Yazılar

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu, yeni zaferlerin de müjdecisi olsun!

 

“Türk çocuğu atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.” diyen Mustafa Kemal de atalarından güç alıyor, atalarının yaptığı büyük işleri aşmak için kendinde kuvvet buluyordu. Atatürk, en az 7.000 yıllık yurdumuz dediği Anadolu’ya bakınca Sümerleri, Hititleri, Hektorları, Fatihleri ve binlerce yıl boyunca Anadolu’ya can veren isimsiz Anadolu çocuklarını görüyordu. Onların başarılarını tam kalbinde hissettiği için 1919’da Samsun’a çıkarken inançlıydı. Sivas’ta Türk milletinin seçkin çocuklarıyla kararlar alırken özgüvenliydi ve elbette savaş meydanlarında vuruşurken çok kararlıydı. Bu kararlılık sebebiyle ne ileri atılırken ne de geri çekilirken kuşku duydu zaferden. Sakarya’nın doğusuna kadar Türk ordularını çekerken, onun kaybettiğini düşünen “işbirlikçiler”, “artık ondan kurtulduk” diye mutlu olan hainler vardı. Oysa Mustafa Kemal, Türk Milletinin savaş kaybetse de asla “tutsak” olmayacağını ve mutlaka yeniden doğacağını biliyordu.

İşte bu inanç sebebiyle asıl görevinin düşmana bakmak ya da emperyalizmin silahlarının parıltısına kapılmak olmadığını tam aksine bakması gereken yerin Türk milletinin gözlerinin parıltısı olduğuna emindi. Böylece ellerine-ayaklarına zincir vurulan Türk milletine “İlk Hedefiniz Akdeniz’dir!” diye kükredi. Ne mutlu onlara ki bizlere de “daha büyük işler yapmak” için güç alacağımız “onurlu bir ülke” bıraktılar.

Ancak işimiz bitmedi. O gün savaş meydanlarında yendiğimiz emperyalizm bugün kıyafet değiştirerek yeniden karşımıza dikildi. O günlerin intikamını almak için “milli birliğimize” saldırdılar önce. Türk milletini kökünden ve kurucu değerlerinden hızla uzaklaştırmak için yıllarca uğraştılar ve sonunda ulaşmak istedikleri noktaya yaklaştılar. Artık bir diğerini “öteki” olarak gören bir kitle yarattılar.

Öyleyse emperyalizme ve onların yerli işbirlikçilerine karşı yeni bir “zafer” kazanma vakti. 30 Ağustos 1922’nin ruhuyla yeni zaferler kazanmak ve emperyalizmi bir kez daha denize dökmek zorundayız. Bu noktada hiç şüphe yok ki en büyük sorumluluk Atatürk’ün iki büyük eserinden biri olan Cumhuriyet Halk Partisi’ndedir. CHP’nin kaderiyle Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderi aynıdır. Biri kaybederken diğeri kazanamayacağı gibi, birinin yok oluşu da diğerinin yok oluşu anlamına gelir.

O halde Cumhuriyet sevdalıları “Zafer Bayramında” bir kez daha “devrimci, halkçı, milliyetçi, her koşulda laik, devletçi ve Cumhuriyetçi” bir yeni meydan okumaya hazır olmalıdır. Tarihin CHP’ye biçtiği rol: Devrimci bir bakış açısıyla Cumhuriyetimizi ilelebet payidar kılmaktır! Bu yolda karşımıza pek çok engeller çıkacaktır. Ancak bizler de, tıpkı bizden öncekilerin yaptığı gibi, Sümerlerden, Truvalılardan, Selçuklulardan ve Osmanlıdan aldığımız feyizle her zorluğun üstesinden geleceğiz. Büyük Türk milletini yurtsuz ve geleceksiz bırakmayacağız. 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu, yeni zaferlerin de müjdecisi olsun!

Umut Oran

14 Mart Tıp Bayramı

Dünyanın en saygın meslek gruplarından birine mensup olan “sağlık çalışanları”, sahip oldukları haklar ve yaşadıkları sorunlar bağlamında, vatandaşı oldukları ülkenin de aynası durumundadır. Sadece sağlık çalışanlarına bakarak bile sözkonusu ülkeye dair anlamlı bir yargıya ulaşılabilir.

Örneğin; hayat kurtaran, en zor anlarda hizmet üreten doktorların ve sağlık çalışanlarının “sistematik bir şiddet dalgasıyla” karşı karşıya olması, ülkenin içine düştüğü travmatik koşulların eseridir.

Çok zorlu ve fedakarlık isteyen bir eğitim döneminden sonra doktorların “performans” adı altında fiziksel ve ruhsal olarak “ezilmesi” de geri kalmışlığın temel göstergelerinden biri olarak kabul edilmelidir.

Nufüsün hızlı artışı göz önüne alındığında “nitelikli sağlık çalışanlarına” olan ihtiyaç artarak devam ederken, öğretim elemanı sayısının aynı derecede artmaması ya da yeterli teknik donanıma sahip olmayan “Tıp Fakültelerinin” açılması da hükümetin “plansızlığı” bir yöntem olarak kabul ettiğinin göstergesidir.

Ne yazık ki, başta doktorlar olmak üzere tüm sağlık çalışanları, her anlamda “gelişmiş ülkelerle” rekabet edebilecek yeteneğe sahip olsalar da memleketin çok uzun zamandır “kötü yönetiliyor” olmasından kaynaklanan sorunlar çözülememiştir.

Oysa Türk sağlık çalışanları, Tıbbiyeli Hikmetlerin idealizmine sahip, her olumsuzluğu aşabilecek kadar fedakar ve kararlıdır. Geçmişte Türkan Saylan gibi öncü doktorların gerçekleştirdiği büyük sağlık atılımlarının benzerlerini bugün de gerçekleştirmek mümkündür.

Ancak devasa adımlar atmanın ve Tıp Bayramı’nı her anlamda bir ilerleme günü olarak kutlamanın ilk koşulu “aklın ve bilimin” ışığında yeni bir “sağlık anlayışını” egemen kılmaktır. Bu yeni anlayışın bir yanında doğumdan ölüme kadar “parasız sağlık hizmeti” anlayışı varken diğer yanında “toplumun geleceğini kurtarmak demek olan ulusal aşı programları ve idealist hekimleri yetiştirmek için “tıp eğitimi reformu” olacaktır.

Hele hele ülkemizin artan oranda “mülteci barınma ve geçiş” noktası olduğu düşünüldüğünde “önleyici” sağlık hizmetlerinin bugünle kıyaslanmayacak ölçüde geliştirilmesi konusu ciddiyetle ele alınmalıdır. Hiç unutulmamalıdır ki sağlık hizmeti almak bir hak, kaliteli sağlık hizmeti vermekse bir görevdir.

Tıp Bayramını idrak ettiğimiz bu günde başta doktor annem ve rahmetli doktor babam olmak üzere tüm tıp camiasının bayramını kutluyorum. Şu anda Afrin’de ve Mehmetçiğimizin görev yaptığı her yerde canla başla hizmet veren fedakar sağlık çalışanlarına da en derin şükranlarımı sunuyorum.

umut oran