Yazılar

Umut Oran, “Onlar-Bizler” diyerek 1 Mayıs’ı anlattı

1mayısss

Emekçiler birleşmediği sürece hak kayıpları giderek artacak! 

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, emekçilerin hükümet tarafından bilerek çeşitli kesimlere bölündüklerini ve bu nedenle işçilerin insanca bir yaşama ulaşamadıklarını hak kayıplarının giderek arttığını ifade etti. Sağ politikalar ve neo-popülist uygulamaları eleştiren Umut Oran, “onlar-bizler” diyerek neo-popülistlerin tüm dünyada ve Türkiye’de kullandıkları benzeri taktikleri, politikaları ortaya koydu.

Umut Oran, “Bu sağcı, neo-popülist akım dünyanın her yerinde olayları ‘komplo teorileriyle’ açıklar. Mesela bir yerlerde, seküler, karanlık ve şeytani elitler vardır ve bunlar ülkelerin geleneksel değerlerine, topluma ve yaşam biçimlerine saldırmaktadır! Kendi söylediklerine bakarsanız insan haklarını en iyi savunan onlardır, insanı en çok seven onlardır, doğruyu bilen onlardır, çevreyi seven onlardır, yol yapan onlardır, teknolojiyi bilen onlardır, eşitliğin daniskası onlardadır, adaletin bir numarası onlardadır, hayatın anlamı onlardadır, kurtuluşun reçetesi onlardadır. Fakat ne ilginçtir ki sürekli her şeyin doğrusunu bildiklerini iddia etmelerine ve her şeyi doğru yaptıklarını haykırmalarına rağmen hiçbir temel soruna da çözüm bulamamışlardır!” dedi. 

Emekçiler OHAL ortamında büyük kaygılar içinde 

CHP’li Umut Oran 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı dolayısıyla yayınladığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:

Türkiye’deki milyonlarca emekçi 131 yıl önceki öncüleri gibi bugün de iş güvencesi ve sosyal haklarını korumak için yine mücadele vermek zorunda. Üstelik 40 yıl önce canlı tanıklarına göre 44 kişinin yaşamını yitirdiği ve tarihe Kanlı 1 Mayıs olarak geçen Kazancı Yokuşunda, Taksim’de dahi mitinge izin verilmeyen bir OHAL ortamında İşçi ve Emekçi Bayramı kutluyoruz(!) Hak gaspları, taşeronlaşma, zorunlu BES, iş cinayetleri, sendikasızlaştırma KHK’lerle ihraçlar ve yasaklar eşliğinde 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramını buruk kutlayan emekçiler, kıdem tazminatlarını ve dolasıyla iş güvencelerini de kaybetmek üzere oldukları için bu yıl çok daha büyük kaygılar içindeler. 

Bölünen emekçiler artık bir araya gelmeli 

16 Nisan sonrasında sosyal demokratlar, solcular olarak bizlere çok daha büyük görev ve sorumluluk düşmektedir, bunun bilincindeyiz. Emekçilerin, işçi sınıfının çeşitli gerekçelerle yaşadıkları bölünmelerin sürmesi halinde, bir araya gelemedikleri takdirde yaşadıkları sorunların çözülemeyeceğini artık herkesin görmesi gerekmektedir, bunu bıkmadan yorulmadan anlatacak olan da bizleriz. Aksi takdirde yaşanan bu bölünme mevcut sağ politika uygulamalarının giderek ağırlaşarak bir biçimde sürmesi anlamına gelmektedir. Bu bölünmeyi yok ederek emekçileri, halkı bir araya getirerek zengin, mutlu, adil bir Türkiye’yi yaratmak görevi de bizlere düşmektedir. Çünkü biz sosyal demokratlarla sağ politikacılar, neo-popülistler arasında dağlar kadar fark var: 

Onlar… Bizler… 

Onlar güçlü liderlerin değerlerine inanıyorlar; biz, değerlerimizi güçlendiren liderlere.

Onların sorusu gücü nasıl ele geçirir ve koruruz; bizimkisi gücü ortak fayda için nasıl kullanırız.

Onlar büyük duvarlar inşa ederek, tek taraflı kararlar alarak ya da silah alarak ülkelerini güçlendireceklerini sanıyorlar bizse insana yatırım yaparak, eğitim imkanlarını arttırarak, global ekonomi içerisinde insanların kapasitelerini ve refahlarını arttırarak ülkemizi yücelteceğimize inanıyoruz.

Onlar “kontrolü ele almalıyız” derken içe kapanmacılıktan, Brexitten, sınırları kapatmaktan bahsediyorlar bizse eşitsizliklere karşı savaşmaktan, yurttaşlarımızı güçlendirmekten, demokrasimizi geliştirmekten insan haklarına ve onuruna saygı duymaktan söz ediyoruz.

Onlar zenginlerden aldıkları vergileri azaltıyorlar bizse fakirlerin soyulması demek olan vergi cennetlerini azaltıyoruz.

Onlar piyasaların özgürlüğüne inanıyorlar bizse yurttaşların özgürlüğüne.

Onların liderleri kendileri dışında kimseyi dinlemiyorlar bizim liderlerimizse herkesten fikir alıyorlar.

Onlar demokrasinin karar alma sürecine engel olduğuna inanıyorlar bizse demokrasinin doğru karar almayı garanti altına aldığına.

Onlar “Senin sesin olacağım” derken liderlerinin sesini kastediyorlar, bizse senin sesini katılımcı demokrasi içinde duyacağız ve saygı göstereceğiz diyoruz.

Onlar sahte gerçekler üretmekten hoşlanıyorlar, bizse gerçeği aramaktan hoşlanıyoruz.

Biz teknolojiyi insanlara hizmet için istiyoruz, onlar teknolojiyi kendi çıkarları için istiyorlar.

Onlar farklı olan herkesi düşman olarak görüyorlar bizse farklılıkları yeni ortaklarımız olarak görüyoruz.

Onlar bir sorunla karşılaştıklarında toplumu kutuplaştırıyorlar bizse problemleri çözmek için toplumu kaynaştırıyoruz.

Onlar, parçası oldukları halde kurulu düzene karşı mücadele ettiklerini söylüyorlar bizse kurulu düzeni herkes kapsayıcı toplumun bir parçası olabilsin diye değiştirmek istediğimizi söylüyoruz. 

Hemen şimdi eyleme geçmeli 

Biz farklıyız! Fakat sesimizin duyulmaya ve hemen şimdi eyleme geçmeye ihtiyaç var.

Alaycılık, sahte haberler, emeğin küçümsenmesi, itibar cellatlığı gibi yöntemlere karşı mücadele ediyoruz. Bunlar bizleri yıldırmamalı.  

Onların işi her şeyi bölmektir 

Sağ neo-popülist saldırıya karşı kendi savunularımızdan vazgeçmemeliyiz. Zira onlar korkuyla, içe kapanmacı/ırkçı yaklaşımlarla demokrasilerin açıklık, hoşgörü gibi temel değerlerini sömürmektedir. Onların işi her şeyi bölmektir. Köylüyle kentliyi bölerler, üniversite mezunuyla lise mezununu karşı karşıya getirirler, fakir göçmenle fakir ülke vatandaşını düşmanlaştırırlar, rakip partileri şeytanlaştırırlar. Bu sağcı, neo-popülist akım dünyanın her yerinde olayları “komplo teorileriyle” açıklar. Mesela bir yerlerde, seküler, karanlık ve şeytani elitler vardır ve bunlar ülkelerin geleneksel değerlerine, topluma ve yaşam biçimlerine saldırmaktadır! 

Güya her şeyi biliyorlar, ama hiçbir sorunu çözmüyorlar! 

Kendi söylediklerine bakarsanız insan haklarını en iyi savunan onlardır, insanı en çok seven onlardır, doğruyu bilen onlardır, çevreyi seven onlardır, yol yapan onlardır, teknolojiyi bilen onlardır, eşitliğin daniskası onlardadır, adaletin bir numarası onlardadır, hayatın anlamı onlardadır, kurtuluşun reçetesi onlardadır.

Fakat ne ilginçtir ki sürekli her şeyin doğrusunu bildiklerini iddia etmelerine ve her şeyi doğru yaptıklarını haykırmalarına rağmen hiçbir temel soruna da çözüm bulamamışlardır! 

2018’de gerçekten bayram kutlanabilir! 

