Yazılar

9 Temmuz Bir Son Değil Yepyeni Bir Başlangıç Olmalı!

“Tüm yurttaşlarımı yeni bir başlangıç yapmak için Maltepe’ye davet ediyorum.” 

“Mitingde somut bir yol önerilmeli, heyecan yeni hedeflere yöneltilmeli” 

“Turnusol kağıdına dönüşen bu yürüyüş yarın daha büyük bir ortak hedefe yöneltilmeli, cumhuriyetçilerin beklentilerine umut olmalı” 

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran CHP’nin Adalet Yürüyüşünün ardından yarın Maltepe’de yapılacak mitingin sıradan bir toplantı değil, son 15 yılda yükselen gericiliğe, umutsuzluğa, açlığa, yoksulluğa ve tüm haksızlıklara karşı “somut bir yol önermesi” ve yükselen heyecanı “daha adil, özgür, demokratik ve zengin bir ülke” yaratmak için doğru hedeflere yöneltmesi gerektiğini belirtti. Umut Oran, “Ben; tüm kalbimle, bugüne kadar şanla ve şerefle devam eden ve turnusol kağıdına dönüşen bu yürüyüşün 9 Temmuz’da daha büyük bir ortak hedefe kanalize edileceğine ve beklenti içindeki Cumhuriyetçilere umut vereceğine inanıyorum. Bu bağlamda Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği geleceğe yürüme kararlılığında olan tüm yurttaşlarımı, yeni bir başlangıç yapmak için 9 Temmuz’da Maltepe’ye davet ediyorum” dedi. 

CHP’li Umut Oran konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:

Adaletin, hukukun, demokrasinin ve özgürlüklerin ayaklar altına alındığı, mühürsüz oy pusulalarıyla millet iradesinin çalındığı bir dönemde başlatılan “Adalet Yürüyüşü” Maltepe aşamasına ulaşmış bulunmaktadır.

Yolun her santimine inancını koyan on binler 

Yurdun dört biryanından yürüyüşe katılan ve 450 kilometrelik yolun her bir santimine inancını koyan on binlerce kararlı yurttaşımızı karşılamak için, benimle birlikte, milyonlarca adalet savunusunun Maltepe’de olacağına eminim. Ancak şunu da biliyorum ki; Maltepe’ye gelme imkânı olmasa da ataması yapılmadığı için acı çeken öğretmenler de çalınan ÖSYM sınav soruları sebebiyle ya da iktidar bloğundan bir torpil bulamadıkları için işsizliğe ve açlığa mahkûm edilen gençler de kahkahasına bile tahammül edilemeyen kadınlar da karın tokluğuna günde 10-12 saat çalıştırılan işçiler, emekçiler, köylüler de televizyonları başından da olsa miting alanına katılacaklardır… 

Somut bir yol önerilmeli 

Bu anlamda 9 Temmuz; sıradan bir miting olmanın ötesinde, özellikle son 15 yılda yükselen gericiliğe, umutsuzluğa, açlığa, yoksulluğa ve tüm haksızlıklara karşı “somut bir yol önermeli” ve yükselen heyecanı “daha adil, özgür, demokratik ve zengin bir ülke” yaratmak için doğru hedeflere yöneltmelidir.

Türkiye’nin bunca adaletsizlikle ilerlemesi mümkün olmadığı gibi, Ankara’dan İstanbul’a kadar yüzlerce kilometre yüründükten sonra adalet arayışını somut bir hedef olmadan bitirmek de mümkün değildir. 

Bundan sonra da gündemi izlemek yerine gündem olunmalı 

Her anlamda milat olması gereken 9 Temmuz, aynı zamanda hem Cumhuriyet Halk Partisi hem de tüm Türkiye için yepyeni bir anlayışın hâkim olacağı ilk adım olmalıdır. İktidar bloğunun dayattığı gündeme rağmen var olunabileceği, yandaş medyanın gücüne rağmen tüm topluma mesaj verilebileceği görüldüğüne göre bundan sonraki süreçte iktidarın gündemini takip eden siyaset anlayışına asla dönülmemelidir.  

Yürüyüş birleştirici oldu 

Yürüyüşün birleştiriciliği göz önüne alındığında ortak hedefe yürüyen bir kitlenin iç kavgalardan nasıl uzaklaştığı yaşanarak tespit edildiğine göre bugüne kadar ortaya çıkan her türlü iç kargaşanın bir sebebinin de “doğru bir ortak hedefin tayin edilememesi” olduğu tespiti yapılarak en azından bundan sonrası için doğru stratejik hedefler ortaya konmalıdır. 

