Yazılar

Umut Oran’ın GAP Turundan Çıkan Çarpıcı Rapor…

“GİTTİM, GEZDİM, GÖRDÜM, UYARIYORUM”

“İnsani, sosyal, ekonomik kalkınma, iş, aş ve barışın can suyu GAP, AKP döneminde önce ihmal edildi sonra ihanete uğradı.” 

Bölgede GAP ve istihdam ile ilgili çalışmaları 30 yıl öncesine kadar uzanan, Adıyaman’da OSB’nin kuruluşunda büyük emek vermiş olan CHP’li Umut Oran, geçen hafta (25-29 Ekim 2018) sırasıyla Hatay, Osmaniye, Kilis, Adıyaman ve Şanlıurfa’da gezi ve incelemelerde bulundu. Vatandaş, esnaf ve çalışanlarla bir araya gelerek dertlerini dinleyen Umut Oran, bugün de hazırladığı raporu basın açıklaması yaparak kamuoyuyla paylaştı. 

CHP’li Umut Oran raporunda şunları vurguladı:

“Öncelikle GAP’taki 9 ilde bulunan 1,2 milyon Suriyeli, halkımız için büyük sorunlar yaratmaktadır. Bazı illerde Türk vatandaşlarının azınlık durumuna düşmesi, Türk vatandaşlarına tanınmayan kolaylık ve hizmetlerin Suriyelilere tanınması kabul edilemez. Hükümetin acilen “yerli ve milli” tavır göstererek Suriyelilere tanıdığı hakları artık Türk vatandaşlarına da öncelikli olarak tanıması gerekmektedir. Osmaniye’de Suriyeliler dışında açılmasının hemen ardından ilk yağmurda su altında kalan alt geçit yakınma konusu iken, Şanlıurfa şehir merkezindeki Suriyelilere hizmet verirken, doğum sancısı tutan Türk vatandaşını geceyarısında dahi kabul etmeyip şehirin 10 km dışındaki hastaneye yönlendirilmesinin halkımızın vicdanına sunuyorum. “Ekonomi çok iyi, kriz mriz yok” diyenlerin Şanlıurfa Valiliğinin bitişiğindeki traktör pazarına uğrayarak satılmayı bekleyen araçları görmesi gerekmektedir. Yılda 120 traktör satan esnaf, artık 30 traktörü ancak satabilmesinden haklı olarak yakınmaktadır. Pamuk alım fiyatı 4,6 TL olarak açıklanmasına rağmen fiyatlar 3,3 TL’ye kadar düşmüş durumda. Kilis’in merkezindeki Cumhuriyet Caddesinde boş dükkan sayısı giderek artarken, heryeri Arapça reklam tabelaları sarmış durumda. İşsizlerin dernek kurduğu kent olan Adıyaman’da en yoğun çalışan yer kahvehaneler, inşaat ustaları-işçileri işsiz, mutsuz umutsuz burada iş için bekliyor.”

Raporda yer alan diğer saptama ve uyarılar da şöyle:

  • GAP’ın ihmali ve Suriyeli mülteci istilası birleşince, bölgede hayat tam anlamıyla alt üst olmuş durumda. İktidarı acilen Türk vatandaşlarının can güvenliğini sağlayarak işsizlik sorunun çözmeye davet ediyorum.
  • Ağır sosyal ve ekonomik açmazdaki GAP illeri adeta patlamaya hazır bomba…
  • Yıllarca GAP’ı ihmal ederek bölgenin gelişimine ket vuran AKP, yetmez gibi Suriye politikası ile de bölgeyi yaşanmaz hale getirdi. Şanlıurfa’da geceleri Türk vatandaşı şehir merkezine artık tek başına rahat rahat gidemiyor!  
  • Çok boyutlu entegre bölgesel kalkınma planı olan GAP, hedefine uygun biçimde tamamlansaydı 4 milyon kişilik ilave istihdam sağlanacak, bölgeler arası gelişmiş farklarını ortadan kaldırma ve kalkınmada dev bir adım atılmış olacaktı.
  • GAP ihmal edilmeseydi, bugün bölge illerindeki 1,2 milyon Suriyeli mültecinin varlığı da sosyo ekonomik dinamikleri, üretim, tüketim ilişkilerini, toplumsal huzuru bozamayacaktı.
  • Ekonomide yapay canlılık yaratmak uğruna, yandaş firmalara fahiş karlar sağlayıp maliyeti vatandaşa yüklenen, “rant” ve gösteriş amaçlı popülist projeler yerine, ülkeyi kalkındırıp sosyal barışı sağlayacak GAP’a öncelik verilmeli!
  • Devletten maaş, bedava sağlık ve eğitim hizmeti alma, barınma, erzak ve iaşe yardımı gibi birçok ayrıcalığı bulunan mülteciler, hem kayıt dışı ve ucuz emek olarak iş gücü piyasasını alt üst ederek vatandaşların hızla işsiz kalmasına; hem de sayıları hızla artan çoğu kayıt dışı işyerleri ile yerli girişimcilerin, esnafın iflas etmesine, işinden olmasına yol açıyor.
  • Olumsuzluğun bir başka boyutu da güvenlik. Suriyelilerin varlığı, bölgede günlük hayatın risk, tedirginliklerini ve korkularını üretiyor. Mültecilerden asayiş olaylarına karışan suç işleyen, illegal ticaret, illegal işler yapan, suça meyilli olanların oranı bir hayli yüksek ve bu durum bölgede günlük hayatı, güvenliği, toplumsal huzuru ciddi anlamda tehdit ediyor. Bu nedenle mültecilerle yerli halk arasında zaman aman ateşli silahların kullanıldığı ölümlü kavgalara kadar varıyor
  • Suriyelileri misafir, göçmen, sığınmacı, mazlum diye adlandırmak sorunun ciddiyeti ve büyüklüğünün üstünü örtmüyor. Demografik, sosyal, ekonomik ve siyasal açıdan ülkenin gelecek on yıllarını da etkileyecek ve katlanarak büyüyecek bu soruna acil çözüm gerekiyor.

