Yazılar

Halkın Ekonomisine En Büyük Teşvik Bu Demokratör Saray Yönetiminden Kurtulmaktır…

Umut Oran

Basın Açıklaması

11.4.2018

  • AKP hükümetleri “cazip”, “devrim”, “süper” gibi sıfatlarla yıllardır durmadan teşvik paketleri açıklıyor. Ancak uygulamaya bakıldığında teşvik paketleri ile vaat edilen üretim, yatırım ve istihdam artışı ortada yok.
  • Ainesi iştir kişinin, lafa bakılmaz; ülkede ne işsizlik azalıyor ne cari açık küçülüyor.
  • Durmadan yeni paket açıklamaları zaten önceki paketin işe yaramadığını gösteriyor.
  • İktidar inandırıcılığını yitirmiştir. “Süper” diye niteledikleri yeni paketi açıkladıkları gün döviz yeni rekorlar kırdı, Borsa geriledi.

16 yıla giren iktidarı döneminde ülkenin ekonomik sorunlarını çözemeyip tümden ağırlaştırarak ağır bir kriz aşamasına getiren AKP, şimdi “süper teşvik” adı altında yeni bir teşvik paketi daha açıkladı. Cumhurbaşkanlığı sarayında açıklanan “Proje Bazlı Teşvik Sistemi” kapsamında desteklenecek 19 firmaya ait 135 Milyar TL tutarındaki 23 proje ile yaklaşık 35 bin kişiye dolaylı istihdam yaratılacağı iddia edildi.

Bu kaçıncı teşvik paketi?

AKP’nin ilkini 2004 yılında açıkladığı bilmem kaçıncı “teşvik” paketlerinden başlıcaları:

  • Haziran 2009: “Bölgesel gelişmişlik farklılıklarını azaltacak, rekabet gücünü artıracak, teknoloji ve Ar-Ge içeriği yüksek büyük ölçekli yatırımlara destek öngören” yeni teşvik paketi Başbakan Erdoğan tarafından açıklandı.
  • Nisan 2012: Açıklanan bölgesel bazlı teşvik paketi ile Türkiye 6 bölgeye ayrılarak en etkili teşvikler Doğu ve Güneydoğu’daki en yoksul 15 ili kapsayan 6. Bölgeye verildi.
  • Nisan 2015: Başbakan Ahmet Davutoğlu, Çankaya Köşkü’nde İstihdam, Sanayi Yatırımı ve Üretimi Destekleme Paketi’ni açıkladı.
  • Haziran 2016: Başbakan Yıldırım’ın yatırımcılara her türlü kolaylığın sağlanacağını “Turkuaz halı sereceğiz” şeklinde betimlediği yeni teşvik paketi açıklandı.
  • Temmuz 2016: Başbakan Binali Yıldırım Bakanlar Kurulu’nun ardından içinde “devrim niteliğinde yeniliklerin” olduğu iddia edilen teşvik paketini açıkladı.
  • Eylül 2016: Başbakan Binali Yıldırım, çok sayıda bakanla birlikte Diyarbakır’da, Doğu ve Güneydoğu’da 23 ili “cazibe bölgesi” yapacağı iddia edilen ve yatırımcılara 35 milyar dolarlık destek vaat edilen yatırım paketi açıkladı.
  • Şubat 2017: “İstihdam seferberliği” kapsamında işverenlerin gerçekleştirecekleri ilave istihdam için sağlanacak teşviklere ilişkin destek paketi Resmi Gazete’de yayımlandı.
  • Aralık 2017: Cumhurbaşkanı Erdoğan, “istihdam seferberliğinde ikinci dönem” mottosuyla yeni teşvikleri açıkladı.

15 yılda ne kadar teşvik verildi?

Bir yandan yeni paketler açıklanırken, yatırımcıların başvuruları değerlendirilerek, yapacakları yatırımlara ilişkin her ay Ekonomi Bakanlığı tarafından teşvik belgeleri düzenlenmeye devam edildi.

Bakanlık verilerine göre 1 Ocak 2003-31 Aralık 2017 döneminde toplam 56 bin 315 teşvik belgesi verildi. Bu belgelerde toplam 833,7 milyar TL’lik yatırım öngörülüyordu. Bu kapsamda tam 2 milyon 64 bin 758 kişilik istihdam yaratılması taahhüt ediliyordu.

15 yılda verilen teşviklerde belge bazında 21 bin 203 adet (yüzde 38), yatırım tutarında 314,7 milyar (yüzde 38) ve öngörülen istihdamda 906 bin 874 kişi (yüzde 44) ile en büyük payı, yatırımcıların zaten gözdesi olan en gelişmiş 8 il aldı. Bu dönemdeki teşvik belgelerinin yüzde 8,3’ü en yoksul 15 ile düzenlendi. Yatırıma aç ve sürekli göç veren bu iller, teşvik kapsamında desteklenen yatırımlardan sadece yüzde 3,6, bu kapsamda yaratılacak istihdamda da yüzde 9,7 pay alabildi. Bölgeler arası gelişmişlik farkları kapanmadı daha da büyüdü.

Teşviklerin sonucunu kimse bilmiyor…

Ancak asıl önemlisi;

  • Verilen yatırım teşvik belgelerinin sonuçlarına ilişkin ortada sonuçlanmış bir etki analizi çalışması bulunmuyor.
  • Yatırım teşvik belgelerinde öngörülen sabit yatırım tutarlarının ne kadarının gerçekten yatırıma dönüştürüldüğü, istihdam taahhütlerinin ne kadarının gerçekleştirildiği bilinmiyor.
  • Sağlanan teşvik ve desteklerin genel üretim, ihracat ve istihdamda yarattığı etki, yani teşviklerin başarılı olup olmadığına ilişkin bugüne kadar ilgili kurumlarca yapılmış bir çalışma ortada yok.
  • Bu da AKP’nin üretim, yatırım, istihdam açısından sonuçlarını ölçmeye gerek bile duymadığı teşvik paketlerini bir seçim yatırımı, kamuoyuna yönelik bir PR çalışması olarak gördüğünü, aynı zamanda popülist biçimde savurduğu kamu kaynaklarını nasıl israf ettiğini gösteriyor.
  • Sonuçları ölçülmeyen hiçbir paket, amacına ulaşmış bir teşvik uygulaması değildir.

Ainesi iştir kişinin, lafa bakılmaz!..

AKP hükümetleri yıllardır durmadan paket açıklıyor. Hepsinde çok cazip teşvik ve destek unsurları yer alıyor. Ancak uygulamaya bakıldığında teşvik paketleri ile vaat edilen üretim, yatırım ve istihdam artışı ortada gözükmüyor. Zaten durmadan yeni paket açıklamaları bir önceki paketin işe yaramadığını gösteriyor.

Bugüne kadarki teşviklerin sonuçları ortada:

  • Dolar kuru 4, Euro 5 TL’yi geçti ve hızla yükselmeye de devam ediyor.
  • 2002 yılında yüzde 10,3 olan işsizlik oranı 2017 itibariyle yüzde 10,9. Resmi işsiz sayısı 15 yılda 2,5 milyondan 3,5 milyona çıktı. Geniş tanımla ülkede 6 milyon dolayında işsiz var. Üniversiteli-beyaz yakalı işsizliği rekor düzeylere ulaştı.
  • 2002’de yıllık 15 milyar dolar olan dış ticaret açığı 2017 itibariyle 77 milyar dolara çıktı. Türkiye, 2018’in sadece ilk iki ayında 14,8 milyar dolarla, 2002 yılının tümündeki kadar dış ticaret açığı verdi. İhracatın ithalatı karşılama oranı sürekli geriliyor.
  • Cari açık, 2017’de milli gelirin yüzde 5,5’ine ulaştı.
  • Türkiye’nin 2002 sonunda 129,6 milyar dolar olan dış borcu, 2017’de 453,2 milyar dolara yükseldi.
  • Cari açığın finansmanı ve kısa vadeli dış borçların çevrilmesi için Türkiye’nin şiddetle dövize ihtiyacı var. Buna karşılık hukuk açığı ve güven kaybı dolayısıyla dış kaynak girişleri azalıyor, gelen miktar ihtiyacı karşılamıyor, döviz kurları sürekli yükseliyor.
  • Çift haneli düzeylerdeki faiz de sermaye girişleri için yeterli olmuyor, finansal dengeler faiz artırmayı zorunlu kılıyor, ancak bu da yatırımları tümden durduracak bir faktör. Demokratörün emirle faiz düşürme girişimi ise kurdaki yangına benzin oluyor.
  • Türkiye ekonomisi; kendi yapısal sorunları, 3. dünya savaşının konuşulduğu dış politik konjonktür ve içeride despotik yönetim, hukuksuzluk, demokrasi açığı cenderesinde hızla bir çöküşe doğru sürükleniyor.

Hiçbir teşvik haksız rekabet yaratmamalı

Proje bazlı yeni teşvik paketi ile 19 firmanın 23 projesinin destekleneceği belirtiliyor. Türkiye’nin köklü dev sermaye kuruluşları art arda yatırımlarını yurt dışına kaydırma ihtiyacı duyarken; 10 yıl boyunca vergi ve sigorta primi muafiyeti, kredi kullandırımı, yatırım yeri tahsisi, sermaye katkısı, enerji desteği gibi “süper” teşviklerden yararlanacak bu firmalar neye göre seçilmiştir? AKP ile “teşrik-i mesaide” olan firmalara mı özeldir bu teşvikler?

Hukuk yoksa ekmek de yok!…

Ülkenin mevcut yönetim anlayışı ve içinde bulunduğu koşullarda, hiçbir teşvik paketi ülkeye fayda sağlamaz. Demokrasiden, hukuk devletinden uzaklaşma, yatırımcıyı caydırır, en süper teşvik tedbirleri bile kimseyi yatırıma ikna edemez.

Ülkede demokrasiyi, hukuk devletini rafa kaldıran AKP, güveni ve yatırım ortamını yok etmiştir. AKP, OHAL rejimi altında yürüttüğü keyfi yönetimle, ülkeye ve geleceğe olan güveni tümden tüketmiştir.

Gelinen tıkanma noktasında;

  • Ekonomide ciddi bir daralma yaşanıyor,
  • Yatırımlar erteleniyor, üretim durma noktasında,
  • Ülke yatırımcısı, yatırımlarını başka ülkelere kaydırıyor.
  • Piyasalarda para dönmüyor,
  • Karşılıksız çek ve protestolu senetlerde patlama yaşanıyor,
  • Dış ticaret açığı ve cari açık hızla büyüyor.
  • Ülkeye sermaye girişleri durma noktasında,
  • İşsizlik almış başını gidiyor.
  • Bankalar reel sektöre kredide aşırı ihtiyatlı davranıyor.
  • Aşırı dış borcu bulunan reel sektör firmaları ciddi kur riski altında, ciddi bir iflas dalgası riski bulunuyor.
  • Vatandaşın hızla gerileyen alım gücü, tüketimi baskılıyor.
  • AKP’nin yıllarca ekonomiyi canlandırmada kullandığı yegâne aracı olan inşaat sektörü ciddi sıkıntı yaşıyor.
  • Parası olan vatandaş da kendini güvenceye almak için döviz satın alıyor.

AKP ekonomi yönetimi inandırıcılığını-güvenirliğini yitirmiştir

Açıklanan yeni teşvik paketi, içinde süslü vaatler olan bir seçim çalışmasıdır.

Durmadan yeni teşvik paketleri açıklayarak ekonomi yönetilmez. Yeni açıklanan teşvik paketi de öncekiler gibi süslü vaatler içeren, ancak uygulamada yatırımları, üretimi canlandıracak nitelikten uzak, seçim çalışması kapsamında göz boyamaya yönelik bir pakettir.

İktidar, kâğıt üzerinde ne kadar cazip teşvik paketleri açıklarsa açıklasın, ülkede demokrasiyi, hukuk devletini yeniden tesis edip, belirsizliği ortadan kaldırmadığı, herkesin önünü görebileceği bir ortamı yaratamadığı sürece açıklanan bu teşvik vaatleri yatırımları harekete geçiremeyecek, ekonomiyi canlandıramayacaktır.

Zaten, “süper” sıfatıyla yeni teşvik paketini açıkladıkları gün döviz kurlarının sakinleşmek yerine yeni rekorlar kırması, Borsa’daki düşüş bunun işaretidir.

Özetle;

  • Açıklanan paketin de ülkede yatırım, üretim ve istihdamı artırma konusunda önemli bir katkısı olmayacaktır.
  • Bu paketin, ülkenin adım adım gittiği ekonomik çöküşü önleyecek bir vasfı yoktur.
  • Siyasal istikrarı, güveni sağlamak, dış politikayı ve dünya ile ilişkileri normalleştirmek, Türkiye’nin küresel konumunu iyileştirmek, demokrasiyi, hukuk devletini onarıp ekonomide çöküş tehlikesini bertaraf etmek ve üretim ekonomisine geçerek halka iş ve aş yaratacak yatırımların önünü açmak, işsizliği yenmek, istihdam artışını sağlamak için Türkiye’nin acilen yeni bir siyaset anlayışına ve yeni bir iktidara ihtiyacı vardır.
  • Hukuk olmadan, OHAL kalkmadan demokratik kurumsal yapı sağlamlaşmadan bu teşvikler kağıt üzerinde kalır, yatırımları harekete geçiremez, iş ve aş yaratamaz.
  • AKP’nin Türkiye’ye vereceği olumlu bir şey yoktur. AKP’nin ülke için yapacağı en “süper” iş, bir an önce iktidardan gitmesidir.
  • Millet Mars’a giderken Türkiye AKP siyaseti ile muasır medeniyet seviyesinden uzaklaşıp demokratör anlayışla ortaçağ karanlığına doğru sürükleniyor. Yapay zeka, kuantum mekaniği, robot devrimi, dijital devrim, yeni uzay çağı, endüstri 4.0 konuşulurken AKP akıldan bilimden uzak, popülizm ve boş laf ile Türkiye’yi yönetemiyor. Eğitimin dinselleştiği, ticarileştiği, otoriterliği yerde siyaset 4.0 da olmaz endüstri 4.0 da olmaz.

Tek adamlığa karşıysak Cumhurbaşkanı adayını tek adam belirlememeli

Tek adamlığa karşıysak Cumhurbaşkanı adayını tek adam belirlememeli

RÖPORTAJ: Nil SOYSAL

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı olan Umut Oran’la yaklaşan CHP Kurultayı’nı konuşmak için buluştuk. Ama sohbetimizde Oran’ın en az değindiği konu oldu kurultay. Gündeminin ilk sırasında cumhurbaşkanlığı seçimi vardı. Tepkisi de iddiası da bu yöndeydi. İşte o röportaj:

MUSTAFA KEMAL’İN ASKERİYİM

– Büyük kurultaya az kaldı. CHP Genel Başkanlığı için adaylık yarışında var mısınız, yok musunuz?

İl Kongrelerimizi yeni tamamladık. Şu anda yeni seçilen kurultay delegelerimizde bir liderlik değişimi iradesi görmüyorum. Üstelik CHP’de “Genel Başkanlığa aday olunmaz, aday gösterilir.” Yani delegeler, il-ilçe örgütleri, parti emekçileri bir araya gelir ve hak ettiğini düşündükleri birini adaylaştırırlar. Bu anlamda Genel Başkan adaylığıma ancak örgütüm karar verebilir. Ama ben her zaman olduğu gibi partimin bir neferi olarak “Mustafa Kemal’in Askeri” ruhuyla partim ve örgütüm için çalışıyorum; fikirlerimi, önerilerimi partili arkadaşlarımla ortaya koyuyorum. Bir üye olarak üstüme düşen görevleri yerine getiriyorum. Önümüzdeki 3 seçimde de partim için ölümüne çalışmaya adayım.

DAHA İYİ BİR TÜRKİYE HAYALİ

– Şu aşamada bir iddianız yok mu?

Elbette iddiam var. Elbette daha iyi yönetim, daha iyi bir Türkiye hayalim var. “CHP daha iyi nasıl yönetilir, ya da Türkiye’de daha iyi bir demokrasi nasıl olabilir?” bu konularda çalışıyorum, projeler geliştiriyorum. Bunları da partili yoldaşlarımla ve kamuoyuyla sürekli paylaşıyorum. Bunu daha evvel almış olduğum görevlerde taşıdığım sorumluluk bilinci içerisinde, ülkenin bu kadar kötü gidişatında herhangi bir makam, mevki beklemeden, herhangi bir görev tebliğ edilmeden, vatanını en çok seven, işini en iyi yapan, partisi için en çok çalışandır anlayışı ile yapıyorum. Siz eğer kendinizi partinizde bir davanın neferi olarak görüyorsanız, karşılık beklemeden hizmet etmeniz gerekir. Zaten haklıysanız o taban sizi layık olduğunuz yere bir gün mutlaka çıkartır. Maalesef 12 Eylül darbesinden beri belli grupların ve özellikle belli çıkar odaklarının “kendileri için siyaset yapma” bataklığına saplandıklarını ve parti tabanlarını unuttuklarını görüyoruz. Bu vahim bir durum…

ÖRGÜTÜM DE İSTERSE ADAY OLURUM Umut Oran, CHP'nin cumhurbaşkanı adayı için “Benim ideolojime sahip çıkacak bir aday olmalı. Olmazsa isyan bayrağını açarım ve örgütüme giderim. Örgütüm de isterse aday olurum” dedi.

ÖRGÜTÜM DE İSTERSE ADAY OLURUM
Umut Oran, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı için “Benim ideolojime sahip çıkacak bir aday olmalı. Olmazsa isyan bayrağını açarım ve örgütüme giderim. Örgütüm de isterse aday olurum” dedi.

KALECİ ARKASINI DÖNMEZ!

Doğru. Takvimde seçimlere kadar bir daha olağan kurultay yok. Burada size çok çarpıcı bir anekdot anlatmak istiyorum. Geçtiğimiz hafta kaybettiğimiz SÖZCÜ’nün Haber Müdürü Baki Avcı ile yılbaşından bir hafta önce bir araya gelmiş, sohbet etmiştik. Baki Bey benim geçmişte futbol oynadığımı da, Galatasaraylı olduğumu da bilmiyormuş. 13 yıllık futbol hayatımın büyük bölümünde yaşım da çok küçük olduğu için yedek kalecilik yaptığımı anlatınca şöyle bir şey dedi: “Kaleci hiçbir zaman takıma arkasını dönmez. Siz siyasette de bu çizginizi koruyorsunuz!” Çok güzel bir saptamaydı. Ben de öyle yapıyorum. Çünkü söz konusu vatansa gerisi teferruattır! Ancak şunu da söylemeliyim ki; 1980 darbe anayasasının ürünü olan Siyasi Partiler Kanunu ve seçim yasaları siyasi partilerde katılımcı, çoğulcu ve demokratik bir sistem kurulmasını engelliyor. Bir kez seçilmiş genel başkanlar ne kadar seçim kaybederlerse kaybetsinler, delege sisteminin verdiği avantajı kullanarak sürekli koltuklarını koruyabiliyorlar. Böylece oy veren milyonlarca insan ne derse desin siyasi partilerde değişim mümkün olmuyor. Maalesef CHP de bu olumsuz siyasi yapılanmanın bir parçası durumuna sokulmuş.

ADAY NASIL BELİRLENECEK?

– CHP’nin cumhurbaşkanı adayı kim olacak, hala bilmiyoruz…

Burada esas mesele; adayımızın kim olacağından öte adayın nasıl belirleneceğidir? Biz 16 Nisan’da neye karşı geldik: Tek adamlığa… Tek karar vericiliğe, tek seçiciliğe… Yüzde 50’nin üzerinde bir mutabakat sağladık. Peki, o zaman biz CHP olarak bu rejime, bu anlayışa karşıysak, neden parti içinde tek karar vericiyi, tek seçiciyi kabul ediyoruz? O tek karar verici hata yaparsa ne olacak? Nitekim Ekmeleddin İhsanoğlu bir hataydı. Tek adamlığa karşıysak, “CHP’de de tek adam karar vermesin” dememiz lazım. Ben bu konudaki fikrimi açık açık söylüyorum. Diyorum ki: Cumhurbaşkanı adayımızın belirlenmesini katılımcı, çoğulcu, kolektif bir akılla yapalım. Örneğin iki turlu yapalım. Kriter koyalım. İsteyen aday olsun. 1 milyon 260 bin üyemiz var, gidelim anlatalım, ilk turda örgüt oylasın en yüksek oyu alan 4-5 kişiyi belirlesin. İkinci turda bu isimleri halk oylasın. İnanın 10 milyon kişi gelir ve oy kullanır. Orada kazanan kişi de zaten direkt cumhurbaşkanı olur.

HATANIN PARÇASI OLMAM

– Peki siz de aday olur musunuz?

CHP'li Umut Oran, Nil Soysal'ın sorularını yanıtladı.

CHP’li Umut Oran, Nil Soysal’ın sorularını yanıtladı.

ÖNCE ÖZELEŞTİRİ YAPMAMIZ VE YENİ BİR YOL BULMAMIZ GEREK

– Kemal Kılıçdaroğlu’nu başarılı buluyor musunuz?

Bu sorunun cevabını Kemal Bey defalarca verdi: “Başarının tek ölçüsü ‘iktidar olmaktır’ sözü kendisine ait. Bu durumda ayrıca bir cevap vermeme gerek yok. Öncelikle önümüzdeki üç seçime sadece seçim ve sandık olarak bakmayıp, Türkiye’nin geleceği ile ilgili iki tane önemli tehdidi değerlendirerek hareket etmemiz lazım. Bu ortamda yeni bir yol bulmak bir zorunluluktur. Çünkü gelinen nokta itibariyle mesele sadece dönemsel bir iktidar olamama meselesi değil bizim için. Artık siyaset yapmanın önemini kaybedeceği, siyaset zemininin ortadan kalkacağı bir duruma düşme tehlikesi ile karşı karşıyayız. O nedenle bizim önce özeleştiri yapmamız ve yeni bir yol bulmamız gerekiyor. Einstein’ın dediği gibi; aynı şeyi yaparsan, aynı sonucu alırsın. Yaşadığımız 9-10 seçimde yapılan hatalar tekrarlanırsa, yani her şeye tepedeki birkaç kişi karar verirse, 2019’da da farklı sonuç almamız imkansız. Bunu görmemiz lazım.

– Nedir o özeleştiriler mesela?

– CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun seçilmesi sonrası yaşananlar için ne diyorsunuz?

İstanbul kongresinin en önemli sonucu şu oldu: Cumartesi gece yarısı, sabaha karşı kongre bitti. Pazar günü, yani bir tatil günü Cumhuriyet Savcılığı jet hızıyla soruşturma açtı. Bu çok yanlış ve çok çirkin bir şey… Bu, meselenin siyasi boyutunu ve iktidarın yargıyı bir sopa gibi nasıl kullandığını ortaya koyuyor. İkincisi ve daha önemlisi; bu soruşturmanın nedeni il başkanının geçmişte AKP Genel Başkanı’nı eleştirmiş olması. AKP Genel Başkanı eleştiriden muaf değil. Evet TCK’nın 299. maddesi cumhurbaşkanına hakareti düzenliyor. Fakat 16 Nisan referandumu ile cumhurbaşkanı tarafsızlığını yitirdi ve AKP’nin Genel Başkanı oldu. Artık tarafsız ve partiler üstü bir cumhurbaşkanı yok. Şunu da vurgulamak lazım; Ahmet Necdet Sezer, Cumhurbaşkanlığı döneminde, ağır eleştiriye, hakarete rağmen kendisi hiçbir vatandaştan şikayetçi olmamış. Ama AKP Genel Başkanı sadece 2016 yılında kendisine hakaretten 6 bine yakın vatandaşa suç duyurusunda bulunmuş! Bunları kamuoyu değerlendirmeli.

Sözcü haber linki :

http://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/tek-adamliga-karsiysak-cumhurbaskani-adayini-tek-adam-belirlememeli-2181726/

 

Türkiye’nin bu durumundan AKP kadar AB de sorumludur

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye ile müzakerelerin askıya alınması kararını eleştirerek, “Türkiye’nin bu durumundan AKP kadar AB de sorumludur. Ancak bilinmelidir ki ne mevcut iktidar Türkiye’nin tek gücüdür ne de kendi değerlerini unutan AB, tek çıkış yoludur” dedi. 

AB kendi sorumluluğunu göz ardı ediyor

Umut Oran konuyla ilgili olarak yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:

“Avrupa Parlamentosu’nun “Türkiye ile müzakereleri askıya alma” kararı; Türkiye’nin tüm ilerici unsurlarını cezalandırmaktan ve izolasyoncu odakları desteklemekten başka bir sonuç doğurmayacağı gibi AB’nin, Türkiye’nin geldiği bu noktadaki sorumluluğunu da göz ardı etmektedir. 

2010 referandumunu desteklediniz! 

O zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Teşkilatı olan AB’ye başvurulan 1987’den beri Türkiye’ye uygulanan çifte standart ve ikiyüzlülük hafızalarda canlıdır. Kıbrıs Rum Kesimi’nin uluslararası hukuka ve teamüllere aykırı olarak AB üyesi yapılmasıysa “değerler bütünü” olduğu iddia edilen AB’nin sözde demokrat siyasetçilerinin elinde nasıl değersizleştirildiğinin de ispatı olmuştur. Ancak asla unutulmayacak olan bir başka şey de Avrupalı pek çok siyasinin yıllar boyunca devam eden AKP destekçiliğidir. Örneğin hukukun üstünlüğü ilkesini zedeleyen ve Türkiye’nin yeniden darbe sürecine girmesine bir anlamda yol açan ve bugünkü OHAL baskı ortamının hazırlayıcısı olan 2010 referandumunda AKP’ye ve dolaylı olarak Cumhuriyet düşmanı FETÖ terör örgütüne en büyük desteğin Avrupalı birtakım siyasilerden geldiği unutulmamalıdır. 

Yüzlerce kilometre yürümek 

Bir başka deyişle Türkiye, demokrasi liginde geri sıralara düştüyse, hukuksuzluklar arttıysa, baskılar ve zulüm dört bir yanı sardıysa ve insanlar adalet için yüzlerce kilometre yürümek zorunda bırakılıyorsa bu durumun sorumlusu iktidar bloğu olduğu kadar ona her anlamda destek vermekten geri durmayan Avrupalı siyasilerdir. 

SMART ajandaya geçilmeli 

Gelinen noktada; iktidar bloğu popülist söylemlerle, nefret diliyle, ötekileştirmeyle siyaset yapmaktan memnundur zira aralıksız iktidar olabileceği bir düzen inşa etmiştir. Avrupalı siyasetçilerin bir kısmı da kendi emekçilerini uyutmanın bir yolu olarak Türkiye’yi “canavarlaştırmaktan” memnundur zira Brexit kampanyalarında olduğu gibi bu haliyle Türkiye, popülist-ırkçı politika yapılmasına imkân vermektedir. Arada kalan ve acı çekense Türkiye’nin tüm ilerici unsurlarıyla Avrupa’yı gerçek anlamda bir “değerler bütünü” olarak gören Avrupalılardır.  Bu iki grubun ortak menfaatleri için yapılması gerekenler bellidir. Öncelikle “pozitif ajanda” adı altında her şeyin sürüncemede bırakıldığı anlayış terk edilerek SMART (Specific, Measurable, Achievable, Realistic, Time bounded) ajandaya yani ucu açık olmayan “akıllı” bir ajandaya geçilmelidir. Konu bazında, ölçülebilir, sonuç alınabilir, gerçekçi ve zamanla kısıtlanmış bu anlayış çerçevesinde şekillenecek ajanda sayesinde Avrupa Birliği, bugüne kadar yarattığı tüm olumsuzlukları sonlandırmış olacaktır. 

Demagojiyle, had bildirmeyle zafer kazanılmaz 

Aynı şekilde bugüne gelinmesinin ana sorumlularından olan iktidar bloğu da 21.yy’da yaşandığının farkına varmalı ve sadece 40 milyona değil 80 milyon vatandaşa ve tüm insanlığa karşı sorumlu olduğunu hatırlamalıdır. Sadece hamasetle, demagojiyle, nefret söylemiyle sürekli birilerine had bildirerek Türk milletine kazandırılabilecek bir zafer yoktur. Dünyanın gelişim hızıyla kıyaslandığında Türkiye her anlamda gerilemektedir. Maalesef bu gerici süreç devam ettiği takdirde önümüzdeki birkaç 10 yıl içinde ekonomik, sosyal ve teknolojik açıdan gelişmiş ülkelerle olan fark kapatılamaz noktaya ulaşabilecektir. 

Gericilikten ve ilkesizlikten kurtulmak mümkün 

Ancak bilinmelidir ki ne mevcut iktidar Türkiye’nin tek gücüdür ne de kendi değerlerini unutan AB, tek çıkış yoludur. Genel anlamda Türk milleti, özel anlamdaysa Mustafa Kemal’in özgürlük sevdalısı evlatları, Türkiye ve Avrupa için yeni yollar bulacak, yollar kapatıldıysa yeni yollar açacak birikime ve kudrete sahiptir. Türkiye’yi gericilikten, Avrupalı bir kısım siyasetçiyi de ilkesizlikten kurtaracak olan irade hala capcanlıdır ve tarihsel rolünü bir kez daha oynayacaktır.

Evet cephesi çökmüştür en güzel örneği de Erciş’tir

 

IMG_5088

Erciş’i önce deprem sonra AKP Vurdu 

Umut Oran: Ey iktidar, el insaf Erciş’in suçu ne? 

Atatürk heykelinin etrafını çöplük yapmışlar!! 

VAN Erciş

(Fotoğraflı) 

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, referandum çalışmaları kapsamında dün Van’da iken vatandaşların talebi üzerine son anda Erciş’i de programına ekledi. Akşam saatlerinde Erciş’e giden Umut Oran, “2010 yılındaki anayasa referandumda yüzde 93,6 oranında evet diyen Erciş’i önce deprem sonra da AKP vurmuş. Erciş’in hayalet şehire, adeta köye dönüşmüş olmasını görünce yüreğim sızladı. Sn. Bahçeli’nin açıklamasının üstüne Erciş’te vatandaşın feryadını görünce diyorum ki 16 Nisan’da evet cephesi çökmüştür, kendi kalelerine bile ihanet etmiş bir anlayış var karşımızda” dedi.

Ercişlilere söz verdi

CHP’li Umut Oran, 2011 depremi sonrasında 5 kez ziyaret ederek sorunlarını TBMM gündemine taşıdığı Erciş’e dün sürpriz bir ziyaret yaptı. Dün akşam karşılaştığı manzara ve vatandaşların feryadı üzerine “Söz veriyorum bu yaşananları gündeme taşıyacağım” diyerek bugün yazılı açıklama yapan Umut Oran şunları kaydetti:

Evet cephesi çökmüştür

Ercişliler 2010 yılında referandumda yüzde 93,6 oranında evet diyerek bu hükümete, yargının FETÖ’nün emrine verilmesine onay verdi, ardından yaşananlar malum. Ama her şerde bir hayır vardır derler. Sn. Bahçeli bile sonunda bölünme riskini görmüş durumda. Daha önce yüzde 93,6’sı evet demiş Erciş’liler şimdi binpişman, şehirleri terkedilmiş virane bir köye dönüşmüş durumda. Çıkardıkları milletvekilleri bakan yardımcıları var ama Erciş sefalet içerisinde. 2010 yılındaki anayasa referandumda yüzde 93,6 oranında evet diyen Erciş’i önce deprem sonra da AKP vurmuş. Erciş’in hayalet şehire adeta köye dönüşmüş olmasını görünce yüreğim sızladı. Sn. Bahçeli’nin açıklamasının üstüne Erciş’te vatandaşın feryadını görünce diyorum ki 16 Nisan’da evet cephesi çökmüştür, kendi kalelerine bile ihanet etmiş bir anlayış var karşımızda

Konteyner hastane, barakada acil müdahale

Nüfusu, 25 il nüfusundan büyük olan 125. 000 nüfuslu koca şehir enkaz halinde, köye dönmüş. Şehir Hastanesi 9 yıldır tamamlanamadı, sağlık hizmetleri konteynır hastanede veriliyor. Acil servis barakada hizmet veriyor. Şanlıurfa’da sağlık hizmetleri ve hastane nutuğu atanların önce Erciş’e bakıp öyle konuşmaları gerekir

Atatürk heykeli çöplük içinde

Depremden sonra 6,5 yıl geçti şehir merkezindeki yaklaşık 3.000 hasarlı konut halen yıkım bekliyor. Deprem konutlarında TOKİ ayrımcılık yapıyor mağdurlar yerleşemezken 3 bin konuda hak sahibi olmayanları da yerleştirmişler! Deprem konutlarının altyapı sorunu da cabası, kentte su sorunu var ve özellikle yazın kokudan durulmuyor şehirde. Yol, ulaşım ve altyapı sorunu da had safhada. Bu kadar sorunun içinde de şehir merkezindeki Atatürk heykelinin etrafını da tam bir mezbelelik yapmışlar. Kasti olarak Atatürk heykelinin bu şekilde bırakılması yürek sızlatıcı

IMG_5097

Şehir merkezi bile hayalet şehir gibi

Şehir merkezi depremle yıkıldı, iktidar kentsel dönüşüme soktu,7 yıl geçti kent merkezinin ihalesi bile yapılamadı. Yıkılan 250 dükkanın sahipleri geçici olarak yaptıkları derme çatma barakalarda perişan, çok kötü şartlarda esnaflık yapıyor. Şehrin merkezi meydan adeta harabe, hayalet şehir gibi

5 ay çalışan şeker işçileri mezarda emekli olacak

Erciş Şeker 1988’den beri faaliyette ama o zaman 1.200 çalışanı vardı, bugün ise çalışan sayısı 490’a düşürülmüş. Yılda sadece 5 ay çalışıyorlar, dolayısıyla geçici işçi olarak çalışan emekçi mezarda emekliliğe gün toplamaya çalışıyor. 28 yıldır çalışan bir emekçi, ‘yılda sadece 5 ay çalışıyorum 7 ay boş geziyorum ve SGK primim de buna göre yatıyor. Ben ancak mezarda emekliliği hak edeceğim’ diyerek bana dert yandı. Pancar kotası da 60 tondan 20 tona düşmüş.

İŞKUR, AKP’nin arka bahçesi gibi

Seçim öncesi terör bitmiş olmasına rağmen 900 korucu işe alınmış, tam bir seçim rüşveti! İŞKUR, AKP’nin arka bahçesi gibi çalışıyor, işe alınmak için önce parti üyeliğine bakılıyor sonra parti milletvekili ya da Gümrük Bakanı Yardımcısından referans isteniyor. AKP büyük bir baskı ve cadı avı uyguluyor burada. Kaymakam ve belediyeye atanan kayyum AKP ilçe temsilcisinden geri kalmıyor, diğer parti üyelerine büyük baskı uyguluyor. İlçenin resmi protokolüne muhalefetten tek bir kişi bile dahil edilmiyor!

IMG_5090

IMG_5086

IMG_5085

IMG_5091

IMG_5092

IMG_5095

IMG_5096

Umut Oran’dan Suriye sınırından dış politika uyarısı

Image processed by CodeCarvings Piczard ### FREE Community Edition ### on 2014-03-04 19:21:15Z | http://piczard.com | http://codecarvings.com

Image processed by CodeCarvings Piczard ### FREE Community Edition ### on 2014-03-04 19:21:15Z | http://piczard.com | http://codecarvings.com

Hatay’dan uyarıyorum: AKP hükümetini Suriye konusunda uyarıyorum: bulanık suya acele balıklama dalmayın !

Hataylı kardeşlerim, barış için, kardeşlik için, dostluk, komşuluk için ” tek adam rejimine” hayır demeli

Lütfen unutmayın! 1 Hayır 1 vatan kurtarır! 1 Oy 1 Vatan Kurtarır!   

Anadolu’yu karış karış gezen CHP’li Umut Oran, bugün Hatay’a giderek çalışmalarda bulundu. Suriye’deki son durumu değerlendiren Umut Oran, “Hataylı Kardeşlerimi uyarıyorum: Bakın ABD’nin Suriye’ye BM kararı olmadan vurmasına kimler evet dedi? İsrail-Sudi Arabistan-Katar, başka? Barzani-PKK-YPG, başka? Binali bey, Devlet bey! Hataylı kardeşlerime soruyorum: Kim kimlerle beraber? İşte Hataylı kardeşlerim, barış için, kardeşlik için, dostluk, komşuluk için ” tek adam rejimine” hayır demeli” diye konuştu.

Hatay’da CHP PM Üyesi ve Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu ile birlikte çalışma yürüten Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Umut Oran, Erzin ve Dörtyol’da esnaf ve vatandaşların yanı sıra esnaf, sanatkar, ticaret ve sanayi odalarını da ziyaret ettiler. Hatay çalışmalarında açıklamalarda bulunan Umut Oran şöyle konuştu:

Referanduma katılım yükseliyor

Türkiye’nin her anlamda varlığını ve birliğini tehdit eden “tek adam rejimine” karşı “hayırlı mücadelemiz devam ediyor. Yurdun dört bir yanında her partiden yurttaşlarımız hayır oyu yönündeki kararlılığı, tüm anketlerde referanduma katılım oranlarının hızla yükseliyor olması AKP hükümetinin dengesinin bozulmasına sebep oluyor.

Bu sebepten olacak ki Amerikan gemilerinden komşumuz Suriye’ye fırlatılan füzeler AKP hükümeti tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanmış ve ortada uluslararası bir karar olmamasına rağmen “savaş çığırtkanlığı” başlatılmıştır.

Hatay’da sınırdan hükümeti uyardı

Hatay’dan uyarıyorum: AKP hükümetini Suriye konusunda uyarıyorum: bulanık suya acele balıklama dalmayın ! Hataylı Kardeşlerimi uyarıyorum: Bakın ABD’nin Suriye’ye BM kararı olmadan vurmasına kimler evet dedi? İsrail-Sudi Arabistan-Katar, başka? Barzani-PKK-YPG, başka? Binali bey, Devlet bey! Hataylı kardeşlerime soruyorum: Kim kimlerle beraber? İşte Hataylı kardeşlerim, barış için, kardeşlik için, dostluk, komşuluk için ” tek adam rejimine” hayır demeli”

Vekalet Savaşına hayır

Türk Milleti bilmelidir ki Irak’ta ve Suriye’de akan kan Müslümanların kanıdır. Batılı emperyalist güçlerin destekledikleri IŞID, YPG, PKK ve Nusra gibi terör örgütleri tüm insanlığa karşı suç işlemektedirler. Mazlum milletlerin üzerine silahla ve bombayla salınan terör örgütlerinin tamamına hem Türkiye içinde hem de sınırlarımızda müsaade edilmemeli, vekâlet savaşı adı altında emperyalist devletlerin hizmetine girmiş olan bu gruplara karşı Türk devletinin ve komşu devletlerin bütünlüğü savunulmalıdır.

Irak’ın düzmece olduğu kabul edildi

Tıpkı 2003’te düzmece kimyasal silah iddialarıyla Irak’ın işgal edilmesi olayında yaşandığı gibi Suriye’nin toprak bütünlüğünü ortadan kaldıracak ve tüm güney sınırımızda bir PKK devleti kuracak olan her türlü oldu-bittiye karşı bölge devletleriyle işbirliği içinde olmak tarihin ve aklın dayattığı zorunluluklardır.

Amerikan askerleri PKK ile kolkola

Gelinen nokta her anlamda tehlikelidir. Özellikle AKP’nin henüz ispatlanmamış bir kimyasal saldırı iddiaları üzerinden, Amerikan askerlerinin yerine Mehmetçiği gözden çıkarma hevesi asla kabul edilmemelidir. Fırat Kalkanı Operasyonunda net olarak görüldüğü üzere PKK-YPG terör örgütleri Afrin’de Rus’larla, Menbiç’te ve Rakka’da Amerikan askerleriyle kol koladır ve kendilerine sağlanan modern silahlarla beraber IŞID’a karşı savaş adı altında Suriye’nin bütünlüğüne karşı savaşmaktadırlar.

Türkiye’nin bütünlüğü tehlikeye atılıyor

Soğuk Savaş sonrasında Amerikalı stratejistler tarafından hedef tahtasına oturtulan “güçlü ulus devletler”, Irak’ta ve Suriye’de olduğu gibi tehdit altındadır. Bu devletlerin bölünmesine yol açacak herhangi bir projeye ya da operasyona destek vermekse Türkiye’nin bütünlüğünü de tehlikeye atmak demektir. Bu anlamda sorun sadece Irak, Suriye’nin ya da İran’ın sorunu değil emperyalizmin kendisine rakip olarak gördüğü “güçlü ulus devletlerin” tamamıdır. AKP’nin açıklamaları ve “savaş çığırtkanlığı” Türkiye’nin ve bölgenin gerçekleriyle uyuşmadığı gibi milli bir politika da değildir.

Milli Duruş Barzani’ye karşı olmaktır

AKP’nin topluma dayattığı “tek adam rejimi”ne Türk milletinin “hayır” diyeceği açık ve net olarak görüldüğü için AKP, savaşçı bir dil kullanarak ve bunu milli bir dava gibi göstermeye çalışarak toplumu etkilemeye çalışmaktadır. Oysa çok açıktır ki milli duruş Musul’un ve Kerkük’ün bir oldu-bittiyle Barzani’ye teslim edilmesine engel olmakla mümkündür. Milli duruş, Suriye’nin kuzeyinde kurulmak üzere olan PKK devletine karşı mücadeleyle mümkündür. Mehmetçiği Amerikan planları için pazarlık masalarına sürmek milli bir duruş değildir. Türk Milleti, başta medeniyetler şehri Antakya olmak üzere bu savaş çığırtkanlığına hayır demelidir. Bu anlamda 16 Nisan, “savaş naraları” atanlara karşı “güçlü bir hayır” demeyi zorunlu kılmaktadır. Artık AKP’nin iflas etmiş, sürekli sorun yaratan “dış politikasına” ve milletin gerçek sorunlarını öteleyerek kendi kişisel sorunlarına odaklanan siyaset anlayışına “hayır” deme vakti gelmiştir.

Unutmayın, 1 Hayır 1 vatan kurtarır! 1 Oy 1 Vatan Kurtarır!   

16 Nisan’a sayılı gün kala tüm yurttaşlarıma tekrar çağrıda bulunmak istiyorum. 17 Nisan’da Hayır’lı bir sabaha uyanmak için sadece 1 kişiyi ikna etmek yeterlidir. Oy vermeyi düşünmeyen sadece 1 kişinin kolundan tutup onun sandığa gitmesini sağlamak ülkemize yapılacak en büyük iyiliktir. Lütfen unutmayın! 1 Hayır 1 vatan kurtarır! 1 Oy 1 Vatan Kurtarır!

9 Umdenin Yıldönümünde Sivas’tayım

sıvas

“SİVAS’IN MUHSİN YAZICIOĞLU’NA SAHİP ÇIKACAĞINA İNANIYORUM” 

“SEÇİME KATILIM ORANININ YÜKSELMESİ AKP’Yİ ÇILDIRTIYOR!” 

Anadolu’yu karış karış gezerek 16 Nisan’ın sadece bir referandum değil memleket meselesi olduğunu anlatan CHP’li Umut Oran, Mustafa Kemal’in 94 yıl önce bugün açıkladığı 9 Umdeyi (ilkeyi) anımsatarak, “Atatürk, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti tarafından bir program olarak benimsenen 9 ilkeyi bugün açıkladı. Bu bildiriye göre egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Biliyorsunuz 1923’te kurulan Halk Fırkası’nın çekirdeği Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk cemiyetidir. Yani CHP’nin kökeni budur ve daha yola çıkarken attığımız ilk adımın adı egemenliğin tek adamda değil millette olmasıdır. İşte sırf bu nedenle dahi hayır diyoruz” şeklinde konuştu. Bugün Sivas’ta çalışma yürüten Umut Oran, “Sivas’ın Şarkışla’lı Muhsin Yazıcıoğlu’na sahip çıkarak hayırlı bir sonuç için referanduma gideceğini düşünüyorum” dedi. 

Umut Oran, CHP Sivas Milletvekili Ali Akyıldız, CHP Sivas İl Başkanı Ulaş Karasu, eski İl Başkanı Ayhan Yılmaz, CHP Gençlik Kolları eski MYK Üyesi Batur Karasu ve Yüksek Ticaretliler Derneği Ankara Şube Başkanı Davut Özdemir ile birlikte Sivas’ta semt pazarında, 4 Eylül Sanayi sitesinde hayır çalışması yürüttü. Eski milletvekili Ekrem Kangal’ın kardeşi Turan Kangal’ın cenaze törenine de katılan Umut Oran daha sonra geçtiği Sivas İl Başkanlığında düzenlediği basın toplantısında şöyle konuştu: 

9 umdenin yıldönümünde Sivas’tayım 

Tarihi bir günde Sivas’ta sizlerle birlikte olmaktan çok mutluyum. Çünkü 94 yıl önce bugün Mustafa Kemal, TBMM’nin 1. Döneminin bitiminden önce 8 Nisan 1923’te, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti tarafından bir program olarak benimsenen 9 ilkeyi * açıkladı. Bu bildiriye göre egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Biliyorsunuz 9 Eylül 1923’te kurulan Halk Fırkası’nın çekirdeği Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk cemiyetidir. Yani CHP’nin kökeni budur ve daha yola çıkarken attığımız ilk adımın adı egemenliğin tek adamda değil millette olmasıdır. İşte sırf bu nedenle dahi hayır diyoruz. 

16 Nisan da 1919 kadar önemli 

TBMM’nin temellerinin atıldığı tarihi Sivas şehrinde, “Türkiye’nin bölünmesine hayır” demek ve Meclis’in yok edilmesine karşı çıkmak için bugün sizlerle beraberim. Kendimi, 1919 Eylül’ünde Anadolu’nun dört bir yanından Sivas’a gelen kongre delegeleri gibi sorumlu ve heyecanlı hissediyorum. Zira nasıl ki o gün bir milletin kaderi söz konusu olduysa bugün de Türk milletinin kaderi söz konusudur ve 4 Eylül 1919 gibi 16 Nisan 2017 de Türk tarihine geçecek kadar önem arz etmektedir. 

Alperenlere, Ülkücülere teşekkür etti 

İlginçtir ki “tek adam rejimini” savunan AKP dışında bir parti yoktur. Bütün baskılara rağmen AKP sadece MHP’nin meşruluğu tartışmalı Genel Başkanını ve BBP’nin tabanını hiçe sayan Genel Başkanını ikna edebilmiştir fakat her iki partinin tabanları da tepedeki birkaç kişinin kişisel ikbal uğruna aldıkları karara boyun eğmemiş ve milletin birliğinden, Türkiye’nin bütünlüğünden yana tavır almışlardır. Bu anlamda ülkemizin ve milletimizin geleceği için “hayırlı bir Türkiye” diyen tüm Ülkücülere ve Alperenlere teşekkür ediyorum. Tarih, hayır cephesine omuz veren herkesi olduğu gibi onları da “minnetle” anacaktır. 

Sözde anketlere inanmayın 

Türk Milleti ezici bir çoğunlukla Türkiye’nin birliği ve bütünlüğü için “tek adam rejimine hayır” demektedir. Devletin tüm imkânlarını kendi şahsi kampanyalarına hizmet etmek için kullanan AKP’nin elinde kalan tek silah “anket manipülasyonudur”. Birkaç gündür başlatılan ve son güne kadar devam edeceğini tahmin ettiğimiz manipülasyon sürecinde ısmarlamayla hazırlatılan sözde anket sonuçları üzerinden milletimizin morali bozulmaya ve sandığa gitmesi engellenmeye çalışılacaktır. 

Seçime katılım artıyor AKP çıldırıyor 

Çünkü AKP, “tek adam rejiminin” milletten onay almayacağını görmüştür. Özellikle bugüne kadar sandığa gitmeyen seçmenlerin yoğun bir şekilde oy kullanmaya gideceğinin ve hayır oyu vereceğinin anlaşılması üzerine yandaş medyaya manipülasyon görevi verilmiştir. Seçime katılma oranının yükseliyor olması AKP’yi çıldırtmaktadır. Özellikle son Cumhurbaşkanlığı seçiminde sandığa gitmeyen 14 milyon seçmenin büyük bir kısmı Türkiye’nin birliği için sandığa gidecek ve tek adam rejimine hayır diyecektir. Bugün %55’lerde olan hayır oyları katılım oranı %90’ları bulduğu anda %60’lara doğru yükselecektir. Bundan hiç kimsenin şüphesi yoktur. 

O halde bugünün en önemli görevi yandaş medyada yapılmaya başlanan ve yurtseverler arasında moral bozukluğu yaratarak onların sandığa gitmelerine engel olmayı amaçlayan “anket manipülasyonlarına karşı” umudu yeşertmek ve en yakınlarımızdan başlayarak en az 1 kişiyi sandığa gitmeye ikna etmektir. 

Hayırda umut var 

Yılgınlığa, umutsuzluğa yer yoktur. Sivas’a gelene kadar Bursa’dan Erzurum’a, KKTC’den Niğde’ye, Konya’ya kadar yaklaşık 30 ili, ilçelerini, beldelerini ve mahallelerini dolaşmış, yurttaşlarımızla birebir görüşmüş bir siyasetçi olarak söylüyorum. Konya dâhil olmak üzere, Rize dâhil olmak üzere Türkiye’nin herhangi bir yerinde “tüm kalbiyle evet” diyen kimse yoktur. Türk Milleti, “hayırdaki hayrı”, hayırda umut olduğunu görmektedir. CHP’liler, gerçek ülkücüler, Vatan Partililer, Demokrat Partililer, Anaplılar, Demokratik Sol Partililer parti rozetlerini bir tarafa bırakarak Türkiye’nin geleceği için el ele hayırları yükseltmektedir. Ve 16 Nisan’da herkes sandıklara koşacak ve milletin hayrına olan tercihi yapacaktır. Zira bu bir memleket meselesidir! Söz konusu olan vatandır. 

Suriye’yi PKK destekçileri bölüyor 

AKP ve ondan beslenen yandaşlar zevk ve sefa içindeki yaşamlarını korumak için savaş dahil her yolu masaya getirmişlerdir. En son Suriye konusunda “savaş çığırtkanlığı” yapılmaya başlanması Kahraman Mehmetçiğin Amerikan askerlerinin yerine ölüme gönderilmesinden başka bir şey değildir. Mehmetçiğin görevi Türk yurdunu ve Türk milletini korumaktır. Mehmetçik, emperyalizmin hizmetine sokulamaz. AKP’nin ABD’den Suriye için görev talep etmesi utançtır ve tek amacı Türkiye’nin 15 yıldır çözemediği sorunlarını savaş ve şiddet üzerinden perdelemektir. Suriye sınır boyunca kurulmaya çalışılan PKK devletine ses çıkarmayan AKP, PKK’nın en büyük destekçisi olan ülkelerle birlikte Suriye’yi bölmeye çalışmaktadır. Oysa Suriye’nin bölünmesi demek tıpkı Irak’ta olduğu gibi belli grupların otorite sahibi olması demektir. Bu gerçeği görmek istemeyen AKP, dış politikada bir kez daha hata yaparak Türkiye’nin bütünlüğünü tehlikeye atmaktadır. Türkiye olarak savaştan değil barıştan yana olmalıyız. Türkiye AKP döneminde yaptığı hatalardan artık bir ders almalı bulanık suya balıklama atlamamaktan vazgeçerek, acilen sağduyulu, ‘Yurtta Barış Dünyada Barış’ çizgisine geri dönmelidir. 

Ancak ben, Türk Milletinin savaş çığırtkanlarına karşı da en büyük cevabı 16 Nisan’da 80 milyon kere “hayır” diyerek göstereceğine inanıyorum. Emin olun 16 Nisan’da Türkiye’nin bölünmesine ve tek adam rejimine hayır diyenler 17 Nisan sabahı da hayırlı bir Türkiye’nin nasıl büyüdüğünü göreceklerdir. Türkiye’nin vereceği karar da budur.  Ben, Kurtuluşun şehri Sivas’ın da 1919 ruhuyla Türkiye’nin birliğinden yana tavır alıp, tek adam rejimine hayır diyeceğini adım gibi biliyorum. 

Sivas, Muhsin Yazıcıoğlu’na sahip çıkacaktır 

Ayrıca son olarak belirtmeliyim ki Sivas’ın Muhsin Yazıcıoğlu’na sahip çıkacağına da inanıyorum. Kendisiyle farklı siyasi görüşlerden gelsek de MHP’nin başındaki kişiden çok daha farklı ve ulusalcı tavrı olduğunu hepimiz biliyoruz. BBP’nin başındaki kişiye inat Sivas İl Başkanlığı’nın tavrı da takdire şayandır. Bu nedenle Sivas’ın Şarkışla’lı Muhsin Yazıcıoğlu’na sahip çıkarak hayırlı bir sonuç için referanduma gideceğini düşünüyorum. 

KKKTC ve 25 ile gitti 

İstanbul’da sürekli çalışma yürüten Umut Oran, KKTC’nin dışında bugüne kadar 25 ile giderek (Adana, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bolu, Burdur, Bursa, Denizli, Düzce, Erzurum, Isparta, İstanbul, İzmir, Kastamonu, Konya, Malatya, Manisa, Mersin, Niğde, Rize, Sakarya, Sivas, Trabzon, Tekirdağ) #HayırdaUmutVar mesajı veriyor.

AKP’den Çiftçiye Saç Baş Yoldurtacak Proje!

SUDAN

Umut Oran

Basın Açıklaması

26.3.2017

 

AKP’DEN TÜRK ÇİFTÇİSİNE SAÇ BAŞ YOLDURACAK PROJE: 

“SUDAN’DA TARIMA TEŞVİK” 

14 yılda Türkiye’de 3,5 milyon hektar tarım arazisinin yok olmasına göz yuman AKP iktidarı, çiftçinin durumu iyileştirip aracıları ortadan kaldıracak önlemler almak yerine Sudan’da 8 milyon dönüm araziyi kiralayarak ucuz tarım ürünü ithal etmeyi planlaması zihni sinir projesidir! 

AKP’nin TİM’i de kendisine alet ederek geçmişte hazır giyim ve tekstil sektörünün Mısır’a taşınarak orada kuracağı OSB’de üretim yapmasını teşvik eden milli tavırını(!) da unutmamak gerekir. 

Hükümetin, sayıları 6 milyonu bulan Türk vatandaşlarının işsizliğini önlemek için, ülkemizde bulunan 4 milyon Suriyeliyi çalıştıracak işverenleri asgari ücret üzerinden vergiden muaf kılacak bir çılgın projeyi daha yaşama geçirerek “yerli ve milli tavrını” sürdürmesi bizleri şaşırtmayacaktır! 

·       Tahıl, sebze ve süs bitkilerinde işlenen tarım alanlarının 2002 yılında 23,9 milyon hektar olan büyüklüğü, 2016 sonunda 20,4 milyon hektara geriledi.

·       Söz konusu alanlar 14 yılda yüzde 14,5 oranında 3,5 milyon hektar (Yaklaşık 35 milyon dönüm) küçüldü.

·       Diğer meyve, içecek ve baharat bitkileri ile bağ ve zeytinlik gibi uzun ömürlü bitkilerin toplam alanı da dahil edildiğinde işlenen tarım alanları yüzde 10,6 oranında 2.8 milyon hektar küçülerek 26,6 milyon hektardan 23,8 milyon hektara geriledi.

·       Çayır ve meralar da dahil edildiğinde 2002 sonu itibariyle 41,2 milyon hektar olan toplam tarım alanı, yüzde 6,8 küçülmeyle 2016 sonunda 38,4 milyon hektara indi. 

Türkiye’nin tarım alanları (Bin Hektar)

2002

2016

Değ.

 (%)

Tahıllar ve bitkisel ürünler

22.975

19.624

-14,6

-Ekilen

17.935

15.574

-13,2

-Nadas

5.040

4.050

-19,6

Sebze bahçeleri

930

804

-13,5

Süs bitkileri

5

İŞLENEN TARIM ALANI

23.905

20.433

-14,5

Uzun ömürlü bitkiler

2.674

3.329

24,5

UZ.ÖM.B. DAHİL TOPLAM. İŞL. TARIM A.

26.579

23.762

-10,6

Çayır mera

14.617

14.617

0,0

TOPLAM TARIM ALANI

41.196

38.379

-6,8

 (*):Diğer meyveler, içecek ve baharat bitkileri alanı ile bağlar ve zeytinlikler,

 

Dikkat!

          Bin dönüm cinsinden

2002

2016

Değ.

 (%)

Tahıllar ve bitkisel ürünler

229.750

196.240

-14,6

-Ekilen

179.350

155.740

-13,2

-Nadas

50.400

40.500

-19,6

Sebze bahçeleri

9.300

8.040

-13,5

Süs bitkileri

0

50

İŞLENEN TARIM ALANI

239.050

204.330

-14,5

Uzun ömürlü bitkiler

26.740

33.290

24,5

UZ.ÖM.B. DAHİL TOPLAM. İŞL. TARIM A.

265.790

237.620

-10,6

Çayır mera

146.170

146.170

0,0

TOPLAM TARIM ALANI

411.960

383.790

-6,8

1 Hektar = 10 Dekar

1 Dekar  = 1 Dönüm 

TARIM ALANLARI NEDEN KÜÇÜLÜYOR? 

·       Tarım alanlarının kentleşmeye ve sanayi tesislerine dönüştürülmesi, tarım alanlarının azalmasındaki en büyük neden.

·       1. sınıf sulamaya uygun tarım arazileri imara açılarak sanayi ve yerleşim yeri yapıldı.

·       Şehir, ilçe ve beldelerde tarım arazileri imara açıldı, üzerine konutlar yapıldı.

·       Kentsel yapılaşma, kaliteli tarım arazileri üzerinde yoğunlaştı, tarım yapılan alanlar ise daha düşük nitelikli arazilere doğru kaydı. 

·       Sanayinin, çoğunlukla verimli araziler üzerinde kurulması ve çevresindeki şehirleşme, üstün vasıflı tarım arazilerinin niteliklerinin bozulmasına yol açtı.

·       Kentlerde sanayi, turizm gibi ekonomik faaliyetler arazi kullanım biçimini belirlediği için tarım dışı kullanım özellikle Çukurova, Gediz, Menderes, Tarsus ovaları, İzmir, Bursa, Antalya, Mersin, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Trakya gibi verimli tarım arazilerinin bulunduğu yerlerde yoğunlaştı.

·       Şehir planları, ülke tarımının geleceği düşünülerek yapılmadı.

·       Arazilerin bir kısmı kabiliyetlerine uygun kullanılmıyor;

o   verimli bazı tarım arazileri tarım dışı amaçlarla kullanılırken,

o   orman ve mera olarak kullanılması gereken 6 milyon hektar dolayında arazide ise işlemeli tarım yapılıyor. 

TARIM VE GIDA DIŞ TİCARETİ 14 YILDA NEREDEN NEREYE GELDİ? 

·       TÜİK verilerine göre “Tarım, Hayvancılık ve Ormancılık Sektörü” ihracatının 2002’de 1 milyar 754 milyon dolar olan tutarı yüzde 208 artışla 2016’da 5 milyar 398 milyon dolara çıkarken, aynı ürünlerde ithalat yüzde 314 artışla 1 milyar 703 milyon dolardan 7 milyar 42 milyon dolara yükseldi.

·       Söz konusu ürünlerin toplam ihracat içinde 2002’de yüzde 4,9 olan payı 2016’da yüzde 3,3’e düştü. Bu ürünlerin dışalımının toplam ithalattaki payı ise yüzde 3,3’ten yüzde 3,5’e çıktı.  

·       Toplamda küçük bir paya sahip olan balıkçılık ürünlerinde yıllık ihracat 2002-2016 arasında yüzde 705; ithalat ise yüzde 4.569 (46 kat) artış gösterdi.

·       İmalat sanayiinin gıda ürünleri ve içecek ihracatında aynı dönemdeki artış yüzde 327 ile bu ürünlerin ithalatındaki yüzde 290’lık artışın üzerinde gerçekleşti. 

Tarım ve gıda ürünleri dış ticareti (Milyon $)

 

2002

2016

İHRACAT

Toplamda

Payı (%)

İTHALAT

Toplamda

payı (%)

İHRACAT

Toplamda

payı (%)

İTHALAT

Toplamda

payı (%)

Tarım, hayvancılık, ormancılık

1.754,3

4,9

1.702,6

3,3

5.397,5

3,8

7.041,8

3,5

Balıkçılık

51,4

0,1

1,2

0,0

414,0

0,3

56,0

0,0

İmalat (Gıda ürünleri ve içecek)

1.880,7

5,2

1.361,9

2,6

9.913,5

7,0

4.851,8

2,4

TOPLAM TARIM VE GIDA

3.686,4

10,2

3.065,8

5,9

15.725,0

11,0

11.949,6

6,0

TOPLAM

36.059,1

100,0

51.553,8

100,0

142.557,4

100,0

198.610,3

100,0

Kaynak: TÜİK 

2002-2016 tarım ve gıda ürünleri dış ticaretindeki artış (%)

 

İHRACAT

İTHALAT

Tarım, hayvancılık, ormancılık

207,7

313,6

Balıkçılık

705,2

4.568,8

Gıda ürünleri ve içecek (İmalat)

427,1

256,2

TOPLAM TARIM VE GIDA

326,6

289,8

TOPLAM

295,3

285,2

 

·       Tarım, hayvancılık ve ormancılık ürünlerinde ihracatın ithalatı karşılama oranı 2002-2016 döneminde yüzde 103’ten yüzde 76,6’ya geriledi.

·       İmalat sanayii sektörünün alt sektörü olan gıda ürünleri ve içeceklerde ise ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 138’den yüzde 204’e yükseldi. 

İhracat / ithalat (%)

2002

2016

Tarım, hayvancılık, ormancılık

103,0

76,6

Balıkçılık

4.290,2

739,9

Gıda ürünleri ve içecek (İmalat)

138,1

204,3

TOPLAM TARIM VE GIDA

120,2

131,6

TOPLAM

69,9

71,8

 TÜRK TARIMINA BİR DE SUDAN DARBESİ!… 

Yıllardır izlediği politikalarla Türk çiftçisini zor durumda bırakan AKP hükümeti, şimdi yabancı ülkelerde kiralattığı tarım arazilerinde üretilerek iç piyasaya sokulacak ürünlerle en büyük darbeyi indirmeye hazırlanıyor: 

·       Tahıl ülkesi olarak bilinen, dünyaya sebze ve meyve ihraç eden Türkiye, tarihinde ilk kez yabancı bir ülkeden toprak kiralayıp tarımsal ürün üretme kararı aldı.

·       Bu kapsamda 2014 yılında devlet ve özel sektör iş birliğiyle Afrika ülkesi Sudan‘da 792 bin hektar (7 milyon 920 bin dönüm) tarım arazisi 99 yıllığına kiralandı.

·       Sivas büyüklüğündeki devasa tarım arazisinde üretilerek yurda getirilecek ananasmangoavokadopepinojambukanola gibi tropikal meyve ve sebzelerle halkımız bu yabancı ürünleri tüketmeye özendirilecek, ülkemizin tarımda ithalata bağımlılığı artırılacak.

·       Aynı zamanda bu arazide buğdaydomates ve salatalık gibi Türkiye’de zaten yetişen ürünlerin de üretilip Türkiye’ye gönderilmesiyle, yurt içinde üretim yapan küçük çiftçiler ile küçük ve orta boy tarım işletmelerine darbe vurulacak.

·       Sudanlı çiftçilerin üreteceği bu ürünlerin Türkiye’ye gönderilmesiyle iç piyasanın ucuzlatılacağı iddia ediliyor.

·       Hükümet, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün (TİGEM) Sudan’daki arazinin içinde 125 bin dekarlık bir alana “örnek çiftlik” kurarak yapacağı pamuk, soya, ayçiçeği, susam, buğday, mısır, şeker kamışı, bakla, yonca, domates, patlıcan, hıyar ve biber üretimi ile özel sektörü yönlendireceğini söylüyor.

·       Ülkemizin toprağını, çiftçisini bırakıp Sudan’da tarım yapıp Türkiye’ye ucuz ithalat yapmak gerçekten inanılmaz bir zeka (!)

·       Türkiye’de ekilecek toprak mı kalmadı?

·       Hükümet çiftçinin elinden tuttu, onları darboğaza sokmadı da çiftçi mi üretmedi?

·       Türkiye’de enflasyonun tek sebebiymiş gibi gösterilen sebze, meyvede bir pahalılık varsa, bu üreticiden mi kaynaklanıyor?