Partiden başlayarak yenilikçi sistem inşa edilmeli 

Aynı bakış açısının bir gerekliliği olarak başta CHP olmak üzere tüm kurumlarda ve doğal olarak devlet organizasyonunda köklü değişiklikler yapılmak zorundadır. Artık bıçak kemiğe dayandığına ve adalete ulaşılabilecek tüm mekanizmalar çöktüğüne göre bugüne kadar yapılan her şey de denenen her yol da söylenen her eski söz de geçmişe ait görülmeli ve net bir özeleştiri yapılarak tamamı terk edilmelidir. Bunların yerineyse önce kendi partimizden başlamak üzere adaletin egemen olacağı yenilikçi, ilerici ve kurumsallaşmış bir sistem inşa edilmelidir. 

Büyük değişimin ilk adımı 

9 Temmuz; aynı zamanda tüm muhalefet unsurları için organizasyon kabiliyetini test etme günü olarak da görülmelidir. Her sorun büyük bir ciddiyetle ve ortak akıl referans alınarak çözülmeli, kişisel karar alma ve uygulama alışkanlığı yerine her alanda kurullar öne çıkarılmalıdır.

9 Temmuz; aynı zamanda büyük bir “netleşme ve berraklaşma” imkânı sunmalıdır. “Acaba ne derler?” diye düşünme alışkanlığı terk edilerek nasıl bir Türkiye hayaline inanılıyorsa tüm dünyaya ilan edilmelidir. Bu netleşme, korkulanın aksine kitlesel bir daralmayla değil genişlemeyle sonuçlanacaktır.

Görüleceği üzere 9 Temmuz, sadece 25 gündür yürünen bir yolun sonu değil milyonlarca insanın beklediği büyük değişimin ilk adımı olarak kodlandığı zaman anlam ifade edecek ve umutlar tazelenecektir. 

Ülkeyi yeniden muasır medeniyet rotasına sokma borcumuz var 

Muhalefet unsurlarının ve Türkiye’nin ihtiyacı budur. Gezi Direnişinden, onlarca seçimden ve referandumdan sonra yapılan hataların tekrarlanma lüksü yoktur. Zira Cumhuriyetçi kitlelerin bir kez daha “başları önde” evlerine dönmeye tahammülleri kalmamıştır.

CHP üst yönetimi başta olmak üzere, unvan ve makam sahibi her bir Cumhuriyet sevdalısının on yıllardır bedel ödeyen Türk milletine karşı büyük bir borcu bulunmaktadır. Bu borç; Türkiye’yi yeniden Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği muasır medeniyet rotasına sokmaktır. Akıl ve bilimden başka rehberimiz yoktur. Türk milleti, tıpkı Ergenekon’da olduğu gibi tüm engelleri aşarak kutlu bir yükselişe başlamak için hazırdır. 

Herkesi yeni başlangıç için Maltepe’ye davet ediyorum

İnancım odur ki herkes durumun ciddiyetinin ve görevinin farkındadır. Ben; tüm kalbimle, bugüne kadar şanla ve şerefle devam eden ve turnusol kağıdına dönüşen yürüyüşün 9 Temmuz’da daha büyük bir ortak hedefe kanalize edileceğine ve beklenti içindeki Cumhuriyetçilere umut vereceğine inanıyorum. Bu bağlamda Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği geleceğe yürüme kararlılığında olan tüm yurttaşlarımı, yeni bir başlangıç yapmak için 9 Temmuz’da Maltepe’ye davet ediyorum.

Luis Ayala, yarın Adalet Yürüyüşüne katılacak

Tüm dünyadan 140’a yakın ülke, parti ve organizasyonun üyesi olduğu Sosyalist Enternasyonal adına Genel Sekreteri Luis Ayala yarın Türkiye’ye gelerek Adalet Yürüyüşüne katılacak. Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Umut Oran yazılı açıklama yaparak Adalet Yürüyüşünün yarınki etabına Ayala ile birlikte katılacaklarını, perşembe günü de yazarları tutuklu olan Cumhuriyet ve Sözcü gazetesini ziyaret edeceklerini bildirdi.

Luis Ayala, Türkiye’den perşembe akşamı ayrılacak.

