Yazılar

Cumhuriyet Halk Partimizin Yeni Yaşı Kutlu Olsun

Cumhuriyet Halk Partisi, sıra dışı bir coğrafyanın binlerce yıllık direniş kültüründen doğmuş ve bizzat tarih yazmış bir fikrin temsilcisidir. Bu anlamda kuruluş tarihi de ne yalnızca 9 Eylül 1923’tür, ne de ilk kongresi sadece 4 Eylül 1919 yani Sivas Kongresi olarak kabul edilebilir. Cumhuriyet Halk Partisi bu tarihlerin hepsinden öte en az 7.000 yıllık Türk beşiği olan Anadolu’nun ve başta Trakya ile Balkanlar olmak üzere, üç kıtaya yayılmış zengin Türk kültür dairesinin bizatihi kendisidir. Aynı bakış açısıyla ele alındığında Malazgirt’te çarpışan orduyla, Çanakkale’de ve Büyük Taarruz’da çarpışan ve zafere koşan ordular da aynıdır. Her biri aynı köklü ağacın farklı mevsimlerde açan yapraklarıdır.

Çeşitli hanedanların aile tarihlerine ya da belli dönemlerde hüküm sürmüş devletlerin ömürlerine göre farklı tasnifler, farklı adlandırmalar yapılabilse de tarih boyunca Türk milletinin özü aynı, ruhu aynı, hedefi de aynı olmuştur. O hedeflerin bugün için en büyüğü Türk milletinin varlığının ve bekasının garantisi olan bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet payidar kılınmasıdır. Müebbet görev emrimiz olan Gençliğe Hitabe’de ve Bursa Nutku’nda işaret edilen de budur. Türk milleti; birliğini, beraberliğini ve aydınlık Atatürk yolunda ilerleme kararlılığını muhafaza ettiği müddetçe geleceğe dair endişe etmeye gerek yoktur. Ancak her dönemde olduğu gibi bu dönemde de harici bedhahlar kadar dâhili bedhahlar da bizlerin Cumhuriyet’i yaşatma kararlılığımıza saldıracaklardır. Böyle anlarda dahi bizlere düşen, mücadelemizin sadece bir parti mücadelesi değil aynı zamanda vatan ve millet mücadelesi olduğunu hatırlayarak asla geri adım atmamaktır.

Sarsılmaz inancım odur ki; kendimize, fikrimize ve gücümüze odaklandığımız müddetçe zafer bizlerin olacaktır. Türk milletini bir kez daha Atatürk’ün işaret ettiği idealler uğrunda birleştirmek bugünün kaçınılmaz görevidir.

Bu itibarla Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığının ve birliğinin teminatı olan Cumhuriyet Halk Partimizin yeni yaşını kutluyorum.

Yaşasın CUMHURİYET,

Yaşasın CUMHURİYET HALK PARTİSİ,

Yaşasın TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE.

Saygılarımla,

Umut Oran

15 Temmuz darbe girişimine SE’den bir kınama daha

Maltepe Deklarasyonu, Enternasyonal Bildirgesine girdi

NewYork’ta Birleşmiş Milletler binasında yapılan Sosyalist Enternasyonal (SE) Konsey toplantısı bitiminde yayınlanan bildiriye Türkiye Deklarasyonu da girdi. Bildiride, “Konseyimiz 9 Temmuz’da milyonlarca yurttaş adına açıklanan 10 maddelik ‘Adalet için Maltepe Çağrısını’ istisnasız olarak desteklemektedir ve anılan taleplerin acilen yerine getirilmesi için çağrıda bulunmaktadır” denildi.

BM’deki toplantıda SE’nin en önemli komitelerinden birisi olan ve partilerin üye olup olamayacaklarına karar veren Etik Komite’ye CHP yeniden üye olarak seçildi.

Sosyalist Enternasyonal’in önceki Genel Başkanı olan ve yılbaşından bu yana Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği görevini yürüten Antonio Gueterres’in ev sahipliğinde NewYork BM binasında yapılan SE Konsey toplantısı tamamlandı. Tüm dünyadan 140 parti ve organizasyonun üyesi olduğu Sosyalist Enternasyonal’in en önemli komitelerinden birisi olan ve kimlerin üye olacağına ilişkin ilk kararı veren Etik komite üyeliğine CHP’nin yeniden 4 yıllığına seçildiği toplantıda Türkiye, sonuç bildirgesinde de yer aldı.

Türkiye’de gerçekleştirilen Adalet Yürüyüşü SE’nin Konsey toplantısı açılışında da gündeme gelirken Enternasyonal Başkan Yardımcısı CHP’li Umut Oran konuşmasında Türkiye’deki adalet beklentisine değinmişti. 15 Temmuz darbe girişiminden hemen sonra 16 Temmuz 2016’da bir bildiri yayınlayarak “Sosyalist Enternasyonal, Türkiye’de yaşanan darbe girişimine karşı demokrasiden yanadır” açıklamasını yapan SE, darbe girişiminin yıldönümünde girişimini kınadığını bir kez daha duyurdu. Konsey Toplantısı sonrasında yayınlanan Türkiye Deklarasyonu şöyle:

Yürüyüşteki milyonların yanındayız

Sosyalist Enternasyonal Konseyi, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara’dan İstanbul’a gerçekleştirdiği adalet yürüyüşünde yer alan yüz binlerin ve varış noktası olan Maltepe’deki mitinge katılan milyonların yanındadır. Onların hak, hukuk ve adalet için yaptıkları barışçı çağrılar mutlak suretle değerlendirilmelidir.

15 Temmuz darbe girişimini biz de kınıyoruz

Konsey, tartışmasız biçimde, adalet ve demokrasi isteyen Türk halkının taleplerini desteklemektedir. Bizim de kınadığımız, 15 Temmuz 2016 başarısız darbe girişiminden beri, Türk vatandaşlarının hak ve özgürlükleri azaltılmış, pek çok yurttaş binlerce kişinin işten atıldığı ya da tutuklandığı yaygın bir baskının masum kurbanları olarak kendilerini bulmuştur.

Berberoğlu’nun mahkumiyetini şiddetle kınıyoruz

İfade özgürlüğü gibi demokratik sistemin en önemli ilkeleri hedef haline getirilmiş ve bu yaklaşım sebebiyle 150’den fazla gazetecinin tutukluluk halleri devam ettirilmiştir.  Pek çok medya organının zorla kapatılması basın özgürlüğü gibi demokrasinin taşıyıcı kolonlarından birine saldırmakla eşdeğerdir.  Hükümet tarafından muhalefet milletvekillerinin hapsedilmesi, bir düzine milletvekiline karşı devam eden yargı süreci gibi, herhangi bir demokrasiye tamamen yabancı bir durumdur. Bizler, demokratik sisteme yönelik tüm bu saldırıları ve özel olarak da Sosyalist Enternasyonal üyesi CHP’nin milletvekili Enis Berberoğlu’nun 25 yıl hapse mahkûm edilmesini şiddetle kınıyoruz.

Maltepe çağrısına tam destek

Sosyalist Enternasyonal konseyi, temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmak için kararlı adımlar atan hükümete rağmen, Türkiye’deki demokratik muhalefetle dayanışma ve birlik içinde olduğunu bir kez daha tekrarlamaktadır. Demokrasiyi ve geleceklerini savunmak için ayağa kalkan tüm Türk vatandaşlarının başarılı olacağına dair inancımız tamdır.

Konseyimiz 9 Temmuz’da milyonlarca yurttaş adına açıklanan 10 maddelik “Adalet için Maltepe Çağrısını” istisnasız olarak desteklemektedir ve anılan taleplerin acilen yerine getirilmesini için çağrıda bulunmaktadır.

Deklarasyon Türkçe;

SE Konseyi BM Toplantısı Türkiye Deklarasyonu Türkçe

9 Temmuz Bir Son Değil Yepyeni Bir Başlangıç Olmalı!

“Tüm yurttaşlarımı yeni bir başlangıç yapmak için Maltepe’ye davet ediyorum.” 

“Mitingde somut bir yol önerilmeli, heyecan yeni hedeflere yöneltilmeli” 

“Turnusol kağıdına dönüşen bu yürüyüş yarın daha büyük bir ortak hedefe yöneltilmeli, cumhuriyetçilerin beklentilerine umut olmalı” 

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran CHP’nin Adalet Yürüyüşünün ardından yarın Maltepe’de yapılacak mitingin sıradan bir toplantı değil, son 15 yılda yükselen gericiliğe, umutsuzluğa, açlığa, yoksulluğa ve tüm haksızlıklara karşı “somut bir yol önermesi” ve yükselen heyecanı “daha adil, özgür, demokratik ve zengin bir ülke” yaratmak için doğru hedeflere yöneltmesi gerektiğini belirtti. Umut Oran, “Ben; tüm kalbimle, bugüne kadar şanla ve şerefle devam eden ve turnusol kağıdına dönüşen bu yürüyüşün 9 Temmuz’da daha büyük bir ortak hedefe kanalize edileceğine ve beklenti içindeki Cumhuriyetçilere umut vereceğine inanıyorum. Bu bağlamda Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği geleceğe yürüme kararlılığında olan tüm yurttaşlarımı, yeni bir başlangıç yapmak için 9 Temmuz’da Maltepe’ye davet ediyorum” dedi. 

CHP’li Umut Oran konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:

Adaletin, hukukun, demokrasinin ve özgürlüklerin ayaklar altına alındığı, mühürsüz oy pusulalarıyla millet iradesinin çalındığı bir dönemde başlatılan “Adalet Yürüyüşü” Maltepe aşamasına ulaşmış bulunmaktadır.

Yolun her santimine inancını koyan on binler 

Yurdun dört biryanından yürüyüşe katılan ve 450 kilometrelik yolun her bir santimine inancını koyan on binlerce kararlı yurttaşımızı karşılamak için, benimle birlikte, milyonlarca adalet savunusunun Maltepe’de olacağına eminim. Ancak şunu da biliyorum ki; Maltepe’ye gelme imkânı olmasa da ataması yapılmadığı için acı çeken öğretmenler de çalınan ÖSYM sınav soruları sebebiyle ya da iktidar bloğundan bir torpil bulamadıkları için işsizliğe ve açlığa mahkûm edilen gençler de kahkahasına bile tahammül edilemeyen kadınlar da karın tokluğuna günde 10-12 saat çalıştırılan işçiler, emekçiler, köylüler de televizyonları başından da olsa miting alanına katılacaklardır… 

Somut bir yol önerilmeli 

Bu anlamda 9 Temmuz; sıradan bir miting olmanın ötesinde, özellikle son 15 yılda yükselen gericiliğe, umutsuzluğa, açlığa, yoksulluğa ve tüm haksızlıklara karşı “somut bir yol önermeli” ve yükselen heyecanı “daha adil, özgür, demokratik ve zengin bir ülke” yaratmak için doğru hedeflere yöneltmelidir.

Türkiye’nin bunca adaletsizlikle ilerlemesi mümkün olmadığı gibi, Ankara’dan İstanbul’a kadar yüzlerce kilometre yüründükten sonra adalet arayışını somut bir hedef olmadan bitirmek de mümkün değildir. 

Bundan sonra da gündemi izlemek yerine gündem olunmalı 

Her anlamda milat olması gereken 9 Temmuz, aynı zamanda hem Cumhuriyet Halk Partisi hem de tüm Türkiye için yepyeni bir anlayışın hâkim olacağı ilk adım olmalıdır. İktidar bloğunun dayattığı gündeme rağmen var olunabileceği, yandaş medyanın gücüne rağmen tüm topluma mesaj verilebileceği görüldüğüne göre bundan sonraki süreçte iktidarın gündemini takip eden siyaset anlayışına asla dönülmemelidir.  

Yürüyüş birleştirici oldu 

Yürüyüşün birleştiriciliği göz önüne alındığında ortak hedefe yürüyen bir kitlenin iç kavgalardan nasıl uzaklaştığı yaşanarak tespit edildiğine göre bugüne kadar ortaya çıkan her türlü iç kargaşanın bir sebebinin de “doğru bir ortak hedefin tayin edilememesi” olduğu tespiti yapılarak en azından bundan sonrası için doğru stratejik hedefler ortaya konmalıdır. 

Partiden başlayarak yenilikçi sistem inşa edilmeli 

Aynı bakış açısının bir gerekliliği olarak başta CHP olmak üzere tüm kurumlarda ve doğal olarak devlet organizasyonunda köklü değişiklikler yapılmak zorundadır. Artık bıçak kemiğe dayandığına ve adalete ulaşılabilecek tüm mekanizmalar çöktüğüne göre bugüne kadar yapılan her şey de denenen her yol da söylenen her eski söz de geçmişe ait görülmeli ve net bir özeleştiri yapılarak tamamı terk edilmelidir. Bunların yerineyse önce kendi partimizden başlamak üzere adaletin egemen olacağı yenilikçi, ilerici ve kurumsallaşmış bir sistem inşa edilmelidir. 

Büyük değişimin ilk adımı 

9 Temmuz; aynı zamanda tüm muhalefet unsurları için organizasyon kabiliyetini test etme günü olarak da görülmelidir. Her sorun büyük bir ciddiyetle ve ortak akıl referans alınarak çözülmeli, kişisel karar alma ve uygulama alışkanlığı yerine her alanda kurullar öne çıkarılmalıdır.

9 Temmuz; aynı zamanda büyük bir “netleşme ve berraklaşma” imkânı sunmalıdır. “Acaba ne derler?” diye düşünme alışkanlığı terk edilerek nasıl bir Türkiye hayaline inanılıyorsa tüm dünyaya ilan edilmelidir. Bu netleşme, korkulanın aksine kitlesel bir daralmayla değil genişlemeyle sonuçlanacaktır.

Görüleceği üzere 9 Temmuz, sadece 25 gündür yürünen bir yolun sonu değil milyonlarca insanın beklediği büyük değişimin ilk adımı olarak kodlandığı zaman anlam ifade edecek ve umutlar tazelenecektir. 

Ülkeyi yeniden muasır medeniyet rotasına sokma borcumuz var 

Muhalefet unsurlarının ve Türkiye’nin ihtiyacı budur. Gezi Direnişinden, onlarca seçimden ve referandumdan sonra yapılan hataların tekrarlanma lüksü yoktur. Zira Cumhuriyetçi kitlelerin bir kez daha “başları önde” evlerine dönmeye tahammülleri kalmamıştır.

CHP üst yönetimi başta olmak üzere, unvan ve makam sahibi her bir Cumhuriyet sevdalısının on yıllardır bedel ödeyen Türk milletine karşı büyük bir borcu bulunmaktadır. Bu borç; Türkiye’yi yeniden Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği muasır medeniyet rotasına sokmaktır. Akıl ve bilimden başka rehberimiz yoktur. Türk milleti, tıpkı Ergenekon’da olduğu gibi tüm engelleri aşarak kutlu bir yükselişe başlamak için hazırdır. 

