Yazılar

Genel Başkan Arayışından Önce Ortak Aklı Bulalım

Umut Oran’dan kurultay ve 24 Haziran değerlendirmesi:

·   “Genel Başkan Arayışından Önce Ortak Aklı Bulalım”

·   “Acilen Kurultay Kararı Alalım Ama Genel Başkan Seçiminden Önce CHP’yi Baştan Aşağıya Çağa Uygun Hale Getirelim!”

·   “En az 10 gün sürecek kurultayda CHP’yi 21. Yüzyıla uyumlu kılacak reformları yapalım”

·   “Siyaset sistemi baştan aşağıya değiştirildikten, parti içi demokrasi egemen kılındıktan ve ortak akıl kullanılmaya başlandıktan sonra” partimize değer katacak pek çok yeni yüz siyaset saflarına katılacaktır.”

·    “Elbette zamanın gerçeklerine uygun olarak kurumsal anlamda yenilenen CHP’ye Genel Başkan olarak hizmet etmek isteyen adaylar da olacaktır. Bu da herkesin hakkı olduğu gibi aynı zamanda bir görevdir. Bu ihtiyaç ortaya çıktığında ben de üzerime düşen ve partililerimin uygun gördüğü hiçbir görevden kaçmayacağım ve gereğini büyük bir kararlılıkla yapacağım!”

CHP’li Umut Oran, sandık aracılığıyla rejimin değişmesine yol açan 24 Haziran seçimleri sonrasında CHP’de gündeme gelen değişim ve kurultay taleplerini kapsamlı bir çalışma ile değerlendirdi. CHP’nin ana sorununun tek bir kişi ya da yöntem olmadığını, sorunun “kurumsallaşamamaktan” kaynaklandığını belirten Umut Oran, “24 Haziran hezimetinin hemen ardından fedakâr CHP tabanından yükselen olağanüstü kurultay çağrıları anlamlıdır. Ancak tabanın doğru değerlendirmesinin aksine ‘önce kendini başarılı ilan edip’ ardından kurultay çağrısı yapmak ya da ‘kurultayın gereksiz olduğunu’ ilan etmek başlı başına büyük bir hatadır” dedi. Bu bakış açısıyla kurultay olursa kim kazanırsa kazansın 16 yıldır devam eden seçim yenilgilerinin tartışılmayacağına işaret eden Umut Oran, “Acilen kurultay kararı alalım ama genel başkan seçiminden önce CHP’yi baştan aşağıya çağa uygun hale getirelim! En az 10 gün sürecek kurultayda CHP’yi 21. Yüzyıla uyumlu kılacak reformları yapalım. ‘Siyaset sistemi baştan aşağıya değiştirildikten, parti içi demokrasi egemen kılındıktan ve ortak akıl kullanılmaya başlandıktan sonra’ partimize değer katacak pek çok yeni yüz siyaset saflarına katılacaktır. Elbette zamanın gerçeklerine uygun olarak kurumsal anlamda yenilenen CHP’ye Genel Başkan olarak hizmet etmek isteyen adaylar da olacaktır. Bu da herkesin hakkı olduğu gibi aynı zamanda bir görevdir. Bu ihtiyaç ortaya çıktığında ben de üzerime düşen ve partililerimin uygun gördüğü hiçbir görevden kaçmayacağım ve gereğini büyük bir kararlılıkla yapacağım!” dedi. 

Herkesin CHP’ye bakması normal

Umut Oran, CHP örgütüyle de paylaşacağı çalışmasında özetle şunları kaydetti:

Tarihsel kırılma dönemlerinde geniş toplum kesimlerinin hizalanmak ve kötü gidişatı tersine çevirmek için örgütlü yapılara ya da toplum önderlerine bakması doğaldır. Türkiye’de de özellikle 16 yıldır devam eden zulüm dönemi sebebiyle, tüm muhalefet unsurlarının siyasi partilere ve en başta da Cumhuriyet Halk Partisi’ne bakmaları, CHP’den gelecek açıklamaları takip etmeleri ve bazı dönemlerde de CHP’yle birlikte eyleme geçmeyi düşünmeleri hayatın doğal akışına uygundur.

… En iyinin ve en doğrunun anlamıysa seçim sonuçlarıyla sınırlı değildir. İlkeli olmanın, öncü rolüne sadık kalmanın yanında Cumhuriyeti korurken ve geliştirirken “devrimcilik” ilkesine uygun hareket etmek de en iyinin ve doğrunun içinde sayılması gereken özelliklerdir. Böylece, adı ve zamanı ne olursa olsun, seçim sonuçlarının değerlendirilmesinde, oy oranlarını aşan bir bakış açısının olması zorunluluk halini alacaktır. 

24 Haziran Sonuçları Nasıl Değerlendirilmelidir?

O halde son seçimlere dair yapılan analizlerde ve başarı/başarısızlık söylemlerinde alınan “oy oranları”, değerlendirmeye tabi tutulacak kriterlerden sadece biri olarak karşımıza çıkacaktır. Örneğin; alınan oylar kadar önemli olan şeylerden biri, seçimlerin Cumhuriyetin geleceğine dair doğurduğu sonuçtur. Bir başka deyişle 24 Haziran seçim sonuçları Cumhuriyetimizin geleceği açısından olumlu olarak mı yoksa olumsuz olarak mı değerlendirilmelidir? Şayet cevaplar “olumsuzluk” üzerineyse alınmış olan oy oranları ister %22, isterse de %30 olsun, sonuç “başarısızlık” olarak görülmelidir. Zira Cumhuriyet Halk Partisi için Cumhuriyetimizin geleceğinden ayrı ve bağımsız düşünülebilecek bireysel ya da kurumsal bir “başarı hikâyesi” yoktur ve olmayacaktır. Benzer şekilde sorulacak olan başka bir soru şu olmalıdır: 24 Haziran’la birlikte kuruluşu tamamlanan “tek adam rejimi” Türk Milletinin bekası açısından ileri bir adım mıdır yoksa milletin beka sorunu büyümekte midir? Şayet cevap beka sorununun büyüyerek devam ettiğine işaret ediyorsa o halde seçim sonuçları tartışmasız şekilde “hezimettir.” Zira CHP için, Türk Milletinin yükselen beka sorununa rağmen kazanılabilecek bir seçim ya da zafer yoktur; olmayacaktır. 

 “Rejim Değişmiştir!”

Öyleyse 24 Haziran seçimleri nereden bakılırsa bakılsın Türkiye Cumhuriyeti, Türk Milleti ve Cumhuriyet Halk Partisi için “gerileme” anlamına gelmektedir. Bu gerilemenin en hayati sonucu da ortadadır: “Rejim Değişmiştir!” Yani dünü, bugünü ve yarını kapsayacak here türlü değerlendirmenin başına “rejim değişmiştir” cümlesi konulmak zorundadır. Bu sayede her iddia ve fikir yerli yerine oturacak ve bazı kesimler tarafından ortaya konulan “başarı” söylemlerinin “neye rağmen ve neye göre başarı?” olarak görüldüğü de sağlıklı şekilde tartışılmaya başlanacaktır. Ancak düşüncemiz odur ki Cumhuriyetimiz mevzi kaybederken “başarı hikâyeleri” anlatmaya yeltenen herkes, unvanı ne olursa olsun, “analiz yanlışı” yapmaktadır ya da daha kötüsü gerçekle bağlarını koparmıştır. 

Tarihin Seyrini Değiştirmenin İlk Kuralı: Doğru Analiz

Mücadele azim ve kararlılığında olanlar için her mağlubiyet; özeleştiri yapmak, hatalardan ders çıkarmak, yeni atılımlar yapmak ve kazanmanın yollarını aramak için bir vesile demektir. Oysa “yenildiği anda dâhi kazandığını” sananlar için ortada çok büyük bir problem görünmeyecektir!… Türkiye ve CHP özelinde yanlış analiz yapmanın bedeliyse: Cumhuriyetin ve Türk Milletinin felaketine engel olamamaktır.” Durum bu derece vahim, hakikat de bu derece nettir. 

CHP’nin Sorunu: “Kurumsal Aklı Üretememektir!”

Peki “CHP’nin Sorunu Nedir?” Kanaatimiz odur ki bu sorunun cevabı: “Genel Başkan’dır, kadrolardır, tarihin yüklediği sorumluluklardır, siyaset yapma biçimidir, söylemidir, vs” değildir…. CHP’nin ana sorunu tek bir kişi ya da yöntem değildir, CHP’nin ana sorunu “kurumsallaşamama” sorunudur.

Bu yüzden onlarca seçim yapılmasına rağmen hiçbir seçimden gerekli dersler çıkarılamamaktadır.

Bu yüzden, yıllar geçmesine rağmen birbirini tamamlayan adımlar atılamamaktadır.

Bu yüzden siyasi partilerin en önemli gücü olan “tutarlılık” özelliği bir türlü hayata geçirilememekte ve parti sürekli “savruluyormuş” gibi görünmektedir.

Ortak kurumsal aklı üretemeyen CHP; günübirlik politikalara ve kişisel demeçlere ya da performanslara yenik düşmekte ve fedakâr tabanı sürekli olarak alın teri dökmesine rağmen hiçbir başarı elde edememektedir… Oysa gelişmiş ülkelerde ve özellikle sol-sosyal demokrat partilerde durum tam tersidir. Her seçime nasıl hazırlanılacağı, her seçim sonucunun nasıl değerlendirileceği ve sonuçların “gereğinin nasıl yapılacağı” neredeyse bellidir… Bu sayede kimse iktidar olamasa da “ben başarılıyım” dememektedir. Ya da hiç kimse “rejim değişti ama ben oyumuzu yükselttim” gibi gerekçeler üretmemektedir. 

Olağanüstü Kurultay Çağrıları Anlamlıdır Ancak Meseleyi Sadece “Genel Başkanlık” Düzeyinde Ele Almak “Büyük Bir Analiz Yanlışıdır!

24 Haziran hezimetinin hemen ardından fedakâr CHP tabanından yükselen “olağanüstü kurultay” çağrıları anlamlıdır. Zira bugüne kadar CHP Yönetimleri tarafından kendilerine verilen her görevi büyük bir özveriyle yerine getiren insanların yenilginin sebeplerinin masaya yatırılmasını istemelerinden ve bir sorumlu aramalarından daha doğal bir şey yoktur. Ancak tabanın doğru değerlendirmesinin aksine “önce kendini başarılı ilan edip” ardından kurultay çağrısı yapmak ya da “kurultayın gereksiz olduğunu” ilan etmek başlı başına büyük bir hatadır. Zira temelinde “büyük bir analiz yanlışı” yatmaktadır. Bu bakış açısının ulaşabileceği yerse günlerce sürecek “kişisel liderlik” yarışı, bolca hamaset ve tüm yapısal sorunların unutularak meselenin “sen-ben” kavgasına kilitlenmesi olacaktır.

Elbette her başarısızlık mutlaka eleştirilmelidir ve elbette “hiçbir şey olmamış” gibi davranılmamalıdır. Ancak “rejimin bile sıradan bir olaymış gibi değiştirildiği” bir sandık oyunundan sonra meseleyi sadece “genel başkanlık” ya da “bireysel özellikler” üzerinden açıklamaya ve kodlamaya çalışmak tam anlamıyla gaflettir.

Zira bu bakış açısıyla kurultay olursa;  Bir kez daha tüm yük, her türlü baskıya açık hale getirilen 1.250 delegenin omuzlarına yüklenecektir ve maalesef özellikle bazı belediye başkanlarının yönlendirmesiyle “bir tek adam” seçilecektir! 

Bu bakış açısıyla kurultay olursa; Genel Başkan seçilen “her şeyi” alacak, kaybedenler de süreç içinde “tasfiye” olacaktır! Oysa Türkiye’nin her bir yanı “anti-demokratik uygulamalar ve adil olmayan parti içi seçimler sebebiyle” tasfiye edilen ya da giderek partiden uzaklaşan CHP’lilerle doludur. Her ilde her ilçede nerdeyse 2 yılda bir tüm ekipler değişmektedir ve ne yazık ki parti örgütleri “un değirmeni gibi” gelen herkesi hızla öğütmektedir. Çoğulculuğu, farklılığı, demokrasiyi referans almayan siyaset yapma biçimi ve kurallar sebebiyle büyük bir küskünler ordusu yaratılmıştır.

Yine bu bakış açısıyla kurultay olursa “kim kazanırsa kazansın“ 16 yıldır devam eden seçim yenilgileri tartışılmayacak, bizi çağa uyduracak, gelecek nesillere örnek olacak ve en önemlisi çözümü “kurumsallıkta gören” anlayış aranmayacak ve bunların yerine “kurultayı” kim kazanırsa “o” konuşulacak ve kazananlar da hiç kimseye sormadan “yerel yönetim seçimleri” için “koltuk dağıtmaya” başlayacakladır!

Yani gelinen noktada bizi bunca yıl yenilgiye mahkûm eden yapısal sorunlar üzerinden değil “genel başkanlık ve yerel yönetimler” üzerinden bir tartışma yürümektedir. 

CHP’de Genel Başkan Olabilecek Onlarca Değerli İnsan Vardır Ancak Genel Başkanları “Tek Adam” Olmaktan Alıkoyacak Kurumsal Mekanizmalar Yoktur!

Bu tartışma zemini çok ama çok tehlikelidir. Zira CHP’de Genel Başkan olabilecek pek çok değerli insan vardır. Layıkıyla belediye başkanlığı yapacak, milletvekili olarak partiye ve millete hizmet edebilecek binlerce CHP’li her yerdedir. Ancak sorunumuz hiçbir zaman “nitelikli insan” değildir. Sorunumuz “nitelikli insanların siyasetin doğal akışı içinde kendilerine yer bulamamalarıdır.” Yani sorun; Genel Başkanları “Tek Adam” olmaktan alıkoyacak kurumsal mekanizmaların yokluğudur. Eğer her şeye ve her koşulda 1 kişi karar verecekse, eğer sistem bir kez koltuğa sahip olanın kendi istemediği sürece o koltuktan indirilmesine imkân vermiyorsa, eğer “seçilmiş tek adamın” ve “tek adamın adamlarının” her şeyi “kafalarına göre” dizayn etmelerinin önünde herhangi bir kurumsal engel yoksa ortada Genel Başkan’ın kim olduğundan daha önemli sorun var demektir. Bu sorunun adı da: “Bozuk siyaset sistemidir!” 

Rejim Değiştiğine Göre Kavramlar da Değişmiştir, Siyaset Kurumu da Değişmek Zorundadır!

Gelinen noktada zemin kaymıştır, rota değişmiştir, yollar ve yöntemler anlamsızlaşmış, geçmişe dair tüm kavramlar anlamını kaybetmiştir zira hepsi “parlamenter sistem”le beraber doğmuş, gelişmiş ve şimdi de yok olmuşlardır. Artık adı Cumhurbaşkanlığı olan, ama aslında “Tek Adamlık” anlamına gelen garip bir başkanlık rejimi vardır… Yani CHP’nin geçmişten ders alarak “yeni rejime göre örgütlenmesi, kurumsal değişimi sağlaması, ideolojik olarak netleşmesi, ortak aklı egemen kılacak yolları bulması, son derece anti-demokratik olan tüzüğü ve yönetmelikleri baştan aşağıya değiştirmesi vb.” gerekir. 

Acilen Kurultay Kararı Alalım Ama Genel Başkanlık Seçiminden Önce CHP’yi Baştan Aşağıya Çağa Uygun Hale Getirelim!

Oysa CHP, sadece bir siyasi parti değildir. CHP kaybederse Cumhuriyet ve Türk Milleti de kaybedecektir. Kuvâ-yi Milliyecilerin kutlu yuvası olan Cumhuriyet Halk Partisi, Türk Milletine karşı olan tarihsel sorumluluğunun bilincinde olmalı ve “sıradan Genel Başkanlık” yarışından önce “yapısal sorunlarına” el atmalıdır. Geçmişin kötü alışkanlıklarından kurtularak, örgütlenme biçiminden tüzüğe ve yönetmeliklere kadar her şey “ortak akılla” ve “değişimi otomatik” hale getirecek şekilde “yeniden inşa edilmelidir.” Bunun yoluysa Kurultayı 2 bölümde ele almaktır. En az 10 gün sürecek olan ilk bölümde “21.yüzyılı CHP yüzyılı” haline getirecek olan reformlar ortaya konmalıdır. Buna da tüm “Genel Başkan adayları öncülük etmeli ve partiyi geleceğe taşıyacak olan önerilerini kurulacak olan “ortak komisyona” aktarmalıdırlar. Örneğin;

-Genel Başkanlık yarışı başlamadan önce partinin her kademesinde ve CHP’li Belediyelerde %50 kadın temsilinin sağlanması ve bu eşitlik sağlanmadığı sürece hiçbir kurulun oluşturulamayacağının kural haline getirilip “tüzük maddesi olarak” kabul edilmesi en az Genel Başkanın kim olacağı kadar önemlidir.

-Aynı şekilde tüm Genel Başkan adaylarının ortak deklarasyonuyla objektif bir başarı kriteri getirilerek örneğin, “2 seçim üst üste seçim kaybeden ve iktidar olamayan Genel Başkan” görevinden ayrılır. “3 Dönem üst üste milletvekilliği, belediye başkanlığı, belediye meclis üyeliği vs. yapanlar 4.dönem aday olmazlar” gibi bir kuralın benimsenmesi bugünlerde yaşanan tüm tartışmaların gelecekte hiç gündeme gelmemesini garanti eder.

-Her kademede “önseçimin esas olması”, “üye sayısının arttırılması ve etnikçiliğin, mezhepçiliğin, bölgeciliğin ve her türlü feodal alışkanlığın partiden uzaklaştırılması için “nitelikli üyelik” hedefinin konulması da “hak edenin, emek verenin hak sahibi olması” anlamında büyük katkı sağlayacaktır.

-İl ve ilçe başkanlarının “objektif başarı kriterlerine” göre değerlendirilmesinin sağlanması, parti emekçilerinin Genel Merkez kapılarında bekletilmesinin önüne geçecek önlemlerin alınması, partinin her kademesinde “liyakatin” esas olması ayrıca önem arz etmektedir ve öncelikle çözülmelidir.

-Partinin çağa ayak uydurması ve artık “teknolojiyi keşfetmesi”, sadece üyeleri değil tüm oy verenleri ve seçmenleri karar alma süreçlerinin içine dâhil etmesi devrimsel bir tavır olacaktır.

-Cumhurbaşkanı adayları da dahil olmak üzere hiçbir adaylığın “Genel Başkanın şahsi kararına” bırakılmaması da ayrıca önemlidir.

-Ama en az diğerleri kadar önemli olmak üzere danışma kurullarının yani ortak akıl platformlarına işlerlik kazandırılması, partinin bir siyaset okulu vazifesi görerek kuşaklar arasında bilgi alışverişine imkân vermesi ve parti binalarında yeniden “siyaset konuşulmaya” başlanması da çok ama çok elzemdir.  

Kim Genel Başkan Olacak?

Bu ve benzeri kararları tüm Genel Başkan Adaylarının katılımıyla ve önerileriyle aldıktan, geçmişten bugüne kadar yapılan hataları masaya yatırdıktan, “özeleştiri” mekanizmalarını inşa ettikten ve ideolojik netliği sağlandıktan sonra sıra “Kim Genel Başkan Olacak?” sorusuna gelebilecektir. Bu noktada adaylık tüm CHP’lilerin hakkıdır ve “doğru işleyen bir kurumsal mekanizma” kurulduktan ve Kurultayda kabul edildikten sonra “Kimin Genel Başkan Olacağının” aslında çok da önemi kalmayacaktır. Çünkü asıl sorunu aştıktan yani “kurumsal aklı egemen kıldıktan” sonra seçilecek olan Genel Başkanların “tek adam” olmaları ve koltuktan güç alarak “değişimin önündeki engel” olmaları engellenmiş olacaktır.

Her şeyin kurala bağlandığı böylesi bir ortamda iç çatışmalar, küskünlükler, boşa akan enerjiler, gerçeklerle bağını koparmalar da olmayacaktır. Bu sayede dünyanın en fedakâr ve çalışkan seçmenleri olan Cumhuriyet Halk Partililer bir kez daha Mustafa Kemal’in Askerleri olarak Kuvâ-yi Milliye ruhuyla Türkiye’yi baştan sona yeniden inşa edebileceklerdir. Bu sayede her seçimden sonra ortaya çıkan elem ve keder yerine korkmadan “özeleştiri yapan, hatalarla yüzleşen” ve seçimleri de kazanan bir parti ortaya çıkacaktır.

İşte tüm bunlar yapıldıktan sonra iktidar bloğunun sürekli gündeme getirdiği “silahlı, palalı sivil grupların” tehdidi de son bulacaktır. Zira örgütlü bir toplumu kimsenin yenemeyeceği bir gerçektir. Mustafa Kemal’in manevi mirasçıları için örgütlenmek ve Cumhuriyetimizi ilelebet payidar kılmak, bir seçim değil ertelenemeyecek bir görevdir.

Büyük Türk Milletini hak ettiği refaha, huzura, barışa, zenginliğe ve kudrete kavuşturacak olan şey “kurumsal dönüşümünü sağlamış, adaleti ve demokrasiyi kurallarla güçlendirmiş” Cumhuriyet Halk Partisidir.

Elbette zamanın gerçeklerine uygun olarak kurumsal anlamda yenilenen CHP’ye Genel Başkan olarak hizmet etmek isteyen adaylar da olacaktır. Bu da herkesin hakkı olduğu gibi aynı zamanda bir görevdir. Bu ihtiyaç ortaya çıktığında ben de üzerime düşen ve partililerimin uygun gördüğü hiçbir görevden kaçmayacağım ve gereğini büyük bir kararlılıkla yapacağım!

Türk Milletinin de üzerine düşen görevi yapacağına ve doğrudan yana, Cumhuriyetten yana tavır alacağını biliyorum. “Siyaset sistemi baştan aşağıya değiştirildikten, parti içi demokrasi egemen kılındıktan ve ortak akıl kullanılmaya başlandıktan sonra” partimize değer katacak pek çok yeni yüzün de siyaset saflarına katılacağından şüphe duymuyorum. Zira halkımıza her anlamda öncülük edecek, toplumun çok farklı kesimlerine rol model olacak on binlerce vatan evladı her yerdedir. Cumhuriyet Halk Partisi kadar zengin insan kaynağına sahip olan bir parti yoktur. CHP’lilerin ihtiyaç duyduğu şey: Doğru stratejik hedefe kilitlenmek, kurumsal değişimi her anlamda tesis etmek, adaleti ve demokrasiyi parti içinde de egemen kılmak ve partililerin özgürce rekabet edebilecekleri mekanizmalara sahip olmaktır. Bunlar başarıldığı anda “21.Yüzyıl CHP’nin yüzyılı” olacaktır! Öyleyse;

Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın Cumhuriyet Halk Partisi,

Danışmanları açıkladı, kafalarında eyalet sistemi var

 

kutahya

“Türkiye Bir Kez Daha Kandırılmayı Kaldıramaz!” 

Anadolu’yu karış karış gezerek 16 Nisan’ın sadece bir referandum değil memleket meselesi olduğunu anlatan CHP’li Umut Oran, bugün Kütahya’da çalıştı. Umut Oran, “Getirilmek istenen tek adam rejiminde kandırılmanın bedeli “Türkiye’nin eyaletlere bölünmesidir.” Cumhurbaşkanlığı başdanışmanlarının ilk işaretini verdiği gibi 16 Nisan sonrasında kafalarında eyalet sistemine geçilmesi vardır. Bugünkü yapıda dahi sürekli kandırılan bu zihniyetin tek adam rejimine geçilmesi halinde eyaletlere ayrılmayla başlayacak sürecin sonunda ülkenin paramparça edileceği aşikardır! Bu nedenle Türkiye’ni bir kez daha kandırılma lüksü yoktur” dedi.

Umut Oran, CHP İl Başkanı Zeliha Aksaz ve il yöneticisi Ali Fazıl Kasap ile birlikte Kütahya İl Başkanlığında basın toplantısında düzenledi. Getirilmek istenen rejimde çıkarılacak tek bir kararnameyle tüm devlet memurlarının dahi bir gecede sözleşmeli konumuna düşürülebileceği, bütün emekçilerin kıdem tazminatlarının dahi Varlık Fonuna devredilebileceği uyarısında bulunan Umut Oran, şöyle konuştu:

Hükümeti PKK da kandırdı

PKK’yla Habur’da, Oslo’da anlaşmalar yapan, Türk ordusunu terörle mücadele konusunda yetkisiz ve etkisiz kılan, bölgede PKK’nın rahatsız olduğu tüm yöneticileri görevden alan ya da pasifleştiren, tüm uyarılarımıza rağmen açılım adı altında ülkenin birliğini terör örgütüyle pazarlık masasına yatıran AKP hükümetleri, tüm bu olayları “kandırıldım” diyerek unutturmak istemiştir.

FETÖ de kandırdı

Aynı AKP hükümetleri; günlerce, aylarca, yıllarca süren uyarılarımıza rağmen Fetullah Gülen terör çetesinin devletin her kademesine, kamuya, yargıya, orduya sızmasına göz yummuş, FETÖ’cü teröristlerin Türk Ordusuna kumpas kurmasını seyretmiş, “Ne istedilerse vermiş!” 2010 referandumunda aynen bugün olduğu gibi “mezardakileri bile evet oyu vermeye” çağırmış ve sonrasında güç paylaşımında yaşanan anlaşmazlık üzerine Türkiye Cumhuriyeti ve milletimiz 15 Temmuz’da bir darbe girişimi ile karşı karşıya kalmıştır.

“Davanın savcısıyım” diyerek 15 Temmuz’un tanklarını görmediler

15 Temmuz’da hareket eden tankların depolarını yıllar boyunca dolduran iklim AKP’nin yarattığı iklimdir. Ancak Türkiye’yi darbeyle karşı karşıya bıraktıkları için sorumluluk üstlenmesi gereken AKP hükümetleri tüm bu olayları “kandırıldım” diyerek unutturmak istemiştir. Aynı AKP Hükümetleri, Ergenekon’da masum insanlar ölürken “davanın savcılığına” soyunmuş, Balyoz iftiraları atılırken el çırpmış, bu ülkenin Genelkurmay Başkanı “terörist” olmakla suçlanıp hapse atıldığında bunu demokratikleşme diye pazarlamaya çalışmıştır. Ancak tüm bu kumpaslar açığa çıkınca yeniden “kandırıldım” diyerek sorumluluktan kurtulmaya çalışmıştır.

Hep kandırıldılar!

Ancak 15 yıldır her konuda kandırılan ve kandırılmamayı bir türlü öğrenemeyen AKP iktidarı şimdi de yeni bir büyük hata yapmış ve Cumhuriyet ile hesaplaşma hevesinde olanların sarayda hazırladıkları “tek adam rejimini” Türk Milletine dayatmıştır. Amaç açık ve nettir, asıl amaç Atatürk Cumhuriyeti ile hesaplaşmak ve onu yok etmektir.

Parçalanma ve göç yolları tehlikesi!

Türk Milletine dayatılan bu anayasa değişikliğinin hiçbir maddesi milletin hiçbir sorununu çözmemektedir. 18 madde ve o maddelere bağlı olarak değiştirilmesi önerilen hiçbir ek madde Türkiye’nin ihtiyacı değildir. Ancak çok daha önemlisi her kandırılma hikayesinde çok ağır bedeller ödeyen Türk milleti getirilmek istenen 18 maddeyle birlikte “sürekli kandırılma” ve “sonunda da parçalanma, krizlerde boğulma, göç yollarına düşme” tehlikesiyle karşı karşıyadır. 

Cumhurbaşkanlığı Danışmanları “eyalet” istiyor

AKP hükümetleri kandırılma limitini doldurmuştur. Türk milleti de Türkiye de bir kez daha kandırılmayı kaldıramaz! Zira bu sefer işin boyutu çok daha farklıdır. Getirilmek istenen tek adam rejiminde kandırılmanın bedeli “Türkiye’nin eyaletlere bölünmesidir.” Cumhurbaşkanlığı başdanışmanlarının ilk işaretini verdiği gibi 16 Nisan sonrasında kafalarında eyalet sistemine geçilmesi vardır. Bugünkü yapıda dahi sürekli kandırılan bu zihniyetin tek adam rejimine geçilmesi halinde eyaletlere ayrılmayla başlayacak sürecin sonunda ülkenin paramparça edileceği aşikardır!

Önerilen 18 madde ve onlara bağlı değiştirilmek istenen maddeler Türkiye’yi sonu gelmez bir krize sokacaktır. Ancak Anadolu’nun her yerinde kuzeyden güneye, doğudan batıya kadar her ilde, ilçede ve köyde Türk Milleti gerçekleri görmüş ve 80 milyon kere hayır diyerek Türkiye’nin birliğini korumaya karar vermiştir.

Anketlere inanmayın sandığa gitmekten vazgeçmeyin

AKP, çaresiz durumdadır! 18 maddenin savunulacak hiçbir yanı olmadığı için durmadan kutuplaştırmaya, kitleleri düşmanlaştırmaya ve konuyu mecrasından saptırarak halkı yanıltmaya çalışmaktadır. AKP’nin çaresizliği son birkaç günde tavan yaparak “anket manipülasyonlarına” sebep olacaktır. Yandaş medyanın yapmaya çalıştığı şey de Türk milletinin sandığa gitmesine engel olmak üzerine kuruludur.

17 Nisan sabahında huzur içinde uyanacağız

Buradan Türkiye’nin birliğinden ve milletimizin bekasından yana tavır alan tüm yurtseverlere sesleniyorum! 16 Nisan’da sadıklardan 80 milyon kere hayır çıkacaktır! 80 milyon yurttaşımız sandıklara umut ekecektir ve 17 Nisan sabahı tüm yurttaşlarımız huzur içinde uyanacaklardır.

1 Oy 1 Vatan kurtarır! 1 Hayır 1 Vatan Kurtarır!

Türkiye’nin birikimi daha gelişmiş, daha özgür, daha çağdaş ve daha zengin bir ülke inşa etmek için yeterlidir. Her bir yurttaşımız 16 Nisan günü, oy kullanmayı düşünmeyen sadece 1 kişiyi sandığa gitmeye ikna ederse Türkiye kurtulacaktır. Zira; 1 Oy 1 Vatan kurtarır! 1 Hayır 1 Vatan Kurtarır!

Tüm yurttaşlarımız ve Kütahyalılar bu bilinçle sandıklara akacak ve Vatanımıza rahat bir nefes alma fırsatı vereceklerdir. Türk Milletinin, bir kez daha haktan ve hayırdan yana tavır alacağına şüphem yoktur. Hepinize saygılar sunuyor, hayırlı bir gün diliyorum.

26 il ve KKTC’de çalıştı

İstanbul’da sürekli çalışma yürüten Umut Oran, KKTC’nin dışında bugüne kadar 26 ile giderek (Adana, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bolu, Burdur, Bursa, Denizli, Düzce, Erzurum, Hatay, Isparta, İstanbul, İzmir, Kastamonu, Konya, Kütahya, Malatya, Manisa, Mersin, Niğde, Rize, Sakarya, Sivas, Trabzon, Tekirdağ) #1Oy1VatanKurtarır mesajı veriyor.

 

9 Umdenin Yıldönümünde Sivas’tayım

sıvas

“SİVAS’IN MUHSİN YAZICIOĞLU’NA SAHİP ÇIKACAĞINA İNANIYORUM” 

“SEÇİME KATILIM ORANININ YÜKSELMESİ AKP’Yİ ÇILDIRTIYOR!” 

Anadolu’yu karış karış gezerek 16 Nisan’ın sadece bir referandum değil memleket meselesi olduğunu anlatan CHP’li Umut Oran, Mustafa Kemal’in 94 yıl önce bugün açıkladığı 9 Umdeyi (ilkeyi) anımsatarak, “Atatürk, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti tarafından bir program olarak benimsenen 9 ilkeyi bugün açıkladı. Bu bildiriye göre egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Biliyorsunuz 1923’te kurulan Halk Fırkası’nın çekirdeği Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk cemiyetidir. Yani CHP’nin kökeni budur ve daha yola çıkarken attığımız ilk adımın adı egemenliğin tek adamda değil millette olmasıdır. İşte sırf bu nedenle dahi hayır diyoruz” şeklinde konuştu. Bugün Sivas’ta çalışma yürüten Umut Oran, “Sivas’ın Şarkışla’lı Muhsin Yazıcıoğlu’na sahip çıkarak hayırlı bir sonuç için referanduma gideceğini düşünüyorum” dedi. 

Umut Oran, CHP Sivas Milletvekili Ali Akyıldız, CHP Sivas İl Başkanı Ulaş Karasu, eski İl Başkanı Ayhan Yılmaz, CHP Gençlik Kolları eski MYK Üyesi Batur Karasu ve Yüksek Ticaretliler Derneği Ankara Şube Başkanı Davut Özdemir ile birlikte Sivas’ta semt pazarında, 4 Eylül Sanayi sitesinde hayır çalışması yürüttü. Eski milletvekili Ekrem Kangal’ın kardeşi Turan Kangal’ın cenaze törenine de katılan Umut Oran daha sonra geçtiği Sivas İl Başkanlığında düzenlediği basın toplantısında şöyle konuştu: 

9 umdenin yıldönümünde Sivas’tayım 

Tarihi bir günde Sivas’ta sizlerle birlikte olmaktan çok mutluyum. Çünkü 94 yıl önce bugün Mustafa Kemal, TBMM’nin 1. Döneminin bitiminden önce 8 Nisan 1923’te, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti tarafından bir program olarak benimsenen 9 ilkeyi * açıkladı. Bu bildiriye göre egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Biliyorsunuz 9 Eylül 1923’te kurulan Halk Fırkası’nın çekirdeği Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk cemiyetidir. Yani CHP’nin kökeni budur ve daha yola çıkarken attığımız ilk adımın adı egemenliğin tek adamda değil millette olmasıdır. İşte sırf bu nedenle dahi hayır diyoruz. 

16 Nisan da 1919 kadar önemli 

TBMM’nin temellerinin atıldığı tarihi Sivas şehrinde, “Türkiye’nin bölünmesine hayır” demek ve Meclis’in yok edilmesine karşı çıkmak için bugün sizlerle beraberim. Kendimi, 1919 Eylül’ünde Anadolu’nun dört bir yanından Sivas’a gelen kongre delegeleri gibi sorumlu ve heyecanlı hissediyorum. Zira nasıl ki o gün bir milletin kaderi söz konusu olduysa bugün de Türk milletinin kaderi söz konusudur ve 4 Eylül 1919 gibi 16 Nisan 2017 de Türk tarihine geçecek kadar önem arz etmektedir. 

Alperenlere, Ülkücülere teşekkür etti 

İlginçtir ki “tek adam rejimini” savunan AKP dışında bir parti yoktur. Bütün baskılara rağmen AKP sadece MHP’nin meşruluğu tartışmalı Genel Başkanını ve BBP’nin tabanını hiçe sayan Genel Başkanını ikna edebilmiştir fakat her iki partinin tabanları da tepedeki birkaç kişinin kişisel ikbal uğruna aldıkları karara boyun eğmemiş ve milletin birliğinden, Türkiye’nin bütünlüğünden yana tavır almışlardır. Bu anlamda ülkemizin ve milletimizin geleceği için “hayırlı bir Türkiye” diyen tüm Ülkücülere ve Alperenlere teşekkür ediyorum. Tarih, hayır cephesine omuz veren herkesi olduğu gibi onları da “minnetle” anacaktır. 

Sözde anketlere inanmayın 

Türk Milleti ezici bir çoğunlukla Türkiye’nin birliği ve bütünlüğü için “tek adam rejimine hayır” demektedir. Devletin tüm imkânlarını kendi şahsi kampanyalarına hizmet etmek için kullanan AKP’nin elinde kalan tek silah “anket manipülasyonudur”. Birkaç gündür başlatılan ve son güne kadar devam edeceğini tahmin ettiğimiz manipülasyon sürecinde ısmarlamayla hazırlatılan sözde anket sonuçları üzerinden milletimizin morali bozulmaya ve sandığa gitmesi engellenmeye çalışılacaktır. 

Seçime katılım artıyor AKP çıldırıyor 

Çünkü AKP, “tek adam rejiminin” milletten onay almayacağını görmüştür. Özellikle bugüne kadar sandığa gitmeyen seçmenlerin yoğun bir şekilde oy kullanmaya gideceğinin ve hayır oyu vereceğinin anlaşılması üzerine yandaş medyaya manipülasyon görevi verilmiştir. Seçime katılma oranının yükseliyor olması AKP’yi çıldırtmaktadır. Özellikle son Cumhurbaşkanlığı seçiminde sandığa gitmeyen 14 milyon seçmenin büyük bir kısmı Türkiye’nin birliği için sandığa gidecek ve tek adam rejimine hayır diyecektir. Bugün %55’lerde olan hayır oyları katılım oranı %90’ları bulduğu anda %60’lara doğru yükselecektir. Bundan hiç kimsenin şüphesi yoktur. 

O halde bugünün en önemli görevi yandaş medyada yapılmaya başlanan ve yurtseverler arasında moral bozukluğu yaratarak onların sandığa gitmelerine engel olmayı amaçlayan “anket manipülasyonlarına karşı” umudu yeşertmek ve en yakınlarımızdan başlayarak en az 1 kişiyi sandığa gitmeye ikna etmektir. 

Hayırda umut var 

Yılgınlığa, umutsuzluğa yer yoktur. Sivas’a gelene kadar Bursa’dan Erzurum’a, KKTC’den Niğde’ye, Konya’ya kadar yaklaşık 30 ili, ilçelerini, beldelerini ve mahallelerini dolaşmış, yurttaşlarımızla birebir görüşmüş bir siyasetçi olarak söylüyorum. Konya dâhil olmak üzere, Rize dâhil olmak üzere Türkiye’nin herhangi bir yerinde “tüm kalbiyle evet” diyen kimse yoktur. Türk Milleti, “hayırdaki hayrı”, hayırda umut olduğunu görmektedir. CHP’liler, gerçek ülkücüler, Vatan Partililer, Demokrat Partililer, Anaplılar, Demokratik Sol Partililer parti rozetlerini bir tarafa bırakarak Türkiye’nin geleceği için el ele hayırları yükseltmektedir. Ve 16 Nisan’da herkes sandıklara koşacak ve milletin hayrına olan tercihi yapacaktır. Zira bu bir memleket meselesidir! Söz konusu olan vatandır. 

Suriye’yi PKK destekçileri bölüyor 

AKP ve ondan beslenen yandaşlar zevk ve sefa içindeki yaşamlarını korumak için savaş dahil her yolu masaya getirmişlerdir. En son Suriye konusunda “savaş çığırtkanlığı” yapılmaya başlanması Kahraman Mehmetçiğin Amerikan askerlerinin yerine ölüme gönderilmesinden başka bir şey değildir. Mehmetçiğin görevi Türk yurdunu ve Türk milletini korumaktır. Mehmetçik, emperyalizmin hizmetine sokulamaz. AKP’nin ABD’den Suriye için görev talep etmesi utançtır ve tek amacı Türkiye’nin 15 yıldır çözemediği sorunlarını savaş ve şiddet üzerinden perdelemektir. Suriye sınır boyunca kurulmaya çalışılan PKK devletine ses çıkarmayan AKP, PKK’nın en büyük destekçisi olan ülkelerle birlikte Suriye’yi bölmeye çalışmaktadır. Oysa Suriye’nin bölünmesi demek tıpkı Irak’ta olduğu gibi belli grupların otorite sahibi olması demektir. Bu gerçeği görmek istemeyen AKP, dış politikada bir kez daha hata yaparak Türkiye’nin bütünlüğünü tehlikeye atmaktadır. Türkiye olarak savaştan değil barıştan yana olmalıyız. Türkiye AKP döneminde yaptığı hatalardan artık bir ders almalı bulanık suya balıklama atlamamaktan vazgeçerek, acilen sağduyulu, ‘Yurtta Barış Dünyada Barış’ çizgisine geri dönmelidir. 

Ancak ben, Türk Milletinin savaş çığırtkanlarına karşı da en büyük cevabı 16 Nisan’da 80 milyon kere “hayır” diyerek göstereceğine inanıyorum. Emin olun 16 Nisan’da Türkiye’nin bölünmesine ve tek adam rejimine hayır diyenler 17 Nisan sabahı da hayırlı bir Türkiye’nin nasıl büyüdüğünü göreceklerdir. Türkiye’nin vereceği karar da budur.  Ben, Kurtuluşun şehri Sivas’ın da 1919 ruhuyla Türkiye’nin birliğinden yana tavır alıp, tek adam rejimine hayır diyeceğini adım gibi biliyorum. 

Sivas, Muhsin Yazıcıoğlu’na sahip çıkacaktır 

Ayrıca son olarak belirtmeliyim ki Sivas’ın Muhsin Yazıcıoğlu’na sahip çıkacağına da inanıyorum. Kendisiyle farklı siyasi görüşlerden gelsek de MHP’nin başındaki kişiden çok daha farklı ve ulusalcı tavrı olduğunu hepimiz biliyoruz. BBP’nin başındaki kişiye inat Sivas İl Başkanlığı’nın tavrı da takdire şayandır. Bu nedenle Sivas’ın Şarkışla’lı Muhsin Yazıcıoğlu’na sahip çıkarak hayırlı bir sonuç için referanduma gideceğini düşünüyorum. 

KKKTC ve 25 ile gitti 

İstanbul’da sürekli çalışma yürüten Umut Oran, KKTC’nin dışında bugüne kadar 25 ile giderek (Adana, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bolu, Burdur, Bursa, Denizli, Düzce, Erzurum, Isparta, İstanbul, İzmir, Kastamonu, Konya, Malatya, Manisa, Mersin, Niğde, Rize, Sakarya, Sivas, Trabzon, Tekirdağ) #HayırdaUmutVar mesajı veriyor.

Anayasa Paketinde Türk Milletinin Faydasına Tek Bir Madde Bile Yok!

 

 

basın toplantıs (5)

Tüm yurttaşlarımı oy kullanmaya ve bir ‘hayır’la vatanı kurtarmaya davet ediyorum.

“Referandum değil memleket meselesi, Hayırda Umut var” diyerek Anadolu’yu karış karış gezmeye devam eden Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, Sakarya’da “Her bir yurtsever, sandığa gitmeyen ya da evet demeyi düşünen sadece 1 kişiyi hayır demeye ikna etmelidir. Bugüne kadar verilen emekler, dökülen alın terleri sebebiyle “hayırlı bir Türkiye” bir adım uzaktadır. “Bir Oy Bir Vatan Kurtarır! Bir Hayır Bir Vatan Kurtarır! Tüm yurttaşlarımı oy kullanmaya ve bir hayırla vatanı kurtarmaya davet ediyorum” şeklinde konuştu.

CHP’li Umut Oran’ın Sakarya İl Başkanı Ayça Taşkent ve Sosyalist Enternasyonal Kadın Başkan Yardımcısı Hilal Dokuzcan ile birlikte Arya Otelde basın toplantısı düzenledi. CHP Sakarya Kadın Kolları Başkanı Emel Bircan ile Gençlik Kolları Başkanı Ulaş Yusuf Konyalı’nın da katıldığı toplantıda Umut Oran şöyle konuştu:

Gençlerin üzerinden elinizi çekin

Öncelikle Hayır için çalışma yürüten CHP’li gençlerimizi Halklis’lileri selamlıyorum. Şu anda 11 genç arkadaşımız tutuklu, toplam 73 arkadaşımız gözaltına alınmış bu süreçte. Ama korkunun ecele faydası yok, ne yaparlarsa yapsınlar hayırlı bir Türkiye’yi önleyemeyecekler! O kamu görevlilerini de ellerini gençlerimizin üzerinden çekmesini istiyorum.

Dün Erzurum bugün Sakarya’da

Türkiye’nin bütünlüğünü ve milletimizin birliğini tehdit eden anayasa değişiklik paketine “hayır” demek için Anadolu’yu karış karış gezmeye, hayırlı bir Türkiye hayalini halkımızla paylaşmaya devam ediyorum. Dün Erzurum’da, Şenkaya’nın sokaklarında hayırlı bir gün geçirdik ve bugün Sakarya’da partimizin vefakâr üyeleriyle hayırlı bir güne başladık. İllerin ilçelerin ismi değişse de Türkiye’nin her yerinde yükselen hayır dalgasını görüyorum.

Mutlukla söyleyebilirim ki “hayırın gücü” sadece anavatanda değil yavru vatan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde de gücünü gösteriyor. Aynı şekilde AKP’nin tüm provokasyon girişimlerine rağmen yurtdışında da yurttaşlarımız hem Türkiye’nin hem de kendilerinin geleceği için “tek adam rejimine” hayır diyorlar.

Kadınlar ve gençler ayakta

Kampanya sürecinde şahit olduğum ve beni çok memnun eden bir başka gelişmeyse Anadolu’nun her yerinde kadınların ve gençlerin ayakta olması. Türkiye’nin hızla otoriter bir yapıya bürünmesinin nelere mal olacağını en fazla onlar idrak etmişler. Anayasa değişikliği paketinde Türk milletinin faydasına olan tek bir maddenin bile olmadığını gayet iyi görmüşler.

Gençlerin işsizliği ve eğitimiyle ilgili tek bir madde bile yok

Gerçekten de Anayasa paketinde işsizliğe dair herhangi bir madde yok. Anaokulundan üniversiteye kadar ücretsiz ve kaliteli eğitime dair bir madde yok. 15 yıldır çözülmeyen ve tarikatlara devredilen yurt sorununa dair bir madde yok. Üniversite bitirip, işsizler kervanına katılanların çalınan hayatlarına dair, yıllar boyunca çalınan sınav soruları sebebiyle ataması yapılmayan öğretmenlere dair bir madde yok. Yani gençlerin hayatına ve geleceklerine dair hiçbir söz yok ama bol bol tek adam güzellemesi var.

Kadın cinayetleri ve ayrımcılığın önlemesi, kadın istihdamı da yok

Aynı durum kadınlar için de geçerli. 15 yıllık AKP döneminde her yıl artan kadın cinayetlerinin çözümüne dair tek bir satır yok. Kadın istihdamı, kadın işsizliği, kadınlara yönelik ayrımcılığın kaldırılması, kadına yönelik şiddet ya da cinsiyetçi dilin engellenmesine dair de tek bir satır yok. Ama “tüm yetkiyi tek bir kişiye devreden” onlarca madde var.

İşte Türkiye’de kadınların ve gençlerin yükselen hayır çığlığının sebebi de bunlar. Kadınlar ve gençler işsizliğin, terörün, geleceksizliğin, şiddetin sona ermesini istiyorlar. Gençler ve kadınlar, Türkiye’nin birliğinin güçlenmesini, bölünmenin önüne geçilmesini, kaba kuvvetin değil aklın ve bilimin ışığında hoşgörünün egemen olmasını istiyorlar. Bu yüzden hep beraber ve yüksek sesle “hayır” diyorlar. Ben de onların bu hayırlı çabalarını görüyorum. Onlar gibi ben de daha hayırlı bir Türkiye’nin, insanca yaşayabileceğimiz özgür, demokratik ve zengin bir ülkenin mümkün olduğuna inanıyorum.

Bu iktidar çift başlılıktan söz edemez, bütün yetki kendileriydi

Hayatın akışı ileriye ve gelişmeye dönüktür. Kim ne yaparsa yapsın dünyanın dönüşünü durduramaz. 15 yıldır iktidarı tek başına elinde tutan ve kendini hiçbir hukuk kuralıyla bağlı saymayan iktidarın bugün kalkıp istikrarsızlıktan ya da çift başlılıktan bahsetmeye hakkı yoktur. AKP, hiçbir Cumhuriyet hükümetinin sahip olmadığı kadar geniş yetkileri sınırsızca kullanmıştır ve gelinen noktada Türkiye’nin hiçbir sorununu çözememiştir.

Ekonomi giderek kötüleşiyor

Bugün bizlere dayatılan tek adam rejimiyse” tamamen günü kurtarmaya ve toplumu oyalamaya yöneliktir. Türkiye’nin birikmiş sorunları bellidir. Tarihin gördüğü en büyük ekonomik kriz Antalya’da turizmi bitirmiş, Konya’da tarımı çökertmiş, Erzurum’da hayvancılığı vurmuş ve şimdi son hızla Türkiye’nin kalbi olan Marmara’ya doğru ilerlemektedir.

Ticaret hayatı durma noktasındadır. Ödenemeyen çekler, yerine getirilemeyen vaatler sebebiyle ekonomi kan kaybetmektedir. Körfez emirliklerinden getirilen paralar sadece 16 Nisan’ı hedeflemektedir. Hükümetin 16 Nisan sonrasına dair herhangi bir planı yoktur. Oysa hayat 17 Nisan’da da devam edecektir.

Tek bir hayır oyu hükümeti gerçeğe döndürür

Bu nokta Türk milletinin de çıkış noktasıdır. 16 Nisan’da verilecek her bir “hayır” oyu hükümete “bu ülkenin gerçek sorunlarına dön ve hayal âleminden çık artık” demek anlamına gelecektir. Türkiye’nin kurtuluşuna giden yolun ilk adımı “hayır” demektir. Bu görev Türkiye’nin birliğinden ve vatanın bütünlüğünden yana olan herkesin görevidir zira mesele memleket meselesidir.

Bir hayırla vatanı kurtar!

Gençler ve kadınlar başta olmak üzere 16 Nisan’da işsizliğe hayır demek, teröre hayır demek, eşitsizliğe hayır demek, sömürüye hayır demek, kavgaya ve kutuplaştırmaya hayır demek Türk Milletinin ertelenemez görevi olarak önümüzdedir.

Ben Türk Milletinin vatan sevgisine güveniyorum. Son 10 günde AKP’nin tüm provokasyonlarına rağmen tüm yurtseverleri tek bir görev etrafında birleşmeye çağırıyorum. Her bir yurtsever, sandığa gitmeyen ya da evet demeyi düşünen sadece 1 kişiyi hayır demeye ikna etmelidir. Bugüne kadar verilen emekler, dökülen alın terleri sebebiyle “hayırlı bir Türkiye” bir adım uzaktadır. “Bir Oy Bir Vatan Kurtarır! Bir Hayır Bir Vatan Kurtarır! Tüm yurttaşlarımı oy kullanmaya ve bir hayırla vatanı kurtarmaya davet ediyorum.”

23 il ve KKTC’de çalıştı

KKTC ve sürekli çalışma yürüttüğü İstanbul’un dışında Umut Oran bugüne kadar Adana, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bolu, Burdur, Bursa, Denizli, Düzce, Erzurum, Isparta, İzmir, Kastamonu, Konya, Malatya, Manisa, Mersin, Niğde, Rize, Sakarya, Trabzon, Tekirdağ’a giderek “bu sadece bir referandum değil #memleketmeselesi ” diyerek çalışma yürüttü.

Konya’nın Görevi ‘Hayır’ Demektir

KONYALILAR TEK ADAM REJİMİNİ DAVUTOĞLU’NUN İNDİRİLMESİYLE GÖRDÜ!

KONYADA TARIMI BİTİREN HÜKÜMET SUDAN’DA TARIM YAPIYOR

AKP, TOPLUMU KAMPLARA BÖLMEKLE VE HUKUKSUZ BİR “EVET” KAMPANYASI YÜRÜTMEKLE BU KADAR MEŞGULKEN HEMEN GÜNEYİMİZDE AMERİKA’NIN VE RUSYA’NIN DESTEĞİNİ ALMIŞ OLAN BİR “PKK DEVLETİ” KURULMAK ÜZERE

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, Anadolu’yu karış karış gezerek bu sadece bir referandum değil #memleketmeselesi demek için Konya’ya gitti. Konya’da tarımı bitiren hükümetin Sudan’da 800 bin dönüm arazi kiralayarak tarımsal üretim yaptığını anımsatan Umut Oran, “Konya’nın görevi ‘hayır’ demektir. Konyalılar tek adam rejimini Ahmet Davutoğlu’nun indirilmesiyle gördü! Konya’da tarımı bitiren hükümet Sudan’da tarım yapıyor. AKP, toplumu kamplara bölmekle ve hukuksuz bir ‘evet’ kampanyası yürütmekle bu kadar meşgulken hemen güneyimizde Amerika’nın ve Rusya’nın desteğini almış olan bir ‘PKK devleti” kurulmak üzere’ diye konuştu.

CHP Konya İl Başkanlığında CHP İl Başkanı Mehmet Ali Ünal ile birlikte basın toplantısı düzenleyen Umut Oran, şöyle konuştu:

UMUT ORANIM ARTIYOR

Daha hayırlı bir Türkiye yaratmak için Anadolu’yu karış karış geziyoruz. Halkımızla bir araya geldikçe vatandaşlarımızın beklentilerini gördükçe umut oranımız artıyor.

CHP’Lİ GENÇLERE BASKI VAR

Uluslararası hukukta OHAL dönemlerinde anayasa değişiklikleri yapılmaz. Ama OHAL’i kullanarak özellikle CHP’le gençlere yönelik olarak AKP hükümetinin bilerek göz yumduğu yönlendirdiği kontrollü bir engelleme ile karşı karşıyayız. Hemen her gün bir ilimizde CHP’li gençlerimiz gözaltına alınıyor. Geçen hafta 29 gün tutuklu kaldıktan sonra Samet Burak sarıyı teslim aldık tutukluluğu kaldırıldı. Trabzon’da gençlik kolları başkanımız Emre Polat gözaltına alındı. Yine dün Antalya’da cem özgür Yaman’ı ifadeye davet ettiler gitti ifadesini verdi ama tutukladılar. İktidarın gençlerimizi engellemekten artık vazgeçmesini istiyorum. Üç sene önce paylaşılmış sosyal medya mesajı nedeniyle engelleme yapılması kabul edilemez.

15 MİLYON İNSAN ZORDA

Konya’da tarımın içine düştüğü durumu işsizliği sanayinin durumunu konuşmamız gerekirken çok yanlış bir gündeme başkanlık dayatmasını konuşuyoruz. Bütün ülke verimli bu haldeyken bunları yaşıyoruz. Bir laf var yağ var şeker var un var bu hükümet bir türlü halkı için helvayı yapamıyor. 6 milyon işsiz var 4 milyon Suriyeli var üniversite öğrencilerini ve mezunların işsizliğini düşününce 15 milyon insan yaşam mücadelesi veriyor.

ÜLKE YANIYOR HÜKÜMET AYRIŞTIRIYOR

Türkiye’de de Konya’da da tarımı bitirildiler. Hollanda ile kontrollü gerelim yaratıyor istismar için hükümet ama onların tarım ürünü ihracatının yüzde 15’ini zor yapıyoruz ülke olarak. Ekmekte bile GDO çakın ülke haline getirdiler güzel ülkemizi. Ülkenin her tarafı cayır cayır yanıyor iktidar bunu söndüreceği yerde tam tersine toplumu bölen ayrıştıran kutuplaştıran bir politika izliyor. Dış politika devlet politikası olması gerekirken içeriye alet ettiği için ülkeyi yeniden Avrupa’nın “hasta adamı” yaptılar.

PKK DEVLETİ KURULMAK ÜZERE

AKP’nin çelişkili siyaseti nedeniyle yurt dışında özellikle terörle mücadelede ülkeyi savunmamızı güçleştirecek engeller çıkartıyor karşımıza. PYD’nin terör örgütü olduğunu sırf bu nedenle dünya anlamıyor, anlamak istemiyor. Hükümetin tutarsız politikaya bir an önce son vermesi lazım. TSK’nın Suriye’de verdiği mücadele bu nedenle istenilen sonucu alamıyor.

Zira Türkiye, AKP’nin 15 yıllık iktidarının ardından yeniden Avrupa basınında “hasta adam” olarak anılmaya başlandı. AKP, toplumu kamplara bölmekle ve hukuksuz bir “evet” kampanyası yürütmekle bu kadar meşgulken hemen güneyimizde Amerika’nın ve Rusya’nın desteğini almış olan bir “PKK devleti” kurulmak üzere.

AKP, ABD-RUSYA-PYD YAKINLAŞMASINI İZLİYOR

Kahraman Mehmetçiğin Celabrus’ta, El Bab’da bedel ödeyerek elde ettiği mevzileri AKP hükümeti dış politikadaki yanlışları sebebiyle heba etti. PYD-YPG’nin Fırat’ın batısından çıkarılacağını ilan eden AKP hükümeti şimdi tamamen seyirci konumuna düşmüş ve ABD’yle Rusya’nın PYD’yle olan yakınlaşmasını izlemekle yetiniyor. AKP, Türkiye’nin hiçbir sorununa çözüm üretemeyecek olan “tek adam rejimi” için devletin tüm imkânlarını kullanırken PKK, Suriye’nin Kuzeyinde yani Türkiyemizin güneyinde yeni bir devlet kurmaya hazırlanıyor. PKK’nın Suriye kolu olan YPG’nin bayrağını ve armasını bir gün Amerikan askerlerinin üniformalarında diğer gün Rus generallerin kollarında görüyoruz. PKK, dünyanın dört bir yanından gelen yüksek teknolojili silahlarla donatılırken ve müttefik denilen ülkeler tarafından eğitilirken AKP tüm olan biteni izlemeyi tercih ediyor.

ABD askerleri Membiç’e yerleştikten sonra Rus askerlerinin de Afrin’e yerleşmesi Türkiye’nin hareket alanının daraltıldığının işareti. Hükümet Türk Ordusunu Suriye’de hareketsiz kılmış durumda. AKP’nin yanlış politikaları sebebiyle ne bir adım ileri gidilebiliyor ne de yeni bir alan açılabiliyor.

KONYADA TARIMI BİTİREN HÜKÜMET SUDAN’DA TARIM YAPIYOR

Ancak Mehmetçiğin Suriye’de hareketsiz kılınması AKP’nin tek yanlışı değil. AKP, Konya’nın tarım alanlarını değerlendirmezken Sudan’da tarım alanları kiralıyor. Gençlerimiz işsizlikte kırılırken milletin tüm parası lüks konutlara harcanıyor. Türk vatandaşlığı “lüks konut alan yabancılara” hediye olarak veriliyor. Türkiye’deki yaklaşık 5 milyon Suriyeli ve Iraklı mültecinin nerede olduğuna, kim olduklarına ve neler yaptıklarına dair hiçbir bilgi ve kayır yok! Türkiye’nin her yeri farklı terör örgütlerinin eleman temin etme ve saldırı planlama merkezi haline dönüştürülmüş durumda.

KONYA’NIN GÖREV ‘HAYIR’ DEMEKTİR

AKP hükümetiyse tüm bunları seyretmekle ve Türkiye’nin bölünmesinin, milletin göç yollarına düşmesinin yolunu açacak olan “tek adam” kampanyasıyla meşgul. Buradan tüm Konyalı hemşerilerime çağrıda bulunuyorum. Avrupa’nın “hasta adam” manşetleri attığı Türkiye’yi kurtarmak için Konyalıların birinci vazifesi “hayır” demektir. Mehmetçiğin Suriye çöllerinde tuzağa düşürülmesini engellemek için güçlü bir “hayır” demek Konyalıların görevidir. PKK’nın Türkiye’nin yaklaşık 900 kilometrelik güney sınırında “devlet” kurmasını engellemek için “hayır” demek Konyalıların sorumluluğu olmalıdır. Ben, Konya’nın da ülkenin birliğinden, Türkiye’mizin geleceğinden yana tavır alacağına inanıyorum. Sokaklarda gördüğüm tablo “hayırlı” bir tablodur. Konyalıların meselelere yaklaşımı “hayırlıdır.” İnanıyorum ki 16 Nisan sabahında açılacak olan sandıklarda Konyalılar en yüksek oranda “hayır” diyen illerden biri olacaktır.

KONYALI DAVUTOĞLU’NU BİR GÜNDE ALAŞAĞI ETTİLER

Zira Konyalılar “tek adam rejiminin” ne demek olduğunu yaşayarak görmüştür. Konyalı ve seçilmiş bir Başbakanı Sn. Davutoğlu’nu bir günde başbakanlık koltuğundan indirip başka birini “başbakan” olarak atayan anlayışın memlekete hizmet etmediği ortadadır. O günden beri memleketin başına gelmeyen şey kalmamıştır. Çünkü bir kez hukuksuzluk başladığında, bir kez zulüm başladığında kimin nerde duracağı kestirilemeyecektir. “Tek adamlık rejimi” hukuksuzluğun hukuk haline dönüştürülmesi ve sürekli kaos demektir.

YAPILMASI GEREKEN TEK ŞEY 16 NİSAN’DA ‘HAYIR’ DEMEK

Bu gidişe hayır demek ve Avrupa’nın hata adam dediği Türkiye’yi yeniden ayağa kaldırmak mümkündür. Ekonomiyi yeniden üretime dayandırmak, tarım alanlarını değerlendirmek, çiftçiyi mutlu etmek mümkündür. Parlamenter sistemi iyileştirmek ve siyaseti kral yetkisine sahip genel başkanlardan kurtarıp halkın siyasette daha etkin olmasını sağlamak da mümkündür. Yapılması gereken tek şey 16 Nisan’da bir kez “hayır” demektir.

FETÖ Darbesi 2010 Referandumundan Kaynaklanıyor, Uyardık Dinlemediler

malatya

O ZAMAN EVET DİYENLER GELİN BU KEZ ‘HAYIR’ DİYİN

CHP’li Umut Oran, Anadolu’yu karış karış gezerek “bu bir referandum değil memleket meselesi diyerek vatandaşı uyarmaya devam ediyor. Malatya’da ilçe ve beldelerde çalışan Umut Oran, “15 Temmuz’da Türkiye büyük bir darbe girişimi yaşadı. Bunun sebebi nedir, ta 2010’daki referanduma kadar uzanıyor. O zaman da uyardık yapmayın yargıyı bağımlı hale getirmeyin yoksa tuz da kokacak dedik uyardık dinletemedik iktidara. O zaman Evet diyenlerin vicdanına sesleniyorum, gelin bu kez ‘hayır’ deyin aynı hatayı tekrarlamayın” diye konuştu.

CHP’li Umut Oran ve CHP İl Başkanı Enver Kiraz, Malatya Doğanşehir ve Akçadağ’daki yoğun çalışma nedeniyle programın sarkması üzerine basın toplantısını il başkanlığı yerine Esnaf ve Sanatkar Odaları Başkanlığında düzenledi.

Eski bir işadamı olduğunu anımsatan Umut Oran, 30 yıldır bu ülkeye vergi ödemiş birisi olarak bir şeyler söylemek istediğini kaydetti. Geçmişte Anadolu’ya gittiğinde parti ayrımı yapılmaksızın siyasetçilerin bir araya gelerek o bölgenin nasıl kalkınacağın tartıştığını, sonuç da alındığını, GAP’ta dahi bu yolun izlendiğini anımsattı. “Atatürk’ün her fabrika bir kaledir” sözünü anımsatan Umut Oran, “Ne oldu da bugün bu noktaya geldi ülke?” diye sordu. Siyasetle ticaretin bir arada olamayacağını düşündüğü için ticaretten ayrıldığın artık tamamıyla siyasetin içinde Türkiye’yi nasıl ileri götüreceğini insanların tamamının nasıl mutlu ve kalkınmış olabileceğine çalıştıklarını söyledi. Umut Oran şöyle konuştu:

SOMALİDE TARIM ARAZİSİ KİRALADILAR

Ülkede tarımı bitirdiler gittiler Somali’de tarım arazisi kiraladılar. Böyle bir şey kabul edilebilir mi, Türkiye nasıl bu hale getirilebilir. Türkiye tarım arazilerinin üçte birini artık ekip dikemiyor çiftçinin borcu nedeniyle ya banka bu arazilere el koymuş ya da çiftçi mazot tohum ilaç alamıyor.

24 YAŞINDA 8 ÇOCUKLU SURİYELİ

4 milyon Suriyeli Türkiye’de misafir ediliyor, dünyada en yüksek sayıda Türkiye’de bulunuyorlar. Ülkemizin eti ne butu nedir, bunun sonu nereye varacak? Geçen hafta Bursa’daydım bir doktor yanıma geldi söyledi geçen hafta 24 yaşında Suriyeli bir kadının doğumunu yaptırmış 8. Çocuğu dünyaya gelmiş … Bu ülkenin sonu nereye varacak?

FETÖ DARBESİ 2010 REFERANDUMUNDAN KAYNAKLANIYOR

15 Temmuz’da Türkiye büyük bir darbe girişimi yaşadı. Bunun sebebi nedir ta 2010’daki referanduma kadar uzanıyor. O zaman da uyardık yapmayın yargıyı bağımlı hale getirmeyin yoksa tuz da kokacak dedik uyardık dinletemedik iktidara. O zaman Evet dilenlerin vicdanına sesleniyorum, gelin bu kez ‘hayır’ deyin aynı hatayı tekrarlamayın.

ESNAF KARA LİSTEDEN ÇIKAMIYOR

Bütün esnaf kara listeye girmiş batmış kredi istiyor ama bir türlü kara listene çıkamıyor. Biz bunları konuşacağımız yere gelmişiz evet mi hayır mı dalatılan bir konuyu görüşüyoruz. Vatandaşımızı koruyup sorunlarını çözmemiz gerekirken iktidarın dayattığı bir konuyu konuşup.

TURİZMCİ BİTTİ

Antalya kan ağlıyor turizmciler rezervasyon iptalleri nedeniyle inanılmaz kötü günler yapıyorlar. Ama birileri Eyy Almanya ey Hollanda diyor. Bu sorunlar bu şekilde çözülmez. Turizmde bir önceki yıla göre 2016’de yüzde 25 turist sayısı kaybı var, gelirde ise yüzde 30 düşüş var. Rusya ile zaten düzelmedi ilişkiler. Bu durumda turizmci 2017’yi bırakın 2018’i bile karamsar görüyor. Türkiye’nin her yanı yangın yeri gibi cayır cayır yanıyor.

GELİŞMİŞ 20’NİN 18’İNDE PARLAMENTER SİSTEM VAR

Bu ortamda biz de dedik ki kişileri tartışmayalım ülkenin geleceğini konuşalım. Gelişmiş ilk 20 ülkenin 18’inde parlamenter sistem var tek başkanlık örneği ABD’de ama orada da sistemin nasıl işlediğin gördünüz. Trump geldi astı kesti ama hukuk durdu yapamazsın dedi. Öbürü de yarı başkanlık olan Fransa ki orası da demokrasinin beşiği. Bizim cumhuriyetçi parlamenter sistemimiz Atatürk’ün işaret ettiği muasır medeniyet çizgisidir, eksiklikleri olsa da buradan gitmemiz gerekiyor. En kötü durumdaki 20 ülkenin ise 19’u başkanlıkla yönetiliyor ve buralarda iç savaş var bölünme var. Allah bana akıl fikir vermiş yolumuz hangisi olmalı? Yönetim sistemimizdeki eksiklikleri gideriz düzeltiriz ama başkanlık olmaz, bizi geri götürür.

YÜZDE 10 SEÇİM BARAJI OLMAZ

Yüzde 10 seçim barajı olmaz. 2002’de oyların yüzde 44’ü baraj nedeniyle çöpe gitti. Şimdi de kalkmış iki parti olsun daha iyi diyorlar. Hayır doğru değil. Çoğulcu demokrasi daha iyidir. İstikrar yok diyorlar şimdi. Ben iktisatçıyım, geçmişte 11 hükümetle çalıştım, masanın her tarafında bulundum. Geçmiş cumhuriyet hükümetlerine bakınca büyüme, işsizlik, enflasyon her rakam geçmişten iyi değil. 15 yıldır tek parti var durum iyi değil, istikrar sürsün Türkiye büyüsün diyorlar ama böyle değil gerçekler.

GÜVENİLEN KİŞİDEN SONRA NE OLACAK?

OHAL’de seçim süreci olmaz, burada referandumunu konuşmamamız gerekiyordu. Emeklilerin sorunu esnafın sorunu gençlerin işsizliği bunlar nerede? 18 maddenin hiçbirinde bunlar yok. Bütün yetkiyi tek kişiye veriyor! 80 milyonun her yetkisini bir kişiye veriyor. Buün o kişiye güvenebilirsiniz ama o kişinin başına bir şey gelirse kim gelecek yerine? O kişi isterse yerine eşini getirebiliyor, ki Azerbaycan’da örneğini yaşadık, çocuğunu getirebilenler dahi var.

REJİM DEĞİŞİNCE AKAN SULAR DURUYOR

Anayasa mahkemesinin 15 üyesinin 12’sini atayacak, e bu kişiler bir durum olursa onu yargılayabilir mi? Başbakan yok o makamı yok ediyorlar. TBMM’nin içini yetkisini boşaltıyorlar. Rejimi değişiyor, rejim değişikliği dediğiniz zaman akan sular duruyor. 15 yıldır birçok şeyde beni yanılttılar aldattılar dedin. E şimdi ortalık cayır cayır yanarken yangına körükle gidip toplumu ayırmanın hayırcıları darbece hain olarak nitelemek kabul edemiyorum, üzülüyorum.

KARIŞ KARIŞ GEZİYORUM DAHA İYİ BİR TÜRKİYE MÜMKÜN

Daha iyi bir Türkiye mümkün, herkesin mutlu olduğu Türkiye’yi birlikte yaratacağız. İnşallah 16 nisanı cumhuriyetimizi koruyarak daha da yükselterek geçireceğiz. Ama hemen ertesi gün oturup parlamenter sistemi nasıl daha iyi çalıştırabiliriz oturup ona çalışmamız lazım. Çalışıyorum Anadolu’ya karış karış geziyorum gittiğim yerleri gördükçe de umut oranım artıyor.

malatya

13

Umut Oran, Denizli’de CHP’ye Umut Oldu – Habercikuş

CHP Denizli Gençlik Örgütü’nün düzenlemiş olduğu Referandum Türkiye’si paneline katılan 24. Dönem CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, Denizlili CHP’lilere umut oldu. Sabah 09.00’da Denizli Çardak Havalimanı’ndan çıkarak çevre ilçelerde vatandaşlarla bir araya gelen Oran, vatandaşları dinledi onlara referandum sürecinde neden Hayır oyu kullanacakları hakkında bilgi verdi.

IMG_7926

Sosyalist Enternasyonel Genel Başkan Yardımcısı ve CHP’nin önceki dönem Milletvekili Umut Oran, CHP Gençlik Kolları’nın daveti üzerine Denizli’de düzenlenen Referandum Türkiye’si paneline katıldı. Oran’a CHP Denizli İl Başkanı Teoman Sancar, CHP Parti Meclis Üyesi Gülizar Biçer Karaca, CHP Gençlik Kolları Başkanı İbrahim Abuşaha, Merkezefendi İlçe Gençlik Kolları Başkanı Tugay Odabaşıoğlu, CHP Denizli Milletvekili Kazım Arslan’da eşlik etti.

1

Haberci Kuş TV’den Aslı Öztabak’ın sorularını yanıtlayan Sosyalist Enternasyonel Genel Başkan Yardımcısı ve CHP’nin önceki dönem Milletvekili Umut Oran, Denizli’nin sorunlarını ele aldı. Denizli’ye ilk defa gelmediğini kaydeden sevilen siyasetçi, Denizli son dönemlerde gelişmek yerine geriye gitmiş. Ekonomisiyle görüntüsüyle bir büyükşehir değil kasaba havasında, yolları köstebek yuvasına dönmüş, ekonomik olarak gerilemiş dedi. Aslı Öztabak’ın sorularını yanıtlayan Oran, sorularımıza tüm samimiyetiyle cevap verdi.

İŞTE O RÖPORTAJ:

CHP Gençlik Örgütü’nün davetiyle Denizli’ye gelen Umut Oran, Esnaf Sarayı Konferans Salonu’nda yeni anaya değişikliğine niçin hayır denilmesi gerektiğini hakkında konuşma yaptı. Konferansta konuşmacı olan Oran’dan önce CHP Denizli Milletvekili  Kazım Arslan, Parti Meclisi Üyesi Gülizar biçer karaca, İl başkanı Teoman Sancar kısa konuşmalar yaptı. Salona sığmayan bir kalabalık ile gerçekleşen konferansa katılım beklenilenin üstünde oldu. Konferansta konuşma öncesinde salonda bulunan herkes hayır yazılı pankart kaldırdı.

ori_manset-61-23-53

111111124.Dönem CHP İstanbul Milletvekili Sosyalist Enternasyonel Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran Türkiye’nin bugün gereksiz bir tartışmanın içine sürüklendiğini kaydetti. CHP’li Umut Oran; “ Karış karış Anadolu’yu geziyorum. Anlatması zor bir durum. Ama anlatacağız, haklıyız, kazanacağız. 1 kişi  kuyuya 1 taş atıyor, 80 milyon o taşı çıkarmak için uğraşıyoruz.  Dünya  insanlar Mars’a gitmeye çalışırken, bilim ve teknoloji ile yeni 3 boyutlu yazıcılarla  insan organları  kopyalanabilirken, bilim yapay zeka ile uğraşırken biz nelerle uğraşıyoruz? Bizim yolumuz  Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi ‘ muasır medeniyetler seviyesidir’ ama biz bugün nelerle uğraşıyoruz” dedi. Umut oran daha sonra Anayasa değişikliğinin getireceği olumsuzlukları sıralayarak neden hayır denmesi gerektiğini anlattı.

Konferans soru cevaplarla son bulurken Oran ise Denizli’den gitmeden Çardak’ta son defa partilileriyle bir araya gelmek üzere harekete geçti.

16 Nisan Yol Haritası – OdaTV

oda

16.02.2017

Hayatta en hakiki yol gösterici olarak aklı ve bilimi kabul edenler için karşılaşılan zorlukları aşmanın en kestirme yolu: Özeleştiri yapmak, akla ve bilime dayalı çözüm önerileri ortaya koymaktır.

İçinde bulunduğumuz zaman diliminin ortaya koyduğu ve bizlerin aşmak zorunda olduğu en büyük zorluksa “Başkanlık Referandumu” süreci ve ardından Türkiye’yi aydınlık günlere ulaştıracak olan mekanizmaları inşa edebilmektir. Son 15 yıl içinde yaşanan olaylar göz önüne alındığında şartların uygun olmadığını, başarı şansının düşük olduğunu ya da bu kavganın kaybedildiğini düşünenler çıkacaktır ancak unutmamak gerekir ki “Umutsuz durum yoktur; umutsuz insan vardır!”

Türkiye Cumhuriyeti’nin şanlı geçmişi ve ondan ayrılamaz tarihiyle Cumhuriyet Halk Partisi, tüm olumsuzluklara rağmen, var olabilmenin ve yeniden doğmanın simgeleridir. Bu itibarla; özgürlükten, demokrasiden, Atatürk ilkelerinden ve doğrudan yana olan Türk Milleti için “başarısızlık” gibi bir olasılık yoktur. Tam aksine gelinen nokta, çok büyük bir dönüşüm için en uygun şartların var olduğu bir duruma işaret etmektedir.

AKP’nin 15 yıldır devam eden masallarının tüm yaldızları dökülmüştür; rant ve inşaat temelli, tüketime dayalı ekonomi politikaları iflas etmiştir ve çok açıktır ki hukuksuzlukların, korkuların, haksızlıkların tavan yaptığı bu dönem yepyeni bir Türkiye kurma iddiasındakiler için çok geniş bir hareket alanı yaratmaktadır.

AKP; liberallerle, PKK’yla ve FETÖ’yle yürüdüğü yollarda tüm kurucu kadrolarını ve iddialarını kaybetmiştir. AKP’nin elinde kalan tek ve en güçlü silahsa “alternatifsizlik” iddiasından başka bir şey değildir. Ancak “alternatifsizlik” söylemi bile AKP’nin çaresizliğine kanıt sayılmalıdır zira ne kadar propaganda yapılırsa yapılsın “iktidarı alabileceğini gösteren ilk hareket” AKP’nin devasa görülen ama içi boş olan tüm mekanizmalarının da yerle bir olmasını sağlayacaktır.

Bu anlamda tüm ipler AKP’nin karşısında mevzilenen geniş halk kesimlerinin elindedir. Türkiye’yi yönetebileceğini, alternatif politikalar üretebileceğini, huzuru, güvenliği, adaleti ve sağlıklı işleyen bir ekonomiyi kurabileceğini gösterenler 15 yıllık yıkım sürecini de tersine çevirenler olarak tarihe geçeceklerdir.

O halde, “Başkanlık Referandumu” sadece bir “evet-hayır” denklemi olarak ele alınmamalıdır. Zaten “hayır” üzerine kurulu bir kampanyanın da tek başına başarı şansı yoktur! Zira kitlelerin ihtiyaç duyduğu ve dört gözle beklediği şey; “kuru bir hayır kampanyası” değil güçlü bir meydan okumadır!

Tüm tartışmayı “Başkanlık Rejiminin Olumsuzlukları” üzerine hapsetmek aynı zamanda AKP’nin istediği tartışma zemininde olmayı kabul etmek demektir. Zira referandum ne kadar “evet-hayır” denklemine mahkûm edilirse AKP de o kadar rahat edecektir çünkü böyle bir tartışma durumun aciliyetini ve muhalif unsurların iktidar hedefini değil sadece “teknik bir itirazı” öne çıkarmak anlamına gelecektir.

HAYIR KAMPANYASI YERİNE İKTİDAR YÜRÜYÜŞÜ

İster spor müsabakalarında ister siyasette olsun en iyi takipçinin bile ulaşabileceği nokta ikinciliktir! İktidarı çok iyi takip eden partiyse en fazla ana muhalefet unvanına sahip olacaktır. Fakat Türkiye’nin mevcut sorunları ana muhalefet ya da muhalefet olunarak değil iktidara ulaşarak çözümlenebilir. Vatanın birliğini ve milletin huzurunu garanti altına almak için iktidar olmak zorunludur.

Başkanlık Referandumu özelinde “Evet’in karşısına Hayır’ı koymak”takipçilik anlamına gelecekken “Başkanlığın” karşısına “Yükselen Türkiye”idealini koymak ve tüm süreci “iktidar hedefiyle” yürütmek zafer anlamına gelecektir.

O halde soru şu olmalıdır: “Başkanlık Referandumu Nasıl İktidar Tartışmasına Çevrilebilir?”

Cevap basittir: “İktidar Yürüyüşüne Başlayarak!”

Bir hareketin sadece “hayır kampanyası” yürütmesiyle “İktidar Yürüyüşü” başlatması arasında derin farklar olduğu açıktır. İlkinde bir reklam şirketiyle anlaşıp aynı sözlerle, aynı tavırla ve aynı kadrolarla çalışma yürütülürken ikincisinde “topyekûn bir seferberlik hali” ve sonu gelmez bir “arayış” hâkimdir.

Hayır Kampanyası; rakibin iddialarını çürütmeye odaklıyken “İktidar Yürüyüşü” kendi iddialarına odaklanmak demektir.

Hayır Kampanyası; kısa vadeli hamleleri esas alırken “İktidar Yürüyüşü”uzun vadeli stratejik hedeflere ulaşmak için atılan taktik adımları esas alır.

Hayır Kampanyası; içinde bulunulan durumu kabul edip, eldeki imkanları harekete geçirirken “İktidar Yürüyüşü” atıl kalan tüm güçleri örgütler ve büyük hedefe uygun olarak harekete geçirir.

Hayır Kampanyası; denenmiş olanı “daha iyi sunma” iddiasındayken “iktidar yürüyüşü” denenmiş ve başarısız olmuşu tamamen reddedip denenmemiş ve başarı getireceğine inanılanı yaratma derdindedir.

O halde ikinci bir soru daha gündeme gelir! “Kitleler, bir hareketin iktidar olabileceğine nasıl inanır?”

Sorunun binlerce cevabı var gibi görünse de vazgeçilmez olan şart: “Yetkinliğin İspatıdır!”

Yani “İktidar Yürüyüşü” başlatan hareketin kitleleri ikna edebilmesinin ilk koşulu “iktidar yetkinliğine” sahip olduğunu gösterebilmektir.

Ancak iktidar yetkinliği sanılandan daha zor bir ispat sürecidir. Zira iktidarı hedefleyen herhangi bir hareket için “bahane bulma” özgürlüğü yoktur.

Örneğin, “AKP’nin medya tekeli var! Bize basında yer verilmiyor!” deme şansı yoktur. Medya yer vermiyorsa tek tek bireylere ulaşılmalıdır!

“AKP; devletin tüm gücünü kullanıyor!” deme şansı yoktur. AKP’nin devlet gücüne karşı milletin gücü harekete geçirilmelidir.

“AKP’nin yetişmiş kadroları, eski siyasetçileri var!” deme şansı yoktur. Onların kadrolarına karşı yepyeni kadrolar vitrine çıkarılmalıdır.

“AKP’nin rant üzerinden bir arada tuttuğu tarikatlar, cemaatler var!” deme şansı yoktur. Onların tarikat örgütlenmeleri varsa milletin de sessiz ama doğrudan yana milyonlarca evladı vardır; onlar bulunmalıdır.

Bir başka deyişle “iktidar yetkinliğini” ispat edecek olan hareket “tüm bahaneleri zihninden silmeli ve yenilgiyi çağrıştıran tüm söylemlerden kurtulmalıdır.

Bahaneler ortaya koymadan siyaset yapmak sanıldığı kadar kolay değildir. Bahaneleri bir kenara bırakmak demek her anlamda “çözüm ortaya koymak” da demektir. O halde bahane siyasetini terk eden her hareket için yoğun bir kadro değişimi zorunludur.

On yıllar boyunca “Ama onlar dini kullanıyor!”, “Ama onlar yalan söylüyor!”, “Ama onlar %70’lik sağ bloktan oy alıyor!” demeye alışan ve iktidar hedefiyle siyaset yapmayı unutan pek çok siyasinin bu yeni dönemde alıştıkları koltuklardan kaldırılmaları gerekmektedir. Aksi halde her aşamada iktidar yürüyüşünü baltalayacaklardır zira karşılaşılan ilk zorlukta “bahane bulmaya” ve kendi “inançsızlıklarını” yaymaya gayret edeceklerdir.

Ancak hatırlanmalıdır ki “kadro değişimi” demek yeni ihtiyaçların doğurduğu yapıları inşa etmek ve bu yapılara uygun kişileri bulup görevlendirmektir. Bir ilin milletvekillerinin bugün değişmesine ihtiyaç da olanak da yoktur ancak o ilin kanaat önderlerini alanlara sürecek yeni platformların yaratılmasına, yeni yöntemlerin denenmesine ve yeni arayışların canlı tutulmasına herhangi bir engel de yoktur. Tüm hayatını Cumhuriyet mücadelesine vakfetmiş ailelerin yeni kuşak üyeleri her yerde ve göreve hazır beklemektedir. Onların var olduklarını ve yetkin olduklarını yurdun dört bir yanındaki Gezi Direnişlerinde gördük. Öyleyse seferberlik ruhuna uygun olarak her birini saflarımıza çekmek sorun olmamalıdır.

Yetkinlik İspatı’nın bir başka yanıysa “Ne Yapılacağının ve Türkiye’nin Nasıl Yükseltileceğinin” ortaya konabilmesiyle ilgilidir. Bu konu iki yönlü olarak ele alınmalıdır. Bunlardan biri “Yeni Sözler” üzerinden ispat, diğeriyse “Yeni Figürler” üzerinden ispattır!

Bir önceki maddeyle de bağlantılı olan bu durumda örneğin Türkiye’nin ekonomik sorunlarının nasıl çözüleceğine dair hem yeni sözler bulunmalı hem de yepyeni figürlerin kişisel yetkinliklerinden faydalanılmalıdır. Örneğin kendi bölgesinde başarılı yatırımlar yapmış, bölge ekonomisine katkı sağlamış, istihdam yaratmış, namuslu bir iş adamının ekonomiye dair sözünün inandırıcılık açısından gücü tartışılmazdır. Zira sözün müstakil doğruluğu kadar sözün sahibinin kişisel itibarı da zirvededir ve bu durum en uygun kombinasyonu yaratmaktadır. Bu sayede sözle sözü eden arasındaki uyumsuzluk tamamen ortadan kaldırılmış olur. Müflis tacirin ağzından çıkan doğru söz nasıl kategorik olarak inandırıcı bulunmuyorsa dürüst ve yetkin rol modellerin ağzından çıkan doğru da kategorik olarak inandırıcı bulunacaktır. Bu sayede bugüne kadar yaşanan “iletişim kazalarının” yaşanma ihtimali de ortadan kalkmış olacaktır zira söz de yenidir sözün sahibi de yenidir. Söz de itibarlıdır, sözün sahibi de…

Yetkinlik İspatının olmazsa olmazların bir diğeri “yaratılan iklimdir!”

Kendi hayaline inanmayan lider, destekçilerini; başaracağına inanmayan destekçiler de potansiyel seçmenleri ikna edemezler. İnancın göstergesiyse hayatın her alanıdır. Bahsedilen inancın somut yansıması “arı kovanı” gibi olmaktır. Hareketin hayatın her alanında ve anında var olması, seferberlik ruhunu yansıtması ve başarıya duyulan inancın gözle görülür kılınması hayatidir. Eğer iddia “varlık-yokluk” kavgasında olduğumuzsa o halde bu iddiaya uygun örgütlenme ve çalışma yürütülmesi kaçınılmazdır.

Eğer iddia “uçurumdan önceki son çıkışsa” uçuruma doğru sürüklenenlerin can havliyle yapacağı kadar cesur ve kararlı olmak zorunludur.

Eğer iddia “son şansımız” olduğu savıysa “son şansı yeni bir başlangıç için kullanma” hevesini göstermek de gereklidir.

Yani ağızdan çıkan her kelimenin özgül ağırlığına uygun bir örgütlenme, mücadele ve irade ortaya konularak inandırıcılık elde edilmelidir. Aksi her durum “yalancı çobanlık” olarak adlandırılacak ve Cumhuriyetçi kitlelerin moral motivasyonunu sanılandan çok daha fazla düşürecektir.

O halde “varlık-yokluk” kavgası için bir “cephe” inşa etmekten daha doğal bir şey yoktur.

Her şeyin aynı ad altında yapılması gerekli değildir. Ancak her şeyin büyük stratejik hedefe uygun olarak ve geçmişten dersler alınarak yapılması gibi bir zorunluluk vardır; hem de yakıcı bir zorunluluktur bu!

Örneğin: Baroların temel görevlerinden biri “Hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumaktır.” Kanımızca bu görev pasif anlamda yorumlanamaz. Şayet “Başkanlık Rejimiyle” birlikte “Fiilen Denetlemez Bir Tek Adamlık” getirilmek isteniyorsa yurdun dört bir yanındaki Barolar’ın asli görevi aktif olarak sahada olmak ve halkı uyarmaktır.

Mevcut durumda bu görevin eksiksiz olarak yerine getirilmesini sağlama görevi de Cumhuriyetçi Cepheye ve doğal olarak Cumhuriyet Halk Partisi’ne düşmektedir. İktidar Yürüyüşü’ne odaklanan hareketin bir yandan da toplumun tüm örgütlü kesimlerini birleştirmesi ve doğru cepheye saf tutmalarını sağlaması ertelenemez bir görevdir.

Aynı durum sendikalar, demokratik kitle örgütleri ve meslek odaları için de geçerlidir. Bu kurumları ve benzerlerini alternatif yapılanmaların içine sokmak, ihtiyaç halinde onların öncülüğünü desteklemek ve her durumda mücadeleyi genişletmek mecburidir. Bu tutum aynı zamanda “Yükselen Türkiye’nin Nasıl Olacağının” göstergelerinden biri olacaktır.

Bu noktada “İktidar Yürüyüşüne” odaklanmış bir muhalefetin bazı noktalarda ön alması ve meseleyi tanımlarken ortak kavramlar kullanması açısından birkaç temel önerinin ele alınmasında fayda görülmüştür.

1) Bu Bir Parti Meselesi Değildir!

Bu bir memleket meselesidir. Söz konusu vatandır ve ulus devlettir. Türkiye’nin varlık-yokluk kavgasında gelinen nokta partileri aşan bir durumdur. Mücadelenin merkezinde sadece “bir parti” yoktur. Yine mücadelenin merkezinde tek bir “kişi” de olmamalıdır

O halde tüm siyasi partiler de bireyler de ancak kendilerinden daha büyük ve geniş cephenin örgütlü birer parçası olabilirler. CHP’ye düşen “ortak cepheyi” inşa etmek ve ülkenin birliğinden yana olan herkesi aynı cephede mücadele saflarına katmaktır. Bu noktada ilk adım “Milli Kuvvetler Merkezi’ni” yani tüm süreci yönetecek olan Merkezi inşa etmektir. Milli Kuvvetlerin ilk görevi mücadelenin eşgüdümünü sağlamak ikinci göreviyse bu ortak cephede yer alacak her toplum kesiminin temsilcilerini bir araya getirmektir. CHP’de Genel Başkanlık yapmış tüm Genel Başkanlar bu Merkez’in doğal üyeleri olarak kabul edilmeli ve aktif olarak sahada kullanılmalıdır. Aynı zamanda “Başkanlık Rejimine ve ülkenin bölünmesine HAYIR” diyen tüm siyasi parti liderleri ve örgütlü toplum kesimlerinin temsilcileri de bu ortak merkezin içinde yer almalıdır. Alınacak her karar, atılacak her adım Milli Kuvvetleri Merkezinden çıkarılarak gerekli olan mücadele ahengi oluşturulacaktır.

2) Ulusal Seferberlik İlan Edilmelidir!

Gün, her saniyenin değerli olduğu ve sorumlulukların asla ertelenemeyeceği bir gündür. “Ulusal seferberlik” ruhuna ve bu ruhun canlı tutulmasına ihtiyaç vardır. Yazana da çizene de konuşana da ilan dağıtana da ihtiyaç vardır. Her bir üyeye, her bir seçmene yapabileceği ne varsa o görevi vermek seferberlik ruhunun gereğidir. 18 yaşındaki üniversite öğrencileri de 75 yaşındaki emekliler de aynı ruhla harekete geçirilmeli ve Türkiye’nin birliği garanti altına alınana kadar asla durulmamalıdır. Kuruculuktan kurtarıcılığa giden yolun gereği de budur.

3) Gerçekleri Anlatma Heyetleri Oluşturulmalıdır

Türkiye’nin birliği sadece bir partinin sorunu olmadığına göre CHP dışında yer alan ancak aynı cephede bulunan tüm partilerden ve siyasi kimliği olmasa da tüm toplum kesimlerinden kanaat önderleri “7 Bölge” Esasına göre bir araya getirilmeli ve “Gerçekleri Anlatma Heyetleri” oluşturulmalıdır. Sanatçıların, Sporcuların, Demokratik Kitle Örgütü Temsilcilerinin oluşturacağı bu heyetler sorumlu oldukları bölgeleri il-il, ilçe ilçe dolaşarak gerçekleri halka anlatacaklardır. Medyanın bizlere yer vermesi beklenmeden doğrudan doğruya halka ulaşılacaktır.

4) Partinin Tüm İnsan Kaynağı Aktifleştirilmelidir

Bölünme riskiyle karşı karşıya olduğumuz bu dönemde mücadele dışında tutulabilecek tek bir kişi bile yoktur. Hangi iç çekişmenin tarafı olursa olsun, hangi kalp kırıklığını yaşadıysa yaşasın Cumhuriyet Halk Partisi’nde bugüne kadar görev almış her MYK üyesi, PM üyesi, Milletvekili, il ve ilçe başkanlarıyla, Belediye Başkanları ve Meclis Üyeleri bağlı bulundukları il ve ilçe başkanlıklarında kurulacak olan “Milli Dayanışma Komiteleri”nde görevlendirilmelidir. Oluşturulacak olan komitelerde görev alacak ilgili kişiler hedef ildeki tüm ilçelerde ve köylerde aktif saha çalışması yürüterek“Tek Adam Rejimine karşı” ülkenin birliği için çalışmalar yürüteceklerdir. Komiteler sadece CHP tabanını değil, MHP ve AKP tabanındaki sağduyu sahibi “hayırcıları” da birleştirecekler aynı zamanda da oy vermek için sandığı gitmeyen büyük kitleye ulaşacaklardır.

5) Partinin Tüm Gücü “Hayırcılar”la Birleştirilmelidir

Başkanlık adı altındaki bölünme sürecinde Türkiye’nin birliği için kararlılık gösteren her bir örgütlü gruba destek vermek partimizin ana hedeflerindendir. Özellikle Milliyetçi Hareket Partisi’nin Türkiye’den yana tavır almış tabanıyla ve onların temsilcileriyle iş birliği halinde olmak, onlar üzerinde kurulacak her türlü baskıya karşı dayanışma sergilemek vazgeçilmez görevler olarak görülmelidir. OHAL bahane edilerek “hayırcılara” izin verilmemesi, salon tahsis edilmemesi ya da fiziki tehdide maruz kalmaları halinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin örgütlü gücü her birimiyle “hayırcılara” destek olmalıdır.

6) YSK Mutlaka Denetlenmelidir

Son 15 yıldır devletin tüm önemli kurumlarını FETÖ’cülere açan iktidar bloğunun bu haksız uygulamasından YSK da nasibini almıştır. Bilgi Edinme Hakkı Kanunu çerçevesinde elde ettiğim ve hem kamuoyuyla hem de partimle paylaştığım belgelere göre bugüne kadar yapılan her seçimin “şaibeli” olduğu düşünülebilir. Zira FETÖ’nün YSK’da çok önemli bir varlığa ulaşmış olduğu ispatlanmıştır. Ancak FETÖ mensuplarının görevlerinden uzaklaştırılması yerlerine getirilenlerin liyakat esasına göre tespit edildiği anlamına gelmemektedir. Bu anlamda olası ilk referandumun da %100 adil ve şeffaf olduğuna inanmak mümkün değildir. Tüm seçim sürecinin ve YSK’nın; seçmen kütüklerinin hazırlanmasından kullanılan teknik altyapıya ve sandık görevlilerinden oyların sayımına kadar tek tek analize tabi tutulması, denetlenmesi ve alternatif önlemler alınması mecburidir. Özgür iradesiyle “hayır” oyu vererek Türkiye’nin bölünmesini engelleyecek olan Türk milletinin tercihinin “seçim hileleriyle” tersyüz edilmesine müsaade edilmemelidir. Oy ve Ötesi gibi sivil inisiyatiflerle iş birliğinin yanında tüm şaibeleri ortadan kaldıracak etkin bir modelin geliştirilmesi önemlidir ve asla ihmal edilmemelidir.

7) “Yalanlara Karşı Bilim Kurulu” Oluşturulmalıdır!

Bugüne kadar yaşanan deneyimler AKP zihniyetinin hiçbir seçimi sadece “seçim koşullarında” değerlendirmediğini ve eldeki tüm imkânların seçim sonuçlarını etkilemek için kullanıldığını defalarca göstermiştir. AKP’nin bu alışkanlığını Başkanlık Referandumu sürecinde de tekrarlayacağı bilinmelidir. Özellikle “milliyetçi” taban üzerinde etki yaratmak için, hiçbir stratejik anlamı olmayan ama kitlelere yönelik propaganda imkânı verecek birkaç göstermelik hamle gelebilir. Ege Denizinde, Yunanistan’ın Türk adalarını hukuksuz şekilde “işgal etmesine” seyirci kalan AKP’nin bugünlerde Kardak’ın Türkiye’ye ait olduğunu hatırlaması “referandum” yatırımı olarak görülebilir. Zira Türkiye’nin Ege’deki ve Kıbrıs’taki hakları ve çıkarları AKP’nin hiçbir zaman umurunda olmamıştır. Benzer bir durum yıllarca “pazarlık yapılan PKK” ve Türkiye’nin çıkarlarına ters olmasına rağmen desteklenen Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi üzerinden de gerçekleştirilebilinir. Bu anlamda, AKP, “sınırlı ve anlaşmalı bir askerî harekât” ya da “gerginlik politikasını” referandum sürecinde tercih edebilir. Aynı şekilde CHP’yi ve diğer “Hayırcıları” hedef alacak karalama kampanyalarına karşı da hazırlıklı olunmalıdır. Toplumda kısa süreli şok etkisi yaratacak hamlelere karşı iletişimcilerden, siyaset bilimcilerden ve askeri uzmanlardan oluşacak bir “Yalanlara Karşı Bilim Kurulu”na ihtiyaç vardır. AKP’nin manipülatif hamlesi gelmeden önce gidişatı yorumlayıp, gerekli önlemleri ve söylemleri de ortaya koyacak olan bu yapı “stratejik düşünme ve proaktif politika geliştirme” konularında mevcut olan eksiklikleri de ortadan kaldırmaya yardımcı olacaktır.

Elbette bu öneriler sadece “İktidar Yürüyüşü” perspektifinde olduğu müddetçe anlamlı sonuçlar doğuracak “Kuru Bir Hayır Kampanyası”temelindeyse başarı şansı azalacaktır. Zira kitleler alternatif bir yetkinlik görme ihtiyacı içindedir. İktidar yetkinliğini ispat edemeyen bir hareketin yapacağı hamlelerin hedefi bulması düşük bir ihtimaldir zira sorun “evet-hayır” değildir. Kitleler bir çıkış aramaktadır ve güvenilir bir rehberlik gösterilmediği sürece mevcut durumun yani statükonun korunmasından yana tavır alabileceklerdir.

Türkiye’nin bugünkü ihtiyacı her anlamda “İktidar Alternatifi” olabileceğini ispat edecek bir hareketin başlatılması ve her aşamada bu hedefin gerçekçi olduğunun ispatlanmasıdır. Bu noktada kuruluşun partisi olan Cumhuriyet Halk Partisinin “kurtarıcılığa” yeniden soyunması ertelenemez bir görevdir. CHP; daha adil, daha güvenli, daha zengin ve daha huzurlu bir Türkiye yaratılabileceğini ve bunu da ancak CHP öncülüğündeki Cumhuriyetçi kadroların gerçekleştirebileceğini göstermek zorundadır.

Geçmiş kötü deneyimlerden dersler alarak, yanlışta ısrar etmeyerek ve mutlaka “iktidarı hedefleyerek” bu karanlık dönem aşılabilir.

Aklın ve bilimin öncülüğü, Türk Milletinin doğrudan ve haktan yana tavır alma alışkanlığıyla birleştirildiğinde ortaya çıkacak tek sonuç “zaferdir.”

Zafere giden “İktidar Yürüyüşünün” ilk adımı en zor ama mutlaka atılması gereken adımdır.

Ön yargıları yıkacak ve bizleri yeniden “kutlu bir zafere” taşıyacak olan bu ilk adım bizlere “iktidar yolunu” açacaktır.

Başkanlık Referandumu da ancak iktidar yürüyüşünün bir aşaması olarak görülür ve büyük stratejik hedefin bir parçası olarak ele alınırsa anlam kazanacaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve Mustafa Kemal Atatürk’ün kararlı bir neferi olarak benim yapacağım şey de gerçekleri tüm toplum kesimlerine anlatmak ve bu yolda yürüyen herkese omuz vermektir.

Bu anlayış içinde Anadolu’nun her karışını adımlamaya, her yurttaşımla “cumhuriyet” için bir arada mücadele etmeye kararlıyım. Değerli dava arkadaşlarımı da bu yolda yanımda göreceğime eminim.

En Derin Dayanışma Duygularımla,

Umut Oran – Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı 24.Dönem CHP İstanbul Milletvekili

Odatv.com

Oran’dan 30 ilde ve yurtdışında hayır kampanyası – Milliyet

oran-dan-30-ilde-ve-yurtdisinda-hayir-kampanyasi-8440087

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı ve eski CHP Milletvekili Umut Oran, referandumda 30 ilde ve yurtdışında aktif kampanya yürüteceğini belirtti. Geçen hafta Adana ve Niğde’de vatandaşla buluşan, bugün de Mersin’de temaslarda bulunacak olan Oran, Milliyet’e referandum sürecindeki kişisel kampanyası hakkında bilgi verdi.

MERİÇ TAFOLAR Ankara
Kampanya sürecinde 30 ili kapsayacak çalışma yürüteceğini, yoğun olarak İstanbul’da çalışacağını belirten Oran, “Yurtdışında da çalışmalar yürüteceğim. CHP, bir seferberlik ilan etmeli. Sayın Genel Başkan’ın ne kadar eski genel başkan, genel sekreter, eski MYK üyesi, eski milletvekili, eski il başkanı varsa şu anda hayatta olan ve partide sorumluluk almış tüm partilileri göreve çağırması lazım. ‘Milli Kuvvetler Merkezi’ gibi bir merkez oluşturulmalı. Bunun da önderliğini CHP’nin yapması gerekir. Parlamentonun içinde, dışında, ‘hayır’ cephesinde olan tüm siyasi parti liderlerini ve sivil toplum örgütü liderlerinin burada toplanması ve eşgüdüm sağlanması lazım” dedi.

CHP’lilerin yüzde 100 ‘hayır’ diyeceklerini, MHP tabanında da yüzde 75-80 oranında Bahçeli’nin aldığı pozisyonu doğru bulmayan bir kitle olduğunu savunan Oran, şöyle devam etti: “MHP tabanının sandığa gitmesi ve hayır demesi konusunda onları cesaretlendirmemiz lazım.. AKP tabanında da yüzde 15-20 civarında ‘hayır’ diyecek seçmen var. Referandumlarda sandığa gitmeyen seçmen sayısı artıyor. Protesto edebilecek, boykot edebilecek bir seçmen kitlesi var. Bunun bir parti meselesi olmadığını, bunun bir beka sorunu olduğunu iyi anlatmamız gerekiyor.”
‘Anlatamıyorum’
Sosyalist Enternasyonal toplantılarında Türkiye’deki demokrasinin nasıl bir şey olduğunu anlatamadığını belirten Oran şunları söyledi: “Bana şunu soruyorlar: ‘Ülkenizde demokrasi var, parlamenter sistem var, 1 Kasım’da seçim oldu, halk Davutoğlu’nu seçti. 1 yıl dolmadan Cumhurbaşkanı seçilen başbakanı görevden alıyor, yerine başkasını atıyor. Bunu anlamak mümkün değil.’ Meclis’ten bu karar çıktıktan sonra da şu soruyu sordular: ‘Zaten anlamamıştık ama bu sefer hiç anlamıyoruz. Atanan Başbakan kendi görevini bırakıyor, Başbakanlık makamını yok ediyor. Bu nasıl bir biattır?’ İşte ben demokraside böyle bir şeyin nasıl olduğunu anlatamıyorum.”