Adalet Yürüyüşü’ne Enternasyonal destek geldi

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Umut Oran’ın girişimi üzerine Sosyalist Enternasyonal, CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasını kınayan ve Adalet Yürüyüşü’ne destek veren bir bildiri yayınladı.

Umut Oran, SE Genel Sekreteri Ayala ile birlikte bu hafta içerisinde Adalet Yürüyüşüne katılacaklarını da açıkladı.

CHP’li Umut Oran yazılı açıklama yaparak girişimi üzerine “Sosyalist Enternasyonal, Muhalefet Partisi Milletvekili Enis Berberoğlu’nun Cezalandırılmasını Protesto Etmektedir!” başlıklı bildiri yayınlandığını duyurdu.

Ayala da Adalet Yürüyüşüne katılacak

Umut Oran, SE Genel Sekreteri Luis Ayala ile birlikte Adalet Yürüyüşüne bu hafta içinde katılacaklarını da bildirdi. Enternasyonal’in, Berberoğlu’nun tutuklanmasını protesto eden ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı Adalet yürüyüşüne katılanlarla omuz omuza olduğu mesajını içeren bildirisi şöyle:

Sosyalist Enternasyonal, üye partimiz CHP’nin milletvekillerinden Enis Berberoğlu’nun, Türk istihbarat teşkilatı MİT tarafından gizlice Suriye’ye gönderilen silahlarla ilgili bilgileri açığa çıkarma iddiasıyla cezalandırılmasını ve tutuklanmasını şiddetle kınamaktadır.

Omuz omuza dayanışma

Organizasyonumuz, Erdoğan rejimi tarafından muhalefeti susturmak amacıyla yapılan bu son hamleyi büyük bir üzüntüyle karşıladığı gibi Türkiye’deki üyelerimizle dayanışma halinde olduğumuzu ve onları her anlamda desteklediğimizi bir kez daha teyit etmektedir. Sosyalist Enternasyonal, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile ve onunla birlikte adalet talebiyle Ankara’dan İstanbul’a bir protesto yürüyüşü gerçekleştiren muhalefet mensuplarıyla omuz omuza dayanışma içindedir.

Sosyalist Enternasyonal, geçen Temmuz ayında başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişiminin ardından başlayan ve yaygınlaşan yasaklamaların Türkiye’de hak ve özgürlüklere ciddi olarak zarar vermesinden büyük endişe duymakta; adaletsizlik ve yılgınlık yaratan eylemlere, ifade özgürlüğünün önündeki engellere, yasama dokunulmazlığının ve bağımsız bir yargının olmamasına karşı tepkisini ortaya koymaktadır. Bu anlamda tüm yetkilileri yurttaşların haklarına tam olarak saygı duymaya, tutuklu milletvekillerini ve onlarla beraber, siyasi sebeplerden dolayı, haksız yere tutulan tüm diğer vatandaşları serbest bırakmaya çağırıyoruz.

Adalet istiyorum bu dava artık bitmeli !

uo-foto

AKŞAM VE GÜNEŞ GAZETELERİNİN YALAN HABERİ İÇİN 2 BİLİRKİŞİ RAPORU DAHA MAHKEMEYE SUNULDU 

“BUGÜNE KADAR TWİTTER DAHA HİÇ HACKLENMEDİ, SİBER GÜVENLİK AĞI HİÇ KIRILAMADI. BİRAN İÇİN VARSAYALIM Kİ KIRILSIN, KIRILAN TWİTTER AĞINDA YÜZBİNLERCE SERVER VAR, FARKLI KİŞİLERİN BU YAZILARA ULAŞMASI, TEKNİK OLARAK İMKANSIZ VE BİR MUCİZE” 

UMUT ORAN: AKŞAM  VE GÜNEŞ GAZETELERİ YALAN HABERLER İÇİN 8 AYRI TAZMİNAT ÖDEDİLER AMA AÇTIĞIMIZ CEZA DAVASI HALEN SÜRÜYOR! 

ADALET İSTİYORUM BU DAVA ARTIK BİTMELİ 

ÇAMUR AT İZİ KALSIN DEVRİ KAPANMALI 

BÖYLE YALAN HABER, İFTİRA VE KUMPASA KİMSE CESARET EDEMEMELİ

İSTANBUL

Akşam ve Güneş gazetelerinin Şubat 2015’te günlerce süren yalan haberleriyle CHP’li Umut Oran’a basın yoluyla hakaret ettiği gerekçesiyle Akşam gazetesi yöneticisine açılan ceza davasına bugün öğleden sonra Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesinde devam edilecek. Umut Oran, “Adalet istiyorum, suçlular artık cezalarını çekmeli. Yazılan haberin tamamen karalama ve iftira olduğu, twitter’dan gelen yazı ve hazırlanan 3 ayrı bilirkişi raporuyla kanıtlanmış olan bu dava artık bitmeli” dedi. Avukat Turgut Kazan da mahkemeye sunduğu dilekçe ile Akşam ve Güneş in yalan haberine kaynak gösterilen twitter sayfalarının gerçeğe aykırı ve sahte olduğuna ilişkin çok vahim saptamaların yer aldığı iki yeni uzman raporunu daha mahkemeye sunarak, sanığa yöneltilen iftira suçunun artık fazlasıyla kanıtlandığını belirterek, yargılamanın bitirilmesini talep etti. 

ADALET İSTİYORUM ARTIK DAVA BİTMELİ

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, öğleden sonra gerçekleşecek duruşma öncesinde kısa bir açıklama yaparak şunları kaydetti:

“Yazılan haberin tamamen karalama ve iftira olduğu, twitter’dan gelen yazı ve hazırlanan 3 ayrı bilirkişi raporuyla kanıtlanmış olan bu dava artık bitmeli ve yalana haberi yapan Akşam gazetesi yöneticileri cezalandırılmalıdır. Bu karalama ve iftiralar iktidar partisi milletvekiline yapılsaydı hukuk bu şekilde mi işlerdi? Adalet istiyorum, suçluların cezalarını çekmeli. Basın özgürlüğüne saygılıyım, ama basının siyasi tetikçi olarak kullanılmasını ve anayasal düzene, parlamentoya, anamuhalefet partisine algı operasyonu yapmasına karşıyım. Bu bir skandal ve bir suç cezasını çekmeli.”

Turgut Kazan da dava konusu habere kaynak gösterilen twitter sayfalarının gerçeğe aykırı ve sahte olduğuna ilişkin iki yeni uzman raporunu daha mahkemeye sunarak, sanığa yöneltilen iftira suçunun artık fazlasıyla kanıtlandığını belirterek, yargılamanın bitirilmesini talep etti. Umut Oran’ın avukatı Turgut Kazan’ın mahkemeye sunduğu dilekçede şu saptamalara işaret edildi:

YALAN HABER İÇİN 8 TAZMİNATA MAHKUM OLDULAR CEZA DAVASI HALEN SÜRÜYOR

Umut Oran’ın şikâyeti üzerine, “alenen zincirleme hakaret ve basın yoluyla zincirleme iftira” iddiasıyla, 2015/66, 2015/69 ve 2015/80 sayılı üç ayrı dava açıldı. Ama, ilk iddianame 23.05.2015 günü yazılmış olmasına rağmen, 2015 yılı bittiği gibi, 2016 yılı da sona eriyor. Ve yargılama halen devam ediyor. Üstelik, yayını yapanlar (bırakalım haberin doğruluğunu ispata çalışmayı) dayandıkları kaynağın gerçeği yansıttığını bile söylemiyorlar, söyleyemiyorlar. Sadece, 52 sayfalık, 18 sayfalık dilekçelerle yargılamayı uzatmanın yollarını arıyorlar. Ve sanık haber tarihinde hastanede eşine refakat ettiğini, fırsat buldukça gazeteye gelebildiğini, dolayısıyla haber içeriğine vakıf olmadığını belirtmekle yetiniyor. En son geçen oturumda da “dava konusu haberin haber gündemlerinde yer almadığını” ve haber yayınlandıktan sonra, durumu Murat KELKİTOĞLU’na sorduğunu, onun da “haber değeri olduğu için yayınlattım” dediğini söylüyor. Yani, haber gündemine girmeyen, kaynağı hiç bilinmeyen düzmece bir yayın yapıldığı apaçık anlaşılıyor. 

HABERİ KANITLAYAMADIKLARI İÇİN HAKİME SAVCIYA ÇAMUR ATTILAR

Biz, iftira çok çirkin, çok kirli, çok haksız ve çok insafsız olduğu için, daha hazırlık aşamasında, ispat yükünü üzerimize aldık. Habere kaynak gösterilen sayfaları, uzman bir kişiye teslim ederek, gerçeğin aydınlatılmasını istedik. Ve hazırlanan 43 sayfalık çalışmayı savcılığa takdim ettik. Orada, habere konu sayfaların “3.şahıslarca kurgulanarak oluşturulduğu anlaşılmaktadır” deniliyordu. Bu değerlendirme esas alınarak dava açıldı. Yargılama boyunca, iddia sahipleri iddialarını ispat edemediler. Oysa, en temel hukuk ilkesi uyarınca, ispat yükü iddia sahibine aitti. İspat işine hiç yanaşmadılar. Ve davayı açan savcı ile iddianameyi kabul eden yargıcın PARALEL olduğunu iddia edecek kadar pusulayı şaşırıp ahlak sınırı aştılar. Örneğin, “PARALEL SAVCININ OYUNU” ve “SÜMEYYE SUİKASTİ YARGICINA SÜRGÜN” gibi yeni/yeni haber uydurdukları gibi, onlar hakkında soruşturma açıldığını belirterek durumun HSYK’ya sorulmasını istediler. Böylece, dava konusu haberin doğruluğunu ispatlayamadıkları için, çamuru savcıya ve yargıca da bulaştırma yolunu seçtiler. Oysa, dava konusu haber yalan olduğu gibi, bu iddialar da yalandı. Çünkü, 15 Temmuz sonrası yaklaşık 3500 savcı/yargıç meslekten çıkarılmış olmasına rağmen, iddianameyi yazan Cumhuriyet Savcısı Hüseyin PARLAKKILIÇ Bakırköy’de ve iddianameyi kabul eden yargıç Osman Burhanettin TOPRAK Konya’da görev başındadır. Haberi uyduranların bu trajik durumunu göstermek için, önce savcı / sonra yargıçla ilgili iki uydurma haberi ve o savcıyla yargıcın görev başında olduğunu gösterir HSYK çıktısını ilişikte sunulmaktadır. 

AKŞAM VE GÜNEŞ GAZETELERİ BU HABER NEDENİYLE 8 AYRI TAZMİNATA MAHKUM OLDU

Ve bu davada yargılama sürerken, aynı haber nedeniyle, Ankara Asliye Hukuk Mahkemelerine açılan davalar (ceza davasının bitmesi bile beklenmeden) sonuçlandı. Biz, önce 10.12.2015 günlü dilekçemiz ekinde bir gerekçeli karar sunmuştuk. Sonra, 18.05.2016 günlü dilekçeyle de 7 ayrı gerekçeli karar daha sunduk. Hepsinde, sanki twitter sayfasıymış gibi habere kaynak gösterilen sayfaların, “twitter sayfası izlenimi oluşturacak şekilde üretilmiş sayfalar olduğu”, “habere dayanak olarak twitter’dan alınmış gibi gösterilen …kayıtların kurgulanmış olduğu”, “basılan sayfaların twitter sayfası olmadığı, twitter sayfası izlenimi oluşturacak şekilde üretilmiş sayfalar olduğu” belirtiliyor. Onları tekrar hatırlatıyor ve takdirlerinize sunuyorum. 

BÖYLE BİR DM MESAJI YOK

Ayrıca ve asıl önemlisi, iftiranın ağırlığı nedeniyle, biz ispat yükünü üzerimize almayı sürdürdük. Çünkü, davanın ivedilikle bitmesini istiyorduk. Bu nedenle, Twitter’a başvurarak, müvekkilimizin; öncelikle tüm direkt mesajlarının gönderilmesini, ayrıca takip etmediği biriyle mesajlaşmasının mümkün olabilip olamayacağının bildirilmesini istedik. Bütün direkt mesajlar gönderildiği gibi, “sadece sizi takip edenlere mesaj gönderebilirsiniz” ve ancak “takip ettiğiniz kullanıcılardan mesaj alabilirsiniz” cevabı verildi. 

TWİTTER’DAN GELEN YAZI HABERİN UYDURMA OLDUĞUNU KANITLIYOR 

Twitter’dan gelen mesaj dökümü ile Twitter yazısının onaylı bir çevirisini ve gelen bu e-postayı değerlendiren bir uzman görüşünü, 18.05.2016 günlü dilekçemiz ekinde sunduk. Burada, Twitter kendi işletim/kullanım sistemi ile yazılım formatının, haberlerde kullanılan ve yazışmanın yapıldığı iddia edilen sistemle hiç uyuşmadığı için, böyle bir yazışmanın asla yapılmış olamayacağını belirtiyor ve adı geçen kullanıcılarla müvekkilimizin birbirini takip etmediğini, dolayısıyla birbirini takip etmeyen kişilerin mesajlaştıkları yolundaki haber kaynağının uydurma/sahte ve düzmece olduğunu vurgulayıp açıklıyordu. 

İKİ BİLİRKİŞİ RAPORU DAHA SUNULDU

Ancak, yine iftira çok ağır olduğu ve yargılama bir türlü bitirilemediği için, ispat yükünü taşımaya devam ettik. Bu kez Boğaziçi Üniversitesi Döner Sermayesi ile ABD’deki Cyber Diligence şirketine başvurduk. Haber kaynağını ve yaşanan tartışmayı aktararak sahtecilik var mı / yok mu değerlendirilmesini istedik. Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ahmet Celal Cem SAY’ın hazırladığı 18 sayfalık bilimsel mütalaayı sunduğumuz gibi,  Cyber Diligence Inc. adına Başkan Yalkın Demirkaya tarafından hazırlanan 9 sayfalık Adli Bilişim İnceleme Raporunu (Türkçe çevirisiyle birlikte) takdim ediyoruz. Örneğin Prof. Dr. Cem SAY raporunda aynen şu değerlendirmelerin yapıldığını görüyoruz: 

SATIR SATIR ELLE YAZILMIŞ

– 16.02.2015 günlü Akşam Gazetesi’nin 12. sayfasında ve aynı günlü Star Gazetesi’nin 1. sayfasında yayınlanan sözde twitter dökümünde “fuatavnifuat olan hesap adı bir satır sonra ‘fuatavnifat’a dönüşmüştü, otomatik döküm için yazılmış hiçbir bilgisayar programı böyle davranmayacağından bu ‘yazışma’nın satır satır elle yazıldığının kesin” vurgulanıyor. 

HESAPLAR HABERDEN SONRA AÇILMIŞ

– Yine, 16.02.2015 tarihli Akşam Gazetesi’nde yayınlanan sözde twitter dökümündeki “pistilaj hesabı 16.02.2015’te TSİ 04:59’da, yani yaptığı iddia edilen yazışmalarla ilgili haber yazıldıktan sonra açılmıştır.

– Aynı şekilde, dökümlerde geçen “lisanyokbz hesabının 16.02.2015’te TSİ 05:04’te, yaptığı söylenen yazışmadan iki ay, bunu duyuran haberin yazılmasından da birkaç saat sonra açılmıştır.

– 18.02.2015 günlü haberlerdeki dökümlerde yer alan “kotilaji ve ‘dustlastt’ adlı iki hesap da (18 ve 19 Şubat 2015’te) yani yine haklarında haber yazılıp basıldıktan sonra açılmıştır.

RESİMLERİ BİLE KARIŞTIRMIŞLAR

– Akif Hamzaçebi ile fuatavni arasında olduğu iddia edilen sahte dm yazışmalarında ise, “Fuat Avni’nin olduğu iddia edilen mesajlara eşlik eden resimin, bu karakterin tüm hesaplarında kullandığı dolmakalem resmi olmadığı, haber metni tümüyle beraber incelendiğinde resmi çekilen ekranı “hazırlayan” kişilerin yanlışlıkla Fuat Avni’nin yazdığı iddia edilecek şeyleri Hamzaçebi’nin, Hamzaçebi’ninkileri de Fuat Avni’nin tarafına yazmış oldukları, bu resmin sahtecilikten başka hiçbir izahının bulunmadığı anlaşılmıştır.

SAHTECİLİĞİ İNGİLİZCE BİLMEYENLER KURGULAMIŞ

– Ayrıca, 20.02.2015 günlü haberdeki dökümlerde kullanılan “HISTORY” ibaresiyle ilgili olarak, “Sahtecilerin kastettiği ‘bir olayın günü, ayı ve yılı’ anlamının İngilizce’si, ‘date’ kelimesidir. ‘History’ kelimesiyse ‘geçmişi inceleyen bilim’ olan ‘tarih’ anlamındadır. Verilmeye çalışılan izlenimin aksine bu görselin bu kısmının da otomatik bir programca değil, İngilizceyi bilmeyen bir Türk tarafından yazıldığı anlaşılmaktadır.”

