Umut Oran: Başbakan’a soruyorum Fatih Altaylı da mı gazeteci değil, Aslı Aydıntaşbaş daha yeni mi gazeteci oldu?



Paylaşın!

 

Umut Oran’dan Başbakan Erdoğan’a:

“Fatih Altaylı da mı gazeteci değil, Aslı Aydıntaşbaş daha yeni mi gazeteci oldu?”

“Baskı duvarlarınızın arkasında duruyorsunuz, orada gerçeğin sesi duyulmuyor mu?”

ANKARA

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın halen cezaevlerinde 107 gazeteci bulunmasına karşın, bunlardan sadece 6’sının basın kartı olduğunu öne sürmesi üzerine CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, “Hükümet konuyu basın kartı sahip olup olmamak noktasına taşıyor, hâlbuki 30 yıllık gazeteci HaberTürk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı’nın sarı basın kartı yok, Milliyet gazetesi yazarı Aslı Aydıntaşbaş daha birkaç yıl önce basın kartını aldı. Radikal gazetesi Ankara Temsilcisi Deniz Zeyrek yıllar sonra zorunluluk nedeniyle gidip basın kartını alırken, tutuklu gazetecilerden Barış Terkoğlu ile Barış Pehlivan’ın da basın kartı yok. Şimdi soruyorum Sayın Başbakan’a Fatih Altaylı da mı gazeteci değil, Aslı Aydıntaşbaş daha yeni mi gazeteci oldu?” dedi.

Oran yazılı açıklama yaparak Başbakan Erdoğan’ın cezaevindeki gazeteci sayısını sadece basın kartı taşımayla ilişkilendirmesini eleştirdi. Oran açıklamasında şunları kaydetti:

“Hükümet konuyu basın kartı sahip olup olmamak noktasına taşıyor, hâlbuki 30 yıllık gazeteci HaberTürk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı’nın sarı basın kartı yok, Milliyet gazetesi yazarı Aslı Aydıntaşbaş daha birkaç yıl önce basın kartını aldı. Radikal gazetesi Ankara Temsilcisi Deniz Zeyrek yıllar sonra zorunluluk nedeniyle gidip basın kartını alırken, tutuklu gazetecilerden Barış Terkoğlu ile Barış Pehlivan’ın da basın kartı yok. Şimdi soruyorum Sayın Başbakan’a Fatih Altaylı da mı gazeteci değil, Aslı Aydıntaşbaş daha yeni mi gazeteci oldu? Bu insanların basın kartı olsun ya da olmasın, gazetecilik yaparak geçindikleri ve meslek örgütleriyle ilişkileri bulunduğu açık bir gerçek. Dolayısıyla bakmamız gereken yer gazetecilik faaliyeti. Normal gazetecilik faaliyetlerini terör eylemi sayarak, muhalif tüm sesleri bastıran, tutuklayan bir sistem var.”

Başbakan pek etkilenmişe benzemiyor

Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) 24 Aralık 2011 tarihi itibariyle cezaevinde olup da kayıtlarına ulaştığı 60 gazeteciden 16’sının basın kartı olduğunu, bu kişiler arasında basın kartı olmadığı için Doğan Yurdakul, Yalçın Küçük ve Ragıp Zarakolu’nun da bulunmadığını anımsatan Oran, “2006’da Türkiye’de 13 gazeteci tutukluyken bugün bu sayının 107’ye çıkmış olması Başbakan ve ona bilgi veren ekibini pek etkilemişe benzemiyor” dedi.

Utanılacak rakamlar

Gazetecileri Koruma Örgütü’nün (CPJ) bir süre önce uluslararası listeyi açıkladığını tutkulu gazeteci sayısının Başbakan Erdoğan’ın öne sürdüğü gibi 6 dahi olsa, Türkiye’yi bu listenin tepesine çıkardığını kaydeden Oran, “Fas, Ruanda, Sudan, Yemen gibi ülkelerde bile bu kadar tutuklu gazeteci yok. Bu rakamlar utanılacak rakamlardır. Biz demokratik bir hukuk devleti diyorsak,  6 değil 1 gazetecinin bile yazdıkları, düşündükleri yüzünden tutuklu kalması utanılacak bir durumdur. Bunun dahi vahametini anlamadılar” dedi.

Gerçeğin sesi duyulmuyor mu?

CPJ’nin dün bir kez daha kınama mesajı yayınladığını aktaran Oran açıklamasında şunları kaydetti:

“Sayın Başbakan, gözünüzü açın, dünya artık size inanmıyor. Son bir yıldır olanlara bir bakın. Başbakanlığın yalıtılmış duvarları arasında gördüğünüz dünya ile gerçek dünya birbirini tutmuyor. Baskı duvarlarınızın arkasında duruyorsunuz, orada gerçeğin sesi duyulmuyor mu? Bu inkârdan vazgeçin, artık gerçeği kabul edin, bugün Türkiye’de o kadar fazla tutuklu gazeteci var ki bu sayıya yaklaşan bir tane demokratik ülke yok.

Artık bizim bu utançtan arınmamız lazım. Türkiye gazetecilerin fikirleri yüzünden hapsedildiği, Başbakanların da gazetelere saldırdığı bir ülke olamaz. İnsanların yazdıkları, söyledikleri, inandıkları yüzünden haksızlığa uğradığı bir ülke, halkın ülkesi değildir, baskıcı bir zümrenin ve karanlığın ülkesidir.

Hakkında mahkeme kararı olmayan insanları peşinen hükümlü ilan ediyor, sivil toplumdan, muhalefetin tüm unsurlarına kadar herkese tehdit yağdırıyor, sarıldığınız öfke dili içerisinde yeni düşmanlıklar, yeni nefret ve kin tohumlarını halkın kalbine ekiyorsunuz.

CHP ile Başbakan arasındaki fark bu. CHP sevginin, kardeşliğin, halkın partisidir. Başbakanın dilinde öfke ve nefret var, bizim dilimizde adalet ve özgürlük türküleri var. Biz tam demokratik, adil bir Türkiye istiyoruz, biz basılmamış kitapların toplatılmadığı, biz masmavi özgürlüğe herkesin kavuştuğu bir ülke istiyoruz.

Bu düzen böyle gitmeyecek. Baskıyla, şiddetle, öfkeyle değil, sevgiyle, kardeşlikle, demokrasinin evrensel ilkeleriyle Türkiye mutlaka buluşacak.  Karanlık ne kadar derin olursa olsun, güneş mutlaka doğacak. Kimse merak etmesin, Türkiye hak ettiği özgür, demokratik, adil ülke olacak.”

Print Friendly, PDF & Email

Paylaşın!

0 yorumlar

Yorum Yap

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir