Ekonomik kriz 'geliyorum' diyor, kötü senaryoya hazır mısınız?

Paylaşın!

Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, Fed’in faiz artırımı öncesinde seçim hükümetinin konuya dikkatini çekerek, “Ekonomik kriz ‘geliyorum’ diyor, kötü senaryoya hazır mısınız?” diye sordu.

Umut Oran

Basın Açıklaması

31.8.2015 

SE Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran Seçim hükümetini uyardı:

EYLÜLDE EKONOMİK KRİZ “GELİYORUM” DİYOR, KÖTÜ SENARYOYA HAZIR MISINIZ?

  • 7 Haziran’da iktidarı yitiren yetkisiz AKP hükümetinin “Erdoğan’ı başkan yapana kadar seçimlere devam” inadıyla büyüttüğü siyasi belirsizlik, ekonomiyi vurdu.
  • Ancak ekonomide en kötü senaryo henüz yaşanmadı. Asıl büyük deprem riski, Fed faiz artırımının beklendiği önümüzdeki dönemde… Ekonomide, etkileri uzun yıllar sürecek ağır bir kriz adeta “geliyorum” diyor. Bu yaşananlar daha iyi günlerimiz…
  • Peki Türkiye, yaklaşan büyük depreme hazır mı? Önümüzdeki günlerde kapıya dayanacak krizde, gerekli önlemleri kim alacak, acil operasyonları kim yapacak, dengeleri kim sağlayacak? Usulen kurulan iki aylık seçim hükümeti mi?
  • Kurulan seçim hükümetinin ilk icraatı, dolardaki hızlı yükselişle gelirleri kar gibi eriyen işçi, memur, emekli gibi dar ve sabit gelirli kesimi rahatlatmak olmalıdır. 

7 Haziran seçimlerinin ardından, koalisyon istemeyen Erdoğan ve Davutoğlu’nun ipe un seren tavırları ve Bahçeli’nin her şeye “hayır” diyen duruşu ile koalisyon formüllerinin önünü tıkamaları yüzünden artan siyasi belirsizlik, ekonomiyi vurdu. Bıçak sırtındaki dengeler tümden bozuldu. Ancak ekonomide asıl büyük deprem riski, Fed’in faiz artırım kararının beklendiği izleyen dönemde… AKP, tepe üstü çakılan ekonomiye; büyüyen kriz riskine kayıtsız ve şimdi en kritik sürece usulen kurulan bir seçim hükümeti ile giriyoruz. Yaklaşan büyük depreme karşı Türkiye ekonomisi adeta Allah’a emanet…

MEVCUT TABLO

Seçimden bu yana geçen üç ayda ayda TL karşısında yüzde 10 değerlenen dolar dış borç yükünde kişi başına 1.500 liraya yakın ek yük getirdi. Dolardaki her 1 Kuruşluk artış, Türkiye’nin toplam dış borç yükünü yaklaşık 4 milyar TL artırıyor. Dolar kurunda yılbaşından bu yana kümülatif artış ise yüzde 26’ya ulaştı. Türkiye’nin dış borcunun TL cinsi karşılığı 2014 sonunda 938 milyar lira ediyordu, 30 Ağustos 2015 kuruyla 1 trilyon 151 milyar liraya denk geliyor. Yılbaşından bu yana toplam dış borç yükü 213 milyar; kişi başına borç yaklaşık 2.745 lira büyüdü. Yükselen döviz fiyatı sadece borç yükünü artırmıyor, ithal girdiye bağımlı üretimi de vuruyor. Kur arttıkça, ithal girdilerin pahalanması üretim maliyetlerini artıyor, gerileyen rekabet gücü ile ihracat sert biçimde düşüyor. Maliyetten kaynaklı enflasyondan ötürü halkın tükettiği ürünlerin fiyatı artıyor. Bu süreç yüksek enflasyon ve yeni zam dalgaları anlamına geliyor. Şu an zaten ekonomi fren yapmış, tüketim iyice kısılmış durumda. Tüm sektörlerde risk artıyor, yatırımlar erteleniyor, her kesim durumunu koruma çabasında. Özellikle inşaat sektöründe risk büyüyor. En büyük sıkıntı ise döviz pozisyon açığı aşırı yüksek reel sektör firmalarında… Reel sektörün 180 milyar dolara yakın döviz açık pozisyonu bulunuyor ve dolar kurundaki her 1 kuruşluk artış reel sektör şirketlerinin 1,8 milyar TL kur farkı zararı yazmasına neden oluyor. Ekonomide oluşan tablo son derece olumsuz… Ancak görünen o ki; bu daha iyi günlerimiz…

ASIL DEPREM RİSKİ EYLÜL’DE…

ABD Merkez Bankası Fed’in uzun süreli faiz artırım beklentisi gelişmekte olan ekonomileri olumsuz etkilemeye devam ediyor. Fed’in sürekli ertelediği faiz artırımını Eylül ayındaki toplantısında gerçekleştirmesine büyük olasılık olarak bakılıyor. Fed’in faiz artırımına gitmesi, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerden sermaye kaçışı anlamına geliyor. Bu da zaten artık doğrudan yabancı sermaye ve sıcak para girişlerinin hızla azaldığı gelişmekte olan ülkeler için felaket senaryosu oluşturuyor. Türkiye risk primi en yüksek 10 ülke arasında yer alıyor. Türkiye’nin önümüzdeki bir yıl içinde kısa vadeli dış borçlarını çevirmek ve cari açığını finanse etmek için yaklaşık 220-230 milyar dolarlık dış kaynağa ihtiyacı bulunuyor. Fed’in faiz artırımına gitmesi durumunda dış sermaye hareketlerinin tamamen aleyhe dönmesi kaçınılmaz. Bu faktör, Türkiye’nin borç çevirememe riskini artırıyor. Bu senaryoda Türkiye’nin; dış yükümlülüklerini yerine getiremediği için bir süre önce iflasını ilan eden Arjantin’in durumuna düşme tehlikesi de bulunuyor. Kötü senaryoya göre Fed, faiz artırdığında Türkiye ekonomisinde dengeler tümden alt üst olacak, mevcut olumsuz koşullar kat kat ağırlaşacak. 3 TL’yi aştıktan sonra kısmen gerileyen ve halen 2.93 TL olan doların, bu kez 3 TL’nin çok üzerindeki seviyelere yükselmesi muhtemeldir. Fed sonrası dövizde yaşanacak güçlü bir yükseliş dalgası, enflasyonu azdıracak, faizleri aşırı yükseltecek, yatırımları tümden durduracak, tüketim talebini daraltacak, işsizliği patlatacaktır. Bu senaryoda, ne yazık ki döviz açığı bulunan şirketlerde yaprak dökümü yaşanabilir ve binlerce insanımız işinden olabilir. Dolarda yaşanacak sıçrama, ekonomimizde, tahribatı uzun süre giderilemeyecek ciddi bir krize yol açabilir.

MERKEZ BANKASI’NIN GÜCÜ YETMEZ…

Dövizdeki artışla TL varlıkları aşırı değer kaybeden ciddi bir kesim, Merkez Bankası’ndan faiz silahını kullanarak bir müdahale bekliyordu, ancak Banka bunu yapmadı. Banka, Ağustos toplantısında faizi sabit tutma kararı aldı ve doların ateşi daha da yükseldi. Merkez Bankası’nın bu tavrının nedeni, Türkiye ekonomisinde en kötü senaryoya yani Fed’in Eylül ayında faiz artırımı ihtimaline kendini hazırlamasıdır. Ayrıca Eylül-Aralık döneminde 3 önemli kredi kuruluşu Türkiye değerlendirmelerini yayınlayacak. Türkiye ekonomisinde yılın son çeyreğinin oldukça zor geçeceği görülüyor. Fed kararı açıklanana kadar piyasalarda oynaklık devam edecek, ekonomik dengelerde bozulma artacaktır. Fed’in faiz artırması, rating kuruluşlarından birinin not indirmesi durumunda ise Türkiye ekonomisinde asıl büyük deprem yaşanacak. O zaman Merkez Bankası, kurda yaşanacak aşırı yükselişi frenleme çabasıyla, bu günlerde yapmadığı faiz artırımını kat kat fazlasıyla yapmak zorunda kalacak. Merkez Bankası kullanılabilir rezervleri, kurda yaşanacak aşırı yükselişi bastıracak güçte değildir. Banka, dolardaki mevcut tırmanışı frenlemek için programlı döviz ihalelerindeki satış limitini 30 milyon dolardan 70 milyon dolara çıkarsa da büyük savaşa hazırlık için faiz silahını en kötü senaryoya saklamıştır.