CYBER DİLİGENCE INC. RAPORU

ABD’de bulunan Cyber Diligence Inc. adına, Yalkın DEMİRKAYA tarafından hazırlanan raporda da benzeri saptama ve değerlendirmeler yapıldığını görüyoruz. Gerçekten, çok çarpıcı 5 temele dayanan bu açıklamada, aynen şöyle deniliyor:

– Kaynağı belli olmayan “dijital delil” asla kabul edilemez, hiçbir geçerliliği yoktur. (Dijital ortamda sahte delil çok kolay yaratılabilir.) Bu yüzden, kimden ve nereden geldiği belli değilse, o belge delil gösterilemez.

TWİTTER’I KIRIP ULAŞMALARI İMKANSIZ HATTA MUCİZE OLUR

– Bugüne kadar Twitter hacklenmedi, Siber güvenlik ağır kırılamadı. Varsayalım ki kırıldı, kırılan twitter ağında yüzbinlerce server var, farklı kişilerin bu yazılara ulaşması, teknik olarak “İMKANSIZ” ve bir MUCİZE

– Varsayalım ki, bu “MUCİZE” gerçekleşti, bunu yapmak zaten suç, suç işleyerek ele geçirilen delil yasal sistemde geçerli olamaz.

– Teknik olarak zaten uzman bilirkişi Koray Peksayar çok detaylı açıklamış. Ancak, tüm yazışmaların bir bilgisayarla üretildiği ve twitter yazılımıyla hiç alakasının olmadığı, örtüşmediği teknik olarak tartışılamayacak kadar çok net ve kesin.

HERKESİ AYNI ÜSLUPLA KONUŞTURAN TÜRKÇE ÖZÜRLÜ BİRİSİ BU MESAJLARI YAZMIŞ

– Tüm kişilerle ve yazışmalarla ilgili kullanılan üslup bir kişinin elinden çıkmış. Türkçesi kötü olan bir kişi oturmuş, konuşur gibi yazmış. Kötü bir Türkçe ile, argo tabirlerle herkesi konuşturmuş. “Konuşma üslubu” herkes için aynı. Bu da, bir kişinin hatta Türkçesi bozuk bir kişinin herkes adına bu sahte konuşmaları ürettiğini belgeliyor.

BU ‘HABER’ DE KABATAŞ BENZERİ BİR YALANDIR

Dilekçede, mahkemeye yeni sunulan iki uzman görüşünde de habere kaynak gösterilen sözde twitter dökümünün kesinlikle ve hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde SAHTE olduğunun açıklandığı belirtilerek, davanın artık karara bağlanarak gazetenin artık cezalandırılması gerektiği şu şekilde talep edildi:

“Dolayısıyla, önce T. Koray PEKSAYAR raporu, ardından 8 ayrı Asliye Hukuk Mahkemesinin tazminat kararı ve Twitter’dan gelen cevap ile o cevabı değerlendiren uzman görüşü ve şimdi bu dilekçemiz ekinde sunulan iki ayrı rapor ışığında, dava konusu habere kaynaklık eden sayfaların gerçeğe aykırı, uydurma ve düzmece olduğunu, hatta Türkçeyi ve İngilizceyi hiç bilmeyen biri tarafından, üstelik çok amatörce yazıldığını, dolayısıyla ve kesinlikle sahte olduğunu tekrarlıyorum. Ve sonuç olarak, KABATAŞ yalanına benzeyen bu yalanın nasıl tezgahlandığını, o tarihteki Gazete Editörü Murat SEÇKİN tarafından açıklanmış olduğuna işaretle, açıklama örneğini takdim ederek, durumu takdirlerinize sunuyorum.”

İndir (PDF, 213KB)

 

 

Ergenekon Kararı Zafer Değildir !

 

“Davanın savcısının da tanık olarak ifadesi alınmadan bu kumpas bitmez!” 

“Zafer olarak kabul edilebilecek tek sonuç, Cumhuriyetimizi “karşı devrim” rotasından çıkarmak ve yeniden özgürlük, demokrasi, birlik ve altı ok rotasına sokmak olacaktır.”

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, Yargıtay’ın Ergenekon bozma kararını değerlendirirken, “Ergenekon Kararı Zafer Değildir. Davanın savcısının da tanık olarak ifadesi alınmadan bu kumpas bitmez!  Öyleyse “zafer” olarak kabul edilebilecek tek sonuç, Cumhuriyetimizi “karşı devrim” rotasından çıkarmak ve yeniden özgürlük, demokrasi, birlik ve altı ok rotasına sokmak olacaktır. Aksi her durumda yeni kumpaslar ve yeni iftiralar devam edecektir.” dedi. 

