Yazılar

Jeopolitik Risklere Karşı KKTC’de Deniz Üssü Kurulmalıdır

Umut Oran

Basın Açıklaması

12.4.2018

Vahşi kapitalizmin tüm dünyaya “sınırsız yıkım” vaat ettiği günümüzde, insanlığın binlerce yılda geliştirdiği nerdeyse her olumlu kavram ayaklar altına alınmış durumdadır. Kan ve gözyaşının “twitter” hesaplarından “müjde” gibi sunulduğu, binlerce masum insanın ölümüne sebep olacağı bilinen bombaların “Füzeler geliyor!” denilerek, adeta reklam malzemesi olarak kullanıldığı bu topyekûn “çılgınlık hali” ne yazık ki geçici değildir.

Kâr hırsı dışında hiçbir duygusu kalmayan ve nerdeyse dünyadaki tüm parayı kontrol eden %1’lik egemen tabakanın gözünde Irak’ta öldürülen milyonlarca masumun önemi olmadığı gibi Suriye’ye yağdırılacak bombaların parçalayacağı bedenlerin de önemi yoktur. Paradan para kazanmanın hiçbir kurala ve ahlaki değere bağlı olmadığı bu düzen, maalesef en çok Türkiye’yi etkilemektedir. Zira 3.Dünya Savaşı senaryolarının prova edildiği yer; Türkiye’nin merkezinde olduğu coğrafyadır ve ister Irak’ı ve Suriye’yi, isterse de İran’ı ya da Rusya’yı hedef alsın patlayan ve patlayacak olan her bombanın etkisi en çok Türkiye’de hissedilecektir.

Jeopolitik Risklere Karşı Stratejik Adımlar Atılması Gerekmektedir

Gelinen noktada; sıradan hamlelerle ya da artık Afrika’daki kabile liderlerinin bile ciddiye almadığı “Eyyy!” nidalarıyla ulaşılabilecek bir yer yoktur. Çember her anlamda daralmaktadır ve bugün atılmayan her adımın bedeli ağır olacaktır. Özellikle Doğu Akdeniz’i “satranç tahtası” haline getiren mevcut hegemonya mücadelesinde Türk Milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarları için akılcı ve oyun kurucu adımların atılması ertelenemez bir zorunluluktur. Rusya’nın ve ABD’nin “baş aktör” olarak yer aldığı bu sahnede İngiltere ve Fransa gibi ülkeler rol kapma yarışına girmişken, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi gibi devletler de Türkiye üzerindeki emellerini hayata geçirmek için fırsat kollamaktadır. Devleti yöneten kadrolarsa tüm gelişmelere karşı “izleyici olmayı ve denge oyunu oynamayı” tercih etmektedir. Oysa her iki seçenek de reaktif tutuma işaret etmektedir ve Türkiye’nin oyun kurucu rolüne uygun değildir. Doğru tavır: Coğrafyamızdan kaynaklanan ve sürekli artan jeopolitik risklere karşı stratejik adımlar atmaktır.

Türkiye’nin KKTC’de Deniz Üssü Kurması Stratejik Zorunluluktur

Enerji savaşlarının “Doğu Akdeniz’de” yoğunlaştığı, İngiltere’nin bölgeye müdahale etmek için Kıbrıs’taki askeri üslerini kullandığı, istihbarat örgütlerinin de her dönemde “eğitim sahası” olarak kullandığı Kıbrıs’ta, Türkiye’nin “oyun kurucu” olma vakti gelmiştir. Bu noktada, Türkiye’nin KKTC’de bir “Deniz Üssü” kurması Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de “gözardı edilemez bölgesel aktör” olmasının önünü açacaktır. KKTC Türklerinin özgürlüğünün ve can güvenliğinin de teminatı demek olan bu karar aynı zamanda, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasına katkı sağlayacak ve PKK-PYD terör koridorunun Akdeniz’e açılma planlarının sonsuza kadar gündemden düşmesi anlamına da gelecektir.

Barışı Tesis Edebilmek İçin Güçlü Olmak Gerekir

Türkiye’nin etrafı ateş çemberidir. Barışı tesis etmek her zamankinden zordur ve aktif çaba gerektirmektedir. Tüm çabaların ortak noktasıysa “güçle” olan ilişkisidir. Bu bölgede barışı tesis edebilmenin koşulu: Güçlü olmaktır. Güçlü olmaksa sadece silah stoklarıyla ölçülebilecek bir kavram değildir. Silahlardan daha önemli güç kaynağı ekonomidir. Ekonomik olarak güçlü olmayan bir ülke, silahlı mücadelede de zaafa uğrayacaktır. Mustafa Kemal’in on yıllar öncesinden işaret ettiği gibi: “Siyasî, askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, ekonomik zaferler ile taçlandırılmazlarsa elde edilen zaferler kalıcı olamaz. Sağlanan faydalı sonuçlardan yararlanabilmek için ekonomimizin, ekonomik egemenliğimizin sağlanması, güçlendirilmesi ve genişletilmesi lazımdır.” Bu gerçek bugün de aynıdır. Türkiye’nin barışı tesis edebilmesi için çalışan gençlere, üreten bir ekonomiye ve bilimi rehber edinmiş, erdemli yöneticilere ihtiyacı vardır. Şüphe yoktur ki Türk Milleti, karar verme günü geldiğinde de tercihini, kendisine yeni ufuklar çizecek kadrolardan yana kullanacaktır.

Bayramın barış, huzur, demokrasi ve adalet getirmesini diliyorum

Türkiye Cumhuriyeti devleti, kurucu kadrolarımızın hayal ettikleri istikametten tamamen çıkmış ve pek çok alanda 1919 koşulları yaşanır olmuştur. Nerdeyse her gün dünyanın bir köşesinde Türkiye’ye dair olumsuz görüşler dile getirilirken memleketi yöneten iktidar bloğunun olayları doğru kavrayamadığı da her geçen gün anlaşılmaktadır. İçinde bulunduğumuz bölge; Irak’tan Suriye’ye, Ukrayna’dan Mısır’a kadar farklı seviyelerde kan ve gözyaşının esiridir. Ve yakın gelecekte özel anlamda Ortadoğu’nun genel anlamdaysa geri kalmış ülkelerin kaderi değişmeyecektir.

Oysa dünyanın gelişmiş ülkeleri için gidişat tam tersidir. 50 yıl önceyle kıyaslandığında gelişmiş ülkelerle geri kalmış ülkeler arasındaki fark kat be kat artmıştır ve değişimin hızı gelişmiş ülkelerden yanadır. Artık her şeyin hızla değiştiği ve bilginin belli ülkelerin tekeline girdiği bir dünyada geçmişin alışkanlıklarıyla edilen her söz anlamını yitirmektedir. Zira sözün ağızdan çıkıp kulaklara ulaşmasına kadar geçen kısa sürede bile teknoloji yeni teknolojileri, bilgi de yeni bilgileri üretmektedir.

Bu bağlamda Türkiye’nin sadece doğru yolu bulması değil aynı zamanda gelişmiş dünyayı yakalamak için de yüksek bir hıza ulaşması gerekmektedir. Bunun yoluysa ortak aklı egemen kılmak, kurumsallaşmanın önünü açmak, devleti her anlamda planlamanın bir parçası yapmak ve elbette milli bir politika oluşturmaktır. Hiç şüphesiz ki sen-ben kavgasına devam etmek, partizanlıkta ısrar etmek, adalet talep edenlerle darbecileri aynı cümle içinde kullanmak gibi yöntemler “oy getirici” olsalar bile Türkiye’nin çıkarına değildir. Dünyanın hızına yetişebilmek için çok da zamanımız yoktur.

O halde idrak ettiğimiz Ramazan aynına yakışır bir şekilde hayata bakışımızı gözden geçirmek ve harekete geçmek gerekmektedir. Örneğin oruç tutmanın aç kalmak demek olmadığını, asıl olanın her anlamda nefsi terbiye etmek olduğunu kavramış bir Müslüman için Ankara’dan başlayıp İstanbul’a doğru devam eden barışçı bir yürüyüşe hakaret etmek kabul edilir olmamalıdır. Ya da Ramazan ayında olmamıza rağmen iktidar sahiplerinin kibir dilinden vazgeçmemeleri yadırganmalıdır. Aksi durumda ibadetlerin maksadının “iyi insan yaratmak” olduğu fikri de anlaşılmamış olacaktır.

Oysa Türk milletinin her zamankinden daha fazla anlamaya, ortak aklı hâkim kılmaya ve çevremizi saran ateş çemberine dair uyanık olmaya ihtiyacı vardır. Milletimizin beka sorunuyla karşı karşıya olduğu bu dönemde birlik olmaktan başka çare yoktur. Bu itibarla Ramazan Bayramının başta Türk milleti olmak üzere tüm ezilenlere barış, huzur, demokrasi ve adalet getirmesini diliyor, bayramınızı en içten duygularla kutluyorum.

Dayanışma duygularımla,

Umut Oran

CHP, Umut Oran’ın öncülüğünde yeni bir başarıya daha imza attı

CHP’nin Sosyalist Enternasyonal’e adaylık başvurusu yapmasının 40.yılını geçen Kasım ayında kutlayan CHP, Umut Oran’ın öncülüğünde yeni bir başarıya daha imza attı. 153 ülke ve partinin üyesi bulunduğu Sosyalist Enternasyonal’in Kolombiya’da düzenlediği 25.Kongre’de Umut Oran, Başkan Yardımcılığı’na yeniden seçildi.

er

Daha önce Genel Başkanlar seçilmişti!

Bugüne kadar sadece Erdal İnönü, Deniz Baykal ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun Başkan Yardımcılığı yaptığı Sosyalist Enternasyonal’de Umut Oran partisinde, aktif görev almadığı halde bu göreve seçilen ilk CHP’li oldu. Daha önce Aralık 2014’te CHP Genel Başkanı’nın yerine 2 yıl için bu göreve getirilen Oran, bu sefer kongre üyelerinin oyuyla 4 yıl için SE Başkan Yardımcısı oldu.

zz

Kolombiya’nın Cartagena kentinde düzenlenen kongrenin bir başka önemli yanıysa toplantıya Kolombiya Devlet Başkanı ve Nobel Barış Ödülü sahibi Juan Manuel Santos’un katılmasıydı. 52 yılda 220 bin kişinin ölümüne sebep olan iç savaşın bitirilmesi için FARC ile yürüttüğü görüşmeleri geçen Eylül ayında Havana’da imzalanan barış anlaşmasıyla sonuca ulaştıran Manuel Santos, Sosyalist Enternasyonal üyelerini de barış süreciyle ilgili bilgilendirdi.

Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santos Calderón

Kongrede Sosyalist Enternasyonal Başkanlığına yeniden seçilen Yunanistan eski Başbakanı George Papandreu, Yunanistan’daki 3 sol partinin bundan sonraki süreçte beraber hareket ederek iktidar alternatifi olacaklarını kaydetti.

papandreou

Şilili Genel Sekreter Louis Ayala’nın, Güney Afrika temsilcisinin son anda adaylıktan çekilmesi üzerine tek aday olarak girdiği seçimde yeniden Genel Sekreter olması da Güney Amerika ülkelerinden gelen delegeler arasında büyük sevinç yarattı.

ayala

Sosyalist Enternasyonal Kadın Başkan Yardımcısı da CHP’li

Toplantının Türkiye’yi ilgilendiren bir başka önemli yanıysa Sosyalist Enternasyonal Kadın yapılanmasına da bir CHP’li kadının, eski Kadın Kolları Genel Başkanı Hilal Dokuzcan’ın Başkan Yardımcısı seçilmesi oldu. Böylece CHP, tarihinde ilk kez hem Sosyalist Enternasyonal’de hem de Sosyalist Enternasyonal Kadın’da (SIW) Başkan Yardımcısı seviyesinde temsil edilme hakkına kavuştu.

hilal

Toplantıda alınan bir diğer önemli kararsa 2021’den itibaren %50 kadın kotasının hayata geçirilecek olması. Böylece BM’nin 2030 sonrası için planladığı %50 kotasını Sosyalist Enternasyonal çok daha önce gerçekleştirmiş olacak.

“Barış!” diye haykırmak dışında bir yol yok!

Dünyanın her hangi bir coğrafyasında “barış” talebinden daha acil ve daha meşru hiçbir talep bulunamaz. Ancak barışı sadece silahların patlamadığı bir durum olarak görmek ya da savaşın olmadığı bir zaman dilimi gibi resmetmek hem yetersiz hem de işlevsiz bir bakış açısıdır. Barış; aynı zamanda huzur ve aynı zamanda uyum ve hoşgörü demektir. Öyleyse hayatın her alanında huzur istemekten ve insanoğlunun erdemine yakışır bir uyumu aramaktan daha acil bir gündem yoktur.

Ancak ne acı ki Türkiye’miz, iktidarın izlediği yanlış dış politika anlayışı ve Suriye’de yaşanan gelişmeler sebebiyle savaşın içindedir. PKK, IŞİD, FETÖ vb terör örgütleri sebebiyle barıştan uzaktır ve maalesef 14 yıldır devam eden kutuplaştırma, ayrıştırma, ötekileştirme siyaseti sebebiyle huzurdan da uzaktır. Aralıksız kullanılan nefret diliyse her anlamda uyumu ortadan kaldırmış, herkesin herkesi düşman olarak gördüğü bir iklim yaratılmıştır.

1 Eylül Dünya Barış Gününde bile insanlar, “Acaba bugün nerde bomba patlayacak?” diye birbirlerine sorarken, masum evlatlarımız “Bugün de ölmedik!” demekten kendilerini alamamaktadırlar. Artık düğünlerimizin bile hedef alındığı, çocuklarımızın bombaların insafına terk edildiği bir dönemden geçmekteyiz.  Savaşsızlık halinden bahsetmenin mümkün olmadığı bu zaman dilimi aynı zamanda büyük huzursuzlukları da bağrında taşıyor. Yılların birikmiş emeğini tarafsız ve güvenli olduğu varsayılan sınavlarda kaybediyor çocuklarımız. Herkes bir şekilde “fişlenirken” liyakat sisteminin ayaklar altına alındığını fark ediyor kalabalıklar. İyi insan olarak ulaşılamayan makamlara ve servetlere bencillerin, köşe dönmecilerin, ahlaksızların ve hırsızların kolayca ulaştığına tanık oluyor her yaştan düzen mağduru insanlar. Ve barış umudu gibi huzur da, uyum da, hoşgörü de uzaklaşıyor bu coğrafyadan.

Tablo ağır ve ama ne olursa olsun savaşsız bir ortamı, huzuru, uyumu ve hoşgörüyü talep etmek yani “Barış!” diye haykırmak dışında bir yol yok. Bu yüzden her zamankinden gür sesle barışı talep etmek, “barış kavramını” birilerinin tekeline bırakmamak ve ancak adaletin, eşitliğin, hakça paylaşımın, hukukun üstünlüğünün, huzurun, uyumun, özgürlüğün ve dayanışmanın toplamından gerçek barışın inşa edilebileceğini söylemek gerekiyor.

Dünya Barış Gününde, dünya barışına katkıda bulunmak ve ülkemizin üzerindeki karabulutları dağıtmak için hiçbir şey yapamıyorsak, en azından sokakta karşılaştığımız insanlara bir kez gülümsemeyi, trafikte daha az korna çalmayı, insanlara iyiliğe ve erdeme dair birkaç söz söylemeyi teklif ediyorum. İnanıyorum ki barışa giden yolda en küçük katkı bile işe yarar ve barış, kendisini çağıranlara doğru hızla yaklaşır.

Can Yücel ustanın da dediği gibi: “Şu göğüs kafesimi genişleten umudum var oldukça, / Güzel günlere olan inancım hiç bitmeyecek. “

Umut ve barış dolu günler diliyorum. Dünya Barış Günümüz kutlu olsun.

Saygılarımla,

Umut Oran

SE Barış İçin Kolombiya’nın Yanında

 

 

kolombiya

Barış İçin Kolombiya’nın Yanındayız

26 Eylül 2016

Sosyalist Enternasyonal, 4 yıl önce Havana’da başlayan ve başarıyla tamamlanan sürecin ardından Kolombiya Hükümeti ile FARC (Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri) arasında, 26 Eylül’de, Cartagena şehrinde imzalanan tarihi barış anlaşmasını memnuniyetle karşılamaktadır. Enternasyonalimiz, barışa ve çatışmasızlık döneminde gerçekleşecek olan silahsızlanma ve uyum sağlama süreçlerine destek vermek için Kolombiya’da, bu önemli olaya eşlik edenlerle birliktedir.

2 Ekim’de sandığa gidecek olan Kolombiya halkı, Kongre ve Kolombiya Anayasa Mahkemesi tarafından kabul edildiği gibi, bir referandumla barış anlaşmasını onaylayacak ve 50 yıldan fazla zamandır devam eden, 267.162 hayata, tüm halkın yer değiştirmesine, tarım arazilerinin bölünmesine ve tüm ülkenin acı çekmesine sebep olan bu silahlı çatışmayı resmi olarak bitirecektir. Son sözü halk söyleyecektir ve Sosyalist Enternasyonal, oyların ezici çoğunlukla barıştan yana kullanılacağına dair yüksek bir inanç beslemektedir.

Sosyalist Enternasyonal olarak bu sürece doğrudan katkı sağlayan Kolombiya Cumhurbaşkanını, hükümeti, FARC yöneticilerini ve üyelerini, siyasi partileri ve liderlerini ve elbette Kolombiya halkını tebrik ediyoruz. Uluslararası örgütlere, sivil toplum kuruluşlarına ve uluslararası camianın diğer üyelerine de sürece yönelik katkılarından dolayı takdirlerimizi sunuyoruz.