Herkesi yeni başlangıç için Maltepe’ye davet ediyorum

İnancım odur ki herkes durumun ciddiyetinin ve görevinin farkındadır. Ben; tüm kalbimle, bugüne kadar şanla ve şerefle devam eden ve turnusol kağıdına dönüşen yürüyüşün 9 Temmuz’da daha büyük bir ortak hedefe kanalize edileceğine ve beklenti içindeki Cumhuriyetçilere umut vereceğine inanıyorum. Bu bağlamda Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği geleceğe yürüme kararlılığında olan tüm yurttaşlarımı, yeni bir başlangıç yapmak için 9 Temmuz’da Maltepe’ye davet ediyorum.

Adalet Yürüyüşüne Enternasyonal’den Büyük Destek

Sosyalist Enternasyonal Genel Sekreteri Luis Ayala Adalet Yürüyüşünün Düzce’den Sakarya’ya olan kısmına katıldı.  SE Başkan Yardımcısı Umut Oran ile birlikte yürüyen Luis Ayala’nın yürüyüşe dair gözlem ve açıklamaları Sosyalist Enternasyonal web  sitesinden yayınladı.

Umut Oran ”Ayala yürüyüşe katılır katılmaz Enternasyonal’in web sayfası üzerinden görüşlerini açıklayarak adalet yürüyüşüne büyük destek verdi.” dedi.

Umut Oran “ Herkes için adalet yürüyüşü artık sadece Türkiye’yi ilgilendiren bir konu olması ötesine geçmiştir. Bütün dünyanın gözü kulağı bu yürüyüştedir ve herkes yürüyüş sonunda adalet taleplerinin yeri getirilmesini beklemektedir.  İktidarın da adalet beklentisi karşısında büyük sorumluluğu bulunmaktadır” diye konuştu.

Luis Ayala’nın yürüyüşün hemen ardından Enternasyonal web sitesinde yayınlattığı bildiri şöyle;

 

Türkiye

Adalet! Türkiye’de Adalet İçin Yürüyoruz

28 Haziran 2017

Sosyalist Enternasyonal Genel Sekreteri Luis Ayala, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ülkedeki hak ve özgürlükler alanındaki baskılar dolayısıyla muzdarip olan tüm Türk vatandaşları adına adalet talep etmek için Ankara’dan İstanbul’a doğru devam eden yürüyüşüne katıldı. 15 Haziran günü Ankara’da başlayan ve 9 Temmuz’da İstanbul’da sona erecek olan yürüyüşte Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Umut Oran ve diğer muhalefet partisi üyeleri de hazır bulundular.

Geçen Temmuz ayında başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal sonucunda aralarında terör örgütüyle ilişkisi olduğu iddia edilen gazetecilerin de bulunduğu 50.000’den fazla insan tutuklandı, 150’den fazla medya kuruluşu kapatıldı, 140.000’den fazla insan işten atıldı, yasama dokunulmazlığının kaldırılması sonucunda bir düzineden fazla milletvekili hapse atıldı ve son olarak da milletvekili Enis Berberoğlu 14 Haziran’da 25 yıl hapse mahkûm edildi.

Sosyalist Enternasyonal, bu tip hak ihlallerinin sona erdirilmesi çağrısında bulunduğu gibi, ifade özgürlüğünün kısıtlanmasını, yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasını ve bağımsız yargının olmamasını da kınamaktadır.

Adalet Yürüyüşü’ne Enternasyonal destek geldi

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Umut Oran’ın girişimi üzerine Sosyalist Enternasyonal, CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasını kınayan ve Adalet Yürüyüşü’ne destek veren bir bildiri yayınladı.

Umut Oran, SE Genel Sekreteri Ayala ile birlikte bu hafta içerisinde Adalet Yürüyüşüne katılacaklarını da açıkladı.

CHP’li Umut Oran yazılı açıklama yaparak girişimi üzerine “Sosyalist Enternasyonal, Muhalefet Partisi Milletvekili Enis Berberoğlu’nun Cezalandırılmasını Protesto Etmektedir!” başlıklı bildiri yayınlandığını duyurdu.

Ayala da Adalet Yürüyüşüne katılacak

Umut Oran, SE Genel Sekreteri Luis Ayala ile birlikte Adalet Yürüyüşüne bu hafta içinde katılacaklarını da bildirdi. Enternasyonal’in, Berberoğlu’nun tutuklanmasını protesto eden ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı Adalet yürüyüşüne katılanlarla omuz omuza olduğu mesajını içeren bildirisi şöyle:

Sosyalist Enternasyonal, üye partimiz CHP’nin milletvekillerinden Enis Berberoğlu’nun, Türk istihbarat teşkilatı MİT tarafından gizlice Suriye’ye gönderilen silahlarla ilgili bilgileri açığa çıkarma iddiasıyla cezalandırılmasını ve tutuklanmasını şiddetle kınamaktadır.

Omuz omuza dayanışma

Organizasyonumuz, Erdoğan rejimi tarafından muhalefeti susturmak amacıyla yapılan bu son hamleyi büyük bir üzüntüyle karşıladığı gibi Türkiye’deki üyelerimizle dayanışma halinde olduğumuzu ve onları her anlamda desteklediğimizi bir kez daha teyit etmektedir. Sosyalist Enternasyonal, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile ve onunla birlikte adalet talebiyle Ankara’dan İstanbul’a bir protesto yürüyüşü gerçekleştiren muhalefet mensuplarıyla omuz omuza dayanışma içindedir.

Sosyalist Enternasyonal, geçen Temmuz ayında başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişiminin ardından başlayan ve yaygınlaşan yasaklamaların Türkiye’de hak ve özgürlüklere ciddi olarak zarar vermesinden büyük endişe duymakta; adaletsizlik ve yılgınlık yaratan eylemlere, ifade özgürlüğünün önündeki engellere, yasama dokunulmazlığının ve bağımsız bir yargının olmamasına karşı tepkisini ortaya koymaktadır. Bu anlamda tüm yetkilileri yurttaşların haklarına tam olarak saygı duymaya, tutuklu milletvekillerini ve onlarla beraber, siyasi sebeplerden dolayı, haksız yere tutulan tüm diğer vatandaşları serbest bırakmaya çağırıyoruz.

YENİ BİR SÖZ SÖYLEMEK LAZIM

CHP’li Umut Oran 16 Nisan referandumu, Hayır bloku ve CHP’nin durumu ile ilgili görüşlerini 30 sayfalık kitapçıkla açıkladı. Kitapçığı tüm parti örgütüne, CHP’li gençlere ve kadınlara göndereceğini bildiren Umut Oran, “Kişi Merkezli Tartışmalar Aşılmak Zorundadır!“ dedi. umutoran.com üzerinden bugün açıklanan kitapçıktan bazı satırbaşları şöyle:

NİYETİM PARTİ İÇİ VE KİŞİSEL TARTIŞMALARIN DIŞINDA OLMAK! 

MESELE GENEL BAŞKANLIK YARIŞI YA DA OLAĞANÜSTÜ KURULTAY DA DEĞİL 

AMA HAD BİLDİREN ANLAYIŞIN DA FAYDASI YOK 

PARTİMİZİN SÜREKLİ “İÇ TARTIŞMALAR” ETRAFINDA YIPRATILMASININ VE HER ŞEYİN “KİŞİSELLEŞTİRİLMESİNİN” ÖNÜNE GEÇİLEREK ARTIK “GERÇEKLERLE YÜZLEŞMEK” ZORUNLUDUR. 

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran 30 sayfalık “Yeni Bir Söz Söylemek Lazım” kitapçığıyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklamasında şunları kaydetti: 

Yaşanan her günün bir öncekinden çok daha kritik olaylara sahne olduğu günümüz Türkiye’sinde 16 Nisan Referandumu, geçen 15 yılda yapılan seçimlerden ya da referandumlardan çok daha farklı bir noktada değerlendirilmek zorundadır.

“Rejimin geri dönülemez halde değiştirilmesi” ve “tek adam rejiminin” inşa edilmesi demek olan referandumda her yaştan ve her bölgeden seçmenlerin seferber olarak “hayır” demesi de milletimizin referandumun ne anlama geldiğini kavradığını göstermektedir.

Ancak milletin seferberlik hali sandık başlarında ve YSK dehlizlerinde “hukuksuzluk” yapılmasını engelleyememiş ve milletimizin iradesi gasp olunmuştur. Böylece ortaya “hukuksuzlukla yaratılmış bir hukuki durum” çıkmıştır.

YSK’nın almış olduğu “hukuksuz kararların” reddedilemeyecek kadar bariz ve herkesin gözü önünde yaşanmış olması “referandumun meşruiyetini” tamamen tartışmalı hale getirirken “Atı alan Üsküdar’ı geçti!” cümlesinde hayat bulan AKP’nin meseleyi algılama şekli de şaşırtıcı olmamıştır. Zira AKP demek fiili durum yaratmak, hukuku ayak bağı olarak görmek ve oldu-bittiler üzerinden mevzi kazanmaktır.

MEŞRUİYETİ TARTIŞMALI REJİMİN İNŞASI

Bununla birlikte referandum öncesinde ve sürecince yaşanan bunca “hukuksuzluk” Cumhuriyet sevdalılarının gönlünde derin yaralar açsa da ve “meşruluk tartışması” sonsuza kadar devam edecek olsa da ortada yeni bir fiili durum vardır. O durum: Meşruiyeti tartışmalı bir yeni rejimin inşa edildiği gerçeğidir. 16 Nisan akşamından beri devam eden de budur. Hukuksuzluklar ara vermeden devam etmektedir ve muhalefet unsurlarının “itirazları” gidişatı değiştirmeye yetmemiştir. 

CHP REFERANDUM SONUÇLARINI KAVRAYAMIYOR 

Ancak yaşanan sorunların tek sebebi hukuksuzluklar değildir. Hukuksuzlukların yanında referandum sonucunun “yorumlanması” konusunda da derin ayrılıklar bulunmaktadır. Özellikle ana muhalefet partisinde ortaya çıkan tartışmalar referandum sonuçlarının ve yeni rejimin ne anlama geldiğinin tam olarak kavranamadığını ortaya koymaktadır.

HAD BİLDİREN ANLAYIŞIN FAYDASI YOK

Örneğin “rejim değişikliğini” ve yeni durumu enine boyuna analiz etmek yerine “Saray kaynaklı komplo teorilerini” öne çıkaran ve her itiraz edene had bildiren bakış açısının hiçbir mantığı olmadığı gibi Cumhuriyetperverlere herhangi bir faydası da yoktur.

MESELE GENEL BAŞKANLIK YARIŞI YA DA OLAĞANÜSTÜ KURULTAY DA DEĞİL

Aynı durum meseleyi sadece bir Genel Başkanlık yarışı ya da Olağanüstü Kurultay gerekçesi olarak görenler için de geçerlidir. Türkiye’nin ve Atatürk’ün mirası olan Cumhuriyet’in karşı karşıya olduğu tehlikeyle kıyaslandığında “kişi merkezli parti içi tartışmaların artık önemi yoktur ve bu anlayış aşılmalıdır! Çünkü mesele, kişi değil memleket meselesidir. Bunun için de daha iyi bir Türkiye iddiası, hayali ortaya konularak alternatif bir dava yaratılmalı. Bunu da ancak bir şeye karşı olarak değil, yeni bir şey söyleyerek yapabiliriz!”

MAÇIN İLK YARISI DA DEĞİL!

Öte yandan gelinen noktada 16 Nisan’ı maçın ilk yarısı olarak konumlandıranların ve 2019 için “ortak aday” tartışmalarını başlatanların önerileri de yeterli değildir zira 16 Nisan’a gelinceye kadar geçen 15 yılda yapılan yanlışları, bir türlü hayata geçirilmeyen kurumsal dönüşüm ihtiyacını yok sayarak “kişi” üzerinden sonuç alınabileceğini varsaymaktadır.

HER ALANDA KURUMSAL DEĞİŞİM ŞART

Oysa Cumhuriyetimiz artık elimizde değildir.  Yargı, emniyet, ordu, bürokrasi vb artık tarafsız olmadığı gibi, hukuku esas alan bir noktada da değildir. Devlet tam anlamıyla bir partiyle özdeşleşmiş AKP’li olmayan tek bir kamu görevlisi kalmayana kadar bu gidişatın devam edeceği görülmüştür. Öyleyse geçen 15 yıl boyunca yapılan tüm yanlışlar ve yapılmayan tüm kurumsal değişimler A’dan Z’ye analiz edilmeden atılacak her adım yanlış olacaktır! Ülkenin ve geniş toplum kesimlerinin kurtuluşu için “en baştan ve her alanda” “kurumsal değişim” talebi yükseltilmeden yürünecek her yol çıkmazdır.

ARTIK GERÇEKLERLE YÜZLEŞİLMELİ

Ve herkes emin olmalıdır ki zamanın gerçeklerini göz önüne alarak bir “ideolojik netleşme” yaşanmadan ulaşılacak bir zafer de bulunamayacaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi’ne gönül vermiş bir nefer olarak benim üzerime düşen şey hem gelinen noktayı analiz etmek hem de doğru tartışma zeminini oluşturmak için çaba harcamak ve bir çıkış yolu bulunmasına öncülük etmektir.

Partimizin sürekli “iç tartışmalar” etrafında yıpratılmasının ve her şeyin “kişiselleştirilmesinin” önüne geçilerek artık “gerçeklerle yüzleşmek” zorunludur.

Reddedilemeyecek kadar net olan şey: “Önce kendi evimizi düzenlemeden” siyaset kurumunu da Türkiye’yi de bölgemizi de düzenleyemeyeceğimizdir.

NİYETİM PARTİ İÇİ VE KİŞİSEL TARTIŞMALARIN DIŞINDA OLMAK!

umutoran.com üzerinden sizlerle paylaştığım ve tüm parti örgütümüz ile CHP’li gençlere ve kadınlara göndereceğim “Yeni Bir Söz Söylemek Lazım” başlıklı kitapçık “yepyeni ve kurumsal bir değişim” ihtiyacına yönelik olarak ve doğru bir tartışma zemini oluşturmak için kaleme alınmıştır. Niyetim parti içi ve kişisel tartışmaların tamamının dışında olacağımı beyan etmek ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin “öncü rolüne” dikkat çekmektir.

Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti’nin devamı olan Cumhuriyet Halk Partisi için Türk Milletine “öncü” olmak tarihsel bir görevdir ve asla kaçınılamaz!

Rakibe odaklanmaktan ve rakip gibi olmaktan vazgeçmeyi zorunlu kılan öncülük pozisyonu doğal olarak “kurumsal dönüşümü” gerekli kılacaktır. Kurumsal dönüşümü samimiyetle başlatmaksa her şeyin kademe kademe değiştirilmesi demek olacaktır.

İKTİDAR OLMAK DIŞINDA BİR SEÇENEK YOK

Bu noktada net olmak, halkımıza asla yalan söylememek ve ulaşmak istediğimiz yeri bilmek hayatidir. Bana göre Cumhuriyet Halk Partisi’nin Cumhuriyeti kurtarmak için “iktidar olmak” dışında hiçbir seçeneği yoktur. İktidar hedefine yürüyen bir hareketin “dramatik mazeretlerin kolaycılığına saplanmak” gibi bir lüksü yoktur. Asıl olan tüm zorluklara rağmen doğru bilinen yolda yürümek ve asla vazgeçmemektir.

Muhtaç olduğumuz kudret 7.000 yıllık öz yurdumuz olan Anadolu’nun her karış toprağında ve Türkiye Cumhuriyeti kimliği taşıyan milletimizin her bir ferdinde gizlidir.

İndir (PDF, 913KB)

 

CHP, Umut Oran’ın öncülüğünde yeni bir başarıya daha imza attı

CHP’nin Sosyalist Enternasyonal’e adaylık başvurusu yapmasının 40.yılını geçen Kasım ayında kutlayan CHP, Umut Oran’ın öncülüğünde yeni bir başarıya daha imza attı. 153 ülke ve partinin üyesi bulunduğu Sosyalist Enternasyonal’in Kolombiya’da düzenlediği 25.Kongre’de Umut Oran, Başkan Yardımcılığı’na yeniden seçildi.

er

Daha önce Genel Başkanlar seçilmişti!

Bugüne kadar sadece Erdal İnönü, Deniz Baykal ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun Başkan Yardımcılığı yaptığı Sosyalist Enternasyonal’de Umut Oran partisinde, aktif görev almadığı halde bu göreve seçilen ilk CHP’li oldu. Daha önce Aralık 2014’te CHP Genel Başkanı’nın yerine 2 yıl için bu göreve getirilen Oran, bu sefer kongre üyelerinin oyuyla 4 yıl için SE Başkan Yardımcısı oldu.

zz

Kolombiya’nın Cartagena kentinde düzenlenen kongrenin bir başka önemli yanıysa toplantıya Kolombiya Devlet Başkanı ve Nobel Barış Ödülü sahibi Juan Manuel Santos’un katılmasıydı. 52 yılda 220 bin kişinin ölümüne sebep olan iç savaşın bitirilmesi için FARC ile yürüttüğü görüşmeleri geçen Eylül ayında Havana’da imzalanan barış anlaşmasıyla sonuca ulaştıran Manuel Santos, Sosyalist Enternasyonal üyelerini de barış süreciyle ilgili bilgilendirdi.

Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santos Calderón

Kongrede Sosyalist Enternasyonal Başkanlığına yeniden seçilen Yunanistan eski Başbakanı George Papandreu, Yunanistan’daki 3 sol partinin bundan sonraki süreçte beraber hareket ederek iktidar alternatifi olacaklarını kaydetti.

papandreou

Şilili Genel Sekreter Louis Ayala’nın, Güney Afrika temsilcisinin son anda adaylıktan çekilmesi üzerine tek aday olarak girdiği seçimde yeniden Genel Sekreter olması da Güney Amerika ülkelerinden gelen delegeler arasında büyük sevinç yarattı.

ayala

Sosyalist Enternasyonal Kadın Başkan Yardımcısı da CHP’li

Toplantının Türkiye’yi ilgilendiren bir başka önemli yanıysa Sosyalist Enternasyonal Kadın yapılanmasına da bir CHP’li kadının, eski Kadın Kolları Genel Başkanı Hilal Dokuzcan’ın Başkan Yardımcısı seçilmesi oldu. Böylece CHP, tarihinde ilk kez hem Sosyalist Enternasyonal’de hem de Sosyalist Enternasyonal Kadın’da (SIW) Başkan Yardımcısı seviyesinde temsil edilme hakkına kavuştu.

hilal

Toplantıda alınan bir diğer önemli kararsa 2021’den itibaren %50 kadın kotasının hayata geçirilecek olması. Böylece BM’nin 2030 sonrası için planladığı %50 kotasını Sosyalist Enternasyonal çok daha önce gerçekleştirmiş olacak.

16 Nisan Yol Haritası – OdaTV

oda

16.02.2017

Hayatta en hakiki yol gösterici olarak aklı ve bilimi kabul edenler için karşılaşılan zorlukları aşmanın en kestirme yolu: Özeleştiri yapmak, akla ve bilime dayalı çözüm önerileri ortaya koymaktır.

İçinde bulunduğumuz zaman diliminin ortaya koyduğu ve bizlerin aşmak zorunda olduğu en büyük zorluksa “Başkanlık Referandumu” süreci ve ardından Türkiye’yi aydınlık günlere ulaştıracak olan mekanizmaları inşa edebilmektir. Son 15 yıl içinde yaşanan olaylar göz önüne alındığında şartların uygun olmadığını, başarı şansının düşük olduğunu ya da bu kavganın kaybedildiğini düşünenler çıkacaktır ancak unutmamak gerekir ki “Umutsuz durum yoktur; umutsuz insan vardır!”

Türkiye Cumhuriyeti’nin şanlı geçmişi ve ondan ayrılamaz tarihiyle Cumhuriyet Halk Partisi, tüm olumsuzluklara rağmen, var olabilmenin ve yeniden doğmanın simgeleridir. Bu itibarla; özgürlükten, demokrasiden, Atatürk ilkelerinden ve doğrudan yana olan Türk Milleti için “başarısızlık” gibi bir olasılık yoktur. Tam aksine gelinen nokta, çok büyük bir dönüşüm için en uygun şartların var olduğu bir duruma işaret etmektedir.

AKP’nin 15 yıldır devam eden masallarının tüm yaldızları dökülmüştür; rant ve inşaat temelli, tüketime dayalı ekonomi politikaları iflas etmiştir ve çok açıktır ki hukuksuzlukların, korkuların, haksızlıkların tavan yaptığı bu dönem yepyeni bir Türkiye kurma iddiasındakiler için çok geniş bir hareket alanı yaratmaktadır.

AKP; liberallerle, PKK’yla ve FETÖ’yle yürüdüğü yollarda tüm kurucu kadrolarını ve iddialarını kaybetmiştir. AKP’nin elinde kalan tek ve en güçlü silahsa “alternatifsizlik” iddiasından başka bir şey değildir. Ancak “alternatifsizlik” söylemi bile AKP’nin çaresizliğine kanıt sayılmalıdır zira ne kadar propaganda yapılırsa yapılsın “iktidarı alabileceğini gösteren ilk hareket” AKP’nin devasa görülen ama içi boş olan tüm mekanizmalarının da yerle bir olmasını sağlayacaktır.

Bu anlamda tüm ipler AKP’nin karşısında mevzilenen geniş halk kesimlerinin elindedir. Türkiye’yi yönetebileceğini, alternatif politikalar üretebileceğini, huzuru, güvenliği, adaleti ve sağlıklı işleyen bir ekonomiyi kurabileceğini gösterenler 15 yıllık yıkım sürecini de tersine çevirenler olarak tarihe geçeceklerdir.

O halde, “Başkanlık Referandumu” sadece bir “evet-hayır” denklemi olarak ele alınmamalıdır. Zaten “hayır” üzerine kurulu bir kampanyanın da tek başına başarı şansı yoktur! Zira kitlelerin ihtiyaç duyduğu ve dört gözle beklediği şey; “kuru bir hayır kampanyası” değil güçlü bir meydan okumadır!

Tüm tartışmayı “Başkanlık Rejiminin Olumsuzlukları” üzerine hapsetmek aynı zamanda AKP’nin istediği tartışma zemininde olmayı kabul etmek demektir. Zira referandum ne kadar “evet-hayır” denklemine mahkûm edilirse AKP de o kadar rahat edecektir çünkü böyle bir tartışma durumun aciliyetini ve muhalif unsurların iktidar hedefini değil sadece “teknik bir itirazı” öne çıkarmak anlamına gelecektir.