BÖLGEDE HER 100 KİŞİDEN 14’Ü SURİYELİ

  • 500 milyon nüfuslu AB’de 866 bin mülteci varken 82 milyonluk ülkemde 3,5 milyon Suriyeli var. Artık “önce benim vatandaşım” demenin zamanı gelmiştir!
  • Türkiye’nin en geri kalmış bölgesi ve toplam nüfusu 8,5 milyon olan GAP kapsamındaki 9 ilde ise resmi verilere göre 1,2 milyon Suriyeli mülteci bulunuyor. Buna göre GAP illerinden her 100 kişiden 14’ü Suriye vatandaşı. Bu iller içinde en fazla mülteci sayısına 474 bin kişi ile Şanlıurfa ulaştı. Buna göre İl’de her 5 kişiden biri Suriyeli oldu. Mülteci sayısının en yüksek olduğu diğer il 385 bin kişiyle Gaziantep. Düşük nüfuslu illerden Kilis’te ise mülteci sayısı vatandaşları geçmiş durumda. 130 bin 825 nüfusu olan Kilis’teki mülteci sayısı 131 bin 261.

GAP’IN ÖNEMİ

  • Başlangıcı çok eski yıllara dayanmakla birlikte 1977’de bugünkü adını alan ve 1980’lerde çok sektörlü, entegre bir “bölgesel kalkınma projesi” şeklinde yeniden yapılandırılan GAP, Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Şırnak olmak üzere 9 ili kapsıyor. Güneyde Suriye, güneydoğuda ise Irak’la sınırı bulunan bölge, 75 bin 358 kilometrekarelik yüzölçümü ile Türkiye’nin yüzde 9.7’sini oluşturuyor. Türkiye’de sulanabilir 8.5 milyon hektar arazinin yüzde 20’si, GAP Bölgesi’nde. 

AKP’NİN GAP’TAKİ BÜYÜK İHMALİ …

  • 2008-2012 GAP Eylem Planı’nda, bu dönemde (2008 fiyatlarıyla) 26.7 milyar TL kaynak aktarımı öngörüldü. Ancak eylem planı döneminin sonuna gelindiğinde toplam harcama (2012 fiyatlarıyla) 14.7 milyarda kaldı. Çünkü “açılım”ın sonucu fiyasko olunca, GAP da giderek hükümetin gündeminden düştü ve popülist vaatler tutulmadı. GAP’a aktarılmak üzere temin edilen kaynaklar aktarılmadı. Vaat edilen kaynağın neredeyse yarısı kadar bir harcama gerçekleşebildi. Yapılan harcamanın da büyük bölümü, çalışanlar ve işverenlerden kesilen primlerden oluşan İşsizlik Sigortası Fonu’ndan aktarıldı. 

SURİYELİ’YE 30 MİLYAR DOLAR, GAP’A PARA YOK!.. 

  • Eylem planının uygulamaya konmasının ardından; Bölgenin kamu yatırımlarından fiilen aldığı pay giderek daha da geriledi. Toplam kamu yatırım tahsislerinde 2009 itibariyle yüzde 14,5 olan GAP’ın payı, 2017 itibariyle yüzde 7’ye kadar düştü. Suriyeli mültecilere 30 milyar dolar harcamakla övünen AKP, bölgenin ve ülkenin sosyo ekonomik gelişiminde sıçrama yaptıracak GAP’ın hedefine uygun biçimde tamamlanması için gerekli ve yeterli kaynağı tahsis etmekten kaçınıyor. 

BÖLGENİN GÖSTERGELER İÇ KARARTICI…

  • GAP bölgesi ortalamasında kişi başına milli gelir Türkiye ortalamasının yaklaşık yarısı düzeyinde.
  • Ülke nüfusu ve işgücünün yaklaşık yüzde 9’u, ülkedeki tüm işsizlerin ise yüzde 12’sini GAP illerinde.
  • 2017 itibariyle ülke genelinde yüzde 10.9 olan işsizlik oranı GAP’ta yüzde 17,1,yüzde 52,8 olan işgücüne katılım oranı GAP’ta yüzde 45,3; Türkiye’de yüzde 47,1 olan istihdam oranı bölgede yüzde 37,6…
  • İşsizlik oranı özellikle Mardin, Batman, Şırnak, Siirt illeri ortalamasında yüzde 26,9’la rekor düzeyde.
  • Bölge, yüksek doğum oranı paralelinde nüfus artışı kaydederken sürekli net göç veriyor. En çok net göç veren iller Mardin, Diyarbakır, Şırnak ve Şanlıurfa.
  • Suriye’deki savaş yüzünden ülkemize dolan 3,5 milyon Suriyelinin yaklaşık üçte biri GAP illerinde.
  • Mülteciler eliyle uyuşturucu, beyaz kadın ticareti gibi illegal faaliyetler nedeniyle suç ekonomisi ve Suriyeli kadınlardan ikinci, üçüncü eş almanın yaygınlaşması nedeniyle toplumsal, ahlaki deformasyon ve dejenerasyon her geçen gün artıyor.
  • Aradan geçen uzun yıllara rağmen GAP’ın tamamlanmasında, başta son 17 yıldır ülkeyi yöneten AKP olmak üzere bu sürede görev yapan tüm hükümetlerin ihmali var.
  • Bir bölgesel kalkınma planı olarak başlanan GAP’ta, bölgeye doğrudan katkısı olmayan baraj yapımları ve sudan üretilecek elektriğe öncelik verildi, asıl bölgeyi kalkındıracak sulama projeleri ihmal edildi. GAP, bölge için kalkınma projesinden çok Batı için enerji yatırımına dönüştü.
  • Bölgede yapılacak sulama şebekesinin de ancak bir bölümü tamamlanabildi ve öngörülen 1.8 milyon hektar arazinin sadece yüzde 45’i sulamaya açılabildi. Arazinin tamamı sulanabilse, Türkiye’nin tarımsal üretimini iki üç katına çıkacak.
  • GAP Bölgesinde yeterli istihdam artışı sağlanamadı, Türkiye ortalamasının çok üzerindeki işsizlik en temel sosyo ekonomik sorun.
  • 17 yılda Bölgeye yönelik kamu yatırım tahsisleri yetersiz kalırken, halka iş ve aş yaratacak yatırımlar için art arda açıklanan teşvik paketlerine rağmen özel sektör de yatırıma gitmedi. Sonuçta Bölgede üretim ve istihdam yeterince artmadı, kalkınma ve refah artışı sağlanamadı.
  • GAP’ta yaşanan ağır ihmal nedeniyle olumsuz sosyo ekonomik tablo değişmezken, Suriyeli mülteci göçü bu sorunu kat kat büyüttü.
  • Bölgede mülkiyet eşitsizliği had safhada ve tarıma verilecek teşvikler de karşılık bulsa bile daha çok büyük toprak sahiplerinin işine yarıyor, sosyal yapıyı iyileştirmiyor.
  • GAP bölgesindeki iller hızla göç veriyor. Bu da ülke genelinde sosyal ve demografik sorunların büyümesine katkı yapıyor. Göçlere karşılık yoğun mülteci akını ile bölgenin demografik yapısı da hızla değişiyor.

GÖSTERİŞ PROJELERİNİ BIRAK, GAP’A BAK!.. 

  • Çok boyutlu entegre bir bölgesel kalkınma planı olan GAP, hedefine uygun biçimde tamamlansaydı, 4 milyon kişiye ilave istihdam sağlanacaktı.
  • GAP’la öngörülen hedeflere ulaşılmış olunsaydı, bugün GAP illerindeki 1,2 milyon dolayındaki Suriyeli mülteci varlığı, bölgenin sosyo ekonomik dinamiklerini, üretim, tüketim ilişkilerini, toplumsal huzurunu bozamayacaktı.
  • GAP, bölge ve ülke kalkınmasına, milli gelir artışına, sosyal barış ve ülke bütünlüğüne, ayrılıkçı terörün bitirilmesine çok büyük katkılar yapacak bir projedir. Proje, günümüz koşullarında, günün ihtiyaçları da göz önüne alınarak güncellenmelidir. Yeterli kaynak aktarımı yoluyla GAP’ın bütün olarak hayata geçirilmesi sağlanmalıdır.
  • Ekonomide geçici ve suni canlılık yaratma amacıyla; yandaş firmalara fahiş ve haksız karlar sağlayıp maliyeti vatandaşa yüklenen, geçiş sayısı taahhütleri, Hazine garantili krediler vb. ile tüm millete ve milli ekonomiye ağır bedeller ödetilen köprü, yol, havaalanı gibi “rant” ve popülist gösteriş projeleri yerine, ülke kalkınması ve sosyal barış açısından kalıcı ve büyük yararlar sağlayacak, uzun soluklu getirisi olacak GAP’a ağırlık verilmelidir!

“PAX-ANADOLU” Vizyonu..

Başkan Obama ve Başbakan Erdoğan’a Washington görüşmesi için

Pax – Anadolu’ vizyonu…

Başbakan Erdoğan 7 Aralık’ta ABD’ye gidiyor. Gündemde, PKK, İran’ın nükleer programı, Türkiye’nin yeni Ortadoğu politikası gibi güvenlik ve dış politika eksenli konular var. Görüşme gündeminde ekonominin adı bile yok. Başbakan Erdoğan, işsizliğin tarihi rekorlar kırdığı, büyümenin rekor ölçüde küçüldüğü, tek bir yeni ciddi ölçekte yatırımın yapılmadığı mevcut ortamda ekonomi konusunda neden bu kadar duyarsız, gerçekten merak ediyoruz. Bu yaklaşım Türkiye – ABD ilişkilerindeki tarihi eksikliğin devamına yol açıyor. Uzunca bir süredir iki ülke arasındaki ilişkilerde yapısal anlamda en büyük sıkıntının ekonomik ayağın eksikliğinden kaynaklandığını savunuyorum. Bunun somut kanıtını, dış ticaret istatistiklerinde görebiliriz… Son 10 yıl içerisinde Türkiye’nin toplam ihracatı içerisinde ABD’nin payı %10’lar seviyesinden %3’lere kadar geriledi. 2009’da bu oran %3.5 civarında gerçekleşti. ABD penceresinden baktığımızda ise ABD’nin toplam ithalatı içindeki payımızın sadece %0,2 düzeyinde… Bu verilere paralel olarak özellikle iki ülke şirketleri arasındaki birebir iş ilişkilerinin çok zayıf olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler hep yüksek siyaset kanalıyla gerçekleşiyor; girişimciye, halka inemiyor. Geçtiğimiz Mayıs ayında Washington’da düzenlenen geleneksel ‘Türk – Amerikan İş Konseyi Yıllık Konferansı’nda ABD eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman ve ABD Ankara Büyükelçisi James Jeffrey bu görüşümü desteklemişler ve ekonomik ilişkilerde ‘privatization – özelleşme’ ihtiyacına dikkat çekmişlerdi.

Anadolu’dan Ortadoğu ve Kafkaslar’a ekonomi barışı

Eğer hükümet ekonomideki mevcut vurdumduymaz politikasından vazgeçmezse kısa vadede ihracatta önemli bir tehditle karşılaşacağız. Buna göre ABD, belirli ülkelere 4 bin 800 ürünün Amerika’ya gümrüksüz ihracatına imkan veren ‘Genelleştirilmiş tercihler sistemi (GSP)’ programı uyguluyor. ABD Kongresi, önümüzdeki dönemde Türkiye’yi bu ülkeler arasından çıkarmayı planlıyor. Bu gerçekleşirse ihracatta önemli bir avantajı daha kaybedeceğiz. Bu olumsuz tabloya rağmen hem küresel hem de bölgesel dinamiklerin Türkiye açısından ABD ile ilişkilerde çok önemli fırsatlar sunduğunu düşünüyorum. Öncelikle küresel resme bakalım. ABD’de demokrat yönetime yakınlığı ile tanınan düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsü’nden iki uzman; Jeremy Shapiro ile Nick Witney geçtiğimiz dönemde Financial Times’ta önemli bir makale kaleme aldı. ABD’nin bu dönemde dış politikada önceliğinin ülkeyi post – Amerika dönemine hazırlamak olduğunu kaydetti. Artık ABD’nin küresel hakimiyetinin bitmek üzere olduğu, bu nedenle ABD’nin bütün dünyada taktik düzeyde ittifak arayışlarında olduğunu iddia ettiler. Bu kapsamda ABD’nin ekonomide Çin’le, nükleer silahsızlanmada Rusya ile işbirliklerini derinleştirmeye çalıştığını kaydettiler.

Model ortaklığın içini üretimle dolduralım

İşte bu noktada ABD’nin Ortadoğu ve Kafkaslar’da kalıcı barışı sağlamak için alternatif bir projeye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Geçmiş dönemde sadece güvenlik ve savaş odaklı politikaların başta Irak olmak üzere bölgede ne sonuçlar verdiğini hep birlikte yaşadık. Öte yandan, bölgede, insanlara refah ve huzur sağlayan uygulamalar çok hızlı gelişebiliyor. İşte bu noktada Türkiye’nin elindeki en önemli siyasal enstrümanlardan biri Başkan Barack Obama’nın Türkiye ziyareti sırasında dile getirdiği; ABD ve Türkiye arasındaki ilişkiler için önerdiği ‘Model Ortaklık’ kavramıdır. Model Ortaklık kavramında, idealler ve değerler üzerine kurulan bir işbirliği tarif ediliyor ve içeriğinin zaman içinde geliştirilmesi öngörülüyor. Bu kavramının gündeme gelmesinin üzerinden aylar geçmesine rağmen Türk hükümetinden konuyla ilgili somut bir proje duymadık. Oysa Türkiye’de ve bölgede serbest girişimciliğin, üretiminin geliştirilmesi idealleri doğrultusunda Türkiye somut projeler geliştirme imkanına sahip.

