Yazılar

CHP’deki kritik MYK öncesinde Umut Oran uyardı

“CHP yönetimi, seçmenin ‘neden CHP’ sorusuna yanıt vererek onu sandığa çekmeli”

 “Süre yetersiz, üye yapımız müsait değil demek ya da herhangi bir gerekçeyle parti üyelerini ve seçmenleri karar alma süreçlerinin dışına itmek, adı ne olursa olsun bir yönüyle ‘tek adamlık’ dayatması olacaktır.” 

“Çanlar muhalefet partileri için çalmaktadır. Vatandaşın uyarısına kulaklarını kapatanları ise tüm hezimetleri gölgede bırakacak bir yıkım beklemektedir. O noktaya gelmemek için bir an evvel ortak aklı hâkim kılacak yollara odaklanmak gerekmektedir.” 

“Yerel Seçim Süreci Ciddiyetten Uzak Ele Alınıyor!”

 ANKARA

Yerel seçimde gösterilecek adayların hangi yöntemle belirleneceğine dair belirsizlik sürerken bugün toplanan CHP MYK öncesinde Umut Oran’dan kritik saptama ve uyarılar geldi. Umut Oran, “Süre yetersiz, üye yapımız müsait değil… diyerek ya da herhangi bir gerekçeyle parti üyelerini ve seçmenleri karar alma süreçlerinin dışına itmek, adı ne olursa olsun bir yönüyle “tek adamlık” dayatması olacaktır” dedi. 24 Haziran’da ve sonrasında partinin yaptığı hatalar nedeniyle seçmenin zaten sandığa gitmeme eğiliminde olduğunu ve bu tepkinin giderek artacağı uyarısında bulunan Umut Oran, “CHP yönetimi, seçmenin ‘neden CHP’ sorusuna yanıt vererek onu sandığa çekmeli. Sürekli seçim kaybederek ulaşılan bu noktada artık çanlar muhalefet partileri için çalmaktadır. Sorumluluk sahibi her bir vatan evladının uyarılarına kulaklarını kapatanları bekleyense “tüm hezimetleri gölgede bırakacak bir yıkım olacaktır.” O noktaya gelmemek için bir an evvel ortak aklı hâkim kılacak yollara odaklanmak gerekmektedir” dedi. 

Umut Oran, konuyla ilgili olarak bugün yaptığı basın açıklamasında şunları kaydetti:

SEÇMENDE DERİN HAYAL KIRIKLIĞI VAR

İktidar karşısında 16 yıldır aralıksız olarak yenilgiye mahkûm olan ve “tek başına iktidar hedefi” koyamayan muhalefet unsurlarının ve özellikle de Cumhuriyet Halk Partisi’nin yaşanan seçimlerden yeterince ders almadığı her geçen gün tekrar tekrar ortaya çıkmaktadır.  Geniş toplum kesimlerinin “yeniden sandığa gitmek” için gerekçeler aradığı, muhalif seçmenlerin derin hayal kırıklıkları yaşadığı ve pek çok insan için “sandığın önemini” kaybettiği bir ortamda “yeni yollar bulması, yeni sözler söylemesi ve umudu yeniden yeşertmesi gereken” ana muhalefet partisinin yaklaşan yerel seçimleri ele alma şekli maalesef kaygıları arttırmaktadır.

SON DAKİKA DAYATMASI OLMASIN

16 Nisan referandumundan hemen sonra 24 Haziran’ı “gerekçe göstererek” özeleştiri mekanizmasını işletmeyen yönetim anlayışı şimdi de “yerel seçimleri” gerekçe göstererek “kurulu düzenin” aynen devam etmesini arzulamaktadır. Bu yanlış tutumun varacağı noktaysa şaşırtıcı değildir: “ilkeleri değil kişileri ya da potansiyel belediye başkan adaylarını tartıştırmak” ve zamanı tüketerek “son dakikada” adayları tabana dayatmak!

Oysa bu yöntem defalarca denenmiştir ve hiçbir sonuç alınamamıştır. Denenmiş yolları “yeniymiş gibi” kitlelere sunmaksa en basitinden “seçmenleri hiç anlamamaktır!”

Şüphe yoktur ki CHP seçmeni, “kurumsal değişim istemektedir, parti içinde demokrasi ve adalet beklemektedir.” Doğal olarak yerel seçimlerde de parti üyelerinin ve seçmenlerin taleplerinin belirleyici olmasını isterken, Genel Merkez’den yollanan listelerle seçimlerin yapılmasınaysa tamamen karşı çıkmaktadır. 

MYK ÜYELERİNİN VE MİLLETVEKİLLERİNİN ADAYLIK AÇIKLAMALARI TABANI KIZDIRIYOR!

Ne yazık ki bugüne kadar liyakati, adaleti ve tabanın iradesini egemen kılacak “bir yöntem” ortaya konamamış ve süreç her türlü “spekülasyona açık” hale getirilmiştir. Yaratılan bu boşluk ortamıysa bir başka büyük yanlışa sebep olmuş ve halen aktif görevlerde bulunan MYK üyeleri ya da milletvekilleri arka arkaya, kendilerini “aday adayı” olarak ilan etmeye başlamışlardır. 24 Haziran’ın üzerinden henüz 3 ay geçmişken ya da MYK üyeliği sorumluluğunu taşımaya devam ederken, arkadaşlarımızın asıl görevlerine odaklanmak yerine konumlarını başka makamlara ulaşmak için kullanmaları “tamamen yanlıştır.” Kendisini “belediye başkanlığına” uygun gören birinin 24 Haziran’da “milletvekili adayı olmaması ve partiye emek vermiş insanların önünü açması bekleneceği gibi”, MYK üyeliği gibi önemli bir konumu işgal eden birinin de “belediye başkanlığını” düşünmeye başladığı anda bu görevinden istifa etmesi gerekir. Hem milletvekili olayım hem de belediye başkan adayı olayım demek “her iki makamı da küçümsemek” anlamına geldiği gibi “parti içi emeği ve liyakati de” hiçe saymak ve “her koltuk sadece bana yakışır” demektir. Görünen odur ki milletvekillerinin ve MYK üyelerinin “bu keyfi tavırları” CHP üyelerini ve milyonlarca seçmeni kızdırmak dışında bir işe yaramamaktadır. 

CHP YÖNETİMİ ADAY BELİRLEME YÖNTEMİNİ DERHAL AÇIKLAMALIDIR

Kendisini sol, sosyal demokrat ya da Atatürkçü olarak tanımlayanların partisi olan CHP, her konuda olduğu gibi, yerel seçimler sürecinde de “en adil, katılımcı, demokratik aday belirleme yöntemini” ortaya koymak zorundadır. CHP’nin “ama AKP’de şöyle, MHP’de böyle” deme şansı olmadığı gibi “Biz AKP’den daha demokratik bir partiyiz” diyerek bir “avunma gerekçesi” yaratma hakkı da yoktur. Zira CHP, kötü olana göre değil “en iyilere göre” kendisini tanımlaması gereken bir partidir. Doğal olarak CHP’nin kendisini kıyaslayacağı partiler de “dünyanın gelişmiş ülkelerinde siyaset yapan partilerdir.” Bu itibarla aday belirleme yöntemi “tüm üyeleri ve hatta tüm seçmenleri” kapsayacak şekilde katılımcı olmalı ve her aşamada adil bir yöntem bulunmalıdır. “Süre yetersiz demek”, “üye yapımız müsait değil demek” ya da “herhangi bir gerekçeyle parti üyelerini ve seçmenleri” karar alma süreçlerinin dışına itmek, adı ne olursa olsun bir yönüyle “tek adamlık” dayatması olacaktır ve her şekilde reddedilmelidir.

Ayrıca;

-İlkesel olarak her türlü “ittifak söylemi” bir kenara bırakılmalı ve bu partinin tek başına iktidar olabileceği vurgulanmalıdır.

-Her seçim öncesinde belli odaklar tarafından gündeme sokulan “ünlü ya da sağcı” aday arayışından artık vazgeçilmelidir. Bu partinin öz evlatlarının da her toplum kesiminden oy alabileceği kabul edilmelidir. Tüm ömrünü partimize adamış olan gençlerin, kadınların ve parti emekçilerinin hakkı yenmemelidir.

-CHP, uzun zamandır terk ettiği bir özelliğini yeniden hatırlayarak geniş toplum kesimlerine “kendi hayallerini, kendi yerel yönetim anlayışını ve kendi özgün hedeflerini” anlatmalıdır. AKP’ye “laf yetiştirme” yanlışına bir kez daha saplanılmamalı ve takipçi pozisyonu artık terkedilmelidir. 

ÇANLAR MUHALEFET PARTİLERİ İÇİN ÇALIYOR!

Diğer bir deyişle hayatın kurallarıyla siyasetin kuralları hemen her noktada kesişmektedir. Aynı şeyi yapanlar aynı sonucu alacağına göre “yeni bir şey yapması gereken” de iktidar bloğu değil muhalefet partileridir. CHP başta olmak üzere tüm muhalefet partileri ya bir yol bulacaklar ya da yavaş yavaş tüm iddialarını kaybedeceklerdir. Sürekli seçim kaybederek ulaşılan bu noktada “çanlar muhalefet partileri için çalmaktadır.” Sorumluluk sahibi her bir vatan evladının uyarılarına kulaklarını kapatanları bekleyense “tüm hezimetleri gölgede bırakacak bir yıkım olacaktır.” O noktaya gelmemek için bir an evvel ortak aklı hâkim kılacak yollara odaklanmak gerekmektedir. Ne mutlu ki Türk milleti her şeye rağmen hâlâ direnmektedir.

Basın Açıklaması:

Yerel Seçim Süreci Ciddiyetten Uzak Ele Alınıyor

İktidar Partisine Benzeyerek İktidar Olunmaz!

Umut Oran

Basın Açıklaması

24.5.2018

Siyasetin değişmez kuralıdır: Her parti “iktidar” olmak için kurulur ve iktidar olamadığı her zaman biriminde “sürekli bir arayış” içinde bulunarak “kuruluş hedeflerini” gerçekleştirmeye çalışır. Bu durum, on milyonlarca oy alan partiler için geçerli olduğu kadar birkaç bin kişinin oyunu alan partiler için de geçerlidir. İsimler değişir, oy oranları değişir ama “iktidar arayışı” asla değişmez.

Türkiye’de de durum farklı değildir. Özellikle “rejim tartışmalarının” aralıksız cereyan ettiği bir atmosferde, muhalefet unsurları için “iktidarı hedeflemek” aynı zamanda varlık-yokluk mücadelesinde “ben de varım ve yok olmayacağım” demek anlamına gelecektir. Ancak iktidarlar da asla boş durmayacaklardır. Ellerindeki her türlü araçla “kendilerinin mutlak iktidar” olduğunu ve ne yapılırsa yapılsın diğer partilerin “iktidar” olamayacağını söyleyeceklerdir.

Aslında bu durum iktidarın ana propagandasıdır ve herkesin “çıkış yok” ortak paydasında birleşerek “itaat etmesini” sağlama amacına yöneliktir. “Umuttan” bahseden herkese vebalı muamelesi yapılması, “başarabiliriz” diyen herkesin ötekileştirilmesi ve “alternatif yollar” önerenlerin hızla siyaset sahnesinden “sürülmesi” iktidar bloğunun ilk hedefi haline gelir. Böylece her türlü muhalif meydan okuma, daha düşünce aşamasındayken yok edilir ve iktidarın iktidar olma hali sürekli kılınmış olur.

Ne yazık ki belli dönemlerde muhalefet partilerinin “yönetici elitleri de” iktidarın söylemlerine kendilerini kaptırabilirler. Ne yapılırsa yapılsın asla iktidar olunamayacağına dair yüzlerce gerekçe üretmeye başlayanlar işte böyle ortamlarda görülür. “İktidar, devlet imkanlarını kullanıyor! Onlar, dini siyasete alet ediyor! Siyasette harcayacak çok paraları var!” gibi yüzlerce cümleyle konuşma alışkanlığına erişen muhalefet unsurlarının bir sonraki durağı “onlara benzemezsek oy alamayız” fikrine kadar ulaşır. Bu dönemin tipik uygulamasıysa “karşı mahalleden kamyonla transfer yapıp, paraşütle en üst makamlara getirip icap ederse kadın kontenjanlarına bile ‘bıyıklıları’ doldurmaktır.” Partiye, partililere ve seçmenlere “iktidar bloğunun ağzıyla” yaklaşmak da aynı dönemde görülür. “Tıpış tıpış” talimatlarıyla parti yönetmeye soyunmak, her toplantıda “parmak sallamak”, partiye gönül vermiş olanları “kapının önüne koymakla” tehdit etmek de “iktidardaki partiye benzeyerek iktidar olabileceğini” düşünme hastalığının sonuçlarıdır. Benzer şekilde muhalefet bloğunun herhangi bir konuda yükselen itirazlara cevaben dile getirdiği “partimize zarar vermeyin”, “şimdi konuşmanın zamanı değil”, “basın önünde partiyi tartıştırmayın” sözleriyle iktidarın her türlü hukuksuzluğu yapıp “ülkemizi yurtdışında zor durumda bırakmayın”, “sakın hükümeti eleştirmeyin” sözleri arasında bir fark yoktur. Her iki söz grubunun da temel amacı: seçmenlerin partilerine ya da ülkelerine olan sevgilerini “sömürmek” ve onları “sonsuz sessizliğe” gömmektir.

Çelişki odur ki “iktidara benzeyerek iktidar olan bir siyasi parti” dünya tarihinde yoktur! Birbirinin tamamen aynı olan 2 üründen birinin diğeriyle değiştirilmesi mantıksız olduğuna göre iktidara “tıpatıp” benzeyerek iktidar olunabileceğini düşünmek de mantıksızdır. Öyleyse aslında ortada olan şey “iktidar olmak arzusu değil” sadece iktidarın gücü karşısında “direnmekten vazgeçmektir.” Geriye kalan her şey de bu vazgeçişin ifadesi olmak dışında bir anlam ifade etmeyecektir.

İktidara benzemeye çalışarak, aslında iktidar olmaktan vazgeçen muhalefet partilerinde sıkça görülen bir diğer davranış şekliyse “her koşulda ötekini suçlamaktır.” Örneğin, “hiçbir objektif kriter göstermeden milletvekili, belediye başkanı ya da belediye meclis üyesi belirlerken” söylenen “siyaset sadece unvanla yapılmaz”, “bu bir bayrak yarışı”, “parlamento dışında da çalışılabilir” gibi cümleler monolog tadında tekrarlanır. Ancak bu sözleri edenlerin “neden sürekli unvanla” siyaset yaptıkları, “neden kendilerinin ellerindeki bayrağı hiçbir zaman başkasına vermedikleri”, “neden kendilerinin sürekli parlamentoda oldukları” gibi sorulara asla cevap verilmez. Çünkü gücü elinde bulunduranlar için önemli olan “gücü korumaya” devam etmektir ve koltuklarını kaybetmemek için yapamayacakları şey yoktur.

Ancak görüleceği üzere tüm bu iktidarı taklit etme sürecinde siyasi partilerin ana hedefi olan “iktidara gelmek” amacına yönelik hiçbir adım bulunmamaktadır. Zaten böylesi bir yaklaşımın ulaşabileceği en üst seviye de Bahçeli örneğinde olduğu gibi, iktidar bloğuna “yamanmaktır.”

Mensubu olmaktan büyük onur duyduğum ve kimsenin benden koparamayacağı partimin, üst yönetiminde de ne yazık ki, “iktidara benzeyerek iktidar olunabileceği” fikri egemen görünmektedir. Tüm hayatlarını CHP karşıtı siyaset odaklarında geçirmiş “tescilli sağcıların” ısrarla “milletvekili” yapılmaya çalışılması bile başlı başına bu bakışın işaretidir. Sadece bu ısrar bile “ben iktidar olmak istemiyorum” demenin bir başka yoludur.

Bu yaklaşımın doğal sonucu olarak, 16 yıllık otoriter iktidar deneyimine rağmen CHP üst yönetimi bir türlü “özeleştiri” yaparak “iktidar hedefini” ortaya koymamıştır. İktidar olma arzusunu dile getiren herkese karşıysa kibir diliyle karşılık verilmektedir. Örneğin YSK seçim takviminde adaylarını “önseçimle” belirleyecek partiler için tarihler verilmesine rağmen “CHP üst yönetimi” “zamansızlığı” bahane ederek tüm kararları “sübjektif şekilde kendileri almıştır.” Üstelik bugün geriye dönüp bakıldığında, ortada henüz erken baskın seçim yok iken aceleyle tüzük kurultayı toplanması ve ittifak yapılırsa önseçim uygulanmayacağı değişikliğindeki ısrar çok daha manidar görünmektedir!

Evet, “Siyaset sadece unvanla yapılmaz!” bu ifade doğrudur ancak “inanılır olması için bu sözleri söyleyenlerin de tüm kararlarını “unvana göre değil”, “ilkelere göre” almış olmaları beklenir. Bu durumda bana düşen görev elbette kişileri tartışmak ya da ‘o neden oldu, bu neden olmadı’ demek değildir. Zira ilkelerin olmadığı, iktidar hedefinin bulunmadığı, sadece iktidara benzeyerek yol alınabileceğinin kabul gördüğü bir iklimde kim aday gösterilirse bir diğerine “haksızlık” yapılmış olacağını teorik olarak kabul edebilirim. Ancak CHP üst yönetiminin herkesi aynı torbaya koyarak ve kibir diliyle Cumhuriyet Halk Partilileri yaftalamalarına izin veremem.

Bu itibarla kendileri için “dikensiz gül bahçesi” yaratma hevesi içinde olduğunu gördüğüm CHP üst yönetiminin partimi kamuoyu önünde “şahıslar üzerinden tartıştırmasını” doğru bulmadığımın da bilinmesini istiyorum. CHP üst yönetiminin bu tavırla aslında en çok Cumhurbaşkanı adayımıza ve Cumhuriyetçilere zarar verdiğini düşünüyorum. Bu noktada tüm aday tartışmalarını aşmak ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine odaklanmak için, iktidar vizyonundan uzak gördüğüm parti üst yönetimine dair eleştirilerimi 24 Haziran sonrasına ertelediğimi ve kısır ‘sen-ben’ tartışmalarının içinde olmayacağımı ilan ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisini, iktidar partisine benzeterek ve sürekli seçim kaybederek yönetebileceğini sananlar varsa hangi unvana sahip olursa olsun yanılmaktadır. Hiç kimse, Anadolu’nun ve Rumeli’nin dağlarında, kanla ve gözyaşıyla kurulan Cumhuriyet Halk Partisinden daha büyük değildir! Bu partiye hiçbir karşılık beklemeden tüm ömrünü veren on milyonlarca insanı yok sayan, partide görev almak isteyen adaylarla görüşmeye bile tenezzül etmeyen, Genel Merkez kapılarını fedakâr Cumhuriyet Halk Partililerin suratına kapatanlarla demokratik zeminde mücadele etmek boynumun borcudur. 

O halde, tüm Cumhuriyet Halk Partililere açık çağrımdır: Bize yakışan, Cumhurbaşkanı adayımız ve gözbebeğimiz Cumhuriyet Halk Partisi için “seferberlik ruhuyla” çalışmaktır! “Dikensiz gül bahçesi!” isteyenlerle mücadele günü zaten gelecektir. İşte o gün; haksızlığa uğrayan gençlerle, kadınlarla ve her toplum kesiminden Cumhuriyet sevdalısıyla ele ele vereceğiz. Ve asla şüphe duymayın: Bu adaletsiz düzeni mutlaka değiştireceğiz!