalıdır. Aksi her durumda kazananlar “eşitsizlikten beslenen odaklar” olacaktır.

Dünyanın inanılmaz bir hızla değiştiği, bilginin her zamankinden çok daha yoğun bir şekilde belli grupların ellerinde toplandığı bu dönemde tüm sosyal demokratlar, büyük bir ciddiyetle “yarını konuşmaya” başlamalıdır. 41. yılını kutladığımız CHP-Sosyalist Enternasyonal işbirliğinin bizlere hatırlatması gereken de “ilerici fikirler” olmalıdır. Türkiye’nin de dünyanın da CHP’ye ve yeni iddialara ihtiyacı vardır. Değişen koşullara adapte olmanın ve yeni dönemi yakalamanın yolu, Ecevit’in önderliğindeki CHP’nin 41 yıl önce yaptığı gibi “zamanın ruhunu anlamak ve büyük iddialar ortaya koymaktır.”

Kendisini Atatürk’ün aydınlık ilkelerine bağlı gören ve sosyal demokrasinin evrensel değerlerine gönülden inanan her bir yurttaşımız için kaçınılmaz olan şey “değişimin gücüne” inanmak ve her alanda özgün kavram setleri oluşturmaktır. Gelinen noktada; eşitlik, özgürlük, adalet, dayanışma, emeğin üstünlüğü, barışın tesisi, güvenlik, istihdam gibi pek çok konunun yeniden ele alınması ve fikri köklerimizden kopmadan yeniden tanımlanması şarttır.

Dünyanın tüm sosyal demokratları arasında saygın ve müstesna bir yeri olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin Sosyalist Enternasyonal’le olan ilişkisinin 41 yılında hedef: “Türkiye’de iktidar, Sosyalist Enternasyonal’de oyun kurucu” olmaktır.

İnancım odur ki tüm Cumhuriyet Halk Partililer şanlı tarihimizden aldığımız güçle ve 41 yılın özgüveniyle yeni meydan okumalara ve değişimin getireceği büyük fırsatlara hazırdır.

Dayanışma duygularımla,

Umut Oran

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı