Yazılar

Parti Değil Memeleket Meselesi – Adana Bölge



adana bol

adana bol2

Haberin linki: http://www.bolgegazetesi.org/haber/350/parti-meselesi-degil-memleket-meselesi.html

Erken Seçim Ülkeye Nefes Aldırır



erken

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, iktidar bloğunun başkanlık rejimi tartışmalarını şiddet ve kaba kuvvetle devam ettirme çabası ve hemen ardından milletvekillerini “erken seçimle” tehdit etmesinin Türkiye’de bir “hükümet krizi” yaşandığının açık bir kanıtı olduğunu belirtti. AKP’nin, devletin tüm gücünü kontrol etmesine ve Meclis çoğunluğuna sahip olmasına rağmen tüm ipleri elinden kaçırdığını kaydeden Umut Oran, “Umuyorum ki milletimiz de siyasi düşünme ve öngörü yetisini kaybetmiş ve artık ülkeyi yönetemediği tescillenmiş iktidar bloğundan kurtulmak için erken seçim talebini yükseltecektir. Bu sayede hem Başkanlık Rejimi adı altındaki bölünme sürecine son verilecek hem de bozulan ekonomisi, güvenliği ve demokrasi kültürü yepyeni ve gerçekten milli bir hükümetin elinde hızla düzelecektir. Erken seçim, milletimize ve ülkemize derin bir nefes aldıracaktır” dedi. 

AKP VEKİLLERİNİ TEHDİT HÜKÜMET KRİZİNİN İSPATI 

Umut Oran, konuyla ilgili bugün yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:

“İktidar bloğunun başkanlık rejimi tartışmalarını şiddet ve kaba kuvvetle devam ettirme çabası ve hemen ardından milletvekillerini “erken seçimle” tehdit etmesi Türkiye’de bir “hükümet krizi” olduğunun açık bir ispatıdır. AKP, devletin tüm gücünü kontrol etmesine ve Meclis çoğunluğuna sahip olmasına rağmen tüm ipleri elinden kaçırmış durumdadır.  

BÜYÜK SALDIRI VAR DEYİP MİLLETİ İKİYE BÖLÜYORLAR 

Dünyanın, bölgenin ve Türkiye’nin içinde bulunduğu süreci yanlış değerlendiren iktidar bloğunun Türkiye’nin çoklu büyük bir saldırı altında olduğunu iddia ettikten hemen sonra milleti ikiye bölen “Başkanlık Rejimi” tartışmalarına yoğunlaşması da tam anlamıyla gerçeklerle bağı koparmak ve kontrolü kaybetmek demektir. 

MEMLEKETİN HER YERİNDE ANALARA AĞLIYOR 

Türkiye’nin Suriye ve Irak sınırları PKK’nın denetimine geçerken seyreden iktidar bugün de plansız ve programsız olarak Mehmetçikleri Suriye bataklığına sürmüştür. Memleketin dört bir yanında evladının bedenini toprağa veren analar ağlamaktadır. 

HER AÇIKLAMALARI EKONOMİK KRİZİ BÜYÜTÜYOR 

Artık çöküşün eşiğine gelen ekonomiyle ilgili hükümetin açıklamaları hiçbir bilimsel temele dayanmadığı gibi her yeni uygulama da yanlışları büyütmektedir. Rus turistlerin Türkiye’ye gelmemesinin sebebi hükümettir; Avrupalıların topraklarımıza adım atmamasının sebebi hükümettir; tüm dünyada Türkiye’nin geri kalmış bir Ortadoğu ülkesi olduğuna inanılmasının sebebi de hükümettir. Gençlerin işsiz ve geleceksiz bırakılmalarının sebebi de yine hükümettir. 

HÜKÜMET KENARA ÇEKİLİP SANDIĞIN ÖNÜNÜ AÇMALI 

Ve tüm işaretler aynı şeyi söylemektedir: Türkiye’nin kurtuluşu, refahı ve huzuru için bu hükümetin artık kenara çekilerek sandığın önünü açması şarttır. Bu anlamda “erken seçimi” bir sopa gibi kullanmaya çalışan ve milletvekillerini aşağılayan AKP’ye karşı Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin, TBMM’de milletin iradesini korumak için tek vücut olarak verdikleri cesur mücadelelerini ve de iktidarın erken seçim tehditine karşı “Hodri Meydan!” demesini tarihe geçen onurlu bir davranış olarak görüyorum. Kişisel çıkarlarını ellerinin tersiyle iterek “milletin ve ülkenin geleceği” için tavır alan her bir milletvekilini yürekten kutluyorum. 

ERKEN SEÇİM DERİN BİR NEFES ALDIRACAKTIR 

Umuyorum ki milletimiz de siyasi düşünme ve öngörü yetisini kaybetmiş ve artık ülkeyi yönetemediği tescillenmiş iktidar bloğundan kurtulmak için erken seçim talebini yükseltecektir. Bu sayede hem Başkanlık Rejimi adı altındaki bölünme sürecine son verilecek hem de bozulan ekonomisi, güvenliği ve demokrasi kültürü yepyeni ve gerçekten milli bir hükümetin elinde hızla düzelecektir. Erken seçim, milletimize ve ülkemize derin bir nefes aldıracaktır.”

Basın Açıklaması:

erken seçim ülkeye nefes aldırır

Başkanlık “Türk Töresini” Paspas Etmektir!



 

CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BASKAN YARDIMCISI UMUT ORAN             FOTOGRAF: ZIYA KOSEOGLU/CHP GENEL MERKEZI

Umut Oran

Basın Açıklaması

09.01.2017

 

Başkanlık “Türk Töresini” Paspas Etmektir!

 

Başkanlık tartışmaları, AKP’nin her dönemde yaptığı gibi, hedef şaşırtılarak devam etmektedir. Kurulduğu günden beri, liberallerden Öcalan’a kadar, hemen her grupla “yol arkadaşlığı” yapan AKP, bugünlerde de MHP üzerinden Başkanlık hedefine ulaşmak istemektedir.

 

Dün “her türlü milliyetçiliği ayaklar altına almakla” övünen bir anlayışın bugün isminin içinde “milliyetçi” ibaresi olan bir partinin Genel Başkanı vasıtasıyla milleti bölmeye çalışması ilginç, ama şaşkınlık verici değildir. Zira AKP, budur! AKP; yeterince kullandıktan sonra bir kenara atmak üzere, herkesle ve her koşulda “pazarlık” edebilen bir partidir. Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanı olmak da, Barzani Devleti’nin hamiliğine soyunmak da, komşu devletlerin kan gölüne dönmesine seyirci kalmak da, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne operasyon üstüne operasyon yapılmasına göz yummak da AKP için normaldir. Ancak AKP’nin ne olduğunu yaşayarak gören bir siyasinin, hem de adında “milliyetçi” ibaresi olan bir partinin Genel Başkanı’nın AKP’ye teslim olması; bağlı olduğunu iddia ettiği “Türk töresine” de, “akla” da, “Türk milletine” de ihanet etmek demektir ve her durumda şaşırtıcıdır.

 

AKP; ulus devleti yok etmeye çalışmaktadır ve Bahçeli bakmaktadır.

AKP; devletin itibarını zayıflatmaktadır ve Bahçeli sessizdir.

AKP; Başkanlık rejimiyle beraber devletin ruhunu yok etmeye uğraşmaktadır ve Bahçeli itaatkârdır.

Gelinen noktada “milletin birliğini” AKP’nin “dirliği” için feda eden Devlet Bahçeli bir yanda; vatanın ve milletin bekası için Mustafa Kemal Atatürk’ün en büyük eseri olan Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkan MHP tabanı ve milletvekilleri diğer yandadır. 

 

Okullarda “Türküm” diye başladığı için “Andımız”ı kaldıranlara, Türk Milleti ifadesinin “ırkçılık” olduğunu öne sürenlere, tabelalardan T.C. ibaresini kaldıranlara karşı MHP milletvekilleri tarihi bir cevap vermelidir. Başkanlığa “evet” oyu verenler “Türk Töresini de paspas edenler olarak tarihe geçecektir.