HAYIR KAMPANYASI YERİNE İKTİDAR YÜRÜYÜŞÜ

İster spor müsabakalarında ister siyasette olsun en iyi takipçinin bile ulaşabileceği nokta ikinciliktir! İktidarı çok iyi takip eden partiyse en fazla ana muhalefet unvanına sahip olacaktır. Fakat Türkiye’nin mevcut sorunları ana muhalefet ya da muhalefet olunarak değil iktidara ulaşarak çözümlenebilir. Vatanın birliğini ve milletin huzurunu garanti altına almak için iktidar olmak zorunludur.

Başkanlık Referandumu özelinde “Evet’in karşısına Hayır’ı koymak”takipçilik anlamına gelecekken “Başkanlığın” karşısına “Yükselen Türkiye”idealini koymak ve tüm süreci “iktidar hedefiyle” yürütmek zafer anlamına gelecektir.

O halde soru şu olmalıdır: “Başkanlık Referandumu Nasıl İktidar Tartışmasına Çevrilebilir?”

Cevap basittir: “İktidar Yürüyüşüne Başlayarak!”

Bir hareketin sadece “hayır kampanyası” yürütmesiyle “İktidar Yürüyüşü” başlatması arasında derin farklar olduğu açıktır. İlkinde bir reklam şirketiyle anlaşıp aynı sözlerle, aynı tavırla ve aynı kadrolarla çalışma yürütülürken ikincisinde “topyekûn bir seferberlik hali” ve sonu gelmez bir “arayış” hâkimdir.

Hayır Kampanyası; rakibin iddialarını çürütmeye odaklıyken “İktidar Yürüyüşü” kendi iddialarına odaklanmak demektir.

Hayır Kampanyası; kısa vadeli hamleleri esas alırken “İktidar Yürüyüşü”uzun vadeli stratejik hedeflere ulaşmak için atılan taktik adımları esas alır.

Hayır Kampanyası; içinde bulunulan durumu kabul edip, eldeki imkanları harekete geçirirken “İktidar Yürüyüşü” atıl kalan tüm güçleri örgütler ve büyük hedefe uygun olarak harekete geçirir.

Hayır Kampanyası; denenmiş olanı “daha iyi sunma” iddiasındayken “iktidar yürüyüşü” denenmiş ve başarısız olmuşu tamamen reddedip denenmemiş ve başarı getireceğine inanılanı yaratma derdindedir.

O halde ikinci bir soru daha gündeme gelir! “Kitleler, bir hareketin iktidar olabileceğine nasıl inanır?”

Sorunun binlerce cevabı var gibi görünse de vazgeçilmez olan şart: “Yetkinliğin İspatıdır!”

Yani “İktidar Yürüyüşü” başlatan hareketin kitleleri ikna edebilmesinin ilk koşulu “iktidar yetkinliğine” sahip olduğunu gösterebilmektir.

Ancak iktidar yetkinliği sanılandan daha zor bir ispat sürecidir. Zira iktidarı hedefleyen herhangi bir hareket için “bahane bulma” özgürlüğü yoktur.

Örneğin, “AKP’nin medya tekeli var! Bize basında yer verilmiyor!” deme şansı yoktur. Medya yer vermiyorsa tek tek bireylere ulaşılmalıdır!

“AKP; devletin tüm gücünü kullanıyor!” deme şansı yoktur. AKP’nin devlet gücüne karşı milletin gücü harekete geçirilmelidir.

“AKP’nin yetişmiş kadroları, eski siyasetçileri var!” deme şansı yoktur. Onların kadrolarına karşı yepyeni kadrolar vitrine çıkarılmalıdır.

“AKP’nin rant üzerinden bir arada tuttuğu tarikatlar, cemaatler var!” deme şansı yoktur. Onların tarikat örgütlenmeleri varsa milletin de sessiz ama doğrudan yana milyonlarca evladı vardır; onlar bulunmalıdır.

Bir başka deyişle “iktidar yetkinliğini” ispat edecek olan hareket “tüm bahaneleri zihninden silmeli ve yenilgiyi çağrıştıran tüm söylemlerden kurtulmalıdır.

Bahaneler ortaya koymadan siyaset yapmak sanıldığı kadar kolay değildir. Bahaneleri bir kenara bırakmak demek her anlamda “çözüm ortaya koymak” da demektir. O halde bahane siyasetini terk eden her hareket için yoğun bir kadro değişimi zorunludur.

On yıllar boyunca “Ama onlar dini kullanıyor!”, “Ama onlar yalan söylüyor!”, “Ama onlar %70’lik sağ bloktan oy alıyor!” demeye alışan ve iktidar hedefiyle siyaset yapmayı unutan pek çok siyasinin bu yeni dönemde alıştıkları koltuklardan kaldırılmaları gerekmektedir. Aksi halde her aşamada iktidar yürüyüşünü baltalayacaklardır zira karşılaşılan ilk zorlukta “bahane bulmaya” ve kendi “inançsızlıklarını” yaymaya gayret edeceklerdir.

Ancak hatırlanmalıdır ki “kadro değişimi” demek yeni ihtiyaçların doğurduğu yapıları inşa etmek ve bu yapılara uygun kişileri bulup görevlendirmektir. Bir ilin milletvekillerinin bugün değişmesine ihtiyaç da olanak da yoktur ancak o ilin kanaat önderlerini alanlara sürecek yeni platformların yaratılmasına, yeni yöntemlerin denenmesine ve yeni arayışların canlı tutulmasına herhangi bir engel de yoktur. Tüm hayatını Cumhuriyet mücadelesine vakfetmiş ailelerin yeni kuşak üyeleri her yerde ve göreve hazır beklemektedir. Onların var olduklarını ve yetkin olduklarını yurdun dört bir yanındaki Gezi Direnişlerinde gördük. Öyleyse seferberlik ruhuna uygun olarak her birini saflarımıza çekmek sorun olmamalıdır.

Yetkinlik İspatı’nın bir başka yanıysa “Ne Yapılacağının ve Türkiye’nin Nasıl Yükseltileceğinin” ortaya konabilmesiyle ilgilidir. Bu konu iki yönlü olarak ele alınmalıdır. Bunlardan biri “Yeni Sözler” üzerinden ispat, diğeriyse “Yeni Figürler” üzerinden ispattır!

Bir önceki maddeyle de bağlantılı olan bu durumda örneğin Türkiye’nin ekonomik sorunlarının nasıl çözüleceğine dair hem yeni sözler bulunmalı hem de yepyeni figürlerin kişisel yetkinliklerinden faydalanılmalıdır. Örneğin kendi bölgesinde başarılı yatırımlar yapmış, bölge ekonomisine katkı sağlamış, istihdam yaratmış, namuslu bir iş adamının ekonomiye dair sözünün inandırıcılık açısından gücü tartışılmazdır. Zira sözün müstakil doğruluğu kadar sözün sahibinin kişisel itibarı da zirvededir ve bu durum en uygun kombinasyonu yaratmaktadır. Bu sayede sözle sözü eden arasındaki uyumsuzluk tamamen ortadan kaldırılmış olur. Müflis tacirin ağzından çıkan doğru söz nasıl kategorik olarak inandırıcı bulunmuyorsa dürüst ve yetkin rol modellerin ağzından çıkan doğru da kategorik olarak inandırıcı bulunacaktır. Bu sayede bugüne kadar yaşanan “iletişim kazalarının” yaşanma ihtimali de ortadan kalkmış olacaktır zira söz de yenidir sözün sahibi de yenidir. Söz de itibarlıdır, sözün sahibi de…

Yetkinlik İspatının olmazsa olmazların bir diğeri “yaratılan iklimdir!”