Son derece geç kalınmış olmasına rağmen, Türkiye merkezli komşu ülkeleri kapsayacak ortak üretim ve ihracat projelerinin geliştirilmesi ve biran once ABD ile ilişkilerde gündeme taşınması gerektiğine inanıyoruz. Siyasal ve güvenlik anlamında dünyanın en riskli bölgelerinden biri olan Ortadoğu ve Kafkaslar’da ekonomi ve üretim odaklı girişimlerin kısa sürede nasıl olumlu sonuç verdiğine hep birlikte şahit oluyoruz. Birkaç yıl öncesine kadar savaş noktasında olduğumuz Kuzey Irak ve Suriye ile bugün, halkın geniş desteğini kazanmış barışçıl ilişkiler yürütebilmemizde ticaret ve ekonomi anahtar rolü oynuyor. İşte bu deneyimlerin ışığında Başbakan’ın ABD’ye giderken çantasına, Türkiye üzerinden bütün bölgeye refah ve barış projekte edecek bir ekonomi planı koyması gerektiğini düşünüyorum. Bu planın amacı Ortadoğu ve Kafkaslarda refahın ve barışın gelişmesi olmalıdır. Plan pratikte Türkiye’nin komşu ülkelerle birlikte yaptığı üretimin ABD’ye ihracatının gümrüksüz gerçekleşmesini hedeflemelidir. Bu modelin nasıl uygulanacağına dair elimize iki pratik örnek var: QIZ (Nitelikli Sanayi Bölgeleri) ve ROZ (Yeniden Yapılandırma Fırsat Bölgeleri). Bugün İsrail, Mısır ve Ürdün’de kurulan NSB bölgelerinde ortak üretilen ürünler ABD’ye gümrüksüz girebiliyor.

İlk NSB’nin 1998 yılında açıldığı Ürdün’ün o dönemde ABD’ye ihracatı 100 milyon dolar seviyesindeydi. NSB’ler sayesinde 2008’de ihracat 1.3 milyar dolara yükseldi. Bu ülkede yer alan NSB bölgeleri aynı zamanda 50 binden fazla istihdam sağladı. Mısır’da ise ilk NSB 2005 yılında kurulmuş olup, geçtiğimiz 3 yılda Mısır’ın ABD’ye ihracatı neredeyse ikiye katlanarak 2008 yılında 2.3 milyar dolara ulaştı. Yine 2008’de ABD senatosu Pakistan ile Afganistan sınırında ROZ projesini hayata geçirdi. ROZ’larda üretilecek mallar gümrüksüz olarak ABD’ye ihraç edilebilecektir.

Anadolu ticaret ve sanayinin ‘safe haven’ı olabilir

Biz de Türkiye merkezli, başta Irak, Suriye, Ermenistan ve Azerbaycan’ı kapsayan ROZ veya NSB benzeri bir proje geliştirebiliriz. Bu proje bölge halkları arasındaki ilişkileri kalıcı olarak geliştirecek, savaş yerine üretimi teşvik edecektir. Bu projenin gerçekleşmesinde Türkiye bölgede alternatifi olmayan bir aktördür. Tarih boyunca bölge hakları için ‘safe haven (güvenli sığınak)’ rolü üstlenen Anadolu ortak üretimin merkezi olmalıdır. Ortak üretimin stratejik bölümü Türkiye’de özellikle sınır bölgelerindeki illerimizde, geri kalanı komşu ülkelerdeki fason üreticilerde gerçekleştirilebilir. Komşu ülkelerdeki üretim için gerekli bilgi birikimi, altyapı ve güvenlik Türkiye tarafından sağlanabilir. İstikrarsız bölgelerde Türkiye gibi bir ‘safe haven’ın olmadığı projelerin başarı şansının son derece düşük olduğunu biliyoruz. Gazze Şeridi’ndeki Erez Bölgesi’nde TOBB’un yönetiminde yeniden açılan Erez Sanayi Bölgesi’nin mevcut durumu bu bağlamda bir örnektir. Üretim için sürekli bir istikrar bölgesi olmadığı takdirde projeler bir sure sonra duvara tosluyor. Benzer şekilde Pakistan ile Afganistan sınırında kurulan ROZ projesinin akibetinin de belirsiz olduğu düşüncesindeyim.

Sınırlarlarımız üretim ve istikrar kuşağı olsun.

Böyle bir projenin başarısı için merkezde Türkiye gibi üretim açısından büyük deneyime sahip, gerekli güvenliği sağlayabilecek adeta bir moderatör ülkenin bulunması gerekiyor. Öte yandan birlikte üretim yapılan azgelişmiş komşu ülkelerin de hem istihdam hem de ihracat açısından azami fayda sağlayabileceği bir modelin tasarlanması gerekiyor. Burada önemli nokta, Türk hükümetinin bu proejenin bölge barışına nasıl katkı sağlayabileceğini, zamanla Kafkaslar ve Ortadoğu’yu çatışma değil üretimin merkezi haline getirebileceğini ABD yönetimine anlatabilmesidir. Böylece komşularla ‘sıfır problem’ politikası gerçek manada stratejik derinlik kazanacaktır. Kafkaslar’dan Ortadoğu’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada ekonomi merkezli bir barış projesine imza atılacaktır. Kısa vadede ise, bugün işsizlik ve fakirlikle mücadele eden Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu sınırı çatışma kuşağı olmaktan çıkıp bir istikrar kuşağına dönüşecektir. Belki de Anadolu merkezli bu barış projesi tarihe ‘Pax – Anadolu (Anadolu barışı)’ adıyla geçecektir.

Umut Oran
İş İnsanı / CHP Üyesi

GAP eylem planına ilişkin değerlendirme ve görüşler

Bu çalışma, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, 28 Mayıs 2008 tarihinde Diyarbakır’da açıkladığı “GAP Eylem Planı”na istinaden görüş ve değerlendirmeleri içermektedir. Çalışmada, olumlu bulunan noktaların altı çizilirken, eksik ya da yanlış bulunan konular da işaret edilmiştir. Dileğim, bu eylem planının da 1989 yılında hazırlanan

ve 2002 yılında revize edilen GAP Master Planı gibi aradan geçen sürede kadük kalmaması; başta bölge insanı olmak üzere bütün vatandaşlarımızın yeşeren umutlarını hayal kırıklığına uğratmamasıdır.

GENEL GİRİŞ

Öncelikle, Başbakanın, 12 Bakanın katılımıyla Diyarbakır’da, geniş bir eylem planı açıklaması prensip olarak doğru buluyorum. Ancak, maalesef planın içeriği ve derinliğinin; planın genişliği ile paralel olduğunu söylemem maalesef mümkün değil. Diğer taraftan, planın Devlet Bakanı Sn.Nazım Ekren’e de sunulan, “GAP Kalkınma Platformu” nun 9 aydan uzun süren çalışmalarına atıfta bulunmaması ve platformun hazırladığı somut rapordan istifade etmemesini, özellikle bölgedeki yatırımcı açısından düşündürücü bir nokta olarak öne çıkmaktadır. Açıklanan birçok niyetin bundan önceki 17 paket gibi niyet düzeyinde kalmamasını umar, asıl farkın uygulamada ortaya konması gerektiğini belirtmek isterim. Yine açıklanan eylem planındaki hedeflerin birçoğunun 1989 yılında hazırlanan, 2002 yılında revize edilen GAP Master Planı’ndaki hedeflerle rakamsal anlamda dahi benzerlik göstermesi, Başbakanın açıkladığı eylem planına dair yeni bir beklenti yaratmamaktadır. Diğer bir ifade ile Başbakanın açıkladığı eylem planında yeni bir hedef bulunmamakla birlikte zamansal bir hedef eklenmiş olmakta ancak “ nasıl “ sorusu yanıtsız bırakılmaktadır.

Verilere bakıldığında toplam maliyeti 41.3 milyar YTL olan GAP’ta 2007 sonu itibarıyla nakdi gerçekleşme oranı yüzde 62 düzeyindedir. Tarım yatırımlarında gerçekleşme oranı yüzde 27, enerji yatırımlarında gerçekleşme oranı yüzde 84, ulaştırma/haberleşme yüzde 46, turizm yüzde 35 düzeyindedir. Görüldüğü üzere genel gerçekleşme oranı yeterli seviyede değildir. Projenin gerçekleşmesi için gerçekçi bir finansal planın ortaya konması gerekmektedir.

Bu çalışmada önce eylem planına dair olumlu bulduğum noktaları, ardından eleştirilerimi ve son olarak da önerilerimi aktaracağım.

OLUMLU ADIMLAR

Aşağıda sıraladığım noktaları, içeriklerine ve “ nasıl “ gerçekleştirileceklerine dair yeterli bilgi sunulmamasına rağmen niyet anlamında olumlu değerlendiriyorum.

– Öncelikle planın, ‘ekonomik kalkınma’, ‘sosyal gelişme’, ‘kurumsal kapasite’ ve ‘altyapı’ olmak üzere 4 eksen ve 73 alt başlık altında geniş bir bakış açısıyla sunulmasını olumlu değerlendirmekteyim.

– Ekonomik kalkınma başlığı altında açıklanan; yeni yatırım desteklerini, sübvansiyonlu kredi, mayınlı arazilerin temizlenmesini gibi vaatleri olumlu buluyorum.

– Altyapı geliştirme kapsamında açıklanan sulama projelerinin hızla realize edilmesi gerektiğine inanıyorum.

– Sosyal gelişme başlığı altında okullaşmaya dair önemli olduğunu ve hızlı gerçekleşmesini temenni ediyorum.

ELEŞTİRDİĞİM NOKTALAR

Öncelikle, bu eylem planına iyi niyetli bir bakış açısıyla yaklaşıyor; planı daha öncelik 17 eylem planının birçoğunda olduğu gibi vizyon bazında olumlu ancak strateji ve taktik anlamda yetersiz buluyorum.

– Öncelikle, kişisel olarak dahil olduğum, Devlet Bakanı Nazım Ekren aracılığıyla hükümete sunulan GAP Kalkınma Platformu’nun konuyla ilgili çalışmalarının dikkate alınmadığı görülmektedir. Hükümetin de temsil edildiği, uzun süredir konuyla ilgili somut çalışmalar yapan GAP Kalkınma Platformu’nun çalışmasını dikkate alınmamasının, hükümet adına bir yönetsel koordinasyon zaafına işaret ettiğini görmekteyim. Bu zaafiyet, eylem planının uygulanması aşamasında büyük zararlara yol açabileceği düşüncesindeyim, zira yapılan çalışma, özellikle bölgeye yatırım gelmesinin önünü açacak, devlet yardımı (vergi muafiyeti-teşvik) sisteminin hayata geçirilmesini sağlayacak bir mekanizmadır.

– GAP Rekabet Gündemi kapsamında hazırlatılan ve GAP Kalkınma Platformu tarafından kaynak olarak kullanılan plana göre, tarım dışında, bölgede 3 stratejik sektör belirlenmişti: Turizm, organik giysi ve yenilenebilir enerji. Başbakan’ın açıkladığı eylem planında ya bu sektörlere dair yeterli bir vurgu yapılmamış ya da bu sektörlerden hiç bahsedilmemiştir. Bölge organik pamuk üretiminde lider olmasına ve bölgede organik tekstil-hazır giyim üretiminde büyük potansiyel bulunmasına rağmen bu sektör dikkate alınmamıştır.

2002’de revize edilen GAP Master Planı ile düşündürücü benzerlikler…

– İddialı bir şekilde ortaya konan hedeflerin 1989 yılında açıklanan ve 2002 yılında revize edilen GAP Master Planı’ndaki hedeflerle rakam bazında dahi paralellik göstermesi bu eylem planın güvenilirliğini sarsmakta, hangi ölçüde güncel verilerle hazırlandığı konusunda soru işaretleri uyandırmaktadır. 1989 yılında hazırlanan ve 2002 yılında revize edilen GAP Master Planı’nda şu hedefler açıklanmıştır:

* 1.7 milyon hektar alanın sulanması

* Kişi başı gelirin %209 oranında artması

* 3.8 milyon kişiye istihdam sağlanması

Başbakan 6 yıl önce revize edilen planda yer alan bu hedefleri sanki yeni bir hedef gibi açıklamıştır.

– Eylem planında, tarımsal işletmelere destek verileceği kaydedilmekte bu tarımsal işletmelerin sanayi ile entegrasyonun nasıl gerçekleştirileceğine dair bir strateji ve taktik ortaya konmamaktadır.

– Diğer taraftan hükümet işletmelere, sanayiciye vaat ettiği kaynağı hangi kriterlere göre vereceğini belirtmemektedir. Bu da kaynakların yanlış noktalara yönelmesi tehlikesine yol açabilir.

– Hükümet gerçekleştirmeyi vaat ettiği eylem planı için 7.3 milyar YTL büyüklüğünde bir kaynak öngördü. GAP’taki projelerin finansmanı için halen 4.9 milyar YTL büyüklüğünde bir finansman açığı bulunuyor; bu rakamın da bütçe dışı finansman kaynaklarından sağlanacağı ifade ediliyor. Bu bütçe dışı kaynağın ne olduğunun açıklanması gerekmektedir.

– Hükümet 3 milyon 800 bin kişiye iş sağlayacağını açıklamıştır. Ancak, bununla ilgili olarak gerçekçi bir plan ve kaynak sunulmamaktadır. Burada sulanacak hektar başına 1.5 kişinin tarımda çalışma şansı bulacağı ve bunun diğer sektörlerde yaratacağı sinerji üzerinden hesaplanmaktadır. Bu hesaplama tarımın geldiği nokta ve rekabetçi tarımsal üretim için şart olan teknoloji kullanımı dikkate alındığında hektar başına 1.5 kişiye iş bulmayı öngörmek gerçekçi değildir. Yine Türkiye’de toplam işsiz sayısının 2.5 milyon dolayında olduğu düşünüldüğünde rakamın ulaşılabilirliği şüphe yaratmaktadır.

– Şu an bölgede “ 9 “ ilde mevcut sanayi istihdamının 85 bin kişi düzeyinde olduğu dikkate alındığında hükümetin ortaya koyduğu hedefin ne kadar gerçekçi olduğu konusunda soru işaretleri ortaya çıkmaktadır.

– Eylem planında cazibe merkezleri kurulacağı ifade edilmiştir. Halihazırda bölgede kalkınma ajanslarının faaliyet gösterdiği GAP İdaresi’nin yükümlülükleri dikkate alındığında kurulacak cazibe merkezlerinin katkıdan ziyade bir koordinasyon sorununa yol açma ihtimali bulunmaktadır. Çünkü 3 kurumun da yetki sorumluluk ve görevleri birçok noktada çakışmaktadır. (GAP İdaresi, Kalkınma Ajansları, Cazibe Merkezleri)

– Bölgede her ilde tüm kanaat önderlerinin katılımıyla, GAP konusundaki güncel planları yakından tanıyan ve takip eden Devlet Bakanı Sn. Nazım Ekren’in açıklanan eylem planının teknik içeriğine dair bilgilendirici bir açıklama yapmasının son derece yararlı olacağını düşünmekteyim.

ÖNERİLER

– Hükümet, bu eylem planının düzenli olarak izleneceğini ifade etmiştir. GAP ve bölgedeki kalkınma bir devlet meselesi olduğu için bu izlemenin şeffaf, siyaset üstü bir şekilde yapılması için gerekli kurumsal yapı oluşturulmalıdır. Sivil toplumun ve bürokrasinin de yer alacağı şeffaf bir mekanizmanı kurulmalıdır.

– GAP Bölgesi’nde Rekabet Odakları ile ilgili olarak gerek rekabetin sürdürülebilirliği gerek yerel yönetişimin sağlanması ve ayrıca merkezi hükümet ve yerel aktörler arasında yönetişimin temin edilmesine yönelik bölge kanaat önderlerinin dahil olduğu “ GAP Yürütme Kurulu “ nun teşkil edilmesinin faydalı olacağı düşüncesindeyim.

– Hükümetin öncelikle, GAP Kalkınma Platformu çerçevesinde tespit edilen öncelikli sektörleri ve yine platformun şubat ayında yaptığı toplantıda ortaya koyduğu devlet yardımlarında yeni yaklaşım önerilerinin dikkate alınması gerektiğine inanıyorum.

– GAP Rekabet Gündemi’nin 2007 yılı sonunda tamamladığı, dünya çapında tanınmış 11 yabancı kümelenme uzmanın katkıda bulunduğu ve Birleşmiş Milletlerin (BM) de desteklediği çalışma uyarınca bölgede stratejik sektörler belirlenmiş ve nasıl bir kalkınma stratejisi izleneceği belirtilmiştir. Bu kalkınma stratejisinin ihracatı destekleyecek bir perspektifle değerlendirilmesi gerektiği düşüncesindeyim. Bu çalışmanın dikkate alınarak mevcut eylem planının gözden geçirilmesi gerekmektedir.

– GAP İdaresi’nin aradan uzun bir süre geçmesine rağmen halen başkanı atanmamıştır. GAP Projesi’nden birinci derecede sorumlu bu kurumun daha etkin olması için bu atamanın yapılması gerekmektedir.

– GAP Kalkınma Platformu tarafından önerilen teşvik mekanizmasının dikkate alınması gerekmektedir. GAP Kalkınma Platformu’nun 2008 Şubat ayında gerçekleştirdiği toplantıda sunduğu, GAP bölgesinde kısa ve uzun vadeli şu tedbirlerin değerlendirilmesi gerekmektedir:

– GAP Bölgesi’nde asgari ücret uygulaması yerine her ilde Valilik ve ilin kanaat önderlerinden oluşan bir grubun belirleyeceği ücret politikası ile her yıl ücretlerin tespit edilmesi,

– Bölgede çalışanlar üzerinden SSK ya da gelir vergisi kesintisinin yapılmaması, ücretlerin vergiden muaf olması,

–  Bölgede ihracata yönelik üretim yapan şirketler arasında, ‘istihdam sayısı’, ‘ihracat miktarı’ ve ‘yerli ara malı kullanım oranları’ gibi ölçütler bazında istihdam odaklı ve net ihracat hedefli olanların belirlenmesi ve bunlara yönelik Eximbank kredi koşullarından farklı olarak daha uzun vadeli ve daha düşük faiz oranlı kredi temin edilmesi,

– Bölgede üretilen ürünlerin; liman, gümrük ya da hava alanlarına taşınmasında firmaların ihracat cirolarına göre kademeli olarak, nakliyelerinde kullanılmak üzere ÖTV vergisiz ya da düşük vergili akaryakıt desteğinin gerekli denetim mekanizmaları kurularak sağlanması,

– Bölgede üretim yapan şirketlere, istihdam ettikleri kişi sayısına göre kademeli enerji desteğinin sağlanması ve bu muafiyetin işletmelerin aylık kullandıkları enerjinin fatura bedellerinden mahsup sistemi ile karşılanması. Saygılarımla,

Umut Oran