 

İnancım odur ki “Türk Milleti”; kendilerine Genel Başkan diyenlerle değil “doğrudan ve haktan yana” saf tutanlarla beraber olacak, Atatürk’ün “7.000 yıllık Türk beşiği” dediği Anadolu’nun paramparça edilmesine ve kardeş kavgaları içinde yok olmasına fırsat vermeyecektir.

Daha İyi Bir Türkiye Mümkün



 

uo-foto

“Başkanlığa Karşı Süper Demokrasi” 

Demokrasiyi Korumak İçin Seferberlik Gerekli

Uçurumdan Önceki Son Çıkış 

Gelişmiş 20 Ülkeden Sadece 2’sinde Başkanlık Var 

Muhalefet Hep ‘Hayır’ Deme Hatasına Düşüyor 

AKP En Zayıf Dönemini Yaşıyor

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, AKP’nin dayattığı Cumhurbaşkanlığı görünümlü Başkanlık sistemine karşı muhalefet unsurlarının, CHP’nin nasıl bir demokrasiyi hayal ettiğini anlatması gerektiğini kaydetti. Umut Oran, “Ben, sistemin yeniden çalışmasını ve bir üst aşamaya geçmesini sağlayacak olan yasal değişikliklerden oluşan pakete ve gerekli düzenlemeler yapıldığı takdirde ortaya çıkacak yeni duruma ‘Süper Demokrasi’ diyorum. Sadece AKP’nin Başkanlık rüyasına “hayır” demektense Süper Demokrasiyi anlatmayı daha doğru buluyorum. Muhalefet unsurları için propaganda kolaylığı sağlayacak olan ve tabanı harekete geçirecek olanın da bu olduğuna inanıyorum. Biliyorum ki AKP yenilmez değildir ve hatta AKP, tarihinin belki en zayıf dönemindedir. İktidarını korumasının sebebi gücü değil alternatifsizliğidir. Muhalefet alternatif olmaya yani iktidarı almaya karar verdiği ve gereğini yaptığı anda gençlerin, kadınların, çocukların, işsizlerin, emekçilerin, kimsesizlerin huzur ve refah içinde yaşayacakları yepyeni bir dönem açılacaktır. Tarih bu iddiamın doğruluğunu mutlaka gösterecektir. Daha iyi bir Türkiye mümkündür.” 

TÜRK SİYASETİNİN KAYGI VERİCİ DURUMU

CHP’li Umut Oran, konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada dayatılan Başkanlık sistemine karşı neler yapılması gerektiğini “Süper Demokrasi” başlığı altında şu şekilde ifade etti:

Başkanlık Rejimi tartışmalarının ele alınış biçimi ve MHP tabanının karşı tutumuna rağmen sn. Devlet Bahçeli’nin “bireysel ikbal” kaygısıyla AKP’ye verdiği destek; Türk siyasetinin geldiği kaygı verici durumu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Süreç baştan sona kadar değerlendirildiğinde görülecek olan tek şey, iktidar bloğunun “demokrasiye inanmadığı” gerçeği olacaktır.

DEMOKRASİYİ KORUMAK İÇİN SEFERBERLİK

Tarikatlar ve çıkar ittifakı şeklinde örgütlenen ve kendilerinden olmayan herkesi düşman olarak kodlayan bir zihniyetle karşı karşıya olduğumuz için gelinen nokta şaşırtıcı değildir. Tarihte demokrasinin nimetlerini kullanarak iktidara geldikleri halde demokrasiyi ayak bağı olarak gören otoriter anlayışların insanlık için ne büyük bir tehdit oluşturduğu da acı deneyimler sonucunda öğrenilmiştir. Bu anlamda her türlü demokrasi karşıtlığına karşı topyekûn bir mücadele vermek ve eldeki tüm imkânları demokrasiyi korumak ve geliştirmek için seferber etmek acil bir zorunluluktur.

UÇURUMDAN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ

Demokrasi mücadelesi vermeye kararlı muhalefet unsurları için ilk adımsa yaşanan durumun doğru tespit edilmesidir. Başkanlık tartışmaları özelinde doğru tespit: Uçurumdan önceki son çıkıştır! Türkiye hızla uçuruma doğru yol almaktadır ve Başkanlık Rejimi, her şeyin boyut değiştireceği bir düzeni ifade etmektedir. Dünyanın dört bir yanında yaşanan Başkanlık deneyimleri de Türkiye’yi bekleyen büyük tehlikelerin adeta uyarıcı levhalarıdır.

GELİŞMİŞ 20 ÜLKEDEN SADECE 2’SİNDE BAŞKANLIK VAR 

Birleşmiş Milletler İnsani Gelişmişlik Endeksi’nin zirvesinde yer alan 20 ülkenin sadece 2’sinde Başkanlık sistemi varken endeksin dibindeki 20 ülkenin 14’ünde Başkanlık, 5’indeyse Yarı Başkanlık sisteminin olması tesadüf değildir. Bir başka deyişle bu tablo Türkiye’nin aydınlıkla karanlık, özgürlükle tutsaklık ya da 21. yüzyılla Orta Çağ arasında bir tercih yapmak zorunda olduğunu göstermektedir. Bir yanda Başkanlık adı altında yoksulluğun, yolsuzluğun, yasakların kurumsallaşması diğer taraftaysa özgür bireyler olarak insanlığın aydınlık yarınlarında söz sahibi olacak bir iklim vardır.

MUHALEET HEP ‘HAYIR’ DEME HATASINA DÜŞÜYOR

Ancak bugüne kadar yaşananlar muhalefet unsurlarının söylem ve eylem olarak, yükselen büyük tehlikeye karşı doğru noktada olduğunu göstermemektedir. Muhalefet, 2002 yılından beri genel ve yerel seçimlerle referandumlarda yaşandığı gibi, sadece “hayır” diyerek ya da “reddin gerekçelerini anlatarak” yani iktidarın yapmak istediklerine karşı çıkarak bu tehlikeyi bertaraf edemez. Aynı şey yapılarak, farklı sonuç alınamaz” diyen Einstein’ı haksız çıkarma uğraşından artık vazgeçilmelidir. Zira gelinen durum çok daha kritiktir ve 15 yıldır söylenen sözlerle, 15 yıldır denenen yöntemlerle ve 15 yıldır sahaya sürülen kişilerle bu mücadele kazanılamaz.

ZAFER YOLUNUN KÖŞE TAŞLARI BELLİ

Oysa Cumhuriyet’in birikimi bizimledir. Cumhuriyetçilerin sarsılmaz kararlılığı bizimledir. Ve her şeyden önce doğru bizimledir. Yapılması gereken de durumu doğru tespit ettikten hemen sonra geçmişte denenmiş olan bütün yöntemleri reddederek oyunu yeniden kurmaktır.

Gelinen noktada zafere giden yolun köşe taşları bellidir:

-Takipçi olmak ve cevap yetiştirmek yerine “özgün bir büyük hikâye” yaratmak yani bir iddia ortaya koymak

-Başarısızlıklara kişisel değil kurumsal değişimle çözüm aramak.

-Mücadeleyi sadece parti binalarında yapmak yerine hayatın her alanına yaymak.

-Her aşamada ortak aklı egemen kılmak…

-Rakibi şaşırtmak, ezber bozmak.

-Ve değişimin gücüne inanmak…

Elbette zafere giden yolu en mükemmel hale getirecek olan muhalefetin eşsiz birikimidir. Milyonlarca Cumhuriyet aşığının bilgisi, deneyimi ve vatan sevgisi en büyük güvencemizdir. Ve feraset sahibi bu milletin son anda da olsa ülkenin uçurumdan aşağıya düşmesine müsaade etmeyeceğine olan inancımız tamdır.

O halde sadece “hayır” demek yerine bugüne kadar halkı mutlu edemeyen, sistemin tıkanmasına sebep olan ve AKP’nin 15 yıldır demokrasiyi baskıcı ve otoriter bir yapıya dönüştürmesine imkân veren yasaları halka anlatmakla başlamak gerekir.

BİLEREK TIKANAN SİSTEM AÇILIP İŞLETİLMELİ

Şüphesiz ki Türkiye’de sistem adalet üretememektedir. Sistem muktedirler tarafından bilerek, isteyerek tıkanmıştır ve AKP, büyük pay sahibi olduğu bu düzeni başkanlıkla aşacağını iddia etmektedir. Bize göreyse sistemi tıkayan şey parlamenter demokrasi değil 1980 askeri darbesinin ürünü olan Siyasi Partiler Kanunudur, Seçim Yasalarıdır, Adaletsiz %10 Barajıdır, Anti-Demokratik TBMM İçtüzüğüdür, bir türlü çıkarılmayan Siyasi Ahlak ve Etik Yasasıdır ve sürekli ötelenen Yerel Yönetimler Reformudur. Sistemi tıkayan şey hukukun uygulanmaması ve kuvvetler ayrılığının güçlendirilmemesidir. Bütün bu sorunlar sebebiyle Türkiye, “muasır medeniyetlerin” ötesine geçmek için gerekli olan değişimi yaratamamakta ve çözüm üretmesi gereken siyaset kurumunu çalıştıramamaktadır. Türkiye kısır kavgalar içinde adeta Orta Çağa doğru sürüklenmektedir

AKP EN ZAYIF DÖNEMİNİ YAŞIYOR, DAHA İYİ BİR TÜRKİYE MÜMKÜN

Ben, sistemin yeniden çalışmasını ve bir üst aşamaya geçmesini sağlayacak olan yukarıdaki maddelerden oluşan pakete ve gerekli düzenlemeler yapıldığı takdirde ortaya çıkacak yeni duruma “Süper Demokrasi” diyorum. Sadece AKP’nin Başkanlık rüyasına “hayır” demektense Süper Demokrasiyi anlatmayı daha doğru buluyorum. Muhalefet unsurları için propaganda kolaylığı sağlayacak olan ve tabanı harekete geçirecek olanın da bu olduğuna inanıyorum. Biliyorum ki AKP yenilmez değildir ve hatta AKP, tarihinin belki en zayıf dönemindedir. İktidarını korumasının sebebi gücü değil alternatifsizliğidir. Muhalefet alternatif olmaya yani iktidarı almaya karar verdiği ve gereğini yaptığı anda gençlerin, kadınların, çocukların, işsizlerin, emekçilerin, kimsesizlerin huzur ve refah içinde yaşayacakları yepyeni bir dönem açılacaktır. Tarih bu iddiamın doğruluğunu mutlaka gösterecektir. Daha iyi bir Türkiye mümkündür.

Devlet Düzeni Çöküş Sürecindedir! Çöküş Ancak Atatürkçü Milli Duruşla Engellenir



 

umut-oran11

Beşiktaş’ta onlarca polisimizi ve masum insanımızı hedef alan terör saldırısı, Kayseri’de gerçekleştirilen ve kahraman Mehmetçiklerimizi toprağa düşüren hain girişim ve hemen ardından Rusya Büyükelçisi’nin öldürülmesi; çöküş sürecine giren devlet düzeninin yarattığı dehşet verici sonuçlardır.

İktidara geldiği günden beri ortak aklı reddeden zihniyet, yaşanan acı olaylardan hiçbir şekilde ders almadığı gibi sorumluluk da kabul etmemektedir. Son yıllarda sürekli olarak tedavüle sürülen ve temelinde “kıskançlık” olduğu ileri sürülen “uluslararası komplo” iddialarıysa iç kamuoyunun bir kısmını tatmin etse de, “kıskançlık merkezli bir uluslararası ilişkiler teorisi” yoktur.

Benzer şekilde iktidar bloğunun kazanım olarak gördüğü her şey devlet düzeninin çökertilmesi anlamına gelmektedir. Örneğin vesayeti yıkmak olarak tanımlanan süreç; Türk ordusunun emir komuta zincirinin kırılması, laik karakterinin zayıflatılması ve mezhepçi kadrolaşmanın önünün açılmasıdır.  FETÖ’yle mücadele ediyoruz denilense daha önce FETÖ’ye teslim edilen kadroların “başka tarikatlara ve yandaşlara” verilmesinden başka bir şey değildir. Tüm kamu gücünü elinde toplayan iktidar; personel seçiminde ve kariyer basamaklarının tırmanılmasında liyakat yerine sadakati, yetenek yerine parti ya da fikir aidiyetini esas almaktadır.

Yaşanan onca acıya ve saldırıya rağmen iktidar bloğunun herhangi bir çözüm önerisi de bulunmamaktadır. İktidar bloğu, kendileri dışında herkese “şehitlik ve gazilik” önererek halkın kutsal duygularını istismar etmekten başka bir vaat sunmadığı gibi her olaydan sonra özeleştiri yapmak yerine adeta hatalarını bastırarak daha yüksek sesle tehditler savurmayı  ve de  “yayın yasağı” koymayı siyaset sanmaktadır.

Sadece son bir haftada yaşananlar bile yarınlarda yaşanabilecek çok daha acı olayların habercisidir. Çünkü iktidar bloğu yaşananlardan ders çıkarmamaktadır, özeleştiri yapmamaktadır, sorumlu aramamaktadır, aklın ve bilimin ışığında kurumsal çözümler düşünmemektedir. Tam aksine tüm enerjisini kendine göre “düşman” olarak kodladığı muhalif çevreleri ve kurumları yok etmeye harcamaktadır.

Yüzlerce yıllık geleneği temsil eden GATA’nın, Askeri Okulların kapatılması iktidarın “düşman” algısının sonucudur. Oysa son olayda görülmüştür ki mesele kurumun adı değildir mesele topyekûn zihniyet meselesidir. Rus Büyükelçiyi katleden polis, bu iktidar döneminde Polis Okulu’na girmiş, bu iktidar döneminde “güvenlik soruşturmasından geçmiş”, bu iktidar döneminde polis olmuş, bu iktidar döneminde asaleti tasdik olunmuş ve yine bu iktidar döneminde görev almış biridir. Aynı şekilde AKP’nin hükümet olduğu dönemde okula gitmiş, AKP’nin “dindar ve kindar gençlik” yaratma iddiasının hayat bulduğu yıllarda eğitim görmüş, her kanalda AKP’lilerin konuştuğu bir iklimde yetişmiş ve nerdeyse tüm ömrünü AKP’nin tek başına iktidar olduğu bir dönemde geçirmiştir. Ve ne yazık ki kutuplaştırmanın, düşmanlaştırmanın, ötekileştirmenin, saldırganlaştırmanın egemen olduğu son 15 yılın bir parçasıdır. O; Taksim’de terör estiren “palalıların”, Ali İsmail’e tekme atan “fırıncıların” ve Kayseri’de olduğu gibi ana muhalefet partisine mensup gençleri “linç etmeye” çalışanların oluşturduğu “zorbalığın” bir parçasıdır Ülkemizin dört bir yanında Aleviden, Kürtten, spor yapan kadınlardan, şort giyen kızlardan yani kendileri gibi düşünmeyen herkesten nefret eden gençler vardır. Ve yaratılan “nefret iklimi” bu insanları provokasyona açık hale getirmektedir.

Şüphesiz ki yaşanan bu durum sürdürülebilir değildir. Hiçbir ülkede toplumun farklı kesimleri bir diğerini hain diye damgalayıp sonra da başarılı olamaz. Milli birlik, “makbul gruplar” yaratarak değil tüm yurttaşları “makbul” görerek ve ortak idealler etrafında toplayarak sağlanır. Türkiye özelinde birliğin formülüyse adil olmak, laikliğe sahip çıkmak, nefret söyleminden vazgeçmek ve her koşulda ATAMIZIN aydınlık mirasına sahip çıkmaktır. Ortaya koyduğu ilkeler bağlamında ATAMIZIN  görüşleri günceldir ve yaşadığımız her sorunu çözecek kadar nettir. “Yurtta barış dünyada barış!” ilkesine sarılmak, “Hayatta en hakiki yol gösterici bilimdir!” demek, “Bağımsızlığın bütünlüğü ancak mali bağımsızlık ile mümkündür!” sözünü rehber edinmek ülkemizi kurtuluşa götürecektir. Mezhepçilikte, etnikçilikte, nefrette, hurafecilikte, İslamcılıkta, piyasacılıkta, ötekileştirmede ısrar etmekse kan, gözyaşı ve ölüm getirecektir.

Dünyanın hızla kaotik bir ortama sürüklendiği bu dönemde bir kez daha tüm yurttaşlarımızı aklı, bilimi ve adaleti referans alarak “ATATÜRKÇÜ milli bir duruş” sergilemeye ve akılla, bilimle, adaletle ve gerçeklerle bağını koparmış görünen iktidar bloğuna karşı hayatın her alanında sesimizi yükseltmeye çağırıyorum. Çocuklarımızı bu yıkım ikliminden kurtarmak için dayanışma içinde birleşmekten, mücadele etmekten ve bir diğerimize yalnız olmadığını hissettirmekten başka bir seçenek yoktur… PKK’yı da, FETÖ’yü de, IŞİD’i de uluslararası komploları da yenecek olan güç: Laikliğe, demokrasiye, kardeşliğe ve barışa inanan halkımızdır.

Daha iyi bir Türkiye mümkündür

Adana’da öğrencilere zorla Başkanlık Sistemi paneli verildi !



CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, geçen hafta yaptığı Adana ziyareti sırasında eğitim sendikalarının ilettiği şikâyet üzerine TÜGVA’nın lise öğrencilerine zorla Başkanlık Sistemi paneli vermesini TBMM gündemine taşıdı.

Umut Oran, Başbakan Davutoğlu’na, Türkiye Gençlik Vakfı’nın Yeni Türkiye ve Başkanlık Sistemi konulu paneli hangi akla velilerinin izni ve onayı olmadan lise öğrencilere zorunlu olarak verildiğini, il milli eğitim müdürlerinin bu        vakfı desteklemesi için hükümetin talimat verip vermediğini açıklamasını istedi.

CHP’li Umut Oran, önergesinde, “Geçen hafta Adana ilimizde yaptığım seçim çalışmaları sırasında Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) Adana şubesinin talebi üzerine Adana İl Milli Eğitim Müdürünün onayıyla 5 Mayıs 2015 tarihinde saat 13:00’da Sarıçam ilçesine bağlı Evliya Çelebi Mesleki Endüstri Anadolu Lisesinde ‘Yeni Türkiye ve Başkanlık Sistemi’ konulu panel düzenlendiği ve ildeki tüm öğrenci, öğretmen ve MEB idarecilerinin bu toplantıya katılımının zorunlu tutulduğu bilgisi bana aktarıldı” dedi.

TÜGVA, AKP için mi kuruldu?

Ahmet Davutoğlu’na, Umut Oran’ın yönelttiği sorular şöyle:

– TÜGVA’nın, 12. Cumhurbaşkanının yakınlarının yönetiminde bulunduğu TÜRGEV ile bağlantısı nedir? TÜGVA, AKP’yi desteklemek amacıyla partiniz tarafından mı kurduruldu?

– Adana İl Milli Eğitim Müdürü’nün, TÜGVA’nın talebi üzerine Merkez İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerine 30.04.2015 tarih ve 4556102 sayılı yazıyla, merkez İlçe Milli Eğitim Müdürlerinin de aynı gün tüm okullara gönderdikleri yazılarla bu duyurunun idareci ve öğretmenlere yapılmasını istemesinin gerekçesi nedir? Bir kamu yöneticisi hangi yetkiye dayanarak iktidar partisinin yararına bir toplantı düzenlenmesine önayak olmaktadır?

TÜRGEV gibi destek mi görecek?

– TÜGVA’nın da, aynen TÜRGEV gibi tüm etkinliklerinin kamu kurum kuruluşlarınca desteklenmesi talimatı mı verdiniz?

– İsteyen her vakıf milli eğitim müdürlüklerine başvurarak okullarda da diledikleri konularda toplantı yapabiliyor mu?

Veli izni olmadan nasıl yaparsınız?

– Veli bilgisi ve izni olmadan ders saatleri içerisinde Evliya Çelebi Mesleki Endüstri Anadolu Lisesi öğrencilerinin okuldaki bir salonda toplanarak paneli dinlemeye zorlanması suç değil midir, bu konuda ne yapacaksınız?

– Niçin Adana’daki tüm ilk ve ortaöğretim öğrencileri başkanlık sistemi konusunda ikna edilmeye çalışılıyor?

AKP propagandası değil mi?

– “Yeni Türkiye ve Başkanlık Sistemi” paneli, AKP’nin, 12. Cumhurbaşkanı’nın 7 Haziran seçimlerine yönelik propagandasının bir unsuru mudur?

– Eğitim Sen, Türk Eğitim Sen ve Eğitim İş sendikalarının Adana şube yöneticilerinin, öğrencilerin siyasi propagandaya tabi tutulduğu gerekçesiyle karşı çıktığı bu toplantıya izin veren Adana İl Milli Eğitim Müdürü hakkında hangi işlemi yapacaksınız?

Umut Oran’ın soru önergesi şöyle;

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA 

Aşağıdaki sorularımın Başbakan tarafından yazılı olarak yanıtlanması için gereğini arz ederim. 11.05.2015

Umut Oran

İstanbul Milletvekili

 

 

Geçen hafta Adana ilimizde yaptığım seçim çalışmaları sırasında Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) Adana şubesinin talebi üzerine Adana İl Milli Eğitim Müdürünün onayıyla 5 Mayıs 2015 tarihinde saat 13:00’da Sarıçam ilçesine bağlı Evliya Çelebi Mesleki Endüstri Anadolu Lisesinde ‘Yeni Türkiye ve Başkanlık Sistemi’ konulu panel düzenlendiği ve ildeki tüm öğrenci, öğretmen ve MEB idarecilerinin bu toplantıya katılımının zorunlu tutulduğu bilgisi bana aktarıldı. Bu kapsamda;

  1. TÜGVA’nın, 12. Cumhurbaşkanının yakınlarının yönetiminde bulunduğu TÜRGEV ile bağlantısı nedir? TÜGVA, AKP’yi desteklemek amacıyla partiniz tarafından mı kurduruldu?
  2. Adana İl Milli Eğitim Müdürü’nün, TÜGVA’nın talebi üzerine Merkez İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerine 30.04.2015 tarih ve 4556102 sayılı yazıyla, merkez İlçe Milli Eğitim Müdürlerinin de aynı gün tüm okullara gönderdikleri yazılarla bu duyurunun idareci ve öğretmenlere yapılmasını istemesinin gerekçesi nedir? Bir kamu yöneticisi hangi yetkiye dayanarak iktidar partisinin yararına bir toplantı düzenlenmesine önayak olmaktadır?
  3. TÜGVA’nın da, aynen TÜRGEV gibi tüm etkinliklerinin kamu kurum kuruluşlarınca desteklenmesi talimatı mı verdiniz?
  4. İsteyen her vakıf milli eğitim müdürlüklerine başvurarak okullarda da diledikleri konularda toplantı yapabiliyor mu?
  5. Veli bilgisi ve izni olmadan ders saatleri içerisinde Evliya Çelebi Mesleki Endüstri Anadolu Lisesi öğrencilerinin okuldaki bir salonda toplanarak paneli dinlemeye zorlanması suç değil midir, bu konuda ne yapacaksınız?
  6. Niçin Adana’daki tüm ilk ve ortaöğretim öğrencileri başkanlık sistemi konusunda ikna edilmeye çalışılıyor?
  7. “Yeni Türkiye ve Başkanlık Sistemi” paneli, AKP’nin, 12. Cumhurbaşkanı’nın 7 Haziran seçimlerine yönelik propagandasının bir unsuru mudur?
  8. Eğitim Sen, Türk Eğitim Sen ve Eğitim İş sendikalarının Adana şube yöneticilerinin, öğrencilerin siyasi propagandaya tabi tutulduğu gerekçesiyle karşı çıktığı bu toplantıya izin veren Adana İl Milli Eğitim Müdürü hakkında hangi işlemi yapacaksınız?