Kendi hayaline inanmayan lider, destekçilerini; başaracağına inanmayan destekçiler de potansiyel seçmenleri ikna edemezler. İnancın göstergesiyse hayatın her alanıdır. Bahsedilen inancın somut yansıması “arı kovanı” gibi olmaktır. Hareketin hayatın her alanında ve anında var olması, seferberlik ruhunu yansıtması ve başarıya duyulan inancın gözle görülür kılınması hayatidir. Eğer iddia “varlık-yokluk” kavgasında olduğumuzsa o halde bu iddiaya uygun örgütlenme ve çalışma yürütülmesi kaçınılmazdır.

Eğer iddia “uçurumdan önceki son çıkışsa” uçuruma doğru sürüklenenlerin can havliyle yapacağı kadar cesur ve kararlı olmak zorunludur.

Eğer iddia “son şansımız” olduğu savıysa “son şansı yeni bir başlangıç için kullanma” hevesini göstermek de gereklidir.

Yani ağızdan çıkan her kelimenin özgül ağırlığına uygun bir örgütlenme, mücadele ve irade ortaya konularak inandırıcılık elde edilmelidir. Aksi her durum “yalancı çobanlık” olarak adlandırılacak ve Cumhuriyetçi kitlelerin moral motivasyonunu sanılandan çok daha fazla düşürecektir.

O halde “varlık-yokluk” kavgası için bir “cephe” inşa etmekten daha doğal bir şey yoktur.

Her şeyin aynı ad altında yapılması gerekli değildir. Ancak her şeyin büyük stratejik hedefe uygun olarak ve geçmişten dersler alınarak yapılması gibi bir zorunluluk vardır; hem de yakıcı bir zorunluluktur bu!

Örneğin: Baroların temel görevlerinden biri “Hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumaktır.” Kanımızca bu görev pasif anlamda yorumlanamaz. Şayet “Başkanlık Rejimiyle” birlikte “Fiilen Denetlemez Bir Tek Adamlık” getirilmek isteniyorsa yurdun dört bir yanındaki Barolar’ın asli görevi aktif olarak sahada olmak ve halkı uyarmaktır.

Mevcut durumda bu görevin eksiksiz olarak yerine getirilmesini sağlama görevi de Cumhuriyetçi Cepheye ve doğal olarak Cumhuriyet Halk Partisi’ne düşmektedir. İktidar Yürüyüşü’ne odaklanan hareketin bir yandan da toplumun tüm örgütlü kesimlerini birleştirmesi ve doğru cepheye saf tutmalarını sağlaması ertelenemez bir görevdir.

Aynı durum sendikalar, demokratik kitle örgütleri ve meslek odaları için de geçerlidir. Bu kurumları ve benzerlerini alternatif yapılanmaların içine sokmak, ihtiyaç halinde onların öncülüğünü desteklemek ve her durumda mücadeleyi genişletmek mecburidir. Bu tutum aynı zamanda “Yükselen Türkiye’nin Nasıl Olacağının” göstergelerinden biri olacaktır.

Bu noktada “İktidar Yürüyüşüne” odaklanmış bir muhalefetin bazı noktalarda ön alması ve meseleyi tanımlarken ortak kavramlar kullanması açısından birkaç temel önerinin ele alınmasında fayda görülmüştür.

1) Bu Bir Parti Meselesi Değildir!

Bu bir memleket meselesidir. Söz konusu vatandır ve ulus devlettir. Türkiye’nin varlık-yokluk kavgasında gelinen nokta partileri aşan bir durumdur. Mücadelenin merkezinde sadece “bir parti” yoktur. Yine mücadelenin merkezinde tek bir “kişi” de olmamalıdır

O halde tüm siyasi partiler de bireyler de ancak kendilerinden daha büyük ve geniş cephenin örgütlü birer parçası olabilirler. CHP’ye düşen “ortak cepheyi” inşa etmek ve ülkenin birliğinden yana olan herkesi aynı cephede mücadele saflarına katmaktır. Bu noktada ilk adım “Milli Kuvvetler Merkezi’ni” yani tüm süreci yönetecek olan Merkezi inşa etmektir. Milli Kuvvetlerin ilk görevi mücadelenin eşgüdümünü sağlamak ikinci göreviyse bu ortak cephede yer alacak her toplum kesiminin temsilcilerini bir araya getirmektir. CHP’de Genel Başkanlık yapmış tüm Genel Başkanlar bu Merkez’in doğal üyeleri olarak kabul edilmeli ve aktif olarak sahada kullanılmalıdır. Aynı zamanda “Başkanlık Rejimine ve ülkenin bölünmesine HAYIR” diyen tüm siyasi parti liderleri ve örgütlü toplum kesimlerinin temsilcileri de bu ortak merkezin içinde yer almalıdır. Alınacak her karar, atılacak her adım Milli Kuvvetleri Merkezinden çıkarılarak gerekli olan mücadele ahengi oluşturulacaktır.

2) Ulusal Seferberlik İlan Edilmelidir!

Gün, her saniyenin değerli olduğu ve sorumlulukların asla ertelenemeyeceği bir gündür. “Ulusal seferberlik” ruhuna ve bu ruhun canlı tutulmasına ihtiyaç vardır. Yazana da çizene de konuşana da ilan dağıtana da ihtiyaç vardır. Her bir üyeye, her bir seçmene yapabileceği ne varsa o görevi vermek seferberlik ruhunun gereğidir. 18 yaşındaki üniversite öğrencileri de 75 yaşındaki emekliler de aynı ruhla harekete geçirilmeli ve Türkiye’nin birliği garanti altına alınana kadar asla durulmamalıdır. Kuruculuktan kurtarıcılığa giden yolun gereği de budur.

3) Gerçekleri Anlatma Heyetleri Oluşturulmalıdır

Türkiye’nin birliği sadece bir partinin sorunu olmadığına göre CHP dışında yer alan ancak aynı cephede bulunan tüm partilerden ve siyasi kimliği olmasa da tüm toplum kesimlerinden kanaat önderleri “7 Bölge” Esasına göre bir araya getirilmeli ve “Gerçekleri Anlatma Heyetleri” oluşturulmalıdır. Sanatçıların, Sporcuların, Demokratik Kitle Örgütü Temsilcilerinin oluşturacağı bu heyetler sorumlu oldukları bölgeleri il-il, ilçe ilçe dolaşarak gerçekleri halka anlatacaklardır. Medyanın bizlere yer vermesi beklenmeden doğrudan doğruya halka ulaşılacaktır.

4) Partinin Tüm İnsan Kaynağı Aktifleştirilmelidir

Bölünme riskiyle karşı karşıya olduğumuz bu dönemde mücadele dışında tutulabilecek tek bir kişi bile yoktur. Hangi iç çekişmenin tarafı olursa olsun, hangi kalp kırıklığını yaşadıysa yaşasın Cumhuriyet Halk Partisi’nde bugüne kadar görev almış her MYK üyesi, PM üyesi, Milletvekili, il ve ilçe başkanlarıyla, Belediye Başkanları ve Meclis Üyeleri bağlı bulundukları il ve ilçe başkanlıklarında kurulacak olan “Milli Dayanışma Komiteleri”nde görevlendirilmelidir. Oluşturulacak olan komitelerde görev alacak ilgili kişiler hedef ildeki tüm ilçelerde ve köylerde aktif saha çalışması yürüterek“Tek Adam Rejimine karşı” ülkenin birliği için çalışmalar yürüteceklerdir. Komiteler sadece CHP tabanını değil, MHP ve AKP tabanındaki sağduyu sahibi “hayırcıları” da birleştirecekler aynı zamanda da oy vermek için sandığı gitmeyen büyük kitleye ulaşacaklardır.