·       Hükümet tarım ürünlerinin pahalanmasına yol açan asıl faktörün aracılar olduğunu bilmez gibi, arz zincirinde iyileşme sağlamak yerine Türk çiftçisine darbe vuruyor.

·       Tarım ürünlerinde kullanılan girdiler ve vergilerin fiyata etkisini görmeyen hükümet, emeğinin karşılığını alamayan çiftçiyi cezalandırıyor.

·       Hükümet, bu projeyi hataya geçirirse bu, Türk çiftçisi için öldürücü darbe olur! 

KİRALANAN ARAZİ SİVAS BÜYÜKLÜĞÜNDE 

Türkiye’nin Sudan’da kiraladığı 7 milyon 920 bin dönümlük tarımsal arazi;

·       Türkiye’nin en büyük tarımsal alana sahip ili Konya’daki işlenen tarım alanlarının yarısına yakın;

·       Söz konusu arazi; yüzölçümü olarak Türkiye’nin ikinci, tarımsal alan olarak dördüncü ili olan Sivas’ın tarım alanları ile hemen hemen aynı büyüklükte.

·        2016 sonu itibariyle 237,6 milyon dönüm tarımsal alana sahip olan Türkiye’de en büyük tarım arazisi 19.1 milyon dönümle Konya’da bulunuyor. Bu ili 12.1 milyon dönümle Ankara, 11.5 milyon dönümle Şanlıurfa, yaklaşık 8 milyon dönümle Sivas izliyor.

·        Buna göre kiralanan arazi; Türkiye’nin 77 ilinin tarım alanlarından daha büyük bir alan oluşturuyor. 

TARIM ALANI EN BÜYÜK 10 İL

ALAN

(DÖNÜM)

(*)

KONYA 

19.600.279

ANKARA

12.056.242

ŞANLIURFA

11.543.201

SİVAS

7.977.432

YOZGAT

6.056.114

KAYSERİ

5.940.939

DİYARBAKIR

5.894.229

ESKİŞEHİR

5.717.208

ÇORUM

5.342.238

MANİSA

4.931.399

DİĞER İLLER

152.566.443

TÜRKİYE

237.625.724

(*): Çayır, mera hariç. 

HALKA İTHAL GDO’LU SOYA KATKILI EKMEĞİ YEDİRİYORLAR! 

Adana’da bir firma tarafından üretimi yapılan ekmeklerde; ekmeği olduğundan hacimli gösteren ve geç bayatlatan “ekmek katkı maddesi”nden GDO’lu soya çıktı. Üretimi yapan firma Adana’da 100 fırından 80’ine bu ürünü sattığını söylüyor. 

·       Mevzuata göre sadece yem amaçlı olarak ülkemize girebilen, insan gıdası olarak kullanımı yasak olan “GDO’lu soya”nın halkın yediği ekmekte kullanılması, tarım ve gıda ürünlerinde denetimlerin ne kadar önemli olduğunu bize gösteriyor.

·       GDO’lu soyaların yem amaçlı da olsa ülkemize girmesini doğru bulmuyoruz.

·       Tarım Bakanlığı’nın izniyle bütün unlara yüzde 10 katkı maddesi konulabiliyor. Ülkemizde GDO’suz herşeyi yetiştirebilecek imkanlara sahip olduğumuz halde, bu katkı maddelerinin ithalini anlamak mümkün değil!

·       Soyada yalancı östrojen bulunuyor, bu da neredeyse bütün hastalıkların sebebi, bunların başında ise meme kanseri ve kısırlık geliyor. 

·       2016’da en fazla ithalat 1.8 milyar dolarla saman ve kaba yemin de içinde yer aldığı fasılda gerçekleşirken, gıda sanayiinin kalıntı ve döküntülerinden hayvanlar için hazırlanmış kaba yemler faslı 1,3 milyar dolarla üçüncü, hububat ithalatı da 1.2 milyar dolarla dördüncü sırada yer alıyor. Bu veriler insan ve hayvan sağlığının denetimsiz ithal ürünlerle nasıl tehlikeye atıldığını gösteriyor. 

2016’da tarım ve gıda ürünlerinde en fazla ihalat yapılan fasıllar (Bin $)

Yağlı tohum ve meyvalar, muhtelif tane, tohum ve meyvalar, sanayiide ve tıpta kullanılan bitkiler, saman ve kaba yem

1.819.617

Hayvansal ve bitkisel katı ve sıvı yağlar, yemeklik katı yağlar, hayvansal ve bitkisel mumlar

1.753.047

Gıda sanayiinin kalıntı ve döküntüleri, hayvanlar için hazırlanmış kaba yemler

1.326.940

Hububat

1.150.612

Canlı hayvanlar

603.822

Yenilen çeşitli gıda müstahzarları (kahve hülasaları, çay hülasaları, mayalar, soslar, diyet mamaları, vb.)

584.916

Kakao ve kakao müstahzarları

551.468

Yenilen meyveler ve sert kabuklu meyveler

540.768

Yenilen sebzeler ve bazı kök ve yumrular

456.733

Şeker ve şeker mamulleri

257.161

Meşrubat, alkollü içkiler ve sirke

249.463

Kahve, çay, paraguay çayı ve baharat

215.998

Hububat, un, nişasta veya süt müstahzarları, pastacılık ürünleri

206.670

Balıklar, kabuklu hayvanlar, yumuşakçalar ve suda yaşayan diğer omurgasız hayvanlar

174.616

Değirmencilik ürünleri, malt, nişasta, inülin, buğday gluteni

126.395

Süt ürünleri, yumurtalar, tabii bal, diğer yenilebilir hayvansal menşeli ürünler

110.077

Canlı ağaçlar ve diğer bitkiler, yumrular, kökler ve benzerleri, kesme çiçekler ve süs yaprakları

87.253

Sebzeler, meyvalar, sert kabuklu meyvalar ve bitkilerin diğer kısımlarından elde edilen müstahzarlar

78.999

Diğer hayvansal menşeli ürünler (kıl, kemik, boynuz, fildişi, mercan, bağırsak, vb.)

46.823

Lak, sakız, reçine ve diğer bitkisel özsu ve hülasalar

42.599

Etler ve yenilen sakatat

42.001

Örülmeye elverişli bitkisel maddeler, tarifenin başka yerinde belirtilmeyen veya yer almayan bitkisel ürünler

10.910

Et, balık, kabuklu hayvanlar, yumuşakçalar veya diğer su omurgasızlarının müstahzarları

10.796

 

KONYA – HOLLANDA 

·        Hollanda’nın toplam tarım alanı 2 milyon hektar (20 milyon dönüm) ile yaklaşık Konya’nınki kadar ve Türkiye’nin 20’de biri düzeyinde.

·        Hollanda’nın 17 milyonluk nüfusunun yaklaşık yüzde 11’i (yaklaşık 1,9 milyon kişi) kırsal kesimde yaşıyor. Bu da Konya’nın toplam nüfusundan daha az. (Konya 2,2 milyon kişi)

·        Buna karşılık Hollanda 2016 yılında 94 milyar dolarla Türkiye’nin yaklaşık 6 katı tarım ve gıda ürünü ihracatı gerçekleştirdi. 

TARIMDA HOLLANDA BAŞARISININ SIRRI 

Kısacası Hollanda’nın tarımdaki başarısı tesadüf değil;

·        Doğru destekleme politikaları ile yön verilen üretim, pazarlama ve dağıtım ağı sistemi birlikte işliyor.

·        Bu sistemin en önemli ayaklarından biri eğitim ve Ar-Ge çalışmalarının temelinin atıldığı üniversiteler.

·        Hollanda’da üniversitelerin tarımda odaklandığı ana konuların başında, gıda üretimi, gıda tüketim artışı, yaşam alanı, gıda sağlığı ve geçim geliyor. Üniversitelerin gıda üretimi konusunda asıl odak noktası az girdi ile iki katı ürün alarak verimi artırmak. Buna “24’üncü Yüzyıl” tarımı deniyor.

·        Üniversitelerde araştırma amacıyla oluşturulan tarla ve seralar, tarımdaki yeni gelişmeler hakkında bilgi almak isteyen bütün üreticilere açık.

·        Üniversitelerdeki araştırmalar, üretici-devlet-özel sektör ortaklığı ile destekleniyor. Hollandalılar bu iş birliğine, “Başarıyı sağlayan altın üçgen” adını veriyor.

·        Başarının ana unsuru ‘Bir şey üzerine odaklanıp beraber çalışmak’ olarak tanımlanıyor. Bu da sektörü daha güçlü ve ekonomik açıdan daha mücadele edilebilir hale getiriyor.

·        Sınırlı ekim alanları yüzünden en az alandan en yüksek verimi sağlamak için Ar-Ge çalışmalarına yönelen Hollandalılar, seralarda enerji ve su verimliliği üzerine çalışıyor.

·        Doğa dostu üretim yapan seralar, çevre sertifikaları ve vergi avantajları ile destekleniyor.

·        Yeni açılan tüm seralar çevreye duyarlılığı gösteren “yeşil etiket” sertifikasına sahip.

·        Hollanda artık sadece tarımsal ürün değil bu alandaki tecrübe ve teknolojik birikimini de ihraç ediyor.  

Türkiye’nin sahip olduğu toprak ve doğal zenginlikleri aynen Hollanda yönetim mantığıyla işlesek ülkemizin yapabileceklerini bir düşünün!

Basın Açıklaması:

AKPDEN TÜRK ÇİFTÇİSİNE SAÇ BAŞ YOLDURACAK PROJE; sudan (002)

AKP Hükümeti Toplumun Gerisinde Kalmıştır

erken

CHP’li Umut Oran, “bu bir referandum değil memleket meselesi” demek için gittiği Manisa’da, AKP’nin her türlü provokasyonu yapabileceğini ancak bu kez sonuç alamayacaklarını söyledi. Umut Oran, “Çünkü AKP  toplumun gerisine düştü. Milletin önceliği yerine kendi gündeminin önceliğinin peşine düştü. CHP’ye oy vermiş 12.5 milyon seçmenimize seferberlik görev emri, hedefi koymak istiyorum: Herkes 21 günün sonunda daha önce CHP’ye oy vermemiş en az bir kişiyi ikna edip sandığa beraber giderse hayırlı bir Türkiye’yi hep beraber yaratacağız buna eminim” dedi. 

Referandum için çalışma yürüttüğü 16 il olan Manisa’ya sabahleyin gelen Umut Oran, Şehzadeler ilçe örgütünün dayanışma toplantısına katıldı. Daha sonra İl Başkanlığına geçen Umut Oran, burada basın toplantısı düzenledi. CHP Şehzadeler İlçe Başkanı Semih Balaban, CHP Yunus Emre İlçe Başkanı Kubilay Koç, CHP İl Başkan Yardımcısı Reis Öncü, Süleyman Özcan, Bektaş Kılınç, Hatice Gözlet, Yıldız Kılınç, Enver Akgün ile kadın ve gençlik kolları yöneticilerinin katıldığı toplantıda Umut Oran şöyle konuştu: 

BABAOCAĞIMDA OLMAKTAN MUTLUYUM 

Türkiye’nin birliğini korumak ve milletin bekasını riske atanlara “hayır” demek için Anadolu’yu karış karış geziyorum ve bugün baba ocağım Manisa’da olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Ancak bilmelisiniz ki Manisa’daki “hayırlı” havayı görmekten de ayrıca memnunum. Çünkü bu salona gelene kadar karşılaştığım herkes, tıpkı dün Ankara’da, ondan önceki gün Konya’da, daha önceki gün Balıkesir’de ve İstanbul’un tüm ilçelerinde karşılaştığım yurttaşlarımız gibi, Türkiye’nin hayırlı yarınlarının 16 Nisan’da 80 milyon kere “hayır” demekten geçtiğini görmüşler. Gittiğim her yerde “hayır” oylarının açık ara önde olduğunu görüyorum. Ancak geçen 15 yıllık AKP dönemini değerlendirdiğimde ve Türkiye’nin bölünmesine hayır demek için sadece 21 gün kaldığını düşündüğümde tüm yurttaşlarımı uyarma ihtiyacı duyuyorum! 

AKP TOPLUMUN GERİSİNDE KALMIŞTIR 

AKP hükümeti toplumun gerisinde kalmıştır! Toplumun gitmek istediği yerle AKP’nin Türkiye’yi götürmek istediği yer birbirine tamamen zıt noktadadır. Örneğin AKP, varlık fonu örneğinde olduğu gibi tüm kamu mallarını rehin vererek günü kurtarmak isterken Türk milleti, üretim ekonomisine geçerek evlatlarına iş ve aş sağlamayı ve geleceği kurtarmayı istemektedir. AKP, her yere devlet parasıyla “lüks konut” stoklarken Türk milleti evlatlarına “yurt”, evlenmek için başını sokacak bir yuva arayan gençlerine insanca yaşayabilecekleri ev aramaktadır. AKP, sırf iç politikada etkisi olur düşüncesiyle her ülkeyle kavga çıkarmak, sorun yaratmak ve kabadayılık yapmak isterken Türk Milleti ulusal onurunu korumak, diplomasiyle hakkını savunmak, sonuç alınmayacak diklenmeler yerine dik durmak istemektedir. 

AKP MİLLETE AYAK BAĞI OLUYOR 

Hayatın her alanında AKP, toplumun gerisine düşmüştür. AKP anlayışı milletimize ayak bağı olmaktadır. 16 Nisan’da oylanacak olan “tek adam rejimi” de Türk milletinin değil AKP’nin ihtiyaçlarına yöneliktir. Zira referandum paketinin içinde Türkiye’nin birliğine hizmet edecek tek bir harf yoktur. İşsizlik sorununu çözecek, çocuklarımıza aş ve gelecek sağlayacak tek bir madde yoktur. 

AŞAĞIDA PKK DEVLETİ KURULUYOR, AKP DE EYALETİ GETİRİYOR 

Terör örgütlerinin kökünü kazıyacak, millete huzur getirecek tek bir öneri yoktur. Suriye’nin kuzeyinde yani güney sınırımızın tamamında kurulmak üzere olan, Amerika’nın ve Rusya’nın desteklediği “PKK Devletini” engelleyecek tek bir söz, tek bir önlem ve daha kötüsü tek bir niyet yoktur! Ancak AKP’nin önerisinde eyalet kurma yetkisi vardır. AKP’nin önerisinde Meclis’in yani Türk Milletinin iradesinin sınırlanması, Meclis’in sadece şekle indirgenmesi vardır. İşçilerin tüm haklarının “tek bir sözle” ellerinden alınması imkânı, memurların iş güvencesinin “keyfi uygulamalara” terk edilmesi vardır. 

BU KEZ PROVOKASYONLARI SÖKMEYECEK 

Türk Milleti, Edirne’den Hakkâri’ye, Artvin’den Manisa’ya ve Antalya’ya kadar 7 bölge, 4 deniz ve yurtdışında gurbetçilerimizin yaşadığı her ülkede “hayırdan” yana tavır almıştır. Şu ana kadar yayınlanmış ve yayınlanmamış tüm anketlerde sonuç aynıdır. Türk Milleti bölünmeye “hayır” demektedir. “Tek adam rejimine” hayır demektedir. Türkiye’nin eyaletlere bölünmesine ve Suriye’de bir PKK devleti kurulmasına “hayır” demektedir. Bu dakikadan sonra sandıkta kazanamayacaklarını görenler, Türk Milletinin iradesini sakatlamak için türlü hilelere başvurabilirler. Milletimi uyarıyorum: “Her türlü provokasyona ve kumpasa hazır olun!” ama ne yaparlarsa yapsınlar bu kez kazanamayacaklar. Çünkü demin de dediğim gibi AKP toplumun gerisine düştü. Milletin önceliği yerine kendi gündeminin önceliğinin peşine düştü. 

SALDIRILAR DA OLABİLİR 

Bugünden itibaren yandaş kanallarda “düzmece anketler” yayınlanmaya başlanabilir. Önümüzdeki yaklaşık 3 hafta içinde kriz adı altında yabancı bir ülkeyle “kavga” çıkarılabilir. Hatta bu süre zarfında Ergenekon ve Balyoz kumpaslarında olduğu gibi “büyük bir yalan” uydurulup, millet iradesinin tecelli etmesi engellenmek istenebilir. Hatta geçtiğimiz günlerde Sayın Ümit Özdağ’ın işaret ettiği gibi MHP tabanının gerçek temsilcileri olan Sayın Meral Akşener’e, Sayın Ümit Özdağ’a, Sayın Koray Aydın’a ve çok değerli Sinan Oğan’a yönelik yeni saldırılar, girişimler olabilir. 

SEFER-GÖREV HEDEFİ KOYDU 

CHP’ye oy vermiş 12.5 milyon seçmenimize seferberlik görev emri gibi hedef koymak istiyorum: Herkes 21 günün sonunda daha önce CHP’ye oy vermemiş en az bir kişiyi ikna edip sandığa beraber giderse hayırlı bir Türkiye’yi beraber yaratmış olacağız. Ancak 16 Nisan’ın önemine yakışır son sandık açılıp, son hayır oyu da sayılana kadar asla gevşememeli, bir saniye bile rehavete kapılmamalıdır. Bu bizim hem vatanımıza hem de gelecek nesillere olan borcumuzdur. Ben bu bilinçle hareket eden tüm yurttaşlarıma, demokrasiden ve milleten yana tavır alarak “hayırlı bir Türkiye” mücadelesine omuz veren Demokratik Sol Partili, Vatan Partili, Saadet Partili, Büyük Birlik Partili tüm yurttaşlarıma teşekkür ediyorum. Hepsini saygıyla selamlıyorum. 

16 NİSAN MİLAT OLACAKTIR 

Tüm yurttaşlarıma bir kez daha seslenmek istiyorum. 16 Nisan bir milat olacaktır. Türkiye’nin yeniden gerçek sorunlara odaklandığı, işsizliğe, teröre, hukuksuzluklara çare arandığı bir dönem 16 Nisan’da verilecek hayır oylarıyla başlayacaktır. Şu anda Türkiye’ye saldırmaya cesaret eden tüm ülkeler 16 Nisan’da çıkacak olan hayırlı tablodan sonra tek tek geri adım atacaklardır. Türkiye yeniden gücünün farkına varacak kimseye faydası olmayan “tek adam” tartışmalarından kurtulacaktır. Daha iyi bir Türkiye mümkündür! Türkiye’nin geçmişi ve milletimizin kabiliyeti daha güçlü, daha özgür, daha huzurlu ve daha zengin, hayırlı bir Türkiye inşa edecek kadar derindir.

Milletimiz bir kez hayır diyerek 1001 sorunu çözeceğine emin olmalıdır. Yaşanacak olan da bu olacaktır. 

Ekonomi Can Yakıyor, AKP Populizmi Halkı Aldatıyor

umutoran

Umut Oran

Basın Açıklaması

19.3.2017

 

Terör, darbe girişimi, OHAL ile alarm veren turizm, dış ticaret ve doğrudan yabancı sermaye verileri işsizliği patlattı. Ülke borçlarını çevirememe noktasına geldi, yüksek dış kaynak ihtiyacına rağmen, dışarıdan para gelmiyor. OHAL KHK’leri ile kamu bankaları, Şans Oyunları, Milli Piyango, At Yarışları vb. daha birçok kamu varlığı, mantığına aykırı biçimde oluşturulan Varlık Fonu’na devredildi. Yasal denetim mekanizmalarının yetki alanı dışına çıkarılan bu kuruluşların varlıkları,dışarıdan borç bulmak için ipotek gösterilecek. Bir çeşit Düyûn-u Umumiye oluşumu peydahladılar. Borçlarını çeviremezse Türkiye’nin iflas riski var! Bu durum sürdürülemez bir siyasi kriz. Daha iyi bir Türkiye mümkün, Ekonomide rejenarasyona ihtiyaç var. Bu düzen değişecek, ekonomi en öncelikli ve önemli gündem olacak. Daha çok iş daha çok aş ve sosyal barış egemen olacak. Oysa Daha hayırlı bir Türkiye mümkün, bunu da birlikte başaracağız.

TURİZMDE CİDDİ KAN KAYBI!

  • Rejim değişikliğine yönelik anayasa değişiklik paketi dayatması ile siyasi riskin tavan yaptığı 2016 yılında Türkiye’ye gelen turist sayısı ve elde edilen turizm gelirinde dramatik düşüşler yaşandı.
  • Önceki yıla göre turist sayısıyaklaşık % 25 düşerek 41 milyon 617 bin 530 kişiden 31 milyon 365 bin 330’a geriledi. Geçen yıl Türkiye’ye 2015’e göre 10 milyon 252 bin 200 daha az yabancı turist geldi.
  • 2016’da turizm geliri, önceki yıla göre yaklaşık % 30azalarak 31,5 milyar dolardan 22,1 milyar dolara geriledi, turizm gelirinde yıllık bazda 9,4 milyar dolarlık bir kayıp yaşandı.

EN ÇOK TURİST GÖNDEREN 10 ÜLKE

  • Türkiye’ye en çok turist gönderen ülke olan Almanya’dan gelenlerin sayısı geçe yıl % 30 oranında yaklaşık 1 milyon 424 bin kişi azaldı. 2015’te 4 milyon 724 bin 787 olan Alman turist sayısı, 2016’da 3 milyon 300 bin 838’e geriledi.
  • Toplam turist sayısında % 43 pay alan en çok turist gönderen 10 ülkeden gelen turistlerin toplam sayısı geçen yıl % 24,3 oranında 4 milyon 309 bin 22 kişi azalarak 17 milyon 700 bin 335 kişiden, 13 milyon 391 bin 313 kişiye geriledi.
  • En hızlı düşüş ise Rusturist sayısında yaşandı. İlk on ülke arasında yer alan Rusya’dan gelen turistlerin sayısı geçen yıl % 76 azaldı.
  • 2015’te 2 milyon 842 bin 972 kişi ile Türkiye’ye en çok turist gönderen 2. ülke olan Rusya, 2016’da 683 bin 335 turistle 8. sıraya indi.
  • Bu gelişmede, 24 Kasım 2015’te düşürülen Rus uçağı nedeniyle bu ülkeyle bozulan ilişkiler ve uzun süre yaşanan gerilimin 2016 yılına damga vurması etkili oldu.
  • Geçen yıl Ruslardan sonra en hızlı düşüşler; % 56,8’le Avustralyalı, % 55,3’le İtalyan, % 54.9’la Japon, % 53,6 ile İspanyol ve % 50,4’le İsveçli turistlerin sayısında yaşandı.  

KAN KAYBI BU YIL DA SÜRÜYOR

  • Turizmde kan kaybı bu yılın Ocak ayında da devam etti. Avrupa ülkeleri içinde en fazla azalış % 47,7 ile Lüksemburglu turistlerde yaşandı. Bunu % 33,9’la İrlandalı, % 33,6 ile Macar, % 31,9’la Danimarkalı, %31’le Alman, % 30,5’le İzlandalı, % 30,4’le Çek, %29,8’le Finli, % 28’ye Yunan, % 27,6 ile İspanyol turistler izledi.
  • OECD üyesi Avrupa ülkelerinden gelen turistlerin toplam sayısında % 26.9 azalma yaşandı. Toplam yabancı turist sayısı ise yaklaşık % 10 geriledi.  

TURİZME DARBENİN BÜYÜĞÜ YOLDA!…

  • Rejim değişikliği yolunda artan iç siyasi gerilim ve Ortadoğu’daki savaşta izlenen yanlış politikaların yansıması olarak ülkemizde zirve yapan terörün yol açtığı güvenlik kaygıları, dış politikada izlenen yanlış tutumla birçok ülkeyle iplerin gerilmesi, Türk turizmine kan kaybettirmeye devam ediyor.
  • 2016 sonlarında, dünyanın en büyük seyahat acentesi olan Carnival Corporation’ın sahibi olduğu üç şirket birden güvenlik endişeleri nedeniyle 2017 yazındaki rotalarından Türkiye’yi çıkarmıştı.
  • Son günlerde hükümetin, iç mevzuata aykırı olması ve ilgili devletlerin izin vermemesine rağmen, referandumda “evet” kampanyası için korsan yollarla Avrupa ülkelerine girme girişimleri ile yaşanan gerilim ve bozulan diplomatik ilişkiler de turizme olumsuz yansıyor.
  • Bu kapsamda ilişkilerin en fazla gerildiği iki ülkeden Almanya, Türkiye’ye en çok turist gönderen ülke; Hollanda ise geçen yılki 24’lük düşüşe rağmen 7. sırada.
  • Hollanda, Almanya ve sırayla diğer Avrupa ülkelerinden art arda tur, tatil iptalleri geliyor. Bu gelişmeler böyle giderse Türk turizminin bu yıl yeni bir dip yaşayacağını gösteriyor. Avrupa ve dünyada ülkemiz hakkında oluşan negatif algı, bu yıl Türk turizmine çok daha büyük bir darbe indirmeye aday.

YÜKSELEN İŞSİZLİK

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) en son Kasım 2016dönemi itibariyle açıkladığı verilere göre;

  • İşgücüne dahil nüfus son bir yılda 980 bin kişi artarken, bunların net bazda sadece 391 binine istihdam sağlanabildi, iş gücüne katılanların yarıdan fazlası işsiz kaldı.
  • Dar tanımlı (standart) işsiz sayısı, bir yıl önceye göre (Kasım 2015 dönemi) 590 bin kişi artarak 3 milyon 715bin kişi ile tüm zamanların en yüksek düzeyine ulaştı.
  • Dar tanımlı işsizlik oranı Kasım 2015’e göre 1.6 puan artarak % 12,1’eyükseldi. (İşsizliğin % 12,8 olduğu Mart 2010’dan bu yana en yüksek oran)
  • Genç (15-24 yaş) işsizliği önceki yılın aynı dönemine göre 3,5 puan artarak % 22,6’ya  çıktı. Özellikle genç kadın işsizlik oranı 2015’in Kasım dönemine göre 6,9 puan artarak 28,6’ya kadar yükseldi. Tarım dışı işsizlik bir yıl önceye göre 1,9 puan yükselerek % 14,3 oldu. Tarım dışı genç işsizliği ise % 25,4 düzeyine ulaştı. Tarım dışı kadın işsizliği 3,5 puan artarak 20,7’ye yükseldi
  • Ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranı toplamda 0,6 puan artışla % 23,9’a çıktı. Bu oran erkeklerde 0,4 puan artışla % 14,3, kadınlarda 0,9 puan artışla % 33,6 olarak gerçekleşti.

İŞSİZLİĞİN GERÇEK BOYUTLARI

TÜİK’in dar tanımlı işsizlik verileri, buzdağının ucunu gösteriyor. İşsizliğin gerçek boyutları bunun çok ötesinde bulunuyor.

  • Resmi tanıma göre 3 milyon 715 bin kişiolarak açıklanan işsiz sayısında, sadece aktif iş arayan işsizler bazı baz alınıyor. Bu kişilerin 2 milyon 897 bini bir yıldan az, 818 bini ise bir yıldan uzun süredir iş arıyor. Erek işsizlerde % 18 olan bir yıldan fazla süredir iş arayanların oranı, kadın işsizlerde % 28’e ulaşıyor.
  • Bunların dışında, iş bulma umudunu yitirerek iş aramayı bırakmışkadın ve erkek toplam 2 milyon 286 bin işsiz kişi bulunuyor. Bunların da 1 milyon 368 bin kişi ile büyük bölümü kadın…
  • Bu iki sayıyı topladığımızda 6 milyonunüzerinde bir işsiz sayısı ve % 18,1 düzeyinde işsizlik oranı ortaya çıkıyor.
  • Öte yandan TÜİK’in anket yoluyla belirlediği işgücü araştırmasının referans haftasında herhangi bir işte 40 saatten az (bir saat bile olsa) çalışmış olan, mümkün olsa tam zamanlı çalışmak isteyen 507 binkişi de “Zamana bağlı eksik istihdam” tanımına dahil ediliyor (İşsizler ordusuna dahil edilmiyor).
  • Ayrıca, yılın belli döneminde çalışıp diğer zamanlarda işsiz kalan mevsimlik işsizlerin sayısı da Kasım 2016 itibariyle 103 bindüzeyinde bulunuyor.
  • Bu kategorilerdeki işsizleri de eklediğimizde en geniştanımlı işsizler ordusu olarak 6 milyon 611 binsayısına ulaşıyoruz. Buna göre işsizlik oranı da % 20 düzeyinde bulunuyor.  

İŞSİZLER ORDUMUZ 89 ÜLKENİNNÜFUSUNDAN FAZLA

Türkiye’de en geniş tanımla 6 milyon 611 bine ulaşan işsiz sayısı, dünyadaki belli başlı 190 ülkenin 89’unun nüfusundan daha fazla. Ki bu sayıya ülkemizdeki 4 milyona yakın Suriyeli göçmen dahil değil. 

PEKİ İŞSİZLİK NASIL ÖNLENİR?

  • Sadece ekonomik değil aynı zamanda sosyal bir sorun olan işsizlik, ülkemizin bir numaralı ulusal sorunuolmaya devam ediyor. İstihdama katılımı artırmak, işsizliği azaltmak, ülkemizin, uzun yıllardır değişmeyen başlıca gündem maddesi…
  • Bir ekonominin istihdam yaratma becerisi, toplumsal refah ve huzurun güvencesini oluşturur. Nüfus ve işgücündeki artışla orantılı istihdam yaratamayan ülkelerde büyüyen işsizlik, beraberinde yoksullaşmaile birlikte birçok toplumsal, yönetsel, adli, kriminal, kültürel, psikolojik ve etik sorunu beraberinde getiriyor.
  • Ekonominin istihdam yaratma kapasitesi ise sürdürülebilir büyümeyebağlı.
  • Türkiye artan siyasi riskin ekonomiye olumsuz yansımalarının etkisiyle son dönemde yatırımlar ve büyüme hızındaki yavaşlama paralelinde işsizlikte kaygı verici hızlı bir artış yaşanıyor.
  • Açıklanan işgücü verileri, işsizlikte son beş yılın en kötü tablosunu ortaya koyuyor.
  • Artan iş gücünü üretken hale getirerek ekonomik ve sosyal güvenceye bağlamak, işsizliği azaltmak, gelir dağılımını düzeltmek, toplumsal huzuru tesis etmek için ekonomik sürdürülebilir büyümeye ihtiyacımız var.  

HOLLANDA – ALMANYA –TÜRKİYE

  • AKP’nin referandum arifesinde ilişkileri gerdiği iki ülke; Almanya ve Hollanda, uzun yıllardır Türkiye’nin en fazla ticaret yaptığı ülkeler arasında yer alıyor.
  • Almanya, Türkiye’nin toplam ihracatında yaklaşık % 10 payla ilksırada, Hollanda ise 10’uncu sırada bulunuyor.
  • İthalatta ise Almanya % 10’un da üzerindeki payla Çin’in ardından 2’nci; Hollanda ise 20’nci sırada yer alıyor.

ÜÇ ÜLKENİN DIŞ TİCARETİNDE KİM KİMİN İÇİN DAHA ÖNEMLİ!

  • 2016 yılında Almanya, 1 milyar 311,7 milyon dolarlık ihracat, 1 milyar 44 milyon dolarlık ithalat yaptı ve 267,7 milyar dolarla Türkiye’nin toplam ihracatından daha büyük bir dış ticaret fazlasıverdi.
  • Aynı yıl 570 milyar dolarlık ihracata karşılık 513,8 milyar dolar ithalat gerçekleştiren Hollanda 56,3 milyar dolarlık dış ticaret fazlasıelde etti.
  • Türkiye ise 2016’da 142,6 milyar dolarlık ihracata karşılık 198,6 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirdi ve 56 milyar dolarlık dış ticaret açığıverdi.
  • Almanya’nın geçen yıl 2 trilyon 355,7 milyar dolara ulaşan toplam dış ticaret haddi içinde Türkiye ile yaptığı 35,5 milyar dolarlık ticaret (ihracat+ithalat) sadece % 1,5 paya sahip. Buna karşılık Türkiye toplam dış ticaretinin % 10,4’ünü tek başına Almanya ile yapıyor.
  • Hollanda’nın 2016’da 1 trilyon 83,9 milyar dolar olan toplam dış ticareti içinde de Türkiye ile yaptığı 6,6 milyar dolarlık ticaretin payı sadece % 1. Türkiye ise toplam dış ticaretinin % 2’sini bu ülkeyle gerçekleştiriyor.
  • Yüzölçümü Konya kadar olan 17 milyon nüfuslu Hollanda’nın 2016’da yaptığı sadece tarım ihracatı 94 Euro (yaklaşık 100 milyar $) dolar. 80 milyon nüfuslu ve Hollanda’nın 7 katı tarım alanına sahip olan Türkiye’nin aynı yıl yaptığı tarım ihracatı ise yaklaşık 18 milyar dolarla bunun beşte birinden de az.

BİRKAÇ ÖNEMLİ HUSUS…

Ülke olarak ciddi bir ekonomik kriz yaşıyoruz!

Bunun kaynağı; AKP’nin yıllarca uyguladığı yanlış politikalarla meydana çıkan yapısal koşulların üzerine son yıllarda alevlenen tek adamlık hırsı ile Cumhuriyeti yıkıp yerine otoriterlik kurma girişiminin yol açtığı siyasi risklerdir. Ortaya çıkan demokrasi-hukuk açığı ve  ekonomide kriz giderek derinleşecek, aklıselim galip gelmezse çöküş hızlanacaktır!

Dövizdeki oynaklık, gizli faiz artırma operasyonlarına rağmen kontrol edilemiyor, özel sektörde her gün artan iflaslar ve işsizlik bir çığ gibi büyüyerek üzerimize gelecektir!

Ülke borçlarını çevirememe noktasına geldi, yüksek dış kaynak ihtiyacına rağmen, dışarıdan para gelmiyor.

OHAL KHK’leri ile kamu bankaları, Şans Oyunları, Milli Piyango, At Yarışları vb. daha birçok kamu varlığı, mantığına aykırı biçimde oluşturulan Varlık Fonu’na devredildi. Yasal denetim mekanizmalarının yetki alanı dışına çıkarılan bu kuruluşların varlıkları, dışarıdan borç bulmak için ipotek gösterilecek. Bir çeşit Düyûn-u Umumiye oluşumu peydahladılar. Borçlarını çeviremezse Türkiye’nin iflas riski var!

Bu durum sürdürülemez bir siyasi kriz.

Daha iyi bir Türkiye mümkün, Ekonomide rejenarasyona ihtiyaç var

Bu düzen değişecek, ekonomi en öncelikli ve önemli gündem olacak

Daha çok iş daha çok aş ve sosyal barış egemen olacak.

Oysa Daha hayırlı bir Türkiye mümkün, bunu da birlikte başaracağız.

Basın Açıklaması:

AKP POPULİZMİ HALKI ALDATIYOR AMA EKONOMİNİN GERÇEKLERİ CAN YAKIYOR (002)

 

AKP’nin ve Bahçeli’nin Oyununa Gelinmemeli!

Image processed by CodeCarvings Piczard ### FREE Community Edition ### on 2014-03-04 19:21:15Z | http://piczard.com | http://codecarvings.com

CHP’li Umut Oran, tek adamlığı savunamayan AKP elitleri ve yardımcısı Devlet Bahçeli’nin, taktik değiştirerek siyasetteki tartışma ortamını kavga ortamına dönüştürmeye çalıştığı uyarısında bulundu. Umut Oran, “Her partiden Cumhuriyet sevdalısı dostlarımız provokasyonlara, yalan rüzgarlarına, itibar cellatlığına ve aleni saldırılara karşı hazır olmalı, ancak hiçbir şartta AKP’nin ve Bahçeli’nin oyununa gelinmemelidir! Gidişat hayırlıdır! Normal şartlar devam ettiği sürece doğacak olan gün hayırlıdır. Her bir yurtsever en yakınındaki sadece ‘1 kişiyi’ sandığa götürürse ya da ‘hayır demeye ikna ederse’ zafer Türk Milletinin olacaktır. Bu yüzden biraz daha sabır, biraz daha emek, biraz daha dayanışma… Ama hepsinden öte provokasyonlara karşı her zamankinden fazla dikkat!” dedi.

24.Dönem CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, “Hayır” cephesine yönelen ve giderek artan şiddet eylemleri hakkında yazılı bir açıklama yaparak, şunları kaydetti:

AKP ve Yardımcısı Bahçeli kavga stratejisine yöneldi

Vatanın birliği ve milletin bekası için “tek adam rejimine” hayır demesi gerektiğine karar veren Türk Milletinin bu tavrı, AKP’yi ve yardımcısı Sayın Bahçeli’yi strateji değişikliğine sürüklemiştir. Tek adamlığı savunamayan AKP elitleri ve yardımcıları Bahçeli, dünyanın dört bir yanındaki baskıcı odaklar gibi, siyasetin seviyesini düşürerek tartışma ortamını kavga ortamına dönüştürme çabasına girişmişlerdir.

Kaos hevesinin yansımaları

Son günlerde sık sık dile getirilmeye başlanan meşhur “3 koyun meselesi” de, “hayır” diyen partilerin yöneticilerine alenen hakaret edilmesi de Sayın Bahçeli’nin gerçek MHP’lileri hedef göstermesi de aynı kaos hevesinin yansımalarıdır. AKP ve Bahçeli bloğunun planı, talimli oldukları kavga ortamını hayata geçirip toplumu kutuplaştırmak ve böylece reklam/propaganda güçlerini devreye sokarak “hayır” diyen yurtseverleri yenilgiye uğratmaktır.

AKP’nin ve Bahçeli’nin oyununa gelinmemelidir

Türkiye’nin istikbalini, evlatlarımızınsa geleceğini yok etme pahasına “evet” diyen AKP-Bahçeli ittifakının “şiddeti çağrıştıran” beyanlarının, 16 Nisan yaklaştıkça daha da çok artacağı tahmin edilebilir. Her partiden Cumhuriyet sevdalısı dostlarımız provokasyonlara, yalan rüzgârlarına, itibar cellâtlığına ve aleni saldırılara karşı hazır olmalı, ancak hiçbir şartta “AKP’nin ve Bahçeli’nin oyununa gelinmemelidir!”

Biraz daha sabır, emek, dayanışma

Gidişat hayırlıdır! Normal şartlar devam ettiği sürece doğacak olan gün hayırlıdır. Her bir yurtsever en yakınındaki sadece “1 kişiyi” sandığa götürürse ya da “hayır demeye ikna ederse” zafer Türk Milletinin olacaktır. Bu yüzden biraz daha sabır, biraz daha emek, biraz daha dayanışma… Ama hepsinden öte provokasyonlara karşı her zamankinden fazla dikkat! Karanlık odaklar, yandaş maşalar, ruhu karartılmış meczuplar puslu havaları beklemektedir.

Basın Açıklaması:

AKP'nin ve Bahçeli'nin Oyununa Gelinmemeli (002)