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı olarak da CHP’nin bir düz üyesi olarak da tarihsel sorumluluğumuzun farkındayız. Asgari ücretten dahi gelir vergisi ödeyen emekçi kardeşlerimizin açlık sınırının altında, sefalet düzeyindeki yaşamlarını tüm yurttaşlarımızın zenginliği paylaştığı, daha mutlu, daha adil ve geleceğe güvenle bakacakları bir Türkiye’ye taşıyacağız. Buna inanıyorum, başaracağız, yeter ki kendimize güvenelim ve artık aynı sonucu aldığımız aynı tepkileri vermekten vazgeçerek, bu düzeni değiştirelim. Bunları yaptığımız takdirde 1 Mayıs 2018’de sözde değil gerçekten İşçinin Emekçinin Bayramını kutlamamızın önünde hiçbir engel bulunmamaktadır.

Emekçileri Birleştirenler Ülkenin Kaderini de Değiştirecektir!

 

1mayıs

Dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de emekçi sınıfının ne kadar güçlü ve örgütlü olduğunu anlamanın yanında ülkenin ana gündeminin ne olduğunu görmenin de en kestirme yolu 1 Mayıs’ta sokaklara bakmaktır. Alanlar bölünmüşse sendikalar bölünmüşse ve daha kötüsü emekçiler “din, dil, mezhep, etnik köken” gibi yapay gerekçelerle bölünmüşse artık gerçek bir örgütlü mücadeleden bahsedilemez!

Benzer şekilde 1 Mayıs günü alanların ve ülkenin gündemi; “emekçilerin talepleri ve mücadele gücü” değil de örneğin tarihsel öneme sahip bir meydanın emekçilere kapatılmasıysa ya da metro seferlerinin bile emekçiler bir yere gitmesin diye durdurulmasıysa o ülkenin demokratikliğinden de gidişatının iyiye olduğundan da bahsedilemez!

Bu anlamda 2017, 1 Mayıs’ı da önceki 1 Mayıs’lar gibi, Türkiye’nin gündeminin ne olduğunu ve emekçi sınıfının durumunu herkese ilan edecek bir sahne vazifesi görecektir.

Ancak bilinmelidir ki sahneye yansıyacak olan tablonun “olumsuzluluğu” tek başına önemli değildir. Hatta “ders almasını” bilenler için “olumsuz tablolar” dahi faydalıdır ve yararlanılmalıdır. Son yıllarda eksik bırakılan ve odaklanılmayan konu budur! Türkiye’nin tüm alanları her 1 Mayıs’ta emekçi sınıfının içinde bulunduğu koşulları göstermesine rağmen özellikle “siyaset kurumu” gerekli dersleri çıkarmamaktadır. Emekçileri gündemlerine almayanlar din, dil, mezhep, etnik köken gibi yapay bölünmelere feda ettikleri emekçilerden yeterli desteği de alamayacaklardır. 1 Mayıs’tan 1 Mayıs’a “mücadele dolu” mesajlar yayınlayıp hemen ertesi gün örgütlenme, eğitim ve dayanışma faaliyetlerini diğer 1 Mayıs’a kadar erteleyenler muhakkak ki emekçileri bir araya getiremeyeceklerdir.

O halde bu kez, “tek adam rejiminin” gölgesinde gireceğimiz 2017, 1 Mayıs’ına 2018’e kadar çözmek zorunda olduğumuz sorunları tespit etmek ve gereğini yapmak için bakmak gerekir.

Emin olun bir kez bunu yapanlar 1 yıl sonraki 1 Mayıs’ta “yepyeni bir iklimi” de yaratmış olacaklardır. Genel anlamda ülkemizi özel anlamda da emekçileri ileriye taşıyacak olan budur. Aksi her durum “1 Mayıs’ı” mücadele günü değil gerilemenin tespit günü haline dönüştürecektir.

Oysa alternatif bir yol mümkündür. Emekçileri birleştirenler ülkenin kaderini de değiştirecektir.

Dayanışma duygularımla,

Umut Oran

George A. Papandreou’nun 1 Mayıs Mesajı

Her yıl, Mayıs ayının ilk günü, daha adil ve daha insani çalışma koşulları uğruna verilen uzun mücadeleyi hatırlamamız için bir fırsattır. Aynı zamanda, giderek artan küresel eşitsizliğe ve kötüye giden işçi haklarına karşı sesimizi güçlü bir şekilde yükseltme fırsatıdır. Küresel eşitsizlik ve refahın az sayıdaki kişinin elinde olması, herkes için insan onuruna yakışır işe zemin hazırlayan kazanımları tehdit etmektedir. Bununla birlikte 1 Mayıs bize, demokratik toplanma hakkının ve ifade özgürlüğünün önemini hatırlatır. Tarihe bakıldığında, otoriter rejimler güçlerini göstermek için çoğunlukla bu sembolik günü seçmiştir. Yukarıda bahsi geçen nedenlerden ötürü, Türkiye’de vatandaşın 1 Mayıs’ı meydanlarda, kamusal alanlarda ve özellikle geçmiş sembol tarihi öneminden dolayı Taksim Meydanında barışçıl bir şekilde kutlamalarına, hiçbir engel veya sınır koymaksızın, imkan verilmesi son derece önemlidir. Bu mücadeleyi devamı ettirmek mirası korumakla mümkündür. Gelin, bu yıl 1 Mayıs, küresel eşitsizlikle mücadele günü olsun.

Sosyalist Enternasyonal Başkanı

George A. Papandreou

 

İndir (PDF, 158KB)

Emeğin ve Dayanışmanın Günü Kutlu Olsun

Dünya emekçilerinin 160 yıllık mücadeleleriyle elde ettikleri kazanımlar bugün 1 Mayıs’ta simgeselleşmiştir. Çünkü emek en yüce değerdir ve alınteri olmadan üretim sağlamak, ileriye gitmek mümkün değildir. “İşçinin parasını teri soğumadan ödeyin” anlayışının yanından dahi geçmeyen 14 yıllık iktidar, insanların bir araya gelmesini önlemek için kent merkezlerindeki meydanları dahi yok etme yoluna gitmektedir. İktidar, taşıma kalabalıklar olmadan milyonlarca insanın bir araya gelme olasılığından korkmaktadır. 

Sırf bu nedenle meydanları küçültüp, betonlaştırmak için elinden geleni yapan iktidar Taksim’den korkmaktadır. Halbuki 1 Mayıs denilince Türkiye’de maalesef Taksim’de 1977’de yaşamını yitiren 34 yurttaşımız akıllara gelmektedir. Hükümetin samimiyetsizliği nedeniyle Taksim yıllardır bir çekişme konusu haline gelmiştir. Oysa “Ne ezen ne ezilen, insanca hakça bir düzen” anlayışını savunan CHP iktidarında meydanlar yasaklanmayacak tam tersine buralar serbest kürsülere dönüştürülecek, konuştuğu için kimse gözaltına alınmayacak. 

Peki CHP iktidarını nasıl kuracağız? Bunun için öncelikle bizim kiminle yürüyeceğimize, doğal tabanımızın kimler olduğuna karar vermemiz gerekmektedir. CHP yönetiminin iş dünyasıyla birlikte olmak, onların gönlünü hoş tutmak gibi bir kaygısı olamaz çünkü CHP çalışanlardan, işçiden, memurdan, köylüden yeniden oy almaya başlamalı, yüzünü işçiye emekçiye dönmelidir. CHP hiç çekinmeden “zenginden çok fakirden az vergi alacağım” diyebilmeli, asgari ücret üzerindeki vergiyi sıfırlamalıdır. Ancak bunları samimiyetle yaptığımızda işçi kardeşlerimiz de taşeron kardeşlerimiz de aynen şu an AKP iktidarının yaptığı gibi samimi olmayan, takiyeci, demokrasiyi amaca götüren tramvay olarak görenlerden kendisine bir yarar gelmeyeceğini; kendisine sözü verilen ücretin bile eline geçmeyeceğini, kadro beklerken tam tersine taşeronların işsiz kalacağını, açıkçası bu iktidarın çalışanın, köylünün, çiftçinin değil faizcinin, rantçının, doğadan nefret edenlerin iktidarı olduğunu görecektir. 

Tüm çalışanlarımızın, köylülerimizin, çiftçilerimizin ancak CHP iktidarında emeklerinin karşılığını tam olarak alacaklarını ve çalışarak birlikte zenginleşeceklerini unutmamalarını istiyorum. Biz samimiyiz ve laf olsun diye işçi emekçi bayramını kutlamıyoruz: Evet işçi kardeşim, emekçi kardeşim 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günün kutlu olsun. 

Bu vesileyle 1977’de yaşamını yitiren 34 insanımızın yanı sıra çalışma hayatının kazanımlarına büyük katkılar sağlayan 3. Genel Başkanımız “Karaoğlan” Bülent Ecevit’i de rahmetle, saygıyla bir kez daha anıyorum. 

Saygılarımla, 

Umut Oran