5) Partinin Tüm Gücü “Hayırcılar”la Birleştirilmelidir

Başkanlık adı altındaki bölünme sürecinde Türkiye’nin birliği için kararlılık gösteren her bir örgütlü gruba destek vermek partimizin ana hedeflerindendir. Özellikle Milliyetçi Hareket Partisi’nin Türkiye’den yana tavır almış tabanıyla ve onların temsilcileriyle iş birliği halinde olmak, onlar üzerinde kurulacak her türlü baskıya karşı dayanışma sergilemek vazgeçilmez görevler olarak görülmelidir. OHAL bahane edilerek “hayırcılara” izin verilmemesi, salon tahsis edilmemesi ya da fiziki tehdide maruz kalmaları halinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin örgütlü gücü her birimiyle “hayırcılara” destek olmalıdır.

6) YSK Mutlaka Denetlenmelidir

Son 15 yıldır devletin tüm önemli kurumlarını FETÖ’cülere açan iktidar bloğunun bu haksız uygulamasından YSK da nasibini almıştır. Bilgi Edinme Hakkı Kanunu çerçevesinde elde ettiğim ve hem kamuoyuyla hem de partimle paylaştığım belgelere göre bugüne kadar yapılan her seçimin “şaibeli” olduğu düşünülebilir. Zira FETÖ’nün YSK’da çok önemli bir varlığa ulaşmış olduğu ispatlanmıştır. Ancak FETÖ mensuplarının görevlerinden uzaklaştırılması yerlerine getirilenlerin liyakat esasına göre tespit edildiği anlamına gelmemektedir. Bu anlamda olası ilk referandumun da %100 adil ve şeffaf olduğuna inanmak mümkün değildir. Tüm seçim sürecinin ve YSK’nın; seçmen kütüklerinin hazırlanmasından kullanılan teknik altyapıya ve sandık görevlilerinden oyların sayımına kadar tek tek analize tabi tutulması, denetlenmesi ve alternatif önlemler alınması mecburidir. Özgür iradesiyle “hayır” oyu vererek Türkiye’nin bölünmesini engelleyecek olan Türk milletinin tercihinin “seçim hileleriyle” tersyüz edilmesine müsaade edilmemelidir. Oy ve Ötesi gibi sivil inisiyatiflerle iş birliğinin yanında tüm şaibeleri ortadan kaldıracak etkin bir modelin geliştirilmesi önemlidir ve asla ihmal edilmemelidir.

7) “Yalanlara Karşı Bilim Kurulu” Oluşturulmalıdır!

Bugüne kadar yaşanan deneyimler AKP zihniyetinin hiçbir seçimi sadece “seçim koşullarında” değerlendirmediğini ve eldeki tüm imkânların seçim sonuçlarını etkilemek için kullanıldığını defalarca göstermiştir. AKP’nin bu alışkanlığını Başkanlık Referandumu sürecinde de tekrarlayacağı bilinmelidir. Özellikle “milliyetçi” taban üzerinde etki yaratmak için, hiçbir stratejik anlamı olmayan ama kitlelere yönelik propaganda imkânı verecek birkaç göstermelik hamle gelebilir. Ege Denizinde, Yunanistan’ın Türk adalarını hukuksuz şekilde “işgal etmesine” seyirci kalan AKP’nin bugünlerde Kardak’ın Türkiye’ye ait olduğunu hatırlaması “referandum” yatırımı olarak görülebilir. Zira Türkiye’nin Ege’deki ve Kıbrıs’taki hakları ve çıkarları AKP’nin hiçbir zaman umurunda olmamıştır. Benzer bir durum yıllarca “pazarlık yapılan PKK” ve Türkiye’nin çıkarlarına ters olmasına rağmen desteklenen Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi üzerinden de gerçekleştirilebilinir. Bu anlamda, AKP, “sınırlı ve anlaşmalı bir askerî harekât” ya da “gerginlik politikasını” referandum sürecinde tercih edebilir. Aynı şekilde CHP’yi ve diğer “Hayırcıları” hedef alacak karalama kampanyalarına karşı da hazırlıklı olunmalıdır. Toplumda kısa süreli şok etkisi yaratacak hamlelere karşı iletişimcilerden, siyaset bilimcilerden ve askeri uzmanlardan oluşacak bir “Yalanlara Karşı Bilim Kurulu”na ihtiyaç vardır. AKP’nin manipülatif hamlesi gelmeden önce gidişatı yorumlayıp, gerekli önlemleri ve söylemleri de ortaya koyacak olan bu yapı “stratejik düşünme ve proaktif politika geliştirme” konularında mevcut olan eksiklikleri de ortadan kaldırmaya yardımcı olacaktır.

Elbette bu öneriler sadece “İktidar Yürüyüşü” perspektifinde olduğu müddetçe anlamlı sonuçlar doğuracak “Kuru Bir Hayır Kampanyası”temelindeyse başarı şansı azalacaktır. Zira kitleler alternatif bir yetkinlik görme ihtiyacı içindedir. İktidar yetkinliğini ispat edemeyen bir hareketin yapacağı hamlelerin hedefi bulması düşük bir ihtimaldir zira sorun “evet-hayır” değildir. Kitleler bir çıkış aramaktadır ve güvenilir bir rehberlik gösterilmediği sürece mevcut durumun yani statükonun korunmasından yana tavır alabileceklerdir.

Türkiye’nin bugünkü ihtiyacı her anlamda “İktidar Alternatifi” olabileceğini ispat edecek bir hareketin başlatılması ve her aşamada bu hedefin gerçekçi olduğunun ispatlanmasıdır. Bu noktada kuruluşun partisi olan Cumhuriyet Halk Partisinin “kurtarıcılığa” yeniden soyunması ertelenemez bir görevdir. CHP; daha adil, daha güvenli, daha zengin ve daha huzurlu bir Türkiye yaratılabileceğini ve bunu da ancak CHP öncülüğündeki Cumhuriyetçi kadroların gerçekleştirebileceğini göstermek zorundadır.

Geçmiş kötü deneyimlerden dersler alarak, yanlışta ısrar etmeyerek ve mutlaka “iktidarı hedefleyerek” bu karanlık dönem aşılabilir.

Aklın ve bilimin öncülüğü, Türk Milletinin doğrudan ve haktan yana tavır alma alışkanlığıyla birleştirildiğinde ortaya çıkacak tek sonuç “zaferdir.”

Zafere giden “İktidar Yürüyüşünün” ilk adımı en zor ama mutlaka atılması gereken adımdır.

Ön yargıları yıkacak ve bizleri yeniden “kutlu bir zafere” taşıyacak olan bu ilk adım bizlere “iktidar yolunu” açacaktır.

Başkanlık Referandumu da ancak iktidar yürüyüşünün bir aşaması olarak görülür ve büyük stratejik hedefin bir parçası olarak ele alınırsa anlam kazanacaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve Mustafa Kemal Atatürk’ün kararlı bir neferi olarak benim yapacağım şey de gerçekleri tüm toplum kesimlerine anlatmak ve bu yolda yürüyen herkese omuz vermektir.

Bu anlayış içinde Anadolu’nun her karışını adımlamaya, her yurttaşımla “cumhuriyet” için bir arada mücadele etmeye kararlıyım. Değerli dava arkadaşlarımı da bu yolda yanımda göreceğime eminim.

En Derin Dayanışma Duygularımla,

Umut Oran – Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı 24.Dönem CHP İstanbul Milletvekili

Odatv.com