SAYLAN, TATAR, OKKIR BUGÜN DE MASUM

Umut Oran, konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:

Daha büyük kumpasların habercisi olarak 2007 yılında başlayan ve Yargıtay’ın kararına kadar 9 yıl boyunca sonsuz acılara ve gözyaşlarına sebep olan Ergenekon Kumpası yıkılmıştır ancak bir zaferle sonuçlanmamıştır.

Zira Ergenekon Kumpasının mağduru olanlar ilk gün de suçsuzdular bugün de suçsuzlar. İlhan Selçuklar, Türkan Saylanlar, Ali Tatarlar ve Kuddusi Okkırlar o gün de masumdular bugün de masumlar.

SİSTEM TAMAMEN DÖNÜŞTÜRÜLDÜ

Bu anlamda masum insanların suçsuzluklarına dair mahkeme kararı sadece kumpasın varlığını tespit etmiştir. Ancak bu tespit tek başına asla yeterli değildir. Ergenekon kumpası ve devam eden süreçte farklı adlarla tezgahlanan kumpaslar Türkiye’nin siyasi, hukuki, ahlaki yapısına ağır darbe vurmuş ve Cumhuriyet karşıtı güçlerin istediği şekilde, sistem tamamen dönüştürülmüştür.

Kumpas sürecinde onlarca televizyon, yüzlerce gazete ve radyo kanalı vasıtasıyla halkımız ablukaya alınmış, yalanlara ve iftiralara inandırılarak seçimlerde oy vermeleri sağlanmıştır.

ERGENEKON BİR DAVA DEĞİL BAŞARILI BİR SİVİL DARBE SÜRECİDİR

Hatta öyle ki Türk toplumunun en kutsal kavramları kullanılarak yurttaşlarımız taraf olmaya ve kumpasın bir parçası haline gelmeye zorlanmıştır. Bu anlamda Ergenekon kumpası sadece yüzlerce masum insanın mağdur edildiği bir dava değil, demokrasi kuralları içinde topluma yön veremeyenlerin hukuk maskesi altında Türk toplumunu hedef aldığı başarılı bir sivil darbe sürecidir.

Yargıtay’ın verdiği karar da bir “zafer” olarak yorumlanmamalıdır. Böyle bir bakış açısı, meseleyi bir “yargılama sorununa” indirgemek ve kumpas sürecinin yarattığı büyük dönüşümü göz ardı etmek anlamına gelecektir. Halihazırda kumpastan en fazla yarar sağlayan kesimler de sözde “özeleştiri” adı altında, yaşananları “basit bir kandırılma ve hukuki yanlışın düzeltilmesi” şeklinde ele almaktadır.

ZAFER DEMEK CUMHURİYET ŞEHİTLERİNİ YOK ETMEKTİR

Tüm Cumhuriyetçi kesimler bilmelidir ki Ergenekon Kumpası ve devamında ortaya atılan iftiralar İlhan Selçukları, Türkan Saylanları, Kuddusi Okkırları ve Ali Tatarları yok edememiştir. Ancak tüm bu yaşananları basite indirgemek ve konuyu Yargıtay’ın kararı üzerinden “zafer” diye yorumlamak Cumhuriyet Şehitlerimizi yok etmek anlamına gelecektir.

DAVANIN SAVCISI DA DİNLENMEDEN BU KUMPAS BİTMEZ

Üstelik dönemin hükümet üyelerinin imzasının bulunduğu 2004 MGK kararı ortadayken, 2014’e kadar neden ülkeye zarar verilmesine göz yumulduğunun cevabı henüz verilmiş değil! “Davanın savcısı” henüz işbaşındayken mahkeme kalemindekilerle uğraşmakla kimseyi kandıramazsınız, geçmişte söylemiştim yine tekrarlıyorum davanın savcısının da tanık olarak ifadesi alınmadan bu kumpas bitmez!

Öyleyse “zafer” olarak kabul edilebilecek tek sonuç, Cumhuriyetimizi “karşı devrim” rotasından çıkarmak ve yeniden özgürlük, demokrasi, birlik ve altı ok rotasına sokmak olacaktır. Aksi her durumda yeni kumpaslar ve yeni iftiralar devam edecektir.

Basın Açıklaması:

İndir (PDF, 268KB)