KRİTİK SÜREÇTE EKONOMİ KİME EMANET?

Koalisyon çabaları boşa çıkarıldı ve ekonomide ipler kopma noktasında. Türkiye bu sürece, usulen kurdurulan bir “seçim hükümeti” ile giriyor. Seçimde tek başına iktidar hakkını yitiren yetkisiz AKP hükümeti, ekonomide hızla bozulan dengelere ve büyüyen kriz riskine seyirci kalırken, şimdi en kritik sürece bir seçim hükümeti ile girilmesi, yaklaşan büyük depreme karşı Türkiye’yi savunmasız kılıyor. Oysa en kötü senaryo henüz yaşanmadı. Bu günler için ileride “iyi günlerimizmiş” diyebiliriz. Asıl kıyamet önümüzdeki dönemde kopacak. Ekonomide, etkileri uzun yıllar sürecek ağır bir kriz adeta “geliyorumdiyor. Yaklaşan kriz tehlikesi; ülkede siyasi istikrarı yok edip, güvenlik sorunu ve kaosu büyüten, başkanlık inadından vazgeçmeyen Erdoğan ile O’nun emrindeki AKP’nin umurunda bile değil. Ekonomide tepe aşağı gidiş, bunları siyasi hırslarından caydırmıyor. Bir kişinin siyasi hırsı için ülke ekonomisi ateşe atılıyor.

İŞÇİ, MEMUR EMEKLİ RAHATLATILMALIDIR… 

Hızla tepe üstü çakılan ekonomi ile bir yıl içinde ikinci kez seçime gidilirken, dolardaki yüksek ateş, işçi, memur, emekli ve diğer dar ve sabit gelirli kesimin gelirlerini hızla eritmiş; yoksulluğa mahkûm edilen milyonların artık mecali kalmamıştır. 6 milyon dolayında işsizin, en iyimser hesapla 17 milyon yoksulun bulunduğu ülkemizde; işsizlerin umudu giderek tükenirken, fiilen çalışanlar ve yıllarca ülkeye hizmet etmiş emekliler de aldıkları ücret, maaş ve aylıklarla geçinemiyorlar. Daha da kötüsü çalışanlar büyük bir ekonomik krizde işlerini kaybetme riski ile karşı karşıyadır. Halkın geçim derdi her geçen gün büyüyor. Kurulan seçim hükümetinin ilk icraatı, ülkemizin sayısal çoğunluğunu oluşturan bu kesimi rahatlatmak olmalıdır.

YÜKSELEN ÜLKELER, ÇİN VE FED ÜÇGENİNDE ALARM

2008 ekonomik krizinden sonra büyük umut bağlanan ve 2009-2014 arasında 2 trilyon dolar dış kaynak çekmeyi başaran 19 önde gelen “Yükselen Pazar” ülkelerinden son bir yıl içerisinde 1 trilyon dolar net dış kaynak çıkışı oldu. Yükselen Pazar ülkelerindeki bu olumsuzluk ve Çin’deki son gelişmeler ile FED’in eylül ayındaki faiz açıklaması Türkiye’yi son derece önemli tehdit içermektedir.

Basın Açıklaması:

İndir (DOC, 62KB)

 

 

Print Friendly, PDF & Email

Paylaşın!

0 yorumlar

Yorum Yap

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir